Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Orman Çocuğu - Rudyard Kipling

Bu konu Dünya Edebiyatı forumunda asla_asla_deme tarafından 22 Aralık 2009 (02:52) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
3553 kez görüntülenmiş, 0 cevap yazılmış ve son mesaj 22 Aralık 2009 (02:52) tarihinde gönderilmiştir.
  • Bu konuyu beğendiniz mi?   
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 22 Aralık 2009, 02:52

Orman Çocuğu - Rudyard Kipling

#1 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
Orman Çocuğu

Yazan RUDYARD KIPLING(1865-1936)

Başlıca karakterler


Kimball O'Hara: Eğitimini Lahor'un kalabalık sokaklarında ya­pan on üç yaşındaki cin gibi, marifetli bir çocuk.
Teshoo Lama: Tibet'te Sucfızen'de yaşlı bir papaz her şeyi iyileştiren, tedavi eden mistik bir nehiri aramaktadır.
Mahbub Ali: İngiliz gizli servisinde çalışan, kurnaz bir at cam­bazı Hintli.
Albay Creighton: Zahiren, Etnolojik Araştırma grubunun bir üye­si gerçekte, gizli haber alma servislerinin başkanı.
Hurree Chunder Mookerjee: İngiliz mekteplerinde yetişmiş bir Bengeli'li kurnaz bir ajan.
Papaz Victor: Maverick tugayının müşfik Katolik papazı.
Papaz Arthur Bennet: Maverick tugayının, sözünü bilmeyen, ta­hayyül gücünden mahrum Anglikan papazı.
Mr. Lurgan: Bir mücevherat taciri ve hasta incileri tedavi eden biri; Kimi, casusluk sanatında eğitir.

Hikâye

Lahor'un kalabalık ve renkli sokaklarında Kim diye tanınan Kimball O'Hara, Hindistan'da, bir îrlanda tugayındaki Maverick sefih bir çavuşun kim­sesiz oğludur. İrlandalı annesi, Kim, henüz bebek iken ölür. Kim'i, onun sokaklarda istediği gibi dolaş­masına izin veren yerli bir kadın büyütmüştür. Hin­distan güneşi altında bakır renginden yana Kim, bir Avrupalıdan ziyâde Asyalıya benzer ve Hint dilini de İngilizceden iyi bilir.
Bir gün, Zam Zamah'taki havan topu üzerinde aylak aylak otururken, Kim, Lahor'un hareketli so­kaklarında ne yaptığını bilmeden dolaşan Tibet'li bir Lama görür. Lama, Arrow (Ok) Nehrini aramaktadır ve bu nehrin de, bütün günahları temizlediği söyle­nir. Kendisine bir macera çıktığını hisseden Kim, yaşlı adamın yanma gider ve onu, Hintlilerin kutsal .şehri Benares'e götürmeyi vadeder. Yolda, onun için yiyecek dilenir, diğer sokak çocuklarının alayların­dan kurtarır.Şimdi Kim'den, kurnaz bir at cambazı olan Mahbub Ali'den gizli bir mesaj alarak, Umballa'daki in­giliz kumandanlığına götürmesi istenir. Mesaj, at­lardan bahsediyor ise de, Kim, bunun bir şifre oldu­ğunu hisseder. O gece, Mahbub Ali'nin evi soyulmak istendiği zaman, Kim'in şüpheleri doğrulanır.
Kim ve Lama, trenle Umballa'ya giderler. Kim, otlar arasında gizlenir ve subayların konuşmalarını dinler. Mahbub Ali'nin gönderdiği şifreli mesaj, bir isyan hazırlayan bazı sultanları ortadan kaldırmak için sekiz bin kişilik silâhlı bir birlik gönderilmesi ile ilgilidir.
Kim ve yaşlı Lama daha sonra, Hindistan'ı bir «cundan diğerine kateden ve mahallî hayatın benzersiz bir manzarasını gösteren 1500 mil boyundaki Büyük Hindistan Yolu üzerinde gitmeğe başlarlar. Kızını ziyaret etmek için yola çıkan zengin ve yaşlı Kulu'lu bir kadın da, bu kutsal adamı ve onun cheîa' sını, yani uşağını himayesine alır. Yaşlı kadın, çene­bazın biridir ve muska talepleriyle, Lama'nın canını sıkar. Fakat mistik nehri arayan bu iki kişinin karın­larını da gayet iyi doyurur.
Bir akşam, Maverick adındaki irlandalı tugay, yol kenarında kamp kurmuştur. Tugayın, yeşil zemin üzerinde kırmızı boğa bulunan bayrağı Kim'i cezbeder. Yeşil bir sahada, kırmızı bir boğa gördüğü za­man talihinin açılacağını söyleyen bir kehaneti ha­tırlar. Hırsızlama adımlarla kampa daha da yaklaşan Kim keşfedilirTugayın Anglikan papazı Arthur Bennett ve onun Katolik adaşı Victor, Kim'i görürler. Papazlar, Kim'in boynundaki muskayı açar ve için­deki belgeden üstü başı perişan bu Hintli çocuğun gerçekte, müteveffa Çavuş O'Hara'nın oğlu olduğu­nu anlarlar.
Böylece keşfedilmesi, Kim için felâket olur. Şim­di, sevgili Lama'sından ayrılacak ve nefret ettiği mektebe gönderilecektir. Lama'ya, bu askerlerden bir iki güne kadar kaçacağına dair teminat verir. Fa­kat yaşlı Lama, herhangi bir müşkülle karşılaştığı zaman, yamnda hiç olmazsa kendisine yardım edecek birinin bulunması için, zengin dul kadınla birlikte gitmeğe karar verir.
Fakat Lama, tugayın, Kim'i mektebe gönderece­ğini öğrenince, Papaz Victor'un adını ve adresini alır ve çocuğun eğitimi için para göndereceğini vâdeder. Kim, yakın bir zamanda, sekiz bin kişinin cepheye gideceğini söyleyerek çevresindekileri hayrete düşü­rür. îlkin onun bu kehanetine gülerler ise de, kısa bir zaman sonra hakikat olur ve âsi sultanlara karşı harekete geçmeleri emredilir.
Bir müddet sonra, Lama'dan, içinde üç yüz rupi bulunan bir mektup gelir ve tanınmış St. Xavier mek­tebinde iyi bir eğitim görecek Kim'in masrafı için her sene bu kadar para gönderileceği vâdedilir. Victor, üstünde başında olmayan bu dilenci kılığındaki Lama'nm bu kadar parayı nasıl gönderdiğine hayret eder.
Kim'in kaçmaması için başına dikilen trampetçi çocuk Kim'i döver. Tugayın düzenli ve disiplinli ha­yatından son derece bedbahttır. Mahbub Ali'ye bir mektup göndererek, kendisini buradan kurtarmasın­da yardımcı olmasını yalvarır. Bir gün, at cambazı tugaya gelir ve Kim'i kaçırır. Kim, kendisinin, askerî hayattan böylece kurtarıldığını sanır, fakat Mahbub Ali onu, Etnolojik Araştırma Grubunun başkanı Al­bay Creighton'a teslim eder ve Albay da Kim'in, St. Xavier mektebine gideceğini söyler. Kim, bu Alba­yın, sekiz bin kişinin harekete geçmesi için emir ve­ren kimse olduğunu anlar.
Bu mektepte mutsuz olan Kim, yine de çok ça­lışır ve zaman zaman dışarı çıkarak Lama ile bulu­şur. Mektep tatile girince, Kim, kendisini koyu kah­verengiye boyar, başına bir sarık geçirir ve yeni bir macera yolunda yürümeğe başlar. Mahbub Ali'ye yalvararak, kendisini, yanma almasını rica eder, Mahbub'u öldürmek isteyenleri meydana çıkararak, kendisinin onun için faydalı biri olduğunu ispat eder.
Mahbub Ali, Kim'i, Simla'da Mr. Lurgan adın­da esrarengiz birine teslim eder. Kendisini, hasta in­cileri iyi eden bir adam diye tanıtan Mr. Lurgan'ın dükkânında her türlü pahalı taş, totemler ve hattâ bir gramofon dahi vardır. Mr. Lurgen, gerçekte, İn­giliz gizli haber alma servisinin Hindistan'daki aja­nıdır. Kime, nasıl müşahade edeceğini, nasıl hatır­layacağını ve nasıl gizli hareket edeceğini öğretir. Kim'i, kendi oğlu karşısına çıkararak, bu konuda ne­ler öğrendiğini görür. Mr. Lurgan'm evinde, Kim, Hurree Chunder Mookerjee adında, İngilizler tara­fından eğitilmiş şişman bir babu Hintli ile tanışır. Mookerjee, İngiliz gizli haber alma servisinde çalı­şır ve Kim'e, eğer mekteb devam eder ve derslerine çalışırsa, bir gün, kendisinin de gizli bir ajan olabi­leceğini veya Büyük Oyun denilen casusluğa ka­tılabileceğini anlatır.
Kim, böylece, Xavier mektebine döner ve iki sene daha çalışarak, coğrafik sürveyer olur ki, bu, casuslar için faydalı bir meslektir. Mahbub Ali, bir gün, Albay Creighton'a, Kim'in hazır olduğunu söy­ler; Kim mektebi bırakır, Hintli rengine ve giysile­rine bürünür. Kim'in yıllık masrafını ödemeyi vâde­den Lama ile buluşur. Beraberce, Ok nehrini aramak için (Yeni) Delhi'ye giderler.
Kim, trende, E. 23 ile tanışır. Büyük Oyunu oy­nayan bu Hintli casus, çılgıncasına, kendisini öldür­mek isteyen düşmanlarından kaçmağa çalışmaktadır. Kim, bu casusun görünüşünü öylesine değiştirir ki, trenden indikleri zaman, kimse onun kim olduğunu bilemez. Kim, bu maharet ve inceliğinden ötürü bir defa daha övülür ve Kim; bir defa daha, Lama ile birlikte Hint yollarına düşer.
Yaşlı geveze Kulu'lu kadını tekrar görürler ve Mookerjee, casusluk işi için Kim'in istendiğini söy­ler. Biri Rus diğeri Fransız olan iki Çar (Rus) ajanı,kuzey bölgelerini nüfuz ederek, bir takım gizli araş­tırmalar yapabilmek için hain kralları rüşvetle satın almışlardır. Onların elegeçirilmesi emredilir. Kim ve Lama, beraberce, yüksek Himalayaların eteklerine giderler. Kim, bu basit ihtiyar adama, aradığı nehri orada bulacağını söyler. Lama, bir defa daha dağlık bir bölgeye geldiği için memnundur, fakat dik geçit­ler ve şiddetli kar fırtınaları, arkadaşına ayak uydur­makta güçlük çeken Kim'i şaşkına çevirir.
Bu arada, babu, Rusu ve Fransızı görür ve on­lara rehberlik etmeyi teklif eder. Haritalarım ve ma­halli kralları suçlayan mektuplarını bulur. Bu iki ca­susu, Kim'e ve Lama'ya götürür, ve yabancılar, bu kutsal adamla kavga ederek, her zaman beraberinde bulundurduğu kutsal resim ve haritaları yırtarlar.
Gazaba gelen Kim, onlardan biri ile boğuşur ve yaralar. Bu arada dağdan aşağı kayarken, Kim, aja­nın sepetini alır ve civardaki Shamlegh köyünde, içindekileri kontrol eder. Yazılı bütün delilleri, vü­cuduna astığı deri bir torba içine koyarak, casusla­rın diğer eşyasını uçuruma fırlatır.
Görevleri böylece, berbat bir şekilde netice ve­ren casuslar, Mookerjee tarafından Himalayalar dı­şına götürülür. Fakat bu macera ve Himalayaların garip iklimi etkisini gösterir. Kim ve Lama hasta­lanır. Büyük Hint Yolunda gördükleri yaşlı kadın, her ikisine de bakar, ve Kim'i evlâtlık edinir. Kim, uzun ve ateşli uykusundan uyandığı zaman, babu'yu da ayak ucunda görür. Rustan çaldığı evrakı Mookerjee'ye verir. Babu, Kim'e, başarılı bir iş yaptığım söyler. Kim'in başarısını övenler arasında Mahbub Ali de vardır.
Saflığından ötürü, Kim'in de Büyük Oyunu oy­nadığını farketmeyen Lama'ya da bir mükâfat ve­rilir. Yaşlı hanımın çiftliğindeki bir çayın, kutsal ne­hir olduğu anlaşılır ve bu yaşlı Tibetli Lama da bü­tün günahlarından temizlenir.

Tenkid


Kim, Huckleberry Finn kadar bir çocuk kitabı: yani normal bir macera hikâyesinden çok daha derin­lere uzanıyor. Her iki karakter arasında bazı benzer­likler dahi var. Hem Kim, hem Huck, azimli, haşarı fakat samimi çocuklardır ve her ikisi de «medeniyets­in kısıtlamalarından nefret ederler ve büyük dış dün­yada macera peşine koyulurlar: Huck, Mississippi nehrindeki salı üzerindedir, Kim de, Hindistan'ı kat-eden büyük yol üzerinde. Huckleberry Finn gibi Kim de, müellifin gençliğinin nostaljik bir tarzda hatır-lanışıdır. Kim ve Hipling arasındaki benzerlik tesa­düfi değildir.
Kim'in plânı oldukça zahmetli ve satıhta. Biri birlerinden ayrı olan maceraların büyük nehri arayışı ve Kim'in ajanlık mesleğinde yetiştiri­lişi iyi bir şekilde kaynaştırılmamıştır. Maamafih, teker teker ele alındığında bu maceralar heyecanlandırıcıdır ve onların gevşekcesine bağlanmış olmaları pek göze çarpmaz. Kipling'in başlıca gücü, İngilizle­rin üstünlük sağladıkları küçük hikâye tarzı idi. Somerset Maugham ki bu tür İngilizlerden biridirKipling için, sanatın büyük İngiliz üstadı dedi ve bu konuda, kendisine rakip olabilen de belki sadece D. H. Lawrance'dır.
Kim'in böylece dağınık bir şekilde plânlanmış oluşu, Kipling'in roman tarzından huzursuzluk duy­duğunu gösterir ise de, kitabın, mahallî hususiyetler ve teferruatdaki zenginliği, kusurunu fazlasıyle telâ­fi ediyor. Kipling, Hindistan'ı çok sevdi ve burasını gerçekten anlayan bir kaç îngilizden biri idi. Gördük­lerinden, işittiklerinden, hatta kokladıklarmdan zevk duydu. Bütün bunları Kim'de bol bol gösterdi.
1920'ler ve 1930'larda, Kipling'in aşırı milliyet­çiliğini kınayan eleştiriciler, Hindistan'a beslediği sevgiyi göz önünde bulundurmadılar. Gerçi Kim'de kendisini, Doğu ve Batı arasındaki mizaç ve kültür çatışmaları ilgilendiriyor ise de, Kipling, hiç bir za­man, Batı değerlerinin üstün olduklarını iddia et­mez. Mahbub Ali ve Mookerjee gibi kurnaz Doğu­lular, Hindistan'daki herhangi bir Batılıyı alt edebi­leceğinden, gerçekte, belki de, Doğu değerlerinin Ba­tıdan üstün olduğunu söylemek istiyor. Yerliler de, St. Xavier mektebinde öğretilen îngilizceden çok da­ha renkli, atasözü dolu, esnek ve cazip bir dille ko­nuşurlar.
Roman başladığı zaman, on üç yaşındaki Kim, kurnazdır, akıllıdır, kendi kendine yeterlidir ve sıcak kanlıdır. Fakat bir adam olabilmek için kendisini di­siplin altına sokmasını öğrenmelidir; ve bunu da, Do­ğunun ve Batının en iyi taraflarını benliğinde kay­naştırarak başarır.

Yazar

Ayrıca Bknz http://www.msxlabs.org/forum/edebiya...-hakkinda.html

Bombay'da 30 Aralık 1865 tarihinde doğan Rudyard Kipling Hint sanatından zevk alan bir ingillzin oğlu idi. Çocukluğunda Kim gibi, Hindistan âdet ve dillerini öğrendi. Hayatındaki bu zevkli devir, 1871'de birdenbire sona erdi. Zayıf ve miyop Kip­ling, zâlim ve hissiz bir haminin nezaretinde İngiltere'ye gön­derildi. Devon'da Hindistan'da doğan İngiliz çocuklarının devam ettikleri bir mektebe gönderildi. Fakat Kipling, iyi bir öğrenci ol­madığı gibi, spor sahasında daha da az başarılı oldu. Bu mek­tepteki maceralarını, daha sonra, klâsik bir İngiliz mektebindeki hayatı konu alan Stalky and Co. (1899) kitabında anlattı.
Üniversiteye gitmemeğe karar veren Kipling, 1883'te Hin­distan'a döndü, ve Lahor Cicil and Military Gazette'ye giderek, zamanla birinci sınıf bir gazeteci oldu. Sadece gazeteci olarak kalmak istemeyen Kipling, maamafih, gazetesi için, Hindistan' daki ingiliz ordusundaki son derece coşkun ve egzantrik üç as­ker, Ortheris, Mulvaney ve Learoyd hakkında hikâyeler yazmağa başladı. Sonraları, 1888de Piain Tales from the Hills adında ya­yınlanan bu hikâyeler, İngiltere'de derhal tutundu. Aynı yıl ve 1892'de yazılan bir diğer kitabı ile, Kipling'in adı ingilizce ko­nuşulan bütün ülkelere yayıldı.
Allahabad Pionner adındaki gazetede mesleğine devam eden Kipling, 1889'da ingiltere'ye dönerek Londra'da yerleşti. Kipling 1892'de Caroline Balestier ile evlendi ve karısının Ame­rika'nın Vermont eyaletindeki evine göç etti. Burada ancak dört sene yaşayan Kipling, karısının erkek kardeşi ile kavga etti ve ingiltere'ye döndü. 1900'de Güney Afrika'daki Boer harbini ta­kip etti ve ingiliz emperyalizminin tâviz vermez bir savunucusu oldu.
The Light that Failed (Sönen Işık, 1890) ve Captains Courageous (Cesur Kaptanlar) 897adında pek başarılı olmayan iki romanından sonra, 1901'de, Kim adındaki şaheserini yayınladı. Eğer ve Gunga Din gibi şiirlerinden sonra en iyi bilinen eseri budur.
Yaygın şöhretine rağmen, Kipling, haşin ve kavgacı bir insandı. Birinci Dünya Harbinden sonra oğlu bu harpte öldü daha da haşin ve huysuz biri oldu. Harbin ateşli bir savunucusu olan Kipling, harpten sonra, imparatorluk Harp Mezarlığı Derneği'ni kurdu.
Gerçi 1920'lerde, Kipling'in şovenizm ve emperyalizminden tiksinti duyan yepyeni bir nesil yetişti ise de, kendisine biribiri ardına mükâfatlar bahşedildi. Nobel Mükâfatı (1907) ardından gelen Liyakat Madalyasını kabul etmedi. Kipling, uzun zamandır savunduğu emperyalizmin yıkılmasının arifesinde, 18 Ocak, 1936' da Londra'da öldü.

Diğer eserleri


Sönen Işık: Bu hissî, yarıotobiyografik hikâye, Dick Heldar adında bir sanatkâr hakkındadır. Heldar, Hartum'un düşüşü sı­rasında şöhrete erişir ise de, bu harp sırasında aldığı bir kılıç yarasından ötürü görmesini kaybeder.
Dick, ingiltere'de, çocuğa aile sevgisi nedir göstermeyen Bn. Jennett adında haşin bir kadın tarafından büyütülür. Maise adında bir diğer yetim çocuğu Dick'e anlayış gösterir ve onu, sanat çalışmalarına teşvik eder. Hartum'a bir muhabir olarak giden Dick Kipling'in hikâyelerinde olduğu gibi General Gordon'u kahramanca hareketler yaparken gösteren resimleri İn­iltere'de çok tutunur.
Fakat harpte, Dick'in gözleri zayıflar. Şaheseri için modellik yapan kadın, bir kıskançlık sırasında resmi parçalar ve artık kör olmak üzere bulunduğundan Maise de kendisini terkeder. Dick, harbin başladığı Mısır'a gider ve bile bile düşman kur­şunlarına hedef olarak ölür.
Cesur Kaptanlar Kim gibi bu da, büyüyen bir çocuğun hi­kâyesidir. Maamafih, romanın kahramanı Harvey Cheyne, Kim'e hiç benzemez. Şımarık bir Amerikan çocuğu olan Harvey, bir transatlantikten denize düşer ve Gloucester'li balıkçılar tarafın­dan kurtarılır. Babasının bütün serveti, balıkçılar arasında kat­lanmak zorunda kaldığı hayattan kendisini kurtaramaz; fakat bü­tün bu tecrübeler, fırtınalar ve dalgalar ve kahramanlık onu bir adam yapar. Tekrar babasının yanına gittiği zaman, artık şımarık bir çocuk olmaktan çıkmış, hayatın dalgalanmalarına göğüs gerebilecek bir genç olmuştur.
önce, Coccoz adında, üstü başı perişan bir kitap sa­tıcısı kendisini ziyaret eder ve acındırıcı bir şekilde hiç bir değeri olmayan bazı kitapları satmağa çalışır. Bonnard, adamı incitmeden başından savar. Daha sonra, onun, çok fakir biri ve karısının hâmile oldu­ğunu ve kendi yaşadığı binanın çatı kısmında soğuk bir yerde oturduklarını öğrenir. Adamın bu haline üzülen Bonnard, derhal hizmetçisine emir vererek, yiyecek ve yakacak gönderilmesini söyler.
Tekrar kütüphanesindeki kitaplar arasına dalan Bonnard, bir kitap katalogunda, eski bir kitaptan bahsedildiğini görür orta çağdaki, velîlerin hayatlarıyle ilgili Altın Efsane adındaki bu kitap, Fransız-caya, Jean Toutmouilleki her tarafı ıslak demek­tir ismindeki bir papaz tarafından çevrilmiştir. Bon­nard, şimdi, koleksiyonuna bunu da ilâve etmenin ihtirası içinde yanıp tutuşur.
Ardından, 1869'da, kitap, Sicilya'daki özel bir koleksiyonda meydana çıkar. Koleksiyonun sahibi Polizzi adındaki adamla muhavere ettikten sonra, Bonnard, Sicilya'ya doğru uzun yolculuğa çıkar; fa­kat oraya vasıl olduğu zaman, adamın, kitabı Paris'e gönderdiğini ve kendi oturduğu evden bir kaç yüz metre mesafede satışa çıkarıldığını öğrenir. Bonnard, hayal kırıklığından ne yapacağını bilemez ve kendi­sine oyun oynandığından şüphelenir.
Bonnard, Sicilya'da, güzel bir Fransız kadını ve onun Dimitri Trepof adındaki kocası ile tanışır. Bir Rus prensi olan Trepof, kibrit kutuları toplamak için Avrupa'yı dolaşır. Çaresizlik içindeki bir koleksi­yoncunun hislerini anlayacağım düşünerek, Bonnard, Altın Efsane'nin hikâyesini anlatır. Derhal Paris'e dönen Bonnard, açık arttırmaya çıkarılan kitabı sa­tın almak için, cebindeki son frank'a kadar arttırır, fakat yine de başka birine kaptırır. Bu hazineyi, is­mini ifşa etmek istemeyen bir koleksiyoncu satın alır. Altın Efsane, Bonnard'ın elinden ikinci defa kaç­mıştır. Bir kaç hafta sonra, Noel zamanı, kapı çalı­nır ve sekiz yaşında güzel bir çocuk, Bonnard'a veri­lecek bir paketle içeri girer. Gayet güzel ambalaj­lanmış pakette, içinde, bir demet menekşe çiçeğinin altında, Prenses Trepof'un kartı ile birlikte müsved­deler vardır. Bonnard'ın ev işlerini yürüten Therese, prensesin, Bonnard'ın seneler önce iyilik yaptığı Mme. Coccoz olduğunu anlar.
Hikâye, beş sene sonra yeniden başlar. Bonnard, bir şatoyu ziyarete gitmiştir; orada Paul de Gabry adındaki ev sahibinin kütüphanesindeki kitapların katalogunu çıkaracaktır. Gabry'nin şatosunda ya­şayanlar arasında ailenin bir dostunun yetim kızı da vardır. Kızın ismi Jeanne Alexander Allier'dır ve kendisinin, Bonnard'ın, gençliğinde âşık olduğu fa­kat başka bir erkekle evlenen Clementine de Lassay' ın torunu (romanın birinci baskısında kızı) olduğunu ispat eder. Bu tesadüf, Bonnard'da eski hâtıralarını canlandırır ve hayatının son yıllarını, eski sevgilisi­nin torununa adamağa karar verir.
Jeanne, Maître Mouche adındaki bir avukatın himayesindedir ve kız, gönderildiği mektepte kendi­sini son derece bedbaht hisseder. Bonnard, Mouche' in müsadesini alarak, Jeanne'nin devam ettiği mek­tebi ziyaret eder ve mektebin, hiç evlenmemiş Mat­mazel Prefere adındaki haşin bir kadın tarafından yönetildiğini görür. Mektep müdiresi, Bonnard'ın bekâr olduğunu ve enstitünün bir mensubu olduğu­nu öğrenince, evlenme içgüdüleri harekete geçer ve Jeanne'm tabiî başında kendisi bulunması şartı ile-Bonnard'ı, Paris'te muntazaman ziyaret edebileceği­ni söyler. Kadın, zamanla Bonnard'a öylesine askın­tı olur ki, Bonnard, evlenmek niyetinde olmadığını söylemeğe mecbur kalır. Bonnard'a hiddetlenen Mile. Prefere, Bonnard'ı, Jeanne ile uygunsuz ilişkiler kur­mak istemekle suçlar ve onun bir daha mektebe ayak basmamasını söyler.
Bonnard öylesine hiddetlenir ki, bir ara hasta­lanır. İyileştiği zaman, mektepte, Jeanne'ye çok kö­tü muamele edildiğini öğrenir. Mouche, kızın cep harçlığını kesmiş ve müdire de, ağır bedenî işleri yaptırmağa başlamıştır. Kitaptan başka bir şey dü­şünmeyen ihtiyar bir adamdan beklenmeyen bir azimle, mektebe gider, bir hademeye rüşvet vererek, kızı kaçırır ve Gabry'nin evine götürür. Gabry, Bonnard'm hapsedilmesine yol açabilecek ciddi bir suç işlediğini söyler. Gabry, daha sonra, yıldırabileceğini veya rüşvetle satın alınabileceğini ümit ederek, Mouche'yi görmeğe gider. Avukatın, himayesinde bu­lunan kimselerin ailelerinden müvekkillerinden fazla miktarda para sızdırarak kaçtığını öğrenir ve rahat­lar.
Jeanne şimdi Bonnard'm himayesine girer ve Bonnard'ın evinde yaşamağa başlar. Jeanne, Bon­nard'm evine, o zamana kadar bilinmeyen neşe ve canlılık getirir. Hayatında hiç bir zaman baba olma­mış Bonnard, şimdi bir çeşit büyük baba olarak zevk­lenir. Bonnard'm, araştırmalarına yardım ettiği Geliş adında bir talebe vardır. İki genç biribirlerine âşık olur ve senesi dolmadan nişanlanırlar. Geliş, Jeanne' in kendisine drahoma vermemesini söyler ise de, Jeanne'nin bir çeşit hem annesi hem babası olarak hareket eden Bonnard, Jeanne gibi bir kızın başlık vermeden evlenemeyeceğini anlatır. Parayı bulmak için, aşk ve çocukların herhangi bir kitaptan daha önemli olduğu düşüncesi ile, aralarında Altın Efsane' nin de bulunduğu bütün kitaplarını satar. Bu feda­kârlık, maamafih, onun için, sadece yeni bir hayatın başlangıcıdır. Kır bölgesindeki bir kulübeye çekilir ve şimdi, kendisini bir botanist olarak yetiştirir. Bon-nard'm son eseri, çiçeklerin tozaklanmaları ile ilgili küçük bir kitaptır.

Tenkid

Sylvestre Bonnard'ın Cürmü, Anatole France'ın ilk romanıdır; şöhretini bu romanla kazandı. Zaman­la, mekteplerde, okunması gereken kitaplar arasına alındı ve kitap, gerçekten de, herhangi bir çocuğun eline rahatlıkla verilebilir. Bir çok hususlarda, mo­dern bir romandan ziyade Dickens'e daha yakın olan bu roman, iyi ve kötü arasındaki melodramatik tezat­lar üzerinde durur, tesadüfleri bilhassa yaratır ve açıktan açığa hislere hitap eder. Kitaptaki hümor da Dickensvaridir: Mile. Prefere ve Maître Mouche, Dickens'in romanlarmdaki bazı kimselerin yerlerine pek âlâ konabilir. Sadık, dırdırcı ve otoriter hizmetçi Therese, uzun bir edebî geleneği devam ettiriyor.
Okuyucu yine de bunu, hissî ve hafif bir roman olarak düşünmemeli. Kitabın başarısı Bonnard'ın şahsiyetinde: Şefkatli, iyi huylu, beşerî ve hafifçe egzantrik. Habîs bir insan yaratmak kolay. îyi bir adamın, inandırıcı bir resmini çizebilmek çok daha zor. Okuyucu, iyi insanların mevcut olabileceğine inanmadığı takdirde, Bonnard'ı, insanın yüreğini fe­rahlatan iyi bir insan olarak zevkle okuyacaktır.

MsXLabs.org & 100 Büyük Roman
Benzer Konular: Etiketler:
  • orman cocugu hikayesi
  • orman cocugu kac sayfa
  • orman cocugu kitabinin ana fikri
  • rudyard kipling orman cocugu
  • rudyard kipling orman cocugu ozeti
Rapor Et
Reklam
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.233 saniyede (79.61% PHP - 20.39% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 22:02
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi