Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Ay, yıldız, güneş, dünya ve bulutun geçtiği masal örnekleri verir misiniz?

Bu konu Cevaplanmış forumunda Ziyaretçi tarafından 6 Ocak 2009 (14:32) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
115702 kez görüntülenmiş, 3 cevap yazılmış ve son mesaj 19 Nisan 2014 (19:23) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.46  |  Oy Veren: 41      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 6 Ocak 2009, 14:32

Ay, yıldız, güneş, dünya ve bulutun geçtiği masal örnekleri verir misiniz?

#1 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
Ay, yıldız, güneş, dünya ve bulutun geçtiği masal örnekleri verir misiniz?

En iyi cevap Misafir tarafından gönderildi

İçinde ay, yıldız, güneş, dünya ve bulutun geçtiği masal örnekleri


Rüzgâr ile Güneş

Güneş ve rüzgâr kimin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış. Rüzgâr
-Ben daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım. Şu karşıdaki paltolu yaşlı adamı görüyor musun? Paltosunu senden daha hızlı çıkaracağıma bahse girerim.
demiş. Güneş bir bulutun arkasına çekilmiş ve rüzgâr kasırga şiddetinde esmeye başlamış. O kuvvetle estikçe ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş.
Sonunda rüzgâr pes edip durmuş. Güneş bulutların arkasından çıkıp yaşlı adama nazikçe gülümsemiş. Çok geçmeden adam alnındaki teri silip paltosunu çıkarmış.
Sonra , rüzgâra dönmüş nazik ve dostça davranışın, şiddet ve güç gösterisinden daha etkili olduğunu söylemiş.


Ezop Masalları Fabl Hikayeleri


Bulut Masalı
Bir varmış beş yokmuş, gökyüzünde yanlız gezen bir bulut varmış. Bu bulut her gün yeni yerlere gider, dünyayı gezer dururmuş. Bir gün Roma'da, bir hafta sonra Irak'ta, bir ay sonra Amerika'da, nerdeyse görmediği yer yokmuş.
Aylar birbirini kovalamış, bulut güneşi, rüzgar bulutu kovalamış. Bizim bulut yeni bir yere gelmiş. Ama hava öyle soğukmuş ki tir tir titriyormuş. Oradan uzaklaşmak istemiş ama dağlar önünü kapatmış, geri kaçmak istemiş rüzgar bulamamış. Sıkışıp kalmış oracıkta. Ne yapsam ne etsem derken, kalabalık artmaya başlamış. Sağdan soldan yeni bulutlar geliyor, sanki bir şey varmış gibi herkes oraya toplanıyormuş. Daha ne oldum demeye kalmadan, bulut grubunda huzursuzluk artmaya başlamış.
Birbirlerine yaklaştıkça homurtular artıyor. Hatta bazıları birbirine dokununca şimşekler çakıyormuş. Bulut bu durumdan çok huzursuz olmuş, bir an önce oradan kurtulmak, kendini diğer bulutlardan uzağa atabilmek için sağını solunu kıpırdatmaya, aradan sıyrılmaya çalışırken, itelediği bir bulut da onu itelemiş.
Bunlar başlamışlar kavga etmeye. Sen geçeceksin ben geçeceğim derken birbirlerine girmişler. Derken çok büyük bir patlama olmuş, her taraf aydınlanmış, sanki bizim bulutun gözünde şimşekler çakmış. Sonra, hızla aşağıya doğru düşmeye başladığını hissetmiş. Oh demiş kurtuldum
sonunda bu bulutların arasından. Ancak bu değişik bir yolculukmuş, hızı gittikçe artıyor ve yeryüzüne yaklaşıyormuş.
"Hey rüzgar, neredesin? Hadi götürün beni dağların arkasına" diye seslenmiş. Rüzgar var gücüyle
itiyormuş ama bizim bulut düşmeye devam etmiş. Diğer bulutlar çok yukarıda kalmış. Düşmüş, düşmüş, düşmüş, yere çok yaklaşmış. "Aman tanrım" demiş bizim bulut, "şimdi yere çarpacağım ve yok olacağım" derken çok değişik bir şey olmuş. Bizim bulut yere yumuşak bir şekilde indiğini ve kıvrıla kıvrıla hareket edebildiğini farketmiş. Bu gerçekten çok hoşuna gitmiş. Eskiden çok yükseklerden görebildiği ağaçların taşların arasından şimdi kıvrıla kıvrıla, hatta sürtüne sürtüne geçebiliyormuş. Böyle çok eğlenceli bir yolculuk yaptıktan sonra bir taşın üzerinden geçip tekrar düşmeye başlamış ve kısa bir düşüşten sonra kendini çok tuzlu bir yerde bulmuş. Artık o kadar hızlı hareket edemiyormuş. Burada dinleneceğim galiba derken. Yeni canlılarla karşılaşmış. Daha
evvelden kuşları tanıyan bulutumuz bu canlıları daha evvel hiç görmemiş. Kocaman ağızları, arkalarında ay gibi kuyrukları olan yaratıkların binlerce çeşidi varmış etrafında. Sanki başka bir dünyaya gelmiş. Aradan aylar geçmiş. Bu yeni durumdan çok memnun, gezip duruyormuş. Ama bir gün hava onu rahatsız edecek kadar ısınmaya başlamış. Öyle sıcak, öyle sıcak olmuş ki, bulutumuz çok bunalmış, biraz yukarı çıkayım, biraz yukarı çıkayım, oralar daha serin olur diye düşünüp kendini yukarılara atmaya çalışmış. Bir de ne görsün, ay kuyruklu yaratıkların olduğu dünyadan uzaklaşmaya başlamasın mı? Azıcık yükseleyim derken, bir anda hızla yükselmeye başlamış ve kendini eski dünyasında bulmuş. O güneşi kovalıyor, rüzgar onu kovalıyormuş.
Dağların üzerinden uçuyor yeryüzüne gölge düşürmenin zevkini yaşıyormuş. Ama bir türlü anlayamamış neler olup bittiğini. Kim biliyor bizim bulutun başına neler geldiğini?
Atilla Gösterişli


Bulut ve Yıldız
Bir zamanlar gökyüzünde birbirlerini gercekten cok seven bir bulutla, bir yıldız varmıs...bulut gökyüzünün en seker, en pembe bulutu; yıldız ise, en parlak umudu en cok yansıtan yıldızıymıs...
Gökyüzündeki her varlık onların sevgisini kıskanırmıs...Ama biri varmıs ki; bulut ve yıldızın ayrılmalarını yürekten istiyormuş.Hemde yıldızın en yakın arkadası olmasına ragmen...
Bulut biraz safmıs, kimseyi kıramazmıs.Yıldız ise bulut için elinden gelen herseyi yapabilir, herkese meydan okuyabilirmis.Zaten onun icin bir bulut, birde cok sevdiği dostu peri varmıs.Bir derdi oldugunda gider periye anlatırmıs.Ama nerden bilebilirmis ki perinin birgün bunların hepsini yıldızla bulutun ayrılmaları icin koz olarak kullanacagını?
Birgün nazar degmıs bulutla yıldıza.Hic yoktan bir sebepten tartısmıslar.Bulut cekip gitmis hatalı olmasına ragmen.Yildızsa " Nasılsa bulutum beni sever.Dönecektir! " diye düsünmüp hicbirsey yapmamıs " Döner geri! " diye düsünmüs.
Fakat hicbirsey bekledigi gibi gitmemis.bulut dönmemis.Kimbilir belkide cesaret edememis dönmeye."Herseyin bitmesini göze alamam " diye düsünmüs.
Ancak ortada tek bir gercek varmıs ki, o da ikisininde cok üzgün olduklarıymıs.Gökyüzündeki melekler bile ağlamıslar onların durumlarına ama ne fayda?
Ertesi gun yıldız olanları en yakın dostu periye anlatmıs.Periyse göstermelik bir hüzne bürünmüs.Çünkü eline büyük bir fırsat gecmis.Artık hayatı boyunca kıskandıgı kısıye karsı kozları varmıs elinde.O kisi en yakın dostu yıldız olmasına ragmen kullanacakmıs kozlarını.Hem de buyuk bır zevkle...
Bulutun yanına gitmis ve yıldızın artık onu sevmedigini söylemis.Bulutsa üzülmüs, boynunu bükmüs ama elinden hicbirsey gelmeyecegini düsünmüs.Cünkü yıldız inatcıymıs.Bir kere olmaz dediyse bir daha " olur " demezmis.Peride bulutun bu üzgün durumundan yararlanıp ona olan sevgisini itiraf etmis.Bulutta kimseyi kıramadıgı icin perinin, yıldızın yerine gecmesine izin vermis...
Yıldız günlerce beklemis bulutun gelmesını, ondan af dilemesini ama...Bulut gelmemis.
Birgün yıldız bulutun yanına gidip konusmaya karar vermis.Gece yola cıkmıs.ama yolun sonunda bulutu, en iyi dostu sandıgı periylşe birlikte Ay da elele görmüs. Melekler dayanamayıp bütün olan biteni anlatmıslar yıldıza.
Cok üzülmüs yıldız ve dönmüs arkasını, caresiz gitmis.Bu acıyla yavas yavas sönmeye baslamıs. Günler gecmis ve o kara gunden sonra yıldız sönmüs ısık veremez olmus.
Bulutsa artık ne eskisi kadar pembe, ne de o kadar kadifeymis.Yıldız ilk zamanlar herseyden vazgecmis, hayata küsmüs.Ama kolay pes etmezmis.Kısa bir süre sonra hayatıyla ilgili o önemli kararı vermis.O güne kadar hic görmedigi günesin yanına gidecekmis. Ve biraz daha ısık isteyecekmis ondan...
Cok gecmeden daha önce hic görmedigi günesin yanına gitmis...Ondan yansıtması icin biraz daha ısık istemis.Günes ısık yerine sevgisini vermis yıldıza...
İste o gun bu gundur yıldız dünyaya günesin sevgisini yansıtır, bulutsa hep gözyaslarını akıtır dünyaya. Bir de yüreginde kopan fırtınaları...



Bir Gökyüzü Masalı
Pırıl pırıl bir geceydi. Yıldızlar birbirine göz kırparken ay, şâhâne bir gururla hepsinden daha güzel görünüyordu. O sırada parlak bir yıldız, ayı daha yakından görebilmek için yerinden kayıverdi. Fakat ne yazık ki onun hizasına gelemeden toprağa düştü. Bu yıldızlar böyleydiler işte! Hepsi aya âşıktı. Hepsi onu yakından görmek isterdi. Bu arzularına dayanamayıp yerlerini değiştirdiler mi, toprağa düşerlerdi. Düştükleri yerde ise renk renk yıldız çiçekleri açardı.
Gökyüzünün çok uzak bir köşesinde de ufacık bir yıldız ayı görmek istedi. Fakat birdenbire kayarsa toprağa düşeceğini biliyordu. Onun için yavaş yavaş alçalmaya başladı. O kadar yavaş hareket ediyordu ki, aradan seneler geçti. Küçük yıldız yaklaştıkça büyüdü; güzelleşti. Birgün tam onun karşısına geldi ve durdu. Ay, bu çok güzel yıldızı o kadar beğendi ki, bu sefer kendisi ona yaklaşmak istedi. Nihayet bir hilâl vakti, kollarını uzatarak küçük yıldızı kucakladı. Gökyüzü o vakte kadar böylesine güzel bir manzara görmemişti. Yıldızdan ve aydan saçılan ışıklar dünyaya gittiler. Ve bir milleti kendilerine hayran ettiler. O kadar ki bu kahraman millet, bayrağını ay yıldızla süsledi.
Ay, yıldızını kucakladığı anda ondan dünyaya bir ışık düştü. Bu ışık, yapraklar arasından süzüldü. Bir evin penceresi içinden girdi. Yatakta uyuyan ufacık oğlanın kirpiklerinde gezindi. Bu ufacık oğlan o anda bir rüya gördü. Rüyasında çok güzel bir kız vardı. Gözleri yıldızlar gibiydi. Mermer bir sarayda oturuyordu. Sarayın bahçesi kırmızı güllerle doluydu. Tam ortasında da bir havuz vardı. Kız oğlanı yanına çağırdı. Elele tutuştular. Bahçeyi, sarayı gezdiler. Nihayet kız O’na dedi ki;
- Şimdi sen rüya görüyorsun. Fakat ben hakikatte rüya değilim. Bütün bir ömürde olsa beni ara. Beni bulduğun zaman hakiki saadeti bulmuş olacaksın. Yaşın çok ilerlemişte olsa beni bulup elimi tuttuğun vakit gençleşeceksin. Sen de, ben de. Çünkü o zamana kadar ben de ihtiyarlamış olabilirim.
- Peki! Dedi oğlan.
- Ben seni nereden tanıyacağım? Sen de ihtiyarlarsan!
Kız gülümsedi;
- Bu sarayı unutma. Hem bak avucumun içinde yıldız şeklinde bir ben var.
Oğlanın rüyası burada bitti. Heyecanla gözlerini açtı. Dışarıda sıcak bir yaz gecesi ve cırcır böceklerinin sesleri vardı. Tekrar uykuya daldığı zaman rüyasındaki kızı ömrünün sonunda kadar arayacağına karar vermişti…
Ay, yıldızı kucakladığı zaman, yıldızlardan bir ışık düştü, dünyaya. Bu ışık denizler üzerinden yakamozlar bırakarak geçti. Karlı tepelerden beyaz ışıltılar saçarak Kaf Dağı’na geldi. O’nu da aştı. Mermerlerden bir sarayın açık penceresinden içeri girdi. Mışıl mışıl uyuyan küçük bir kızın, şeffaf göz kapaklarında gezindi. Küçük kız o zaman bir rüya gördü. Rüyasında kıvırcık saçlı çok güzel bir oğlanla sarayın bahçelerinde geziyordu. Oğlan O’na dedi ki;
- Ben seni çok seviyorum. Şimdi rüya görüyorsun. Fakat ben gerçekte varım. Ömrümün sonuna kadar olsa da seni arayacağım.
Yaşın çok ilerlemiş de olsa elini tuttuğum zaman birden gençleşeceksin. Ben saadetin kendisiyim. Beni sakın unutma.
Kız tebessüm ederek,
- Seni ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim, dedi.
O’nun da rüyası burada bitmişti. Birden uyandı. Dışarıdan bülbül sesleri geliyordu. Küçük kız, tekrar uyuduğu zaman, rüyasındaki oğlanı ve avucunda parlayan ayı unutmayacağına karar vermişti.
Aradan seneler geçti. Küçük oğlan büyümüş, yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Artık evlenme çağındaydı. Ayağına demir bir çarık eline demir bir âsâ alıp, rüyasındaki kızı aramaya çıktı.
Az gitti, uz gitti. Yedi memleket, yedi büyük dağ aştı. Yemyeşil bir ovada kurulmuş şirin bir şehre geldi. Temiz sokaklardan bahar havasının verdiği saadet hissiyle yürüdü, geçti. Nihayet bir sarayın önüne geldi. Bahçesi o kadar güzeldi ki, hayranlıkla durup çiçekleri seyretmeye başladı. Birden yan tarafından doğru tatlı bir ses kulağına geldi.
- Güzel delikanlı yabancısın galiba. Bilmez misin ki buralarda durmanın cezası ölümdür!
Delikanlı hayretle baktı. Karşısında simsiyah saçlı, simsiyah gözlü, karanfil dudaklı bir güzel duruyordu. Korkusuzca cevap verdi:
- Sen kimsin? Sadece bir bahçeye bakan masum bir insanın cezası ölüm olur mu?
Karanfil dudaklı kız bir an düşünür gibi durdu, sonra oğlanı yanına çağırdı. Ve onu alıp krala götürdü. Bu kız sarayın yegane prensesi idi. Babası uzun zamandır kızını evlendirmek istiyordu. Fakat bir türlü O’na göre bir eş bulamamıştı.
Prenses krala;
- Baba bakın işte benim evleneceğim adam bu, dedi.
Kral O’nun her istediğini yapan bir baba idi.
Oğlan her ne kadar şaşkın ise de, bu güzel kız hoşuna gitmişti. Hele ilerde böyle bir memleketin hükümdarı olma düşüncesi ise O’na büsbütün zevk vermişti.
Kırk gün kırk gece düğünden sonra evlendiler. Aradan biraz zaman geçince oğlan kralın yerine geçti. Çok adil, çok iyi bir hükümdardı. Halk O’nu seviyordu. Buna rağmen, kraliçenin gitgide artan yersiz hareketleri yüzünden mesut olamamıştı. Hergün O’ndan bütün güzelliğine rağmen biraz daha soğuyordu. Kendini oyalayamaz olmuştu. Birgün iyice kavga ettikten sonra, kral yalnız başına bahçede dolaşmaya çıktı. Çok dertliydi. Bir sıranın üzerine oturup düşünmeye başladı. Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyordu. Derin bir göğüs geçirdi. Bu sırada bakışları gökyüzünde parlayan mehtaba ilişti. O anda yüreğine bir ateş düştü yerinden kalkarak saraya gitti. Karısını yanına çağırdı.
- Güzel kraliçem, ben artık senden ve bu memleketten ayrılıyorum, dedi.
Kraliçe:
- “Ya öyle mi?” diye cevap verdi. Buna memnun oldum. Zira, sokaktan geçen alelâde bir adamın kral olmasına sebep olmakla, mânasızlık ettim. Güle güle!
Ve böylece delikanlı yeniden yola düştü. Bu sefer, rüyasındaki kızı aramak için, hiç vakit kaybetmeyeceğine azmetmişti. Nasıl olmuştu da beyhude yere bu kadar vakit kaybetmişti. Aldatıcı bir güzelliğin ve şatafatın peşinden koşması O’na nelere mal olmuştu.
Rüyasındaki kızı bulmak için vakti azalıyordu. Az gitti. Uz gitti. Dere tepe düz gitti. Nihayet uzaktan zümrüt gibi görünen bir ormana rastladı. Ağaçlardan çıkan dallar son derece zarif yapraklarla süslüydü. Epey yürüyen ve yorulan oğlan bir çalının dibine oturdu. Yakın bir yerden tatlı bir su şırıltısı geliyordu. Yavaş yavaş bu şırıltıya son derece tatlı bir şarkı karıştı. Biraz sonra şarkıyı söyleyen sesler çoğaldı. Büyüleyen bir musikî idi bu. Ormanda her şey onu dinlemek için susmuş gibiydi. Oğlan meraklandı ve seslerin geldiği yere gitti. Yaban gülleri arasında birbirinden güzel peri kızları su ile oynuyor, dansediyor ve yüzüyordu. Dalga dalga saçları, mermerden yontulmuş gibi vücutları vardı. Oğlan onları görünce hangisine âşık olacağını şaşırdı. Peri kızlarından biri O’nu fark etmişti. Bir çığlık atarak arkadaşlarına haber verdi. Hepsi birden O’nun etrafını sarıverdiler. Beraberce eğlenmeye başladılar. Böylece güneş defalarca doğup, battı.
Bir akşam oğlan etrafındaki peri kızları ile şakalaşırken, zümrüt yapraklı ağaçların üzerinden testekerlek mehtap gülümser gibi yükseldi. Oğlana kızlar ne yaptılar ne söyledilerse gözlerini aydan ayıramadılar. Yüreğine yine ateş düştü. Derin bir pişmanlık hissiyle perilerle vedalaştı. Ormanın derinliklerine daldı gitti. Orman bitti; deniz başladı. Deniz bitti; dağlar sıra sıra önünde uzandı. Onları aştı; bir vadiye geldi. Karnı acıkmıştı. Yorgundu. Kendini suçlu ve hasta hissediyordu. Vadinin yegâne kulübesini çaldı. Kapıyı bir ihtiyar adam açtı. Göbeğine kadar sakalı vardı. Oğlanı içeri aldı, karnını doyurdu. Bir yatağa yatırdı. Hastalığını iyi etti. Pek merhametli ve pek âlimdi. Oğlana kendisi ile kalmasını rica etti. O’na dünyada bilinmesi mümkün olan bütün ilimleri öğretecekti. Oğlan düşündü. Bilmek ve öğrenmek güzel şeydi. Razı oldu. Büyük bir âlim olmayı kim istemezdi ki!...
Böylece yine seneler geçti. Bu defa ihtiyar öldü. Oğlan bütün ilimleri öğrenmişti. Çok büyük bir bilgindi artık. Fakat yapayalnızdı. Bilgisi ile kimseye faydalı olamıyordu. Çünkü vadiler ülkesinde kendinden başka kimse yoktu. Bir akşam kulübesinin önünde otururken, dağların üstünden ay parladı. O anda oğlanın yüreğine ateş düştü. Fakat artık ihtiyarlamıştı. Ancak karşı dağlara kadar yürüyebilirdi. Fazla düşünmeden yürümeye başladı. Dizlerinin dermanı kesilip, kolu kanadı tutmayıncaya kadar, güneş defalarca doğup, battı. Vücudu haraptı. Fakat iradesi O’nu daima zorluyor adeta insanüstü bir kuvvet sarfediyordu. Bir ara gözlerinin artık çok zayıfladığını hissetti. Zorlukla önünü görebiliyordu.
Nihayet beyaz mermerden, havuzları dikenlerle, çalılarla örtülü bir saraya geldi. O kadar bitkindi ki merdivenlerin üzerine yığılıp kaldı. Neden sonra titrek ellerle birisinin kendisine yardım etmeye çalıştığını fark etti. Hayır! Artık son dakikası gelmişti. Yardıma ihtiyacı kalmamıştı. Alnında gezinen eli tuttu ve zorlukla karşısındakini gördü.
Bu bembeyaz saçlı, nur yüzlü bir kadındı. Gözleri yıldızlar gibi parlıyordu. O anda içine öyle bir ateş düştü ki ölümü de, çok ihtiyar olduğunu da unuttu. Sadece o gözlere bakmak, ebediyen onları seyretmek istiyordu. Böylece ne kadar zaman geçti bilinmez. Ama yaşlı kadının avucundaki yıldız, çöken karanlıkta ışıldamaya başlamıştı bile. Nihayet aralarında şöyle konuştular. Oğlan, daha doğrusu ihtiyar adam dedi ki:
- Bütün ömrümde sizi aradım. Çok vakit kaybettim. Beni affedeceksiniz değil mi?
İhtiyar kadın gülümsedi. Ve hafif bir sesle;
- “Elbette.” dedi. “Ben bütün ömür sadece sizi bekledim. Geleceğinizi biliyordum. Ve geldiniz artık.”
O sırada birden gece bastırdı. Gökte şâhâne bir hilâl parlıyordu. Kolları sevgili yıldızını kucaklamıştı. Aydan ve yıldızdan, mermer sarayın merdivenlerine sihirli bir ışık düştü. Mermer merdivenler altın oldu. İhtiyar adam birden gençleşti. Eskisi gibi yakışıklıydı. İhtiyar kadın muhteşem bir prenses oluverdi. Gökteki yıldızlardan daha güzeldi. İkisi de elele tutuştular. Yüzlerini bir kat daha güzelleştiren tebessümleriyle gökyüzüne tırmandılar. Yıldızlar şarkı söyleyerek düğünü kutluyorlardı. Ay ve yıldız çok mesut.
Onlar ermiş muradına…



Bulutun Hikayesi
Bir gün denis adında bir bulut varmış. O bulut güneşi, ay'ı görmeyi çok istiyormuş. Dünya ise ona bir gün belki görürsün diyormuş. Bulut pek buna inanmıyormuş ama umudunu da hiç mi hiç kaybet miyormuş. ''Belki de bir gün onları görebilirim'' diyormuş. Bir gün bulut o kadar çok ağlamış ki çok büyük bir fırtına ve sel ortalığı götürmüş. Dünya bu duruma çok üzülmüş. ''Belkide... evet evet güneşe ve aya götürebilirim demiş. Buluta seslenmiş:
-Heyy! bulut kardeş sen hiç üzülme seni ben oraya götüreceğim. demiş. Bulut:
-Ama nasıl?
- Sen o işi bana bırak. Valizlerini hazırlayınca haber ver. Çünkü orada 1 kaç hafta kadar kalacaksın. demiş.
- Oleyy! oley! sonunda bende onları göreceğim. Çok teşekkür ederim dünya kardeş. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım.
- Hadi hadi çok konuşmada valizlerini hazırla.
- Tamam ben hemen geliyorum. demiş.
10-15 dakika sonra bulut gelmiş. Tamam ben hazırım artık yola çıkabiliriz. demiş.
- Gözlerini iyice kapat.
- tamam.
Yaklaşık yarım saat sonra dünya '' Gözlerini açabilirsin '' dedi ve...
-İşte en sonun da hayalini kurduğun yer.
- Hımm... Pekte düşündüğüm gibi değilmiş.
- Aaaa olur mu hiç baksana çok güzel bir yer burası. Güneş çok fazla sıcak ve çok daha parlak. Ay ise çok beyaz ve daha parlak. Buranın neresini beğenmedin?
- şey.. Ben burayı daha renkli sanıyordum ama neyse böyle de çok güzel. Zaten dışarının güzel olması değil tanıştığın cisimler önemlidir. :-)
- Neyse neyse. Hadi ben kaçtım. 2 hafta sonra seni almaya gelirim. Hoşcakalın!



Dünya, Güneş, Ay, Yıldız (şiir)
Dünya ne kadar büyük ,
Güneş ve ay,
İller, ilçeler,
Yurtlar hep
Onun içinde saklı

Dünya dışında da
Bir Dünya var
Venüs. Jüpüter
Hep orada

Zenciler, Türkler,
Ruslar, Araplar
Hep Dünyanın içinde.

Dünya ne kadar büyük,
Güneş ve ay,
İller, ilçeler,
Yurtlar hep
Onun içinde saklı



YILDIZ’IN YARDIMI
Yağmurlu bir günde yıldız atmosferdeydi bütün ülkeleri geziyordu. Şehirleri yukarıdan izliyordu. Yıldız Türkiye’de üzgün bir çocuk gördü ve ışık hızıyla Türkiye’ye indi.
Yıldız:neyin var?
Çocuk: Hava yağmurlu oyun oynayamıyoruz.
Yıldız: Belki buna bir çare bulabilirim.
Çocuk: Eğer bunu yaparsan sana minnettar kalırım.
Yıldız: Tabiî ki yaparım buluta çıkmam gerekiyor.
Yıldız hızlı bir şekilde arkadaşı buluta çıktı
Yıldız: Merhaba bulut, aşağıda bir çocuk var mutsuz yağmur yapmaya bir ara verir misin?
Bulut: Veremem, elimde değil suları bırakmak zorundayım, taşıyamıyorum güneş her gün suları buharlaştırıyor istersen ona sor, belki o buna bir çare bulabilir.
Yıldız: Sağ ol.
Yıldız hızla güneşe doğru çıkar ve güneşe varır
Güneş: Sen mi geldin?
Yıldız: Evet, ben geldim.
Güneş: Ne oldu bir sorunun mu var?
Yıldız: Dünya’da bir çocuk var ve çok üzgün.Yağmur yağmaması için suları buharlaştırmaya ara verebilir misin?
Güneş: Tamam.
Ay araya girer.
Ay: Eğer o suları buharlaştırmazsa, yağmur olmasa bitkiler nasıl büyücek?
Yıldız: Yıldırım yüzünden bir çok orman yanıyor.Rüzgarlar yüzünden fidanlar topraktan çıkıyor, yağmurlar yüzünden evleri su basıyor, insanlar ölüyor.
Ay: Galiba sen haklısın yağmuru fazla abartmamak lazım.
Güneş: Bence haklısın fazla su buharı oluşturmamaya gayret edeceğim. Nede olsa azı yarar fazlası zarar.
Yıldız: Sana çok teşekkür ederim güneş kardeş.
Güneş: Asıl biz sana teşekkür ederiz. Eğer devam etseydim dediklerin olabilirdi.
Yıldız: Benim çocuğa bu haberi vermem gerekiyor, görüşürüz.
Yıldız yeryüzüne iner ve çocuğun yanına gelir.
Çocuk: Eeee ne oldu bulut, izin verdi mi?
Yıldız bütün hikâyeyi anlatır ve çocuk zevkle dinler.
Çocuk: Yani yağmur birazdan dinecek mi ?
Yıldız: Evet küçük çocuk birazdan yağmur dinecek.
Çocuk: Çok teşekkür ederim
Yıldız: Benim için de tecrübe oldu.
O gündür, bu gündür Yıldız gökyüzünden, Dünya’yı izleyerek, dilekleri olan çocuklara yardım eder ve dileklerini yerine getirmeye çalışır.



Ay ve Bulutun Kavgası
Bir varmış bir yokmuş bir gün ay ve bulut kavga ediyorlarmış ama dünya aralarına girip kavga etmeyin deyip bağırmış ama hiç kimse duymamış dünya 1 defa 2 defa 3 üncüsünde duymuş ve dünya:neden bakıyım kavga ediyonuz demiş. güneş demiş ki bende bilmiyom söyleyin ay ona de o desin bulutt ise ona de o desin dünya hadi bn kim dert diye bklemem hadi ay bn yolda gidiyodum bulut yagıp beni ıslatı akşanm akşam yagılırmı diye kavga ettik ama orda bizi ufak bi cocuk gördü napcamızı bilemeden buraya gelip kavga ettik ama bulut halla yagdı ... şikayetciyim güneş:burası mahkeme degil tmm. hadi herkes anlaşsın bida kavga cıkmasın dünya barışın bakıyım demiş .ay özür dile ay: banane o dilesin.hadi bulut sen dile bulut:neden ben o dilesin. dünya özür dileyen birbirinizden ! diye bagırmış ve ikiside özür dilemiş bular gitmiş ama bundan sonra güneş ile dünya kavgaya başlamış bu sefer bulut oları görmüş sonra ay siz bize derken s,iz neden kavga ediyonuz . biz mi? yo biz kavga etmiyoz ki şaşırtmalar oynarken dünya bana ceza verdi dediki ay ve bulut geliyo bizde olar gibi yapalım dedi bulut ve ay sizi şakacılar dedi.



Ay ve Yıldızlar
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde karanlık bir gecenin tam en tepesinde aydede ve küçük yıldız karşılaşmışlar yine. Küçük yıldız Tonton aydedeye selam vermiş, Tonton aydede küçük yıldıza gülümsemiş sonra ikisi de gökyüzündeki yerlerini almışlar.
Uzun bir gece onları beklerken, küçükyıldız ? Hapşu? diye hapşırıvermiş. Tonton Aydede o tarafa doğru dönüp, Bu gece bulutlar nemli soğuktan üşütme demiş. Üstünü biraz daha sıkı giyinseydin iyi olurdu ? demiş. Küçük yıldız başını sallamış:? Haklısın aydede ama evden çıkarken montumu almayı unuttum, . sonra bir baktım anahtarımı da unutmuşum, o yüzden geri dönüp montumu da alamadım. Okul çantamı da evde unuttuğum için ödevlerimi de yapamayacağım şimdi? demiş.
Sahiden de bütün gece gökyüzünde durma görevi onun olduğu için, ödevlerini yapamayacakmış. Çünkü yıldızlar gece olunca gökyüzüne gelirler ve gündüz olana kadar yerlerini terk edemezlermiş. Aydede kocaman kafasını bir o yana bir bu yana sallamış ?Ama küçük yıldız, bir yıldız, bu yaşta bu kadar unutkan olmaz ki, hem zaten topu topu kaç görevin var demiş. Küçük yıldız biraz utanmış, yanakları kırmızı kırmızı olmuş ama görevlerini saymaya başlamış ?
Dişlerimi fırçalamak, ödevlerimi yapmak, okula gidip . gelmek, evden çıkarken anahtarımı unutmamak.? Durmuş durmuş sayacak başka bir şey bulamamış. Aydede Ona bakıp gülümsemiş. ?Birkaç tane görevin var, onunda yarısını yapmayı unutuyorsun bak demiş. Küçük yıldız cebinden diş macunu ve fırçasını çıkarıp ?Ama dişlerimi günde üç kere fırçalamayı hiç unutmuyorum? demiş. Sonra küçük diş fırçasını ve macununu kullanarak dişlerini bir güzel fırçalamış. Tonton aydede o gece beyaz buluttan rica etmiş, beyaz bulut küçük yıldızın bulunduğu yerde birkaç dakika durmuş, o sırada küçük yıldız annesini bulup anahtarı almış, sonrada evden okul çantasını alıp gelmiş.
O gece sabaha kadar bütün ödevlerini bitirmiş ve güneş doğunca onlarda uykuya dalmışlar güneş battıktan sonra gece gökyüzündeki nöbetine gelirken, montunu da giymiş. Tonton Aydede'nin en çok sevdiği akıllı yıldızlardan biri olmuş. Bakın gökyüzünde Tonton aydede ve küçük yıldız bize göz kırpıyorlar yine. Gördünüz mü ?

Etiketler:
  • ay dunya gunes ile ilgili hikaye
  • gok cisimleri ile ilgili hikaye
  • gok cisimleri ile ilgili hikayeler
  • gok cisimleri ile ilgili masal
  • gok cisimleri ile ilgili masallar
Benzer Konular:
Rapor Et
Eski 13 Mayıs 2013, 13:09

Ay, yıldız, güneş, dünya ve bulutun geçtiği masal örnekleri verir misiniz?

#2 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
İçinde ay, yıldız, güneş, dünya ve bulutun geçtiği masal örnekleri


Rüzgâr ile Güneş

Güneş ve rüzgâr kimin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış. Rüzgâr
-Ben daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım. Şu karşıdaki paltolu yaşlı adamı görüyor musun? Paltosunu senden daha hızlı çıkaracağıma bahse girerim.
demiş. Güneş bir bulutun arkasına çekilmiş ve rüzgâr kasırga şiddetinde esmeye başlamış. O kuvvetle estikçe ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş.
Sonunda rüzgâr pes edip durmuş. Güneş bulutların arkasından çıkıp yaşlı adama nazikçe gülümsemiş. Çok geçmeden adam alnındaki teri silip paltosunu çıkarmış.
Sonra , rüzgâra dönmüş nazik ve dostça davranışın, şiddet ve güç gösterisinden daha etkili olduğunu söylemiş.


Ezop Masalları Fabl Hikayeleri


Bulut Masalı
Bir varmış beş yokmuş, gökyüzünde yanlız gezen bir bulut varmış. Bu bulut her gün yeni yerlere gider, dünyayı gezer dururmuş. Bir gün Roma'da, bir hafta sonra Irak'ta, bir ay sonra Amerika'da, nerdeyse görmediği yer yokmuş.
Aylar birbirini kovalamış, bulut güneşi, rüzgar bulutu kovalamış. Bizim bulut yeni bir yere gelmiş. Ama hava öyle soğukmuş ki tir tir titriyormuş. Oradan uzaklaşmak istemiş ama dağlar önünü kapatmış, geri kaçmak istemiş rüzgar bulamamış. Sıkışıp kalmış oracıkta. Ne yapsam ne etsem derken, kalabalık artmaya başlamış. Sağdan soldan yeni bulutlar geliyor, sanki bir şey varmış gibi herkes oraya toplanıyormuş. Daha ne oldum demeye kalmadan, bulut grubunda huzursuzluk artmaya başlamış.
Birbirlerine yaklaştıkça homurtular artıyor. Hatta bazıları birbirine dokununca şimşekler çakıyormuş. Bulut bu durumdan çok huzursuz olmuş, bir an önce oradan kurtulmak, kendini diğer bulutlardan uzağa atabilmek için sağını solunu kıpırdatmaya, aradan sıyrılmaya çalışırken, itelediği bir bulut da onu itelemiş.
Bunlar başlamışlar kavga etmeye. Sen geçeceksin ben geçeceğim derken birbirlerine girmişler. Derken çok büyük bir patlama olmuş, her taraf aydınlanmış, sanki bizim bulutun gözünde şimşekler çakmış. Sonra, hızla aşağıya doğru düşmeye başladığını hissetmiş. Oh demiş kurtuldum
sonunda bu bulutların arasından. Ancak bu değişik bir yolculukmuş, hızı gittikçe artıyor ve yeryüzüne yaklaşıyormuş.
"Hey rüzgar, neredesin? Hadi götürün beni dağların arkasına" diye seslenmiş. Rüzgar var gücüyle
itiyormuş ama bizim bulut düşmeye devam etmiş. Diğer bulutlar çok yukarıda kalmış. Düşmüş, düşmüş, düşmüş, yere çok yaklaşmış. "Aman tanrım" demiş bizim bulut, "şimdi yere çarpacağım ve yok olacağım" derken çok değişik bir şey olmuş. Bizim bulut yere yumuşak bir şekilde indiğini ve kıvrıla kıvrıla hareket edebildiğini farketmiş. Bu gerçekten çok hoşuna gitmiş. Eskiden çok yükseklerden görebildiği ağaçların taşların arasından şimdi kıvrıla kıvrıla, hatta sürtüne sürtüne geçebiliyormuş. Böyle çok eğlenceli bir yolculuk yaptıktan sonra bir taşın üzerinden geçip tekrar düşmeye başlamış ve kısa bir düşüşten sonra kendini çok tuzlu bir yerde bulmuş. Artık o kadar hızlı hareket edemiyormuş. Burada dinleneceğim galiba derken. Yeni canlılarla karşılaşmış. Daha
evvelden kuşları tanıyan bulutumuz bu canlıları daha evvel hiç görmemiş. Kocaman ağızları, arkalarında ay gibi kuyrukları olan yaratıkların binlerce çeşidi varmış etrafında. Sanki başka bir dünyaya gelmiş. Aradan aylar geçmiş. Bu yeni durumdan çok memnun, gezip duruyormuş. Ama bir gün hava onu rahatsız edecek kadar ısınmaya başlamış. Öyle sıcak, öyle sıcak olmuş ki, bulutumuz çok bunalmış, biraz yukarı çıkayım, biraz yukarı çıkayım, oralar daha serin olur diye düşünüp kendini yukarılara atmaya çalışmış. Bir de ne görsün, ay kuyruklu yaratıkların olduğu dünyadan uzaklaşmaya başlamasın mı? Azıcık yükseleyim derken, bir anda hızla yükselmeye başlamış ve kendini eski dünyasında bulmuş. O güneşi kovalıyor, rüzgar onu kovalıyormuş.
Dağların üzerinden uçuyor yeryüzüne gölge düşürmenin zevkini yaşıyormuş. Ama bir türlü anlayamamış neler olup bittiğini. Kim biliyor bizim bulutun başına neler geldiğini?
Atilla Gösterişli


Bulut ve Yıldız
Bir zamanlar gökyüzünde birbirlerini gercekten cok seven bir bulutla, bir yıldız varmıs...bulut gökyüzünün en seker, en pembe bulutu; yıldız ise, en parlak umudu en cok yansıtan yıldızıymıs...
Gökyüzündeki her varlık onların sevgisini kıskanırmıs...Ama biri varmıs ki; bulut ve yıldızın ayrılmalarını yürekten istiyormuş.Hemde yıldızın en yakın arkadası olmasına ragmen...
Bulut biraz safmıs, kimseyi kıramazmıs.Yıldız ise bulut için elinden gelen herseyi yapabilir, herkese meydan okuyabilirmis.Zaten onun icin bir bulut, birde cok sevdiği dostu peri varmıs.Bir derdi oldugunda gider periye anlatırmıs.Ama nerden bilebilirmis ki perinin birgün bunların hepsini yıldızla bulutun ayrılmaları icin koz olarak kullanacagını?
Birgün nazar degmıs bulutla yıldıza.Hic yoktan bir sebepten tartısmıslar.Bulut cekip gitmis hatalı olmasına ragmen.Yildızsa " Nasılsa bulutum beni sever.Dönecektir! " diye düsünmüp hicbirsey yapmamıs " Döner geri! " diye düsünmüs.
Fakat hicbirsey bekledigi gibi gitmemis.bulut dönmemis.Kimbilir belkide cesaret edememis dönmeye."Herseyin bitmesini göze alamam " diye düsünmüs.
Ancak ortada tek bir gercek varmıs ki, o da ikisininde cok üzgün olduklarıymıs.Gökyüzündeki melekler bile ağlamıslar onların durumlarına ama ne fayda?
Ertesi gun yıldız olanları en yakın dostu periye anlatmıs.Periyse göstermelik bir hüzne bürünmüs.Çünkü eline büyük bir fırsat gecmis.Artık hayatı boyunca kıskandıgı kısıye karsı kozları varmıs elinde.O kisi en yakın dostu yıldız olmasına ragmen kullanacakmıs kozlarını.Hem de buyuk bır zevkle...
Bulutun yanına gitmis ve yıldızın artık onu sevmedigini söylemis.Bulutsa üzülmüs, boynunu bükmüs ama elinden hicbirsey gelmeyecegini düsünmüs.Cünkü yıldız inatcıymıs.Bir kere olmaz dediyse bir daha " olur " demezmis.Peride bulutun bu üzgün durumundan yararlanıp ona olan sevgisini itiraf etmis.Bulutta kimseyi kıramadıgı icin perinin, yıldızın yerine gecmesine izin vermis...
Yıldız günlerce beklemis bulutun gelmesını, ondan af dilemesini ama...Bulut gelmemis.
Birgün yıldız bulutun yanına gidip konusmaya karar vermis.Gece yola cıkmıs.ama yolun sonunda bulutu, en iyi dostu sandıgı periylşe birlikte Ay da elele görmüs. Melekler dayanamayıp bütün olan biteni anlatmıslar yıldıza.
Cok üzülmüs yıldız ve dönmüs arkasını, caresiz gitmis.Bu acıyla yavas yavas sönmeye baslamıs. Günler gecmis ve o kara gunden sonra yıldız sönmüs ısık veremez olmus.
Bulutsa artık ne eskisi kadar pembe, ne de o kadar kadifeymis.Yıldız ilk zamanlar herseyden vazgecmis, hayata küsmüs.Ama kolay pes etmezmis.Kısa bir süre sonra hayatıyla ilgili o önemli kararı vermis.O güne kadar hic görmedigi günesin yanına gidecekmis. Ve biraz daha ısık isteyecekmis ondan...
Cok gecmeden daha önce hic görmedigi günesin yanına gitmis...Ondan yansıtması icin biraz daha ısık istemis.Günes ısık yerine sevgisini vermis yıldıza...
İste o gun bu gundur yıldız dünyaya günesin sevgisini yansıtır, bulutsa hep gözyaslarını akıtır dünyaya. Bir de yüreginde kopan fırtınaları...



Bir Gökyüzü Masalı
Pırıl pırıl bir geceydi. Yıldızlar birbirine göz kırparken ay, şâhâne bir gururla hepsinden daha güzel görünüyordu. O sırada parlak bir yıldız, ayı daha yakından görebilmek için yerinden kayıverdi. Fakat ne yazık ki onun hizasına gelemeden toprağa düştü. Bu yıldızlar böyleydiler işte! Hepsi aya âşıktı. Hepsi onu yakından görmek isterdi. Bu arzularına dayanamayıp yerlerini değiştirdiler mi, toprağa düşerlerdi. Düştükleri yerde ise renk renk yıldız çiçekleri açardı.
Gökyüzünün çok uzak bir köşesinde de ufacık bir yıldız ayı görmek istedi. Fakat birdenbire kayarsa toprağa düşeceğini biliyordu. Onun için yavaş yavaş alçalmaya başladı. O kadar yavaş hareket ediyordu ki, aradan seneler geçti. Küçük yıldız yaklaştıkça büyüdü; güzelleşti. Birgün tam onun karşısına geldi ve durdu. Ay, bu çok güzel yıldızı o kadar beğendi ki, bu sefer kendisi ona yaklaşmak istedi. Nihayet bir hilâl vakti, kollarını uzatarak küçük yıldızı kucakladı. Gökyüzü o vakte kadar böylesine güzel bir manzara görmemişti. Yıldızdan ve aydan saçılan ışıklar dünyaya gittiler. Ve bir milleti kendilerine hayran ettiler. O kadar ki bu kahraman millet, bayrağını ay yıldızla süsledi.
Ay, yıldızını kucakladığı anda ondan dünyaya bir ışık düştü. Bu ışık, yapraklar arasından süzüldü. Bir evin penceresi içinden girdi. Yatakta uyuyan ufacık oğlanın kirpiklerinde gezindi. Bu ufacık oğlan o anda bir rüya gördü. Rüyasında çok güzel bir kız vardı. Gözleri yıldızlar gibiydi. Mermer bir sarayda oturuyordu. Sarayın bahçesi kırmızı güllerle doluydu. Tam ortasında da bir havuz vardı. Kız oğlanı yanına çağırdı. Elele tutuştular. Bahçeyi, sarayı gezdiler. Nihayet kız O’na dedi ki;
- Şimdi sen rüya görüyorsun. Fakat ben hakikatte rüya değilim. Bütün bir ömürde olsa beni ara. Beni bulduğun zaman hakiki saadeti bulmuş olacaksın. Yaşın çok ilerlemişte olsa beni bulup elimi tuttuğun vakit gençleşeceksin. Sen de, ben de. Çünkü o zamana kadar ben de ihtiyarlamış olabilirim.
- Peki! Dedi oğlan.
- Ben seni nereden tanıyacağım? Sen de ihtiyarlarsan!
Kız gülümsedi;
- Bu sarayı unutma. Hem bak avucumun içinde yıldız şeklinde bir ben var.
Oğlanın rüyası burada bitti. Heyecanla gözlerini açtı. Dışarıda sıcak bir yaz gecesi ve cırcır böceklerinin sesleri vardı. Tekrar uykuya daldığı zaman rüyasındaki kızı ömrünün sonunda kadar arayacağına karar vermişti…
Ay, yıldızı kucakladığı zaman, yıldızlardan bir ışık düştü, dünyaya. Bu ışık denizler üzerinden yakamozlar bırakarak geçti. Karlı tepelerden beyaz ışıltılar saçarak Kaf Dağı’na geldi. O’nu da aştı. Mermerlerden bir sarayın açık penceresinden içeri girdi. Mışıl mışıl uyuyan küçük bir kızın, şeffaf göz kapaklarında gezindi. Küçük kız o zaman bir rüya gördü. Rüyasında kıvırcık saçlı çok güzel bir oğlanla sarayın bahçelerinde geziyordu. Oğlan O’na dedi ki;
- Ben seni çok seviyorum. Şimdi rüya görüyorsun. Fakat ben gerçekte varım. Ömrümün sonuna kadar olsa da seni arayacağım.
Yaşın çok ilerlemiş de olsa elini tuttuğum zaman birden gençleşeceksin. Ben saadetin kendisiyim. Beni sakın unutma.
Kız tebessüm ederek,
- Seni ömrümün sonuna kadar bekleyeceğim, dedi.
O’nun da rüyası burada bitmişti. Birden uyandı. Dışarıdan bülbül sesleri geliyordu. Küçük kız, tekrar uyuduğu zaman, rüyasındaki oğlanı ve avucunda parlayan ayı unutmayacağına karar vermişti.
Aradan seneler geçti. Küçük oğlan büyümüş, yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Artık evlenme çağındaydı. Ayağına demir bir çarık eline demir bir âsâ alıp, rüyasındaki kızı aramaya çıktı.
Az gitti, uz gitti. Yedi memleket, yedi büyük dağ aştı. Yemyeşil bir ovada kurulmuş şirin bir şehre geldi. Temiz sokaklardan bahar havasının verdiği saadet hissiyle yürüdü, geçti. Nihayet bir sarayın önüne geldi. Bahçesi o kadar güzeldi ki, hayranlıkla durup çiçekleri seyretmeye başladı. Birden yan tarafından doğru tatlı bir ses kulağına geldi.
- Güzel delikanlı yabancısın galiba. Bilmez misin ki buralarda durmanın cezası ölümdür!
Delikanlı hayretle baktı. Karşısında simsiyah saçlı, simsiyah gözlü, karanfil dudaklı bir güzel duruyordu. Korkusuzca cevap verdi:
- Sen kimsin? Sadece bir bahçeye bakan masum bir insanın cezası ölüm olur mu?
Karanfil dudaklı kız bir an düşünür gibi durdu, sonra oğlanı yanına çağırdı. Ve onu alıp krala götürdü. Bu kız sarayın yegane prensesi idi. Babası uzun zamandır kızını evlendirmek istiyordu. Fakat bir türlü O’na göre bir eş bulamamıştı.
Prenses krala;
- Baba bakın işte benim evleneceğim adam bu, dedi.
Kral O’nun her istediğini yapan bir baba idi.
Oğlan her ne kadar şaşkın ise de, bu güzel kız hoşuna gitmişti. Hele ilerde böyle bir memleketin hükümdarı olma düşüncesi ise O’na büsbütün zevk vermişti.
Kırk gün kırk gece düğünden sonra evlendiler. Aradan biraz zaman geçince oğlan kralın yerine geçti. Çok adil, çok iyi bir hükümdardı. Halk O’nu seviyordu. Buna rağmen, kraliçenin gitgide artan yersiz hareketleri yüzünden mesut olamamıştı. Hergün O’ndan bütün güzelliğine rağmen biraz daha soğuyordu. Kendini oyalayamaz olmuştu. Birgün iyice kavga ettikten sonra, kral yalnız başına bahçede dolaşmaya çıktı. Çok dertliydi. Bir sıranın üzerine oturup düşünmeye başladı. Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyordu. Derin bir göğüs geçirdi. Bu sırada bakışları gökyüzünde parlayan mehtaba ilişti. O anda yüreğine bir ateş düştü yerinden kalkarak saraya gitti. Karısını yanına çağırdı.
- Güzel kraliçem, ben artık senden ve bu memleketten ayrılıyorum, dedi.
Kraliçe:
- “Ya öyle mi?” diye cevap verdi. Buna memnun oldum. Zira, sokaktan geçen alelâde bir adamın kral olmasına sebep olmakla, mânasızlık ettim. Güle güle!
Ve böylece delikanlı yeniden yola düştü. Bu sefer, rüyasındaki kızı aramak için, hiç vakit kaybetmeyeceğine azmetmişti. Nasıl olmuştu da beyhude yere bu kadar vakit kaybetmişti. Aldatıcı bir güzelliğin ve şatafatın peşinden koşması O’na nelere mal olmuştu.
Rüyasındaki kızı bulmak için vakti azalıyordu. Az gitti. Uz gitti. Dere tepe düz gitti. Nihayet uzaktan zümrüt gibi görünen bir ormana rastladı. Ağaçlardan çıkan dallar son derece zarif yapraklarla süslüydü. Epey yürüyen ve yorulan oğlan bir çalının dibine oturdu. Yakın bir yerden tatlı bir su şırıltısı geliyordu. Yavaş yavaş bu şırıltıya son derece tatlı bir şarkı karıştı. Biraz sonra şarkıyı söyleyen sesler çoğaldı. Büyüleyen bir musikî idi bu. Ormanda her şey onu dinlemek için susmuş gibiydi. Oğlan meraklandı ve seslerin geldiği yere gitti. Yaban gülleri arasında birbirinden güzel peri kızları su ile oynuyor, dansediyor ve yüzüyordu. Dalga dalga saçları, mermerden yontulmuş gibi vücutları vardı. Oğlan onları görünce hangisine âşık olacağını şaşırdı. Peri kızlarından biri O’nu fark etmişti. Bir çığlık atarak arkadaşlarına haber verdi. Hepsi birden O’nun etrafını sarıverdiler. Beraberce eğlenmeye başladılar. Böylece güneş defalarca doğup, battı.
Bir akşam oğlan etrafındaki peri kızları ile şakalaşırken, zümrüt yapraklı ağaçların üzerinden testekerlek mehtap gülümser gibi yükseldi. Oğlana kızlar ne yaptılar ne söyledilerse gözlerini aydan ayıramadılar. Yüreğine yine ateş düştü. Derin bir pişmanlık hissiyle perilerle vedalaştı. Ormanın derinliklerine daldı gitti. Orman bitti; deniz başladı. Deniz bitti; dağlar sıra sıra önünde uzandı. Onları aştı; bir vadiye geldi. Karnı acıkmıştı. Yorgundu. Kendini suçlu ve hasta hissediyordu. Vadinin yegâne kulübesini çaldı. Kapıyı bir ihtiyar adam açtı. Göbeğine kadar sakalı vardı. Oğlanı içeri aldı, karnını doyurdu. Bir yatağa yatırdı. Hastalığını iyi etti. Pek merhametli ve pek âlimdi. Oğlana kendisi ile kalmasını rica etti. O’na dünyada bilinmesi mümkün olan bütün ilimleri öğretecekti. Oğlan düşündü. Bilmek ve öğrenmek güzel şeydi. Razı oldu. Büyük bir âlim olmayı kim istemezdi ki!...
Böylece yine seneler geçti. Bu defa ihtiyar öldü. Oğlan bütün ilimleri öğrenmişti. Çok büyük bir bilgindi artık. Fakat yapayalnızdı. Bilgisi ile kimseye faydalı olamıyordu. Çünkü vadiler ülkesinde kendinden başka kimse yoktu. Bir akşam kulübesinin önünde otururken, dağların üstünden ay parladı. O anda oğlanın yüreğine ateş düştü. Fakat artık ihtiyarlamıştı. Ancak karşı dağlara kadar yürüyebilirdi. Fazla düşünmeden yürümeye başladı. Dizlerinin dermanı kesilip, kolu kanadı tutmayıncaya kadar, güneş defalarca doğup, battı. Vücudu haraptı. Fakat iradesi O’nu daima zorluyor adeta insanüstü bir kuvvet sarfediyordu. Bir ara gözlerinin artık çok zayıfladığını hissetti. Zorlukla önünü görebiliyordu.
Nihayet beyaz mermerden, havuzları dikenlerle, çalılarla örtülü bir saraya geldi. O kadar bitkindi ki merdivenlerin üzerine yığılıp kaldı. Neden sonra titrek ellerle birisinin kendisine yardım etmeye çalıştığını fark etti. Hayır! Artık son dakikası gelmişti. Yardıma ihtiyacı kalmamıştı. Alnında gezinen eli tuttu ve zorlukla karşısındakini gördü.
Bu bembeyaz saçlı, nur yüzlü bir kadındı. Gözleri yıldızlar gibi parlıyordu. O anda içine öyle bir ateş düştü ki ölümü de, çok ihtiyar olduğunu da unuttu. Sadece o gözlere bakmak, ebediyen onları seyretmek istiyordu. Böylece ne kadar zaman geçti bilinmez. Ama yaşlı kadının avucundaki yıldız, çöken karanlıkta ışıldamaya başlamıştı bile. Nihayet aralarında şöyle konuştular. Oğlan, daha doğrusu ihtiyar adam dedi ki:
- Bütün ömrümde sizi aradım. Çok vakit kaybettim. Beni affedeceksiniz değil mi?
İhtiyar kadın gülümsedi. Ve hafif bir sesle;
- “Elbette.” dedi. “Ben bütün ömür sadece sizi bekledim. Geleceğinizi biliyordum. Ve geldiniz artık.”
O sırada birden gece bastırdı. Gökte şâhâne bir hilâl parlıyordu. Kolları sevgili yıldızını kucaklamıştı. Aydan ve yıldızdan, mermer sarayın merdivenlerine sihirli bir ışık düştü. Mermer merdivenler altın oldu. İhtiyar adam birden gençleşti. Eskisi gibi yakışıklıydı. İhtiyar kadın muhteşem bir prenses oluverdi. Gökteki yıldızlardan daha güzeldi. İkisi de elele tutuştular. Yüzlerini bir kat daha güzelleştiren tebessümleriyle gökyüzüne tırmandılar. Yıldızlar şarkı söyleyerek düğünü kutluyorlardı. Ay ve yıldız çok mesut.
Onlar ermiş muradına…



Bulutun Hikayesi
Bir gün denis adında bir bulut varmış. O bulut güneşi, ay'ı görmeyi çok istiyormuş. Dünya ise ona bir gün belki görürsün diyormuş. Bulut pek buna inanmıyormuş ama umudunu da hiç mi hiç kaybet miyormuş. ''Belki de bir gün onları görebilirim'' diyormuş. Bir gün bulut o kadar çok ağlamış ki çok büyük bir fırtına ve sel ortalığı götürmüş. Dünya bu duruma çok üzülmüş. ''Belkide... evet evet güneşe ve aya götürebilirim demiş. Buluta seslenmiş:
-Heyy! bulut kardeş sen hiç üzülme seni ben oraya götüreceğim. demiş. Bulut:
-Ama nasıl?
- Sen o işi bana bırak. Valizlerini hazırlayınca haber ver. Çünkü orada 1 kaç hafta kadar kalacaksın. demiş.
- Oleyy! oley! sonunda bende onları göreceğim. Çok teşekkür ederim dünya kardeş. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım.
- Hadi hadi çok konuşmada valizlerini hazırla.
- Tamam ben hemen geliyorum. demiş.
10-15 dakika sonra bulut gelmiş. Tamam ben hazırım artık yola çıkabiliriz. demiş.
- Gözlerini iyice kapat.
- tamam.
Yaklaşık yarım saat sonra dünya '' Gözlerini açabilirsin '' dedi ve...
-İşte en sonun da hayalini kurduğun yer.
- Hımm... Pekte düşündüğüm gibi değilmiş.
- Aaaa olur mu hiç baksana çok güzel bir yer burası. Güneş çok fazla sıcak ve çok daha parlak. Ay ise çok beyaz ve daha parlak. Buranın neresini beğenmedin?
- şey.. Ben burayı daha renkli sanıyordum ama neyse böyle de çok güzel. Zaten dışarının güzel olması değil tanıştığın cisimler önemlidir. :-)
- Neyse neyse. Hadi ben kaçtım. 2 hafta sonra seni almaya gelirim. Hoşcakalın!



Dünya, Güneş, Ay, Yıldız (şiir)
Dünya ne kadar büyük ,
Güneş ve ay,
İller, ilçeler,
Yurtlar hep
Onun içinde saklı

Dünya dışında da
Bir Dünya var
Venüs. Jüpüter
Hep orada

Zenciler, Türkler,
Ruslar, Araplar
Hep Dünyanın içinde.

Dünya ne kadar büyük,
Güneş ve ay,
İller, ilçeler,
Yurtlar hep
Onun içinde saklı



YILDIZ’IN YARDIMI
Yağmurlu bir günde yıldız atmosferdeydi bütün ülkeleri geziyordu. Şehirleri yukarıdan izliyordu. Yıldız Türkiye’de üzgün bir çocuk gördü ve ışık hızıyla Türkiye’ye indi.
Yıldız:neyin var?
Çocuk: Hava yağmurlu oyun oynayamıyoruz.
Yıldız: Belki buna bir çare bulabilirim.
Çocuk: Eğer bunu yaparsan sana minnettar kalırım.
Yıldız: Tabiî ki yaparım buluta çıkmam gerekiyor.
Yıldız hızlı bir şekilde arkadaşı buluta çıktı
Yıldız: Merhaba bulut, aşağıda bir çocuk var mutsuz yağmur yapmaya bir ara verir misin?
Bulut: Veremem, elimde değil suları bırakmak zorundayım, taşıyamıyorum güneş her gün suları buharlaştırıyor istersen ona sor, belki o buna bir çare bulabilir.
Yıldız: Sağ ol.
Yıldız hızla güneşe doğru çıkar ve güneşe varır
Güneş: Sen mi geldin?
Yıldız: Evet, ben geldim.
Güneş: Ne oldu bir sorunun mu var?
Yıldız: Dünya’da bir çocuk var ve çok üzgün.Yağmur yağmaması için suları buharlaştırmaya ara verebilir misin?
Güneş: Tamam.
Ay araya girer.
Ay: Eğer o suları buharlaştırmazsa, yağmur olmasa bitkiler nasıl büyücek?
Yıldız: Yıldırım yüzünden bir çok orman yanıyor.Rüzgarlar yüzünden fidanlar topraktan çıkıyor, yağmurlar yüzünden evleri su basıyor, insanlar ölüyor.
Ay: Galiba sen haklısın yağmuru fazla abartmamak lazım.
Güneş: Bence haklısın fazla su buharı oluşturmamaya gayret edeceğim. Nede olsa azı yarar fazlası zarar.
Yıldız: Sana çok teşekkür ederim güneş kardeş.
Güneş: Asıl biz sana teşekkür ederiz. Eğer devam etseydim dediklerin olabilirdi.
Yıldız: Benim çocuğa bu haberi vermem gerekiyor, görüşürüz.
Yıldız yeryüzüne iner ve çocuğun yanına gelir.
Çocuk: Eeee ne oldu bulut, izin verdi mi?
Yıldız bütün hikâyeyi anlatır ve çocuk zevkle dinler.
Çocuk: Yani yağmur birazdan dinecek mi ?
Yıldız: Evet küçük çocuk birazdan yağmur dinecek.
Çocuk: Çok teşekkür ederim
Yıldız: Benim için de tecrübe oldu.
O gündür, bu gündür Yıldız gökyüzünden, Dünya’yı izleyerek, dilekleri olan çocuklara yardım eder ve dileklerini yerine getirmeye çalışır.



Ay ve Bulutun Kavgası
Bir varmış bir yokmuş bir gün ay ve bulut kavga ediyorlarmış ama dünya aralarına girip kavga etmeyin deyip bağırmış ama hiç kimse duymamış dünya 1 defa 2 defa 3 üncüsünde duymuş ve dünya:neden bakıyım kavga ediyonuz demiş. güneş demiş ki bende bilmiyom söyleyin ay ona de o desin bulutt ise ona de o desin dünya hadi bn kim dert diye bklemem hadi ay bn yolda gidiyodum bulut yagıp beni ıslatı akşanm akşam yagılırmı diye kavga ettik ama orda bizi ufak bi cocuk gördü napcamızı bilemeden buraya gelip kavga ettik ama bulut halla yagdı ... şikayetciyim güneş:burası mahkeme degil tmm. hadi herkes anlaşsın bida kavga cıkmasın dünya barışın bakıyım demiş .ay özür dile ay: banane o dilesin.hadi bulut sen dile bulut:neden ben o dilesin. dünya özür dileyen birbirinizden ! diye bagırmış ve ikiside özür dilemiş bular gitmiş ama bundan sonra güneş ile dünya kavgaya başlamış bu sefer bulut oları görmüş sonra ay siz bize derken s,iz neden kavga ediyonuz . biz mi? yo biz kavga etmiyoz ki şaşırtmalar oynarken dünya bana ceza verdi dediki ay ve bulut geliyo bizde olar gibi yapalım dedi bulut ve ay sizi şakacılar dedi.



Ay ve Yıldızlar
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde karanlık bir gecenin tam en tepesinde aydede ve küçük yıldız karşılaşmışlar yine. Küçük yıldız Tonton aydedeye selam vermiş, Tonton aydede küçük yıldıza gülümsemiş sonra ikisi de gökyüzündeki yerlerini almışlar.
Uzun bir gece onları beklerken, küçükyıldız ? Hapşu? diye hapşırıvermiş. Tonton Aydede o tarafa doğru dönüp, Bu gece bulutlar nemli soğuktan üşütme demiş. Üstünü biraz daha sıkı giyinseydin iyi olurdu ? demiş. Küçük yıldız başını sallamış:? Haklısın aydede ama evden çıkarken montumu almayı unuttum, . sonra bir baktım anahtarımı da unutmuşum, o yüzden geri dönüp montumu da alamadım. Okul çantamı da evde unuttuğum için ödevlerimi de yapamayacağım şimdi? demiş.
Sahiden de bütün gece gökyüzünde durma görevi onun olduğu için, ödevlerini yapamayacakmış. Çünkü yıldızlar gece olunca gökyüzüne gelirler ve gündüz olana kadar yerlerini terk edemezlermiş. Aydede kocaman kafasını bir o yana bir bu yana sallamış ?Ama küçük yıldız, bir yıldız, bu yaşta bu kadar unutkan olmaz ki, hem zaten topu topu kaç görevin var demiş. Küçük yıldız biraz utanmış, yanakları kırmızı kırmızı olmuş ama görevlerini saymaya başlamış ?
Dişlerimi fırçalamak, ödevlerimi yapmak, okula gidip . gelmek, evden çıkarken anahtarımı unutmamak.? Durmuş durmuş sayacak başka bir şey bulamamış. Aydede Ona bakıp gülümsemiş. ?Birkaç tane görevin var, onunda yarısını yapmayı unutuyorsun bak demiş. Küçük yıldız cebinden diş macunu ve fırçasını çıkarıp ?Ama dişlerimi günde üç kere fırçalamayı hiç unutmuyorum? demiş. Sonra küçük diş fırçasını ve macununu kullanarak dişlerini bir güzel fırçalamış. Tonton aydede o gece beyaz buluttan rica etmiş, beyaz bulut küçük yıldızın bulunduğu yerde birkaç dakika durmuş, o sırada küçük yıldız annesini bulup anahtarı almış, sonrada evden okul çantasını alıp gelmiş.
O gece sabaha kadar bütün ödevlerini bitirmiş ve güneş doğunca onlarda uykuya dalmışlar güneş battıktan sonra gece gökyüzündeki nöbetine gelirken, montunu da giymiş. Tonton Aydede'nin en çok sevdiği akıllı yıldızlardan biri olmuş. Bakın gökyüzünde Tonton aydede ve küçük yıldız bize göz kırpıyorlar yine. Gördünüz mü ?

Rapor Et
Eski 24 Kasım 2013, 11:59

İçinde güneş, ay, yıldız ve bulutun olduğu bir masal örneği verir misiniz?

#3 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Lütfen içinde ay, yıldız, güneş ve bulutun olduğu bir masal bulur musunuz?
Rapor Et
Eski 19 Nisan 2014, 19:23

yıldız

#4 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
yıldızlarla ilgili masal
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.428 saniyede (86.59% PHP - 13.41% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 13:25
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi