Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Etobur (Böcekçil) Bitkiler

Bu konu Botanik forumunda virtuecat tarafından 27 Nisan 2007 (22:54) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
45907 kez görüntülenmiş, 9 cevap yazılmış ve son mesaj 16 Şubat 2012 (21:37) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.00  |  Oy Veren: 4      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 27 Nisan 2007, 22:54

Etobur (Böcekçil) Bitkiler

#1 (link)
virtuecat
Ziyaretçi
virtuecat - avatarı
DOĞA HARİKASI : BÖCEK YİYEN BİTKİLER

ET İLE BESLENEN BİTKİLER
Henüz az tanınmış ve belki de doğanın en ilginç bitki grubu olan böcek yiyen bitkileri yıllardır yetiştirmekteyim ve bu konuda oldukça geniş bir koleksiyonuna sahibim.
Bataklık ve asitli gibi besinden yoksun topraklarda yetişen bu bitkiler, zamanla besinleri toprak dışından temin etmek üzere evrime uğramışlardır. Bunun için oldukça dahiane böcek yakalama yöntemleri geliştirmişlerdir. Bu metodlar genelde aktif kapan ve pasif kapan olarak ikiye ayrılır. Aktif kapana en iyi örnek Venüs Sinek Kapanı'dır (Dionea muscipula). Bu bitkinin kapan şeklinde yaprağı içine bir böcek girdiği zaman, kapan aniden kapanarak içindeki böceği hazmetmeye başlar. Böcek bir hafta içinde tamamen sindirilerek bitkinin besin ihtiyacı karşılanır. Böceğin bitkinin kapanına cezbedilmesi için bitki aromalı bir nektar salgılar. Bu nektara kanan böcekler kapanın içine girdiklerinde kapan saniyenin otuzda biri bir hızla kapanarak böceği hapseder. Daha sonra bitki böceği hazmetmeye başlar ve bir hafta sonra geride böceğin sadece artıkları kalır. Venüs Kapanının kapan mekanizması çizimini altta görebilirsiniz.
İkinci kapan türü de pasif kapanlardır. Bu gruba giren bitki gruplarına Sarracenia, Drosera, Nepenthes, Heliamphora, Pinguicula ve Drosaphyllum örnek gösterilebilir. Pasif kapanların iki ana türü mevcuttur. Bunların en ilginçlerinden biri eski sinek kağıtları gibi yapraklarında yapışkan bir sıvı üreten bitkilerdir. Bu bitkilerin yaprakları şekerli ve yapışkan damlacıklar üretirler. Bu damlacıkları yemek için konan böcek yaprağa yapışır ve kurtulamaz. Daha sonra yaprak böceğin etrafını sararak böceği hazmeder. Bu tür bitkilere en iyi örnek Drosera'lardır. Drosera yaprakları avını sararak hazmettiği için hem aktif hem de pasif kapan özelliklerine sahiptir.
Diğer ve daha yaygın bir pasif kapan türü de sürahi kapan denilen türdüu. Bu tür bitkilerde (Nepenthes, Sarracenia ve Heliamphora) bitkinin birçok sürahi şeklinde kapanı vardır. Bu kapanların içi sindirim enzimleri içeren su ile doludur. Kapanın etrafında salgılanan aromalı sıvıya kanan böcekler, daha çok bu cazip yemden yemek için yavaş yavaş kapanın içine doğru ilerlerler. Ancak kapanın içinde bulunan kıllar aşağı doğru uzadığından böcek kapana girer ama bir daha geri çıkamaz. Nihayet enzimli suda boğularak bitkiye yem olur. Bu türe bağlı bazı cinslerin, özellikle Nepenthes'lerin bazen fare veya kuş kadar büyük avlar yakaladığı ve hazmettiği bilinmektedir. Altta böyle iki Nepenthes türü görülmekte.

neymae1st4 ninsignisbiak1fk8
Son Düzenleyen virtuecat; 26 Ocak 2008 @ 02:44.
Rapor Et
Eski 22 Haziran 2007, 22:30

Etobur (Böcekçil) Bitkiler

#2 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Etobur bitkiler dünyasına bir bakış
27880vz0
Etobur bitki tuzakları; sürahi tuzaklar, yapışkan tuzaklar, emici tuzaklar ve ani kapanan tuzaklar olmak üzere 4 grup altında toplanabilir.
Literatürde, “Böcek Yiyen Bitkiler” (Insectivorous Plants) ve “Böcek Kapan Bitkiler” (The Fly Trap-Plants) gibi isimlerle de anılan Etobur yani Karnivor bitkiler (Carnivorous Plants) bilimsel olarak ilk defa Charles Darwin tarafından araştırılmıştır.
Etobur bitkilere geçmeden önce, bitkilerin ekosistemdeki önemleri hakkında kısa bir bilgi verelim. Yeşil bitkiler, canlı yaşamın devamlılığı için doğanın vazgeçilmez unsurlarıdır. Besin piramidinin tabanında yer aldıkları için, ekosistemin primer (birincil) üreticileri konumundadırlar. Primer üretici organizmalar, yaşadıkları ortamdan aldıkları hammaddeleri (azot, fosfor, potasyum, kalsiyum v.b besin elementleri ile karbondioksit) kullanarak kendileri ve diğer canlıların yaşamları için gerekli olan besinleri sentezleyen organizmalardır. Yeşil bitkilerin önemi, sadece primer üretici olmaları ile sınırlı değildir. Ekosistemin oksijen ve karbondioksit dengesinin korunması ve buna bağlı olarak yeryüzündeki ısı kontrolünün sağlanması da yeşil bitkilerin kontrolü altındadır. Üstlendikleri tüm bu görevler, yeşil bitkilerin doğanın vazgeçilmez unsurları olduklarının çok açık bir göstergesidir.
Bitkilerin de, insanlar, hayvanlar ve diğer canlılar gibi sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için dengeli beslenmeleri gerekir. Bitkiler dengeli beslenebilmek için, bulundukları ortamdaki besin maddelerini ihtiyaçları ölçüsünde almak zorundadırlar. Her bitkinin, azot, fosfor, potasyum, demir, bakır, çinko, mangan, klor, molibden ve bor gibi besin elementlerine olan ihtiyacı bir diğerinden farklılıklar gösterir. Acaba bitkilerin tamamı besin ihtiyaçlarını aynı yolla mı sağlamaktadır?

Etobur Bitkiler Niçin Var?

Canlılığın devam edebilmesi için, yeryüzündeki her canlı türünün özel bir görevi bulunmaktadır. Önemsiz olduğunu düşündüğümüz bir karasineğin bile, bazı bitkilerin tozlaşması, ölü organizmaların mekanik parçalanması ve diğer hayvanlara besin kaynağı olması gibi yararlı görevleri bulunmaktadır. Benzer şekilde, çoğumuzun yakın çevremizde görmekten hoşlanmadığı bir eşek dikeni bitkisi de, bazı omurgasızlar için beslenme, barınma ve korunma sağlamaktadır.
Yeryüzündeki her bitki türü, özel bir ekolojik ortamda evrimsel sürecini tamamlayarak günümüze kadar gelmiştir. Bitkiler, bu süreç içinde besin maddelerini temin edebilmek için birbirlerinden farklı beslenme yolları tercih etmişlerdir. Örneğin baklagiller (Fabaceae) familyasına dahil olan bitkiler, ihtiyaç duydukları azotun bir bölümünü topraktan alırlarken, önemli bir bölümünü de azot bağlayan bakteriler (Rhizobium) yardımıyla elde etmektedirler. Bu bitkiler, köklerindeki yumrularda barınan ve atmosferik azotu bağlayan bakterilerle bir arada evrimleşmişlerdir (ko-evolusyon).
Azotlu bileşiklerce zengin toprakları tercih eden ısırgan otu, ballıbaba ve banotu gibi bitkiler, evrim süreçlerini azotlu topraklarda tamamlamışlardır. Doğadaki madde döngüsünün yeterince tamamlanamadığı mineral maddeler bakımından fakir bataklıklar ile kireç oranı yüksek olan topraklarda evrimleşen etobur bitkiler ise azot, fosfor ve potasyum gibi ihtiyaçlarını toprak dışından temin etmek üzere farklılaşmışlardır.

Etobur Bitkiler Nasıl Beslenirler?

Etobur bitkilerin mineral ihtiyaçlarını temin etmek için seçtikleri yol, etçil beslenme şeklidir. Bu bitkiler temel mineralleri, böcekleri, örümcekleri, kabuklu hayvanları, akarları ve bir hücreli hayvanları avlayarak sağlarlar. Yeryüzünde 600 civarında tür ile temsil edilen etobur bitkiler, bu farklı beslenme şekilleriyle 350 binin üzerindeki bitki türü arasında özel bir öneme sahiptir.
Etobur bitkilerin çoğu, bataklık ve turbalıklardaki asit karakterli ortamlarda (pH= 3-6 arası) yaşamaktadır. Bataklıklar gibi aşırı nemli ortamlardaki ölmüş canlılara ait organik kitle, ortamın aşırı asidik olması nedeniyle mikroorganizmalar tarafından yeterince ayrıştırılamadığı için toprağa geri kazandırılan besin maddelerinin miktarı da azalmaktadır. Ayrıca asit oranı yüksek olan bu tip topraklarda, bitkilerin besin maddelerinden yeterince yararlanmaları da zorlaşmaktadır. Bu nedenle bataklıklar, bitkilerin beslenme ihtiyaçları bakımından fakir olan ortamlardır. Böyle bir ortamda yaşamaya uyum sağlayan etobur bitkilerin, mineral madde ihtiyaçlarını yakaladıkları hayvanlardan sağlamaları son derece doğaldır.

Avın Yakalanması ve Sindirilmesi
Etobur bitkilerin avlarını cezbedip yakalayabilmelerini sağlayan kendilerine özgü kokuları, renkleri, lezzetli özsuları ve özel tuzak tipleri bulunmaktadır. Tüm etobur bitkilerde, avı yakalamaya yarayan tuzaklar değişikliğe uğramış yapraklardan başka bir şey değildir. Etobur bitki tuzakları; sürahi tuzaklar, yapışkan tuzaklar, emici tuzaklar ve ani kapanan tuzaklar olmak üzere 4 grup altında toplanabilir.
Rapor Et
Eski 19 Mart 2008, 19:29

Etobur bitkiler

#3 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
Etobur bitkilerin yaprakları, en ilginç özelliklere sahip olan yapraklardandır. Kese, huni veya ibrik gibi şekillere sahip olan bu yapraklar böcek yakalayabilir, böceklere yuva olabilir veya su depolayabilirler.
Etobur bitki, böcek gibi canlıları çeken, yakalayan, öldüren ve daha sonra da avını parçalayarak faydalı bölümlerini sindiren bitkidir. Birçok bitki bu aşamaların bazılarını uygular. Mesela bazı çiçekler böcek, kuş gibi dölleyicileri kendilerine çekerler. Su zambakları gibi bazı bitkiler ise böcek gibi dölleyicileri kısa süre için tuzağa düşürürler ama bu bitkilerin hiçbiri bu hayvanları yemezler. Bu böcekleri sadece döllenmek için kullanırlar. Kısacası bunlar etobur bitki değildir; çünkü etobur bitki olmak için bitkilerin bu canlıları sindirmeleri gerekmektedir.
Etobur bitkiler, avlanırken yapraklarını kullanırlar. Bunlardan en ilginç olanı Dischidia rafflesiana isimli bitkidir. Bu bitki tam olarak etobur sayılmasa da, etobur bitkilerin uyguladığı yöntemlerden bir kısmını uygular. İbrik şeklindeki yapraklarıyla karıncalara yuva işlevi gören bu bitki çok kalabalık koloniler halinde yaşayan karıncaları yemez. Ancak onları besler ve karıncaların artıklarından elde ettiği nitrojeni besin olarak kullanır. Karıncalar ise hem hazır bir yuvayı kullanmış hem de bitkiye zarar veren canlıları bertaraf etmiş olurlar. Ayrıca Dischidia'nın keselerinde biriktirdiği su, kesenin iç yüzeyinde bulunan ek kökler tarafından emilerek kullanılır hale gelir.
Etobur bitkilerden olan Pinguicula (yağ çanağı) gibi bitkiler yapışkan ve kaygan yüzeyli yapraklarıyla üzerlerine konan böcekleri ipliksi bir salgının içine alırlar. Bu salgının içinde bulunan protaz, lipaz ve asit fosfataz gibi enzimler böceği parçalayarak, böceğin sindirilmesini sağlarlar.
Aktif yapışkan yapraklara sahip olan Drosera, uçları yapışkan ve kırmızı bir tür pigment içeren uzun ve kısa tüyleriyle avlanır. Yaprağın ortasında bulunan kısa tüylere dokunan böcek, bu sinyalin uzun tüylere iletilmesiyle tuzağa düşmüş olur. Yaprak, bir elin avuç içine kapanması gibi katlanır ve böceği sindirir.
Bütün bitkiler belirli oranda hareket ederler; ancak etobur bitkilerin hareketleri oldukça hızlı ve etkilidir. Bitkilerin kas sistemleri olmadığına göre bunu nasıl başarmaktadırlar? Bu iş için etobur bitkiler iki ayrı mekanizma kullanırlar. Birincisi, Venüs bitkisinde görülen ve su basıncının değişmesiyle harekete geçen mekanizmadır. Yaprak üzerindeki tüylere dokunulunca harekete geçen bu sistemde, iç duvarda bulunan hücreler suyu dış hücrelere transfer ederler. Bu, yaprağın bir anda kapanmasını sağlar. İkinci tür hareket ise, hücre gelişimiyle desteklenmiştir.
Bu bitki ise içine giren böcekleri aniden kapattığı kapağı ile yakalar. Burada da yine çok açık bir tasarımın olduğunu görmek, akılcı bir insan için zor değildir. Bitkinin uyarı sisteminin yanında, yapraklarının kapanmasını sağlayan mekanik sistem de son derece mükemmel bir yaratılıştadır. Bitki içindeki hücreler elektriksel uyarı alır almaz bünyelerindeki su dengelerini değiştirirler. Yaprakların oluşturduğu kapanın iç tarafındaki hücreler bünyelerindeki suyu bırakıp çökerler. Bu olay havası alınmış bir balonun sönmesine benzer. Kapanın hemen dışındaki hücreler ise aşırı su alarak şişer. Böylece insanın kolunu hareket ettirmesi için bir kasın gevşerken ötekinin kasılmasına benzer şekilde, kapan kapanır. İçerde hapsolan sinek ise her çırpınmasında tüylere tekrar tekrar değerek, elektriksel itmenin tekrar oluşumuna ve dolayısıyla da yaprağın daha sıkı kapanmasına neden olmaktadır. Bu arada kapanın yüzeyindeki hazım bezleri de uyarılmaktadır. Uyarı sonucunda bezler sineği yavaşça eritecek sıvıyı salgılamaya başlarlar. Böylece bitki, protein bakımından hayli zengin bir çorba haline gelen sineğin peltesini kullanarak beslenir. Sindirimin sonunda ise, tuzağını kapanmasını sağlayan mekanizma tersine işleyerek kapanın açılması sağlanır.

352qm

Güneş gülü Sundew'in dokunaçları ise, ava doğru bükülür; çünkü dokunaçların bir tarafındaki hücreler, dokunacın diğer tarafındaki hücrelerden daha fazla büyümüşlerdir. Bu tuzakta çiçeğin üzerindeki duyargaların ucundan salgılanan maddelerin yaydıkları kokuyla dokungaçlara gelen böcek buradaki yapışkan maddeye yakalanır. Bu andan itibaren tuzak harekete geçirilmiş olur, ortadaki kısa duyargaların dış tarafında bulunan daha uzun duyargalar bir kafes gibi böceğin üzerine kapanırlar. Böcek bu tuzağın içinde çeşitli enzimler kullanılarak sindirilir.
Bir bitkinin böcek yakalamak için özel bir tuzak hazırlamasının ne anlama geldiğini bir an için düşünelim. Herşeyden önce bir bitki, neden alışılmışın dışında bir beslenme türü geliştirerek, böcekleri avlama ihtiyacı hissetmiş olabilir?
Evrimciler, etobur bitkilerin de diğerleri gibi tesadüfen gelişen doğa olayları sonucunda böyle bir özellik kazandığını öne sürerler. Ancak, bir bitkiye nasıl bir olay tesadüf etmelidir ki, bu bitki çok hızlı hareket eden yapraklara, böcekleri sindirebilen enzimlere sahip olsun? Dahası, her etobur bitki, içinde bulunduğu koşullara uygun olan farklı özelliklere sahiptir. Bunun için örneğin Drosera bitkisinin usta bir avcı olmadan önce belirli aşamalardan geçmesi gerekir. İlk önce etrafta dolaşan böcekleri, sinekleri tespit etmeli ve bu canlıları özel bir laboratuvar testinden geçirdikten sonra, bunların zayıf yönlerini, hangi kokulardan ve renklerden etkilendiklerini, anatomik yapılarını ve onları nasıl sindirebileceğini kararlaştırmalıdır.
Daha sonra, bu böceklerin dolaştıkları bölgeyle ilgili bir keşif yapıp nerede yerleşmesi gerektiğini tespit etmelidir. Ancak bundan sonra daha da zor bir aşamayla karşılaşır. Kendi kimyasal ve biyolojik yapısını elde ettiği verilere göre değiştirmesi gerekmektedir. Yani bitkinin hem rengini değiştirecek kimyasal pigmentlere, hem kokusunu değiştirecek salgı bezlerine ihtiyacı vardır. Ayrıca sineğin içine düştüğü zaman kurtulamayacağı bir tuzak tasarlamalıdır. Bunun için gerekli mühendislik çalışmalarını yaptıktan sonra yapışkan tüyler, kaygan bir yüzey ve dibi su dolu bir çanak, bu tuzağı tamamlayan bir kapak ve tuzağı harekete geçiren anahtarları tek tek tasarlamalıdır. Bu arada böceği nasıl sindireceğini de düşünmeli ve bu iş için gerekli enzimleri kullanmaya karar vermelidir.
Yukarıdaki senaryonun akıl ve mantık dışı olduğunu her akıl sahibi insan bilir. Tüm bitkiler gibi etobur bitkiler de ne bir beyne, ne göze, ne de akla ve şuura sahiptir. Böyle karmaşık bir tasarım, değil bir bitki, konunun uzmanı olan bütün bilim adamlarının biraraya gelmesiyle bile meydana getirilemez. Bu üstün tasarımı çok açıkça anlaşılacağı gibi, örneksiz yaratan, sonsuz bir ilim ve güç sahibi olan Allah var etmiştir. Yeryüzündeki en akıllı canlı olan insan bile örneksiz hiçbir şey yaratamaz. Ressam gördüklerini çizerken, bilim adamı da ancak var olanı inceler. Oysa, sonsuz bir gücün sahibi olan Rabbimiz, hiçbir örnek edinmeksizin yaratandır.


Alıntı
Son Düzenleyen asla_asla_deme; 15 Mayıs 2010 @ 19:45.
Rapor Et
Eski 4 Temmuz 2008, 16:53

Etobur (Böcekçil) Bitkiler

#4 (link)
HeliX
Ziyaretçi
HeliX - avatarı
Etobur (Böcekçil) Bitkiler

Canlılar aleminin en önemli özelliklerinden biri karakterlerinin kesin sınırlara sokulamayışı, bu yüzden, fizik ve kimyada olduğu gibi çok kesin genellemelere gidilemeyişidir. Herhangi bir canlı grubunun kesin karakterlerini tam belirleyecekken aradan çıkan bir iki farklı tür, standart dışı ve diğer bir gruba benzeyen özellikleriyle bizim tarifimizi alt üst eder. Bu yüzden biyolojik ifadelere “genellikle” tabiriyle başlamak adet olmuştur. Bu özellikleri ile canlılar materyalist bir sebep- sonuç mekanizmasına bağlanamayacak plastize varlıklar olarak Yaratıcının her an hususi ilim ve kudretiyle müdahalesini göstermektedir.
İnsanlar genelde canlıları, bitkiler ve hayvanlar olarak tanırlar. Dolayısıyla bitkiler için hareketsiz, saldırgan olmayan canlılar; hayvanlar için ise saldırgan, hareketli tabirleri kullanılabilir. Fakat bazı bitkiler bu tabirleri alt üst edici davranışlar sergilerler. Bu bitki türlerinin avını yakalamak için kurdukları tuzaklar insanın aklını zorlayıp, bitkideki bu akıl almaz mükemmellikteki teknolojiyi ona verenin ilminin sonsuzluğunu odaya koyuyorlar.

494

Londra’daki College Üniversitesinden Francis Oliver adlı bilim adamı bataklık bir bölgeye doğru gelen kelebekleri izler. Kelebekler uzun ve yorucu yolculuklarından sonra renkleri parıldayan, güzel görünümlü Güneş çiçeği bitkisinin dallarına, tuzağa düştüklerinden habersizce konarlar. Tekrar uçmak istediklerinde ise kendilerini bitkinin yapraklarındaki parlak ve yapışkan damlacıklara kaptırıverirler. Bu damlacıklara yapışan kelebeğin bir veya birkaç uzvu kopar ve sırasıyla birçok kelebek bu tuzaklara yenik düşer. Bu harikulade bir titizlikle hazırlanmış tuzaklı çiçeklerin iki futbol sahası büyüklüğündeki bir alanda altı milyon hayvanı yakalayabildiği tahmin ediliyor. Güneş çiçeği bitkisi tabiattaki bu hünerleriyle de sınırlı kalmayıp yapıştırıcı madde üretiminde bir numara olarak insanlara hizmet etmektedir.
Güneş çiçeğinin yakalayıcı dalları yapışkan damlalarla sıvanmış olup dallarında bulunan kırmızı, toplu iğne başı şeklindeki bu yapılar, güneş ışığıyla parıldamakta ve kendine has kokusuyla avını cezbederek kendine çekmektedir. Güneş çiçeğinin dalı yuvarlanıp kapanarak kurbanını sarar ve sindirmeye başlar.
Etle beslenen diğer bir bitki ise yeşil sinek kapan’dır. Charles Darwin bile bu bitkilerden çok etkilenmişti. Ona göre bu bitkiler dünyanın en şahane bitkileriydi. Darwin’e kalan en zor iş ise çağındaki bilim adamlarına bitkilerin et yediğini kabul ettirme meselesiydi. Et yiyen bitkiler o zamanki biyoloji dünyasına bile uymuyordu. Bu yüzden Petersburg’daki botanik bahçesinin müdürü, Darwin’in bu bitkiler hakkındaki kitabını ilmi uydurma olarak görüyordu. Birçok bilim adamının etkilendiği Venüs sinekkapan bitkisi ise sadece Amerika’da Güney ve Kuzey Carolina eyaletinin turbalıklarında yaşar. Rozet şeklinde yerleşmiş eklemli yapraklarının tam ortasında bulunan üç dikenden herhangi birine bir böcek dokunduğu zaman, hayvanı içeride hapsederek bir kitap gibi kapanır. Daha sonra, öldürülen böcek, bitkinin salgıladığı pepsin yönünden zengin asitli sıvı tarafından yavaş yavaş sindirilir.
Birkaç gün sonra böceğin bütün etli kısımları sindirilip de yalnız işe yaramayan kısımları kaldığı zaman yaprak yaprak yeniden açılır ve başka bir avın gelip tuzağa düşmesini bekler.
Su ibriği bitkisinin de yakalama sistemi diğer et yiyen bitkiler kadar fevkalade bir düzen içersinde işler. Bu bitkilerin 300 çeşidi Almanya’da bulunur ve et yiyen bitkilerin başını çeker. Bu bitki köksüz büyümekte ve gıdasını su ile almaktadır. Yuvarlak tipteki kese küçük bir kapakla sıkı sıkıya kapalı durumdadır. Tuzak pusuya hazır durumda ise, iç tarafta vakum meydana gelmekte ve bitkiyi içi boş göstermektedir.
Böceğin bitkinin kıllarına değip geçmesi halinde birkaç saniye bile sürmeden bitki, kapağını açmakta ve uç kısmının etkisi ile av tuzağa düşmekte. Avını yakaladıktan sonra kapağı kapayıp kaçıp kurtulmayı imkansız hale getirir.
Av yakalama ve herhangi bir canlının varlığından haberdar olup ona karşı harekete geçme ancak sinir dokusu dediğimiz duyu alıcı,değerlendirip cevap verici çok özel hücrelerle yapılır ve sinir hücreleri ancak hayvanlarda bulunan sinir dokusunu teşkil eder.Bitkilerde sinir dokusu olmadığı halde böcekleri hissedip yakalaması nasıl olmaktadır?

495

Bitkiler, bu sistemi nasıl kurabilir ve bu sistemlerdeki güzel kokuların böcekleri cezbedeceğini nasıl bilebilir. Elbetteki bu harikulade sistem kör, sağır olan bitkilere verilemez. Bu tuzak sistemini kurmak için yalnız bitki veya yalnız böceğin değil her ikisinin özellikleri ve davranışlarının aynı anda bilinmesi gerekir. Aynı zamanda bu harika bitkiler çeşitli hastalıklara da iyi gelmektedirler. Mesela Güneş bitkisinin yapraklarından elde edilen çayın tüberküloz, astım, boğmaca, damar tıkanıklığı, göz- kulak iltihabı, ve diş ağrılarına faydalı olduğu bilinmektedir. Yine bu bitki homeopatik öksürük ilacının temelini oluşturmaktadır.
Bu bitkiler üzerinde diğer bir önemli konu da şudur ki: Nesli tehlikede olan canlılar denildiğinde insanların aklına ya mavi balina ya kelaynak gelir. Bu bitkiler hiç göz önünde tutulmaz veya önemsenmez. Venüs böcek kapanı da nesli tehlikede olan canlılar arasındadır. Bu bitkilere gereken önem verilmediği takdirde ise dünya bir canlı türünü daha yitirecek ki belki bu canlı ileride çıkacak bir hastalığa çare olacaktır

Sinekkapanlar neden sinek kaparlar?
Sinekkapanlar, görünüş itibariyle, zevk için avlanan vahşi ve acımasız yaratıklar gibi görünseler de, aslında tek istedikleri karınlarının gurultusu yüzünden diğer sinekkapanlar arasında alay konusu olmamak.
“Sinekkapan”, yani “Venüs Sinek Kapanı (Dionaea Muscipula)”, aslında diğer bitkiler gibi besinlerinin çoğunu fotosenaaa yaparak temin ediyor. Onu sinek avlamak durumunda bırakan şey yaşadığı toprak. Bu pek özel bitkiler, Carolina topraklarını kendine yuva edinmişler. Bu bataklık bölge, orman yangınları yüzünden çok seyrek bir bitki örtüsüne sahip. Dolayısıyla toprakta nitrojen çok az. Ancak sinekkapan, evrim geçire geçire toprakta bulunmayan nitrojen ve fosforu başka türlü elde etmeyi öğrenmiş.

Peki küçük böcekleri nasıl yakalıyor ve sindiriyor?
Öncelikle birçok ağzı var. Bu kocaman birer ağıza benzeyen yaprak çiftlerinin içi, sinekler için çok çekici tatlı bir sıvı salgılıyor. Sinekler ve ufak böcekler için lezzetli bir öğün özelliği taşıyan bu sıvı, zavallı masum hayvancıkları bitkiye çekiyor. Bu iki yaprağın içi ayrıca tetik işlevi gören tüylerle kaplı. Eğer aynı tüye iki kez ya da iki ayrı tüye yakın zamanlarda birer kez dokunulursa, yaprakların dış tarafında bulunan hücreler su ile dolup şişiyor ve bum! Bitki kapanıyor. Birbirine kenetlenen iki adet tarak şeklindeki yaprak arasında hapis kalan sinekcik için artık sindirilmekten başka çare kalmıyor. (İşlemin nasıl gerçekleştiğini kendi gözlerinizle görmek için şuradaki videoyu izleyebilirsiniz.)Böcek kurtulmak için debelendikçe ve salgılar salgıladıkça kapan daha sıkı kapanıyor. Aslında bu durum bir anlamda daha iyi, çünkü böceğimiz canlı canlı sindirilmek yerine havasızlıktan ölüyor.

gecebyaienssorb2
Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 27 Temmuz 2009 @ 17:11.
Rapor Et
Eski 27 Temmuz 2009, 17:12

Etobur (Böcekçil) Bitkiler

#5 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Böcekçil Bitkiler veya Etçil Bitkliler
MsXLabs.org & Temel Britannica
Drosera
Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  Drosera_1.jpg
Gösterim: 134
Boyutu:  1.39 MB

Bir bitkinin böcek ya da et yemesi insana inanılmaz gibi gelirse de, yeryüzünde böcekleri ve solucan, tırtıl gibi öbür küçük hayvanları yakalayıp yiyebilen 500 kadar bitki türü vardır. Bu böcekçil ya da etçil bitkiler avlarını çeşitli yöntemlerle yaka­ladıklarında, hayvanın vücudu bakterilerin ve enzimlerin ayrıştırıcı etkisiyle yumuşatılıp sin­dirilir; geri kalan sert bölümler ise ya dışarı atılır ya da ibrikotunda olduğu gibi çiçeğin ibriği andıran şişkin bölümünde biriktirilir.
Böcekçil bitkilerin çoğu fotosentezle kendi besinini üretebilen yeşil bitkilerdir. Öyleyse havadan, sudan ve güneş ışınlarından yararla­narak kendisine gerekli şeker ve nişastayı oluşturabilen bir bitki neden böcek yakalayıp yemeye gerek duysun? Bunun nedeni büyük olasılıkla bu bitkilerin bazı besin maddeleri, özellikle azot açısından yoksul olan asitli, turbalık ya da bataklık yerlerde yetişmesidir.
Böcekçil bitkiler bir süre hiç böcek yakalayamasalar da açlıktan ölmezler. Fotosentez yapabildikleri için böcek yemeden de yaşaya­bilir, ama böcek yedikleri zaman daha sağlıklı gelişirler. Öte yandan çok fazla böcek yakala­yıp aşırı beslendikleri zaman da sağlıkları bozulmaz. Rekortmen böcekçil bitkilerden biri, iki hafta içinde 73 tane hamamböceği yakaladığı kayıtlara geçen bir ibrikotudur.

Güneşgülü ve Sinekkapan
Drosera
Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  Drosera.jpg
Gösterim: 119
Boyutu:  122.7 KB

Böcekçil bitkiler dünyanın her yerinde yetişir. Bunlardan en yaygını güneşgülü, böcekkapan ya da çiyotu gibi değişik adlarla bilinen Drosera cinsinin üyeleridir. Bu bitkilere güneşgülü ya da çiyotu denmesinin nedeni, güneşin altında çiy düşmüş gibi parıldayan yapışkan yapraklarıdır. Gerçekten de yaprak­ların yüzeyindeki ve kenarlarındaki ince kir­piksi dokunaçların ucundaki şişkin kesecikler yapışkan bir sıvı salgılar. Bu salgının parıltısı­na aldanan bir böcek yaprağa konar konmaz yapışkan sıvıya yakalanır. Bunun üzerine, böceğin sürtündüğü dokunaçlar uyarılarak hemen yaprağın ortasına doğru kıvrılıp, çare­siz durumdaki böceği sımsıkı kavrar. Bitkinin salgıladığı sıvılarla iyice ıslanıp yumuşayan böceğin sindirilmesi bazen birkaç gün alır. Sindirim biter bitmez dokunaçlar yavaş yavaş yeniden açılır ve yaprak bir sonraki avı beklemeye hazır duruma gelir.
Güneşgülü türlerinin çoğu Avustralya ve Güney Afrika'da dağılmıştır. Bataklıklarda yetişen ve eğreltiotuna benzeyen bir türün yapraklarının arka yüzünde bazen küçük bir böcek barınır ve bitkinin tuzağına düşen avlara ortak olur.
Charles Danvin'in "dünyanın en harika bitkisi" olarak söz ettiği sinekkapan (Dionaea muscipula) güneşgülü ile aynı familyadandır. Bu bitkinin her yaprağı, ortadaki bir menteşe düzeneğiyle açılıp kapanacak biçimde ikiye katlanmıştır ve yaprakların kenarlarında uzun, sert kıllar bulunur. Ayrıca yaprakların her iki yarısının iç yüzeyinde üçer tane tüysü dokunaç vardır. Bu dokunaçlar öylesine du­yarlıdır ki minicik bir sineğin ağırlığıyla bile hemen uyarılır ve yaprağın iki yarısı bir kapan gibi hızla birbirinin üzerine kapanarak sineği ortada hapseder. Yakalanan kurban 10 gün içinde tümüyle sindirilmiş olur ve yaprak yeniden açılarak yeni avını beklemeye başlar.

İbrikotu

Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  bitkietobur39fv.jpg
Gösterim: 121
Boyutu:  25.0 KB

Böcekçil bitkilerden ibrikotları dünyanın he­men hemen bütün tropik bölgelerinde yetişir. Biri Eskidünya'da, öbürü Yenidünya'da da­ğılmış iki ayrı familyadan 100'e yakın ibrikotu türü vardır. Bu bitkilerde öbürlerindeki gibi hareketli bir kapan düzeneği yoktur; bunlar avlarının kendi ayaklarıyla gelip tuzağa düş­mesini beklerler. İbrikotunun yaprak uçları üstte birleşerek, karnı ve ağzı geniş, ortadaki boyun bölümü dar olan ibrik biçiminde bir yapı oluşturmuştur. Uzunluğu türe bağlı ola­rak 3,5 ile 50 cm arasında değişen bu ibriğin içinde 1 litreye yakın sıvı birikebilir. İbriğin ağzı içeriye doğru kıvrık, üstü de kaygan bir maddeyle kaplıdır. Bazı türlerde bu ibriğin üstünde gene yapraktan bir kapak bulunur.
Genellikle parlak yeşil üstüne kırmızı benekli olan ibriğin bu canlı renkleri ve içindeki balozunun kokusu böcekler için çok çekicidir. Buna aldanan böcekler ibriğin dudağına ko­nar ve kaygan yüzeyde tutunamayarak içinde­ki sıvıya düşüp boğulur. Bitki de bu sıvının yardımıyla böceğin kendisine yarayan bölüm­lerini sindirir.
İşin en ilginç yanı, bu sıvının bazı böcekler üzerinde etkili olmamasıdır. Gerçekten de bazı sinekler ve sivrisinek larvaları ibrikotu­nun içindeki sıvıda yaşayabilir; hatta bitkinin sindiremediği böcek artıklarıyla beslenip ora­da erişkin duruma gelir.

Sumiğferi ve Yağotu

Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  etoburcc6.jpg
Gösterim: 120
Boyutu:  29.7 KB

Sumiğferleri (Utricularia cinsi) dünyanın her yanındaki bataklıklarda, durgun ve yavaş akıntılı sularda görülen yüzücü bitkilerdir. Gövde saplarının üstünde yaklaşık 6 mm çapında küçük keseler vardır. Bu keselerin girişinde yalnız içeriye doğru açılan birer kapakçık bulunur. Yüzücü böcekler bu kese­lerin ağzındaki incecik tüylere dokunduğunda kapakçık hemen açılır. Böylece, yüzen böcek tıpkı elektrik süpürgesinin tozları emdiği gibi suyla birlikte kesenin içine çekilir ve hemen arkasından kesenin kapağı kapanır. Yarım saat kadar sonra kapan yeniden hazır duruma gelir.
Kapağın kapanma hareketi o kadar hızlıdır ki bilim adamları uzun süre bu kapanın nasıl çalıştığını anlayamamışlardı. Ancak saniyenin her yüzde birinde bir görüntü çeken otomatik fotoğraf makineleriyle alınan filmin incelen­mesinden sonra bu düzeneğin nasıl işlediği anlaşılabildi.
Yağotlarının (Pinguicula cinsi) sarımsı yeşil renkte, oval yaprakları vardır. Sumiğferleriyle aynı familyadan olan bu bitkilerin kapan düzeneği güneşgüllerininkine benzer. Yalnız bunların yaprak dokunaçları daha kısadır ve böcekler yapışıp kaldıktan sonra dokunaçlar değil yaprak ortaya doğru kapanarak avı hapseder. Bu bitkiler kuzey yarıkürenin bü­tün ılıman bölgelerinde olduğu gibi Türkiye'de de bulunur.

Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  etoburbitki.jpg
Gösterim: 118
Boyutu:  60.9 KB
Rapor Et
Eski 12 Eylül 2011, 16:59

Etobur (Böcekçil) Bitkiler

#6 (link)
ener
Ziyaretçi
ener - avatarı
Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs.org

Etobur Bitkiler

Bir kısım organlarıyla küçük hayvanları ve böcekleri yakalayıp onlarla beslenen bitkiler. Bu bitkilerin kimileri yapışkan yaprakları ile, kimileri de özel biçimde gelişmiş organlarıyla hayvanları yakalar. Bu olay şöyle gelişir: Önce hayvanın dokunmasıyla bitkinin duyarlı organları uyarılır. Bitki, böceği yakalamak için mekanik bir tepki gösterir. Sonra hayvanın proteinlerini ayrıştırmak için bir salgı çıkarır. Sindirilen besinler bitki tarafından emilerek soymuk damarlara iletilir. Bununla beraber son olay, yani besinlerin soymuk damarlara alınarak bitkinin beslenmesinde kullanılması, kimi türler için kesin olarak saptanamamıştır. Bu nedenle kimi botanikçiler, bitkilerdeki etçilliği, yararsız bir işlev sayarlarsa da, etçil bitkilerin birçoğunun fakir ortamlarda yetişmesi ve kök sistemlerinin fazla gelişmemiş olması, bunların hayvanlardan aldıkları proteinleri beslenmelerinde kullandıklarına iyi bir kanıt oluşturmaktadır.
Rapor Et
Eski 2 Aralık 2011, 19:12

Böcekçil Bitkiler

#7 (link)
bilgekızz
Ziyaretçi
bilgekızz - avatarı
Çoğu sıcak memleketlerde olmak üzere 500'e yakın türü bulunan bir bitki grubu. Bu bitkiler kendi kendilerine özümleme yapıp normal beslenebildikleri halde, azot ve fosforlu besin tuzları bakımından fakir olan topraklarda yaşadıklarından topraktan alamadıkları bu maddeleri canlı hayvanları bilhassa böcekleri avlanmak ve sindirmek suretiyle sağlarlar. Bu bitkilerin başlıcaları Drozera, Diyonea, Utrikularya, Nepentes tir.
Bunların böcek tutan organları, çoklukla yapraklarından, ya da yaprak kısımlarından ibarettir. Bunlar, çeşitli salgı ve balözleriyle böcekleri kendilerine çekerler. Böylece bitkiye yaklaşan böcek, ya yakalama organındaki sıvıya yapışır (Drozera), ya yaprak bir kapan gibi kapanarak böceği içine alır (Nepentes).
Rapor Et
Eski 17 Ocak 2012, 14:09

Etobur (Böcekçil) Bitkiler

#8 (link)
Lethe
buz perisi - avatarı


115565480mc7
Londra’daki College Üniversitesinden Francis Oliver adlı bilim adamı bataklık bir bölgeye doğru gelen kelebekleri izler. Kelebekler uzun ve yorucu yolculuklarından sonra renkleri parıldayan, güzel görünümlü Güneş çiçeği bitkisinin dallarına, tuzağa düştüklerinden habersizce konarlar. Tekrar uçmak istediklerinde ise kendilerini bitkinin yapraklarındaki parlak ve yapışkan damlacıklara kaptırıverirler. Bu damlacıklara yapışan kelebeğin bir veya birkaç uzvu kopar ve sırasıyla birçok kelebek bu tuzaklara yenik düşer. Bu harikulade bir titizlikle hazırlanmış tuzaklı çiçeklerin iki futbol sahası büyüklüğündeki bir alanda altı milyon hayvanı yakalayabildiği tahmin ediliyor. Güneş çiçeği bitkisi tabiattaki bu hünerleriyle de sınırlı kalmayıp yapıştırıcı madde üretiminde bir numara olarak insanlara hizmet etmektedir.

venusflytrap_485
Güneş çiçeğinin yakalayıcı dalları yapışkan damlalarla sıvanmış olup dallarında bulunan kırmızı, toplu iğne başı şeklindeki bu yapılar, güneş ışığıyla parıldamakta ve kendine has kokusuyla avını cezbederek kendine çekmektedir. Güneş çiçeğinin dalı yuvarlanıp kapanarak kurbanını sarar ve sindirmeye başlar.
Etle beslenen diğer bir bitki ise yeşil sinek kapan’dır. Charles Darwin bile bu bitkilerden çok etkilenmişti. Ona göre bu bitkiler dünyanın en şahane bitkileriydi. Darwin’e kalan en zor iş ise çağındaki bilim adamlarına bitkilerin et yediğini kabul ettirme meselesiydi. Et yiyen bitkiler o zamanki biyoloji dünyasına bile uymuyordu. Bu yüzden Petersburg’daki botanik bahçesinin müdürü, Darwin’in bu bitkiler hakkındaki kitabını ilmi uydurma olarak görüyordu. Birçok bilim adamının etkilendiği Venüs sinekkapan bitkisi ise sadece Amerika’da Güney ve Kuzey Carolina eyaletinin turbalıklarında yaşar. Rozet şeklinde yerleşmiş eklemli yapraklarının tam ortasında bulunan üç dikenden herhangi birine bir böcek dokunduğu zaman, hayvanı içeride hapsederek bir kitap gibi kapanır. Daha sonra, öldürülen böcek, bitkinin salgıladığı pepsin yönünden zengin asitli sıvı tarafından yavaş yavaş sindirilir.
Birkaç gün sonra böceğin bütün etli kısımları sindirilip de yalnız işe yaramayan kısımları kaldığı zaman yaprak yaprak yeniden açılır ve başka bir avın gelip tuzağa düşmesini bekler.
Su ibriği bitkisinin de yakalama sistemi diğer et yiyen bitkiler kadar fevkalade bir düzen içersinde işler. Bu bitkilerin 300 çeşidi Almanya’da bulunur ve et yiyen bitkilerin başını çeker. Bu bitki köksüz büyümekte ve gıdasını su ile almaktadır. Yuvarlak tipteki kese küçük bir kapakla sıkı sıkıya kapalı durumdadır. Tuzak pusuya hazır durumda ise, iç tarafta vakum meydana gelmekte ve bitkiyi içi boş göstermektedir.
Böceğin bitkinin kıllarına değip geçmesi halinde birkaç saniye bile sürmeden bitki, kapağını açmakta ve uç kısmının etkisi ile av tuzağa düşmekte. Avını yakaladıktan sonra kapağı kapayıp kaçıp kurtulmayı imkansız hale getirir.
Av yakalama ve herhangi bir canlının varlığından haberdar olup ona karşı harekete geçme ancak sinir dokusu dediğimiz duyu alıcı,değerlendirip cevap verici çok özel hücrelerle yapılır ve sinir hücreleri ancak hayvanlarda bulunan sinir dokusunu teşkil eder.Bitkilerde sinir dokusu olmadığı halde böcekleri hissedip yakalaması nasıl olmaktadır?

5669-004-B4BF1047



Bitkiler, bu sistemi nasıl kurabilir ve bu sistemlerdeki güzel kokuların böcekleri cezbedeceğini nasıl bilebilir. Elbetteki bu harikulade sistem kör, sağır olan bitkilere verilemez. Bu tuzak sistemini kurmak için yalnız bitki veya yalnız böceğin değil her ikisinin özellikleri ve davranışlarının aynı anda bilinmesi gerekir. Aynı zamanda bu harika bitkiler çeşitli hastalıklara da iyi gelmektedirler. Mesela Güneş bitkisinin yapraklarından elde edilen çayın tüberküloz, astım, boğmaca, damar tıkanıklığı, göz- kulak iltihabı, ve diş ağrılarına faydalı olduğu bilinmektedir. Yine bu bitki homeopatik öksürük ilacının temelini oluşturmaktadır.
Bu bitkiler üzerinde diğer bir önemli konu da şudur ki: Nesli tehlikede olan canlılar denildiğinde insanların aklına ya mavi balina ya kelaynak gelir. Bu bitkiler hiç göz önünde tutulmaz veya önemsenmez. Venüs böcek kapanı da nesli tehlikede olan canlılar arasındadır. Bu bitkilere gereken önem verilmediği takdirde ise dünya bir canlı türünü daha yitirecek ki belki bu canlı ileride çıkacak bir hastalığa çare olacaktır

Sinekkapanlar neden sinek kaparlar?
Sinekkapanlar, görünüş itibariyle, zevk için avlanan vahşi ve acımasız yaratıklar gibi görünseler de, aslında tek istedikleri karınlarının gurultusu yüzünden diğer sinekkapanlar arasında alay konusu olmamak.
“Sinekkapan”, yani “Venüs Sinek Kapanı (Dionaea Muscipula)”, aslında diğer bitkiler gibi besinlerinin çoğunu fotosenaaa yaparak temin ediyor. Onu sinek avlamak durumunda bırakan şey yaşadığı toprak. Bu pek özel bitkiler, Carolina topraklarını kendine yuva edinmişler. Bu bataklık bölge, orman yangınları yüzünden çok seyrek bir bitki örtüsüne sahip. Dolayısıyla toprakta nitrojen çok az. Ancak sinekkapan, evrim geçire geçire toprakta bulunmayan nitrojen ve fosforu başka türlü elde etmeyi öğrenmiş.

Peki küçük böcekleri nasıl yakalıyor ve sindiriyor?
Öncelikle birçok ağzı var. Bu kocaman birer ağıza benzeyen yaprak çiftlerinin içi, sinekler için çok çekici tatlı bir sıvı salgılıyor. Sinekler ve ufak böcekler için lezzetli bir öğün özelliği taşıyan bu sıvı, zavallı masum hayvancıkları bitkiye çekiyor. Bu iki yaprağın içi ayrıca tetik işlevi gören tüylerle kaplı. Eğer aynı tüye iki kez ya da iki ayrı tüye yakın zamanlarda birer kez dokunulursa, yaprakların dış tarafında bulunan hücreler su ile dolup şişiyor ve bum! Bitki kapanıyor. Birbirine kenetlenen iki adet tarak şeklindeki yaprak arasında hapis kalan sinekcik için artık sindirilmekten başka çare kalmıyor. (İşlemin nasıl gerçekleştiğini kendi gözlerinizle görmek için şuradaki videoyu izleyebilirsiniz.)Böcek kurtulmak için debelendikçe ve salgılar salgıladıkça kapan daha sıkı kapanıyor. Aslında bu durum bir anlamda daha iyi, çünkü böceğimiz canlı canlı sindirilmek yerine havasızlıktan ölüyor.


Rapor Et
Eski 15 Şubat 2012, 17:15

Etobur (Böcekçil) Bitkiler

#9 (link)
bilgekızz
Ziyaretçi
bilgekızz - avatarı
Avlarını yakalamak için sıradışı güzel bir görünüm ve harika kokular yayan etobur bitkiler, ağlarına düşürdükleri her türlü hayvanı bir daha çıkamayacak şekilde hapseder.
Bugün dünyada 19 ayrı aileden toplam 630 Böcekçil bitki bulunmaktadır.Bu bitkiler mükemmel görünüşlerinin yanında tam bir ölüm makinası gibi çalışıyor.
Bataklık ve asitli gibi besinden yoksun topraklarda yetişen bu bitkiler, zamanla besinleri toprak dışından temin etmeye başladılar.

Bunun için oldukça dahiane böcek yakalama yöntemleri geliştirmişlerdir. Bu metodlar genelde aktif kapan ve pasif kapan olarak ikiye ayrılır.

Aktif kapana en iyi örnek Venüs Sinek Kapanı'dır (Dionea muscipula). Bu bitkinin kapan şeklinde yaprağı içine bir böcek girdiği zaman, kapan aniden kapanarak içindeki böceği hazmetmeye başlar. Böcek bir hafta içinde tamamen sindirilerek bitkinin besin ihtiyacı karşılanır. Böceğin bitkinin kapanına cezbedilmesi için bitki aromalı bir nektar salgılar. Bu nektara kanan böcekler kapanın içine girdiklerinde kapan saniyenin otuzda biri bir hızla kapanarak böceği hapseder. Daha sonra bitki böceği hazmetmeye başlar ve bir hafta sonra geride böceğin sadece artıkları kalır.

İkinci kapan türü de pasif kapanlardır. Bu gruba giren bitki gruplarına Sarracenia, Drosera, Nepenthes, Heliamphora, Pinguicula ve Drosaphyllum örnek gösterilebilir. Pasif kapanların iki ana türü mevcuttur. Bunların en ilginçlerinden biri eski sinek kağıtları gibi yapraklarında yapışkan bir sıvı üreten bitkilerdir. Bu bitkilerin yaprakları şekerli ve yapışkan damlacıklar üretirler. Bu damlacıkları yemek için konan böcek yaprağa yapışır ve kurtulamaz. Daha sonra yaprak böceğin etrafını sararak böceği hazmeder. Bu tür bitkilere en iyi örnek Drosera'lardır. Drosera yaprakları avını sararak hazmettiği için hem aktif hem de pasif kapan özelliklerine sahiptir.

Diğer ve daha yaygın bir pasif kapan türü de sürahi kapan denilen türdür. Bu tür bitkilerde (Nepenthes, Sarracenia ve Heliamphora) bitkinin birçok sürahi şeklinde kapanı vardır. Bu kapanların içi sindirim enzimleri içeren su ile doludur. Kapanın etrafında salgılanan aromalı sıvıya kanan böcekler, daha çok bu cazip yemden yemek için yavaş yavaş kapanın içine doğru ilerlerler. Ancak kapanın içinde bulunan kıllar aşağı doğru uzadığından böcek kapana girer ama bir daha geri çıkamaz. Nihayet enzimli suda boğularak bitkiye yem olur. Bu türe bağlı bazı cinslerin, özellikle Nepenthes'lerin bazen fare veya kuş kadar büyük avlar yakaladığı ve hazmettiği bilinmektedir.

Bu bitki ise içine giren böcekleri aniden kapattığı kapağı ile yakalar. Burada da yine çok açık bir tasarımın olduğunu görmek, akılcı bir insan için zor değildir.

Bitkinin uyarı sisteminin yanında, yapraklarının kapanmasını sağlayan mekanik sistem de son derece mükemmel bir yaratılıştadır.

Bitki içindeki hücreler elektriksel uyarı alır almaz bünyelerindeki su dengelerini değiştirirler. Yaprakların oluşturduğu kapanın iç tarafındaki hücreler bünyelerindeki suyu bırakıp çökerler.

Bu olay havası alınmış bir balonun sönmesine benzer. Kapanın hemen dışındaki hücreler ise aşırı su alarak şişer. Böylece insanın kolunu hareket ettirmesi için bir kasın gevşerken ötekinin kasılmasına benzer şekilde, kapan kapanır. İçerde hapsolan sinek ise her çırpınmasında tüylere tekrar tekrar değerek, elektriksel itmenin tekrar oluşumuna ve dolayısıyla da yaprağın daha sıkı kapanmasına neden olmaktadır. Bu arada kapanın yüzeyindeki hazım bezleri de uyarılmaktadır. Uyarı sonucunda bezler sineği yavaşça eritecek sıvıyı salgılamaya başlarlar. Böylece bitki, protein bakımından hayli zengin bir çorba haline gelen sineğin peltesini kullanarak beslenir. Sindirimin sonunda ise, tuzağını kapanmasını sağlayan mekanizma tersine işleyerek kapanın açılması sağlanır.
Güneş gülü Sundew'in dokunaçları ise, ava doğru bükülür; çünkü dokunaçların bir tarafındaki hücreler, dokunacın diğer tarafındaki hücrelerden daha fazla büyümüşlerdir. Bu tuzakta çiçeğin üzerindeki duyargaların ucundan salgılanan maddelerin yaydıkları kokuyla dokungaçlara gelen böcek buradaki yapışkan maddeye yakalanır. Bu andan itibaren tuzak harekete geçirilmiş olur, ortadaki kısa duyargaların dış tarafında bulunan daha uzun duyargalar bir kafes gibi böceğin üzerine kapanırlar. Böcek bu tuzağın içinde çeşitli enzimler kullanılarak sindirilir.
Rapor Et
Eski 16 Şubat 2012, 21:37

Etobur (Böcekçil) Bitkiler

#10 (link)
Lethe
buz perisi - avatarı
Etobur Bitkiler , Vahşi Çiçekler

Çiçekler nasıl olurda vahşi olabilir ?

Afrikanın balta girmemiş tropik ormanlarında biraz gezintiye çıkarsanız, başınızın derde gireceği ilk canlılar böcek ve yırtıcı hayvanlardan çok sarılıcı ve dikenli bitkiler olurdu.Bazı bitkiler vardır ki insan derisi ile temas ettiği vakit çok acı verir.Örnegin ısırgan otu gibi.Veya kuvvetlice su püskürten bitkilerede rastlamışsınızdır. Tabii tüm bu bitkiler insanlar için hayati bir tehlike arz etmesede, böcek ve sinekler için tam bir kabus gibidir.

Bu bölümde böcekleri kurnaz bir şekilde tuzaklarına düşürüp sindirerek hayatını sürdüren böcekçil yani "İncestivor" bitkilere deyineceğiz.
Böcekçil bitkilerin en önemli özelliği aktif olarak hareket edebilmeleridir.


Aslında doğadaki tüm bitkiler hareket ederler.Mesela bir ayçiçeği fidesini güneşe karşı bırakırsanız çiçek derhal güneşe doğru yönelmeye başlar.Fakat böcekçil bitkilerden bazıları çok aktif olarak hareket ederlerki bu hareketleri çok kısa bir zaman zarfında meydana gelir. Bu çiçekler sahip oldukları mükemmel fizyolojik özellikleri sayesinde hareket çabukluluğunun verdiği avantajla böcekleri tuzaklarına düşürüp hapsedebilirler.

Söz konusu bitkilerden en meşhuru, sizinde yakından tanıdığınız "Kapan yaprak" isimli bitkidir.

carnivor2
Şekilde bir "Kapan yaprak" görülüyor.


Yaprakların hareket mekanizması ise oldukca iyi düşünülmüş birer "yastık" sistemi ile çalışmaktadır.Yastık sistemi temel olarak "su alma su verme" prensibine göre çalışır.

Bunu bir örnekle açıklayalım;
Şişkin bir hava yastığımız olsun ve biz bu hava yastığının üzerine bir tahta tabla koyalım.Ve daha sonra bu hava yastığını aniden söndürerek inmesini sağlayalım.Tabii yastık söndükçe üzerindeki tahta tablada büyük bir süratle Yere doğru inmeye başlayacaktır.

İşte bitkinin kullandığı yöntemde tıpkı bunun gibidir.Yaprakların tabanlarında bulunan özelleşmiş hücreler çok fazla su içerirler.Bitkiye dışarıdan bir mudahelede bulunulunca, bitki, derhal yaprak tabanındaki özelleşmis hücrelere impuls (uyarı) yollayarak hücrelerin içindeki fazla miktardaki suyu süratle boşaltmasını sağlar.

Örnegimizdeki tahta tablamız, bitkideki kapan yaprakları temsil etmektedir.Tahta tabla nasıl ki yere doğru yaklaşarak kapanmaya başlıyorsa bitkinin yapraklarıda aynı şekilde birbirlerine doğru hareket ederek kapanmaya başlar.

Bitkinin yaprak tabanındaki hücrelerin fazla su alması olayına " Turgor ", hücrelerin suyunu kaybederek büzülme olayına ise " Plazmoliz " denir.Yaprakların tabanındaki hücreler turgor, yani fazla su almış vaziyetteyken üzerindeki yapraklar açık konumdadır.Fakat hücreler büyük bir süratle sahip oldukları fazla suyu boşaltınca yani plazmoliz durumuna geçince yapraklar kapanır.Tabii bu kapanma işlemi bir kaç saniye içinde meydana gelince, yaprak içerisindeki böceğin kaçmasına pek bir fırsat kalmaz.

kapan1
Yukarıdaki şekilde, yaprak civarlarında gezinmekte olan bir böceği yakalamış kapan yaprak görülüyor.

Yaprakların uçlarındaki dikenlere dikkat ederseniz, tıpkı bir dişli çark gibi birbirlerinin içerisine giriyor. Ve o kadar intizamlı dizilmişlerdir ki yapraklar kapandıklarında birbirlerini engelleyecek şekilde çarpışmazlar.Bitkinin böyle bir yapıya sahip olmasının nedeni, tuzağına düşürdüğü böceğin kaçmaması içindir.

Fakat buna rağmen bazı ufak böcekler kapan yaprakların kapanmasına ramak kala kaçarak kurtulabilmektedir.

Bitkilerin böcekleri kapan yapraklarının arasına sıkıştırması ise 2 hamlede gerçekleşir.

kapan2
İlk hamlede böcek, bitkinin yapraklarının arasında dolaşmaya başlayınca farkında olmadan yaprak içerisindeki hassas reseptörlere dokunur.Bu reseptörler, tıpkı bir insanın eline batan iğneyi hissetmesi gibi böceğin ayaklarının dokunmasıyla impuls yani elektriksel bir uyarı doğururlar.
Elektriksel uyarılar bir yol boyunca yaprak tabanındaki hücrelere kadar gider ve bu hücrelerin zarlarında elektriksel bir gradiyent meydana getirir.Bu elektriksel degişiklik içi fazla miktarda suyla dolu olan şişkin hücrelerin zarlarının suya çok fazla geçirgen olmasına sebep olur.

Hücrenin zarı suya çok fazla geçirgen hale gelince hücre süratle su kaybetmeye başlar.Hücreler su kaybettikçe tıpkı bir yay gibi üzerlerine baskı yapan yapraklarda birbirlerine doğru yaklaşmaya başlarlar.Bu işlemin gerçekleşmesi 2-3 saniye sürer.

İkinci hamle ise yaprakların tam olarak kapanması durumudur.İlk hamlede yapraklar arası azda olsa biraz mesafe kalmasına ragmen ikinci hamlede yapraklar tamamen kapanır.

Bu işlemin tamamlanması ise 10-15 saniyeyi bulur.Tabii bu andan sonra böceğin yapabileceği pek birsey kalmaz.

Bitki böceği kapanına kıstırdıktan sonra derhal enzim üretmeye başlar.Bu enzimleri üreten hücreler ise yaprağın iç tarafında yani böceğin bulunduğu bölgededir.Enzimler asit tabiatlıdır ve böceğin 2 veya 3 gün içerisinde sindirilmesini sağlarlar.Bir kapan yaprak en fazla 5-6 kere çalışabilir.

Fonksiyonunu yitiren yaprakların yerini ise yeni çıkan genç yapraklar alır.
İnsanın aklına, bir bitkinin bu kadar detaylı düşünülmüş mükemmel bir sisteme nasıl sahip olduğu sorusu gelmektdir.Elbetteki bitkinin bu sistemi planlaması ve uygulamaya koyabilmesi mümkün değildir.Varolan mekanizmalar bir akıllı tasarımcının ürünüdür kuşkusuz.

Doğada buna benzer bir çok insectivor (böcekçil) bitki mevcuttur ve aralarında hayli ilginç tuzak sistemlerine sahip bitkilerde vardır.Böcekçil bitkilerden en çok tanınanlarından diğer bir tanesi ise, yaprakları sürahiye benzer çukur bir yapı şeklinde özelleşmiş bir bitkidir.

Bu bitki, yüksek ve ağaçlık bölgelerde yaşamakta, yine böcek ve sineklerle beslenmektedir.Asağıda bu bitkiye ait güzel bir resim görülüyor.

surahi

Şekildeki bitkinin yaprakları tıpkı bir vazo şekline dönüşmüştür.Fakat vazo şeklindeki yaprağın hemen üstünde başka bir yaprak görülüyor.Bu yaprak ise böceklere kurulan tuzağın kalbini oluşturmaktadır.
Bitki daha bir yavruyken küçük yapılara sahip bu her iki yaprakta, olgunluğa eriştiğinde çok büyük bir cüsseye sahip olurlar.

Üstteki yaprak böceklerin üzerinde dolaştığı yapraktır.Bu yapraklar genelde alımlı renklere sahip olup böcekleri üzerine çeker.Böcek, üstteki yaprağın civarlarında dolaşmaya başladığında eğer yaprağın alt yüzüne gelirse yer çekiminin etkisiyle sürahi şeklindeki yaprağın içerisine düşer.

Fakat bir böcek, ayağından salgıladığı yapışkan maddeler sayesinde ters duvarda bile yürüyebilirken niçin bu yaprağın alt yüzeyine geldiğinde tutunamayıp düşmektedir ?

Böceğin yaprağa tutunamayıp düşmesi, bitkinin üstteki yaprağının salgıladığı kaygan bir sıvıdan dolayıdır.

Bu sıvı protein bir yapıda olup kaygan bir tabiattadır.Burada şaşırtıcı olan şey, bitkinin bir böceğin ayağından yapışkan bir sıvı salgılandığını nereden bildiğidir.Dahası böceğin kayıp düşmesi için bu mukemmel kaygan sıvıyı bitkinin, en uygun bölgesinde üretemeye nasıl karar verdiğidir.
Bu elbette bir bitkiden beklenemeyecek bir davranıştır.Bitkinin yaptığı kusursuz hesaplar, emeklerinide boşa çıkarmamaktadır.

Bitkinin alt tarafında bulunan surahi şeklindeki yaprak ise tabanı kapalı bir kap gibidir ve içerisinde su ve sindirici enzimler bulunur.Bir böcek veya bir sinek bu sürahinin içine düştükten sonra birdaha yukarı çıkamaz.Sineklerin ıslanan kanatları buna izin vermedigi gibi, sürahi yaprağın kenarlarından salınan diğer kaygan tabiattaki kimyasallar ile böcek ve diğer haşerelerin yukarı tırmanması engellenir.

İçeri düşen bir böcek bir kaç gün içerisinde salgılanan enzimler vasıtasıyla sindirilerek besin ihtiyacı karşılanır.

Tropik ormanlarda yaşayan bu tür bitkilerden bazıları o kadar büyüktür ki içerisine düşen küçük bir fındık faresinin bile boğulmasına neden olabilir.Tabii aynı zamanda farenin sindirilmesinede.

Şekilde sürahi bitkilerinin başka bir türünü görmektesiniz. Bu bitki yukarıdaki örnekten farklı olarak bir çift dikene sahiptir.

Bu dikensi yapıların içerisinden ince bir kanal geçer.Bu kanaldan ise yine kaygan tabiatta bir sıvı salgılanır.Sıvı damlasını nektar zannedip içmek için gelen arı ve sinekler, sivri uca tutunmaya çalışır fakat çoğu zaman başaramazlar. Dikene tutunamayan böcek asağı enzim havuzunun içine duşer ve bitki icin ziyafet başlar.

Resimdede gördüğünüz gibi bitkinin yaprakları oldukça alımlı kırmızı bir renge boyanmıştır.Ayrıca vazo yaprağın ağız kenarlarının ne kadar parlak olduğuna dikkat ediniz.Bu bölgelerdende böceklerin tırmanmasını engellemek için bol miktarda kaygan kimyasallar salgılanır.

Her canlıda olduğu gibi doğadaki böcekçil bitkilerde üstün bir tasarım ürünü olup herbiri yaşamı için gerekli tüm fonksiyonları yerine getirecek mükemmel tuzak mekanzimalarına sahiptirler.

Diğer bir böcekçil bitkide böcekleri kandırma yoluna giderek avlanmaktadır.
Bu bitki sahip olduğu eşsiz görünümüyle, özellike arıları üstüne çekmeyi başarır.Bitkinin şekli yıldıza benzer ve her kolundan sürekli olarak bir tür yapışkan sıvı salgılanır.Bitki, bu yapışkan sıvıyı yapraklarında öyle bir üretirki, sıvı damlacıkları ard arda dizilerek lezzetli bir nektar görünümü verir.

Gördüğünüz gibi oldukça çekici bir görünüme sahip olan bitki, bu haliyle arı ve sinekleri üzerine çekmeyi başarır.

Bitkiye yakından bakan bir insan bile yapraklardaki sıvının nektar olduğunu zannedebilir.Arı ve sinekler çiçek üzerine konarak sıvıyı emmeye kalkışınca kondukları yere çivilenmiş gibi sabitlenirler.Çünki bu sıvı çok kuvvetli bir yapıştırıcı özelliğe sahiptir.

Bundan sonrası ise bitki için çok zor değildir.Tek yapması gereken şey, ışınsal olarak dizilmiş yapraklarını kapayarak böceğin üstünü örtmektir.Bu mekanizma yukarıda anlattığımız " turgor-plazmoliz " basınç kuvvetleri ile çalışır.Böceğin üzeri örtülür örtülmez enzimler devreye girerek böceği sindirmeye başlar.
Aşağıdaki animasyonda bitkinin bir böceği nasıl tuzağına düşürdüğü gösterilmiştir.

Bitkilerin böcekleri yakalayarak sindirmelerindeki temel amaç, kendi bünyelerinde düşük miktarda bulunan azotun böceklerde fazla olmasındandır.
Bitki böceği sindirerek hem azot ihtiyacını hemde diğer mineral ve protein gereksinimini karşılar.

Tabii bir bitkinin böcek ve sineklerde bol miktarda azot bulunduğunu bilmesi ve buna göre hareket etmesi yine DNA da programlanmış bilgiler vasıtasıyla gerçekleşir.Mesela yapışkan maddeleri üreten hücrelerin DNA larında özel enzimler üretilir ve bu enzimlerin girdiği bir takım karmaşık reaksiyon sonucunda yapışkan maddeler husule gelir.

Diyebiliriz ki doğadaki tüm bitkiler harikulade formüllerle mucizevi kimyasallar üreten birer biyokimya fabrikası gibidir.Bu sıvılarla anlaşırlar, bu sıvılarla beslenirler ve yine bu sıvılarla kendilerini korurlar.Kısacası bitkiler kendi başlarına birer mucizedirler.
Bu tip bitkiler elbette yukarıdaki gibi tek tür degillerdir.Doğada buna benzer avlanma teknikleri olan bir çok bitki vardır.Asağıdaki resimlerde yapışkan sıvı salgılayarak avlanan bazı bitki tipleri görülmektedir.

Bu bitkilerden soldakinin yaprakları, yukarıdaki bitkinin yaprakları gibi içe dogru kapanırken, sağdaki bitkinin yaprakları ise tıpkı bir "rulo" gibi en uç noktadan yaprağın sapına kadar, kıvrılmaya başlar.Böyle bir tuzağa yakalanan bir böceğin kurtulma şansı yoktur.
Birde bitkinin salgıladığı yapışkan sıvı damlacıklarına daha yakından bakalım.
Yapışkan damlacıklara yukarıdan bakıldığı için salgılamayı yapan kırmızı hücreler bariz olarak görunmektedir.

Salgı yapan hücrelerin DNA sında çok özel bir bilgi saklıdır.Bu bilgi ile hücre, üzerinde ne kadar salgı maddesi biriktireceğini çok mükemmel bir şekilde hesaplamıştır.Hücreler, yapışkan salgıyı ürettikçe, bu salgı üzerlerinde birikmeye başlar.Fakat salgı seviyesi öyle bir noktaya gelirki bu noktadan sonra hücreler salgılama işlemini durdururlar.

Eğer hücre bu noktadan sonra salgılama yapmaya devam etseydi hem fazla yapışkan maddeyi israf etmiş olacaktı, hemde salgının büyük bölümü yerçekiminin etkisiyle yaprakların üzerlerinden başka yerlere akıp gidecekti.

Yaradılış harikası bu mükemmel yaratıklar şu an bile, sahip oldukları kusursuz tuzak mekanizmaları ile kendilerine ziyafet çekmektedirler.Tüm bunları mükemmel bir tasarım harikası olan DNA programlarına borçlulardır.


Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.554 saniyede (90.21% PHP - 9.79% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 11:41
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi