Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Şinasi

Bu konu Edebiyat tr forumunda virtuecat tarafından 9 Kasım 2006 (21:59) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
47601 kez görüntülenmiş, 4 cevap yazılmış ve son mesaj 5 Eylül 2012 (14:02) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.50  |  Oy Veren: 10      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 9 Kasım 2006, 21:59

Şinasi kimdir, nereli, hayatı.

#1 (link)
virtuecat
Ziyaretçi
virtuecat - avatarı
Şinasi (1826-1871)


Türk, şair, yazar. Tanzimatla başlayan Batılılaşma hareketinin öncülüğünü yaparak dil, edebiyat ve düşünce yaşamının gelişmesinde etkili olmuştur.


İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826'da İstanbul'da doğdu, 13 Eylül 1871'de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829'da Osmanlı-Rus Savaşı sırasında vurularak ölünce, annesi onu yakınlarının desteğiyle büyüttü. Şinasi ilköğretimini Mahalle Sıbyan Mektebi'nde ve Feyziye Okulu'nda tamamladıktan sonra Tophane Müşiriyeti Mektubî Kalemi'ne katip adayı olarak girdi. Burada görevli memurlardan İbrahim Efendi'den Arapça, Farsça, ve Osmanlıca'nın yazı kurallarını öğrendi, gene aynı kalemde görevli eski adı Chateauneuf olan Reşat Bey'den Fransızca dersi aldı. Bu görevindeki çalışkanlığı ve başarısı nedeniyle önce, memurluk sonra hulefalık derecesine yükseltildi. 1849'da bilgisini artırması için devlet tarafından Paris'e gönderildi. Burada matematik, tarih, doğabilim ve toplumsal bilimlerle ilgilendi. Edebiyat ve dil konularındaki çalışmalarını sürdürdü. Doğubilimci De Sacy ailesi ile dostluk kurdu Ernest Renan'la tanıştı, Lamartine'in toplantılarını izledi. Doğubilimci Pavet de Courteille'e bilimsel çalışmalarında yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851'de Société Asiatique'e üye seçildi. 1854'te Paris dönüşünde bir süre Tophane Kalemi'nde çalıştı. Daha sonra Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Encümen-i Daniş'te (ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu sadrazam Mustafa Reşit Paşanın görevinden ayrılması üzerine, eğitim ve öğretim kurultayına sakalını keserek geldiği için üyelikten çıkarıldı. Reşit Paşa 1857'de yeniden sadrazam olunca, Şinaşi de eski görevine döndü. 1860'da Ağah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahvâl gazetesini çıkardı. Devlet işlerini eleştirmesi ve Sultan Abdülaziz'e karşı girişilen eylemin düzenleyicilerinin yanında yer alması nedeniyle 1863'teki Meclis-i Maarif'teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal'e bırakarak, 1865'te Fransa'ya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi. Société Asiatique üyeliğinden ayrıldı. 1867'de İstanbul'a döndü. Kısa bir süre sonra yeniden Paris'e gitti. Burada kaldığı iki yıla yakın sürede, Fransa Ulusal Kitaplığında araştırmalar yaptı. 1869'da İstanbul'a dönünce bir basımevi açtı, yapıtlarının basımıyla uğraşmaya başladı. Kısa bir süre sonra beyin tümöründen öldü.
19.yy başları, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir çöküşün eşiğine geldiği yıllardı. Batı'ya yönelerek ve Batı'nın desteğiyle önlenebileceğine inanmıştı. Batılılaşma hareketiyle birlikte yeni insanın yetişmesinde etkili olabilecek olan batı kültürünü ve onun kaynaklarını tanıtma amacı ön planda tutularak Avrupa'ya öğrenci gönderilip onların bu yönde eğitilmesine çalışılıyordu. Bu grup içinde yer alan Şinasi Batı, özellikle di Fransız Kültürüyle de çalıştı. Şinasi, ülkenin uygarlaşma yoluyla gelişebileceğini bunun da Batı örnek alınarak eğitim alanında uygulanacak akılcı bir yöntemle gerçekleşebileceğini savunmuştur. Bu amaçla yazarlığında çok yönlü bir çaba içine girmiştir. Gazete çıkarmış, makale, şiir ve oyun yazmış, sözlük çalışmaları yapmıştır. Halkın "aydınlatılmasına" yönelik bu çalışmalarında eğitime önem vermiştir. Dilin yalınlaştırılması ve edebiyatın halkın anlayabileceği bir dille yazılması çabasının ilk örneklerini ortaya koymuştur.
Batılılaşma sorununa yaklaşımında savunduğu düşünceleri gazeteciliği aracılığıyla halka iletmiştir. Bu amaçla kaleme aldığı yazılarını önce Tercüman-ı Ahvâl'de daha sonra da Tasvir-i Efkâr'da yayımlamıştır. İmparatorluğun iktisadi ve toplumsal yapısının gelişimine ilişkin sorunlara değinerek, halkın yönetiminde söz sahibi olması düşüncesini savunmuş, "ulus", "Özgürlük", "kamuoyu", "yasal haklar", "basın özgürlüğü gibi", o günün düşün yaşamına henüz girmemiş birtakım yeni kavramları tartışma gündemine getirmiştir.
Düzyazılarında yalın bir dil kullanılmıştır. Dili Osmanlıca'nın süslemelerinden arındırarak doğru ve güzel yazmaya öncelik tanınmıştır. Dildeki yalınlaşma çabasını edebiyat ve tiyatro alanlarındaki yenileştirme çalışmalarıyla desteklemiştir. Batı şiirini tanıtma, yeni şiir biçimlerini edebiyata sokma amacıyla Fransız şairlerinden çeviriler yapmıştır.
Benzer Konular: Etiketler:
  • sinasi hakkinda bilgi
  • sinasi hakkinda kisa bilgi
  • sinasi kimdir
  • sinasi kimdir kisa bilgi
  • sinasi vikipedi
Rapor Et
Reklam
Eski 3 Nisan 2009, 23:05

Şinasi

#2 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
İbrahim Şinasi

Vikipedi, özgür ansiklopedi

İbrahim Şinasi, (d. 5 Ağustos 1826 - ö. 13 Eylül 1871) Türkçe noktalama işâretlerini ilk kez kullanan ilk Türk gazetecidir.
180px-Ibrahim-shinassi-effendi

İbrahim Şinasi



Hayatı

İbrahim Şinasi, 5 Ağustos 1827'de İstanbul'da doğdu. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa, 1829'da Osmanlı-Rus Savaşı sırasında vurularak şehit olunca, annesi onu yakınlarının desteğiyle büyüttü. Şinasi, ilköğretimini Mahalle Sıbyan Mektebi'nde ve Feyziye Okulu'nda tamamladıktan sonra Tophane Müşiriyeti Mektubî Kalemi'ne kâtip adayı olarak girdi. Burada görevli memurlardan İbrahim Efendi'den Arapça ve Farsça öğrendi. Aynı kalemde görevli eski adı Chateauneuf olan Reşat Bey'den Fransızca dersi aldı.
Bu görevindeki çalışkanlığı ve başarısı nedeniyle, önce memurluk sonra hulefalık derecesine yükseltildi. 1849'da bilgisini artırması için devlet tarafından Paris'e gönderildi. Burada edebiyat ve dil konularındaki çalışmalarını sürdürdü. Oryantalist De Sacy Ailesi ile dostluk kurdu. Ernest Renan'la tanıştı, Lamartine'in toplantılarını izledi. Oryantalist Pavet de Courteille'e çalışmalarında yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851'de Société Asiatique'e üye seçildi.
1854'te Paris dönüşünde bir süre Tophane Kalemi'nde çalıştı. Daha sonra Meclis-i Maarif Üyeliği'ne atandı. Encümen-i Daniş'te (ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın görevinden ayrılması üzerine üyelikten çıkarıldı. Reşit Paşa, 1857'de yeniden sadrazam olunca, Şinasi de eski görevine döndü.
1860'da Agah Efendi ile birlikte Tercüman-ı Ahvâl Gazetesi'ni çıkardı. Devlet işlerini eleştirmesi ve Sultan Abdülaziz'e karşı girişilen eylemin düzenleyicilerinin yanında yer alması nedeniyle 1863'teki Meclis-i Maarif'teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal'e bırakarak, 1865'te Fransa'ya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi.
Société Asiatique Üyeliği'nden ayrıldı... 1867'de İstanbul'a döndü. Kısa bir süre sonra yeniden Paris'e gitti. Burada kaldığı iki yıla yakın sürede, Fransa Milli Kütüphanesi’nde araştırmalar yaptı. 1869'da İstanbul'a dönünce bir matbaa açtı ve eserlerinin basımıyla uğraşmaya başladı. Kısa bir süre sonra da 13 Eylül 1871'de beyin tümöründen öldü.
Şinasi, Batı, özellikle de Fransız kültürü etkisinde eserler verdi. Ülkenin, Batı örnek alınarak eğitim alanında uygulanacak radikal yöntemlerle gelişebileceğini savundu. Batı hatta Fransız aktarmacılığını tek çözüm gördü. Bu amaçla yazarlığında çok yönlü bir çaba içine girdi. Gazete çıkardı, makale, şiir ve oyun yazdı, sözlük çalışmaları yaptı. Tanzimat'la başlayan Batılılaşma hareketinin öncülerinden biri olarak dil, edebiyat ve düşünce hayatının değişmesinde etkili oldu.
Düzyazılarında sade bir dil kullanılmıştır. Dildeki yalınlaşma çabasını, edebiyat ve tiyatro alanlarındaki eserleriyle desteklemiştir. Batı şiirini tanıtma, yeni şiir biçimlerini edebiyata sokma amacıyla Fransız şairlerinden tercümeler yapmıştır.

Başlıca Eserleri

  • Tercüme-i Manzume (Çeviri şiirler, 1859)
  • Şair Evlenmesi (Bir perdelik komedi, 1860)
  • Müntahabat-ı Eş'ar (Şiirler, 1863)
  • Durub-i Emsal-i Osmaniye (Atasözleri, 1863)
  • Müntahabat-ı Tasvir-i Efkar (Seçme makaleler, 2 cilt, 1885)
  • Tercümân-ı Ahvâl Mukaddimesi (Tanzimat Edebiyatındaki ilk Makale)
Rapor Et
Eski 12 Ocak 2010, 00:44

Şinasi

#3 (link)
_KleopatrA_
Ziyaretçi
_KleopatrA_ - avatarı
Şinasi (İbrahim Şinasi)'in Hayatı ve Edebi Kişiliği
İbrahim Şinasi 5 Ağustos 1826’da İstanbulda doğdu, 13 Eylül 1871’de aynı kentte öldü. Topçu yüzbaşısı olan babası Mehmed Ağa 1829’da Osmanlı Rus savaşı sırasında vurularak ölünce, annesi onu yakınlarının desteği ile büyüttü. Şinasi ilk öğretimini Mahalle Sübyan Mektebi’nde ve Fevziye Okulunda tamamladıktan sonra Tophane Müşiriyeti Mektubi Kalemi’ne katip adayı olarak girdi. Burada görevli memurlardan İbrahim Efendi’den Arapça, Farsça ve Osmanlıca’nın yazı kuralarını öğrendi, yine aynı kalemde görevli eski adı Chateaneuf olan Reşat Bey’den Fransızca dersi aldı. Bu görevindeki çalışkanlığı ve başarısı nedeniyle önce, memurluk sonra hulefalık derecesine yükseltildi. 1849’da bilgisinin artması için devlet tarafından Paris’e gönderildi. Burada matematik, tarih, doğabilim ve toplumsal bilimlerle ilgilendi. Edebiyat ve dil konularında çalışmalarını sürdürdü. Doğabilimci De Sacy ailesiyle dostluk kurdu Ernest Renan’la tanıştı. Lamartine’nin toplantılarına izledi. Doğubilimci Pavet de Courteille’e bilimsel çalışmalarında yardım etti. Dilbilimci Littré ile tanıştı. 1851’de Société Asiatique’e üye seçildi. 1854 Paris dönüşünde bir süre Tophane Kalemi’nde çalıştı. Daha sonra Meclis-i Maarif üyeliğine atandı. Encümen-i Daniş’te(ilimler akademisi) görev yaptı. Koruyucusu Mustafa Reşit Paşanın görevinden ayrılması üzerine, eğitim ve öğretim kurultayına sakalını keserek geldiği için üyelikten çıkarıldı. Raşit Paşa 1857’de yeniden sadrazam olunca, Şinasi de eski görevine döndü. 1860’da Ağah Efendi ile Tercüman-ı Ahvâl gazetesini çıkardı.. devlet ilerin eleştirmesi ve Sultan Abdülaziz’e karşı girişilen eylemin düzenleyicilerinin yanında yer alması nedeniyle 1863’teki Meclis-i Maarif’teki görevine son verildi. Gazeteyi Namık Kemal’e bırakarak 1865’te Fransaya gitti. Orada sözcük çalışmalarına yöneldi. Société Asiatique üyeliğinden ayrıldı. 1867’de İstanbul’a dönünce bir basımevi açtı, yapıtlarının basımıyla uğraşmaya başladı. Kısa bir süre sonra beyin tümöründen öldü.

19. yy başları Osmanlı İmparatorluğunun bir çöküşün eşiğine geldiği yıllardı. Batıya yönelerek ve Batının desteğiyle önlenebileceğine inanmıştı. Batılılaşma hareketi ile yeni insanın yetişmesinde etkili olabilecek olan batı kültürünün ve onun kaynaklarını tanıtma amacı ön planda tutularak Avrupa’ya öğrenci gönderilip onların bu yönde eğitilmesinde çalışılıyordu. Bu grup içinde yer alan Şinasi batı , özelikle de Fransız Kültürüyle de çalıştı. Şinasi, ülkenin uygarlaşma yoluyla gelişebileceğini bununda Batı örnek alınarak eğitim alanında uygulanacak akılcı bir yöntemle gerçekleşebileceğini savunmuştur. Bu amaçla yazarlığında çok yönlü bir çaba içine girmiştir. Gazete çıkarmış, makale, şiir ve oyun yazmış, sözlük çalışmaları yapmıştır. Halkın “aydınlanmasına” yönelik bu çalışmalarında eğitime önem vermiştir. Dilin yalınlaşması ve edebiyatın halkın anlayabileceği bir dilde yazılması çabasının ilk örneklerini ortaya koymuştur.

Batılılaşma sorununa yaklaşımında savunduğu düşünceleri gazeteciliği aracılığıyla halka iletmiştir. Bu amaçla kaleme aldığı yazıları önce Tercüman-ı Ahvâl’de daha sonrada Tasvir-i Efkâr’da yayımlamıştır. İmparatorluğun iktisadi ve toplumsal yapısının gelişimine ilişkin sorunlara değinerek, halkın yönetimde söz sahibi olması düşüncesine savunmuş, “ulus”, ”Özgürlük”, “kamuoyu”, “yasal haklar”, “basın özgürlüğü” gibi, o günün düşün yaşamına henüz girmemiş bir takım yeni kavramları tartışma gündemine getirmiştir.

Düzyazılarında yalın bir dil kullanılmıştır. Dili Osmanlıca’nın süslemelerinden arındırarak doğru ve güzel yazmaya öncelik tanınmıştır. Dildeki yalınlaşma çabasını edebiyat ve tiyatro alanındaki yenileştirme çabaları ile desteklemiştir. Batı şiirini tanıtma, yeni şiir biçimlerini edebiyata sokma amacı ile Fransız şairlerinden çeviriler yapmıştır.

Gazeteciliği ;

Şinasi, 1860’da Agâh Efendi ile birlikte Tercümân-ı Ahval gazetesini çıkarmaya başlamıştır. Bilindiği üzere, o tarihe dek ülkemizde ancak iki gazete yayımlanmıştır. .Bunların ilki, 11 Kasım 1831’de yayımlanmaya başlayan Takvim-i Vakkayi ‘dır. İkincisi de 1849 Ağustos’unda William Churchill adında bir yabancı tarafından yayımlanmaya başlanan Ceride-i Havadis’tir. Birincisi, devletin resmi gazetesidir, devletle ilgili haberlerle metinleri yayımlayan bugünkü Resmi Gazetenin ilk örneği sayılan bir organdır. Haftada bir yayımlanan bu gazete, düzensiz olarak, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışına kadar 4608 sayı çıkmıştır. Ceride-i Havadis de haftalıktır. 1860’larda azınlıklar tarafından çıkarılan daha 13 gazetenin bulunduğu anlaşılmaktadır. Demek oluyor ki, o tarihte, Türklerin çıkardığı Türkçe bir gazete yoktur.

Şinasi, bir gazete çıkartmayı düşünüyordu. Gazete, ona göre, “yurttaşların söz ve yazı ile kendi yurtlarının yararına fikir yürütmeleri” ni sağlayan bir araçtır. Bu düşüncelerle dolu olarak Agâh Efendi ile 1860 Nisan ayında izin alınmış ve gazetede 22 Ekim 1860 tarihinde çıkabilmiştir. Ancak Şinasi, bu gazete 24 sayı çalışmış, sonra da ayrılmıştır. Daha sonra da kendi başına bir gazete çıkarmaya yönelir ve iznini 2 Temmuz 1861 tarihinde aldığı Tasvir-i Efkâr gazetesi 27 Haziran 1862’de yayımlanır. Haftada iki kez çıkan bu gazetenin sayfa düzeni değişmezdi; haberlerle yazıların özel yerleri vardı. İlk sayısına yazdığı önsöz nieliğindeki makalesinde gazetecilik anşlayışını belirtmiştir. Bu gazete, okurlarca olumlu karşılanmış ve Fuat Paşa, gazeteyi Padişah’a da sunmuştur. Gazeteyi çok beğenen Padişahın, 500 altın armağan verdiği, Şinasi’nin de kabul emediği söylenmekedir. Gazete, dil ve yazın tartışması gibi bir yolu da açmıştır. Cevide-i Havadis ile yapılan bu tartışma gazetenin sürümünü ve Şinasi’nin ününü arttırmıştır.

Şinasi, bu gazeteyi 260 sayı sürdürmüş, sonra Namık Kemal’e bırakmıştır. Şinasi’nin o sırada çalışmakta bulunduğu Meclisi Maarifteki görevinden uzaklaştırılmasının nedeni olarak, gazetesinde, devlete yönelik olumsuz yazılara yer vermesi gösterilebilir. Gerçekten, Şinasi, 1863’te görevinden uzaklaştırılmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar, bu uzaklaştırmanın çeşitli olasılıkları üzerinde durup bazı sonuçlara varmıştır, ama bunların birer sanıdan ileri geçmediğini kendisi de belirtmiştir. Onun da dediği gibi bu uzaklaştırmanın nedeni kesinlikle bilinmemektedir. Bundan sonra da gazetesini 2 yıl kadar yayımlamış sonra Paris’e kaçmıştır.

Düşünceleri ve Sanatı;

Şinasi, 1839 Fermanı ile başlayan yeni dönemin ilk ve önemli kişilerinden biri olmuştur. 1849 yılında Fransa’ya gitmiş ve orada çok çeşitli konularda çalışmıştır. Fransa’da gördüüğ çağdaş gazetecilik üzerinde düşünmüş ve bir gazetenin nasıl olması gerektiğini yıllarca kafasının içinde oluşturmuş, batı gazeteciliği ile bağdaştırmıştır. Resmi görevlerinin yanında yazımla ilgilenmiş, Fransız şiirinden çeviriler yapmıştır. Daha sonraki yıllarında ise büyük bir sözlükle uğraşmıştır.

Şinasi, bütün bu yıllar boyunca yaptığı çalışmaların pek azını yazıya dökmüştür fakat birçok konuda bir şey yazmamıştır. Sözgelişi, ilk Paris yaşamı ile ilgili olarak, bir iki mektup dışında fazla bir şey bilmiyoruz. 1865 yıllındaki kaçışı üzerine de kendi kaleminden çıkmış herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. İkinci kaçışında ne yapmış, nasıl yaşamış, nasıl geçinmiştir? Bütün bunlar bilinemiyor. Yazılı bazı bilgilerinde gerçekle ilgisi bulunmadığı zamanla anlaşılmaktadır. Birçok nokta karanlıkta kalmıştır.

Şinası’nin yapıtlarının sayısı da fazla değildir.

B) Şinasi’nin Sanatı;


Şinasi’nin sanat yönü ,Tanpınar’ın da dediği gibi, “parça parça gelen ve sınırlı hedeflerin ötesine geçemeyen , yenilikleri belirli bir yönde toplayan ve atılımı en muhtaç olduğumuz biçimde topluma döndüren, o olmuştur.” Fakat , gerek kişisel yaşamı ve gerekse düşüncelerine dönük gelişimi hakkında bilgimiz çok azdır. Elde bulunan yapıtlardan da onun oldukça kısır bir yazı temposu olduğu sonucuna varabiliriz. Belki de büyüyk bir sözlük (kamus) hazırlama yolundaki tutkusu yüzünden yazmayı ihmal etmiştir. Uzun yıllar Türk toplumu dışında yaşaması ve son yıllarını insanlardan uzak, kendi dünyasında, garip bir sessizlik içinde geçirmesi nedeniyle bilgilerimiz sınırlı kalmaktadır. Fransa’da dostluk kurduğu Sacy, Littré ve Renan gibi bilginlerle ve dilcilerle ilişkileri, Fransız yazarlarının etkileri hakkında da herhangi bir bilgimiz yoktur.

Kendisinden pek az yapıt kalabilmiştir. Tanpınar’a göre, yapıtları, “ ilk bakışta, daha çok bir deniz kazasından sonra şurada burada toplanan enkazı andıran dağınık şeylerdir.” Ama gene de bir çağın içinde çabalamış ve büyük ölçüde de etkili olmuştur. Çağının bazı sorunlarına, bazı baskılarına karşı çıkamadığı anlaşılmaktadır. Çünkü, tanpınarın’ın dediği gibi,”Şinasi’yi çok kez bir muamma çözer gibi okumak zorunludur. Onun yapıtı hiçbir zaman cömert bir kaynayışla bize gelmez. Onu, ancak gizliden konuşan birini dinliyormuş gibi dikkatle üzerinde durulması gereken birtakım kısa işaretlerle yakalamak mümkündür. Bu işaretlerin analamı çözülünce Şinasi’nin nasıl bir bilinçle birtakım çok esaslı şeylerin üzerinde durduğu ve rastlantı sanılan bu yapıtın, nasıl bir hesabın sonucu olduğu anlaşılır.” Türkçe’nin sadeleşmesinde olduğu gibi şiirin sadeleşmesinde büyük rolü olmuştur. Dünyamızın da bugünkü düzeyine ulaştırmada olmasa da yöneltilmesinde onun büyük rolü, büyük emeği ve payı vardır.

Şiiri kurudur, lirizmden uzaktır. Yazılarında pürüzler görülebilir. Ama o, daha çok bir düşünce adamı olarak ele alınıp değerlendirilmelidir. Kendisi sanat yapmayı hiç düşünmemiştir. Daha çok batılı bazı düşünceleri aktarmak konusunda bir araç olarak görmüştür sanatı. Eski şiirin sanatsal yönlerini ve bunun karalını çok iyi bilmektedir. Ama bunları bir yana itmiş ve öğreticiliğe önem vermiştir. Bu anlayışın içinde, birçok konuya değinmiştir. Bir gazeteci olması nedeniyle de konularını çeşitli olduğu söylenebilir. Gazetesinde, gazeteciliğin be olduğundan başlamış, tarihsel gelişimini ortaya koymuş, gazetecinin ve gazetenin görevlerini açıklamıştır. Öte yandan, güncel konulara eğilmiş, dilencilerin durumundan, Karadağ başkaldırısının bastırılmasına; Papalığın dinle dünya işlerinin ayrılması konusundaki tutumundan, Maliyedeki yolsuzlukların ortaya çıkarılmasına; üniversitede doğa bilgisi dersinin başlamasından;Osmanlı genel sergisine, Avrupa’dan mal getirilmesine; İstanbul sokaklarının aydınlatılmasına dek birçok yazısı bu arada anılabilir. Şiirlerinde de değişik konuları işlediği görülmektedir.

Annesine Paris’ten yazdığı mektupların birinde, kendisini din, ulus ve yurt yoluna adadığını söylemiştir. Böylece, onun, insana ve toplumsal sorunlarına önem verdiği ortaya çıkmaktadır. Şinasi, hem toplumsal değişmeye bir bakıma katkıda bulunan, hem de onu yazılarında yansıtanlardan biri olmuştur. Batıya yönelişinin sancıları, ilk görüntüleri, ilk sıkıntıları onun yapıtlarından bugüne dek gelebilmiştir. Tanzimat Fermanının getirdiği bütün yenilikleri görmüş ve yaşamıştır. Yüzyıllar boyunca gücünü dinsel bir kaynaktan alan yönetim düzeni yıkılmaya, yasalara dayalı bir düzen gelmeye başlamıştır. Bu yasalar, özgürlüğe açılan birer pencere; köleleri özgürlüğe kavuşturan birer belge(ıtıknâme)dir. Artık us, her şeyin üzeri nde tutulmakta ve insan usuna dayanarak araştırıcı ve eleştirici olmaktadır.

Şinasi, yazın alanında da değişiklikler ve yenilikler yapılmasını ilk görenlerden olmuştur. Bu değişim içindeki insanların duygularını, gereksinmelerini, isteklerini yansıtan bir yazın anlayışından yanaydı. Fransa’da, ilkin romantiklerle karşı karşıya geldiği ve onların yapıtlarını okuduğu söylenebilir. Anacak daha sonra usa önem veren kişilerle ilişkiler kurmuş( Pirre B ayle, Fortenelle, Renan gibi) ve onların yapıtlarını okuyup incelemiştir.

Şinasi, geride pek az ürün bırakmıştır. Daha çok yazabilseydi etkileri daha geniş oyumlu olurdu. Çevresinden kopuk yaşayan Şinasi’nin düşünceleri, daha çok onun yetiştirdiği kişilerin savaşımcı atılımları ile gerçekleşmiştir denilebilir.

Bazılarına göre, Şinasi’de romantiklerin büyük izleri vardır. Yapıtları incelendiğinde ise, böyle bir ize rastlamak kolay değildir. Buradaki romantiklik belki düşçülük (ütopya) anlamında doğrudur. Çünkü, o, ulusu bir anda batı düzeyine yükseltmek düşüncesinde idi. Bunun da halkın anlayacağı bir dille yazmak ve sorunları böylece halka aktarmaktan geçtigini düşünmüştü. Okuyup yazma oranının birden artacağı, halkın da Fransız ekinini hemen özümseyebileceği görüşündeydi. Belirli bir süre sonra bunun gerçekleşmemesi karşısında karamsarlığa düşüp topluma ve kendine küstüğü de düşünülebilir. Doğuştan içine kapanıklığının da bunda büyük etken olduğu söylenebilir.

Şinasi’nin yapıtlarını ele alıp değerlendirdiğimizde, gerçekçiliğinin izlerinin daha fazla olduğu anlaşılır. Çünkü, Şair Evlenmesi, sanat yönü bir yan, gerçek bir gözlemin izlerini taşır. Gazetelerde yayımlanan yazıları da gerçek bir gözlemci ve saptayıcı olarak güncel olaylara eğildiğini göstermekte, ortaya koymaktadır. İnsanı, soyut bir varlık olarak almayıp toplum içinde ele alması ve toplumu bir gerçek olarak kabul etmesi de bunun başka bir kanıtıdır. Şinasi için bir toplumcu demek elbette kolay değildir; ama, gerçekçi demekten de çekinmeye bir neden yoktur.

Ş
inasi’nin Şiir Dünyası

Şinasi’nin bir kitapta (Müntahabât-ı Eş’ar) toplanmış bulunan şiirlerinin sayısı oldukça azdır. Kitap, ad olarak seçilmiş şiirler olduğuna göre, başka şiirlerinin bulunduğu da akla gelmektedir. Ancak, fazla şiirinin olmadığı yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır.

Tanpınar, onun şiirini üzerine şunları söyler: “Bize kadar gelen şiiri az ve kurudur; bazı maharet ve hünerlerine rağmen - bütün eski sanatları bilir, bilhassa iyi tarih düşürür - hiçbir zaman gerçek ve saf bir şiir zevkine hitap etmezler. Umumi olarak Şinasi’nin şiirini, biz ancak açtığı ve hız verdiği büyük hareketle beğenir ve severiz. O, edebiyatımızın bugün dahi devam eden bir dynastie’nin sahibi olduğu için büyüktür. Manzum tercümeleri – bizim için yeni bir âlemin müjdecisi olmalarına göz yumulursa – asıllarının güzelliğini uzaktan bile hatırlatmadığı gibi, Lamartine’den çevirdiği dört kıtalık bir parça hariç, bir bütünlük fikri verecek kadar tam bir tercümesi de yoktur.”

Bu satırlarındaki yargısı ile, Tanpınar, onun şiirlerine yaklaştırır bizi. Zamanında ve biraz daha sonraki günlerde yapılan değerlendirmelerde, Şinasi’nin şiiri, yeni şiirin örneği oalrak görülmüştür. Bu yargı, şiirlerinin içeriğinden kaynaklanmaktadır. Biliyoruz ki, Şinasi, şiirine öz olarak batı düşüncelerini koymuş ve sürüp gelen Divan şiirinin özünü böylece değiştirmiştir. Öz olarak gördüğümüz gerçekten de değişiktir. Özgürlük düşüncesi, usa verilen önem, yeni bir yönetim düzeni, yepyeni bir anlayış şiirinin yeni olan özüdür. Ancak, şiirinin dış görüntüsüne bakıldığında, eski şiirin kalıplarını pek zorlamadığı, hatta aynen kabul ettiği de bir gerçektir. Şiirinde görülen sade dil ve düşünceleri halka aktarmak için kullanılan yalın anlatım dışında bir yenilik getirdiği pek söylenemez; ama, bunlar o gün için elbette çok büyük yenilikler arasında sayılmaktadır. Şiirinde lirizmin yerini us almıştır. Söyleşi, Nef’i tarafından yazılan ve yazgıcılığa yaslanılan bir gazele yaptı benzekte, yazgıcılığa karşı çıkmış ve usçuluğu üstün tutmuştur.

a)
Şiirinin dili: bugün için bir ölçüde yadırgansa da, çağına göre sade sayılmalıdır. Onun şiirinde eski ve yeni sözcükler (halk sözcükleri) gibi bazı eski tamlamalarla yeni tamlamalar yan yanadır. Özellikle ilk şiirlerinde eski şiirin etkisi iyiden iyiye bellidir. Fransa’dan döndükten sonra yazdıklarında bu etki oldukça azalır. Şu dizeler, ilk yazdıklarından alınmıştır:

Sadr-ı gerdûn –azmet dâvar-i Dârâ-dârât
Safdar-ı sa’d-sıfat dâd-ger-î devr-i zamân

Muhyi-î devlet ü dîn muhteri-î-Tanzimat
Mahzar-î feth-i mübin mâhzar-ı şer’i Rahmân

Hıfzı bustân u gülistâna nigeh-bân olsa
Nûr-i nahl-î gülü ber-bâd edemez bâd-ı hazân

Halbuki Şinasi, daha sonraki şiirlerinde, halkın anlayacağı ve anlaması gereken bir dile şiir denemeleri yapmıştır. Böylece, Divan dilini artık bir yana bırakmak yolundadır:

Bağrım ezmez mi süzüldükçe o baygın gözler
Beni imrendirir ağzındaki tatlı sözler

Can çekişmektense cânımı versem bâri
Can fedâ eyleme bir iş mi sevince yâri

Ben şehîd olmadan aşkiyle mezârım kazayım
Taşıma gözlerimin kanlı yaşıyle yazayım

---------

Gören saçın arasından yüzün parıltısını
Sanır ki kare bulutun içinde gün doğmuş

Yanında kan ile yaş içre kaldığım görüp el
Demez mi kim birini Su kızı suya boğmuş

-----------

Arayıp kendime bir eş bulabilsem derdim
Hele sen yosmayı sevdim de murada erdim

Satın almak dilerim buseni cânım vererek
Şimdiden gönlümü bak işte sana pey verdim

Bugün bile yalınlık örneği gösterilebilecek bu dizelerde şiirsellik bulabilmek güçtür. Ama söyleyişte akıcılığa eriştiği de bir gerçektir. Bu akıcılık ve halk diline yaklaşma ustalığı bazı öykülerinde iyiden iyiye görülür. “Eşek ile Tilki” öyküsünün başlangıç bölümünden alınan aşağıdaki dizeler bunu kanıtlar sanırız:



Çıktı bir bagın içinden yola bir yaşlı himar
Nakl için beldeye yüklenmiş idi Rüy-i nigar

Derken aç karnına bir tilki görünce geldi
Böyle bir taze üzüm hasreti bagrın deldi

Öteki çifteyi attı bu yola yanaştıkça biraz
Sonra lakin aradn kalktı bütün naz ü niyaz

Gelsem olmaz mı huzura a benim aslanım
Ta yakından bakayım hüsnünüze hayranım

Daim olsun beyimi saye-i lutf u keremi
Gül biter bastığı yerden mübarek kademi

Benzer ol hoş kokulu kuyruğu ala miske
Koklarım burnuma vurmazsa efendin fiske

Aruz ölçüsü içinde konuşma dilindeki sözcükleri kullanarak yalın bir dili kullanma yolundaki direnişi övgüye değerdir. Özellikle, Türkçe sözcükleri uyak yapması ve bunları göze batacak bir anlayış içinde belirtmesi de onun bu yoldaki bilincini ortaya koyar.

Şinasi, yeni kavramları halka belletmek ve anlatmak için bunlara bulduğu karşılıklara da şiirlerinde kullanmıştır. Ne var ki, bu terimler (ya da deyimler), ulaşmak istediği sade Türkçe’ye pek uygun düşmemektedir. Ama bir çok kavram, dilimize onun bu şiirleriyle girmiştir diyebiliriz: Sadr-ı millet(ulun başı), akl ü irfan(us ve anlayış), akl-ı beşer(insan usu), muhyi-i devlet ü din(devletin ve dinin dirilticisi), muhteri-i Tanzimat(Tanzimat’ın bulgucusu), ehali-i fazl(erdemli halk) mahkeme-i vicdan(vicdan yargı yeri), fahr-ı cihan-ı medeniyet(dünya uygarlıgının onuru), ehali-i fazlın reis-i cumhuru(erdemli halkın başkanı) gibi.

b)
şirinde biçim, ölçü ve uyak: Tanpınar’ın deyimiyle, “sadelik ve yenilik uğruna, alışılmış mükemmellikten kaçınan” Şinasi, “dilimize ve yazınımıza mihver değiştirten görevini sekiz on manzume ile birkaç kıta ve münferid koşa(beyit) ile yapmıştır.” Bunun yanında, biçim yönünden de bazı değişiklikleri gerçekleştirdiğini söylemek gerekir. Şinasi, aruz ölçüsünden vazgeçmemiş ama, uyaklar üzerinde yaptığı bazı denemelerle, bu konuda ileri adımlar atmıştır. Ama asıl olan, “ öteden beri bilinen mesnevi biçimindeki manzumeyi belirli ve dar ölçülerin çerçevesinden çıkararak, daha geniş dizelerle söylenmiş düz uyaklı şiir haline sokan odur. ” Bu arada, İslam yazınında bilinen hayvan öykülerini de yeni bir biçim içinde söyleyen de Şinasi’dir. Lafontaine’den esinlenerek benzer şiirler yazmış ölçü ve uyakta kendi yazın anlayışına uyarak değişiklikler yapmış ve eskilerin mesnevi dediklri düzen içinde vermeyi başarmıştır. Yukarıda örnekle belirttiğimiz “Eşek ile Tilki” öyküsünde bu yenilik görülmektedir. “Karakuş Yavrusu ile Karga” adlı öyküsel şiirde de aynı durumu ve yeniliği görüyoruz.

Methiye denilen övgü şiirlerinin “nesib” (giriş) bölümünü kaldırma yolundaki görüşe katılmış ve kendisi de bu bölümü kullanmamıştır. 1849’da Mustafa Reşit Paşa için yazdığı şiirinde, eski geleneği aynen sürdürmüş ise de sonrakilerde bu geleneği kırmıştır. Bir kez, padişah için övgü yazmaması önemli bir atılımdır.

alıntı
Rapor Et
Eski 31 Ekim 2011, 20:56

Şinasi

#4 (link)
Yasaklı/Pasif
GüNeSss - avatarı
Şinasi Kimdir? Hangi Dönemde Yaşamıştır? Hayatı ve Eserleri Nelerdir?

İçlerinde “öğrenme aşkı” olan insanlar, ister düzenli bir eğitim döneminden geçsinler, ister geçmesinler,eninde sonunda muradlarına ererler. İşte, Türk gazeteciliğinin babası sayılan Şinâsi, mahalle mektebinden başka bir eğitim görmediği halde, yalnız, “aydın kişi” olmamış, Türk gazeteciliğine damgasını vurmaktan başka, Türk edebiyatının Batı türlerine erişmesi, Türk dilinin zenginleşmesi yolunda “öncü” olmasını bilmiştir. Şinâsi, mahalle mektebini bitirdikten sonra, ailesi

güçlük içinde olduğu için, Tophane kalemine girdi. Tophane kaleminde bir yandan kâtiplik yapıyor, bir yandan da yabancı dil öğrenmeye çalışıyordu. Birlikte çalıştığı insanlar arasında, Arapça, Fransızca bilenler vardı. Şinâsi, bunlarla dostluk kurdu ve kendilerinden ders almaya başladı. Akşam karanlığında aldığı dersleri, gece yarılarına kadar mum ışığında pekiştiriyor, ertesi gün, yeniden ders alıyordu. Böylece Şinâsi, Tophane kaleminde kaldığı birkaç yıl içinde, işine yarayacak ölçüde Fransızca ve Arapça öğrenmişti.

Şinâsi’nin içinde, öğrenmeye karşı büyük bir hırs vardı. Sonraları, annesine yazdığı bir mektupta şöyle diyecekti: “Benim hırsım, şimdiki akıl ve idrakime bakılırsa, bir parça geçinecekle, çok hünerden ibarettir. Elhamdülillâhi Tealâ, şu genç yaşımda bunlardan bir miktar hissedar oldum. Lakin hakikatte hep senin sayendedir. Zira beni okutup yazdırttın.. Senin hakkını bin yıl yaşasam ödeyemem.” Şinâsi, gençlik yıllarında şiirler yazmıştır. Klasik ölçüler içinde yazılan bu şiirler, çevrede ilgi ile okunuyor, bilhassa kaside biçiminde yazdıkları pek beğeniliyordu. Abdülmecit Karaköy Köprüsü’nü yaptırdığı zaman, bir kitabe yarışması açmış ve yarışmayı Şinâsi’nin düşürdüğü tarih beyti kazanmıştı.

Yabancı ülkelere gitmek, özellikle Fransızca’sını ilerletmek istiyordu. O zamanın Tophane Müşiri Fethi Paşa’ya bir dilekçe -mektup- yazdı. Bu dilekçesinde Fransızca öğrenmeye başladığını, fakat bunu ilerletmek istediğini, iyi bir dil bilen kişilerin memlekete daha yararlı olduklarını gördüğünü, kendisinin de bu yararlı kişilere katılabilmek için can attığını yazdı ve eğer kendisine bir iyilik yapılıp Fransa’ya gönderilirse, İstanbul’daki annesi bakımsız kalacağından, annesine de bir aylık bağlanmasını rica ediyordu. Fethi Paşa, Avrupa memleketlerinde elçiliklerde bulunmuş, dil bilir, ileri düşünür bir insandı. Dilekçeyi destekleyerek Babıali’ye gönderdi. Sadrazam Reşit Paşa, Şinâsi’yi çağırıp kendisiyle görüştü ve çok çalışmasını öğütledi. Şinâsi 1849 yılında Paris’e gitti, İstanbul hükümeti, maliye üzerinde uzman olmasını istiyordu. Paris’te bir taraftan maliye okudu, bir taraftan da o çağın ünlü edebiyatçıları ile görüşüp tanıştı. Tanıştıkları arasında Fransız Şairi Lamartin de vardır.

1853′de İstanbul’a döndü, eski görevine başladı. 1855′de Maarif Meclisi üyeliğine getirildi. Bir yıl sonra azledildi. Çünkü Sadrazam Ali Paşa , Şinâsi’yi sevmiyordu. Belki de bunun sebebi, kendisinin adamı olmamasıydı. Ali Paşa düşüp yerine tekrar Reşit Paşa gelince, Şinâsi de otomatik olarak eski görevine döndü. Şinâsi’nin gözü gazetecilikte idi. Avrupa’da gördüğü biçimde bir gazete çıkarmak hükümetten malî destek görmeyen bir gazetede yazı yazmak istiyordu. Bu sırada Agâh Efendi “Tercüman-ı Ahval”i yayınlamaya başladı. Şinâsi, bu gazetenin başyazarlığını yapmıştır. Halkın konuşma dili ile yazıyor, geniş halk kitlesi tarafından okunuyordu. Böylece, yepyeni bir gazete üslûbu ortaya koydu. Aynı gazetede, “Şair Evlenmesi” adlı oyununu da tefrika etti. Gerek sanat eserinde ve gerekse günlük gazetede halk dilinin, konuşma dilini kullanması büyük bir yenilikti. Alkışlayanlarla, tepki gösterenler yan yana yaşıyorlardı.

kaynak:
Rapor Et
Eski 5 Eylül 2012, 14:02

Cvp: Şinasi (Şinasi Kimdir? - Şinasi Hakkında)

#5 (link)
MsXTeam
Mira - avatarı
Şinasi (1826 İstanbul - 1871 İstanbul)
MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

İlköğrenimini mahalle sıbyan mektebinde ve Feyziye Okulu'nda yaptı. Tophane Müşirliği Mektubi Kalemi'ne girdi. Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Maliye konusunda staj yapmak üzere devlet hesabına gittiği Paris'te (1849), daha çok dil ve edebiyat üzerinde çalıştı. Lamartine, Littré, Renan gibi dönemin ünlü yazarlarıyla tanıştı. Bir ara Société Asiatique'e üye seçildi. Fransa'dan döndükten sonra bir süre Tophane Müşirliği Kalemi'nde çalıştı, Maarif Meclisi üyeliği yaptı. Memurluğun yanı sıra kendini gazete ve basım işlerine verdi. Fransızcadan manzumeler çevirdi ve ilk oyun denemelerine girişti. Agâh Efendi ile birlikte ilk Türkçe gazeteyi (Tercümanı Ahval, 1860) çıkardı. Daha sonra yayımladığı Tasviri Efkâr (1862) gazetesinde devlet yönetimini eleştiren yazılarından ötürü Maarif Meclisi üyeliğinden çıkarıldı. İkinci kez Fransa'ya giderken gazetenin yönetimini Namık Kemal'e bıraktı (1865).

Paris'te bulunduğu süre Jön Türkler ile ilişki kurmaktan çekindi, siyasî çalışmalardan uzak kalarak kendini dil ve edebiyat araştırmalarına verdi. Dönüşünde de basım işleriyle uğraştı. Kendisinden önceki şairane yazma heveslerine bağlı gereksiz süs ve abartmalara, uzun cümlelere düşkünlüğünü düzyazıdan temizlemeye çalışarak dilin sadeleşme sorununu ilk kez ortaya çıkaran Şinasi, dil, makale, haber ve düzen anlayışıyla gazetecilikte de önemli girişimlerde bulundu. Manzume ve kasidelerinde ilk kez kullandığı kavramlarla kendisinden sonraki yenilik hareketlerine öncülük etti. "Şair Evlenmesi" (yazılışı, 1859) oyunuyla tiyatro türünde de ilk çalışmayı yaptı.

Yapıtları
  • "Tercüme-i Manzume" (çeviri şiirler, 1859, yeni basımı Süheyl Beken tarafından, 1960)
  • "Şair Evlenmesi" (bir perdelik komedi, 1860, Mustafa Nihat Özün tarafından basımı, 1940, 1943; Fevziye Abdullah tarafından basımı 1945; Cevdet Kudret tarafından basımı, 1959; Süheyl Beken tarafından basımı, 1960)
  • "Durub-i Emsal-i Osmaniye" (atasözleri, 1863)
  • "Müntahabat-ı Tasvir-i Efkâr" (seçme makaleleri, 2 cilt, 1885; Fevziye Abdullah tarafından basımı, 1960).
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.345 saniyede (85.82% PHP - 14.18% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 08:30
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi