Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara
Harita Şu an buradasınız:

Bilim Nedir?

Bu konu Bilim forumunda Blue Blood tarafından 24 Şubat 2007 (15:30) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
91812 kez görüntülenmiş, 13 cevap yazılmış ve son mesaj 3 Kasım 2012 (09:24) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.56  |  Oy Veren: 36      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 24 Şubat 2007, 15:30

Bilim Nedir?

#1 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Sözlüklerde ve ansiklopedilerde bilimin değişik tanımları vardır. Sanırım bu tanımların hiç birisi bilimi eksiksiz olarak açıklayamaz.
Cumhuriyet’te ve Cumhuriyet Bilim Teknik’te bilimin tanımı ya da açıklaması çok yapılmıştır. Bunlara bir yenisini eklemenin bir yararı olabilir mi? Bu soruyu, biraz minder dışına kaçarak yanıtlama olanağı vardır. Aşkı binlerce yazar anlatmıştır. Gene de, her gün yeniden anlatılmaktadır ve insanoğlu var oldukça anlatılmaya devam edilecektir. Ama hiç birisi aşkı eksiksiz anlatamamıştır ve anlatamayacaktır. Belki bilim de böyledir; onun eksiksiz bir tanımı yapılamaz. Ancak, bir temele dayanabilmek için, bir yerden başlamak iyi olacaktır.
TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor:
Bilim
Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.”

“Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.”
“Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.”

Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.
İnsan doğaya egemen olmak ister!
Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir.
Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazan onun merakını çekmiş, bazan onu korkutmuştur.

Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da merakı gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır. Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni bu mudur? Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun gereksinimleri midir?
Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır. İnsanın (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın korkusu, merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.
Bilim neyle uğraşır?
Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.

Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi, insanoğlu aklıyla yapmaktadır.
Bilimin gücü
Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur:

Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma.

Çeşitlilik
Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz.
Süreklilik
Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Kırallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.

Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.
Ayıklanma
Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.
Rapor Et
Eski 9 Mart 2007, 20:33

Bilim Nedir?

#2 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Bilim Nedir?

Prof.Dr.Timur Karaçay
Başkent Üniversitesi

Sözlüklerde ve ansiklopedilerde bilimin değişik tanımları vardır. Sanırım bu tanımların hiç birisi bilimi eksiksiz olarak açıklayamaz.

Cumhuriyette ve Cumhuriyet Bilim Teknikte bilimin tanımı ya da açıklaması çok yapılmıştır. Bunlara bir yenisini eklemenin bir yararı olabilir mi? Bu soruyu, biraz minder dışına kaçarak yanıtlama olanağı vardır. Aşkı binlerce yazar anlatmıştır. Gene de, her gün yeniden anlatılmaktadır ve insanoğlu var oldukça anlatılmaya devam edilecektir. Ama hiç birisi aşkı eksiksiz anlatamamıştır ve anlatamayacaktır. Belki bilim de böyledir; onun eksiksiz bir tanımı yapılamaz. Ancak, bir temele dayanabilmek için, bir yerden başlamak iyi olacaktır.

TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor:
Bilim Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.

Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.
Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.


Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.İnsan doğaya egemen olmak ister!Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir. Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazan onun merakını çekmiş, bazan onu korkutmuştur.

Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da merakı gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır. Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni bu mudur? Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun gereksinimleri midir?Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır. İnsanın (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın korkusu, merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.Bilim neyle uğraşır?Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.

Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi, insanoğlu aklıyla yapmaktadır. Bilimin gücüBilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur: Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma.

>
Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.ÇeşitlilikBilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz.SüreklilikBilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Kırallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.

Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir. Ayıklanma Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.

Bu noktada şu soru akla gelecektir. Sürekli yenilenme ve ayıklanma süreci içinde olan bilimsel bilginin doğruluğu, evrenselliği savunulabilir mi? Bu sorunun yanıtını verebilmek için, bilimsel bilginin nasıl üretildiğine bakmamız gerekecektir. Sanıldığının aksine, bilimsel bilgi üretme yolları çok sayıda değildir; yalnızca iki yöntem vardır. Bu yöntemler başka bir yazının konusu olacaktır.
Son Düzenleyen asla_asla_deme; 21 Aralık 2011 @ 12:52.
Rapor Et
Eski 29 Mayıs 2007, 12:22

Bilim Nedir?

#3 (link)
Özel Üye-VIP
sedat sencan - avatarı
BİLİMDE BENZETMELER
Ortalama bir okuyucu açısından bilimde benzetmeler çok önemlidir.
Kapsamlı fen bilgisi olmayan kişiler için matematiksel açıklamalar anlaşılmaz şeylerdir.
Yazılanları takip etmeyi zorlaştırdığı gibi adeta itici özellik uyandırır.
Ayrıca birtakım formüller ve bilimsel kavramlarla dolu yazıları okumak ta vasat bir kişi için olanaksızdır.
Bu nedenle birçok yazar konunun anlaşılabilmesi için benzetmelere baş vurur.
Örneğin Genel Görecelik Kuramı’ndaki uzay-zaman,bu yolla anlatılınca daha kolay kavranır.
Gerili halde duran bir yatak çarşafı düşünelim.
Üzerine demir bir top koyalım.
Bu topun ağırlığı,üzerinde durduğu çarşafı esnetir.
Onu biraz çökertir,yani çukurlaştırır.
İşte bu durum bir benzetmedir.Veya iyi bir örnektir.
Böylece uzay-zaman konusunu bu örnek ile karşılaştırma olanağı elde ederiz.
Ve Güneş gibi büyük kütleli bir cismin boşluktaki etkisi daha iyi anlaşılır.
Demir top çarşafı nasıl çökertiyorsa,Güneş te uzay-zamanı öyle esnetip büker.
Demir top çarşafın üzerinde iken bir bilyeyi topa doğru yuvarlayalım.
Bilye demir topun çukurlaştırdığı bölgeye yaklaşınca çukura düşer,demir topa yönelir.
Kütle çekiminin uzay-zamandaki eğrilmenin bir sonucu olduğu bu örnekle daha iyi anlatılmış olur.
Benzetmeler atom konusu anlatılırken de yapılır.
Bir milimetreyi bin parçaya bölersek,herbirine bir mikron deriz.
Bir tek mikronu bu kez onbin dilime ayıralım.
Elde edilecek dilimlerden bir tanesi,bize bir atomun ölçüsünü gösterir.
Sayısal ifade ile bir atom,bir milimetrenin on milyonda biridir.
Elbette bu parçalara bölmek veya dilimlere ayırmak işi hayalimizde yaptığımız işlemlerdir.
Üstelik on milyonda bir ifadesini de zihnimizde canlandırmamız gerekir.
Yani bir atomun bir milimetrelik çizgi yanında nasıl gözükeceğini benzetmeyle anlatmalıyız.
Bir toplu iğneyi dünyanın en yüksek gökdeleninin dibine bırakın.
İğne gökdelenin yanında nasıl görünüyorsa,atom da milimetrenin yanında öyle görünür.
Aynı tür benzetmeyi atomun kendisi ile çekirdeği arasında da yapabiliriz.
Bir atomun çekirdeği,atomun toplam hacminin milyarda birinin milyonda biridir.
Diğer taraftan bu minicik çekirdek,tüm atomun ağırlığının hemen hemen tümünü kapsar.
Bir atomu biraz önce bahsettiğim gökdelenin büyüklüğüne dek genişlettiğimizi düşünelim.
Bu durumda çekirdek bir aspirin tableti kadardır.
Ama bu tek bir tabletin ağırlığı,gökdeleninkinin binlerce mislidir.
Bilimde benzetmelerin ,konuları anlamadaki yararının yanısıra bir özelliği daha vardır.
Öğrenilen bilgilerin kalıcı olmasını sağlar.
Rapor Et
Eski 19 Haziran 2007, 12:13

Bilim Nedir?

#4 (link)
musti26
Ziyaretçi
musti26 - avatarı
Bilim Bil-mek sanatıdır. Genelde (t.d.k. mntığı ile) mesela yap emir halindeyken, -ım gelince sürekli bir iş meslek bir dal gibi yani . Bil-im(mek için birşeyler yapmak.nasıl yapım sonunda birşeyler yap-ılıyorsa.) Buda işin dilbilgisi yönü
Rapor Et
Eski 2 Eylül 2007, 14:23

Bilim Nedir?

#5 (link)
estudiantes
Ziyaretçi
estudiantes - avatarı
Bilim var olanı keşfetmek ya da varlığını ispatlamaktır"
“Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.”
“Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.”
“Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.”
Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.
İnsan doğaya egemen olmak ister!
Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir.
Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazan onun merakını çekmiş, bazan onu korkutmuştur.
Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da merakı gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır. Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni bu mudur? Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun gereksinimleri midir?
Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır. İnsanın (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın korkusu, merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir
BİLİMİN GÜCÜ
Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur:
Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma.
Şimdi bunları kısaca açıklamaya çalışalım.
ÇESİLİLİK
Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz.
SÜREKLİLİK
Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Kırallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.
Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkanlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir
AYIKLANMA
Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.
Bu noktada şu soru akla gelecektir. Sürekli yenilenme ve ayıklanma süreci içinde olan bilimsel bilginin doğruluğu, evrenselliği savunulabilir mi? Bu sorunun yanıtını verebilmek için, bilimsel bilginin nasıl üretildiğine bakmamız gerekecektir. Sanıldığının aksine, bilimsel bilgi üretme yolları çok sayıda değildir; yalnızca iki yöntem vardır. Bu yöntemler başka bir yazının konusu olacaktır
Rapor Et
Eski 3 Nisan 2008, 10:29

Bilimler gelişir

#6 (link)
Özel Üye-VIP
sedat sencan - avatarı
Bilimler mevcut durumlarından daha ileri doğru gelişmeye mahkum gibidirler.Kendilerinde mevcut olan araştırma ve gözlem eylemi,işin böyle olmasını gerektirir.Herhangi bir bilim dalının bugünkü durumu dünkünden ileridir.Yarınki de bugünkünden ileri olacaktır.Bu nedenle tartışılan bir konuda son söz söylenmiş olamaz.Oysa kesin konuşarak hataya düşen bilim adamlarına sık sık rastlanır.
William Thomson(Lord Kelvin)soğuma olayını Yerküre’in yaşının belirlenmesine uygulamak istiyordu.Yerküre’in Güneş’ten koptuğunda onunla aynı sıcaklıkta olduğunu ve sürekli soğuduğunu varsayıyordu.1862 yılında Yerküre’in yaşının 200 milyon yıldan fazla olamayacağını hesapladı.Kesin olarak 98 milyon yıl olduğunu söyledi.Zaman içinde yeni yeni rakamlar öne sürdü.1897 yılındaki tahmini 24 milyon yıldı.1899 yılında bu sürenin 20-40 milyon yıl arasında olduğunu ileri sürdü.
Oysa o günkü jeolojik bulgular bu sürenin 200 milyon yıldan çok daha fazla olduğunu ortaya koymuştu.Ama Kelvin görüşlerinden vazgeçmedi.
Bu konuda kesin bir rakam önerememesi, Yerküre’in gerçek yaşının çok ötesinde tahminler yapması o günlerin bilim dünyası içinde normaldi.Zira henüz radyoaktivite olayı bilinmiyordu. Yerküre’in Güneş’ten bağımsız bir ısı kaynağına sahip olduğu anlaşılmamıştı.En önemlisi,Güneş büyüklüğünde bir cismin en fazla birkaç on milyon yıldan uzun süre boyunca ve yakıtını tüketmeden nasıl yandığını açıklayacak bilgi yoktu.Herkes Güneş ve gezegenlerin genç olması gerektiğini düşünüyordu.
Georges Cuvier,’organların bağımlılığı’ ilkesini ileri sürmüştü.Bu ilkeye göre,hayvan vücudundaki her organın anatomik yapısı ile diğer organlar arasında fonksiyonel bir bağlantı vardır.Tüm organların işlevsel ve yapısal özellikleri,çevreyle olan etkileşimin bir sonucudur. Etienne Geoffroy Saint-Hilaire, anatomik yapının her şeyden önce geldiğini ve canlıyı belirli bir yaşam biçimine zorladığını savunuyordu. Cuvier ise bir hayvanın işlev ve alışkanlılıklarının anatomik yapısını belirlediğini ileri sürüyordu.
Cuvier’e göre,hayvan gruplarını birbirinden ayıran anatomik özellikler,türlerin yaratılmış olmalarından bu yana değişmemiş olduklarının kanıtıdır.Bütün türler,yapısal ve işlevsel olarak başlangıçta mükemmel şekilde tasarlanmıştır,bu nedenle önemli bir değişikliğe uğramazlar.Hatta,her organın özel bir görevi vardır.Her tür, özel bir amaç için yaratılmıştır. Cuvier bu fikirleri nedeniyle evrim teorisini kabul etmemiş oluyordu.
Geoffroy Saint-Hilaire ile Cuvier 1830 yılında Fransa Bilimler Akademisi’nin halka açık bir tartışmasında karşı karşıya geldiler.Geoffroy Saint Hilaire, omurgalılar ve yumuşakçalar ile birlikte bütün hayvanların ortak bir anatomik yapıyı bölüştüklerini savunuyordu. Cuvier ise tanımladığı dört tipin(1-Omurgalılar,2-yumuşakçalar,3-eklemliler,4-ışınlılar) birbirinden farklı olduğunu ileri sürüyordu.Aralarında oluşan görüş ayrılığının nedeni,hayvanlar arasındaki benzerlik ve farklılıkların nasıl açıklanacağı idi.Her iki bilimadamı da hayvanların şimdiki yapısından yola çıkarak fikir ileri sürmüş oluyorlardı.Bu konuya çözümü C.Darwin getirecekti.
Rapor Et
Eski 9 Eylül 2008, 20:31

Bilim Nedir?

#7 (link)
GÜLGECELER
Ziyaretçi
GÜLGECELER - avatarı
İnsan Bilimleri:

Konusu insan olan bilimler canlı doğa bilimlerinin tüm zorluklarını taşımaktan öte; ayrıca insanın özelliği gereği iki temel zorlukla karşı karşıyadırlar. İnsan her canlı gibi değişir. Ama onun kişilik özellikleri öylesine gelişmiş ve bireyselleşmiştir ki insan bilimleri bu nedenle neredeyse genelleme yapamaz duruma düşmektedirler.

Yine insanın yaşadığı bir başka değişim süreci de diğer hiçbir varlıkta görülmeyen toplumsal olma özelliğinden kaynaklanmaktadır. Hatta bu alanda değişim iki boyutludur. Toplumsal yanıyla insan yalnızca zaman içinde değişmemekte aynı zamanda farklı toplumlarda farklı özellikler de taşımaktadır. İşte bu üç boyutlu değişim süreçleri insan bilimlerini daha dikkatli ve özenli olmaya zorlanmaktadır. Tüm bunlara bir de laboratuar olanaksızlıklarını eklersek; insan bilimlerinin niçin 19. yy.la kadar beklemek zorunda kaldıklarını daha kolay anlarız.
Rapor Et
Eski 9 Eylül 2008, 21:06

Bilim Nedir?

#8 (link)
GÜLGECELER
Ziyaretçi
GÜLGECELER - avatarı
ANTROPOLOJİ NEDİR?


Sosyal (toplumsal) Bilim dallarından bir tanesi de antropolojidir. Sosyal bilimlerin en genci olan ve geniş anlamıyla insan bilimi olarak tanımlanan antropoloji portfolio'suz hümanizma'nın en kapsamlı disiplini olarak ortaya çıktı. Bu disiplin kapsam, konu ve yöntemle ilgili savlarını belirlemek için çok uğraş vermek zorunda kaldı. Kendisine bırakılan konuları ele aldı (diğer alanların incelemediği) ve hatta zorunlu olarak daha eski bazı alanlara da girdi. Şimdi onun kapsadığı incelemeler şunlar: prehistorya, folklor, fıziksel antropoloji ve kültürel antropoloji. Bunlar öbür toplumsal ve doğal bilimlerin, psikoloji, tarih, arkeoloji, sosyoloji ve anatominin meşru araştırma alanlarına tehlikeli biçimde yaklaşıyorlar. (Malinowski 1990:11)

Antropoloji en geniş anlamı ile insan bilim demektir. Ancak bu tanım kapsamı son derece geniş olup, insanı konu almış olan diğer disiplinlerle, antropolojinin farkına işaret etmez. Bu nedenle antropologlar kendi disiplinlerini daha kesin çizgilerle sınırlamaya çalışırlar. İlk olarak disiplinin ismini ele alalım: Antropoloji kelime yapısı olarak iki Yunanca kelimenin birleşimidir. İnsan anlamına gelen Anthropos ile düzenli bilgi anlamında olan logos. Böylece kelime anlamı olarak antropoloji, insanla ilgili düzenli bilgi anlamındadır. Antropoloji birey olarak insanla ilgilenmez. İlgisi grup içinde yaşayan insan ve bu insanın yaptıkları ve davranışlarıdır. (Saran, 1993:21) “İnsanlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları göz önüne alarak insanları karşılaştırmalı bir görüşle inceler. İnsanoğlunun evrimi, fiziksel ve toplumsal gelişiminin kurallarını ortaya çıkarır. Başka bir deyimle kültür ile ilgilidir. İnsan topluluklarının fizik yapı, kültür ve davranış bakımından farklılıklarını ele alır.” (Tezcan 1996: 1) Konuyu biraz daha açacak olursak antropoloji biz insanları inceler. (Wells 1994: 9) “İnsanoğlu’nun yaşamı ve töreleriyle ilgili hiçbir konu ya da soru antropoloji’nin inceleme alanı dışında değildir. Bu yüzdendir ki, bilimsel disiplinlerin en ilgi çekici en heyecan verici olanı antropolojidir. İlgi alanımız ne olursa olsun hepimiz için özel, ilginç bir şeyler vardır antropolojide.” (Wells 1994: 9) “Çeşitli ilimleri düzenli bir biçimde ait oldukları yere koymak isteyenler, sıra antropolojiye gelince bu ilmin yeri hususunda kolayca karar veremezler. Gerçekten antropolojinin bölümlerini meydana getiren fiziki antropoloji, kültürel antropoloji, sosyal antropoloji, arkeoloji, etnoloji, etnografya ve linguistik insanla ilgili tüm çalışmalarla sıkı sıkıya ilişkilidir.” (Saran 1971: 9) Antropoloji çeşitli özelliklerinden dolayı bazı bilim adamları tarafından taç bilim olarak kabul edilirken, bazılarınca artık bilim olarak nitelendirilmektedir. Antropoloji incelediği konular ve kendisine özgü olan yöntemleri ile diğer sosyal bilim dalları arasında özel bir yere sahiptir. Antropolojinin tanımlarında bir tanesi de antropologların sahada yaptıklarıdır. Bir antropolog antropologun ayakkabıları çamurlu olmalıdır demiştir. Bu bilim dalını diğerlerinden ayıran en önemli özellik saha çalışmalarına (alan araştırması) verdiği önemdir. Antropoloji aradığımız doğru yanıtları bulmamıza yardımcı olacaktır. Tüm bilimsel kuramlar tarihsel süreç boyunca deneme yanılma ve yeniden formülleştirme sonucu ortaya çıkmaktadır. Yeni yeni ortaya çıkan verilerin birikmesi bu süreçte önemli bir yer tutmaktadır. Mekanizmalara –bu durumda, toplum biyolojisi ve evrim mekanizmaları dahil olmak üzere- ilişkin olan düşüncelerdeki değişikliklerde aynı şekilde gündeme gelir. Bu tür değişiklikler eldeki kanıtların yorumlanmasını etkileyebilir. Böylelikle kuramların gelişmesi yeni kanıtlar olmaksızın sürebilir. Antropolojide var olan kuramı belirginleştiren unsur toplumbilimsel bir nitelik taşıması ve biz insanları konu edinen çalışmanın kavranmasıyla ilgilidir. (Lewin 1998:1)

Antropoloji insanı dolayısıyla insan toplumlarını ve kültürü incelemektedir. Fakat antropolojik çalışmalar yapılırken belirli bir çerçeveden bakılmak sureti ile araştırma yönlendirilir. Burada yapılan bir yerde antropolojinin sınırlarını belirlemektir. Antropolojinin üzerinde durduğu ve halen günümüzde geçerliliğini koruyan bazı sorular bulunmaktadır:

1-) İnsanlar ve toplumlar neden birbirlerine benziyor ?

2-) İnsanlar ve toplumlar neden birbirlerine benzemiyor ?

3-) İnsanlar ve toplumlar neden ya da nasıl değişiyor ?

Bu üç soru, antropolojinin bugünde geçerli olan temel sorunlarıdır. Ancak bu sorulara verilecek olan cevaplar günden güne değişmekte ve gelişmektedir. Yaşanan sosyo – kültürel değişme, toplumun kendi iç dinamiğindeki etkileşimlerin bir sonucu olabileceği gibi, dıştan gelen etkilerin bir ürünü, daha doğrusu iç ve dış dinamiğin bir bileşkesi olarak ortaya çıkmaktadır. Doğa nasıl biyolojik evrimin en zengin bilgi arşivini içinde bulunduruyorsa, kültürde sosyal değişmenin en güvenilir belgelerini elinde saklamaktadır. (Güvenç 1994:38) İlkel olsun, gelişmiş olsun hiçbir toplum durgun hareketsiz ve statik olarak nitelendirilemez. Her toplumda sürekli bir dinamizm, bir değişme görülür. İlkel toplumlar bile yavaşta olsa değişmektedir. Çağımız hızlı kültür değişmesi çağı olup, dünya kültürleri sürekli olarak değişmeye uğramaktadır. Fakat bu tür değişmelerin hızı farklı zamanlarda ve farklı yerlerde değişiklik göstermektedir. Antropoloji bu tür kültür değişimlerinin nedenlerini, bağlı olduğu diğer konuları ve sonuçlarını karşılaştırmalı olarak inceleyerek sosyal değişme yasaları ile ilgili sonuçlara ulaşmaya çalışır.
Rapor Et
Eski 6 Haziran 2009, 13:14

Bilim Nedir?

#9 (link)
EagLesTeaM
Ziyaretçi
EagLesTeaM - avatarı
Güzel Bir soru Bilim Nedir ?

Buyrun Size Bilim nedir sorusunun cevabı

Sözlükte bilim söyle tanımlanıyor:


Bilim: "Evrenin ye da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi."

"Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi."

"Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci."

Bilim ile uğrasan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.

İnsan doğaya egemen olmak ister!

Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüsün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yasama çabası içindedir.Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir.

Gök gürlemesi, simsek çakması, Ay’ın ye da Güneş’in tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazen onun merakini çekmiş, bazen onu korkutmuştur.

Öte yandan, bu olgu, insani, doğa korkusunu yenmeye ve merakini gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ye da meraki gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır. Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savasın tek nedeni bu mudursa Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun gereksinimleri midir?

Elbette korku ve merakin yanında başka nedenler de vardır. İnsanin (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yasama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanin korkusu, meraki ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanin doğayla savası (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.

Bilim neyle uğraşır

Bilimin asil uğrası alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için varoluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.

Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu isi, insanoğlu aklıyla yapmaktadır.

Bilimin gücü

Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur: çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma.simdi bunları kısaca açıklamaya çalısalım.

çeşitlilik: Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ye da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, irk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sinir konulamaz. Hatta, bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz.

Süreklilik: Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Krallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.

Yenilik: Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkânlarla gözlenebilen, denenebilen ye da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.

ayıklanma: Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.

Bilimsel Bilginin Özellikleri

* Bilim olgusaldır. Olgusal olmak demek bilimin gözlenebilir olgulara dayanması demektir.
* Bilim mantıksaldır. araştırma sonuçlarının kendi içerisinde tutarlı olması gerekir.
* Bilim genelleyicidir. Bilim tek tek olgularla değil olgu türleriyle uğraşır.
* Bilim nesneldir (Objektif). Bilimsel bilgi, bireyin kişisel görüsünden bağımsızdır.
* Bilim eleştiricidir.

Bilimin Değeri

Bilim, doğal ve sosyal gerçekliğin daha iyi anlaşılmasını ve belirli ölçüde de olsa denetlenmesini sağlar. Toplumun itici gücünü, üretim biçimini ve gelişmesini belirler. Bir toplumun bilim düzeyi, onun geri, az gelişmiş ye da gelişmiş olduğunun ölçütüdür.

Bilim üç bakımdan değerlidir:

1. Bilimin her şeyden pratik bir değeri vardır. Başka bir deyişle bilim bize hem bireysel ve hem de toplumsal yaşantımızda, teknoloji yoluyla büyük yararlar sağlar. Bilim sayesinde teknoloji üreten insan, dünyadaki yaşantısının süresini uzatabilir, temel problemlerini çözebilir, yaşamını niteliksel olarak ve manevi bakımdan geliştirilebilir. Bilim bundan dolayı, bir toplumun itici gücüdür. Toplumun üretim tarzını ve itici gücünü belirler.

2. Entelektüel değeri vardır. Yani bilim insanin bilme isteğini, merakini tatmin eder. İnsana evreni anlama olanağı sağlar. İnsan bilim sayesinde doğal ve toplumsal gerçekliği anlayabilir.

3. Ahlaki değeri vardır. Buna göre bilim insana belirli bir dünya görüsü oluşturma, belli ilkelere göre düşünme, dünyaya bilimin sağladığı verilere göre bakma olanağı verir. Yani bilim insanlara bilimsel bir zihniyet kazandırır. Bilimsel zihniyet ise, insanlara dürüst ve tarafsız olmayı, karşılaşılan problemleri sabırlı, ayrıntılı ve uzak görüşlü bir biçimde ele almayı öğretir ki bunlar ahlak ve erdemin en önemli özellikleri arasındadır.

Bilimsel zihniyetin, insanların daha erdemli ve yüksek ahlaklı olmalarını sağlayacağını düşünmek bos bir hayal değildir. Yasan sahip olabileceği bilimsel zihniyet yoluyla hem kişisel yasayışını ve hem de toplumsal yasayışını düzenleyebilir; insan bu sayede, içinde yasadığı toplum için çalışmayı öğrenebilir.

Bilim Tarihi Nedir?

Bilim tarihi kısaca bilimin doğuş ve gelişme öyküsüdür. Amacı nesnel bilginin ortaya çıkma, yayılma ve kullanılma koşullarını incelemektir.
Bilim çoğu kez sanıldığı gibi ilk defa ne Rönesans’tan sonra, ne de Bati dünyasında ortaya çıkmıştır. Bilim; insanlığın kafa ürünüdür. Kökleri ilkel toplumların yaşamına kadar uzanır.

Bilimsel yöntem

Amacı evreni anlamak ve açıklamak olan bilimin, bu amaca ulaşmak için izlediği yola bilimsel yöntem adi verilir. Bilimsel yöntem, bilim adamlarının ortaklasa olarak kullandıkları belirleme ve açıklama yollarını kapsayan bir süreçtir. keyif
Rapor Et
Eski 8 Temmuz 2009, 19:38

Bilim Nedir?

#10 (link)
gorgon
Ziyaretçi
gorgon - avatarı
Prof. Dr. Adnan MENEVŞE
Bilimde nasıl ve neden soruları


Bilim nedir?
Belli konuda düzenlenmiş bilgiler topluluğudur. Bilgiler, araştırma ile ortaya çıkar.
Araştırma:
Bilinmeyenleri ortaya çıkarmak, bilinenleri geliştirmek, herhangi bir konuyu aydınlatmak, bir soruna çözüm getirmek, belirli kavramlara yada yasalara ulaşılabilmek amacıyla yapılan bilimsel bir çalışmak olarak tanımlanabilir. Bu durumda bir araştırmak için gerekli koşul, bilimsel yöntemlere göre planlanıp yürütülmesi ve sonuçlanmasıdır. İnsanlar farkında olmadan zaman zaman bir bilim adamı davranışında bulunabilirler. Bu pek çok kişiye sürpriz olabilir ancak eğer bir gökkuşağını incelemiş ya da bir ateşi gözlemişseniz; o zaman bilim adamının konumundasınız demektir: yani çevreyi gözlüyor, analiz edip sorguluyorsunuzdur.
Bilim adamları çevrelerini gözlerler. Ancak bundan da öte bazı sorgulamalarda bulunur. Bilim, bilmek demektir. Bilim sadece gözlemek değildir. Bilim adamı gördüklerini sorgular, merak eder arar araştırır.
Soruların yanıtlarını bulmaya çalışır. Bilimde başka araştırıcılarla da doğrulanabilir özellikleri olan düzenlenmiş bilgiler bulunur.
Bilim adamları doğada temel olan gerçekleri arar. Bir gerçek örneğin, güneşin yer yüzü için ısı ve ışık kaynağı olduğudur. Ancak bilim adamları gerçekleri aramaktan da öteye giderler. Gerçekleri kullanarak evrenin daha bilinmeyenlerini çözmeye çalışırlar. Bunu yaparken pek çok gerçeği bir düzen içinde birbiriyle bağlarlar. Gerçekleri öğrendikten sonra bilim adamları dünyada gözledikleri için açıklamada bulunur, hipotez kurarlar. Açıklamalarını test etmek için deneyler yapabilirler.
Gerçeklerin, gözlemlerin ve deneylerin çalışılmasından sonra bilim adamları, hipotezlerini geliştirirler. Hipotez doğadaki olayların mantıksal bir açıklamasıdır. Bir kez önerildi mi, tekrar tekrar test edilmelidir, eğer test sonuçları uyumsuz ise, hipotez değiştirilmeli ya da reddedilmelidir. Eğer bilimsel bir hipotez çok kez test edilip aynı sonuçlar elde edildiyse, artık teori, yasa olur. Ancak teoriler bile gelecek gözlem ve deneylerin sonucuna göre değiştirilebilir. Bu bilimin temelidir. Daima sormak ve yeni bilimsel açıklamalar düşünülmelidir.
Albert Einstein bir kezinde demiştir ki: ‘eğer daha yeni ve iyi teoriler, teorimin yerini almaz ise, çalışmamı başarısız sayarım.’

Bilimsel yöntem:
Gözlem: boğaz ağrısı olan hastasında; hekimin ağrı, yerel ödem, yutkunma güçlülüğü ve ateşi gözlemesi.
Hipotez: bu semptomların ışığı altında β-hemolitik streptokokların neden olduğunu ileri sürmesi.
Gerçekleme: Boğaz kültürü alıp, laboratuar incelemesi yapması.
Genelleme: kültürde üreme varsa ‘‘boğaz ağrısı, yerel ödem yutkunma güçlüğü, ateş v.s. semptomlarının nedeni β-hemolitik streptokoktur’’, genellemesini yapar. Ürememiş ise, bu kez ‘‘bu semptomların tek nedeni β-hemolitik streptokok değildir’’kararına vararak bu semptomları ortaya çıkaracak başkanedenler üzerinde araştırmalar yapmalıdır.
Bilim adamları problemleri araştırır. Bir problemin çözümü uzun yıllar alabilir. Bazen çok çabuk çözülür (özellikle gerekli malzemeler varsa). Bazen çözülmeden kalır. Bir problemin çözülmesinde bilim adamı düzenli sistematik çalışır. Bunu yapmak için bilimsel yöntem kullanılır.
Bu yöntem (metot):
1.Problemin oluşturulması
2.Problem üzerinde bilgi toplanması
3.Hipotez kurulması
4.Hipotezi test etmek için deneyler yapılması
5.Verilerin test edilmesi, analiz edilmesi
6.Sonuca ulaşılması, çözüm


Biyoloji bilimi ve moleküler genetiğin doğuşu

Biyoloji yaşam bilimidir
Biyoloji genel anlamda canlıları çalışır , yaşam bilimidir . Canlılar çok çeşitlidir . Değişik biçim ve şekillerdedir. Biyologlar bu farklanmanın kaynaklarını araştırırlar. Bir şeyi canlı yapan nedir? Koşan bir köpek canlıdır; ancak eğer çektiği bir kızak varsa cansızdır. Neden? Bir şey canlı ise, tüm canlılarda ortak olan temel özelliklere sahiptir.
Bu özellikler şunlardır:
1. Düzen: Tüm organizmalar bir ya da çok hücreden oluşur. Hücrelerin yapıları ise çok düzenlidir: Atomlar molekülleri; moleküller ise, hücre içi organelleri meydana getirirler. Bu hiyerarşi (aşama) düzeni çok hücreli organizmalarda yüksek düzeylerde de devam eder: Beraber işlev yapan hücreler, dokuları; dokular organları; organlar da, bir yüksek organizmada bulunan sistemleri (sinir, dolaşım vs.) oluşturlar. Daha yüksek düzeylerde ise, organizmalardan oluşan, populasyonlar vardır. Populasyonlar ise ekosistemlerini meydana getirirler. Ekosistemler de biomları (iklim ve toprak); Biomlar da gezegenimizi oluşturan biyosferi, meydana getirirler.
2. Sensitivite (Duyarlılık): Tüm organizmalar uyarılara yanıt verirler. Bitkiler ışık kaynağına doğru, bakteriler besin maddelerine doğru yönelirler.
3. Büyüme, gelişme ve üreme: Tüm organizmalar, büyüme ve üreme yeteneği sergiler; kalıtsal moleküllerin aracılığı ile, kendilerine benzer bireylerin oluşturumu ile türlerinin sürerliliği korunmuş olur.
4. Düzenleme: Tüm organizmalar sahip oldukları düzenleyici mekanizmalarla çeşitli kısımlarının birbirleriyle uyumlu işlev yapmasını sağlarlar. Bu işlevler arasında, hücrelere besin maddelerini temin etmek, organizma içinde su ve tuz konsantrasyonlarının kontrol edilmesi vardır. Molekülleri aracılığı ile sistemler arasındaki uyumun sağlanması ise sürekli düzenlenmektedir .

Biyoloji bizim için neden çok önemlidir ?

Biyolojik çeşitlilik nedeniyle canlıya ait çok değişik kavramların araştırılması, Bizler için çok önemlidir. Çünkü bu çalışmaların ürünleri, geleceğimizi etkileyen boyutlardadır.dünyanın nüfusunun çok hızlı bir şekilde artması, kanser ve AIDS gibi hastalıkların yayılması, genetik düzenlemelerin yapılır hale gelmesi, eğitimli her insanı ilgilendirmektedir. Kendimiz, çocuklarımız ve torunlarımızın yaşam kalitesini arttıracak bu biyolojik bilgilerin öğrenilmesi ve yaşatılmasında büyük yararlar vardır.
Biyolojik bilimler, insanlık için çok önemli konularda araştırma olanakları vermektedir: Bunlar arasında gelişim biyolojisi: doğum kusurlarında hangi genlerin sorumlu olduğu ve bozuk genlerin düzeltilebilmesi; nörobiyoloji: Alzheimer hastalığının nedenleri; immünoloji: kanser, AIDS ve soğuk algınlığı gibi hastalıkların ortadan kaldırılabilmesini, araştırmaktadır. Biyolog genetik mühendisler, hastalığa karşı direnç geliştirmek ya da buğday üretimini geliştirmek üzere ilgili genlerin yapılarında değişiklikler yapabilmektedirler. Her düzeyde biyoloji öğretmenlerine ihtiyaç vardır. Bunlar, gelecek kuşak araştırıcı ve hekimlerin yetiştirilmelerinde ve toplumun biyolojiye karşı duyarlılığının artması ve biyolojinin toplum için önemini vurgulanmasında gereklidir.


Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı

Bilindiği gibi Biyoloji yaşam bilimidir. İnsanı hedef alan tıp disiplinleri biyolojiden köken almışlardır. Tıp fakültelerinde tıbbi biyoloji konularının, diğer disiplinlerin konuları arasında olduğu sanılmaktadır; oysa bugün moleküler biyoloji ve genetiğin ön plana çıkmasıyla çok özgün bir konum kazanmıştır.
Moleküler Biyoloji ve Genetik adı verilen bu disiplin, bugün tıpta yerini bulmuştur. Aslında tıp, moleküler biyoloji ve genetiğe doğru kaymaktadır. Gen sözcüğünün geçmediği bir tıbbi kongre, artık yok gibidir. Çünkü hastalık nedenleri moleküler düzeyde araştırılır hale gelmiştir. Genler ve onların şifrelediği proteinler üzerindeki araştırmalar bugün herkesi ilgilendiren boyutlardadır .
İnsan biyolojisinde artık gen ve protein ön plana çıkmıştır. Gen, insanın yapılanma ve sonraki neslinin sorumlusudur. Protein ise, işlevlerinin doğrudan sorumlusudur. İnsanın sahip olduğu DNA moleküllerinin toplamına İnsan Genomu denilmektedir. İnsan genomunun analizi ve içerdiği gen dizilerine ait bilgilerin yayınlanması, tıbba ve dolayısıyla topluma büyük açılımlar sağlamaktadır.
Geçmişte genetik hastalıkların tanımlanmasında tek gen kusurlarının sonucu ortaya çıkan ve Mendel Kurallarına göre kalıtılan bir grup hastalık dikkat çekerdi. Diyabet, kalp hastalıkları, kanser ve mental hastalıkların kalıtsal yönü olduğu düşünülerek, sadece aile öykülerine başvurulurdu. Bugün moleküler biyoloji ve genetik alanında yapılan araştırmaların sonuçları dikkate alındığında; insan DNA'sındaki genlerin yapılan, değişmiş durumlarının hastalıklarla bağlantıları, bilinir hale gelmiştir .
Genetikteki gelişmeler , 1986 yılında ABD Enerji Bakanlığının desteği ile başlayan İnsan Genom Projesinin, ulusal ve uluslararası boyutlara gelmesiyle büyük bir ivme kazanmıştır. Proje başladığında insanın tüm genom diziliminin 2005'e kadar tamamlanması öngörülmüştü. Ancak bilim ve teknolojideki ilerlemeler ile insan genom projesinin taslağı Şubat 2001'de yayınlanmıştır .Bununla birlikte taslakta büyük boşluklar vardır. Gen dışı dizilere ilişkin bilgiler eksiktir. Bu bilgilerin tamamlanması ile birlikte tüm genoma ait bir harita çıkarılabilecektir .Açıklanan bilgilerden insan genlerinin beklenilenden az sayıda (35.000) bulunması, dikkatleri genlerin şifrelediği proteinlere yöneltmiştir. Çünkü gen sayıları genoma ait sabit bilgilerdir .Bu bilgi, bir otomobil için parça sayılan demektir. Parçaların nasıl birleşeceği ve otomobilin nasıl çalışacağı bilgilerini vermemektedir. Yeni bir sözcük olan ''proteom'', işlevsel bilgi düzeyini açıklamaktadır. Bu düzey, bilgi içeriğinin işlevsel sorumlusu proteinler ve etkileşimlerini kapsamaktadır.
Proteinlerin yapı ve işlevlerinin normal biyolojik yapılarda belirlenmesi ve hastalık gelişimindeki rollerinin anlaşılması, günümüz araştırmalarına yeni boyut kazandırmıştır. İşlevsel bilgiye ulaşma çalışmaları, genom alfabesindeki harflerin bir araya gelmesi ile oluşan kelimeleri ve cümleleri anlamaya yöneliktir.
İnsan Genom Projesi daha çok uzun yıllar sürecek projelere zemin hazırlamıştır. İnsanın geleceğini etkileyecek boyutlarda çalışmalar yapılmaktadır. Tıp alanında, hastalık tanısının kolaylaşması; hastalığa yatkınlığın önceden belirlenmesi, uygun ilaç tasarımı, gen tedavisi ve hedefe özgü ilaç, kişiye özel ilaç tasarımı, hasarlı organların sağlam olanla değiştirilmesi, bu çalışmalardan bazılarıdır. Diğer alanlarda da örneğin, çevre, adli tıp, tarım ve hayvancılık yine bu projeden yararlanarak ön plana çıkan çalışmalar bulunmaktadır .

MOLEKÜLLERDEN İLK HÜCRENİN OLUŞUMU
Kaynak: Molecular Biology of the Cell, 1989.
B.Alberts, D.Bray, J.Lewis, M.Raff, K.Roberts and J.Watson

Birkaç milyar yıl önce dünyada mevcut durumun nasıl olduğu bilim çevrelerinde tartışılan bir konudur. Yeryüzü başlangıçta kızgın tavlarla mı kapalıydı? Atmosferinde amonyak yada metan mı bulunmaktaydı? Bu tür sorular sürekli sorulurken; pek çok kişinin kabul ettiği görüş, dünyanın volkanik patlamalar, şimşekler, çok şiddetli yağışlarla vahşi bir görüntüye sahip olduğudur. Eğer olsa bile; çok az serbest oksijenin bulunduğu, güneşten gelen ultraviyole radyasyonu soğurumu için bir ozon tabakasını içermediği sanılmaktadır.....

Alıntı yazı ile ilgili tüm metnin linki:

http://www.med.gazi.edu.tr/egitim/do...reamenevse.htm


Alıntıdan da anlaşılabileceği gibi, internette,medya da, çeşitli yayınlarda her rastladığımız aktüel yazı bilim olarak görülmez. Herhangi araştırma veya fikirin bilim olarak adlandırılabilmesi için;

*Çeşitli tezlerin bulunması;
*Bu tezlerin modellenerek hipotez haline getirilmesi.
*Varolan hipotezinb doğruluğunun veya yanlışlığının anlaşılabilmesi için çeşitli testler vasıtasıyla sınanması gerekir.

Makro düzeydeki konularda mevcut testler ile kanıtları bulunan hipotezlere Teori denilir.

Teoriler asla ve asla, güncel dildeki yanlış kullanımı olan sav ile karıştırılmamalıdırlar. Teoriler bilimsel gerçeklerdir.

Teorilerin aksine tek bir kanıt bulunduğunda teori varlığını yitirir ve hipotez aşamasından itibaren yeni bir model olarak yeniden biçimlendirilir.

Mikro düzeydeki kesin olgular veya matematiksel olarak işlemlerle doğrudan tanımlanabilen değişmez gerçekler bilimsel yasa-kanun olarak adlandırılırlar.

*Teoriler yasalara dönüşmezler, hemen hemen her teorinin içeriğinde birbirinden bağımsız sayısız yasa bulunur.

Bilimsel yöntem de kesinlikle değişmeyen hiç bir değişmez kural bulunmaz.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.460 saniyede (89.39% PHP - 10.61% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 10:20
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi