Cevap Yaz Önceki Konu Sonraki Konu

Vergi Nedir?

Gösterim: 38684 | Cevap: 8
  • vergi ne demektir
  • vergi odemek nedir
  • vergiyi kim koyar
3
  • 1 Gönderen ThinkerBeLL
  • 1 Gönderen Misafir
  • 1 Gönderen yasmin741
4 Mayıs 2009 11:52   |   Mesaj #1   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP Özel Üye-VIP
Istanbul TR

61415
11.457 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 18-02-2009

Vergi Nedir?

Vergi
MsXLabs.org & Temel Britannica

Vergiler, devletlerin en önemli gelir kay­nağıdır. Vergiler hükümetler tarafından, yasaları ve kuralları uygulamak, savunma hiz­metlerini yerine getirmek, yollar, okullar, hastaneler yapmak ve genel olarak ülkeyi ya da yerel topluluğu yönetmek için yapılan harcamaları karşılamak üzere toplanır. Vergi­ler doğrudan merkezi devlete ya da yerel yönetimlere ödenebilir.
Günümüzde vergiler para ile ödenmekte­dir. Ama geçmişte sık sık mal ya da hizmet olarak ödendiği de olurdu. Örneğin çiftçile­rin, ürünlerinin bir bölümünü devlete verme­leri genel bir uygulamaydı. Öteki vergi yü­kümlüleri birkaç haftalığına orduya katılabilir ya da yeni yol ve bina yapımında devlet için ücretsiz çalışabilirlerdi. Böylece, vergilerini parayla değil, hizmet ederek öderlerdi.
Değişik ülkelerde insanların ödedikleri ver­giler arasında oldukça büyük farklar vardır. 1980'lerin sonunda toplam vergi gelirleri İs­veç'te ulusal gelirin yaklaşık yüzde 45'ine ulaşmışken, bu oran İngiltere'de yüzde 38, ABD'de yüzde 18, Japonya'da yüzde 26, Türkiye'de ise yüzde 15 olmuştur. Oranlar arasındaki bu büyük farklılığın nedeni, devle­tin mal ve hizmet sağlanmadaki payının ülke­den ülkeye değişmesidir. Örneğin, bazı ülke­lerde devlet parasız eğitim sağlarken, bazıla­rında eğitim paralıdır. Ayrıca, her devletin yaşlılara, hastalara, sakatlara ve işsizlere yap­tığı ödemeler de farklıdır. Transfer ödemeleri olarak adlandırılan bu ödemelerle vergi yü­kümlülerinden alınan paralar gereksinimi olan toplum üyelerine aktarılır.
Bazı devletler, eğitim ve sağlık hizmetlerini de içerecek biçimde, tüm mal ve hizmetlerin sağlanmasını özel sektöre bırakmayı yeğler. Özel şirketler bu hizmetleri para karşılığında sağlar. Aynı zamanda, hastalık ya da bir kaza sonucu tıbbi bakım için gerekli parayı ya da çalışılmayan sürede ücretlerin ödemesini sağ­layan özel sigorta şirketleri de vardır. Çoğun­lukla bu mallar, hizmetler ve transfer ödeme­leri devletin ve özel sektörün her ikisince de karşılanır. Böylece, bir ülkede devlet okulları ile özel okullar ve devletten alınan emekli aylığı ile özel sektörden alınan emekli aylığı birlikte bulunabilmektedir.

Vergilerin Kökeni ve Amaçları
Vergi koymanın nedenleri zaman içinde de­ğişmiştir. Eski dönemlerde, halktan vergi almanın başlıca nedeni savaşların ve hüküm­darın giderlerini karşılamaktı. Ülkeler büyü­yüp imparatorluklar geliştikçe, yönetim ve denetim için de para gerekir oldu. Aynı dönemde, yönetimler kamu yapılan da yap­tırmaya başladılar. Bu yapıların bir bölümü yalnızca hükümdarın gücünü göstermekle kalmıyor, dinsel bir anlam da taşıyordu. Bunların en iyi örneklerinden biri de Mısır Piramitleri'dir. Roma amfitiyatroları ve hamamları gibi başka bazı yapılar ise halkın kullanımına açıktı. Günümüzde, vergi gelirle­rinin genel olarak, halkın yararlandığı hizmet­lere harcanması olağan bir uygulamadır.
Öte yandan, hükümetler ulusal gelirin bi­reyler arasında bölüşümü yani gelir dağılımı ile de ilgilidir. Vergileme ile sağlanan gelir, bir grup insandan (genellikle, varlıklılardan) bir başka gruba (genellikle, geliri az olanlara) gelir aktarımında kullanılır. Yardıma gereksinimi olan insanlara yapılan ödemelerin ilk örneği, İngiltere'de Kraliçe Elizabeth döneminde (1558–1603) çıkanları Yoksullara" Yardım Yasası'dır. Daha sonraları, 1889'da ilk olarak Almanya bütün işçileri kapsayan bir emeklilik tasarısı hazırlamıştır.
Vergilemenin bir başka amacı da, "lüks" olarak değerlendirilen belirli mallar üzerine yüksek vergiler koyarak ek kaynak sağlamak­tır. Örneğin, bazı ülkeler alkollü içkilerden ve sigaradan yüksek vergi alır. Sigara ve alkollü içki fiyatım yükselten bu vergiler, aynı za­manda, insanların sağlığa zararlı bu malları daha az satın almasını sağlar. Ama bu tip vergilerden, alım gücü yüksek olan varlıklı kişilerden çok yoksullar etkilenir.

Verginin Kaynakları ve Toplanması
Vergiler çok çeşitli kaynaklardan toplanabi­lir. Bazı durumlarda, toplanan vergilerle bu vergilerin kullanım yerleri arasında doğrudan bir bağ vardır. Örneğin, ABD'nin bazı eyalet­lerinde, motorlu taşıtların benzin ve motorin gibi yakıtlarından alman vergiler yeni yolların yapımında kullanılmak üzere ayrılır ya da "tahsis" edilir. Türkiye'de de şirketler, öde­dikleri Kurumlar Vergisi'ne ek olarak, bu verginin belirli bir yüzdesini Savunma Sanayi­ini Destekleme Fonu için öderler. Bu fonda biriken kaynaklar savunma sanayisini geliştir­mek için kullanılır. Ama vergiler genellikle merkezi bir fonda toplanır ve hükümet bu fonu uygun bulduğu biçimde dağıtır. Bazı ülkelerde, verginin türüne ve tutarına ilişkin kararlar hükümet tarafından yılda bir kez, bütçeyle birlikte açıklanır.
Vergi miktarını belirlemek için temel alı­nan gelir, genel olarak vergi matrahı ya da yalnızca matrah olarak adlandırılır. Matraha göre vergilendirmenin en yaygın uygulama alanı, maaş, ücret ve kârları kapsayan kişi ve şirket gelirleridir. Gelirden alınan vergilerle sağlanan para miktarı ülkeden ülkeye değişir. Örneğin, 1981'de kişisel gelir vergisinin top­lam vergi gelirleri içindeki payı Yeni Zelanda' da yüzde 60 iken Fransa'da yüzde 15'in altın­da kalmıştır.
Birçok ülkede kişisel gelirin vergilendirile-bilmesi için belirli bir düzeye ulaşmış olması, yani bireylerin belirli bir miktarın üzerinde gelir elde etmeleri gereklidir. Bu miktar kişinin ailesinin büyüklüğüne göre değişebil­mektedir. Belirlenen miktarın üzerinde kalan gelirlerden vergi alınır ve genellikle, bireyin geliri arttıkça daha fazla vergi ödemesini sağlayacak biçimde değişen oranlı bir vergi sistemi uygulanır. Böylece, yıllık kazancı yük­sek olan bir kişi gelirinin yansından çoğunu vergi olarak öderken, düşük kazançlı biri yalnızca dörtte birini ödeyebilir. Bu sistem, artan oranlı vergi sistemi olarak bilinir.
Birçok ülkede servet de bir vergi matrahı­dır. Servet üzerinden alınan vergiler çok çeşitli olmakla birlikte, genel olarak, bireyle­rin malvarlıklarını vergilendirmeyi amaçlar. Bu vergi bir ev, arsa, antika eşyalar, tahvil ve hisse senedi gibi değerli malları kapsayabilir. Servet vergisinin ilginç tarihi örneklerinden biri de İngiltere'de 1696–1851 arasında uygu­lanan "Pencere Vergisi"dir. Buna göre, evin­de 10'dan fazla pencere bulunan kişiler vergi­lendirilirdi. Bu nedenle, bugün hâlâ bazı eski İngiliz evlerinde görüldüğü gibi pencereler tuğla ile örülmüştür. Türkiye'de de II. Dünya Savaşı sırasında 1942–44 arasında uygulanan Varlık Vergisi, yalnız bir kez alınan olağanüs­tü bir servet vergisidir. Savaş nedeniyle orta­ya çıkan karaborsa ve stokçuluk toptancı tüccarların ve büyük çiftçilerin servetlerinde büyük artışlara neden olmuştu. Varlık Vergisi bu vergilendirilmemiş servetlerden vergi ala­bilmek amacıyla çıkarıldı. Vergisini 30 gün içinde ödemeyen kişiler için tutuklanma, ça­lışma kamplarına gönderilme gibi cezalar öngörülmüştü.
Servet aktanım da vergilendirilebilir. Ver­gilendirilen bu servetin konusu değerli arma­ğanlar ya da ana baba öldüğünde çocuklarına kalan para olabilir. Türkiye'de Veraset ve İntikal Vergisi miras üzerinden alınan vergile­re bir örnektir.
Bir başka servet vergisi türü de, bir kişinin malvarlığındaki değer artışı üzerinden alınan vergidir. Örneğin, çiftlik topraklarını konut yapımında kullanılmak üzere satan bir kimse toprak değerinin önemli ölçüde arttığım göre­cektir. Bazı ülkelerde, bu durumdaki kişi değer artışı üzerinden bir vergi öder. Türkiye' de yerel yönetimler yaptıkları hizmetler karşı­lığında gayrimenkul değerlerindeki artışı ver­gilendirmek amacıyla "şerefiye" denen bir vergi toplar. Bu vergiye çoğunlukla sermaye kazançları vergisi denir.
Mal ve hizmetler de ayrı bir vergi konusu­dur. Bunlardan alınan vergilere dolaylı vergi­ler adı verilir. Bir kişinin gelirinden ya da bir şirketin kârından alınan vergiler doğrudan vergi toplayıcısına ödenirken, satın alınan mallar üzerindeki vergiler, daha sonra bunu vergi dairelerine aktaran dükkân ya da mağa­za sahibine ödenir. Dolayısıyla bu vergi yal­nızca söz konusu mal satın alındığında ödenir. Mal ve hizmetlerin satışı üzerinden alınan bu vergilere satış vergisi de denmektedir. Satış vergilerinde, genellikle malın değerinin belirli bir yüzdesi kadar vergi fiyata eklenir. Avrupa Ekonomik Topluluğu'na üye ülkelerde ve Türkiye'de uygulanan katma değer vergisi (KDV) dolaylı vergilerin en önemlilerindendir. Bir başka dolaylı vergi de, tütün, alkollü içkiler ve petrol gibi bazı mallara uygulanan özel tüketim vergisi'dir. Bu vergi türünde, genellikle bir birim mal başına belirli bir miktar vergi konur.
Mallar üzerinden alınan vergiler tarihte birçok kez toplumsal tedirginliklere neden olmuştur. Örneğin, 18. yüzyılda Fransa'da tuzdan alınmaya başlanan vergi Fransız Devrimi'ni hazırlayan nedenlerden biriydi. Do­laylı vergilere ilişkin bir başka önemli sorun da, yöneticilerin yeterli geliri sağlamak için, halkın satın almak zorunda olduğu malları vergilemeleridir. Herkesin kullanmak zorun­da olduğu mallardan vergi almak, zenginlerinkine oranla, yoksulların gelirinin daha büyük bir bölümünü vergilendirmek demek­tir. Bu tür vergiler azalan oranlı vergi etkisi yapar, çünkü bu vergilerin gelir içindeki oranı, gelir düzeyi yükseldikçe azalır. Bu da, günümüzde geçerli olan, vergi yükünün kişi­lerin ödeme gücüyle orantılı olması, yani eşitlik ilkesiyle çelişir.
Uluslararası Ticaret ve Vergiler
Ülkeler arasındaki ticaret de bir vergi konu­sudur. Bu vergiler genellikle gümrük vergisi olarak adlandırılır. Gümrük vergisi, bir ülke­ye dışarıdan getirilen mallardan alınan vergi­dir. Bu vergiler yalnızca gelir sağlamak ama­cıyla değil, aynı zamanda ülke sanayisini, yabancı mallara bir engel ya da bir gümrük duvarı koyarak, dış rekabetten korumak için de kullanılır. Böylece dışarıdan alınan malla­rın fiyatı yükseltilir ve tüketicilerin yerli malları yeğlemesi sağlanır.
Hükümetin dışalıma koyduğu sınırlamalar korumacılık olarak bilinir. Bunun tersi, yani ülkeler arasındaki ticarette hiçbir engel bu­lunmaması serbest ticarettir. Bazen bir grup ülke kendi arasında gümrük birliği oluşturur. Birlik içindeki ülkeler arala­rındaki ticaretten vergi almaz, ama başka ülkelerden alınan mallara ortak bir gümrük vergisi oranı uygular. Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), Batı Avrupa ülkeleri­nin oluşturduğu bir gümrük birliğidir (bak. Avrupa Topluluklari). 1989'da ABD ve Ka­nada da karşılıklı olarak gümrük vergilerini kaldırmaya ve bir serbest ticaret bölgesi oluşturmaya karar verdiler. Gümrük vergileri ilk başlarda yalnızca hükümetlere gelir sağla­mak amacıyla konmuştur. Bu amaç hâlâ önemlidir, ama günümüzde ülke sanayisini dış rekabete karşı koruma kaygısı ön plana çıkmıştır.
Gümrük vergileri ilk kez İngiltere'de, Sak-sonlar döneminde uygulanmıştır. Önceleri, gemi yükünün bir bölümü krala ayrılırdı. Daha sonra ödemelerini, "gümrük vergisi" adı altında para ile yapmalarına izin verildi. Kral I. Edward'ın döneminde (1272–1307) bu sistem iyice yerleşti. Ortaçağda krallar borç aldıkları kişilere, bu borcu karşılamak üzere gümrük vergilerini toplama yetkisi vermeye başladılar. Bu uygulama, 1671'de günümüzdekilere benzer gümrük hizmetleri uygulama­sını getiren II. Charles dönemine kadar sürdü.
Bir gemi, kamyon ya da uçak bir ülkeden bir başka ülkeye ulaştığında, aracın sürücüsü getirdiği yükün bir listesini gümrük görevlile­rine vermek zorundadır. Daha sonra, malları bekleyen tüccarlar gümrük dairesine giderek borçları olan vergiyi öderler. İşlemler tamam­landığında gümrük görevlisi malları inceler ve tüccara teslim eder. Gümrük görevlilerinin saklı ya da kaçak bir mal olup olmadığım araştırma yetkileri vardır.
Bir ülkeden başka bir ülkeye gelen yolcular da gümrükten geçmek zorundadır. Yetişkin­lerin yanlarında belirli miktarlarda tütün, alkollü içki ve hediyelik eşyayı vergi ödeme­den gümrükten geçirmelerine izin verilmekte­dir. Yolcuların gümrük memuruna yanlarında ne bulunduğunu bildirmeleri zorunludur. Gö­revlinin, onları durdurma, üstlerini ve bagajlarını arama yetkisi vardır. Eğer bildirilmesi gereken saklı bir şey bulursa, buna el koyar. Önemli bir suç söz konusuysa, yolcular para ya da hapis cezasına çarptırılabilir.
Gümrük vergileri ticarete engel oluştur­duktan için zaman zaman ülkeler arasında anlaşmazlıklara yol açmıştır. Örneğin, 1773'te Boston Çay Partisi'ne yol açan olay, İngiltere'nin Amerikan kolonilerine sattığı çaya koydu­ğu vergiydi. Yerli kılığına girmiş bir grup kolonici Boston limanındaki bir İngiliz gemi­sine çıkarak, kolonilere gidecek çayı limana dökmüştü. Bu, Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nı başlatan olaylardan biridir.

Vergiler ve Toplum
Vergiler her ne kadar sık sık önemli sorunla­ra, hatta toplumsal tedirginliklere yol açmışlarsa da, hükümetler genellikle vergilerin herkes için adaletli olmasına çalışırlar. Vergi­ler kolay anlaşılmalı, vergi toplama maliyeti düşük ve vergi kaçırmak güç olmalıdır. Günü­müzde hükümetler, vergilerini ödemekten kaçınan kişi ya da şirketleri saptamak için vergi denetim görevlileri çalıştırır.
Birçok insan ödenmesi gereken vergilerden rahatsız olur, ama vergiler olmasaydı yurttaş­ların devletin sağladığı birçok mal ve hizmet­ten yoksun kalacakları unutulmamalıdır. Ge­nellikle, devlet harcamaları çok düşük, vergi­lerse çok yüksek bulunur. Oysa vergi ödeme­den hizmetlerden yararlanmak olanaklı de­ğildir.


Ayrıca bakınız:
mintik bu mesajı beğendi.
Misafir
2 Mart 2010 13:13   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Vergi nedir?
Vergi Tanımı - Vergi Anlamı - Vergi Hakkında


Kamuoyunda sağlıklı bir vergi bilincinin oluşturulması ve toplumun tüm kesimlerine benimsetilmesi için 1990 yılından itibaren her yıl Mart ayının son haftası “Vergi Haftası” olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

Vergi nedir?

Vergiyi kısaca devletin gerçek ve tüzel kişilere yüklediği ekonomik yükümlülük, olarak açıklayabiliriz. Devletin bizlere yani vatandaşlara yüklediği bu ekonomik yükümlülüğün asıl işlevi, devlet harcamalarını karşılayarak yol, su, elektrik, sağlık gibi altyapı hizmetlerini sağlayabilmektir. Vergi ödemenin en temel ilkelerinden biri, toplumsal sınıf farkı tanımadan tüm vatandaşların bu görevi yerine getirmeleridir.

Kim, ne kadar vergi öder?
Devletin belirlediği vergileri öderken, vergi ödeyen kişilerin, kamu hizmetlerinden yararlanma düzeyi kesinlikle göz önünde bulundurulmaz, bu tamamen kişilerin ödeme gücüyle orantılı bir paylaşımdır. Yani, A ile B'nin devletten yararlandığı hizmetler kesinlikle göz önünde bulundurulmamaktadır. Vergiler ödenirken devlet, sadece vatandaşlarının gelir düzeyine bakar ve kişilerin ödeme gücüne bağlı olarak bir ödeme sistemi geliştirir. A'nın aylık gelirinin B'den daha fazla olduğunu düşünürsen A, B'ye oranla devlete daha fazla vergi ödeyecektir.

Vergilendirmenin asıl işlevleri nelerdir?
Devlete kaynak yaratarak, yatırım ve harcamalarını karşılanmasını sağlar. Büyümeye katkıda bulunarak, gelir ve servet paylaşımını düzenler. Devletin sağlamakla yükümlü olduğu sağlık, güvenlik gibi temel hizmetleri ve altyapı hizmetlerinin gerçekleşmesini sağlar.

Vergi türleri nelerdir?
Vergiler, dolaylı vergi ve dolaysız vergi olarak genel bir şekilde ikiye ayrılır.

Dolaylı vergi
; kişilerin devletten bir hizmet almaları veya bir malı satın almaları sonucunda meydana gelir. Örneğin; oturduğun semtin marketinden aldığın çikolata ve meyve sularını alırken bile, devlete belli bir oranda vergi ödersin. Bu vergileri, K.D.V. ve Tekel vergisi olarak da sayabilirsin.

Dolaysız vergi
ise, ticaret ile uğraşanların kazandıklarından veya bir iş yerinde ücretli olarak çalışan memur ve işçilerin ücret ve maaşlarından kesilen vergidir. Bir örnek gerekirse, anne veya babanın çalıştığı iş yerlerini düşünebilirsin. Devlet, anne ve babanın her ay aldığı maaşın belirli bir oranı kadar vergi alır. Devlet, bu vergileri çalışan ve maaşı olan her vatandaşından keser.

Vergi ödemenin yararları nelerdir?
Aynı ülkede yaşayan, devletin sunduğu hizmetlerden yararlanan vatandaşlar olarak hepimizin devlete vergi ödemesi gerekir. Bu ödediğimiz vergiler ile devlet bizlere çeşitli olanaklar sağlamaktadır. Devlet, vatandaşlarının çok daha rahat yaşayabilmesi için, biz vatandaşlardan aldığı vergiler ile halkına çeşitli kullanım olanakları yaratır. Bu olanakları, eğitim aldığın okulu yaptırmak, kullandığın suyu veya televizyon seyredebilmen için harcadığın elektriği evine getirmek olarak sayabiliriz. Vergi ödemek, bir ülkede yaşayan her vatandaşın en kutsal görevlerinden biridir. Devletin de bu vergilerden topladıklarıyla en iyi şekilde hizmet sunması da, vatandaşlarına karşı yerine getirmesi gereken en önemli görevlerden biridir.


Gönderen: Şebnem GARİP
buneödev bu mesajı beğendi.
14 Mart 2010 17:20   |   Mesaj #3   |   
sedat sencan - avatarı
VIP Özel Üye-VIP
İstanbul
644
219 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 10-03-2007
Dolaylı vergilerin vergi adaleti yönünden tartışılması devam etmektedir.Örneğin benzin satın alırken düşük gelirli bir kişi ile yüksek gelirli bir kişi aynı oranda vergi öder.Bu sakıncayı önleyen sistem beyan usuludür.Ancak beyan usulü vergilendirme müessesesinin tam olarak yaygınlaşması ile mümkündür.
yasmin741
19 Mart 2011 12:01   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Verginin Tanımı: Vergi, kamu hizmetlerini karşılamak amacıyla, kişilerden ve kuruluşlardan kanun yoluyla toplanan paralardır. Vergi, devlet ve diğer kamu kuruluşlarının, kamu hizmetlerinin finansmanını karşılamak üzere kişilerden zorla aldıkları paralardır.Vergi anayasamızda yer alan ve herkesin ödeme gücüne göre ödemekle yükümlü olduğu bir görevdir.

Anayasada yer alması nedeniyle yerine getirilmesi zorunlu ve çok önemli bir ödevdir. Verginin zorla alınması anayasada yer almasından ve vatandaşlık görevi olmasından kaynaklanmaktır. Dolayısıyla kimsenin vergi ödememe gibi ya da ödeme konusunda direnme gibi bir tercihi söz konusu olamaz. Anayasamızın 73. maddesinde vergi ile ilgili tanımlama ve bu konu ile yetkili organlar açıkça ifade edilmektedir. Vergileme yetkisi devletindir ve egemenlik gücüne dayanarak devlet kişilerden vergi alır. Kamusal hizmetlerin yerine getirilebilmesi için yapılacak harcamalarda vergiler, çok önemli bir mali kaynak oluşturmaktadır.
Vergiler sadece kaynak olmakla kalmayıp aynı zamanda devlete sosyal, ekonomik ve politik amaçlarına ulaşabilmesi için de yardımcı olmaktadır. Devlet vergiyi bazı durumlarda özendirici bir araç olarak kullanmaktadır. Vergiler devletin kamu hizmetlerinin finansmanını sağlarken aynı zamanda devleti sosyal, ekonomik ve politik hayata müdahale etmesini de sağlayan bir araçtır.
The Unique bu mesajı beğendi.
düşünür
7 Mart 2012 20:28   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

vergi vermenin önemi

Vergi Vermenin Önemi:

Askerlik yaparak nasıl ki canımızia vatan borcumuzu yerine getiriyorsak vergi vermekle de malımızia vatanımıza karşı olan görevimizi yerine getiririz. Hepimiz devletten canımızı, malımızı, ırzımızı, namusumuzu, haysiyetimizi, şerefimizi korumasını; şehir ve köylerde huzuru sağlamasını bekleriz. Okullar açmasını, kitaplar basmasını, fabrikalar kurmasını; köprüler, yollar yapmasını, çeşmelerden sular akıtmasını, barajlar kurmasını isteriz. Yoksullar, dullar, yetimler, himayeye muhtaç kimsesiz yaşlı kişiler devletten yardım umarlar. Memurlar çağın şartlarına uygun bir ekonomik seviyeye yükseltilmelerini arzu ederler. işte devletin bütün bu istekleri zamanında ve yerli yerince yapabilmesi için maddi imkanlara ihtiyacı vardır. Bu da paradır. P,ara ise ancak vergilerle sağlanır. Hiç kuşkusuz kendi kendisini vergilendiren millet kalkınmasını daha kısa zamanda gerçekleştirir.

Devletin gücü zenginliğiyle orantılıdır. O halde herkes vergisini eksiksiz olarak devlete öde.melidir. Vergisini vermeyen, vergi kaçıran bir çeşit hırsızlık yapmış olur ve başkasının hakkına da tecavüz etmiş olur. Vergi kaçırdığı halde devletin hizmetlerinden yararlanarak hayatlarını sürdürenlerin vicdanları kap karadır. Böyleleri uyarılmalıdır, iyi vatandaş örneklerinin çoğaıtılmasına çalışılmalıdır.
cangum
21 Mart 2012 19:33   |   Mesaj #6   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

vergi nedir:)

+Vergiyi kısaca devletin gerçek ve tüzel kişilere yüklediği ekonomik yükümlülük, olarak açıklayabiliriz. Devletin bizlere yani vatandaşlara yüklediği bu ekonomik yükümlülüğün asıl işlevi, devlet harcamalarını karşılayarak yol, su, elektrik, sağlık gibi altyapı hizmetlerini sağlayabilmektir. Vergi ödemenin en temel ilkelerinden biri, toplumsal sınıf farkı tanımadan tüm vatandaşların bu görevi yerine getirmeleridir.


+vergi şudur devlet bizden vergi aldığı zaman yollar parklar okullara bir çok şey yapılır
21 Mart 2012 20:53   |   Mesaj #7   |   
byz_qny - avatarı
VIP »ѕüĸûт-υ нάуάl«
Msxlabs MK
490
964 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 06-12-2011
Devletin veya devletten aldığı yetkiye dayanan kamu tüzel kişilerinin, geniş anlamdaki faaliyetlerinin gerektirdiği harcamaları karşılamak ve amme hizmetlerinin gereklerini yerine getirmek gayesiyle, ekonomik birimlerden (bunlar gerçek veya tüzel kişiler olabilir) kanunda öngörülen esaslara uymak kaydıyla ve hukuki zorlama altında özel bir karşılık vaadi olmaksızın geri vermemek üzere aldıkları para tutarları. Günümüzün şartlarına uygun olmak maksadıyla yapılan bu tarifin tarih boyunca vergi kavramının geçirdiği çeşitli değişmeleri kavramadığı açıktır
Türk vergi mevzuatında ve özellikle VergiUsul Kanunu’nda, verginin tarifi yapılmamıştır. Ancak 1982 Anayasası’nın 73. maddesinde Vergi Ödevi başlığı altında şöyle bir ifade mevcuttur: "Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." Anayasanın bu tarifine göre: 1. Verginin gayesi kamu giderlerini karşılamaktır.


Kaynak: Vergi - Nedir
Son düzenleyen Valeria; 11 Eylül 2012 14:04. Sebep: Mesaj düzeni.
2 Haziran 2013 14:38   |   Mesaj #8   |   
_AERYU_ - avatarı
BY Bölüm Yetkilisi
Konya
2459
8.708 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 19-01-2012
Vergi Nedir?

Vergi: Vatandaşların kişisel bir çıkar beklemeden, önceden belirlenmiş kurallara göre devletin görevlerini yerine getirebilmesi için devlete verdikleri paradır

Vergi, ekonomik birimlerden siyasi cebir altında ve karşılıksız olarak devlete kaynak aktarılmasıdır Kamu hizmeti yapmak durumunda olan devlet, bunu yaparken mal ve hizmet üretiminde bulunur Gerekli üretim faktörlerini sağlarken kamu fonlarını kullanır Bu fonlar içerisinde vergi gelirlerinin oranı yüksektir Sanayileşmiş toplumlarda %100'e ulaşmaktadır Devlet, belirtilen temel amaç dışında kamu faaliyetlerine paralel diğer bazı fonksiyonları da vergilere yükleyebilir Bu arada gelir dağılımının kontrolü, piyasada fiyat istikrarının sağlanması gibi fonksiyonlar da kısmen vergiye yüklenebilir

Kaynak:
7 Temmuz 2015 04:19   |   Mesaj #9   |   
Safi - avatarı
SMD MsXTeam
Ankara
2054
5.455 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 06-06-2015
VERGİ a.
1. Devlet hâzinesini güçlendirmek, kamu hizmetlerinde harcanmak üzere hükümetin ya da yerel yönetimlerin yasalara uygun olarak doğrudan doğruya ya da kimi mal ve hizmetlerin fiyatlarına ekleyerek dolaylı yoldan kişi ya da topluluklardan topladığı para. (Bk. ansikl. böl.)
2. Vergiye bağlamak, bir kimse ya da şeyden vergi almak; vergilendirmek; bir yerden bir kimseden yasal olmayan yollardan para almak, haraç almak: Eşkıya çevredeki köyleri vergiye bağlamıştı. || Tanrı vergisi, bir kimsenin doğuştan sahip olduğu iyi nitelik ya da yetenek.

—Huk. Vergi hukuku, vergilerin tarh, tahakkuk ve tahsilini düzenleyen kamu hukuku dalı.

—Kamu mal. Vergi yükünün aktarılması, ödenen verginin yükümlü tarafından başkalarına geçirilmesi, yüklenmesi. (Vergi yansıması olayının gerçekleşmesinde ilk vurgu etkisinden sonra ikinci aşama bu verginin başkasına aktarılmasıdır Aktarma sonucunda vergiyi yüklenen kişi de aynı vergiyi başkalarına aktarma olanağı bulabilir Böylece verginin birkaç kez aktarılması ile verginin yayılma etkisi doğmuş olur.)

—Verg. huk. Vergi alacağı, vergi alacaklısının (devlet ya da yerel yönetimler), vergi borçlusunu (yükümlü) kendisine bir ödemede bulunmaya zorlama hakkından doğan alacak. || Vergi azaltıcı düzeltme, vergi matrahında, özel bazı öğeler dikkate alınarak yapılan ve ödenecek verginin azaltılmasına yol açan düzeltme. || Vergi bağışıklığı, belirli kişi ya da grupların, kendileri için doğması gereken vergi yükümlülüğünün kısmen ya da tamamen ya da geçici olarak dışında tutulması. || Vergi baskısı, devletçe alınan vergilerin, gayrı- safi yurtiçi hâsılaya -yüzde olarak belirtilen oranı ya da yükümlülere (bireyler ya da işletmeler) yüklenen vergi yükü. || Vergi dairesi, il ve ilçelerde vergilerin tarhı, tahakkuku ve tahsili için bir müdür ve birkaç müdür yardımcısının yönetiminde işler gören Maliye ve gümrük bakanlığı teşkilatına bağlı kuruluş. || Vergi denetimi, vergi yasalarına göre, ödenmesi gereken vergiyi ödemeyen yükümlülerin ortaya çıkarılıp vergi kayıplarının önlenmesi ve vergilemeye ilişkin kurallara uyma alışkanlığının yayılması amacıyla yapılan işlemler. (Bk. ansikl. böl.) || Vergi dışı bırakmak, vergiye tabi bir ürün ya da bir maddeyi vergisiz hale getirmek ya da vergisinin bir bölümünü indirmek. (Havaalanlarında satılan alkollü içkiler, sigaralar, parfümler vb. gibi.) || Vergi hatası, dolaysız bir verginin, vergi idaresi, yükümlü ya da vergi sorumlusu tarafından hesaplanmasında ya da vergilendirmesinde yapılan yanlış işlem. (Vergi hatası, hesaplama işlemlerinde yapılan hesap yanlışları olabileceği gibi, bir verginin asıl borçlusu yerine bir başkasından ya da vergiye tabi olmayan ya da bağışıklık sahibi bir kişiden alınması, belli bir dönemde aynı matrah üzerinden birden çok vergi istenmesi vb. gibi vergilendirme yanılgılarından da kaynaklanabilir. Vergi hataları, vergi davası konusu yapılmadan idari yoldan düzeltilebilir.) || Vergi hukuku, kamu hukukunun bir dalı olup, vergi ve resimlerin hukuksal temellerini inceleyen, vergi ilişkilerinden doğan hak ve ödevleri belirleyen ve bunların yasalarla korunmasını düzenleyen kurallar bütün. || Vergi iadesi, ekonomik, sosyal vb. nedenlerle üretici ya da tüketici tarafından, üretim ve tüketim ilişkileri içinde, daha önce ödenmiş olan vergilerin tümünün ya da bir bölümünün yükümlüye geri verilmesi. (2 şubat 1984 tarih ve 2978 sayılı Vergi iadesi hakkında kanun’a göre, tam yükümlülüğe bağlı olarak ücret geliri elde edenler; ticari, zirai ya da mesleki kazançları nedeniyle gelir vergisine tabi olan yükümlüler; emekli, maluliyet, dul ve yetim maaşı alanlar ile bunların eş, çocuk ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler; kamu idare ve müesseseleri, gerçek usulde vergilendirilen gelir vergisi yükümlüleri ve kurumlar vergisi yükümlüleri, yasada belirtilen mal ve hizmet alanlarında vergi iadesine tabi tutulur) || Vergi idaresi, çalışanları ve büroları ile vergi tahsiliyle görevli örgüt; vergi mevzuatı ve uygulaması, tarh ve tahsilde uygulanan teknik yöntemler, vergi denetimi ile ilgili yönetim işlerinin tümü. (Vergi idaresinin başlıca işlevi, yükümlülerin saptanması, beyannamelerin kabulü, vergi incelemeleri, vergi anlaşmazlıklarının idare içinde çözümü, vergi tahsili, vergi kaçakçılığının önlenmesi, vergi cezalarının tahsili vb. işlemlerdir.) || Vergi ikametgâhı, vergi yükümlüsüne vergi bildirimlerinin yapıldığı yer. (Vergi ikametgâhı, ya yükümlünün başlıca oturma yeri ya da onun iktisadi etkinliklerinin merkezini oluşturan yerdir.) || Vergi incelemesi, defterlere, hesap ve belgelere dayanılarak, ödenmesi gereken verginin gerçeğe uygunluğunun araştırılması. || Vergi indirimi, vergiye tabi bir ürün ya da maddenin vergisini tümüyle ya da bir bölümüyle indirmek. || Vergi indiriminde dekont sistemi, gelir vergisinde en az geçim indiriminin matrahtan değil de vergiden indirilmesi. (Türk vergi sisteminde, 30 aralık 1967 tarih ve 980 sayılı yasayla yükümlünün medeni hali ve aile durumuna göre en az geçim indirimi ve buna ek olarak ücretlilerde özel indirim kabul edilmiştir. Ancak, bu indirim gelir vergisi matrahından yapılmayıp, gelirin toplam vergisi hesaplandıktan sonra en az geçim indirimine denk düşen vergi hesaplanarak toplam vergiden indirilmekteydi. Günümüzde bu uygulama kaldırılmıştır.) || Vergi konusunun birkaç kez vergilendirilmesi, vergilenebilir maddeyi birçok durumlarda, birçok noktalarda vergiye tabi tutma. (Ya- yılı muamele vergilerinde olduğu gibi.) || Vergi soruşturması, vergi matrahının denetlenmesi. || Vergi teşvik önlemleri, özel kesim yatırımlarını vergi yoluyla özendirici araçlar. (Bu önlemlerin vfergi yükünü azaltma yoluyla yatırıma ayrılacak fonları artırmak ve yatırımların istenilen alanlara kaymasını sağlamak gibi iki önemli işlevi vardır.) || Vergi usul kanunu, bütün dolaysız vergilere ilişkin hükümleri kapsayarak türk vergi sistemini usul bakımından düzenleyen yasa. (Vergi usul kanunu ilk kez 1950'de yürürlüğe girdi. 4 ocak 1961 tarih ve 213 sayılı yasayla yeniden düzenlendi.) || Vergi yükümlülüğü, herkesin ortak bir kamu harcamasına, özellikle devlet harcamaları ya da kamu kuruluşları, yerel yönetimler harcamalarına katılması. (Günümüzde yükümlülük ve vergi arasında fazla bir ayrım yapılmaz. Eski dönemlerde, vergi, özellikle Batı ülkelerinde derebeyi ya da krala esirler tarafından zorunlu olarak ödenirdi; özgür vatandaşlarsa gönüllü olarak bir tür armağan ya da yardım biçiminde vergi verirlerdi. Zamanla devletin egemenlik haklarının gelişmesiyle vergi de zora dayanan bir yükümlülük biçimine dönüştü.) || Verginin kapi- talizasyonu, bir taşınmaz mal üzerindeki verginin kaldırılması ya da indirilmesi nedeniyle o taşınmazın sermaye değerinin artması. (Bu durumda, mal sahibi malını satacak olursa, vergi indirimi tutarının kapitalizasyonuna karşılık gelen bir artı değer elde edilebilir) || Verginin nesnelliği, yükümlünün kişisel durumlarını, sübjektif öğeleri dikkate almaksızın matrahı vergilendiren sistem. (Karşıtı verginin şahsiliğidir.) || Verginin orantılılığı, vergi matrahının tutarı ne olursa olsun, matraha uygulanan vergi tarifesinin onunla orantılı olduğu sistem. || Verginin terkini, verginin kaldınlması, silinmesi, (\fergi usul k.'na göre, yangın, yer sarsıntısı, yer kayması, su basması, kuraklık, don, zararlı hayvanlar ve daha başka afetler yüzünden varlıklarının en az üçte birini yitirenlerin bu afetlerden zarar gören gelir kaynakları ile ilgili vergi borçları ve cezaları, Maliye bakanlığınca -zararla orantılı olmak üzere- tümüyle ya da bir bölümüyle terkin olunur.) || Verginin vurgu etkisi, yeni konan ya da oranı yükseltilen bir verginin yükümlü üzerinde yaptığı ilk olumsuz etki. (Bu olumsuz etki, yükümlüyü, ödediği vergiyi başkalarına aktarma çareleri aramaya iter. Verginin vurgu etkisi, aktarma yapılmışsa, yeni yüklenenler için sözkonusu olabilir.) || Vergiyi doğuran olay, vergi yasalarına göre vergi borcunun ortaya çıkması için gerekli olan olay. (Gelir vergisinde gelirin elde edilmesi; kurumlar vergisinde, şirketin kâr sağlaması; gümrük vergisinde, malın gümrükte tescil edilmesi; katma değer vergisinde, malın teslimi ya da bir hizmetin yapılması gibi.) || Vergiyi paylaştırmak, bir vergiyi yükümlüler arasında paylaştırarak almak. || Gelir vergisi, bir aktif varlığın zilyetliği (menkul kıymetler üzerinden gelir vergisi) ya da bir mesleğin yapılması (sınai, ticari, tarımsal vb. kârlar üzerinden kazanç vergisi) dolayısıyla elde edilen düzenli gelirlerden alınan vergi. || Kişisel gelir vergisi, gerçek kişilerin bir yıl içinde elde ettikleri irat ve kazançlarının toplamı üzerinden alınan sübjektif ve dolaysız vergi. || Mülkiyet vergileri, gerçek ve tüzel kişilerden, çeşitli iktisadi varlıklara sahip olmalarından dolayı alınan vergiler. Bina vergisi, arazi vergisi, motorlu taşıtlar vergisi gibi. (Mülkiyet vergileri, servet üzerinden alınan ve servet transferlerinden alınan vergiler olarak ikiye ayrılır Servetten alınan vergiler de, vergi yükü bakımından, gerçek servet vergileri ve nominal servet vergileri olarak ikiye ayrılır. Gerçek servet vergilerinde, vergi, ödeme gücünü gösterdiği kabul edilen servetin bir parçasını alacak bir biçimde ve genellikle olağanüstü durumlarda bir kereye özgü olmak üzere tahsil edilir, [varlık vergisi gibi]. Nominal servet vergilerinde, vergi, serveti değil, gelirin bir bölümünü alacak ya da sahibinin normal gelirlerinden karşılanacak bir biçimde düzenlenir [bina vergisi gibi]. Servet transferlerinden alınan vergiler ise, taşınır ve taşınmaz malların ivazsız olarak devri nedeniyle değerleri üzerinden alınan vergilerdir [veraset ve intikal vergisi gibi].) || Sermaye kazançları vergisi, bir kimsenin sahip olduğu sermaye malları, toprak vb. değerlerin satın alındıkları tarihten bir süre sonra daha yüksek bir fiyatla satılmasından doğan kazançları üzerinden alınan vergi.

♦ ilg. Bir kimseye vergi, ona özgü, mahsus; Sanatçılara vergi özellikler.

—ANSİKL. Türkiye'de, OsmanlIlar döneminde vergi sistemi şeri vergiler (tekâlifi şeriye) ve örfi vergiler (tekâlifi örfiye) olmak üzere iki temel gruba ayrılmıştı. Din kurallarına göre hazırlanan ve zekât, aşar, haraç ve cizyeden oluşan şeri vergilerin en önemlisi, devlet gelirlerinin yaklaşık üçte birini karşılayan aşardı. Mültezimler aracılığıyla toplanan bu vergi, tarım ürünlerinden onda bir oranında alınmakla birlikte, bazen bu oran yüzde elliye kadar varıyordu. Başlangıçta devletin olağanüstü giderlerini karşılamak için padişahın emirleriyle konulan ve geçici olmaları gereken örfi vergiler ise zamanla sürekli bir duruma gelmişti. Şeri ve örfi vergilerden ayrı olarak tımar, zeamet ve has sahipleri topraklarında çalışan çiftçilerin ürünlerinden belli bir oranda pay alırlardı. Öte yandan, tekel niteliğindeki bazı tüketim vergilerinin toplanması da OsmanlI devletine borç vermiş olan yabancıların alacaklarına karşılık olmak üzere Düyunu umumiye ida- resi'ne bırakılmıştı. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, ülkenin iktisat politikasını saptamak üzere 1923’te toplanan İzmir iktisat kongresi'nde izlenecek vergi politikasının da ana hatları ortaya çıktı. Nitekim, bu kongrede alınan kararlar doğrultusunda, şubat 1925’te aşar kaldırılarak, vergi sisteminde önemli bir değişiklik yapıldı. Ancak, aşarın kaldırılmasıyla devlet gelirleri de büyük ölçüde düştü. Bunu önlemek amacıyla, ağnam ve yol vergileri oranı artırıldı, arazi ve bina vergilerine ait tahrir değerleri yükseltildi, ayrıca, denizyolları ve demiryollan ile piyasaya sürülen tarım ürünlerine dolaylı bir vergi konuldu. Bu dönemde, 1914'te yürürlüğe giren ve sanayi ve ticaret kesimini vergilendiren temettü vergisinin kaldırılarak yerine kazanç vergisinin konulması ikinci önemli bir vergi değişikliği oldu. 1926’ da, satışları vergilendiren umumi istihlak vergisi ile hizmetleri vergilendiren hususi istihlak vergisi konuldu. Ancak, uygulamada başarılı olunamayan umumi istihlak vergisi 1927'de kaldırılarak onun yerine muamele vergisi getirildi. 1931'de arazi vergisi yeniden düzenlenirken, aynı yıl eski Müsakkafat vergisi kanunu’nun yerine yeni Bina vergisi kanunu çıkarıldı ve bu yasada safi irat esası benimsendi. Bu dönemin önemli yeniliklerinden biri de taşınmazların bağışlanmasında ve mirasçılara intikalinde alınan tescil harcının, 1926'da kabul edilen bir yasayla veraset ve intikal vergisine dönüştürülerek servet transferlerinde önemli bir adım atılması oldu. Türkiye'de, Lozan antlaşmasının getirdiği yükümlülükler gereği, 1929'a kadar 4e- ğiştirelemeyerek 1916 düzeyinde tutulmak zorunda kalınan gümrük vergileri, ancak bu tarihte çıkartılan bir gümrük kanunu ile yeniden düzenlendi. Bu gümrük yasası spesifik bir gümrük tarifesi kurdu ve bu tarifenin uygulanmasıyla yerli sanayiyi koruyucu bir gümrük politikası izlenmeye başlandı. 1929 dünya iktisadi bunalımının Türkiye’yi de etkisi, altına alması' üzerine kamu gelirlerini artırmak amacıyla 1931’ de iktisadi buhran vergisi, 1932’de muvazene vergisi, 1935'te Hava kuvvetleri’ne yardım vergisi konularak hizmetlilerin kazanç vergisini artırmaya yönelik bir uygulama başlatıldı.
1933-1938 yıllarını kapsayan savaş öncesi dönemde, kazanç vergisi yeniden düzenlendi. 1934'te çıkartılan yeni kazanç vergisi yasası iki önemli yenilik getirdi; kaynakta tevkif (stopaj) yönteminin yaygın bir biçimde uygulamaya sokulması ve bugünkü hesap uzmanlığının çekirdeğini oluşturan Hesap mütehassıslığı kurumu' nun oluşturulması. Aynı yıl, iktisadi buhran vergisinin kapsamına hizmetliler’dışında sınai ve ticari kazanç sahipleri de alındı. 1936’da bina, arazi ve buhran vergileri il özel idarelerine bırakıldı, bina ve arazi değerleri aynı yıl yapılan bir sayımla yeniden değerlendirildi.
1939-1945 yıllarını kapsayan savaş yılları döneminde yürürlüğe giren iki önemli vergi 1941'de kabul edilen toprak mahsulleri vergisi ile 1942’de kabul edilen varlık vergisi oldu. Bazı tarım ürünlerinden nakdi, bazılarından ise ayni olarak alınan toprak mahsulleri vergisi, bir anlamda aşarın geri getirilmesi olarak kabul edilerek sert tepkilere yol açtı ve uygulamada da başarısız olunca 1944’te kaldırıldı. Savaş döneminde spekülasyon ve karaborsa yoluyla aşırı kazançlar elde eden ticaret kesiminin vergilendirilmesi amacıyla konulan varlık vergisi, uygulamada özellikle azınlıklara yönelik olarak büyük haksızlık ve eşitsizlikler yaratması nedeniyle iç ve dış tepkilere yol açtı ve 1943'te kaldırıldı. Savaş yılları döneminde sayım, muamele ve gümrük vergileriyle tütün ve alkollü içkilerden alınan vergilere zam yapıldı.
Türk vergi sistemi, savaşı izleyen 1946 -1949 döneminde reform olarak nitelendirilebilecek önemli değişiklikler geçirdi. Bu döneme kadar uygulanmakta olan kazanç vergisinin gelir sağlama kapasitesinin yetersiz olması, vergi adaletini zedelemesi, uygulamada güçlükler doğurması vb. nedeniyle 1949'da yapılan bir değişiklikle bu vergi kaldırıldı ve yerine gelir, kurumlar ve esnaf vergileri kabul edildi; bunun yanı sıra vergileme yöntemlerini düzenleyen Vergi usul kanunu çıkartıldı. Gelir vergisinin vergilemede şahsilik ilkesini getirmesi, gelirin gerçek tutarını kapsayabilmesi, müterakkiliği etkin bir biçimde uygulamaya sokması türk vergi sisteminde önemli bir aşama oluşturdu. Bu dönemde vergi yasalarında yapılan öteki değişiklikler de, dışalım mallarından ağırlık üzerinden alınan istihlak vergisinin kaldırılması, muamele vergilerinin kapsamının daraltılması, kahve ve çakmağın devlet tekeli dışında bırakılmasıdır.
1950-1960 yıllarını kapsayan dönemde türk vergi sisteminde şu değişiklikler yapıldı: küçük işletmelere uygulanmakta olan esnaf vergisi kaldırılarak (1955), yüksek gelirli esnaf gelir vergisi kapsamına alındı ve gelir vergisi tarifesi yeniden düzenlendi (1958); 1956’da kabul edilen Gider vergileri kanunu ile gider vergileri içindeki eski muamele vergisinin yerini istihsal vergisi ve hizmet vergisi aldı, aynı yıl yürürlüğe giren Gümrük kanunu ile spesifik matrahtan ad valorem esasına geçildi ve yeni gümrük tarife cetvelleri düzenlendi. Yine 1956'da Amme alacakları tahsili usulü hakkında kanun yürürlüğe girdi; 1957'de bir tür kısmi servet vergisi niteliğinde olan hususi otomobil vergisi konuldu; 1959’da veraset ve intikal vergisinde bağışıklık sınırları ve tarife yeniden düzenlendi; bu dönemde dolaylı vergilerde de geniş kapsamlı düzenlemeler yapıldı.
27 Mayıs 1960 devrimi'nden sonra başlayan planlı dönemde, türk vergi sistemi köklü değişikliklere uğradı. 1960 yılının sonunda 192 ve 193 sayılı yasalarla Kurumlar vergisi'nin oranı yükseltildi. Gelir vergisi tarifesi yeniden düzenlenerek, bu vergideki belirli istisna ve bağışıklıklar daraltıldı, tarım gelirleri vergi kapsamına alındı ve vergi denetim aracı olarak da servet beyanı esası getirildi. Aynı yıl, 213 sayılı yasa'yla Vergi usul kanunu yeniden düzenlenirken, 210 sayılı yasa’yla Gider vergisi kanunu'na vergileri ağırlaştırılacak hükümler konuldu. Arazi ve bina vergileri matrahlarına uygulanacak katsayılar yükseltildi. Ancak vergi gelirlerini artırmak için alınan bu önlemler önemli eleştirilere uğrayınca, vergi alanındaki bu ağırlaştırıcı önlemler kısa bir süre sonra yumuşatıl-, dı. Bu arada, İngiliz Profesör N. Kaldor Türkiye’ye çağrılarak vergi reformu konusunda bir rapor hazırlaması istendi. Kal- dor'un hazırladığı raporda, tarım arazisinin potansiyel ürünü üzerinden vergilendirilmesi önerilerek, böyle bir verginin, hem üretimi artıracağı, hem de yatırımları hızlandıracağı ileri sürülüyordu. Ayrıca, alman maliyecilerden Profesör G. Schmöl- ders ile Profesör R Senf ve İstanbul'da yerli uzmanlardan kurulu Vergi reformu komisyonu da, hazırladıkları raporlarda özel sermaye birikimini hızlandırıcı nitelikte vergiler konulması konusunda öneriler getirdiler. 1963’te, 402 sayılı yasa’yla yatırım indirimi sistemi getirilirken, aynı yasayla esnaf ve küçük çiftçi bağışıklıklarının sınırları genişletildi. Aynı yıl, dışsatımda vergi iadesi kabul edildi. 1964'te ise, vergilerin ilan edilmesi ilkesi benimsendi. 1970’te, Finansman kanunu içinde yer alan bir dizi vergi çıkarıldı: taşıt alım vergisi, işletme vergisi, gayrimenkul kıymet artışı vergisi, spor-toto vergisi, bina vergisi ve emlak vergisi (ancak 1972’de uygulamaya konuldu). Bu tarihte Emlak vergisi kanunu ile beyan esasına geçilirken, 1837 sayılı Bina ve 1833 sayılı Arazi vergisi kanunları yürürlükten kaldırıldı. Finansman amacıyla çıkartılan bu vergiler, 1970'li yılların ikinci yarısında yükselen enflasyon ve kamu harcamalarının giderek artması nedeniyle yetersiz kalınca yeniden reform arayışları başladı. Ancak, hazırlanan tasarılar 1980 yılı sonunda uygulamaya konulabildi. 1980’de gelir vergisi oranının °/o 40'tan başlatılmasına karar verildi (bu oran 1985' te % 25’e düşürüldü). 1982’de “hayat standardı esası" adıyla yeni bir uygulama başlatıldı. Vergi hâsılatının düşüklüğü ve denetimin yetersizliği nedeniyle başvurulan bu yöntemle, gerçek usulde gelir vergisine tabi olan ticari, tarımsal ve mesleki kazanç sahiplerinin zarar etseler bile belli bir oranda vergi vermeleri zorunluluğu getirildi. 1983'te, kendini daha çok hissettiren vergi gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle vergi idaresi kamu gelirlerinde önemli bir artış sağlamak ve birikmiş vergi ihtilaflarını ortadan kaldırmak üzere 2801 sayılı "Bazı kamu alacaklarının özel uzlaşma yolu ile tahsili hakkında kanun” adıyla bir af yasası çıkardı. 1984’te, 3065 sayılı Katma değer vergisi kanunu çıkartılarak, harcamalar üzerindeki sekiz vergi kaldırıldı, böylece daha yaygın bir harcama vergisi sistemine geçildi. Aynı yıl 3074 sayılı akaryakıt tüketim vergisi konuldu.

• Verginin konusu. Verginin temelinde, kamu idareleri harcamalarının finansmanı zorunluluğu yatar. Gerçi kamu idareleri her zaman kendilerine, özel kişilerle aynı koşullar içinde, bazı gelir kaynakları bulmuşlardır (devlet mülklerinin ya da sanayi işletmelerinin gelirleri, sunulan hizmetlerin karşılığı, istikrazlar vb.). Ancak, kamu idarelerine düşen görevler çoğalıp çeşitlendikten sonra bu gelirler yapısal olarak yetersiz kalmaya başladı. Muvazzaf orduları beslemek, görevleri durmadan çeşitlenen bir yönetimin gereksinimlerini karşılamak, toplumsal yatırımlara girişmek (yollar, okullar vb.) için çağdaş devletler, toplumdan, doğrudan bir karşılığı olmayan ve yükümlülerin ancak kapasiteleri ölçüsünde ödedikleri bazı paralar tahsil etmek zorunda kaldılar. Başlangıçta geçici nitelikte olan ve devletin başka gelir kaynaklarını pekiştirmek amacıyla tahsil edilen bu paralar, çok geçmeden sürekli olarak alınmaya başlandı. Öte yandan, kamu idareleri giderlerinin durmaksızın artması, vergi tahsilatından giderek daha çok randıman alınmasını zorunlu kılıyordu. Bunun ilk sonucu vergi kaynaklarının artırılması zorunluluğu oldu ve bu da vergilerin çoğalıp çeşitlenmesine yol açtı. Nitekim, bütün çağdaş devletlerde vergiler pek çok ve çeşitlidir; böylece birbirlerinin sakıncalarını karşılıklı olarak giderir ve bir vergi sistemi oluştururlar Vergi hâsılatının artırılması gereği, ikinci olarak, vergi tarhının devletlerin iktisadi ve sosyal siyasetinin temel bir öğesi durumuna gelmesi sonucunu doğurdu. Gerçekten de, vergi tarhı, toplumsal servetin ancak marjinal bir bölümünü ilgilendirdiği sürece göreli olarak tarafsız kalabilir. Gerçi bir verginin seçimi ve alınma koşulları tümüyle tarafsız olamaz, çünkü yükümlünün etkileniş biçimini belirler ve ne tür malın ya da servetin vergi kapsamı içine alınacağını saptar, ama sözkonusu durumda yine de tarhiyatın toplumun işleyişi üstündeki yankıları asgari ölçüdedir. Örneğin, Fransa'da kapı ve pencerelerden alınan vergi, mimari biçimi üzerinde etkili olmakla birlikte, içinde yer aldığı vergi sistemi, devlete, vergi tarhiyatı yoluyla servetlerin tahsis ve dağılımında belirleyici bir rol oynamak olanağı vermiyordu: demek ki, sözkonusu verginin alımı yalnızca mali bir amaç taşıyordu. Günümüzde ise, vergi alımları toplumsal servetin büyük bir bölümünü (dörtte birini ya da üçte birini) kapsar ve bu nedenle alınış biçimleri iktisadi karar birimlerinin davranışları üzerinde genellikle kesin bir etki yapar. Öyleyse, verginin mali amacı temel olmakla birlikte, onun tek amacı değildir; başka birçok ekonomik ve sosyal amaçlarla uyumlandırılması gerekir.

• Verginin matrahı. Toplumun serveti, ilk önce çeşitli üretim etmenlerine yapılan ödemelerin toplamı olarak düşünülebilir. Yasa yapıcı, vergi matrahını bu ödemeler akımı içinde görecek olursa, koyduğu vergiye gelir vergisi denir. Bu tür vergi, duruma göre, emeği (ücretler, maaşlar), sermaye gelirlerini (kiralar, rantlar, taşınmazların gelirleri), işletmelerin kazançlarını (sınai ve ticari kârlar) ya da artı değerleri etkiler. Bütün bu durumlarda, verginin hedefi gerçek kişilerin (gelir vergisi) ya da tüzel kişilerin (kurumlar vergisi) servetidir.
Servet, ikinci olarak, yıl içinde yaratılan ve piyasada alınıp satılan mal ve hizmetlerin akımı olarak görülebilir. Yasa yapıcı, verginin matrahını bu akımlarda görecek olursa, koyduğu vergi, gider vergisi adını alır. Çünkü, gerçekleştirilen alım ve satımların tümü, mal ve hikmetler edinilmesine yönelik gelir ya da sermaye kullanımlarına tekabül eder. Demek oluyor ki, alım ve satım işlemleri ister tüketime, ister yatırıma yönelik olsun, bazı harcamaları temsil eder. Bu durumda vergi, duruma göre, ya gerçekleştirilen toplam iş hacmini (KDV ve daha genel olarak muamele vergisi) ya da bazı özel harcamaları (ivazlı intikal vergisi, gümrük vergisi, tüketim vergisi vb.) etkiler.
Nihayet, servet, statik görünüşü içinde (yani gelir akımları konsolide edilerek) ele alınabilir. Yasa yapıcı, verginin matrahını konsolide gelirlerde görecek olursa, sermaye üzerine vergi koyuyor demektir. Bu durumda vergi doğrudan doğruya malvarlığının zilyetliğini (ister zamana bağlı, ister karşılıksız iktisap yoluyla) etkiler (veraset ve intikal vergisi, ivazsız intikal vergisi). ister sermayeden alınarak, ister sermayenin gelirleriyle, İster yükümlünün başka gelir kaynaklarıyla (maaş, emekli aylığı vb.) ödensin, vergi belli bir malın zilyetliğini (örneğin taşınmaz mallar için emlak vergisi) ya da daha genel olarak, bir malvarlığının tümünü (servet üzerinden yıllık vergi) etkilediği zaman, bir sermaye vergisi sözkonusu demektir.
Randıman bakımından en kârlı vergiler, gider vergileridir: son derece kapsamlı bir matrah (alım satımların tümü) üzerine oturtulan bu vergiler, bütün yıl boyunca önemli ve düzenli girdiler sağlar (oranları düşürülse bile). Ayrıca, gider vergilerinin tahsil harcamaları da genellikle düşüktür, çünkü tahsildarlık rolünü bizzat verginin ödeyicisi oynar (örneğin tüccar KDV'yi müşterilerinden kendisi toplayıp kendisi yatırır). Nihayet, yükümlülerine kaçış yolu bırakmayan (çünkü yükümlü beslenmek, giyinmek, barınmak vb. zorundadır) gider vergileri, genellikle pek farkına varılmayan ve az külfetli vergilerdir. (Nitekim, yükümlülerin çoğu, hiç farkında olmadan, her yıl KDV olarak ödediklerinden çok daha az miktarda gider vergisi öderler.)
Buna karşılık, vergi adaleti bakımından gelir ya da sermaye vergileri genellikle gider vergisine oranla daha tercihe değer görünürler. Bu vergiler, her vergi yükümlüsünün gerçek yükümlülük kapasitesine uydurulacak biçimde şahsileştirilebilir Artan oranlı olan bu vergiler, vergi konusu olan şeyi daha az zorunlu olduğu ölçüde daha ağır bir biçimde etkiler. Gider vergisi ise, aksine, herkes için aynıdır ve az gelirli yükümlüleri nispeten daha ağır bir biçimde etkiler; çünkü bu yükümlüler, tüm gelir kaynaklarını yaşamlarını sürdürmek için harcamak ve üstelik de en zorunlu gereksinim maddelerine ayırmak zorundadırlar.
Ama, gelirlerin gerçek miktarı üzerinden değil de, ancak vergi dairesince bilinen miktarı üzerinden alınan gelir ve sermaye vergileri, kaçakçılığa daha elverişlidirler. Bu sakınca eşitsizliklere yol açar ve vergi oranı gelir kaynaklarını saklamak olanağına sahip olmayan yükümlüler zararına yükseldiği ölçüde bu eşitsizlikler de artar. Gider vergilerinin yararına belirtilebilecek bir nokta da şudur ki, bunların değişik oranlarda olması, bu tür vergilerin adaletsizliğini bir ölçüde hafifletir.

• Analitik ve sentetik vergiler. Vergi matrahı yukarıdaki verilere göre şu ya da bu biçimde bir kere belirlendikten sonra, sıra onun alınış biçiminin seçilmesine gelir. Bu bakımdan iki büyük teknik kullanılır.
Vergi ya analitik olur ve her gelir (emek geliri -ücret ile sermaye geliri-kâr- arasında bu yoldan bir ayrım yapılabilir) ve gider kategorisini ve her malvarlığını ayrı ayrı etkiler ya da sentetik olur ve vergiye bağlı şeyin tümünü kapsar.
Gelir vergisi konusunda çağdaş devletler artık analitik (sedüler) vergileri bir yana bırakarak sentetik (üniter) vergiyi benimsemiş bulunmaktadırlar. Gerçekten de, ancak sedüllerin (ücret, tarımsal kârlar, taşınabilir sermaye gelirleri, sınai ve ticari kârlar) toplamını etkileyen genel gelir vergisi, vergi adaletinin gereklerini yerine getirebilecek artan oranlı bir baremin uygulanmasına elverişlidir.
Gider ya da sermaye vergisi konusunda ise, aksine, bu iki teknik birlikte kullanılır; çünkü, sentetik vergiler daha kolay tahsil edilebilir ve daha yüksek randımanlı olmakla birlikte, analitik vergilerin de göz ardı edilemeyecek birçok avantajları vardır. Bu tür vergiler, ilk olarak, örneğin aşırı derecede pahalı mallar satın almayı ya da bunlara sahip olmayı daha ağır bir biçimde vergilendirerek bu konuda bir ayrım yapmayı olanaklı kılar, ikinci olarak, devlete yalnızca vergisel olmayan amaçlar gütmek olanağını sağlar; örneğin, halk sağlığını korumak kaygısıyla alkollü içkiler ya da sigara üzerine vergi konulabilir; iç piyasanın korunması kaygısıyla gümrük vergileri alınabilir vb. Üçüncü olarak, analitik vergiler vergi makamlarınca, çoğu kez, farklı piyasaların denetlenmesi ve başka vergilerin alınmasında yararlanılabilecek bazı bilgilerin toplanması amacıyla kullanılabilir (örneğin, taşınmaz mallar piyasasını denetlemeyi ve servet durumlarını değerlendirmeyi sağlayan veraset ve intikal vergisi). Bu düşünceler, analitik vergilerin hâlâ varlığını sürdürmesinin nedenini açıklar. Gerçekten de, KDV (gider üzerinden), büyük servetlerden alınan vergiler ve veraset vergisi (sermaye üzerinden) gibi sentetik vergilerin yanı sıra, gerek gider (petrol ürünleri tüketim vergisi, alkollü içkiler vergisi, ivazsız intikal vergisi), gerekse sermaye üzerinden günümüzde de analitik vergiler alınmaktadır.

• Vergi esaslarının takdiri. Vergi idaresi, verginin takdirinde belirtilerin değerlendirilmesi yöntemine başvurulabilir. Bu, vergiye bağlı şeyi açıkça gösterdiği kabul edilen birtakım dış belirtilere dayanarak vergiyi takdir etmek demektir. Gelişmiş ülkelerde artık bırakılmış olan bu yöntem ancak geçici bir biçimde, yükümlünün vergisini ödemekten kaçınması durumunda kullanılmaktadır. Gerçekten de, hesaba katılan belirtiler vergiye bağlı şeyin özünde içerilmiş bulunmadığından, bu yöntem fazlasıyla takribi ve kişisel sonuçlar doğurur. Bununla birlikte, daha az gelişmiş ülkelerde, vergi idaresi başka yola başvurmak olanağına sahip olmadığı için, sözkonusu yöntem hâlâ uygulanmaktadır (örneğin, gelirin hayvan sayısına göre vergilendirilmesi).
Daha dakik ve gerçeğe uygun bir başka yöntem de götürü vergilendirmedir. Bu vergilendirme yönteminde, vergiye bağlı şey birçok öğeye dayanılarak değerlendirilir ve bu öğeler vergiye bağlı şeyin özünde içerilmiş olduğundan onun miktarının yaklaşık olarak belirlenmesine olanak verir. Örneğin, bir tüccarın vergisi, gerçekleştirdiği iş hacmine (ciro), yaptığı alımlara ve stoklarının değerlendirilmesine vb. göre takdir edilin Ama, bu yöntem de sağlam bir vergi takdirine olanak vermez ve çoğu kez ortalamaya oranla performansı düşük yükümlülerin vergi esasları yüksek takdir edilirken, performansı yüksek yükümlülerin vergi esaslarının düşük takdir edilmesine yol açar. Bu sonuçlar vergi yükümlülerini performanslarını artırmaya özendirici bir rol oynasa bile, vergi adaletinin gereklerine ters düşmekten geri kalmaz. Bu nedenle, götürü vergilendirme yöntemi giderek ortadan kalkmaktadır. Bu tür vergi Türkiye'de ancak tarımsal kazançlar için, sınai, ticari ve serbest kazançlar konusunda da küçük yükümlüler ve ticari nitelikli kazançlar için uygulanmaktadır.
Yukarıdaki iki yöntemin yerini almaya doğru giden daha modern bir başka yöntem de beyanname yöntemidir. Bu yöntemde, vergi yükümlüsü, ödeyeceği verginin miktarını vergi dairesine bizzat bildirir ve gerektiğinde bildirim miktarının yeniden hesaplanmasına olanak sağlayacak öğeleri (muhasebe kayıtları, harcamalara ilişkin müsbit evrak vb.) saklar. Bu yöntem, takribi olmayan gerçek verilere göre vergilendirmeye yol açması bakımından, vergi samimiyetine ve adaletine daha uygundur. Ancak, bu yöntemin yaygın bir biçimde kullanılması bazen zorluklarla karşılaşabilir, çünkü bu yöntem çok gelişmiş ve gerekli denetimleri yapabilecek güçte bir vergi idaresine ve yükümlüler için de asgari bir yurttaşlık görevi duygusuna gerek gösterir.
Nihayet, bazı durumlarda vergi esasları, vergi dairesi tarafından tek yanlı olarak ve resen takdir edilebilir. Bu yöntem resen takdir ya da resen vergilendirme- Türkiye' de vergi matrahının tümüyle ya da bir bölümüyle saptanmasına olanak bulunmayan durumlarda bir yaptırım olarak uygulanmaktadır.

• Verginin tasfiyesi. Verginin tasfiyesi konusunda iki sorunla karşılaşılır: tarifenin saptanması sorunu ve tarifenin düzenlenmesi sorunu. Birinci konuda birbiri ardınca iki yöntem benimsendi. Bunlardan birincisi -pratikte bırakılmış olan bölüştürme yöntemi- vergi hâsılatını önceden belirleyip, sonra da bunun yükünü sorumlular arasında paylaştınr. İkincisi ise -yalnızca Fransa'da uygulanan paya göre vergilendirme yöntemi- aksine, vergiyi, vergiye bağlı şeyin bir bölümü üzerine koyar. (Örneğin, KDV’nin iş hacminin °/o 33'ü olarak alınması.) Tarifenin düzenlenmesine gelince, bu, aslında bir siyasi seçim sorunudur: vergi artan oranlı olabilir, aile bazında düzenlenebilir, vergiye bağlı şeylerin niteliğine göre bazı ayrıcalıklar gözetilebilir (sanat yapıtlarının, büyük servetlerden alınan vergiden bağışıklı tutulması gibi) vb. Nihayet, bir vergi sisteminin değeri, ne kadar iyi tasarlanmış olursa olsun, vergi idaresinin denetim gücüne bağlıdır.

• Vergi denetimi. Türkiye'de, Vergi usul kanunu'na göre, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, saptamak ve ödenmelerini sağlamak görev ve yetkisi hesap uzmanları ve yardımcıları, maliye müfettişleri ve yardımcıları, gelirler kontrolörleri ve stajyer gelirler kontrolörleri ile vergi dairesi müdürleri ve ilin en büyük mal memurlarına verilmiştir. Vergi denetimi yapmakla görevli olan bu kişiler, gerekli gördükleri durumlarda işletmeye ait iktisadi değerlerin fiili envanterinin yapılmasını isteyebilir ve incelemelerini beyannamelerde gösterilen konuları da kapsayacak bir biçimde genişletebilirler. Bu inceleme ve denetimler, yasalara göre defter ve hesap tutmak, evrak ve belgeleri saklamak ve istenildiğinde göstermek zorunda olan gerçek ve tüzel kişilere uygulanır. Denetim sırasında yasaya aykırı görülen hesap durumları bir tutanakla saptanır. Yükümlü bu tutanağı imzalamaktan kaçındığı takdirde, bu defter ve belgelere konuyla ilgili vergi ve cezalar kesinleşinceye kadar elkonur.

Kaynak: Büyük Larousse
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
İsim:
Mesaj:
Önceki Konu Sonraki Konu

Vergi Nedir? Konusuna Benzer Konular

Etiketler:
  • vergi ne demektir
  • vergi odemek nedir
  • vergiyi kim koyar
Vergi nedir, kaç çeşit vergi vardır?
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 38
Son Mesaj: 31 Mayıs 2015 20:28
Vergi İade - Vergi İadesi Doldurum Programı
Gönderen: vezül Forum: Arşive Kaldırılan Konular
Cevap: 2
Son Mesaj: 3 Temmuz 2013 10:50
Vergi nedir, kimlerden vergi alınır?
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 2
Son Mesaj: 28 Şubat 2013 10:33
Vergi Dilimi Nedir?
Gönderen: Mira Forum: X-Sözlük
Cevap: 0
Son Mesaj: 25 Şubat 2012 16:13
Vergi Nedir?
Gönderen: MaRCeLLCaT Forum: X-Sözlük
Cevap: 0
Son Mesaj: 26 Aralık 2007 14:15
Sayfa 0.322 saniyede 9 sorgu ile oluşturuldu