Geri Dön   MsXLabs Hi-Tech Forum > :: Akademik Forumlar :: > Bilim > Biyoloji
Cevap Yeni Konu Aç
 
Konu Araçları
Eski 16-07-2007   #1 (mesaj-linki)
Beynimizin Sırları Beynimizin Sırları

BEYNİMİZİN SIRLARI - BEYİNLER ARASI KABLOSUZ DÜŞÜNCE BAĞLANTISI BULUNDU!


Yazan: DANIEL GOLEMAN

İnsan beyninin bir sırrı daha çözüldü. Beyinde bulunan ’ayna nöron’ adlı hücreler, karşımızdaki insanın beyniyle kablosuz internet gibi iletişime geçip duyguların kopyalanmasını sağlıyor.


Çok sevdiğim bir arkadaşım on yıldan beri kanserle boğuşuyor. Kemoterapi, radyasyon ve bütün diğer netameli onkolojik tedavilerin eziyetlerine katlanarak yaşadı ve aksi yöndeki tüm tıbbi tahminleri boşa çıkardı. Arkadaşım öğrencilerinin muhabbetle hatırladığı bir profesör.

Verdiği dersler sadece ilham verici olmakla kalmaz, öğrencilerine çalışmaları, hayat süreçleri, korkuları ve umutları konusunda içten bir ilgi gösterirdi. Eski öğrencilerinin birçoğu kendilerini onun ömür boyu dostu sayardı. Dostumun ve eşinin evi misafirle dolup taşardı.

Bunu kanıtlayabilmek mümkün değil, fakat bence uzun yaşamasını sağlayan birçok etkenden biri, onu seven insanların kapısından hiç eksik olmamasıydı.
İlişkiler ve sağlık arasındaki bağlantıya dair araştırmalar, çevrelerinde zengin bir insan ağı bulunan kişilerin (evli, sıkı aile ve dostluk bağları olan, sosyal ve dinsel topluluklarda aktif olan) hastalıklardan daha çabuk kurtulduğunu ve daha uzun yaşadığını gösteriyor. Şimdi yeni yeni oluşan toplumsal nörobilim alanı, yani insanların beyinlerinin karşılıklı etkileşimle nasıl şekillendiğine dair araştırmalar, söz konusu verinin kayıp halkasını da yerine koydu.

En önemli bulgu, ’ayna nöronlar’ın keşfiydi; sinirsel kablosuz internet gibi çalışan büyük ölçüde dağınık durumda bir beyin hücresi sınıfı bu. Ayna nöronlar duygusal akışı, hareketi hatta birlikte olduğumuz insanın niyetlerini takip ediyor ve beynimizde, karşımızdakinin beyninde de aktif olan aynı bölgeleri uyarıp bu sezgisel durumu kopyalıyor.

İki insanın birbirine uyarlanması

Ayna nöronlar duygusal yayılımı, bir insanın diğerinin duygularını, özellikle de güçlü şekilde ifade edilmişse, yakalama eğilimini ifade eden sinirsel bir mekanizma sunuyor. İki beyin arasındaki bu bağlantı, uyum hislerinin de sebebini izah edebiliyor ki araştırma bulguları, insanların karşı karşıya geldiklerinde tavırlarının, ses tonlarının ve hareketlerinin son derece hızlı şekilde senkronize olmasının kısmen buna bağlı olduğunu gösteriyor. Kısacası bu beyin hücreleri, psikolojideki değişimlerin insanlar arasında uyumlu hale gelmesine imkân veriyor gibi görünüyor.

İki insan arasındaki bu tür duygu koordinasyonu, kardiyovasküler tepkiler veya beyin durumları, bebekli kadınlar, tartışan evliler ve hatta mitinglerdeki insanlar temelinde araştırıldı. On yılları bulan araştırmalardan derlenen verileri gözden geçiren Lisa M. Diamond ve Lisa G. Aspinwall (ikisi de Utah Üniversitesi’nde psikolog), iki farklı psikolojinin bağlı bir akımda birleşmesini açıklamak için ’karşılıklı düzenleyici bir psikobiyolojik birim’ gibi ilginç bir kavram öneriyorlar. Dr. Diamond ve Dr. Aspinwall bunun gerçekleştiği düzeyde, duygusal yakınlığın bir insanın biyolojisinin diğerininkini etkilemesine yol açtığını savunuyor.

Chicago Üniversitesi’ne bağlı Kavrayışsal ve Toplumsal Nörobilim Merkezi başkanı John T. Cacioppo paralel bir öneride bulunuyor: başlıca ilişkilerimizin duygusal statüsü, kardiyovasküler ve nöroendokrin faaliyetimizin bütün rotası üzerinde önemli bir etki yapıyor. Bu da biyoloji ve nörobilimin ölçeğini köklü şekilde genişletiyor ve tek bir gövde veya beyin üzerinde odaklanmaktansa, iki insanın arasındaki etkileşime aynı anda odaklanmayı beraberinde getiriyor. Yani benim düşmanlığım sizin tansiyonunuzu artırıyor, sizin artan sevginiz benimkini azaltıyor. Potansiyel olarak biz birbirimizin biyolojik hasmı veya müttefikiyiz.

Beyindeki bu karşılıklı bağlantıların sağlığa faydalarını sessiz sedasız ortaya koymak bile hiç kuşku yok ki, tıp çevrelerinin tüylerini diken diken etmeye yetecektir. Kimse psikolojilerin birbirine karışmasının önemli bir tıbbi etki yarattığını gösteren somut bir veri sunamıyor.

Ne var ki söz konusu bağlantının, biyolojik olarak temellenmiş duygusal bir teselli verebileceğine de kuşku yok. Fiziksel acı bir yana, iyileştirici bir varlık, duygusal acıyı dindirebilir. Önümüzdeki örneklerden biri, elektroşok bekleyen kadınları görüntüleyen çalışmanın ortaya koyduğu fonksiyonel bir manyetik titreşim. Kadınlar bekleyişi tek başlarına yaşadıklarında, stres hormonlarını ve endişeyi tetikleyen sinirsel bölgelerin faaliyeti hızlanıyordu. James A. Coan’ın geçen yıl ’Psychophysiology’ dergisinde yayımlanan bir makalesinde de belirttiği gibi, bir yabancı gelip bekleyen kadının elini tuttuğunda, kadın bir parça rahatlıyordu. Kocası elini tuttuğunda ise sadece yatışmakla kalmıyor, beyin akımı da sakinleşiyor, bu da duygusal iyileşmenin biyolojisini yansıtıyordu.

Reddedilmek ve kalp kırıklığı

Fakat acı veren kronik hastalıklar yaşayan birçok insanın bildiği gibi, sevdikleri yok olduğunda insanlar yalnız bir izolasyonun zorluklarını göğüslemek zorunda kalıyorlar. Toplum tarafından reddedilmek, başka şeylerin yanı sıra, tam da beynin psikolojik acı üreten bölgelerini faaliyete geçiriyor. UCLA’dan Matthew D. Lieberman ve Naomi Eisenberg (Social Neuroscience: People Thinking About People, kitabının bir bölümünde de yazdıkları gibi - M.I.T. Press, 2005) beynin acı merkezlerinin, sosyal reddedilişten dolayı aşırı hassasiyet kazanabildiğini, zira insanlığın tarih öncesinde dışlanmanın bir tür ölüm cezası olduğunu kaydettiler. Lieberman ve Eisenberg, birçok dilde, reddedilmekten kaynaklı ’kalp kırıklığı’nı tarif eden kelimelerin fiziksel acının lügatından ödünç alındığına da dikkat çekti.

Bu yüzden bir hastaya bakan bir insan ortadan kaybolduğunda, bu bir çifte darbe olabiliyor: Reddedilmenin acısı ve sevgi bağının faydalarından yoksun kalmak.
Kişisel ilişkilerin sağlık üzerindeki etkilerine dair araştırmalar yapan Carnegie-Mellon Üniversitesi’nden psikolog Sheldon Cohen, hastanede yatan bir hastanın ailesi ve dostlarının, ne söyleyeceklerini bilmeseler bile, sadece ziyaret ederek yardımcı olabileceklerini vurguluyor.

Doktorların yapacak başka bir şey kalmadığını düşündüğü anda, arkadaşım bu noktaya vardı. Onu son ziyaretimde bana ’son çare’ tedavisine başladığını anlattı. Karşılaşacağı zorluklardan birinin, çok sınırlı saatler içinde ziyaretine gelen onca insanı, onları kucaklamaya hâlâ gücü varken karşılamak ve düzene sokmak olduğunu anlatıyordu.

Bunu söylediğinde gözlerim yaşardı ve şu karşılığı verdim: "Biliyorsun, en azından senin böyle bir sorunun var ve bu iyi. Birçok insan aynı süreci yalnız başına göğüslüyor."
Arkadaşım bir an sustu ve düşündü. Sonra yumuşak bir sesle beni yanıtladı: "Haklısın."

* Daniel Goleman: ’Sosyal Zekâ’ (Social Intelligence: The New Science of Human Relationships) adlı kitabın yazarı;
10 Ekim’de New York Times gazetesinde yayımlanan yazısı.Biyologlar.Net
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Eski 09-08-2007   #2 (mesaj-linki)
Bilgiler Beynimizde Nasıl Sınıflandırılıyor? Bilgiler Beynimizde Nasıl Sınıflandırılıyor?

EİDETİC (FOTOĞRAFSI) BELLEK
[Resim]
Sessiz ve ferah bir deney odası. Önünüzde boş ve beyaz bir zemin var. Biraz sonra asistan, önünüzdeki bu bembeyaz zeminin üzerine renkli, ilgi çekici bir resim koyarak sürenizi başlatıyor. Yalnızca yarım dakikanız var. Resmi belleğinize kazıyabilmek ya da imgesini canlı tutabilmek adına yarım dakika. Daha sonraysa resim görüş alanınızdan çekiliyor ve en ince ayrıntısına kadar resmi hatırlamanız isteniyor: "Öndeki yaprağın kaç damarı vardı?"
Karmaşık bir doku ya da resmin detaylı görsel imgesini canlı tutabilme yetisi olarak tanımlanan " eidetik imgeler ", konu hakkında yapılan ilk deneylerden bir asır sonra halen psikologların aklını kurcalamaya devam ediyor. Dilimize çoğu kez " fotoğrafsı bellek" olarak çevrilse de eidetik imgeler asıl uyaranın tıpatıp kopyası olmayabiliyor. Bu nedenle de "yeniden biçimlendirilen imgeler" oldukları düşünülüyor. Ancak eidetik imgeler kişiye nesneleri görselleştirme ya da onları zihinde canlandırabilme imkanı veren görsel imgelerden farklı. Çünkü herhangi bir zamanda örneğin bir elmayı gözlerinizin önüne getirebiliyorken (görsel imge), eidetik belleğe sahip olabilmeniz için size gösterilmiş bir şeyi her detayına dek aktarabiliyor olmanız gerekiyor. Örneğin matematik denklemleriyle dolu bir sayfaya yalnızca saniyeler içinde bakarak tümünü hatırlayabilmeniz! Fotoğrafsı belleğe sahip kişilerle yapılmış pek çok çalışma var. İlginç olansa, "eidetik" olarak tanımlanan grubun genellikle çocuklardan oluşması. Araştırmacılar, bunu evrimle bağlantılandırıyor. Bir çocuk görsel uyaranlara sonuna dek açık olmalı ki, bellekte ne tutup ne tutmaması gerektiği bilgisini öğrenebilsin. Büyüdükçeyse, imgelerden ziyade "kelimeler" ile düşünme oranı artıyor.
Peki, "eidetik" ya da daha sık anılır şekliyle "fotoğrafsı bellek"e sahip bu çocuklar baktıkları her sahneyi akıllarında tutabiliyorlarsa dünyayı algılarken nasıl oluyor da sorun yaşamıyorlar. Örneğin, annelerinin yüzüne bakıp başlarını babalarına çevirdiklerinde nasıl oluyor da annelerinin imgesi gözlerinin önünde kalmaya devam etmiyor. İşte bu sorunun yanıtı göz hareketlerinde ve kodlama zamanında saklı. Fotoğrafsı imgeler en az beş saniye boyunca söz konusu görüntüye birebir bakma gerektiriyor. Eidetik çocuklar, sürekli göz kırparak imgeyi silebildiklerini, ayrıca onu görebilmeleri için kaynak yüzeye bakmaları gerektiğini, yoksa imgenin yok olduğunu söylüyor. Yani anne görüntüsünün gözlerinin önünde canlı kalabilmesi için annelerini önünde gördükleri duvara bakmaları gerekiyor. Başlarını babalarına, yani diğer duvara çevirdiklerinde ise gözlerinin önündeki görüntüsel imgeyi kaybediyorlar.
[Resim][Resim][Resim]
Eidetik çocuklar, yalnızca ilk resim gösterildiğinde bunu bir insan suratına benzetmiyor. Zaman aralıklarıyla ilk ve ikinci resim gösterildiğinde ise, bu resimleri belleklerinde üst üste bindirebiliyorlar. Üçüncü resimdeki adam suratı bir anda gözlerinde canlanıyor.
Peki, bu çocukları diğer yaşıtlarından ayıran ne. Daha mı zekiler? Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, zeki olmak eidetik belleği diğerlerinden ayırt etmiyor. Çünkü zihinsel gelişimi geri kalmış çocuklarda bile böyle bir yetiye rastlanabiliyor. Zaten işin içine zihinsel beceriler girdiğinde (Örneğin resimdeki herhangi bir öğey adlandırarak gruplamak gibi: çiçek, ağaç vs...) fotoğrafsı imge yok oluyor. Öyleyse bu imgeler, üst düzey zihinsel becerilerden daha farklı bir yerde duruyor olmalı. Ancak ne yazık ki eidetik (Fotoğrafsı) imgeler üzerine yapılan bunca araştırmadan sonra bile hakkında bilinenler çok az. Fotoğrafsı bellek, daha uzun yıllar çözümlenmeyi bekleyen esrarengiz bir konu kalmaya devam edecek gibi görünüyor.
Fotoğrafsı Belleğe Sahip Bir Yetişin: "Elizabeth"
Eidetic (fotoğrafsı) bellek üzerine yapılan araştırmaların çoğu çocuklar üzerine odaklanmış olsa da, üstün bir yetiye sahip "Elizabeth" isimli bir yetişkin gelmiş geçmiş en büyük istisna olma özelliğini günümüzde de halen koruyor. Elizabeth, resimlerin aynısını aklından tuvale yeniden yansıtabiliyordu. Üstelik çizdikleri, kendisine gösterilen resimlerle üstüste bindirildiğinde çizgiler birbirleriyle eşleşiyordu. Stromeyer'in çalışmalarında (1970) Elizabeth'in sol gözüne 10.000 adet kareden oluşan bir stereogram gösterildi. Haftalar sonra, Elizabeth'in sağ gözüne ilk stereogramın eşi yansıtıldığında, Elizabeth üç boyutlu görüntüyü görmeyi başarmıştı. Bu da demek oluyordu ki, haftalar önce sol gözüne gösterilen 10.000 siyah ve beyaz kare düzeni belleğinde halen canlı duruyordu!
[Resim]
Stereogramları kare bulmaca dokularına benzetebiliriz. Beyaz ve siyah karelerle oluşturulan iki ayrı doku, birbirlerinin sağa ve sola kaydırılmış şekli. Sol göz birine, sağ göz diğerine baktığında- ki bu stereoskop makineleriyle gerçekleştirilebiliyor- derinlik algısı oluşuyor.

MUTLULUK VE ÖFKE
Öfke: Öfke, üzüntü, korku ve iğrenme gibi olumsuz duygularımızdan sorumlu beyin bölgesi amigdala . Beyin görüntüleme teknikleri sayesinde edinilen sonuçlara göre, duygusal hissiyatlar uyandırmayan zihinsel faaliyetlerimiz sırasında amigdaladaki sinirsel uyarım bastırılıyor. İşte tam da bu yüzden zihnimizi farklı uğraşlara verdiğimizde gerginsek bile öfkemizi unutabiliyoruz.
Öyleyse, bundan sonra kendimizi kötü hissettiğimizde elimize kalemi kâğıdı alıp bulmaca çözmeye başlayabiliriz! Böylece, kısa süreliğine bile olsa olumsuz duyguların etkisinden kurtulabiliriz.
[Resim]
Mutluluk: Mutluluk fiziksel zevklerle yakın ilişki içerisinde. Yukarıda, olumsuz duygulardan sorumlu tutulan beyin bölgesinin amigdala olduğundan bahsetmiştik. Kendimizi mutlu hissettiğimizdeyse tahmin edebileceğiniz gibi amigdaladaki etkinlik bastırılmış oluyor. Dolayısıyla zihnimizi farklı uğraşlarla meşgul tutabilmek mutlu hissedebilmemiz adına ilk adım diyebiliriz. Ancak bu durum elbette ki kendimizi tamamen mutlu hissedebilmemiz için yeterli değil. Mutlulukla bağlantılı beyin bölgesi ön beyin lobu . Örneğin, depresyondaki kişilerin beyinlerinin bu bölgesindeki etkinlik normal kişilere göre daha az. Zevkle ilişkili en önemli beyin kimyasalı ise dopamin . Hoşlandığımız birini gördüğümüzde, ya da bir başarı haberimizi işittiğimizde dopamin salgısı artıyor.
BİLGİLER BEYNİMİZDE NASIL SINIFLANDIRILIYORLAR?
Doğal Sınıflamalar
[Resim]
Gözlerinizin önüne bir çalgı aleti getirin desem aklınıza gelen ilk enstrüman hangisi olurdu? Bir gitar mı? Yoksa saksafon mu? Peki, bu alet zihninizde nasıl yer etmiş dersiniz? Gitar denilince aklınıza ilk gelen klasik gitar mı yoksa elektrogitar mı? Kendinizi bu konuda hiç sınamış mıydınız?
[Resim]

İçinde yaşadığımız dünyanın en önemli özelliklerinden biri de, nesnelerin birbirleriyle "kapsam" ilişkisi içerisinde olmaları. Örnek olarak müzik aletleri sınıfına dâhil gitarın, klasik ya da elektrogitarı kapsamasını verebiliriz. Bu kapsam ilişkisini bir tür özelleşme olarak da düşünebiliriz aslında. Örneğin klasik gitar, gitarın özelleşmiş bir formudur. Bu ilişkiyi basamak basamak irdeleyecek olursak, aklımıza gelen pek çok nesneyi böyle bir düzen içerisinde sıralayabiliyor olduğumuzu görürüz. Peki, bu sınıflandırmanın bizlere geri bildirimi ne dersiniz? İşte başlıyoruz, yalnız zihnin derinliklerine inmeden önce bu "kapsam" ilişkisine biraz daha yakından bakalım isterseniz.
Nesnelerin birbirleriyle olan " kapsam" ilişkisi 3 düzeyde inceleniyor:
Üst Düzey Sınıf
Kapsam ilişkisinde
en yukarıdaki seviye.
Örn: Meyve
Temel Sınıf
Kapsam ilişkisinde
orta seviye.
Örn: Elma
şeftali
üzüm
Alt Düzey Sınıf
Kapsam ilişkisinde
en özelleşmiş seviye.
Örn: Lezzetli, kırmızı elma
Çekirdeksiz şeftali
Kara üzüm

[Resim]
Bu üç düzeyi birbirinden ayıran, her birinin elemanları arasında paylaşılan ve paylaşılmayan özelliklerin sayısındaki fark. Nasıl mı?
Meyve ( üst düzey sınıf) dediğimizde aklımıza gelen tanımlayıcı sıfatlar gerçekten de kısıtlı. Renk söyleyemiyoruz çünkü elma ile muzu ortak kılan renkleri değil. Büyüklük diyemeyiz, koku hiç olmaz. Dolayısıyla, "Meyveler tatlıdır ya da enerji verirler" gibi az sayıda ortak özellikten bahsedebiliyoruz. Peki, kara üzüm ( alt düzey sınıf) dersek? İşimiz yine zor. Çünkü kara üzümlerin paylaştığı birçok özellik var. Bu kez de, tüm bu özellikler sayfalar halinde uzayıp gidebiliyor. Oysa üzüm ( temel sınıf) dediğimizde, her iki uç seviyeden de uzaklaşıyoruz. Üzümü elmadan ayıran özellikler hepimizin aklına kolayca gelebiliyor. Bu noktada aklımızdaki soru açık: Niçin temel sınıftaki tanımlama, üst ya da alt düzey sınıflardakine kıyasla daha kolay? Çoğu bilim adamının savunduğu varsayım bu sorunun yanıtını veriyor: Çünkü ilk anda, beynimizde gördüğümüz nesneleri tanımlarken temel sınıf düzeyinde işlem yapıyoruz. Daha sonra ise onları ortak kılan üst düzey ya da farklı kılan alt düzey noktalara yoğunlaşıyoruz. Ancak yine de bir dipnotun üzerinden geçmekte fayda var. Alanında uzman kişilerin bu beyinsel işlemlemeleri, alanlarıyla ilgili bir konuda alt düzey sınıflandırma seviyesinde olabiliyor. Örneğin, bir kuş bilimci farklı kuş türleriyle sınandığında bu türler arasında ayrım yapması oldukça kolay olabiliyor. Tıpkı normal durumlarda, temel sınıflandırma yapmanın daha kolay olması gibi.
[Resim]
[Resim]
Zihnimizde meyve prototipi oluşturmak imkânsız
[Resim]

Nesnelerin beyindeki temsili temel sınıf düzeyinde olduğundan algı da en hızlı bu sınıfta gerçekleşiyor. Bu varsayım kulağa karmaşık gelebilir. Oysa altını çizdiğimiz gerçek yine aynı. Prototip ler bir sınıfa ait elemanların ortalama, tipik bir görüntüsü. Örneğin, elma dediğimiz zaman bugüne kadar gördüğümüz tüm elmaların birleşiminden oluşan, ortalama bir elma figürü geliyor aklımıza. Oysa bu prototip oluşumu üst düzey sınıfta imkansız. Düşünsenize, meyve dediğimizde aklımızda oluşan figür ne olurdu? İstediğimiz, tüm meyvelerin birleşiminden oluşan, tümünü de tanımlayacak bir şekil. Böyle bir şekil bulmamız olası değil. Ancak meyve dediğimizde aklımıza gelecek tipik görüntü büyük olasılıkla bir elma olacaktır. Peki, hiç düşündünüz mü, niçin elma da örneğin muz değil. İşte bunun nedeni de, elmanın tipik simgesel özelliği. Araştırmacıların tipik simgesel özellikleriyle kastettikleriyse gruptaki diğer elemanlarla paylaşılan ortaklığın sayıca daha fazla olması. Yuvarlak, kabuklu, ortadan sapı çıkan, sulu, tatlı daha pek çok meyve var. İşte tüm bu özelliklerin bir arada toplandığı meyveyse elma. Muz değil. Bu özelliğe, sınıfsal aile benzeşmesi de deniliyor.
Karşılaştığımız Yeni Nesneleri Nasıl Tanıyıp Sınıflandırıyoruz?
Yeni bir kedi türüyle karşı karşıya gelen küçük bir çocuk düşünelim. Bu yeni kedi türünün "kedi" olduğunun farkına varabilmesi için önceki deneyimleriyle karşılaştırma yapması gerekiyor. Örneğin siyah bir köpeği olan küçük bir çocuk, gördüğü ilk siyah kedinin "köpek" olduğunu düşünebilir.
[Resim]

[Resim]

Peki, bu karşılaştırmanın temelinde yatan etmenler ne? İşte, sınıflandırma modelleri:
İnsanların yeni bir uyaranla karşılaştıklarında onu nasıl tanıyıp sınıflandırıyor olduklarına dair öne sürülen çeşitli varsayımlar bulunuyor:
1.) Yakın-komşuluk kuralı
Kişi yeni bir nesne gördüğünde onu, belleğinde o nesneye en çok benzeyen başka bir nesneyle aynı sınıfa koyuyor. Örneğin, bu varsayım küçük bir çocuğun tüyleri uzun, küçük bir köpeği varsa, gördüğü bir Van kedisini kediye değil de köpeğe benzeteceğini ön görüyor.
2.) Ortalama uzaklık kuralı
Kişi, zihnindeki tüm benzer nesne elemanlarını tarayarak bu yeni nesneyle karşılaştırmalarını yapıyor ve en çok benzeşeni referans sınıf olarak alıyor.
3.) Prototip Kuralı
Bugün, bilimsel çevrelerce en çok kabul gören yaklaşım. Hayatımızda ilk kez gördüğümüz yeni bir nesneyle karşılaştığımızda, onu her bir temel sınıf düzeyindeki prototiplerle karşılaştırıp, ne olduğuna dair kararımızı bu karşılaştırma sonucunda veriyoruz. Dolayısıyla kullandığımız referanslar zihnimizdeki gerçek nesne görüntüleri değil, onların ortalamalarından oluşan hayali bir figür oluyor.
Prototip kuralı diyor ki, çocuk karşılaştırmayı renk (siyah) gibi bir özellik üzerinden değil de, zihnindeki hayali bir kedi prototipi üzerinden yaparsa- ki bu prototipi çizgi filmlerdeki animasyonlardan da kazanmış olabilir- gördüğü kediyi yanlış sınıfa (köpek) koymayacaktır.
[Resim]
Bir kedi prototipi
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 27-08-2007   #3 (mesaj-linki)
Cvp: Beynimizin Sırları Cvp: Beynimizin Sırları

Beyin Okumak

Bazı beyin hücreleri başkalarının aklından geçenleri okumamızı sağlıyor. DNA'ların biyolojinin yapı taşlarını oluşturması gibi bu 'ayna' hücreler de psikolojinin yapı taşlarını oluşturuyor...
Çocuk, annesi eline bir oyuncak alıp yanına oturunca gülümser; çünkü bilir ki annesi onunla oynayacaktır. Erkek, şiddetli bir tartışmadan sonra karısının araba anahtarlarını alıp çıktığını görünce irkilir; çünkü karısının bu kez gerçekten onu terk ettiğini anlar. Hastabakıcı, serum takmak için yaşlı hastasının damarını ararken rahat değildir, çünkü iğnenin hastasının canını acıttığını bilir.
Bütün bu insanlar karşılarındakinin ne düşündüğünü nereden biliyorlar? Onların duygu ve düşüncelerini nasıl okuyorlar? Çocuk niçin annesinin evi terk edeceğini, erkek ise karısının onunla oyun oynayacağını düşünmez?
Başkalarının aklından geçenleri ''okumayı'' herkeste bulunması gereken doğal bir yetenek olarak ele alırız. Ne var ki psikologlar, felsefeciler ve sinirbilimciler insanların, karşısındakilerin davranışlarından anlam çıkartma, duygularını okuma yeteneğinin altında henüz gizini koruyan bir yön bulunduğunu düşünüyor. Son günlerde İtalyan sinirbilimcilerinden oluşan bir ekip bu doğrultuda çok önemli bir adım attılar. Parma Üniversitesi'nden Vittorio Gallase, Giacomo Rizzolatti ve meslektaşları, düşünceleri okuma bağlamında yürüttükleri çalışmalarda yepyeni bir sınıf nöron tespit ettiler. Bu nöronların harekete geçmesi için kişinin spesifik bir işi gerçekleştirmesi gerekiyor. Nöronlar, başka bir yönleri ile daha ilgi çekiyor. Nöronlar bir başkası da aynı işi yaptığında faaliyete geçiyor. Bilim adamları bu son özelliklerinden dolayı bunlara ''ayna'' adını verdi, çünkü nöronlar diğer insanların davranışlarını olduğu gibi yansıtıyor veya simüle ediyordu.
Bugün pek çok sinirbilimci, aralarında insanların da olduğu gelişmiş primatlarda bu nöronların başkalarının niyetlerini anlama konusunda çok belirleyici bir rol oynadığını düşünüyor. Gallese, ''Ayna nöronlar toplumsal yeteneklerimizi açıklayan mozaiğin çok önemli bir parçası olabilir'' diye konuşuyor. California Üniversitesi'nden Vilayanur Ramachandran işi daha da ileri götürerek, ayna nöronların insanın evrimine de ışık tuttuğuna inanıyor. Dil ve kültür konusu başta olmak üzere insan olmanın temelinde bu nöronların yattığını ileri süren Ramachandran şöyle konuşuyor:''DNA'lar biyoloji için ne anlama geliyorsa ayna nöronlar da psikoloji için aynı anlama geliyor. Bunlar birleştirici bir çerçeve oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda bugüne dek bilinmezliğini korumuş olan pek çok zihinsel yeteneği açıklamaya yarıyor.''
Gallase ve ekibi, 1990'lı yılların başlarında makak maymunlarının beyinlerindeki nöronların faaliyetlerini kaydetmeye başladığında neye soyunmuş olduklarını bilmiyorlardı. Maymunların beyinlerinde, adına F5 dedikleri bölgedeki sinir hücrelerinin yaydığı sinyalleri izlemekle işe başladılar. F5, planlama ve hareketten sorumlu premotor korteks adı verilen geniş bölgenin bir kısmını oluşturur. Birkaç yıl önce aynı bilim adamları F5'deki nöronların, hayvanların belirli bir amaca yönelik davranışlarda bulundukları zaman tetiklendiğini keşfetmişlerdi. Bunlar genellikle, nesneleri tutup kaldırmak, ısırmak gibi el ve ağız yoluyla gerçekleştirilen davranışlardı.
F5 hakkında daha fazla bilgi toplamak isteyen bilim adamları, maymunlara kuru üzüm, elma dilimi, kâğıt ataşı, küp ve küre şeklinde nesneleri sundular. Çok geçmeden ilginç bir olaya tanık oldular. Deneyi yapan kişinin eliyle bir nesneyi tutup, kendisine yaklaştırmasını izleyen maymunun beyninde bir grup F5 nöronunun devreye girdiği görüldü. Fakat aynı maymun bir tepsinin içinde aynı nesneyi gördüğü zaman hiç bir değişiklik olmadı. Maymunun kendisi nesneyi tutup kaldırdığı zaman aynı nöronlar harekete geçti. Böylece anlaşıldı ki bu nöronların görevi spesifik bir nesneyi tanımak değil.
Tüm nöronlar işbaşında
Nöronlar, reaksiyon gösterdikleri konu üzerinde epey telaşlı bir görünüm sergiler. Deneyi yapanın eliyle kuru üzümü tepsiden alması üzerine harekete geçen nöronlar, deneyi yapanın bu üzümü parmağı ile açtığı çukura bırakması karşısında herhangi bir reaksiyon vermez. Aynı nöronlar deneyi yapanın eline bir elma dilimi almasıyla yine tetiklenir, ancak dilimi tepsiye bırakmasıyla hareket durur.
Ancak daha önemlisi, maymun işi kendisi yaptığı zaman tetiklenen nöron ile aynı işi yapan insanı izleyen maymunun beyninde tetiklenen nöronun aynı olması. Böylece beyindeki motor sisteminin yalnızca hareketleri kontrol etmediği, aynı zamanda başkalarının da hareketlerini okuduğu anlaşılmış oldu.
1998 yılında Gallase, Tucson Arizona'da ''Bilinç Bilimi' ' isimli bir konferansta ayna nöronlar konusunda bir konuşma yaptı. Arizona Üniversitesi'nden felsefeci Alvin Goldman bu konuşmayı ilgiyle izledi. Daha sonra Gallase'a yaklaşan Goldman akıldan geçenleri okuyan hücreler konusunda görüş alışverişinde bulundu. Goldman Gallase 'ın akıl-okuma konusunun felsefi boyutu hakkında fazla bilgi sahibi olmadığını gördü.
Akıl-okuma, veya akıl teorisi, tüm sağlıklı insanların sahip olduğu bir yetenektir. İnsanların en yetenekli olduğu konu özellikle, başkalarının spesifik zihinsel durumunu yansıtma doğrultusundadır. Bunlar, başkasını ağlarken görmek ve onun üzüntülü olduğunu anlamak gibi basit duygusal durumların yanı sıra, daha karmaşık zihinsel durumlar olabilir. Bir anne bebeğini kaybettiği zaman diğer annelerin boğazı düğümlenir. Bir arkadaşınızın eşi tarafından aldatıldığını duyduğunuz zaman üzüntüsünü ve öfkesini paylaşırsınız.
Şempanzeler gibi diğer primatların da diğerlerinin zihninden geçenleri okuyup okumadığı konusunda sert tartışmalar henüz sürüyor. İnsanlar söz konusu olduğunda herkes zihin okuma yeteneğinin hüküm sürmekte olduğunu bilir, ancak bunun nasıl olduğu konusunda çok az şey bilinir. Bir teoriye (bazıları teori teorisi olarak adlandırır) göre insanlar, başkalarının yaptıklarını nasıl yaptığı konusunda sağduyuya dayanan varsayımlar geliştirir. Fizikçilerin izlenebilir olayları açıklamakta yasa ve kurallardan yararlanması gibi, insanlar da başkalarının davranışlarını açıklamakta deneyimlerinden yararlanır. Goldman gibi felsefecilerin savunduğu bir başka teori simülasyonu ön plana çıkartır. Simülasyon teorisi denen bu teoriye göre insanlar başkalarının aklından geçenleri anlamak için başkalarının düşüncelerine, duygularına ve davranışlarına öykünür. Özetle kendilerini başkalarının yerine koyar. Ayna nöronlarının keşfi ile bu teori arasında çok büyük uyum vardır.
Bu nöronların zihin okuma yeteneği ile yakından ilgili olup olmadığı konusunda kuşkular giderek güçlenirken, insanlarda ayna nöronlarının olup olmadığı sorusu daha fazla bilim adamının aklını kurcalamaya başladı. Ancak bu konuyu aydınlığa kavuşturmak çok kolay değil, çünkü insanlar beyinlerine elektrotlar bağlanmasına pek sıcak bakmıyor. Bu bilim adına bile olsa...
İtalya'da, Ferrara Üniversitesi'nden Luciano Fadiga , insanlarda da maymun beyinlerinde olduğu gibi böyle bir sistem olduğuna ilişkin bazı ipuçları elde eden ilk bilim adamı. Bunun için deneklerin elindeki spesifik kasların nasıl hareket ettiğini inceledi. Deneyin sonunda beyinde bir ayna sisteminin bulunduğunu ortaya çıkarttı ancak bunun yeri hakkında herhangi bir bilgi elde edemedi.
Bunu bazı beyin görüntüleme çalışmaları izledi. Önce Los Angeles Güney California Üniversitesi'nden Scott Grafton , Rizzolatti ile birlikte beynin temporal sulkus ve Broca bölgesinde hareketlilik olduğunu ortaya çıkarttı. Los Angeles Tıp Fakültesi'nden Marco Iacoboni de Broca bölgesinin etkin olduğunu teyit etti.
Sözcükleri bulmak
Broca bölgesinin keşfi beraberinde yeni soruları da getirdi. Önce maymunlardaki F5 bölgesi, insanlardaki Broca bölgesine denk düşüyor. Ancak F5 yalnızca el hareketlerine odaklıyken, Broca bölgesi eskiden beri konuşma ile ilgili bir bölge olarak biliniyordu. Bu durumda ayna sistemi ile lisan arasında ne gibi bir bağlantı olduğu konusu gündeme geldi. Başka bir deyişle zihin okuma ve lisan arasındaki ilişki araştırılmaya başlandı.
Rizzolatti ve Arbib ayna nöronlarının ''eylem'' ile ''haberleşme'' arasındaki açıklığı kapattığını ileri sürüyor. Aktör ve izleyici arasındaki ilişki zaman içinde gelişerek mesaj alışverişine dörüşür. Tüm haberleşme şekillerinde mesajı alan ile veren arasında ortak bir anlaşma ortamı bulunmalıdır. Rizzolatti ve Arbib ayna nöronlarının bu görevi yerine getirdiğini ileri sürüyor.
Bilim adamları, maymunlardaki eylem tanıma ve eylem üretme merkezlerini birleştiren bölgenin, insanlardaki konuşma üretimi ile ilgili bölgeye denk gelmesinin bir rastlantı olmadığını söylüyor. Rizzolatti ve Arbib'e göre insanlarda konuşma yeteneğinin gelişmesi, Broca bölgesinin maymunlardaki versiyonu olan F5 bölgesinin ayna mekanizması ile donatılması ile mümkün oldu. Bu görüşe göre haberleşme ve bunun sonucunda konuşmanın gelişimi, başkalarının eylemlerini tanıma ve algılama yeteneğinin gelişmesine bağlı. Arbib önce işaretlere dayalı kaba bir haberleşme şeklinin oluştuğuna daha sonra bunun gelişerek konuşmaya dönüştüğüne inanıyor.
Ramachandran, ayna nöronlarının sanıldığından daha büyük işlevleri olduğuna dikkat çekiyor. Bilim adamına göre bu ilgi çekici sinir hücreleri lisan ve el hareketleri arasındaki yitik halkayı tamamlamakla kalmıyor, aynı zamanda insanlarda öğrenme, algılama, genel anlamda kültürün oluşumuna ışık tutuyor. İnsan beyni tam boyutlarına 150.000 yıl önce erişmekle birlikte, alet kullanma, sanat ve matematik gibi konularda becerilerini 40.000 yıl önce elde etti. Ramachandran'a göre, bunların ortaya çıkmasındaki en büyük etmen, ayna sistemleri. Bu sistemler her şeyi açıklamakta yetersiz kalmakla birlikte, açıklamakta zorlandığımız pek çok konunun temelini oluşturuyor.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 08-09-2007   #4 (mesaj-linki)
İşte beynin 10 sırrı! İşte beynin 10 sırrı!

En güzel duyguların, şeytani emellerin de planlayıcısı o... İşte çözülemeyen 10 sır!

Kafamızda taşıdığımız 1 kilo 350 gramlık koca bir labirent. Her gün tepemizde ve bizi o yönetiyor. Bazen duygusal, bazen sinirli; kimi zaman manik, kimi zaman depresif. En güzel duyguların da, şeytani emellerin de planlayıcısı o... Sırlarla dolu, kapalı ve karanlık bir kutu gibidir beynimiz.

İşte beynin çözülemeyen 10 sırrı!

1. Bilgi nöronlarda nasıl kodlanıyor?

Beynin en karışık işlemlerinden bir tanesi, bilginin kodlanması. Bu süreçte beyindeki nöronlar, yani sinir hücreleri, zarlarının dışında elektrik akımı oluşturuyor. Bu elektrik akımları, ‘akson’ adı verilen uzantılara ulaşarak, onlar vasıtasıyla gerekli olan kimyasal sinyallerin açığa çıkmasını sağlıyor. Bu akımlar sayesinde dünyayla, çevremizde olup bitenle ilgili bilgiler beynimize aktarılıyor. “Ne görüyorum?”, “Aç mıyım?”, “Hangi sokağa sapayım?” gibi sorulara yanıt işte böyle bulunuyor.

2. Anılar beyinde nasıl saklanıyor ve nasıl tekrar hatırlanıyor?

Bir kişinin ismi gibi, yeni bir şey öğrendiğinizde beynin yapısında birtakım fiziksel değişiklikler meydana geliyor. Ancak bu değişikliklerin hâlâ ne tür değişiklikler olduğunu, nerelerde meydana geldiğini, bilginin nasıl depolandığını ya da yıllar sonra tekrar hatırlanarak tekrar nasıl gündeme getirildiğini anlayamıyoruz.

Beyinde çeşit çeşit hatıralar var. Ancak beyin, ‘kısa dönem anılarla’ (yeni öğrenilen bir telefon numarasını hatırlamak gibi), ‘uzun dönem anıları’ (geçen yıl doğum gününüzde yaptıklarınız gibi) birbirinden bir şekilde ayırıyor. Beyin travması ya da beynin zarar görmesi ise bu yetenekleri bozabiliyor.

3. Beyin, geleceği nasıl öngörüyor?

Çoğu zaman gelecekle ilgili birtakım planlarımız ve öngörülerimiz olur. Geleceğin nasıl şekilleneceğini düşünürüz. Beynimizde, gelecekle ilgili bir şekil vardır. Ancak beynin bu ‘gelecek simülasyonunu’ nasıl yaptığı henüz anlaşılmış değil. Beyin, dünyayla ilgili öngörülerde nasıl bulunabiliyor? Bilim adamları hâlâ bunun yanıtını arıyor.

4. ‘Duygu’ ne demek?

Beyin, sadece bilgi biriktiren bir organ değil; aynı zamanda duygu, motivasyon, korku ve umutları barındıran bir organ. Bütün bunlar bilinçaltında olan şeyler aslında...

Örneğin beynin duygularla ilgili bölümü sinirli yüzlere, o yüzleri görmeden de tepki verebiliyor. Kültürler arasında da temel duyguların dışa vurulması, aslında birbirine benziyor. Hatta Darwin’in de gözlemlediği gibi, temel duyguların ifade edilmesi bütün memelilerde benzer.

Bilim adamları, insanların fiziksel tepkilerinin sürüngenlerin ve kuşların tepkilerine çok ciddi bir şekilde benzediğine dikkat çekiyorlar.

5. Zekâ nedir?

Zekâ farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Ancak ‘biyolojik’ açıdan zekânın ne anlama geldiği henüz bilinmiyor. Milyarlarca nöron, bilgiyi ‘harekete geçirmek’ için nasıl birlikte çalışıyor? Gereksiz bilgi beyinden nasıl siliniyor? İki kavram ‘birbirine uyunca’ ve böylece bir soruna çözüm bulduğunuzda, beyinde neler oluyor? Zeki insanlar bilgiyi beyinlerinde ‘hatırlaması kolay’, ayrı bir bölgede mi muhafaza ediyorlar?

Beyin fonksiyonlarının temel işleyişiyle ve nöronlar arasındaki bağlantılarla ilgili, bilim adamlarının elinde hâlâ çok az bilgi var. Ancak zekânın, beynin tek bir alanıyla değil, pek çok bölgesiyle ilgili olduğu üzerinde duruluyor. İnsan beyninin diğer canlılardan farkı hâlâ araştırılıyor.

6. Beyin, ‘zamanı’ nasıl algılıyor?

Alkışladığınızda ya da parmağınızı ‘şıklattığınızda’ sesi mi daha önce duyarsınız, hareketi mi daha önce görürsünüz?

Her ne kadar duyma yeteneği, görme yeteneğinden daha hızlı çalışsa da, parmakların görüntüsüyle, çıkarılan ses aynı anda gerçekleşiyormuş hissi doğuyor. Yani beyin pek çok olayın aynı anda gerçekleştiği ‘hissi’ yaratarak aslında bizi ‘kandırıyor’. Beynin zamanla ‘oynadığını’ aslında çok kolay anlayabilirsiniz.

Aynanın karşısında sol gözünüze bakın. Daha sonra bakışınızı sağ gözünüze kaydırın. Gözlerinizi diğer tarafa çevirmek bir zaman alıyor elbette. Ancak siz gözlerinizin hareket ettiğini görmüyorsunuz. Gözlerinizi kırpıştırdığınızda da aslında gözleriniz çok kısa süreliğine de olsa karanlıkta kalıyor. Ancak bu karanlığı da görmüyorsunuz.

7. Nasıl uyuyor ve rüya görüyoruz?

Zamanımızın üçte birini uyuyarak geçiriyoruz. Araştırmalara göre, az uyumak sinir sisteminde bozukluğa yol açıyor. Canlılar uyuduklarında beynin bir bölümü de uyuyor, ama uykunun mekanizması, işleyişi hâlâ bilinmiyor. Uykuda nöronların aşırı derecede hareket halinde oldukları biliniyor.

Ayrıca önemli bir sorunu çözmeden önce uyumanın, o sorunu çözebilmek açısından yararlı olduğu da düşünülüyor. Düzenli uykunun, öğrenme kapasitesini de artırdığı söyleniyor. Özetle, uyku sayesinde beyin bir şekilde gerekli bilgileri depoluyor, gereksizleri ise ekarte edebiliyor.

8. Beynin ayrı ayrı olan sistemleri, birbirleriyle nasıl bütünleşiyor?

Gözle bakıldığında, aslında beynin her bölgesi aynı görünüyor. Ancak aktivitelerini, işlevlerini ölçtüğümüzde, her nöron bölgesinde farklı bilgilerin kayıtlı olduğunu görüyoruz.

Örneğin görme yeteneğini ilgilendiren bölgenin içindeki alanlarda hareketler, yüzler, köşeler ve renklerle ilgili çeşit çeşit bilgiler bulunuyor. Yetişkin bir insanın beynini, çeşitli ülkelerin bulunduğu bir dünya haritasına benzetebiliriz. Beynin içinde koku, açlık, acı, hedef koyma, sıcaklık, öngörü ve daha pek çok şeyle ilgili ‘beyin ağları’ var. Farklı işlevlerine rağmen bu sistemler birbirleriyle bir şekilde bütünleşerek çok iyi bir işbirliğine giriyorlar.

9. ‘Bilinç’ nedir?

İlk öpücüğünüzü düşünün. Bu, hafızanızdan hiç çıkmaz. Peki bu hafıza, bu deneyimi yaşamadan, bu deneyimin bilincinde olmadan önce neredeydi?

Modern bilimde, ‘bilinç’ çözülememiş olan en önemli sırlardan biri. Bilinç, tek bir fenomen değil. Peki ne? Bilinç, beyindeki hangi sistemlerle ilgili? Bilim adamlarının bu konuda da hiçbir fikri yok...

Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre, bilinç konusunda, büyük bir ihtimalle yine bir grup aktif nöron iletişim içinde. Bilincin altında yatan mekanizmanın moleküllerle ya da hücrelerle ilgili olabileceği üzerinde de duruluyor. Belki de mekanizma, bu sistemlerin etkileşimleriyle oluşuyor. Bilim adamları bu sıralar bilincin, beynin hangi bölgeleriyle ilgili olduğunu araştırıyorlar.

10. Bilgisayara karşı beyin

Beyindeki elektrik akımlarının hızının, bilgisayarlardaki sinyal hızından 100 milyon kat daha fazla olduğunu biliyor muydunuz?

Bir insan, arkadaşını hemen tanırken, bir bilgisayarın bir yüzü tanıması genellikle çok zor oluyor. Beynin pek çok işlemi aynı anda yaptığını söyleyen bilim adamları, beynin bütün bölgelerinden gelen bilgilerin tek bir bölgede birleşmediğini, ancak bu farklı bölgelerin kendi aralarında güzel bir ‘işbirliğine’ girdiklerini ve bir ağ, yani ‘network’ oluşturduklarını belirtiyorlar. Bizim de dünyaya olan bakış açımız işte bu karmaşık network sayesinde oluşuyor.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 15-01-2008   #5 (mesaj-linki)
Cvp: Beynimizin Sırları Cvp: Beynimizin Sırları

Beyniniz ne renk?

Beyninizin rengini biliyor muydunuz?
Beyninizin rengi, kişiliğinizi ve mutluluğunuzu belirliyor. Beyninizin hangi lobunun çalıştığı, kişiliğinizin, seçimlerinizin aynası oluyor. Beyin lobları incelemesi, şirketlerin eleman seçiminde, eşlerin ileride mutlu olup olamayacaklarını anlamada, yönetici seçimlerinde ciddi olarak işe yarayan bir yöntem. Uzmanlar beyni dörde bölüyor ve hangi alanlarda başarılı olacağınızı söylüyor.
Kimimiz duygusalız, kimimiz de hiç beklenmedik zamanlarda aşırı tepkiler veriyoruz. Bazıları aşkı bile bir matematik problemi çözercesine formüle etmeye çabalıyor, bazıları hayatı organize ederken tam bir hayal âleminde yaşıyor.
Söz konusu insan ve davranışları olduğunda, bir bütünlük sağlamak zor. İşte bu noktada, nörologlar ve kişisel gelişim uzmanlarının, insan beynine ilişkin araştırmaları giriyor devreye.
Bu konuda ilk çalışmayı yapanlardan biri Ned Herrmann. General Electric Yönetim ve Gelişim Departmanı'nda, Kişisel gelişim uzmanı olarak çalışan Ned Herrmann, bir çok insanın neden birbirinden bu kadar farklı tavırlar gösterdiğini merak etmeye başladı ve 1976 yılında insan beyninin nasıl bir sistemle çalıştığını anlamak için 40 yaşından sonra nöroloji okudu. Ve o yıllara kadar sadece sağ ve sol beynin çalışmalarına ilişkin yapılan araştırmalara bir yenisi eklendi. Herrmann'ın araştırmalarına kadar, insan beyni, sağ ve sol lob olarak biliniyordu.

Renklerin Anlamları
MAVİ
Düşüncede rasyonel, açık, sonuç odaklı bir kişiliğe sahip. Bakış açısı net ve tarafsızdır. Kendini ifade biçimi; sayısal ve problem çözücü.
SARI
Düşüncede spontandır. Holistik ve heyecanlıdır. Bakış açısı renkli, görsel, bütüne odaklıdır. Kendini ifade biçimi; metafor ve hayalci.
YEŞİL
Düşüncede seçici. Düzenli. Bakış açısı detaycı ve bütüncül. Kendini ifade biçimi; planlı ve kontrollü.
KIRMIZI
Düşüncede duygusaldır. Arkadaş ve dosttur. Bakış açısı kendine göredir. Kendini ifade biçimi duygusaldır.
Ancak Herrmann, beynin iki kesitine iki kesit daha ekledi ve dörde bölmüş oldu. Yani sağ ön ve arka lob ile sol ön ve arka lob olarak beyni kesitlere ayırdı. Peki ama beyni loblara ayırmak neden gerekiyordu? Çünkü beynimizin baskın olan lobu, meslek planlama, evlilik terapilerinde eşler arasında uyumu arama, meslek belirleme, departman oluşturma, üniversite sınavı, iletişim kurma, satışta ikna edebilme, yaşamda etkili ve sağlıklı sonuca gidebilmek açısından önemliydi. Ned Herrmann'ı yola çıkaran da bunlardı. Herrmann'ın 140 cevap seçeneği içeren testi birbirine bağlı sorulardan oluşuyor. Yani bir sorunun devamında ona bağlı bir başka soru var ve test bittiğinde sizin tüm tercihleriniz ortaya çıkıyor. Sonuç olarak, halen kullanılan bu teste verilen cevaplar kişinin yaşamsal tercihlerini, hobilerini, garantici mi yoksa kuralsız mı olduğunu, risk alıp alamadığını ortaya çıkartıyor. Ned Herrman bu test sonucunda, ağırlıklı çalışan beyin loblarına da yine psikolojinin renklere getirdiği açıklamalara göre isim vermiş. Psikolojide mavi, analitik ve sorgulayandır, yeşil sağlığı, garantiyi temsil eder, kırmızı, duyguyu ve ihtirası, sarı ise rahatlatıcıdır ve özgürlüğü temsil eder. O nedenledir ki terapi odalarının çoğu sarıya boyanır… Beynin çalışma sistemini belirleyen etkenler
İnsan beyninde hangi lobun etkin olacağı yüzde 30 oranında doğuştan belirleniyor. Yüzde 70'ini ise sonradan, bizi ailemizin yetiştirmesine göre geliştiriyoruz. Genelde anne ve babamızın baskın lobu neyse, biz de onu geliştiriyoruz. Sonra anaokulu dönemine kadar hayatımızda önemli olan birçok şeyi öğreniyoruz. Bu süreç 7 yaşına kadar tamamlanıyor. Kiminle evlenirsek mutlu oluruz, kiminle aynı departmanda uyumlu çalışabiliriz? Bu soruların cevabını lobların baskınlığı veriyor. Beynimizde hangi lobun baskın çalıştığını bilirsek, karşımızdakiyle ona göre iletişimde bulunabiliriz.
Psikolog ve NLP uzmanı Adalet Bağdu'ya göre, Ned Herrmann'ın yarattığı test olan 'Herrmann Brain Test' ile belirlenen sonuçlarla, insan beyninin hangi lobunun baskın çalıştığı ortaya çıkıyor ve buna göre de insanların kişilik özellikleri şöyle bir seyir izliyor:

Mavi loblu insanlar
Maviler, beyninin sol ön lobu çok iyi çalışanlar arasından çıkar. Analitik olurlar, her şeyi mantık çerçevesinde değerlendirirler. Yaşamı, aşkı, sevgiyi formüle etmeye çabalarlar ve bu, onların işidir. Bağdu'ya göre, 'Maviler' diğer lobları gelişmiş insanlara oranla sözel iletişimde geri planda olur. Bir insanın beyninin çalışması, sadece mavide kalıyorsa, onlardan teknik adamlar çıkar.
Maviler sadece mavide kaldıklarında, asosyal insanlar olurlar. Onların dış görünüşlerine bakınca, kılık kıyafetleri gündem dışıdır, arabaları eskidir. Onlar için sonuçlara gitmek önemlidir. Rakamlardan çok iyi anladıkları için, rakamsal problemleri olağanüstü hızlı ve başarılı bir şekilde çözerler. Birçok mühendis hep mavilerden çıkar, onlar sınıflardaki en iyi matematik öğrencilerdir. Adrenalin için sarı lobu ağır basanlarla evlenirler. Dalmak, araba yarışları, tırmanmak gibi adrenalin gerektiren sporları yaparlar. Maviler genelde iş dünyasındaki erkeklerdir. Kadınlar arasından daha az sayıda mavi çıkar. Çok başarılı projeleri olan insanlar olmalarına rağmen, her şeyi formüle ettikleri için, ilişkiyi de formüle ederler ve onlardan iyi yönetici değil, iyi sistem adamı olur. Aşkı bile matematiksel olarak değerlendirip, hayatı basamaklara bölerler. Eğitimde fizik-matematik dersleri çok başarılı olan öğrenciler olurlar.

Yeşil loblu insanlar
Beyninin sol altını kullananlar ise yeşiller. Bir insanda bu bölge çok gelişmişse, çok küçük yaşlarda bile her şeyi kategorize ederler. Oyuncaklarını bile renklerine göre ayırırlar. Çok güzel plan, organizasyon yaparlar. Detaycıdırlar, ödevlerini aksatmazlar, öğretmenlerinin en çalışkanları onlardır. Öğretmen ödevi kontrol etmemişse, neden etmediğini onlar sorar. Yeşiller, başarıya gitmede çok iyidir. Zamanla yarışma, teknolojiyi iyi kullanma, plan yapma onlar için kolaydır. Yeşiller söz odaklıdır. Şirketlerde büyük problemler yeşil yöneticilerden çıkar. Eğer bir yeşil yöneticiye vereceğiniz işi geciktirirseniz, kesinlikle ortalarda görünmeyin. Sizi iş bilincine saygı duymamakla suçlar ve çok kızar. Söz verilen bir randevuyu kaçırırsanız yine kızar. Yeşil, hayatını planlar ve bunu değiştirmez, garanticidir. Önümüzdeki yıl ne yapacağını biliyordur. Deprem çantasını arabalarında ve baş uçlarında bulunduranlar yine onlardır. Tatile gideceklerse 7-8 ayrı yerden fiyat alırlar, yaşam sigortası yaptırırlar. Kesinlikle risk almayı sevmezler, çünkü onların en nefret ettikleri şey problemdir. Problem sevmedikleri için de muhaliflerdir. Yeşiller, problem istemedikleri için detaya girerler. Riskten hoşlanmadıkları için karar verme sürecinde yavaş davranırlar, o nedenle kariyerlerinde gecikirler. Yeşillerden iyi hukukçular, siyasetçiler, satış pazarlamacıları, ekonomistler, doktorlar çıkar. Şirketlere iyi yönetici istiyorsanız, baskın lobu yeşil olanı tercih etmekte fayda vardır.

Kırmızı loblu insanlar
Beyninin sağ altı çalışanlar kırmızı lobludur. Türkiye'nin geneli kırmızıdır. Davranışları düşünsel değil, duygusaldır. Adalet Bağdu bu konuda şunları söylüyor: "Ülkeme, trafiğine bakıyorum. Bir insanın arabayı kullanışını genellediğim zaman, insanlar bedensel sürüyor arabalarını, oysa akılsal sürmeliler. Çok gürültüsü olan bir ülkeyiz ve bunun nedeni, bizlerin bedensel davranışımızdan kaynaklanıyor. Hanımefendilerin çoğu beyinlerinin sağ tarafını kullanır. Bir de duyguları mantık kısmına geçirip değerlendirmeden, beynin sağ tarafına alıyoruz. Mesela böyle bir yapıya sahip olan bayan yöneticiyse, karşısındaki güzel bir kadına iş vermiyor, çünkü kıskanıyor, kendine rakip görüyor. Kırmızılar duygusal ve iyi hitabetçiler, iyi arkadaşlık yaparlar, takım ruhları vardır. Meslek olarak halkla ilişkiler, sunuculuk yapabilirler, iyi psikologlar ve eğitmenler de kırmızılardan çıkar."

Sarı loblu insanlar
Beyninin sağ üstü çalışan insanlar. Sarı lob yaratıcı zekâyı simgeliyor. Yaratıcı lobu ağır basanlar, toplumun genelinin duygu, düşünce ve davranışının ötesinde hayatı algılayan, verileri yorumlayan insanlar. Sarılar farklı tasarımları, yaratıcılıkları olan insanlar. Onların davranışları, düşünceleri farklı olduğu için duygularını da farklı yaşıyorlar. Biz onlara çok uçuk-kaçık-marjinal diyoruz. Sarılar risk alırlar. Hayal kurarlar, yaratıcıdırlar, problem çözerler ve ilişkilerde problem çözücü olurlar. İlişkilere yatırım yaparlar. Büyük resmi görürler.

Loblar bir araya gelirse
İki sarı bir araya gelirse, gayet iyi olur. Yeni fikirler üretirler, eğlenmeyi severler, iyi departman arkadaşı olurlar ama finansı batırırlar. Sarılar yaratıcıdır ama çok fazla sorumluluk kaldıramazlar. İki sarı evlenirse uzun süre evli kalamazlar. Onlar adrenalinle beslenir. Sarılarda ikincil olarak baskın lob kırmızı ve yeşil olursa, belki evlilik sürer.
İki kırmızı birlikte olursa, Türk filmi olur. Birden bire birbirlerini çok sever aynı eve taşınır, birden dost olurlar. Ama burada sadece duygular vardır, sentez yapılmaz. İki kırmızı iyi yardımlaşır. Belki çok tartışırlar ama sonra birleşirler.
İki yeşil evlenirse, 50 yaşlarında ne yapacaklarını bile sistemli bir şekilde oluştururlar. Yaşamları, çocukları, her şeyleri garanti şekilde gider. Deprem bavulları hazırdır, tatilleri önceden bellidir.
İki mavi evlenirse negatif bir şey olmaz ama her şey durgun gider. İki mavi sinemaya giderse, iki uçta oturur ve çocuklarını ortada oturturlar. Molada ne alacakları bile bellidir. Onların geleceği planlanmıştır. Kitap çocuğu yetiştirirler.
Sarı ile kırmızı evlenirse burada özveride bulunan kırmızıdır, çünkü sarıyı sever ve onun uçukluklarına göz yumar. En çok dedikoduyu yapanlar da kırmızıdır.
Yeşil ile sarı bir arada olamaz ayrılırlar. Yeşil kuralcı, sarı kuralsızdır ve sarı planın olduğu yerde yaratıcı olamaz. En büyük çatışmalar sarı ile yeşil arasında olur. Yeşil ile mavi evlenirse son derece uyumlu olur.

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 15 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
beynimizin, beynimizin kontrol etmedigi, elma niçin kırmızıdır, ned herrmann beyin testi, v. s. ramachandran,
Konu Araçları

Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 04:54Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 1.10021710 saniyede (93.64% PHP - 6.36% MySQL) 7 sorgu ile oluşturuldu
Top Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun ~ MaviKaranlik.com Have Fun @ MsXLabs! Designed by LC aka NeutralizeR