Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Saba Tümer

Bu konu Basın/Magazin tr forumunda GÜLGECELER tarafından 30 Haziran 2008 (01:40) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
329799 kez görüntülenmiş, 46 cevap yazılmış ve son mesaj 9 Kasım 2009 (13:15) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 30 Haziran 2008, 01:40

Saba Tümer kimdir, nereli, hayatı.

#1 (link)
GÜLGECELER
Ziyaretçi
GÜLGECELER - avatarı
Saba Tümer (1970 - .... )

Saba Tümer
Doğum tarihi5 Aralık1970
Doğum yeriİzmir / Türkiye
EğitimiÜniversite
MesleğiGazeteci,
Haber spikeri, Sunucu, Köşe yazarı, Anchorwoman


4629
Özel İzmir Fatih Lisesi'nden mezun olduktan sonra ikinci tercihi olan Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nü kazandı. Üniversitede okurken akrabası Nuri Çolakoğlu Show TV'yi kurmakla meşguldü ve kendisine asistanlık teklif etti fakat Saba Tümer, bu teklifi annesinin izin vermeyişi sebebiyle reddetmek zorunda kaldı.
Bitirdikten sonra 6 ay Sky TV'de çalıştı ve diksiyon dersleri aldı. Annesinin vefatı üzerine derslere bir süre ara verdi. Sonrasında o zamanın ünlü spikeri Gülgün Feyman'dan diksiyon dersleri almak üzere İstanbul'a gitti fakat Gülgün Feyman kendisine ders vermeyi reddedince emekli TRT spikeri Günay Oğuz'dan ders almaya başladı. Altı ay da Ege TV'de çalışıp sonrasında 4,5 yıl NTV'de günlük haberleri okudu ve bir süre NStyle adlı dergide yazılar yazdı.

NTV'den ( Nilüfer (şarkıcı)'in Reha Muhtar'a tavsiyesi ile ) Reha Muhtar'ın anchorwomanlık teklifi üzerine Show TV'ye transfer oldu ve bir süre Show TV - dış haberler sorumlusu olarak çalışmaya başladı ancak daha sonra SKYTURK'e geçerek Serdar Akinan ile birlikte "Ne Var Ne Yok" adlı programın sunuculuğunu yaptı, sonrasında superpoligon.com'un anketinde "en iyi bayan haber spikeri" seçilerek tekrar Show TV'ye döndü ve "Saba Tümer İle Bu Gece" adlı programı sunmaya başladı.
Bir süre burada gece haberlerini sunmaya devam ederken Okan Bayülgen'in teklifi üzerine "Haber Makinası" adlı programda yer aldı ve aynı günlerde köşe yazarı Pakize Suda ile Star TV'de "Lütfen bu konuya girmeyelim" isimli kadın programını sundu.
Star TV'nin programı yayından kaldırmasından sonra tekrar Show TV'ye geçerek Cem Özer ile birlikte "Haberiniz Var mı?" isimli sabah programını sunmaya başladı, ancak iki ay süren program yayından kaldırıldı.
Bundan sonra gelen dedikodu ve magazin içerikli program tekliflerini redderek yaklaşık bir yıl ekranlardan uzak kalmayı tercih eden Saba Tümer, 31 Mart itibariyle HaberTürk'te "Saba Tümer İle Bu Gece" isimli haber programının sunuculuğuna yeniden başladı.
Saba Tümer, 2004'ten sonra yayınlanan "Saba Tümer İle Bu Gece" programından sonra geniş bir hayran kitlesine sahip oldu. Bayan hayranları saç, ayakkabı ve makyaj konusunda Saba Tümer'i taklid etmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Hayranlarına göre O sadece güzel değil aynı zamanda pratik zekalı, kibar, hazır cevap ve seviyeli bir kadın ayrıca özel hayatıyla hiçbir zaman gündeme gelmemiş olması, Saba Tümer'in hayranları gözündeki değerini daha da arttırıyor.

Saba Tümer ile sıra dışı bir söyleşi

Saba Tümer, kendisini `Kur`an`a bağlı modern bir muhafazakar olarak tanımlıyor ve `Sarışın bir kahkaha`nın ötesindeki sunucunun bilinmeyen dünyasını gözler önüne seriyor....
37377
Yazı boyutunu büyütmek için Ekranların yıldız programcısı Saba Tümer `in bugünlerde deyim yerindeyse başını kaşıyacak vakti yok. Çünkü bir yandan Star `da Pakize Suda ile birlikte hazırlayıp sunduğu `Lütfen Bu Konuy Girmeyelim `, öte yandan CNN -Türk`te Okan Bayülgen `e eşlik ettiği `Haber Makinasi ` ile iki büyük kanalda birden başarıyı yakalamak gibi iddialı bir hedefin peşinden koşturuyor. Yeni Şafak sinema yazarı Ali Murat Güven , yakın geçmişin bu başarılı haber bülteni sunucusu, günümüzün şen şakrak program yapımcısıyla `güzelliğine yönelik` o bitmez tükenmez, bıktırıcı magazinel vurguların oldukça uzağında, kendisini bambaşka bir perspektiften tanımaya çalışan özel bir söyleşi gerçekleştirdi...

SÖYLEŞİ: ALİ MURAT GÜVEN FOTOĞRAFLAR: VOLKAN TUNA
Onunla ilgili olarak internette kısa bir tarama yaptığınızda, hakkındaki yazıların önemli bir bölümünün söze `güzellik` ile girip son noktayı yine `güzellik` ile koyduğunu görüyorsunuz. Oysa ki Türk özel televizyonculuğu, geride bıraktığımız onbeş yılda gücünü Allah vergisi fiziksel avantajlarından alan nice cins-i latif gördü; ama bunların çoğunun ekranlardaki egemenliğinin bir mumun ömrü kadar olduğunu vurgulamak hiç de abartılı bir saptama sayılmaz doğrusu... Saba Tümer de bunca yıllık habercilik ve sunuculuk deneyiminden sonra sırf `hoş kadın` imajıyla anılmaktan dolayı pek mutlu değil; muhtemelen o yüzdendir ki zekasını daha fazla ortaya koyabileceğini düşündüğü iki ayrı programı aynı anda götürerek sistemin geleneklerine karşı açık bir `meydan okuma` içinde. Özellikle de bunlardan birinde, televizyon dünyasının en sivri dilli ve aynı oranda da sivri zekalı çocuğu Okan Bayülgen `e entelektüel düzeyi yüksek bir formatta partnerlik yapması oldukça manidar. Gündüz kuşağı kadın programlarının yıldızı gitgide yükselen popüler sunucusu, bu saptamamız için `Doğruluk payı yüksek` diyor, `Evet, haberciliğe gönül vermiş ve bu işin eğitimini almış biri olarak, hedefim televizyonculukta daha kalıcı bir noktaya doğru emin adımlarla ilerlemek. O yüzden, ekranların iki kalburüstü simasıyla -Pakize ve Okan - iki farklı kanalda omuz omuza programlar yapıyorum. Birinde kadın izleyicilere nitelikli bir sohbet programının keyfini yaşatmaya çalışırken, diğerinde de muhabbetine doyulmayan zeki bir adamla ülkenin başka sorunları üzerine bir tür beyin jimnastiğine katılıyorum. Ve her ikisi de beni gitgide geliştirip olgunlaştırıyor.` `Kadın programı yapmak çok riskli iş` Saba Tümer , yakın geçmişte bazı kanallardaki kadın programlarında aile içi sorunların denetimsiz biçimde sergilenmesinden dolayı yaşanan nahoş olayları da aklının bir köşesine özenle kazıdığını vurguluyor. `Böylesi bir trajediye yol açmamak için partnerim Pakize de ben de azami düzeyde titiz davranıyoruz` diyen Tümer , bu gibi olumsuzluklara Türkiye `nin karmaşık kültürel dokusunu yeterince iyi tanımamanın yol açtığını düşünüyor ve ekliyor: `Ülkemiz, yalnızca İstanbul , Ankara ve İzmir `den ibaret değil. Birbiriyle içiçe geçmiş bir sürü gelenek ve görenek var. Bunların hepsini iyi-kötü tanımak ve ağzınızdan pervasızca çıkan sözlerin ucunun nerelere kadar gidebileceğini önceden kestirmek zorundasınız. Kocası tarafından habire dövülen bir kadını ya da yakınlarının cinsel tacizine uğramış bir genç kızı stüdyoya getirip onu canlı yayında bülbül gibi şakıtmak belki rating açısından çok güzel sonuçlar veriyor. Ama programın sonunda da konuğunuzu bir otobüse bindirip, gerçek anlamda hiç bir sorununu çözmeden ve kendisine herhangi bir koruma sağlamadan dosdoğru köyüne geri yolluyorsunuz. Böyle bir yayıncılık anlayışından ne gibi bir sonuç ummalıyız ki; bir gün önce ekranda suçladığı yakınlarının onu köyün girişinde bandoyla karşılamasını mı? Biz, Star `da yaptığımız programda bu tür yanlışlıklara düşmemeye kesin kararlıyız. Bir kere, çözemeyeceğimiz hiç bir sorunu ekrana getirmeyi üstlenmiyoruz. Bir de iyi niyetli olmayan, televizyon kanallarını hoşlanmadığı yakınlarına karşı bir intikam aracı olarak kullanmak isteyen, şöhret peşindeki kötü niyetli kadın ve erkekler var ki onları da daha yayının en başında hemen farkedip cımbızla ayıklamak gerekiyor. Bu konuda da pür dikkat bir durumdayız. Çünkü bizim programımız bir intikam arenası değil. Yapmaya çalıştığımız şey, kimseyi birbirine kırdırmadan, yepyeni kan davalarına yol açmadan, çeşitli toplumsal sorunları konunun uzmanlarının gözetiminde ekrana taşımak ve tatlı bir sohbet eşliğinde akılcı çözüm yolları önermek. Telefonla bağlanmış bile olsa, program konuklarımın başına bu türden bir olay geldiği takdirde, vicdanım böyle ağır bir yükü asla kaldırmaz benim...` Ah, sayın Başbakan bir gelse... Saba Tümer `in mesleğindeki en büyük özlemlerinden biri de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile tanışmak... Hatta, bu konu onun için öylesine güçlü bir saplantıya dönüşmüş ki Erdoğan ve eşini programına konuk edeceği gün sevinçten adak keseceğini söylüyor. `Karşımızda bizleri yöneten ciddi görünümlü, boylu poslu, sportmen bir adam var` diyor ünlü sunucu, `Ama ben bu resmin arkasında bir başka resim ve ardarda daha bir sürü resim olduğunu düşünüyorum. En öndeki resim, yurt içinde ve dışında yığınla çetrefilli meseleyle uğraşan biri; 75 milyon insanın daha iyi bir dünyada yaşaması için kıyasıya boğuşuyor. Arkada ise özel hayatı artık iyice daralmış, çoluk çocuğunu bile doğru düzgün göremeyen bir eş ve bir baba duruyor. Sözgelimi, Sayın Başbakan`ın geçenlerde televizyonda çocuklarından söz ederken dayanmayıp ağlaması beni çok etkiledi. Kesinlikle rol yapmıyordu. Bence o sık sık ağlayan, son derece duygusal bir insan. Çeyrek asırdır denize girmeyen ya da sinemaya gitmeyen eski kuşak politikacılarımıza göre çok daha gerçek, hayatı bütün boyutlarıyla yaşamaya çalışan bir politikacı Erdoğan. Pakize ile and içtik, bir gün kendisini bizim programa, hem de sevgili eşiyle birlikte çıkartacağız ve de onlarla tek kelime siyaset konuşmayacağız. Soracağımız sorular bütünüyle `Vatandaş Erdoğan`a ilişkin olacak. Eşiyle, çocuklarıyla ve ebeveynleriyle duygusal ilişkileri, sevdiği yemekler, gençliğinde nasıl bir adam olduğu, eşini ilk gördüğünde neler hissettiği, içine ukte olan büyük özlemleri, ülke meselerinden iyice bunaldığı anlarda kafasını nasıl boşalttığı, Allah ile ilişkileri ve dua ederken ondan neler istediği gibi...` Tümer , sözün burasında `Allah dedim de... Allah aşkına, bana bu büyük hayalimi gerçekleştirmede yardımcı olun` diyor, `Sahi, çevresindeki o danışmanlar ordusunu aşıp Sayın Başbakan`ı programımıza nasıl davet edebilirim? Belki de Yeni Şafak `ın ona birazcık daha fazla nazı geçer, ne dersiniz?` Sohbetimizin noktalarken, hiç bir garantisi olmasa da bu konuda gönüllü elçilik yapacağımıza dair söz veriyoruz muhatabımıza. Eh, elçiye zeval olmaz demişler; bizden o `danışmanlar ordusu`na duyurması. Ekranların şen şakrak ikilisi Saba Tümer ve Pakize Suda , Star `ın başarı grafiği her geçen gün yükselen programı `Lütfen Bu Konuya Girmeyelim `de en ciddi konuya girmek ve Başbakan Erdoğan ile eşini canlı yayına konuk etmek istiyorlar. Umarız, sesimiz -bu gibi konulardaki talepleri mümkün olduğunca kırmamaya çalışan- Sayın Başbakan`ın kulağına kadar gider de Türk televizyonculuğu son yılların en keyifli, en sıradışı sohbet programına sahne olur. `Haber diye magazin okumaktan bıkmıştım` - Popüler bir haber bülteni sunucusuyken o fasla ansızın bir set çekip Star `da öğleden sonra kuşağı için kadın programı yapmak nereden aklınıza esti? Ben, bu meslekteki başlangıcım itibarıyla bir haberciyim. Ama yıllarca emek verdiğim haber spikerliğini, biraz da kırgın bir biçimde bıraktım. Çünkü artık haber okumaktan zevk alamaz hale gelmiştim. Lütfen söyler misiniz, şu anda Türk televizyonlarındaki haber bültenleri bize ihtiyacımız olan iç ve dış haber akışını mı sağlıyor, yoksa `haber magazini` mi üretiyor? Ekran başına haber bülteni izlemek için geçtiğimde, bir-iki istisna haricinde, dünyadaki güncel gelişmelerden haberim bile olmuyor benim. Haber merkezlerini sarıp sarmalayan bu magazin saplantısı yüzünden, yayının ardındaki kişilerle pek çok kez tartıştığım olmuştur. Yıllarca, gücümün yettiği en noktaya kadar, tıpkı bir redaktör gibi, elime tutuşturulan yüzeysel, gayrıciddi metinlere müdahale edip durdum; ama sonunda da dayanamayıp bıraktım bu işi. Program sunuculuğuna da biraz daha inisiyatif kullanabileceğime, kafamdakileri ekrana biraz daha özgürce taşıyabileceğime inandığım için geçtim. Şu anda Star `da ve CNN -Türk`te yaptıklarım bir tür haberciliktir aslında. Pakize ve Okan ile sunduğumuz her iki programda da yüzeyde magazincilik yapar gibi görünürken, aslında son derece ciddi konulara parmak basıyoruz. Bence, seçtiğimiz konular ve konuklarla mevcut haber bültenlerinden çok daha derinlikliyiz. `RTÜK çok faydalı bir kurum` - Sizce, ülkemizde son on yılda cinsel suçların ve şiddete eğilimin bu denli artmasının, özel televizyon kanallarının gitgide daha fazla seks ve şiddet içerikli programlar yayınlamasıyla doğrusal bir ilişkisi olabilir mi? - Böyle bir etki-tepki ilişkisi var ne yazık ki... En azından, yıllarca habercilik yapmış, nice cinayet ve tecavüz haberi okumuş, üstelik de bunların faillerinin eğitim düzeylerini yakından gözlemlemiş biri olarak, yapılan yayınların kitleler üzerindeki olumlu olumsuz etkilerini artık kafamda eskisinden çok daha sağlıklı biçimde tartabiliyorum. Televizyonlar, bu rating çılgınlığı içinde yığınlardan ilgi göreceğini düşündükleri her şeye, ahlaki açıdan getirisini götürüsünü çok fazla düşünmeden saldırıyorlar. Sektörde mutlaka onları dizginleyecek bir makam olmalı. Ki bu noktada RTÜK`ü çok yararlı bir üst yapı kurumu olarak görmekteyim. Dünyanın bütün uygar ülkelerinde de benzer türden kurumlar var zaten. RTÜK , radyo ve televizyon yayıncılığına mutlaka sistematik biçimde müdahil olmalı. Hatta, bana kalırsa bugünkünden çok daha fazla müdahil olmalı, raydan çıkanları anında hizaya getirmeli. Ama bu müdahale anlayışı farklı fikirlerin özgürce dile getirilmesi noktasında değil, çocukları ve gençleri zararlı yayınlardan koruma noktasında yoğunlaşmalı. Yani, siyasal sansür mekanizması gibi çalışan bir kurum değil, toplumu zararlı mesajlardan koruyan bir kurumdur ideal olan... `Sarışın bir kahkaha`nın ötesindeki Saba Tümer ... İzmirli , Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Henüz 25 yaşındayken, çok sevdiği annesini bir kalp krizi sonucu yitirmesini hayatının en ağır travmalarından biri olarak hatırlıyor. Bu acı da onu hayat karşısında daha bir dayanıklı kılmış. Yay burcu. Bu ona -kendi ifadesiyle- hafiften muzip ve alaycı bir mizaç kazandırıyor. Mesleğe 1990`ların ortalarında, İzmir`in yerel kanalı Sky TV`de muhabir olarak başlamış, bir süre sonra da sunucu olmuş. Ardından esaslı bir diksiyon dersi alarak, sunuculuğa bölgenin diğer büyük kanalı olan Ege TV `de devam etmiş. Ege `deki çömezlik yıllarından sonra ise 1997`de `medyanın kalbi` İstanbul `a, o günlerde yeni kurulmakta olan NTV `ye transfer olmuş. Sonrasını ise pek çoğumuz biliyoruz zaten; bu kanaldaki başarılı çalışma yıllarının ardından, uzunca bir süre de Reha Muhtar `ın yönetimindeki Show Haber `de görev yaptı. İşini yaparken en nefret ettiği şey, topluma bilimsel bir meseleyi anlatmak üzere stüdyoya konuk olan bilim adamlarının o meseleyi yalnızca kendilerinin anlayabilecekleri kadar ağdalı bir dille anlatmaları... İster ilahiyat isterse de jeoloji olsun, yalnızca `bilim dili`ni`halk dili`ne çevirebilen bilginlerin toplumun üzerinde pozitif etkileri olabileceğine inanıyor. Televizyonculuk camiasında özellikle kahkahasıyla meşhur. Bu özgün kahkahayı şimdilerde Star `daki programına da taşımış durumda. Kahkahasını bir hafiflik gösterisi olarak görenlere ise tepkili; `Ben o ekranda kasvet saçmak için değil, bir hoş sada bırakmak için varım` diyor. Türkçesine çok güveniyor; dili başarıyla kullanmasının ardındaki isim olarak ise kendisinden sunuculuk dersi aldığı TRT eski başspikerlerinden Günay Oğuz `u gösteriyor. Farklı toplumsal kesimlerden kadınların onu sevmesinin sırrını `ekranda doğal olmasıyla` açıklıyor. Allah `a inanıyor, kendisini `Kur`an`a bağlı modern bir muhafazakar` olarak tanımlıyor. Haftada bir düzenli olarak Yasin okuduğunu belirtiyor Ak Parti `nin özellikle AB yolunda ve ekonomik alanda çok ciddi başarılar kazandığını düşünüyor. Ancak AB üyeliği konusunda oldukça umutsuz. Hıristiyan Avrupa `nın Müslüman bir Türkiye `yi içine sindiremeyeceğine inanıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , şu an için ülkedeki favori politikacısı. `Onu yüz yüze görmek hiç kısmet olmadı, ama kendisini gerçekten çok beğeniyor ve tanışmak için can atıyorum` diyor. Başörtülü kadınlardan bireysel olarak rahatsız değil; ama tesettürün bazı hassas kurumlarda `dindar kadın` `dindar olmayan kadın` türünden gerilim ve çatışmalara yol açabileceğine dair bazı endişeleri var. `Nasıl bir Türkiye özlüyorsunuz?` sorusuna verdiği cevap ise tek kelimelik: `Huzurlu...`
Son Düzenleyen careless_WhispeR; 1 Ağustos 2009 @ 18:12. Sebep: Aktif Linkler Kaldırıldı...
Benzer Konular: Etiketler:
  • saba tumer biyografi
  • saba tumer biyografisi
  • saba tumer hayati
  • saba tumer kac yasinda
  • saba tumer nereli
Rapor Et
Reklam
Eski 22 Mart 2009, 12:36

Saba Tümer

#2 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
Saba Tümer İle Yapılan Röportaj

325053008867f1348d5bb

g18425426844961oy5

267abbacaa25b5448eff23c
Rapor Et
Eski 22 Mart 2009, 13:41

Saba Tümer

#3 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
Saba Tümer ile yapılan Röportaj...

Televizyonculuğa nereden başladınız?


İzmir'de Ege üniversitesi İletişim Fakultesinden mezun oldum. Altı ay kadar Ege TV'de çalıştım. Sonra'da NTV'de çalışmaya başladım.

Spikerlerin ekrandaki duruşları biraz daha mesafeli ve resmi oluyor. Ama siz çok dinamik ve güleçsiniz...

Doğru. Çünkü spikerseniz eğer sadece belden yukarınız görünüyor. Sanki yemez, içmez, uyumaz bir insan gibi algılanıyorsunuz. Ama biz de herkes gibi canlıyız.

Karşımızda gülen bir kadın oturuyor. O ciddi haberleri sunarken içinizden hiç gülmek gelmedi mi?

Hayır. Çünkü o zaman siz haberin ciddiyetine giriyorsunuz. Çünkü memleketteki haberler o kadar korkunç ki. Açıkçası deprem, kaza haberlerini duyunca gülmek aklınıza bile gelmiyor.

Sizin Gülgün Feyman'la yaşadığınız bir olayınız var. Bir takım şanssızlıklar olmuş ve ders alamamışsınız…

Ya da bir şekilde şansla alamamışım.

Yani ders almadığım için şanslıyım diyorsunuz…

Evet. Çünkü ben ondan ders alamamayı şanşsızlık olarak değil bir şans olarak görüyorum. O ders bana verilmedikten sonra ben İzmir'de o isimlerin hocasını buldum. Eski TRT başspikerinden çok iyi bir ders aldım. Öteki türlü altı ay bir ders alacaktım belki de bu kadar iyi olmayacaktım.

Kırgın mısınız peki?

Hiç kırılmadım ki. Biraz o dönem içinde hayal kırıklığım olmuştu ama sonra geçti. Hiç bir şey tasadüf değil zaten.

Sizin spikerlik maceranız ne kadar sürdü?

10 yıl kadar.

Ne zaman vazgeçtiniz?

SKY Türk'te haber programı sunarken fark ettim sıkıldığımı. Sonra 'Ne var Ne yok' adında Serdar Akinan ile birlikte program yapmaya başladım. Sonra beni tekrar Show TV'ye çağırdılar "Haber yapacaksın" dediler. Ama ben haber yapmak istemiyordum.

Sonra ne yaptınız?

SKY Türk'teki Haber Müdürüm teşvik etti. Salih Zeki bir gün yanıma geldi. "Bu haber spikerliği seni kesmiyor." dedi. "Nereden anladınız" dedim.

Nereden anlamış?

Bilgisayarlara çok meraklıydı. Şöyle bir örnek vermişti o zaman. "Bilgisayara bir veriyi verirsin, onu alır ama senin beynin başka çalışıyor. O veriyi alıyorsun ama bambaşka birşey çıkarıyorsun. Senin bu enerjiyi göstermen lazım." dedi. O söylediğim dönemde de savaş başlamıştı. Savaş ile ilgili haberler sunacaktım.

Peki bu tarz savaş, felaket haberleri sunmak, sizde travma yaratmadı mı?

Olmaz mı? Bu tarz haberleri sundukça psikolojiniz de bozuluyor. Arabayla giderken şarampolden aşağıya yuvarlanan haber senaryoları yazıyorum kafamda. Uçakta gidiyorsam bir başka uçak kazası. Paranoyak olmak üzereydim.

Sonra..

Serdar Akinan konuştuğumuz da "Hadi gel bareber program yapalım" dedi. Ben program yapmayı daha çok sevdim. Tabi ki özünde haberciyim. Benim hedefim Ana Haber bülteni sunmaktı. Ama beni hiç bir yol oraya getirmedi. Daha ne kadar savaşacaktım. Yaşım da ilerledi. Kulvar değiştireyim belki daha farklı olur dedim. Şuanda da memnunum.

Siz bir dönem Okan Bayülgen'le de çalıştınız neden devam etmedi?


Çünkü ikili program farklı. İkili yapmak daha zor. Tabiki o kişilerin karakterleriyle de ilgili bir durum. Pakize Suda'yla ve Okan'la çok uyuşuyorduk ama partnerli çalıştığım zaman kendimi geri çekiyorum. O ön plana çıkmasın ben çıkmayım derken diyolog kuramıyorum. Kendimden verim alamıyordum. Ben bir dönem Ayşe Özyılmazel ve annesi ile de program yaptım. Ama çok yoğun olduğu için bıraktım. Çünkü o kadar hırslı değilim her gün ekranda ben görüneyim derdim yok.

Kadınlarla mı yoksa erkeklerle mi program yapmak daha kolay?


O belli olmuyor ama genelde erkeklerle daha iyi iletişim kuruyorum. Ama program yapmada kadın erkek çok fark etmiyor. Çünkü karşınızda kadında olsa erkek de olsa bir ego.

Peki neden 'Bu Gece'de 'Bu Gündüz' değil?

Çalışmaya bir yıl ara verdim. O bir yıl içinde sokaktaki insan yorumlarından bana gelen mesajlara kadar herkesin isteği beni görmekti.

Neden?

Çünkü Show TV'de beni gece izlemeye alışmışlar. Ben gece seyircisine daha yakınım. Pakize Suda'yla gündüz programı da yaptık ama olmadı. Gündüz seyircisi çok başka.

Nasıl mesela?

Daha farklı şeyler yapmanız gerekiyor. Biz göbek attırmayacağız, ajitasyon yapmayacağız diye yola çıktık ama olmadı.

Gece programı sunmanın gündüzden ne farkı var? Daha mı rahat?

Evet. Gece daha rahat oluyorsunuz. Gündüz sunduğunuzda reyting uğruna saçma şeyler sormak, hemen sadede gelmek zorundasınız ama gece öyle değil. Gece insanlar uyumadan önce tatlı bir sohbet dinliyor. Gündüz koşuşturması gecede olmuyor.

Aldığınız konuklar çok farklı psikolojilerde insanlar ama siz hep aynısınız frekansta uyumsuzluk yaşadığınız oluyor mu?

Tabiki ama onu nasıl ayarladığımı bilmiyorum. Tecrübeyle de ilgili sanırım. Allah'tan gece içinde üç dört konuk birden oluyor. Birini kısa tutsanızda başka bir konuğun konuşmasını uzatabiliyorsunuz.

Konuklarla bir ön görüşme yapıyor musunuz?

Yapmıyorum.

Program'da tanışıyorsunuz o zaman…

Tabi. Çünkü programdan once sohbet ettiğiniz zaman o sohbet esnasında anlatıklarını programda anlatmıyorlar. Psikolojik bir şey bu. O yüzden gelen konuklarıma sadece selam veriyorum.

Kahkaha farklı bir motivasyon.. Herkes kahkaha atamaz. Bu doğal bir tepki mi yoksa konsept mi?

Konsept değil çünkü gülüyorum gerçekten. Tabiki bir elim yağda bir elim balda gibi gözükebilir ama değil. Konuğu çok sevdiğim için de gülmüyorum.

Niçin gülüyorsunuz peki?


Bazen bir konudan diğerine geçiş yapmak için gülüyorum. Bazen de çok sinirlendiğimde öfkem kahkaya dönüşüyor. O gülüşün çok çeşitli halleri var. Beni tanıyanlar hangi gülüşümün neyi anlattığını bilirler.

'Ne kadar da çok gülüyorsunuz' diye dışardan tepki gelmiyor mu?


Gelmez mi! Taksiye bindiğim bir gün telefonla konuşuyordum. Konuşurken de sürekli gülüyordum. Çok şeker bir taksiciydi ve bana "gerçekten gülüyormuşsun" dedi. Etraftan soruyorlarmış “Bu kadın yapmacık mı” diye. "Ben şimdi şahit oldum. söyleyeceğim hepsine" dedi.

Enerji dağıtıyorsunuz o zaman…


Evet öyle söylüyorlar ama bende de enerji kalmıyor bu defa.

Siz bir programınızda herşeye gülerim ama komedi filmlerine gülmüyorum demiştiniz?


Evet. Mesela; televizyonda yapılan sikeçler vardır onlara hiç gülmem. Elma dersen gülerim armut dersen kahkaha atarım ama zorla güldürmeye çalışmaları bana komik gelmiyor. Cem Yılmaz'a ve Yılmaz Erdoğan'a çok gülüyorum. Ama Recep İvedik'e malesef gülmedim. Ama Arog'a çok güldüm.

Hiç gaf yaptığınız oluyor mu?


Çok var. Mesela bazen oyuncu konuk ediyorum ve dizisini seyretmemiş oluyorum. O zaman mutlaka bir pot kırıyorum. Hemen bir SMS geliyor; "Saba Hanım keşke diziyi seyretseydiniz" diye. Ama yapacağım birşey yok. O sırada çalışıyorum çünkü. Pot çok doğal birşey. Bazen 'Ay rezil oldum' diyorum onu da seyirciyle paylaşıyorum. Kafamı kameraya vuruyorum bunu izleyiciye söylüyorum.

Yaptığınız gafları düzeltmek için bir çaba harcar mısınız, yoksa olduğu gibi mi bırakır sınız?

O konuyla ilgili bolbol soru soruyorum. Bir yazar davet etmişsen ve o kişinin kitabını okumadıysam o konu hakkında çok soru soruyorum.

Peki samimiyetin ölçüsü nedir?

Samimiyetle laubualilik arasında çok ince bir çizgi var. Onu ayarlayabilmek çık önemli. Samimiyetin bir doz ilerisi laubaliliye giriyor ki ona benim tahamülüm yok. Bana da yapıldığı zaman çok kızıyorum. Ben de o çizgiyi korumaya çalışıyorum.

Tanıdığınız, arkadaşınız olduğunuz kişilere, soru sorarken torpil geçtiğiniz oluyor mu?

İyi tanıdğım insanda çok zorlanıyorum. Arkadaşım olduğu için bir çok şeyini biliyorum. Yayın esnasında o dengeyi ayarlamanız lazım. Karşı tarafı rencide edip üzmeyeceksin. Çok fazla konuşturmayacaksınız ama konuşturmanız da lazım, zor bir durum.

Sorularınızla kimi açamamışsınızdır mesela?

Çok açamadığım konuk yok. Ama Kadir İnanır'ı açamamıştım. Onu da zaten açamayacağımı biliyordum. (gülüşmeler) Bakışları duruşu soru sorarken bir ayar veriyor size. Ne zaman masayı terk edeceği belli değil. Tedirgin oluyorsunuz o yüzden. Giderse ne yapacağım diye düşündüğüm oldu.

Eleştirilere nasıl tepki veriyorsunuz? Sizin için önemli midir insanların söyledikleri?

Kimisi "Allah sizi daha çok güldürsün" diye mesaj atıyor. Kimi ise iğrenç kahkaha atıyorsunuz diyor. Kimi çok şık olmuşsunuz derken kimi ise üzerinizdeki bluz ne biçim diyebiliyor. Herşeye karışıyorlar. Çok önemsemiyorum. Ama ailemin yaptığı eleştirileri önemserim.

Programınıza kim gelse heyecanlanırsınız?

Emine Erdoğan'la Tayyip Erdoğan'ı programıma konuk etmeyi çok istiyorum. Tamamen siyaset dışında bir baba ve bir anne olarak, onlarla evli bir çift gibi konuşmak istiyorum.

Televizyonculuk zor. Nasıl başa çıkıyorsunuz?

Cok yıprandım aslında. Bu nedenle bir sene ara verdim. Karşıdan çok güzel gözüküyor. Tabiki her yerde Bizans var ama medyanın içinde olmak daha farklı. Sürekli muz kabuğunun üzerinde yürüdüğünüzü düşünün. Herkes birbirinin yüzüne karşı çok güler yüzlü ama aslında kimin ne olduğunu anlayamıyorsunuz. İzmir'de böyle şeyler yoktu. Herşeyin bir stratejiyle yürüdüğünü bilmiyordum.

Artık bu işi bırakmalıyım diye düşündünüz mü?


O duyguya hiç kapılmadım. Savaşmaktan çok yorulmuştum ama işimi çok seviyorum. Ama tabi şunu da öğrendim. Doğru zamanda doğru yerde olmanın, doğru kişilerle diyalog kurmamın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Arkadaş çevrem dışında çok fazla insanla görüşmem. Bu konuda muhafazakarım. Herkes evime girip çıkamaz.

1 yıl içinde neleri gördünüz?

Size çok yakın davranan kişilerin nasıl iki yüzlü olduklarını gördüm. İki ay sonra telefonum çalmadı. Daha iyi oldu ama daha çok güçlendim. Zordu tabi.

Yaptığınız işte en önemli şeyi sıralar mısınız?

Vitrin, bilgi, iletişim...

Hepsi. Hiç birini birbirinden ayıramazsınız ki. Çok güzel olursunuz şansınız yaver gitmez oturursunuz. Paket program gibi.

Biraz patavazsızım

Televizyonda kendinizi izliyor musunuz?

Bazen uykum kaçtığında sabaha karşı tekrar program oluyor onu izliyorum. Sormam gereken soruyu sormadığımda kendime kızıyorum. Seyretmesem de eve geldiğimde hala o konukla konuşuyor oluyorum. Bazen "Ay yine çok gülmüşüm" diyorum. Teyzem, kardeşim fazla objektiflerdir. Yayındayken teyzemden bir mesaj geliyor "Bu ne biçim saç" diye. En ağır onlar eleştiriyor.

Siz kamera kapandığınız da değişir misiniz. Kaç maskeniz var mesela?

Ben bildiğim kadarıyla aynıyım. Oynayamam, uğraşamam daha doğrusu. Fazla patavazsızımdır. Sevmediysem de sevdiysem de söylerim. Söylemesem bile bakışlarımla belli ediyormuşum öyle diyorlar.

En çok keyif aldığınız konuk…

Pop Star Alaturka yarışmasından Mehtap'tan çok keyif aldım. Bir de Sergen Yalçın'dan.

Hoşlanmadığınız konuk…

Oldu. Ben bu kişiye nasıl tahamul etmişim dediğim kişiler oldu. Ama isim vermeyim.

Her eve lazımsın diyorlar

Siz çok evlenme teklifi alıyor muşsunuz. Nasıl teklifler bunlar?

Evet. Program esnasında SMS gönderen insanlardan çok alıyorum. "Sizinle evlenmek istiyoruz. Her eve siz lazımsınız"diye.

Şımartıyor mu insanı bu ilgi? Evliliğe yaklaştırıyor mu?

Ne yaklaştırıyor ne de uzaklaştırıyor. Ama tabi duymak sizin hoşunuza gidiyor. Hiç kimseye ben bugün evlenme teklifi aldım evlenmeyi düşünüyorum demiyorum. Kariyer için evlenen insanlardan da olamam. Benim için hep önemli olan ayaklarımın üzerinde durabilmekti. Hep bu önemli olduğu için evlilik veya aşkı arka planda tutmuşum bilmeden.
Resimler...
melekbaykalsabatumerkah

sabatumerson

6074541
Rapor Et
Eski 22 Mart 2009, 14:22

Saba Tümer

#4 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
saba11

n5579161164519099547445

n5579161164519098758464
Rapor Et
Eski 22 Mart 2009, 15:42

Saba Tümer

#5 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
"Tanıdığım bütün erkeklerden daha delikanlıyım"
“Televizyonun ölü saatleri” diye nitelediği geceyarısında insanları ekrana bağlayan, izleyicileri tatlı bir tebessümle uykuya göndermeyi amaç edinen Saba Tümer’le çok samimi bir röportaj gerçekleştirdik.
Son dönemde ekranın parlayan yıldızlarından biri... Seviliyor, çünkü özel hayatında nasılsa ekranda da öyle. “Saba Tümer ile Bu Gece” programının çok izlenmesinde, kendi olmasının payı büyük. Her zamanki gibi muziplikleri, kahkahaları, hınzır soruları hem stüdyodaki çalışma arkadaşlarını hem de konuklarını eğlenceli bir yolculuğa sürüklüyor. İşin en güzel yanı, o da bundan keyif alıyor. Üstelik o bunu hep yapıyor. Vazgeçmeye de niyetli görünmüyor. Bu yüzden röportajımız da kahkahadan, muzipliklerden nasibini fazlasıyla aldı.


Herkes sizi konuşuyor. Hızlı bir çıkış yaptınız.
Saba Tümer:
Samimiyet prim yaptı. Eskiden hep sahtelik yapılıyordu. Artık insanlar samimiyetin iyi bir şey olduğunu fark etti. Meğer hep onu istiyorlarmış. Ben zaten hep öyleydim.
İzmirli’siniz. İzmir’den İstanbul’a yolculuk nasıl oldu?
S. Tümer:
İzmir’deki basın yayında okuyan Saba ile şimdiki Saba arasında dağlar kadar fark var. Hayal ettiğim yerde miyim? Evet. Kolay mı oldu? Hayır, çok zordu. Özellikle annem öldükten sonra. İki kardeş zoru başardık. Ben kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Röportaj yaptığınız çoğu insan ya birinin karısı ya da kızı, akrabası.
24 yaşında annenizi kaybettiniz.
S. Tümer: Beni çok katı yaptı. Birincisi büyük bir şoktu. Sonra teyzem kalp krizi geçirdi. Bu da ikinci şoktu. Sonra hayatla bir şekilde dalga geçmeye başladım. Canın kadar sevdiğin insan gitmiş, artık kimsenin önemi yokmuş gibi geliyor. Çok fazla kimseyi içine sokmamaya başlıyorsun. Hep bir set çekiyorsun veya bir yerde ‘arıza’ veriyorsun. Koskoca bir duvar örmüşsün önüne ve bunun sen bile farkında değilsin. Şu anda kendi içime girmeye çalışıyorum ama kendim bile giremiyorum.
Gerçekten derinlere inmek istiyor musunuz?
S. Tümer:
Bir şeyleri çözmem lazım. Hayat devam ediyor. Yeniden sevmeyi öğrenmek lazım!
Öyleyse bu seti aşkta da çekiyorsunuz, öyle mi?
S. Tümer:
Evet, evet. Esas aşkta bu seti çekiyorum. Bütün hayatımda.
Bu, ‘güçlüyüm!’ vurgusu mu?
S. Tümer:
Güçlü müyüm? Evet güçlüyüm. Ama belki de kendimi olduğumdan daha fazla güçlü gösteriyorum.
Bir röportajınızda kendinizi ‘Kuran’a bağlı muhafazakar’ olarak nitelendiriyorsunuz. Bu uhrevi duygulara nasıl geldiniz?
S. Tümer:
‘Kuran’a bağlıyım’ dediğim şey; insanın kendisini bulması, kendini sevmesi, birlik – bütünlük içinde, kendisiyle barışık olması, iyi bir insan olması, işin özü bu. Zaten hepimiz onu aramıyor muyuz? O tekamüle ulaşabilmek, o sevgiye... Onun için de bir şeyler yapıyorsun: meditasyon, Uzak Doğu felsefesi ile ilgileniyorsun, bazen Kuran-ı Kerim, bazen Mevlana okuyorsun. Bir şekilde tüm bunlarla ilgilenme ihtiyacı hissediyorsun.
Siz fazla delikanlı mısınız?
S. Tümer: Fazla dobrayım. Doğrusu tanıdığım bütün erkeklerden daha delikanlıyım. Düşündüğümü söylerim. Hissettiğimi belli ederim. Birini sevmiyorsam da bir şekilde belli ederim ya da uzak dururum, kaçarım. Senin bir hareketin bana ters geliyorsa, çıkartırım seni hayatımdan. Netim, net. Kimseye yalakalık yapmam. Bu iyi mi? Evet, ben buyum.
Bu korunaklılık aşkı coşkuyla yaşamanıza engel olmuyor mu?
S. Tümer:
Aşkta da duygularımı çok fazla belli edemiyorum. Bunu son ilişkimde çözdüm. Özeleştiri yapınca ortaya çıktı.
Erkekleri çözdünüz mü peki?
S. Tümer: Ayyyy! Onların çözülecek hiçbir yanı yok. Nesini çözeceksin? Hepsi birbirinden acayip! Belki de çok fazla çözmeye de çalışmadım. Bence insanları olduğu gibi kabul etmek lazım.
Yani erkekleri hemen hayatınızdan atarsınız, öyle mi?
S. Tümer: Evet. Tabii ki karşındakilere şans veriyorsun. Bir, iki tamam ama üçüncüde bakışlarım değişiyor. Bakışlarımı kontrol edemiyorum; pisliğe bakar gibi bakıyorum. O zaman hayatımdan çıkarmam gerekiyor, çünkü bana zarar verecek. Negatifi salgılamaya başlıyorum.
Günümüz fast – food ilişkilere ne diyorsunuz?
S. Tümer:
Kadın kendi ayakları üzerinde durabiliyor. Ve daha bencil olabiliyor. Erkeklerin de canına minnet. Onlar da bu çarka uyuyorlar. Bu zincirleme biçimde gidiyor. Kimsenin suçlanabileceği bir durum yok ortada. Sonuçta ne istediğini biliyorsan mutlu olabilirsin, istediğin ilişkiyi de bulabilirsin. Ama ne istediğini bilmiyorsan bocalayacaksın; o, bu, şu...
Siz ne istediğinizi biliyor musunuz?
S. Tümer: Biliyorum. Ben deneme – yanılma ilişkilerine girmem. Benim için her zaman ön planda olan işim. Çok özverili bir insan olması lazım. Kısmet!
Başka dönüşümler içinde olur musunuz?
S. Tümer: Ben öyle planlar yapmayı sevmiyorum. Akışına bırakmayı seviyorum. ‘Plan yaparken Tanrı gülermiş’ diye bir laf var ya, tam bizim sektörümüze uygun. Ama tek bildiğim bir şey var ki yaşlandığımda Monte Carlo’da yaşamak istiyorum. Sakin, huzurlu, rahat!
Sosyal yaşamınız uçlarda mı?
S. Tümer: Ben Yay burcu olduğum için her şeyi uçlarda yaşıyorum. Evet, bol eğlence. Çok iş, evet çok iş. Huzuru da arıyorsun. Gece programdan sonra eve dönüyorum, kitap okuyorum, dinleniyorum. Pazarları da evde geçirmeyi seviyorum. Eğlenebileceğime inandığım her yere giderim. Hiç bilmediğim ‘ucubik’ bir yere gitmem. ‘Tiki’ eğlenceleri de sevmem.
Kahkahalarınız da size hep soruluyor. Bu gerçekten yürekten gelen bir şey mi? Siz hep böyle mutlu musunuz?
S. Tümer:
Kahkahalarım bir kere yapmacık değil. Bazen programın temposu içinde hiç olmayacak bir yerde de gülüyorum. Bunu misyon edindim. Her şey o kadar ağlak ki. Bizim sloganımız da, ‘Sizi tatlı bir tebessümle uykuya göndereceğiz’. İşte verdiğim sözü tutuyorum.
Kuralları seven biri değilsiniz...
S. Tümer:
Sonunu düşünmeden yaşamayı seviyorum. Gözüm karadır. İmaj hiç umurumda değil. Sokağa çıktığımda eğlenmeliyim. Kim ne demiş, kim beni dans ederken görmüş, kim beni eğlenirken görmüş?. Etrafımda kim varmış, yokmuş diye bakmam bile. Eğer bir yerden veya ortamdan çok sıkılırsam kalmam, hemen ‘kaçarım.’ Arkadaşlarım ilk başlarda bozuluyorlardı. Kendimi çok sıkarsam da bayılıyorum. Gençliğimde ‘ayıp olmasın’ diye idare ediyordum. Şimdi kendimi daha çok seviyorum. Şimdi ne istediğimi daha net biçimde biliyorum. Biraz bencil bir röportaj oluyor ama ne yapayım?
Peki çok ‘dost kazığı’ yediniz mi?
S. Tümer: Hayal kırıklığı hissediyorsun. Sonra kendine suç buluyorsun. ‘Cin gibi geçinirsin, nasıl bu kadar yedin?’ dersin. Sonra tüm bu duyguların çatışması çıkar. Hem kendine, hem karşındakine kızıyorsun.
Sizinki nasıl bir olgunlaşma süreciydi?
S. Tümer: Annemler dört kız kardeşler; eniştemler, kuzenler... İtalyan aileleri gibi çok kalabalık bir aileydik; hep beraber büyüdük. Hem sevgi dolu, hem de eğlenceli. Okulda da ne istediğimi, nereyi kazanacağımı bilirdim. Öyle hayaller aleminde değildim. Kapasitemi biliyordum, öyle ders çalışmayı da sevmiyordum. Adil bir insanımdır; kendiminkini de insanların haklarını da savunurum. Herkes benim avukat olacağımı bekliyordu.
Rakip programlar için ne diyeceksiniz?
S. Tümer: Televizyonlardaki ölü bir saati canlandırdım. Şimdi herkes o saatleri doldurma peşinde karşıma insanlar çıkartmaya çalışıyorlar.
Reha Muhtar da program yapıyor. Siz birlikte de çalışmıştınız.
S. Tümer: Eski patronlarım rakibim oldu. Benim için güzel bir duygu, çok gurur verici.
Bakalım reyting savaşlarında ne çıkacak?
S. Tümer: Ben birinciyim. Hani Hülya Avşar’ın bir sözü vardı: ‘Bir belli; iki ile üç göstersin kendini.’


Kaynak:Hürriyet Magazin...

liveimageskelebekhaberge

liveimageskelebekhaberg

liveimageskelebekhaberg




Rapor Et
Eski 22 Mart 2009, 17:22

Saba Tümer

#6 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
‘Dişi Reha Muhtar olmak iyi bir şey’

Saba Tümer kendisi hakkında yapılan “Dişi Reha Muhtar” yorumları için “Bence iyi bir şey, ‘Dişi Reha Muhtar’ olmak. Reha Muhtar bir döneme damgasını vurmuş bir insan” diyor

Türkiye’de spiker ve sunucu çok, ama birçoğu salt bir görüntüden ibaret. Arkalarında bıraktıkları hiçbir iz yok.
Saba Tümer ise arkasında sadece kalın izler değil, efekt de bırakanlardan. Bir kahkahası bile onu anlatmaya yeter.
Daha önce Show TV’de yaptığı gibi yeni yeri Habertürk’te de haber verirken eğlendiren yanıyla kendine özgü bir kitlesi olan Saba Tümer’le bu “Cafe Sohbeti”ni gözde mekânlarından biri olan Nişantaşı’ndaki Long Table’da yaptık.

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü bitirdikten sonra 6 ay İzmir’de SKY TV’de çalıştın. Sonra İstanbul’a geldin ve Gülgün Feyman’dan diksiyon dersi almak istedin ama o sana ders vermedi, niye?
Ege Üniversitesi’nde okurken SKY TV’den bana teklif gelmişti. Tam başlayacakken annem öldü. SKY TV bana diksiyon dersleri aldıracaktı, o yüzden onu kaçırdım. Ondan sonra çalışmaya başlamadan önce Nuri Çolakoğlu aracılığıyla randevu alındı kendisinden. Pılımı pırtımı topladım, geldim ama Gülgün Hanım vermedi ders, geri döndüm.

Niye vermedi?
Nuri Bey’e “S’leri patlıyordu, çok uzun süreli bir eğitim gerektiriyordu” demiş. O dönem o da annesini kaybetmişti, belki de onun etkisi oldu.

Sonra karşılaştınız mı hiç?
Bir kere karşılaştık.

“O diksiyon dersi vermek istemediğin kız benim işte” demedin mi kendisine?
Demedim, çünkü biliyordu benim olduğumu... O dönem telefonlarıma bile çıkmamıştı. Cep telefonu da yoktu o zaman. Bir arkadaşın evinde kalıyordum. Bakkala bile gidemiyordum, su falan almaya. Hani olur da arar diye... Bir baktım üç gün geçmiş hâlâ aramıyor. Aradım Nuri Bey’i dedim ki ne telefonlarıma çıkıyor, ne de arıyor. O zaman arayınca Nuri Bey, ona söylemiş, çok uzun bir eğitime ihtiyacım olduğunu, o kadar da vakti yokmuş. Çok havalı gelmiştim İstanbul’a Gülgün Feyman’dan ders alacağım diye ama kös kös döndüm. Her işte bir hayır vardır. İzmir’de TRT eski baş spikeri Günay Oğuz’u buldum. Hepsinin hocası yani.

Acaba “Bu kızdan spiker, sunucu falan olmaz” diye mi düşündü yoksa yarın öbür gün kendine rakip olur diye mi?
Öyle bir şey düşündüğünü düşünmek istemiyorum diyeyim, ama iyi oldu.

İzmir’den İstanbul’a hangi hayallerle geldin, o hayallerin ne kadarı gerçekleşti?

Tabii ki İstanbul’a gelmek, yeni kurulan NTV’de çalışmak çok güzel. Oh dedim çok şükür İstanbul’a gidiyorum, yeni bir hayat beni bekliyor. Annem vefat ettikten sonra İzmir’de kalmak çok zor geliyordu. Kız kardeşim de İstanbul’da okuyordu. Bir şekilde İstanbul’a gelip hem ona sahip çıkmak istiyordum, hem de yeni bir hayat kurmanın vakti gelmişti diye düşünüyordum. İzmir’de çalışınca önünü çok fazla göremiyorsun hem de çok fazla para kazanamıyorsun. NTV’den teklif gelince artık zengin oldum dedim ama hâlâ zengin olamadım. (Gülüyor) O amaçla geldim olmadı, ama güzel işler yaptığıma inanıyorum. İyi ki de gelmişim.

Ekşisözlük’te hakkında yapılan yorumlar arasında “Dişi Reha Muhtar” yorumları da var. Sen kendinde bir “Dişi Reha Muhtar”lık görüyor musun?
“Dişi Reha Muhtar” olmayı kötü bir şey olarak algılamadım. Bence iyi bir şey, “Dişi Reha Muhtar” olmak. Reha Muhtar bir döneme damgasını vurmuş bir insan yani...

Bir gece Altay programına konuk olmuş ve sana, “Senin için bir türkü söyleyeyim. Hangi bölgeden olsun?” demiş. Sen de ona masanın önünü gösterip, “Bu bölge olabilir” demişsin.
(Gülüyor) Olayı tam hatırlamıyorum ama herhalde espri yaptım.

Bu tür başka gafların var mı?
Ohooo gaf dolu benim hayatım. Refah Partisi’nin kapatılacağı dönem NTV’deyim. “Son dakika, çabuk Necmi Hatipoğlu’na bağlanıyorsun” dediler. Ben sandım ki RP’li Yasin Hatipoğlu... Necmi de NTV’ye yeni girmiş bizim Ankara muhabiriymiş. Sayın Hatipoğlu diye devamlı sorular soruyorum. En son yönetmen dedi ki, “Bizim muhabir Necmi Hatipoğlu o” Bir kere de Belkıs Kılıçkaya vardı bizim Paris muhabiri. Bir yayında dilim sürçtü ona da Belkıs yerine Belkıç dedim.

Ekranda rahatlıkla lakaytlık arasındaki çizgiyi karıştırdığın konusunda da eleştiriler var sana karşı.
Ben buna katılmıyorum.

Programa konuk aldığında o insanları evine misafir gelmişler gibi mi görüyorsun?
Onları aynı evde ağırlıyormuş gibi görüyorum. O şöhretin altında kamufle etmeye çalıştıkları öz benlikleri var. Önemli olan onun içine girebilmek. O egosuz cümleyi ortaya çıkarmayı hedefliyorum. Onun için de rahat bir ortamda tatlı tatlı, sanki evde sohbet ediyormuşçasına konuşurken onu çıkartmaya çalışıyorum.

Bazen konuklarına soru yönelttikten sonra ekrana yansıyan müstehzi bir gülüşün oluyor. Bu da sorduğu soruya kendi bile inanmıyor algısı yaratıyor ?
Oluyor tabii. Pohpohlama sorumu, kıvama getirme sorusu oluyor, soruyorsun ama artık seyirci her şeyimi o kadar ezberledi ki hemen anlıyor onu...
‘Televizyonculukta çok iyiyim ama bir yıl işsiz kaldım’
Habertürk’e başlamadan önce bir ekran yıldızı olmana rağmen bir yıl işsiz kaldın. O süreç sana neler öğretti?
Çok sancılı bir süreçti. Çünkü ben televizyonculukta çok iyi olduğuma inanıyorum. Bir sene boyunca bekleyecek bir insan değildim. Ama beklemeyi ben tercih ettim. Gündüz kuşağını denedim ve bana uygun olmadığını anladım.

Bundan sonra da hep “gecelerin kadını” mı olacaksın?
Benim izleyicim gece. 1.5 sene gündüz programı yaptığımda ve sonrasında çalışmadığım bir yıl boyunca gelen e-postalardan, söylenenlerden onu anladım. Beni ekranda hep gece görmek istiyorlar. Ben de gece daha bir verimliyim, benim de kafa gece daha fazla çalışıyor. Şimdi çalıştığım için gece 04.00’te yatıyorum, çalışmadığım dönemlerde de en erken 01.00’de yatıyordum.

Bu “gece kadını” trafiği erkek arkadaş barındırabilen bir sistem midir?
Hayır. Valla o çok zor. Erkek arkadaşın olunca adamın 08.00’de ya da 09.00’da gittiği bir işi oluyor. O bakımdan çok zor. Denedim olmadı, ben de işi tercih ettim. (Gülüyor)
Konuşturmak için oynuyor
En yakın dostun kim?
Kız kardeşim Eda.

En keyif aldığın konuklar?
Sergen Yalçın, Erman Toroğlu ile Şansal Büyüka... İbrahim Tatlıses.

Bazen öylesine samimi bir hava yaratıyorsun ki program bitince sanki yandaki suite geçeceksiniz durumu oluyor.

Yok artık.

Show TV’de İbrahim Tatlıses’i konuk ettiğin program onlardan biriydi mesala.
Bilardo oynadığımız program mı? O dönüm noktası oldu kariyerimde. Karşındakini konuşturabilmek için o samimiyeti kurman gerekiyor.

Ne kadar samimiyet o kadar itiraf diyorsun ama bazen de böyle algılanabiliyor?
O program icabı, iş icabı...

Yani” Oynuyorum orada konuğu konuşturabilmek için” diyorsun?
Tabii.
‘Mutlaka Tarkan’ı çıkartmalıyım’
Keşke yapmasaydım dediğin neler var?
Keşke yapmasaydım diyeceğime yaparım.

İyi ki yaptım dediğin neler var?
İyi ki Reha Muhtar zamanında Show TV’ye geçtim, iyi ki Okan Bayülgen’le çalıştım. İyi ki Erdoğan Aktaş’ın teklifini kabul edip Habertürk’e geçtim.

Mutlaka yapmalıyım dediğin ne var?
Mutlaka programıma Tarkan’ı çıkartmalıyım. Bir de şu dönem İlhan İrem.

Beyaz da Tarkan’ı çıkarmanın peşinde.

O prodüksiyonla yarışamam ben...
10 ismin çağrıştırdıkları
Gülgün Feyman: Hayal kırıklığı
Günay Oğuz: Hayatımdaki en önemli insan
Reha Muhtar: İyi ki çalışmışım
Nilüfer: Show TV’ye geçmeme vesile olan insan
Oray Eğin : Çok özel bir arkadaşım
Arda Turan : Çok severim
Okan Bayülgen: O dönem içinde başıma gelen en iyi şey
Cem Özer: Yorumsuz
Ayşe Özyılmazel: Tatlı kadın
Pakize Suda: Çılgın kadın


Kaynak:Milliyet-Cafe...

Resimler...
a40u

sa37

fft17mf107687
Rapor Et
Eski 22 Mart 2009, 18:12

Saba Tümer

#7 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
candansaba3zb3

sabatumer949

acunilicalisabatumergul
Rapor Et
Eski 22 Mart 2009, 19:31

Saba Tümer

#8 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
Saba Tümer, “Saba Tümer ile Bu Gece”nin 200. bölümünü ve gece programına başlamasının 12. yılını bir partiyle kutladı

Habertürk TV’de hafta içi her gece “Saba Tümer’le Bu Gece”de ünlü isimleri ağırlayan Saba Tümer, programının 200. bölümünü özel bir partiyle kutladı... Taksim Talimhane’de bulunan Portofino Stage’de gerçekleşen davete iş ve sanat dünyasından birçok isim katıldı. Partiye katılan isimler arasında, Beyazıt Öztürk, Meral Okay, Petek Dinçöz, Can Tanrıyar, Oktay Kaynarca, Ece Gürsel, Mehmet Aslan, Melek Baykal, Güven Hokna, Cenk Eren, Yaşar, Esra Erol, Gani Müjde, İclal Aydın, Didem Uzel, Fatih Ürek, Acun Ilıcalı, Pınar Aylin, Başak Sayan da vardı.
Bir konuşma yapan Tümer, “Bugün aynı zamanda bu işe başlayışımın, yani NTV’ye başlamamın 12. yıl dönümünü de kutlamış oldum” dedi ve kendisine destek veren herkese teşekkür etti.

“Eleştirilmek güzeldir”
Konuklarını kapıda tek tek karşılayan Tümer, “Çok mutluyum. Birçok dostum, bu özel günümde beni yalnız bırakmadı. Program tam hızıyla devam edecek. Yapılan eleştiriler beni rahatsız etmiyor. Çünkü eleştirilmek güzeldir, bir şeyler yapıyoruz ki eleştiriliyoruz” dedi.

200. programa pasta kesti
Sürpriz slayt gösterisiyle başlayan gece, Saba Tümer için özel hazırlanan pastanın kesilmesiyle devam etti. Tümer’in konuşmasının ardından sahneye Ferdi Özbeğen çıktı. Özbeğen’in nostaljik şarkıları gece geç saatlere kadar devam etti.

-------------------------
Haber sunmak beni paranoyak yaptı


Spikerlik yaptığı dönemde ruh sağlığının bozulduğunu söyleyen Saba Tümer, “Sunduğum her haber benim başıma gelecekmiş gibi hissediyordum. Bir ara paranoyak olmuştum” dedi

Hafta içi her gece hazırlayıp sunduğu “Saba Tümer’le Bu Gece” adlı programla son günlerin en çok konuşulan ismi olan Saba Tümer, bir dönem sunduğu haberlerin ruhsal durumunu etkilemesi üzerine paranoyak olduğunu söyledi. Türkiye’ye gelen dünyaca ünlü bir astroloğun “Senin misyonun haber sunmak değil” demesiyle hedefini değiştirdiğini söyleyen Tümer “Hedefim ana haber sunmaktı ancak bir türlü gerçekleşmedi. İyi ki de onu dinleyip hedefimi değiştirmişim. Gerçek misyonumu buldum” dedi.

Programdaki başarınızı neye bağlıyorsunuz?

Bir kere Habertürk yönetiminin bana inanmasına, güvenmesine bağlıyorum. Kendi başıma yaptığım programlarda daha önce de bir başarı vardı. Biz yola çıkarken “Sizleri tatlı bir tebessümle uykuya göndereceğiz” diye bir vaatte bulunmuştuk. Bunu yerine getirdik. Tabii ki beş büyük kanalla yarışmıyoruz ama son iki aydır diğer haber kanallarının hepsini geçtik.

Daha önce ikili olarak yaptığınız programlarda bu başarıyı yakalayamadınız. Kendi başınıza program yapmak daha mı kolay?
Tek program yapmak daha avantajlı. Çift olunca ben kendimi geri plana çekiyorum ve kendim olamıyorum. Tek olunca çok rahatım. Programı yürütmek zorunda olmak bana ayrı bir keyif veriyor.

Haber sunuculuğunu bırakıp böyle bir yola girmeye nasıl karar verdiniz?

İlk başta haberlerin içinde 15 dakika konuk ağırlıyordum. O zamanlar programın adını koyacağımız zaman içinde “haber” kelimesi geçsin istemiyorum dedim. Onun üzerine “Saba Tümer’le Bu Gece” koydum adını. Haber olunca daha bir kısıtlayıcı oluyor. Artık haber sunmak istemiyordum.

Neden haber sunmak istemediniz?
Haber gerçekten çok ciddi bir iş. İnsanın ruh sistemini etkileyen bir şey. Yolda giderken “Şarampolden yuvarlanan araba” “Uçağın tekerlekleri açılmadı” gibi metinler geçiyordu aklımdan. Bir ara paranoyak olmuştum. Sunduğum her şey benim başıma gelecekmiş gibi hissediyordum. Hedefim ana haberdi ancak bir türlü geçemedim. Dünyaca ünlü bir astrolog Türkiye’ye gelmişti ve bana “Senin misyonun haber sunmak değil” dedi. O kafamı kurcalamaya başladı ve hedef değiştirdim. İyi ki de değiştirmişim. Gerçek misyonumu buldum galiba.

Konukları seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Gündemde olan ya da gündeme gelmek isteyen konuk oluyor bize. Bizim program herkesin farklı yönünü ortaya çıkarıyor.

Teoman şaşırttı
Konuklarınız arasında beklemediğiniz bir performans sergileyenler oldu mu?

Oldu. Mesela Sergen ve Teoman. Teoman gerçekten hiç beklemediğim bir performans sergiledi. Hiç o kadar açık yüreklilikle konuştuğunu görmemiştim. Sergen’le yaptığım söyleşi de çok keyifliydi.

Peki konuk etmeyi isteyip de ikna edemedikleriniz oluyor mu?
İlhan İrem’i çok istedik ama çıkmıyor. Onun dışında pek olmadı. Brad Pitt’i aramadık tabii (Gülüyor) Acun getirse de biz de nasiplensek .

Canlı yayın, birçok konuk sizi zorlamıyor mu?
Boynum ve sırtım tutulmuş vaziyette. Orada çok rahat gibi görünüyorum ama kasılıyorum. Canlı yayında ağzınızdan çıkacak bir kelime bütün kariyerinize mal olabilir. O saat dilimini doldurmak, sorular sormak zor yani.

Ekranda sanki evinizde sohbet eder gibisiniz.
Oradaki gerginliği bana sor. Rahatım ama geriliyorum canlı yayında. O kadar kasılmaktan çenem falan ağrıyor.

Çeneniz gülmekten ağırıyor olabilir mi?
Olabilir tabii (Gülüyor).

Gülüşünüzü ya çok seviyorlar ya da nefret ediyorlar.
“Gülsün” diyenler çoğunlukta. En azından onlar mesaj atıyorlar. “Gülmesin” diyenler de mesaj atsınlar ona göre gülmeyeyim (Gülüyor). Ben ekranda oynamıyorum içimden geliyor gülüyorum.

Saç renginiz, giyiminiz, takıları-nız kadınlar tarafından takip ediliyor?

Evet kuaförümü soruyorlar, saç boyamı soruyorlar. Taktığım bileziği çok beğenip istiyorlar. Benim malım kıymetlidir. Eşyalarımı öyle veremem kimselere (Gülüyor).

Ekranda göğüs dekoltenizle konuşuluyorsunuz.

Ben dekolte giymediğimi sanıyorum. Birkaç omuzu açık elbisem vardı onları giydim. Normal hayatta daha çok dekolte giyen biriyim.

200. programınızı yaptınız. Özel bir gece hazırlandı nasıl geçti?
Salon o kadar güzeldi ki düğün salonu gibiydi. Kardeşime “Eda ablam evlenmedi demezsin” dedim. Evlilik öncesi prova gibi oldu. Her masayla tek tek ilgileniyorsun aynen düğün gibiydi. O yüzden düğün yapmamaya karar verdim.
Çocuğum olursa işimi bırakır, kendim büyütürüm
İş hayatınız istediğiniz gibi ilerliyor, peki aşk hayatınız ne durumda?
Bazı insanlar evlenmek için doğuyor ve büyütülüyorlar. Ben onlardan değilmişim. 20’li yaşlarda evlendin evlendin, belli bir yaşa gelince ne istediğini biliyorsun ve zorlaşıyor evlilik. İşim var, kendi paramı kazanıyorum bir de evlilik zor. Çok âşık olmam lazım, mutluluktan tavana vurmam lazım. Hem fiziksel, hem ruhsal tatmin olmam lazım evlenebilmek için.

Çocuk yapmayı istemiyor musunuz?

Çocuk çok seviyorum. Güzel yanaklı çocuk gördüğüm zaman dayanamayıp öperim. Çocuğu büyütürken çalışmayı düşünen bir insan değilim. Çocuğum olursa işimi bırakıp onu büyütmek isterim.
Eski patronlarım şimdi rakibim oldu
Programa başlarken bu kadar beğenileceğini öngörmüş müydünüz?

Biliyordum. O saat televizyon kanalları için ölü bir saatti. Ben bunu yapmaya başladıktan sonra NTV Okan Bayülgen’le “Sade Vatandaş”ı koydu. CNNTürk Reha Muhtar’ı koyuyor. O saati dilimini hareketlendirdim. Bu konuda mütevazı olamayacağım. Eski patronlarım şimdi rakibim oldu.


5716562gif

fft17mf188092
Rapor Et
Eski 22 Mart 2009, 22:12

Saba Tümer

#9 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
25825642199962961877962

26065627481815756143315

26365640561315756143315
Rapor Et
Eski 22 Mart 2009, 22:46

Saba Tümer

#10 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
n72757954910161291678

26365640618315756143315

n5614331571415807697055
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.606 saniyede (92.66% PHP - 7.34% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 17:50
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi