MsXLabs
2005-2016
Cevaplanmış forumunda yer alan Ziyaretçi tarafından açılmış Nietzsche'nin ahlak felsefesi nedir? konusunu görüntülüyorsunuz.
Özet: Nietzsche'nin ahlak görüşü nedir?... Etiketler:
  • nietzsche ve ahlak anlayışı
  • nietzsche ahlak
CEVAP VAR

Nietzsche'nin ahlak felsefesi nedir?

Gösterim: 29.957 | Cevap: 5
23 Kasım 2008 09:02   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Nietzsche'nin ahlak görüşü nedir?
Sponsorlu Bağlantılar
En iyi cevap _Yağmur_ tarafından gönderildi

Friedrich Nietzsche (1844-1900), felsefe tarihinin en ilgi çekici ve önemli isimlerinden biridir. Hem yaşamı, hem felsefi düşünceleriyle günümüzde hala, en çok tartışılan filozoflardandır.

Bir düşünürün fikirlerini, yaşadığı çağ ve ortamdan bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değildir. Onun fikirlerinin içinde filizlendiği 19. yüzyıl Avrupa’sı düşünce bakımından yeni arayışlar ve kriz dönemi içerisindedir. Nietzsche de yaşadığı topluma egemen değerlerden olumlu ya da olumsuz etkilenmiştir. Nietzsche, aykırı bir filozoftur, nitekim o, çağının bütün ahlaki değerlerine savaş açar; başta kilise ve din adamları olmak üzere bütün dini otoritelere, felsefi sistemlere ve tarihi akımlara başkaldırır. O, yaşadığı çağa toptan bir karşı çıkış içinde olan bir başkaldırı filozofu olarak nitelendirilebilir. Düşünce sistemi oldukça karmaşık ve kendi içinde bir takım çelişkiler taşıyor olmasına rağmen, onun mevcut ahlak anlayışları karşısında aldığı tavır, kuşkuya yer bırakmayacak kadar kesin ve katıdır.

Nietzsche, çağında genel kabul gören değerlere karşı savaş açan bir düşünür olduğundan, onun, yaşadığı çağın değerlerini ve ahlakını nasıl algıladığı sorusu önem kazanır. Nietzsche’nin ahlak ile ilgili düşüncelerinin anlaşılması için, onun felsefesinin karakteristik özelliklerinin çerçevesinin belirlenmesinin yararlı olacağı düşüncesindeyiz. Zira bir filozofun ahlak ve değerlerle ilgili düşüncelerini, felsefesinin genel çizgileri ve bütünlüğünden bağımsız olarak değerlendirmek olanaklı değildir. Genel olarak baktığımızda Nietzsche’nin bütün felsefesinde göze çarpan en büyük erek, mevcut bütün değerlerin yeniden değerlendirilmesidir. O, taşıdığı, tüm mevcut değerleri yıkma misyonundan gurur duyar. Çünkü yeni değerlerin oluşturulabilmesi için mevcut olanların yok edilmesi gerekir. Dolayısıyla Nietzsche’nin ahlak ve değerler üzerindeki düşünceleri, felsefesinin tamamı ile çok yakından ilişkilidir. Bu yüzden onun ahlak anlayışı değerlendirilirken, tüm felsefesi bir bütünlük içerisinde ele alınıp yorumlanmalıdır.

Nietzsche, 19. yüzyıl Avrupa’sında Tanrı ve ahlak kavramlarının, geleneksel otoriteler tarafından aslından uzaklaştırılıp, sahteleştirildiğini savunur. Ahlaki söylemler, yüce idealleri daima ahlak çatısı altında toplar ve mevcut tüm değerler kutsal sayılır. Oysa Nietzsche ahlakın ve tüm değerlerin birer decadence (çürümüşlük) içerisinde olduğunu bildirerek, felsefesini bu çöküşten kurtulma projesi olarak şekillendirir.

Nietzsche, bir yaşam filozofudur. Onun felsefesi gerçek dünya ve bu dünyada yaşayan insan üzerinde temellenir. Problem insanın bir kriz dönemine girmesiyle başlar. O güne kadar aşkın bir dünya vaadi ile Tanrı’nın koyduğu değerlere göre yaşamını sürdüren insan, inandığı değerlerin çöküşüyle birlikte bir anlamsızlık içinde kalır. Tanrı’nın ölümü Nietzsche felsefesindeki en temel temalardan biridir. Tanrı ortadan kalkınca mevcut tüm değerler temelsiz kalır ve decadence başlar. Nietzsche’ye göre decadance beraberinde nihilizmi getirir. Her şey anlamını yitirir ve insan bir hiçlik ortasında tek başına kalır. Nihilizm, Nietzsche felsefesinde tüm değerlerin yok olduğu bir son değildir. Aksine nihilizm yeni değerler oluşturmak için bir fırsattır. Artık ne Tanrı, ne de ölümden sonra yeni bir hayat vardır. Yaşamın amacı bu dünyada ve yaşanılan hayatta saklıdır. Yaşam hiç durmadan kendini tekrar eden sonsuz bir dönüş içerisindedir. Nietzsche’ye göre insanın kendini tamamlayabilmesi için sonsuz dönüş içerisinde olması gerekmektedir.

Nietzsche, Yunan Kültürü’nün trajedi sanatından son derece etkilenir ve yaşam ile trajedi arasında çok güçlü bir bağ olduğunu savunur. Trajedi insana ne olduğunu, onu geleneklerin tüm bağlarından kurtararak bildirir. Ona özgür bir birey olduğu bilincini verirken, varlığının, bu özgürlük ve alın yazısı arasında bir denge olduğunu da gösterir. Bu nedenle insan varlığı ve hayatı trajiktir. Trajedide ele alınan insan, alın yazısı ve karar özgürlüğüyle baş başa kalmış tek insandır.Nietzsche yaşamın trajik olduğunu belirlerken, bu trajik yaşamı kabullenip tüm zorluklarına katlanabilecek; getirdiği acı ve savaş gibi durumları da kapsayacak biçimde yaşama “evet” diyen bir insan ideali tasarlar. Bu, üstinsandır. Nietzsche’de üstinsan yeryüzünün anlamıdır ve insanın ulaşabileceği en üst nokta, evrimin son aşamasıdır. Nietzsche’nin gözünde insan, üstinsana ulaşmak için bir basamak, geçiş için bir köprüdür sadece… Yaşam bir güç istencidir ve insan hep sahip olduğundan daha fazla güç ister. Nietzsche’ye göre insan içgüdüsel olarak hep daha fazla güçle kendini aşma çabası içindedir.

Üstinsana giden yol zor ve aşılması güç engellerle doludur. Aşılması gereken ilk engel “sürü insanı”nın oluşturduğu engeldir. Sürü insanı, kendisine verilmiş tüm değerleri sorgusuz sualsiz kabul eden, bu değerler doğrultusunda yaşamını idame ettiren insan tipidir. Cesaretten yoksun, kendi başına karar veremeyen, baskı altında ezilen ve bundan rahatsızlık duymayan sürü insanı Nietzsche tarafından çok katı biçimde eleştirilir ve hor görülür. Sürü psikolojisinden kurtulmayı başarıp, bir üst aşamaya ulaşan insan, “özgür insan”dır. Özgür insan, sürü insanı ile üstinsanın arasında yer alır. Mevcut değerlere karşı çıkmayı başarıp, bu değerlerin boyunduruğundan kurtularak özgürleşmiş; fakat henüz yeni değerler yaratabilecek seviyeye gelememiştir. İnsanın ulaşabileceği en üst aşama üstinsandır. üstinsan tüm değerleri yok edip, kendi değerlerini kendisi yaratabilen insandır. Nietzsche’ye göre her insanın ulaşmak için çaba harcaması gereken idealdir üstinsan.

Nietzsche felsefesinde yer alan, kısaca değinmeye çalıştığımız Tanrı’nın ölümü, güç istenci, decadence ve nihilizm, sonsuz dönüş, üstinsan kavramları oldukça özgündür. Nietzsche, bu kavramlar çerçevesinde felsefesini inşa ederken en büyük kaygısı, daha önce de değindiğimiz gibi çöken mevcut değerler yerine yeni değerler yaratarak insanlığı “konukların en tekinsizi” dediği nihilizmin pençesinden kurtarmaktır. Nietzsche’nin geleneksel ahlaki değerlere karşı açtığı savaş, onları yerle bir edip yok etme çabası, immoralist bir tutum olarak algılanabilir. Onun savaş açtığı sürü ahlakıdır. Sürü ahlakında insanla ilgili her şey (sürüye göre, sürü tarafından) önceden belirlenmiştir. Sürüye sonradan katılan fert için bütün kültürel değerler adeta apriorik bir mahiyet arz etmektedir. Bireye düşen, toplum yararı adına önceden oluşturulmuş kural ve kaidelere uygun yaşamaktır. Bu durumda birey hayatını yaşayamaz, kendinden uzaklaşarak kendisine yabancılaşır ve sürü içerisinde eriyerek kaybolur. Nietzsche için bu tür bir ahlak kabul edilemezdir, yıkılmalıdır. Bu noktada Nietzsche, immoralisttir fakat onun felsefesi sadece yıkıma yönelik değildir. O, yıkmayı, yeniden kurmak için istemektedir. Nietzsche’yi tam bir ahlak karşıtı olarak algılamadan önce dikkat etmemiz gereken çok önemli bir nokta vardır. Onun karşı çıktığı, savaş açtığı ve tümden yıkmak istediği geleneksel ahlaktır. Nietzsche, değersiz bir yaşamı öngörmez. O, sadece insanı özgürleştirmek ve kendi değerlerini yaratabilme gücünü ona vermek ister. Sürünün içinde yok olup giden insana, birey olduğunu, sürüye mahkum olmadığını, gerçek yaşamın bu dünyada olduğunu hatırlatır. Ona kendini ve kendine ait değerleri yaratma şansı tanır.

Son düzenleyen _Yağmur_; 27 Ocak 2016 15:10
23 Kasım 2008 10:54   |   Mesaj #2   |   
Keten Prenses - avatarı
Üye
..

32.562
8.113 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 28-03-2008
Ahlak felsefesi alanında ahlak kurallarına karşı çıkan doktrinin adı “amoralizm”dir.[1] Amoralist ahlak felsefesinde, insanın doğal bir varlık olduğu ve insanın ahlaki davranışları kadar ahlaki olmayan (gayri-ahlaki ) davranışlarının da sözkonusu olabileceği, bu yüzden toplumda ahlak kuralları oluşturmanın gereksiz olduğu savunulur. Alman düşünürü Friedrich Nietzsche (1800-1900) “amoralist ahlak felsefesi” nin savunucularından birisidir. Nietzsche şöyle demektedir: “Ahlaki gerçekler diye bir şey yoktur.” Nietzsche’ye göre insan doğal bir varlıktır. Bu yüzden insan davranışlarında ahlak ve erdem kadar ahlaksızlık ve erdemsizlik de normal karşılanmalıdır. Ahlaki ölçüler ve normlar koymak saçma ve gereksizdir.

ayrıca
Friedrich Wilhelm Nietzsche
23 Kasım 2008 10:55   |   Mesaj #3   |   
KisukE UraharA - avatarı
VIP !..............!
KocaeLi

44.910
7.401 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 08-04-2007
24 Kasım 2008 19:13   |   Mesaj #4   |   
Keten Prenses - avatarı
Üye
..

32.562
8.113 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 28-03-2008
lütfen ilk mesajlara bakın.. ayrıca onun yanısıra;


NİETZSCHE ve ahlak


O, dünyada nesnel bir ahlaki düzenin olmadığını tekrar tekrar söyler:

Ahlaki fenomenler yoktur, ama sadece fenomenlerin ahlaki yorumları vardır.

O kendisinin, bir bütün olarak hiçbir ahlaki olgu bulunmadığını ilk gören kişi olduğuna inanır ve kendisi de dahil olmak üzere, her filozofu
iyi ve kötünün ötesinde bir duruş almaya, kendisini ahlaki yargılar yanılsamasının altına yerleştirmeye zorlar.

Her ahlak, doğaya, hatta akla karşı bir parça zorbalıktır diye yazan Nietzsche, hemen ardından şunu eklemeyi unutmaz:

Bu, onlar için asla bir itiraz değildir.

Bunun nedeni, herşeyden önce tutkuların bazen,

Budalalıkların ağırlığıyla kurbanlarını mecalsiz bıraktıkları yerde, mahvedici olmaları, ikinci olarak da ahlaki kısıtlamanın hayatı yaşanmaya değer kılan şeylerin önemli bir bölümün zuhurundan nedensel olarak sorumlu olmasıdır.


Ahlaki perspektifin, efendi ahlaki ve köle ahlaki olmak üzere, iki temel türü vardır.:
Bunlardan ikincisi yaratan şey, korku ve yetersizliktir.Verili bir grup ya da tolulukta, belirli bireyler geri kalanlara, aynı topluluğun diğer bireylerinin yoksun oldukları karakter özelliklerine sahip olmaları dolayısıyla hükmetme eğilimi sergilerler; söz konusu önderlere ve kararlarına itaat etmek zorunda olanlar, bu bireylere kızar, onlardan korkarlar. Bu gruplardan her biri iyi sözcüğüne farklı bir anlam yükler. Buna göre, önder veya efendiler için iyi sözcüğü tam tamına onların sahip oldukları ve kendileri sayesinde grup ya da topluluk içinde öncelik ve üstünlük elde ettikleri nitelikleri gösterir.


Nietzsche’ye göre, din tarafından güçlendirilen ahlaki mekanizmalar olmasaydı, güçsüzler durumun doğası gereği güçlünün güç isteminden önce yok olup giderlerdi.Fakat o bir yandan da, güçlülerin her halükarda olağanüstü seyrek ve birçok yönden olağandışı olduklarını iddia eder:

İnsanlar arasında, diğer hayvan türleri arasında olduğu gibi, başarısızlığın, hastalığın, soysuzlaşmanın, acıya mahkum olmanın daima bir aşırılığı var; başarılı durumlar, insanlar arasında da daima bir istisnadır.


Tragedyanın Doğuşu’nda, ölçüsüz ve ehliyetsiz vahşiliğe, onu dehşet verici bularak, karşı çıkar. Karşılıksız çekilen bütün bu acıların, ona göre hiçbir anlamı yoktur.Fakat avcı ve avın bir olduğu çileci ideal acıya bir mana kazandırır ve ona göre, bu pozitif bir değeri olan bir şeydir:

Çileci idealin dışında, insanın, bir hayvan olan insanın, şimdiye dek bir anlamı olmadı. Dünyadaki varoluşunun hiçbir amacı yoktu; İnsana ne gerek var? sorusu yanıtsızdı; insan ve dünya için isteme eksikti; her büyük insan yazgısının ardında, nakarat olarak koca bir “ boşuna!” çınladı: İşte çileci idealin anlamı tam da bu: Eksık olan bir şey, insanı çepeçevre saran müthiş bir boşluk- kendini nasıl haklı kılacağını, açıklayacağını, evetleyeceğini bilmiyordu; anlamının yarattığı sorundan dolayı acı çekiyordu; başka bir şeyden dolayı da yaralıydı, temelde hastalıklı bir hayvandı:
Oysa çektiği acının kendisinden gelmiyordu sorunu; “niçin bunca acı?” soru çığlığına yanıtı yoktu. En cesur, acıya en alışık olan hayvan olan insan, böyle bir acıyı olumsuz bulmuyor; istiyor onu, hatta arıyor, yeter ki ona bunun anlamı gösterilsin, acısının bir amacı ortaya konsun.Acının kendisi değil de anlamsızlığı, şimdiye dek insanlığın üzerine bir lanet olarak çökmüştür- ve çileci ideal insana anlam sundu!

Hristiyan idealin hayata düşman olduğu, onun hayatın en temel önkabullerine aykırı düştüğü doğrudur. Bu, genel olarak dinlerin hepsi için söylenebilir.Ama din, hayata karşı bir iradeyi temsil etse bile, yine de bir istemi ifade eder ve Nietzsche’nin gözünde, insan, istememeye karşı, hiçliği ister.
Daisy-BT
5 Mart 2010 10:32   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

NİETZSCHE ve ahlak

O, dünyada nesnel bir ahlaki düzenin olmadığını tekrar tekrar söyler:
Ahlaki fenomenler yoktur, ama sadece fenomenlerin ahlaki yorumları vardır.
O kendisinin, bir bütün olarak hiçbir ahlaki olgu bulunmadığını ilk gören kişi olduğuna inanır ve kendisi de dahil olmak üzere, her filozofu
iyi ve kötünün ötesinde bir duruş almaya, kendisini ahlaki yargılar yanılsamasının altına yerleştirmeye zorlar.

Her ahlak, doğaya, hatta akla karşı bir parça zorbalıktır diye yazan Nietzsche, hemen ardından şunu eklemeyi unutmaz:

Bu, onlar için asla bir itiraz değildir.
Bunun nedeni, herşeyden önce tutkuların bazen,
Budalalıkların ağırlığıyla kurbanlarını mecalsiz bıraktıkları yerde, mahvedici olmaları, ikinci olarak da ahlaki kısıtlamanın hayatı yaşanmaya değer kılan şeylerin önemli bir bölümün zuhurundan nedensel olarak sorumlu olmasıdır.

Ahlaki perspektifin, efendi ahlaki ve köle ahlaki olmak üzere, iki temel türü vardır.:
Bunlardan ikincisi yaratan şey, korku ve yetersizliktir.Verili bir grup ya da tolulukta, belirli bireyler geri kalanlara, aynı topluluğun diğer bireylerinin yoksun oldukları karakter özelliklerine sahip olmaları dolayısıyla hükmetme eğilimi sergilerler; söz konusu önderlere ve kararlarına itaat etmek zorunda olanlar, bu bireylere kızar, onlardan korkarlar. Bu gruplardan her biri iyi sözcüğüne farklı bir anlam yükler. Buna göre, önder veya efendiler için iyi sözcüğü tam tamına onların sahip oldukları ve kendileri sayesinde grup ya da topluluk içinde öncelik ve üstünlük elde ettikleri nitelikleri gösterir.

Nietzsche’ye göre, din tarafından güçlendirilen ahlaki mekanizmalar olmasaydı, güçsüzler durumun doğası gereği güçlünün güç isteminden önce yok olup giderlerdi.Fakat o bir yandan da, güçlülerin her halükarda olağanüstü seyrek ve birçok yönden olağandışı olduklarını iddia eder:

İnsanlar arasında, diğer hayvan türleri arasında olduğu gibi, başarısızlığın, hastalığın, soysuzlaşmanın, acıya mahkum olmanın daima bir aşırılığı var; başarılı durumlar, insanlar arasında da daima bir istisnadır.

Tragedyanın Doğuşu’nda, ölçüsüz ve ehliyetsiz vahşiliğe, onu dehşet verici bularak, karşı çıkar. Karşılıksız çekilen bütün bu acıların, ona göre hiçbir anlamı yoktur.Fakat avcı ve avın bir olduğu çileci ideal acıya bir mana kazandırır ve ona göre, bu pozitif bir değeri olan bir şeydir:

Çileci idealin dışında, insanın, bir hayvan olan insanın, şimdiye dek bir anlamı olmadı. Dünyadaki varoluşunun hiçbir amacı yoktu; İnsana ne gerek var? sorusu yanıtsızdı; insan ve dünya için isteme eksikti; her büyük insan yazgısının ardında, nakarat olarak koca bir “ boşuna!” çınladı: İşte çileci idealin anlamı tam da bu: Eksık olan bir şey, insanı çepeçevre saran müthiş bir boşluk- kendini nasıl haklı kılacağını, açıklayacağını, evetleyeceğini bilmiyordu; anlamının yarattığı sorundan dolayı acı çekiyordu; başka bir şeyden dolayı da yaralıydı, temelde hastalıklı bir hayvandı:
Oysa çektiği acının kendisinden gelmiyordu sorunu; “niçin bunca acı?” soru çığlığına yanıtı yoktu. En cesur, acıya en alışık olan hayvan olan insan, böyle bir acıyı olumsuz bulmuyor; istiyor onu, hatta arıyor, yeter ki ona bunun anlamı gösterilsin, acısının bir amacı ortaya konsun.Acının kendisi değil de anlamsızlığı, şimdiye dek insanlığın üzerine bir lanet olarak çökmüştür- ve çileci ideal insana anlam sundu!

Hristiyan idealin hayata düşman olduğu, onun hayatın en temel önkabullerine aykırı düştüğü doğrudur. Bu, genel olarak dinlerin hepsi için söylenebilir.Ama din, hayata karşı bir iradeyi temsil etse bile, yine de bir istemi ifade eder ve Nietzsche’nin gözünde, insan, istememeye karşı, hiçliği ister.

Daha fazla bilgi için alttaki linke tıklayınız.


Friedrich Wilhelm Nietzsche (Nietzsche Kimdir? - Nietzsche Hakkında)
Son düzenleyen Safi; 10 Aralık 2015 22:05
27 Ocak 2016 15:09   |   Mesaj #6   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam
Ankara

15.389
18.927 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 16-04-2010
Friedrich Nietzsche (1844-1900), felsefe tarihinin en ilgi çekici ve önemli isimlerinden biridir. Hem yaşamı, hem felsefi düşünceleriyle günümüzde hala, en çok tartışılan filozoflardandır.

Bir düşünürün fikirlerini, yaşadığı çağ ve ortamdan bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değildir. Onun fikirlerinin içinde filizlendiği 19. yüzyıl Avrupa’sı düşünce bakımından yeni arayışlar ve kriz dönemi içerisindedir. Nietzsche de yaşadığı topluma egemen değerlerden olumlu ya da olumsuz etkilenmiştir. Nietzsche, aykırı bir filozoftur, nitekim o, çağının bütün ahlaki değerlerine savaş açar; başta kilise ve din adamları olmak üzere bütün dini otoritelere, felsefi sistemlere ve tarihi akımlara başkaldırır. O, yaşadığı çağa toptan bir karşı çıkış içinde olan bir başkaldırı filozofu olarak nitelendirilebilir. Düşünce sistemi oldukça karmaşık ve kendi içinde bir takım çelişkiler taşıyor olmasına rağmen, onun mevcut ahlak anlayışları karşısında aldığı tavır, kuşkuya yer bırakmayacak kadar kesin ve katıdır.

Nietzsche, çağında genel kabul gören değerlere karşı savaş açan bir düşünür olduğundan, onun, yaşadığı çağın değerlerini ve ahlakını nasıl algıladığı sorusu önem kazanır. Nietzsche’nin ahlak ile ilgili düşüncelerinin anlaşılması için, onun felsefesinin karakteristik özelliklerinin çerçevesinin belirlenmesinin yararlı olacağı düşüncesindeyiz. Zira bir filozofun ahlak ve değerlerle ilgili düşüncelerini, felsefesinin genel çizgileri ve bütünlüğünden bağımsız olarak değerlendirmek olanaklı değildir. Genel olarak baktığımızda Nietzsche’nin bütün felsefesinde göze çarpan en büyük erek, mevcut bütün değerlerin yeniden değerlendirilmesidir. O, taşıdığı, tüm mevcut değerleri yıkma misyonundan gurur duyar. Çünkü yeni değerlerin oluşturulabilmesi için mevcut olanların yok edilmesi gerekir. Dolayısıyla Nietzsche’nin ahlak ve değerler üzerindeki düşünceleri, felsefesinin tamamı ile çok yakından ilişkilidir. Bu yüzden onun ahlak anlayışı değerlendirilirken, tüm felsefesi bir bütünlük içerisinde ele alınıp yorumlanmalıdır.

Nietzsche, 19. yüzyıl Avrupa’sında Tanrı ve ahlak kavramlarının, geleneksel otoriteler tarafından aslından uzaklaştırılıp, sahteleştirildiğini savunur. Ahlaki söylemler, yüce idealleri daima ahlak çatısı altında toplar ve mevcut tüm değerler kutsal sayılır. Oysa Nietzsche ahlakın ve tüm değerlerin birer decadence (çürümüşlük) içerisinde olduğunu bildirerek, felsefesini bu çöküşten kurtulma projesi olarak şekillendirir.

Nietzsche, bir yaşam filozofudur. Onun felsefesi gerçek dünya ve bu dünyada yaşayan insan üzerinde temellenir. Problem insanın bir kriz dönemine girmesiyle başlar. O güne kadar aşkın bir dünya vaadi ile Tanrı’nın koyduğu değerlere göre yaşamını sürdüren insan, inandığı değerlerin çöküşüyle birlikte bir anlamsızlık içinde kalır. Tanrı’nın ölümü Nietzsche felsefesindeki en temel temalardan biridir. Tanrı ortadan kalkınca mevcut tüm değerler temelsiz kalır ve decadence başlar. Nietzsche’ye göre decadance beraberinde nihilizmi getirir. Her şey anlamını yitirir ve insan bir hiçlik ortasında tek başına kalır. Nihilizm, Nietzsche felsefesinde tüm değerlerin yok olduğu bir son değildir. Aksine nihilizm yeni değerler oluşturmak için bir fırsattır. Artık ne Tanrı, ne de ölümden sonra yeni bir hayat vardır. Yaşamın amacı bu dünyada ve yaşanılan hayatta saklıdır. Yaşam hiç durmadan kendini tekrar eden sonsuz bir dönüş içerisindedir. Nietzsche’ye göre insanın kendini tamamlayabilmesi için sonsuz dönüş içerisinde olması gerekmektedir.

Nietzsche, Yunan Kültürü’nün trajedi sanatından son derece etkilenir ve yaşam ile trajedi arasında çok güçlü bir bağ olduğunu savunur. Trajedi insana ne olduğunu, onu geleneklerin tüm bağlarından kurtararak bildirir. Ona özgür bir birey olduğu bilincini verirken, varlığının, bu özgürlük ve alın yazısı arasında bir denge olduğunu da gösterir. Bu nedenle insan varlığı ve hayatı trajiktir. Trajedide ele alınan insan, alın yazısı ve karar özgürlüğüyle baş başa kalmış tek insandır.Nietzsche yaşamın trajik olduğunu belirlerken, bu trajik yaşamı kabullenip tüm zorluklarına katlanabilecek; getirdiği acı ve savaş gibi durumları da kapsayacak biçimde yaşama “evet” diyen bir insan ideali tasarlar. Bu, üstinsandır. Nietzsche’de üstinsan yeryüzünün anlamıdır ve insanın ulaşabileceği en üst nokta, evrimin son aşamasıdır. Nietzsche’nin gözünde insan, üstinsana ulaşmak için bir basamak, geçiş için bir köprüdür sadece… Yaşam bir güç istencidir ve insan hep sahip olduğundan daha fazla güç ister. Nietzsche’ye göre insan içgüdüsel olarak hep daha fazla güçle kendini aşma çabası içindedir.

Üstinsana giden yol zor ve aşılması güç engellerle doludur. Aşılması gereken ilk engel “sürü insanı”nın oluşturduğu engeldir. Sürü insanı, kendisine verilmiş tüm değerleri sorgusuz sualsiz kabul eden, bu değerler doğrultusunda yaşamını idame ettiren insan tipidir. Cesaretten yoksun, kendi başına karar veremeyen, baskı altında ezilen ve bundan rahatsızlık duymayan sürü insanı Nietzsche tarafından çok katı biçimde eleştirilir ve hor görülür. Sürü psikolojisinden kurtulmayı başarıp, bir üst aşamaya ulaşan insan, “özgür insan”dır. Özgür insan, sürü insanı ile üstinsanın arasında yer alır. Mevcut değerlere karşı çıkmayı başarıp, bu değerlerin boyunduruğundan kurtularak özgürleşmiş; fakat henüz yeni değerler yaratabilecek seviyeye gelememiştir. İnsanın ulaşabileceği en üst aşama üstinsandır. üstinsan tüm değerleri yok edip, kendi değerlerini kendisi yaratabilen insandır. Nietzsche’ye göre her insanın ulaşmak için çaba harcaması gereken idealdir üstinsan.

Nietzsche felsefesinde yer alan, kısaca değinmeye çalıştığımız Tanrı’nın ölümü, güç istenci, decadence ve nihilizm, sonsuz dönüş, üstinsan kavramları oldukça özgündür. Nietzsche, bu kavramlar çerçevesinde felsefesini inşa ederken en büyük kaygısı, daha önce de değindiğimiz gibi çöken mevcut değerler yerine yeni değerler yaratarak insanlığı “konukların en tekinsizi” dediği nihilizmin pençesinden kurtarmaktır. Nietzsche’nin geleneksel ahlaki değerlere karşı açtığı savaş, onları yerle bir edip yok etme çabası, immoralist bir tutum olarak algılanabilir. Onun savaş açtığı sürü ahlakıdır. Sürü ahlakında insanla ilgili her şey (sürüye göre, sürü tarafından) önceden belirlenmiştir. Sürüye sonradan katılan fert için bütün kültürel değerler adeta apriorik bir mahiyet arz etmektedir. Bireye düşen, toplum yararı adına önceden oluşturulmuş kural ve kaidelere uygun yaşamaktır. Bu durumda birey hayatını yaşayamaz, kendinden uzaklaşarak kendisine yabancılaşır ve sürü içerisinde eriyerek kaybolur. Nietzsche için bu tür bir ahlak kabul edilemezdir, yıkılmalıdır. Bu noktada Nietzsche, immoralisttir fakat onun felsefesi sadece yıkıma yönelik değildir. O, yıkmayı, yeniden kurmak için istemektedir. Nietzsche’yi tam bir ahlak karşıtı olarak algılamadan önce dikkat etmemiz gereken çok önemli bir nokta vardır. Onun karşı çıktığı, savaş açtığı ve tümden yıkmak istediği geleneksel ahlaktır. Nietzsche, değersiz bir yaşamı öngörmez. O, sadece insanı özgürleştirmek ve kendi değerlerini yaratabilme gücünü ona vermek ister. Sürünün içinde yok olup giden insana, birey olduğunu, sürüye mahkum olmadığını, gerçek yaşamın bu dünyada olduğunu hatırlatır. Ona kendini ve kendine ait değerleri yaratma şansı tanır.