Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Hadisi Şerifler

Bu konu Hz. Muhammed forumunda Blue Blood tarafından 5 Şubat 2006 (16:01) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
175961 kez görüntülenmiş, 455 cevap yazılmış ve son mesaj 27 Temmuz 2012 (02:41) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 4.10  |  Oy Veren: 31      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 3 Nisan 2008, 12:04

günün hadisi şerifi

#411 (link)
bilgi
Ziyaretçi
bilgi - avatarı
Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :


Her ümmetin bir fitnesi - bir imtihan sebebi - vardır. Benim ümmetimin fitnesi de dünya malıdır.
Tirmizi, Zühd 26


mucibbs3
el Mücib (C.C.)

Kendisine dua edenlerin istediklerini veren

user_offline

Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :


İnsanoğlunun herbiri hatakardır. Ancak hatakarların en hayırlısı tevbekar olanlarıdır.
Tirmizi, Kıyamet 50; b. Mace, Zühd 30


rakibuo2
el Rakib (C.C.)

Bakıp gözeten ve kendisinden hiçbir şey gizlenemeyen
spacespacebottom.left.grey.roundspacebottom.right.grey.roundspacetop.left.grey.roundspacetop.right.grey.roundspacespacespace
Kur'an'dan Peygamber Duaları
Ya Rabbî! Beni de, neslimden çoğunu da namazı devamlı olarak ve gereğince kılan kullarından eyle Duamı, lütfen kabul buyur Ya Rabbi!
Hz.İbrahim (AS) Duası - İbrahim 40
Son Düzenleyen bilgi; 3 Nisan 2008 @ 12:04. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
Rapor Et
Reklam
Eski 31 Mayıs 2008, 02:50

Hadisi Şerifler

#412 (link)
bal gibi
arwen - avatarı
Namaz Kılmayana Şeytanın Cevabı


Eski zamanlarda arabistanda bir yolcu (Müslüman) tek başına çölde seyehat ediyormuş.Şeytan bu adamı kandırmak için insan kılığına girer ve adamın karşısına çıkar.
Şeytan
---Meraba arkadaş görüyorum ki tek başına yolculuk ediyosun istersen sana yolculuğun boyunca arkadaşlık ederim.Benimde yolum senin gittiğin yeredir der
Adam çok sevinir
---Tabi der hemen kabul eder.İnsan kılığındaki Şeytanın arkadaşlığını
Derken öğlen olur.İkindi olur Akşam olur sonunda gece olur.Şeytan ben senle arkadailık etmek istemiyorum der.
Adam
---Ne oldu bir kusurum mu oldu ki ben sana ne yaptımda arkadaşlık etmezsin bana der.
Şeytan cevap verir
---daha ne olacak ki ben sabahtan beri takip ediyorum sen hiçbir vakitte namaz kılmadın.Oysaki ben insan kılığında şeytanım seni kandırmak için senle arkadaşlık ediyodum.Baktım ki kandırmama gerek yok.Ben ALLAH’a bir kere secde etmedim isyan ettim ALLAH beni sonsuza dek lanetledi.Sen ise beş vaktin hiç birinde ALLAH’a secde etmedin yani günde beş kere ALLAH’a secde etmeyerek karşı geliyosun.Ben senin yanında birkez daha lanetlenirim diye ALLAH’tan korkarım senden arkadaşlık etmekten vazgeçiyorum.Senin durumun benden de kötü.

Görüyorsunuz ki namaz kılmayanla şeytan bile arkadaşlık etmiyo.Ondan kaçıyo.Şeytan imanlı insanlarla çok uğraşır onları ölünceye kadar kandırmaya çalışır.İmansız kimselerle uğraşmaya çalışmaz zaten acıncak durumdalar diye düşünür
Rapor Et
Eski 4 Temmuz 2008, 23:46

Hadisi Şerifler

#413 (link)
selcuktr61
Ziyaretçi
selcuktr61 - avatarı
begecefe6
Rapor Et
Eski 21 Temmuz 2008, 17:43

Hadisi Şerifler

#414 (link)
gökkuşağı
Ziyaretçi
gökkuşağı - avatarı
kuran_resim.thumbnailKuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş olursunuz. (Araf Suresi, 204)
Ayetteki ifadeden de anlaşılacağı gibi Kuran okunurken susup dinlemek, yalnızca güzel bir davranış şekli değil, aynı zamanda da Allah’ın farz kıldığı bir tavırdır. Ayetin devamındaki ifadeden de bu emre titizlik göstermenin müminlerin esirgenmesine vesile olacağı anlaşılmaktadır.
Kuran Allah’ın sözüdür. Bu nedenle, Allah’ın Zatına gösterilmesi gereken haşyet dolu saygının aynı şekilde Allah’ın sözüne karşı da gösterilmesi gerekir. Bu saygının ilk aşaması ise Allah’ın sözünü işittiğinde, susup o söze kulak vermektir. Kuran’a, Arapça olsun, Türkçe meali olsun ya da farklı bir dilde okunduğunda aynı saygının gösterilmesi şarttır.
Herkesin farklı işlerle uğraştığı bir ortamda haber vermeden Allah’ın ayetlerini okumak, insanların dalgınlıkla istemeden bu ayetin hükmüne girmesine sebep olabilir. Bu nedenle, gerekli saygı ortamını sağlamadan Allah’ın kelamını okumak uygun bir tavır olmaz.
Bazı kişiler, herkesin başka işlerle uğraştığı ve kimsenin dinlemediği halde arka planda, kasetten ya da radyodan sürekli Kuran okunması önemli bir ibadet ve takva alameti olarak görürler. Oysaki Kuran derin bir saygıyla, her kelimesi can kulağıyla dinlenilmesi, akılda tutulması, üzerinde düşünülüp öğüt alınması ve uyulması gereken “üstün ve şerefli” bir sözdür.
Rapor Et
Eski 27 Ağustos 2008, 18:37

Hadisi Şerifler

#415 (link)
nünü
Ziyaretçi
nünü - avatarı
Bir Demet Hadis Tahlili-1

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim, bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.”
(Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58)

Efendiler Efendisi aleyhissalatü vesselam, sahih hadis kitaplarında geçen bu sözleriyle müslümanlar arasındaki uhuvvete dikkat çekmektedir.
Bu kısa hadis, müminler için birbirinden önemli prensipler içermektedir.

1. Öncelikle bu hadis, müslümanların kardeş olduğunu haber verir. Tıpkı Cenâb-ı Hakk’ın Hucûrât Süresinin 10. ayetinde buyurduğu gibi. Bu kardeşlik Hak katından belirlenmiş ve hem bu dünyayı hem de ahireti içine alan güçlü bir kardeşliktir. Bir yerde hakiki kardeşliğin din kardeşliği olduğunu vurgulayan Efendimiz, burada da çok net bir şekilde müslümanları kardeş ilan etmektedir.

Bir başka yerde Fahr-i Alem Efendimiz, “Müslümanlar olarak birbirimizi kıskanmamak, hakir görmemek, birbirimize zulüm ve buğz etmemek, sırt çevirmemek, yalan söylememek” buyurarak bu kardeşliğin gerekleri üzerinde durmuştur.
O halde kardeşliğin gereği ne ise yerine getirmek gerekmektedir. Müslümanların aralarında bir kısım haklar terettüp etmekte ve herkes bu haklara riayette çok dikkatli olmak durumundadır. Mesela, müslümanın kardeşi bir yakınını kaybetmişse, onun cenazesine iştirak edecek baş sağlığı dileyecektir. Hasta ise ziyaretine gidecek, ona moral verecek ve varsa bir ihtiyacı görecektir.

Bir hadiste şöyle nakledilir. Hazreti Musa’ya ötede Cenâb-ı Hak nidâ eder: “...Yâ Musa, Ben hasta oldum, Beni ziyarete gelmedin...”, “Hâşâ, Sen nasıl hasta olursun Yâ Râbbi” diye cevap verir Hazreti Musa. Cenâb-ı Hak, “Benim kulum hasta oldu ama sen onu ziyarete gitmedin. Hasta kardeşini ziyaret etmen, Beni ziyaret etmendir...” meâlinde cevap verir.
Yine, kardeşi selam verdiğinde selamını almak, hapşırdığında “Yarhamükallah” diyerek dua etmek, nasihat istediğinde nasihat etmek gibi daha pekçok hususlarda mü’minin üstüne düşenler olduğu gibi kendi için istediğini kardeşi için de isteyebilmek gibi bir erdemlik kendisinden istenir. Bu da gerçek sevgi ile olabilir ki, bir hadislerinde Fahr-i Alem:
Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (kâmil manada) iman etmiş olmazsınız” buyurarak bu hususun önemini ifade etmişlerdir.

2. İkinci husus, bu kardeşliğin bir gereği olarak; müslüman, kardeşine zulmetmez, buyuruluyor. Yani, hakkına tecavüz etmez, onun canına, malına, namusuna asla el uzatmaz. Bu o kadar önemli bir mevzudur ki, Allah Rasûlü aleyhi ekmelüttahâyâ veda hutbesinde bunun üstüne basa basa “Müslümanların birbirlerine kanlarının, mallarının ve ırzlarının haram olduğunu” yani bu hususların korunma altında olduğunu bildirmiştir. Hiçbir müslüman bir diğer kardeşini bu hususlarda asla rencide edemez. Hakkına giremez. Hatta, haksız yere üzmek, tersleyip azarlamak suretiyle kalbini de kıramaz. Bir hadislerinde Efendimiz, “Eziyet veren, incitici bir bakışla bir müslümana işaret etmesi (bile), diğer müslüman için helâl olmaz” buyurarak işin ne kadar ince olduğunu haber vermektedir.

Evet, Efendimiz bir hadislerinde “müflis”i anlatırken, adeta ahirete dair bir manzarayı gözler önüne serer ve “Kişi, ötede namazından, orucundan, zekatından, haccından elde ettiği hasenatıyla, sevapları ile getirilir. Sonra, ona bağırmış, öbürüne küfretmiş, diğerine vurmuş, berikinin malını yemiş.. her birinin hakkını ödemek için kendi namazının, orucunun, zekatının, haccının sevabından hepsine verir. Borçlarını ödemeye çalışır. Nihayet yanındaki hasenatı biter de, borcu bitmez. Bu sefer, hakkına girdiği kimselerin günahlarını üzerine alır ve tepe taklak Cehennem’e yuvarlanır” buyururlar. “İşte, hakiki iflas sahibi budur” buyurulur. O halde, mü’min kimse kardeşinin can, mal, namus gibi ciddi değerlerine el uzatma bir tarafa haksız yere onu üzmeye bile çekinir.. çekinir de yaptığı haksızlıkların ötede karşısına çıkacağı endişesiyle tir tir titrer.

Hadiste devamla, müslüman kimse, müslüman kardeşini düşmana teslim etmez, buyuruluyor. Nasıl insan öz kardeşinin göz göre göre düşman tarafından teslim alınmasına, eza ve cefaya maruz kalmasına razı olamaz. Aynen öyle de, müslüman kardeşi için de aynı şekilde düşünüp ve hareket etmesi icap eder. Kardeşi eğer zalim kimselerin eline düşmüş ise, belalı insanlar ağına takımış ise, onu kurtarmanın bir yolunu bulur ve katiyyen onu başıboş bırakmaz. Taberânî, aynı hadise ziyade olarak “onu musibet ile başbaşa bırakmaz” şeklinde bir ifade rivayet eder. Bu ifade daha geneldir. Yani, kardeşinin başına gelen sıkıntı ne türden olursa olsun hep onun yanında olur. Efendimiz’in komşulukla alakalı ifade buyurdukları “Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” hadisleri bu konuyla tam bir paralellik arzetmektedir. Kardeşin, çile ve ızdırapta iken sen keyfemâyeşâ bir hayat süremez, gamsız gamsız dolaşamaz, hayatın kâmını çıkaramazsın. Onun derdine imkanın nisbetinde ortak olmalısın. Onu imtihanları, çile ve ızdırapları ile başbaşa bırakamaz, onu yalnızlığa terk edemezsin.

3. Hadiste, kim kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da asıl ihtiyaç anında, kıyamet günü onun bir ihtiyacını giderir, buyuruluyor. Bu insana müthiş bir motivasyon veriyor. Zira, verilecek mükafaat bu dünyada hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kadar kıymetli. Bu dünyada bile bir ağrıya müptela kimse, bir doktorun eliyle şifayâb olsa, o doktora karşı nasıl teşekkür edeceğini, ne ile mukabelede bulunacağını bilemez. Halbuki, bu dünyanın hiç bir müşkülü, ahirette hesap günü başa gelecek müşkülden daha büyük değildir.

Müslim’in rivayet ettiği bir hadislerinde Fahru’r-Rüsul Efendimiz, “Kişi kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımındadır” buyurmuşlardır. Bu husus öyle lanse ediliyor ki, adeta müslümandan istenen, kardeşlerinin yardımında olmayı tabiatının bir parçası haline getirmesidir. Zira, bir başka hadislerinde Efendimiz, “Zalim de olsa, mazlum da olsa kardeşine yardım et” şeklinde tavsiyede bulunmuştur. Bunun üzerine, zalime nasıl yardım edileceği sorulunca, “Zulmüne engel olursun, bu da senin ona yaptığın bir yardımdır” buyurmuşlardır. Yani, her halükârda yardımdan dûr olmamalıdır. Tabii, bu engellemenin pek çok yolu olabilir. Nasihat ve güzel sözlerle onu yola getirme olabileceği gibi kınama ve azarlama ile de onu bu yoldan çevirmek mümkün olabilir.

Hadisin devamında yine aynı minvalde, kardeşinin bir sıkıntısını, gönlüne ağırlık veren bir derdini giderirse, Allah da onu gerçek sıkıntılarla boğuştu ahiret aleminde bir sıkıntısını giderir buyuruluyor. Bir öncekinde onun bir ihtiyacını gidermek vardı, burada da ondan bir sıkıntıyı kaldırmak var. Birbirini tamamlayan davranışlardır bunlar. İnsanlığın İftihar Tablosu bir yerde: “İki (müslüman) kardeş, iki el gibidir: Biri diğerini yıkar” derken bu iki hususa da işaret etmiş oluyor.

4. Hadisin son kısmında, kim bir mü’min kardeşinin ayıbını örterse kıyamette de insanın mahcup olacağı en dehşetli saatte, en dehşetli yerde Allah da onun ayıbını örter ve utanacağı bütün insanların önünde onu mahcup etmez. Bu ne büyük bir teklif... Bu sebepledir ki, Allah kimseye kimsenin ayıbını araştırma görevi vermemiştir. Hatta, bir Kutlu’nun ifadeleri içinde hatta “Allah kimseye birinin ayıbını ortaya çıkarmak için keramet vermez.” Allah Settâr’dır ve kullarının da başta kendi ayıpları olmak üzere kardeşlerinin ayıplarını örtmelerini emreder. Araştırma ile alakalı olarak iki tabiri iyi bellemek gerekir. Bunlardan birisi “tecessüs” diğeri “tehassüs”dür. Her ikisi de arama, araştırıp bulma gayreti gibi anlamlar içerir. Ancak, “tecessüs” ayıbı aramadır, menfi bir davranıştır ve Kur’an tarafından fertlere yasaklanmıştır. (Hucurât, 49/12) “Tehassüs” ise, bir müjdeli haber bulma, iyi bir şey yakalama adına yapılan araştırmadır, müsbettir ve dinen mahzuru yoktur. Hazreti Yakub, oğullarını Mısır’a geri gönderip Hazreti Yusuf ve kardeşi hakkında güzel bir haber alıp gelmelerini emrettiği yerde bu kelimeyi kullanmıştır. (Yusuf, 12/87)

Asrın dertlisi, bu hususla alakalı olarak, Kur’an ve hadislerin ışığında öyle bir ölçü veriyor ki, inanın insan düşündükçe bundan daha salim, daha zararsız bir yol bulamıyor. O şu minvalde nasihatlerde bulunuyor:

Görseniz ki, bir dostunuz yanlış bir yerde veya yanlış birileri ile.. hüsn-ü zannı son sınırına kadar zorlayınız. Şayet bir haramı irtikap ediyor gördünüz. Arkanızı dönüp gidiniz ve Allah’a dua ediniz ki, Allah o kardeşinizi o yanlıştan kurtarsın. Bir daha da dönüp “bu o mu, değil mi” diye tekrar tekrar bakmayınız. Zira, ertesi gün o kardeşiniz, belki Allah’tan af diler, tevbesi kabul olur ve temizleniverir. Ama siz sürekli onu o halde hatırlayarak su-i zanda bulunursunuz. Belki de bunu kendinizde tutamaz, biriyle paylaşır, gıybete girersiniz...”

Evet, bu yol en salim yol görünüyor. İnsan birinin ayıbını örtmekle ona tevbe yolunda yardımcı olmuş olur. Eğer ayıbı o kişinin yüzüne vurur veya bir başkasıyla paylaşırsa ancak şeytana yardımcı olmuş olur. (Hakime intikal etmiş kamu hukukunu ihlal veya bir zulmü irtikap söz konusu yerde yapılacak şahidlik istisna edilmelidir.) Görülüyor ki, bu hadis, Kur’an’ın katî olarak yasakladığı gıybeti (Hucurât, 49/12) önleme ve uhuvveti muhafaza adına teşvik edici mühim bir hadistir.

Mevlam bizleri, bu nasihatlerden tam istifadeye muvaffak ve bu güzel sözlerin sahibi Efendiler Efendisi’ne layık ümmet eylesin...
Rapor Et
Eski 15 Ağustos 2010, 17:47

Gadab (Öfke) Nedir? - Gadab (Öfke) Hakkında

#416 (link)
MsXLabs Üyesi
The Unique - avatarı

Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler Mumsema İslam Arşivi Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler
Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler

Öfkeyi Yenmek



Gadab (Öfke) Hakkında Hadisler

Resulullah (sav) (bir gün): "Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu Ashab (ra): "Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler Resulullah (sav): "Hayır," dedi, "gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir"
Kaynak: Müslim, Birr 106, (2608); Ebu Davud, Edeb 3, (4779)



Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kuvvetli kimse, (güreşte hasmını yenen) pehlivan değildir Hakiki kuvvetli, öfkelendiği zaman nefsini yenen kimsedir"
Kaynak: Buhari, Edeb 76; Müslim, Birr 107, (2760); Muvatta, Hüsnü'l-halk 12, (2, 906)



Urve İbnu Muhammed es'Sadi'nin yanına girdik Bir zat kendisine konuştu ve Urve'yi kızdırdı Urve kalkıp abdest aldı ve: "Babam, dedem Atiye (ra)'den anlatır ki, o, Resulullah (sav)'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: "Öfke şeytandandır, şetyan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın"
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 4, (4784)



Resulullah (sav) bize buyurmuştu ki: "Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun Öfkesi geçerse ne ala, geçmezse yatsın"
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 4, (4782 )




İki kişi Resulullah (sav)'ın huzurunda küfürleştiler (Öyle ki) birinin yüzünde (diğerine karşı) öfkesi gözüküyordu Resulullah (sav): "Ben bir kelime biliyorum, eğer onu söyleyecek olsa, kendinden zuhur eden öfke giderdi; Euzu billahi mineşşeytanirracim!" buyurdular
Kaynak: Tirmizi, Da'avat 53, (3448); Ebu Davud, Edeb 4, (4780)




Bir adam: "Ey Allah'ın Resulü! Bana kısa bir nasihatta bulun, uzun yapma! Ta ki nasihatini unutmayayım" demişti [ve birkaç kere tekrar etmişti], Aleyhissalatu vesselam (bir kelimeyle): "Öfkelenme!" cevabını verdi
Kaynak: Buhari, Edeb 76; Tirmizi, Birr 73 (2021); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 11, (2, 906)




Sual:
Tez öfkeleniyorum. Öfkelenmek dinimize aykırı mıdır? Aykırı ise çaresi nedir?
CEVAP
Öfkelenmek dinimize aykırı değildir. Müslüman da öfkelenir. Bir hadis-i şerifte de,
(Mümin, tez kızar, tez barışır) buyuruldu. Fakat (Mümin hiç kızmaz) buyurulmadı. Bir hadis-i şerif meali de şöyle:
(İnsanların mizaçları farklıdır. Kimi geç kızar, öfkesi tez geçer. Kimi çabuk kızar, çabuk yatışır, bu ise kendisini telafi eder. Kimi de tez kızar geç yatışır. En iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de, çabuk kızıp geç yatışandır.)
[Tirmizi]

Öfkeyi yenmenin fazileti ile ilgili hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Öfkelenen, dilediğini yapmaya gücü yettiği halde, yumuşak davranırsa, Allahü teâlâ da onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.)
[İbni Ebiddünya]

(Kim Allah rızası için öfkesini yenerse, Allahü teâlâ da ondan azabını def eder.)
[Taberani]

(Öfkeli iken karar vermeyin.)
[Buhari]

(Öfkeli davranan kimseye, yumuşaklık göstereni Allahü teâlâ sever.)

[İ.Asakir]
(Öfkesini yenen Cennete kavuşur.)
[Taberani]

(Öfkesini yeneni, Allahü teâlâ korur ve düşmanını ona boyun eğdirir.)
[Buhari]

(Öfkelenmek, kızmak imanı bozar.)
[Beyheki]

(Yiğit, pehlivan hasmını yenen değil, öfkesini yenendir.)
[Buhari]

Bir kimse Resulullah efendimizden nasihat istedi,
(Kızma, sinirlenme)(Kızma, sinirlenme) buyurdu. (Buhari)
buyurdu. Birkaç yönden gelip birkaç kere sordu, hepsine de
Makam hırsı, kibir ve ucbu yok eden öfkesine hakim olur. Öfkelenen, Peygamber efendimizin bildirdiği, (Allahümmağfirli-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan) duasını okumalıdır! (İbni Sünni)

Allahü teâlâ, iyileri şöyle övüyor:

(Onlar, bollukta da, darlıkta da infak eder, öfkelerini yener, insanları affederler.)
[Al-i İmran 134]

Tez sinirlenmek
Sual:
Tez sinirleniyorum,büyük küçük dinlemeyip karşımdakileri kırıp döküyorum. Sinirime hâkim olabilmek için ne yapmalıyım?

CEVAP
Dinin emrine uymalı, bunun günah olduğunu bilmeli. İnsan bile bile kızıp öfkelenmez. Kızsa da, sinirine hâkim olur. Zaten dinimiz kızmamayı değil, sinirine hâkim olmayı emrediyor. Her insan kızabilir, ama kızınca, dinin dışına çıkmamalı, zararlı iş yapmamalı.

Hiddetlenince, euzü besmele ve iki kul euzüyü okumalı. Kızıp öfkelenenin aklı örtülür. İslamiyet'in dışına çıkar. Birkaç hadis-i şerif meali:

(Öfke, şeytanın vesvesesinden hasıl olur. Şeytan, ateşten yaratılmıştır. Ateş, su ile söndürülür. Sinirlenince, abdest alın.)
[Ebu Davud]

(Öfkelenen sussun.)
[Buhari]

(Sinirlenen, ayakta ise otursun. Öfkesi geçmezse yan yatsın.)
[Ebu Davud]

Ayakta olanın intikam alması kolaydır. Oturunca, azalır. Yatınca, daha azalır. Sinirlenmek, kibirden doğar. Yatmak, kibrin azalmasına sebep olur. Kızınca,
(Allahümmagfir li-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mineşşeytan)(İbni Sünni)
okumak, hadis-i şerifte bildirildi.
Manası, (Ya Rabbi, günahımı affeyle. Beni kalbimdeki öfkeden ve şeytanın vesvesesinden kurtar) demektir.

Öfkeye sebep olan kimseye yumuşak davranamayan kimse, onun yanından ayrılmalı, ondan uzak durmaya çalışmalı.



Rapor Et
Eski 22 Ağustos 2010, 16:19

Altı şey, altı yerde gariptir

#417 (link)
merdyen2
Ziyaretçi
merdyen2 - avatarı
Altı şey, altı yerde gariptir



--------------------------------------------------------------------------------



قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم سِتَّةُ اَشْيَاءَ هُنَّ غَرِيبَةٌ فِى سِتَّةِ مَوَاضِعَ اَلْمَسِجْدُ غَرِيبٌ فِيمَا بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يُصَلُّونَ فِيهِ وَالْمُصَحَفُ غَرِيبٌ فِى مَنْزِلِ قَوْمٍ لاَ يَقْرَؤُنَ فِيهِ وَالْقُرْآنُ غَرِيبٌ فِى جَوْفِ الْفَاسِقِ وَالْمَرْأَةُ الْمُسْلِمَةُ الصَّالِحَتُ غَرِيبَةٌ فِى يَدِ رَجُلٍ ظَالِمٍ سَيِّئِ الْخُلُقِ وَالرَّجُلُ الْمُسْلِمُ الصَّالِحُ غَرِيبٌ فِى يَدِ امْرَأَةٍ رَدِيَّةٍ سَيِّئَةِ الْخُلُقِ وَ الْعَالِمُ غَرِيبٌ بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يَسْمَعُونَ اِلَيْهِ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه و سلم اِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لاَ يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ نَظَرَ الرَّحْمَةِ





Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu: Altı şey, altı yerde gariptir.



1- Mescid, kendisinde namaz kılmayan kavmin arasında gariptir.



2- Mushaf, okunmayan evde gariptir.



3- Kuran, fasık kişinin kalbinde gariptir.



4- Müslüman ve salih bir kadın, zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde gariptir.



5- Müslüman ve salih bir erkek, söz dinlemeyen ve kötü huylu bir kadının elinde gariptir.



6- Âlim, kendisini dinlemeyen bir kavmin arasında gariptir.



Allah-u Teâlâ, onları garip bırakanlara kıyamet gününde rahmet nazarıyla bakmaz.





Bu hadis- şerif, kıyamet günü Allah’ın rahmetinden mahrum kalarak garip olacak insanlardan bahsetmektedir. O halde bu hadise son derece dikkat kesilmeli ve ahirette garip kalmanın sebebini öğrenerek, o sebebi hemen terk etmeliyiz. Evet, ceza, amelin cinsindendir. Dünyada garip bırakanlar, ahirette garip olacaklardır! Allah-u Teâlâ, bu hadisin hürmetine bizleri kıyamet günü garip olan ve rahmetinden mahrum kalan zümreye dâhil eylemesin. Âmin



قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu: سِتَّةُ اَشْيَاءَ Altı şey



هُنَّ غَرِيبَةٌ فِى سِتَّةِ مَوَاضِعَ onlar altı yerde gariptir. Evet, altı şey altı yerde gariptir. Şimdi bu altı şeyi ve garip oldukları yerleri öğrenelim:



اَلْمَسِجْدُ غَرِيبٌMescid gariptir فِيمَا بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يُصَلُّونَ فِيهِ kendisinde namaz kılmayan kavmin arasında. Evet, bir mahalle halkı, mahallelerinde bulunan camiye girmez ve camilerini cemaatsiz bırakırlarsa, o cami o mahallede gariptir. Ve maalesef ülkemiz, böyle birçok garip camiye ev sahipliği yapmaktadır. Nice mahalle camileri vardır ki, içlerinde sadece birkaç kişi namaz kılmaktadır. Hatta ne acıdır ki bir kısmı cemaatsizlikten kapanma noktasına gelmiştir. Birkaç bin insanın yaşadığı mahallelerde, camilerde tek bir saf bile olmamakta ve camiler garip bırakılmaktadır. Ülkemiz, camisine sahip çıkmayan ve mescidini garip bırakan nice insanlarla doludur. Mescidlerinin kıymetini bilmeyen ve camilerini garip bırakan bu insanlar, elbette yarın mahşer günü garip kalacaklardır.



وَالْمُصَحَفُ غَرِيبٌ Ve mushaf gariptir فِى مَنْزِلِ قَوْمٍ لاَ يَقْرَؤُنَ فِيهِ kendisini okumayan kişilerin evinde. Evet, bir evde Kuran okunmuyorsa, mushaf o evde gariptir. O ev halkı mushaflarını garip bırakmışlardır. Peygamber Efendimizin (sav) Kuran Kerim’in okunmasıyla ilgili birçok hadis-i şerifleri vardır. Bu makamda bazı hadisleri naklederek, evlerindeki mushafları garip bırakanların ne derece büyük bir zararda olduklarını beyan buyurmak istiyoruz.



Ebu Zer (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Kuran-ı Kerim okumaya ve Allah’ı zikretmeye özen göster. Çünkü bu amelin, senin göklerde anılmana sebeptir. Yeryüzünde de senin için hidayet nurudur.”



Hz. Enes (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Kuran zenginliktir. Ondan başka zenginlik ve ondan sonra da fakirlik yoktur.”



Hz. İbn-i Abbas (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Kalbinde Kuran’dan bir şey bulunmayan kimse virane eve benzer.”



Ebu Hureyre (ra) rivayet etmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: “Evlerinizi kabristan haline getirmeyiniz. Hangi evde Bakara suresi okunursa, şeytan o evden kaçar.”



Kuran-ı Kerim’i okumanın fazileti ile ilgili hadisler oldukça büyük bir yekün teşkil eder. Bizler bu meseleyi hadis kitaplarının ilgili bölümüne havale ediyor ve evlerindeki mushafları garip bırakanları, mushaflarıyla barışmaya davet ediyoruz.



وَالْقُرْآنُ غَرِيبٌ Ve Kuran gariptir فِى جَوْفِ الْفَاسِقِ fasık kişinin kalbinde. Evet, fasık ve günahkâr bir kimsenin kalbindeki Kuran gariptir. Bir kimse, Kuran-ı Kerim’i ezberlemesine rağmen günah işliyor ve sefahate dalıyorsa, o kişi kalbindeki Kuran’ı garip bırakmış demektir. Ne acayiptir ki, o kişi Kuran’ı ezberleme devletine ulaşmış; ama o Kuran, günahlarıyla arasına girememiştir. Allah-u Teâlâ ona kelamını ezberleme şerefini vermiş, o ise bu nimete karşı takva ile şükür edeceğine, günahlara dalmakla mukabelede bulunmuş ve neticede kalbindeki Kuran’ı garip bırakmıştır. Allah-u Teâlâ, böyle olmaktan cümlemizi muhafaza etsin.



وَالْمَرْأَةُ الْمُسْلِمَةُ الصَّالِحَتُ غَرِيبَةٌ Ve Müslüman ve salih bir kadın gariptir. Nerede gariptir? الْخُلُقِ فِى يَدِ رَجُلٍ ظَالِمٍ سَيِّئِ zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde. Müslüman ve salih bir kadın, zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde garip olduğu gibi, bazen de bunun tam tersi olabilir. Hadis-i şerif buna da işaret ediyor ve diyor ki: وَالرَّجُلُ الْمُسْلِمُ الصَّالِحُ غَرِيبٌ Müslüman ve salih bir erkek de gariptir فِى يَدِ امْرَأَةٍ رَدِيَّةٍ سَيِّئَةِ الْخُلُقِ söz dinlemeyen ve kötü huylu bir kadının elinde. Demek ister erkek olsun ister kadın, kimin eşi zalim ve kötü ahlaklı ise, işte o kişi gariptir. Ve maalesef İslam’dan nasibi olmayan ve İslam ahlakını takınmayan evler, böyle nice gariplerle doludur. Erkekler eşlerine karşı zalim ve kötü huylu; kadınlar ise eşlerine karşı geçimsiz ve söz dinlemez. Cennetin bir bahçesi olan aile hayatı, neredeyse cehennem ateşine dönmüş.



وَ الْعَالِمُ غَرِيبٌ Ve âlim gariptir بَيْنَ قَوْمٍ لاَ يَسْمَعُونَ اِلَيْهِ kendisini dinlemeyen bir kavmin arasında. Evet, sözü dinlenmeyen âlim de bu garipler kervanına dâhildir. Sözü dinlenmeyen ve kendisine kıymet verilmeyen âlim. Hâlbuki âlimler yıldızlar gibidir, onlar ile doğru yol bulunur. Ama maalesef bazı zamanlarda onların kıymeti bilinmemekte ve nasihatlerine kulaklar tıkanmaktadır. Herhalde bu zaman, âlimlerin dinlenmediği en şiddetli zamandır.





اللَّهِ صلى الله عليه و سلم ثُمَّ قَالَ رَسُولُ Sonra Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu:



اِنَّ اللَّهَ تَعَالَى Muhakkak ki Allah-u Teâlâ لاَ يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ onları garip bırakanlara kıyamet gününde bakmazنَظَرَ الرَّحْمَةِ rahmet nazarıyla.İşte bu büyük bir tehdittir. Allah-u Teâlâ, mescidini garip bırakan topluluğa, evindeki mushafı garip bırakan ev halkına, kalbindeki Kuran’ı garip bırakan fasığa, Müslüman ve salih bir kadını garip bırakan erkeğe, Müslüman ve salih olan bir erkeği garip bırakan kadına ve âlimi garip bırakan kavme kıyamet günü rahmet nazarıyla bakmayacaktır. Allah’ın rahmet nazarıyla bakmadığa bir kula ise kim yardım edebilir ve o kişiyi azaptan kim kurtarabilir? Allah’ın rahmetinden mahrum olmak, bu ne büyük bir cezadır! Zira rahmetten mahrum olan, rahmetin bir tecelligâhı olan cennetin kokusunu bile duyamayacaktır. İşte bu, büyük bir hüsrandır!



Dilerseniz hadis-i şerifimizi şöyle bir dua ile toparlayalım: Ya Rabbi! Sen bizleri, mescidlerini garip bırakanlardan eyleme, bizleri mescidlerin kuşu eyle. Ya Rabbi! Sen bizleri, Kuran okumayarak evindeki mushafı garip bırakanlardan eyleme. Bizlerin kalbinde Kuran okumaya karşı bir şevk ve aşk yarat. Ya Rabbi! Sen bizleri, işlediği günahlar sebebiyle kalbindeki Kuran’ı garip bırakan zümreye dâhil eyleme. Kalbimizdeki Kuran’ı takva ile muhafaza edenlerden eyle. Ya Rabbi! Sen bizleri, eşine zulmederek ve ona kötü davranarak eşini garip bırakanlardan eyleme. Eşlerimize karşı kalbimize şefkati ve muhabbeti ilka eyle. Ve Ya rabbi! Sen bizi, âlimleri garip bırakanlardan da eyleme. Âlimlere karşı bir hürmeti ve muhabbeti kalbimizde halk eyle. Âmin (alıntı ilmedavet)
Rapor Et
Eski 26 Ağustos 2010, 10:55

meleklerin arkadaşlığı

#418 (link)
merdyen2
Ziyaretçi
merdyen2 - avatarı
meleklerin arkadaşlığı

--------------------------------------------------------------------------------

عَنْ اَبِى هُرَيْرَةَ ، قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم اِنَّ لِلْمَسَاجِدِ اَوْتَاداً ، اَلْمَلآئِكَةُ جُلَسَاؤُهُمْ ، اِنْ غَابُو يَفْتَقِدُونَهُمْ ، وَ اِنْ مَرِضُو عَادُوهُمْ ، وَ اِنْ كَانُو فِى حَاجَةٍ اَعَانُوهُمْ ، جَلِيسُ الْمَسْجِدِ عَلَى ثَلاَثِ خِصَالٍ ، اَخٌ مُسْتَفَادٌ ، اَوْ كَلِمَةٌ مُحْكَمَةٌ ، اَوْ رَحْمَةٌ مُنْتَظَرَةٌ

Hz. Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edilmiştir. Allah’ın Resulü (sav) şöyle dedi: Muhakkak ki mescitlerin direkleri vardır. Melekler onlarla otururlar. Eğer mescitte bulunmazlarsa melekler onları ararlar. Eğer hastalansalar melekler onları ziyaret ederler. Eğer bir ihtiyaç içinde olsalar melekler onlara yardım ederler. Mescitte oturan üç hayırdan birini kazanır: İstifade edilen bir arkadaş bulur veya doğru bir söz dinler ya da beklenilen bir rahmeti elde eder.

Kim melekler ile beraber aynı mecliste oturmakvirgulll ortalıkta gözükmediğinde melekler tarafından aranmakvirgulll hastalandığında melekler tarafından ziyaret edilmek ve ihtiyaç içindeyken meleklerin yardımına mazhar olmak isterse bu hadis-i şerife dikkat etmeli ve hadiste işaret edilen ameli hayatına geçirmelidir. Kim bu hadis-i şerifte zikredilen amele muvaffak olursavirgulll zikredilen bütün bu faziletlere de sahip olur.

Hadisimizi Ebu Hureyre (r.a.) hazretleri nakletmektedir.

قَالَ رَسُولُ اللَّه صلى الله عليه و سلم Allah’ın resulü (sav) şöyle dedi:

اِنَّ لِلْمَسَاجِدِ اَوْتَاداً Muhakkak ki mescitlerin direkleri vardır. Yani mescitlere devam eden ve adeta mescidin direği gibi oradan ayrılmayan kullar vardır. Bu kişilerinvirgulll mescitlerin direklerine benzetilmesinin bir sebebi şudur: Nasıl ki mescitlerin maddesi direkler üzerinde durur ve direkler olmazsa mescitler harap olur. Aynen bunun gibivirgulll mescitlerin manevi imarı da içinde ibadet eden bu kullar ile olur. Zira bir mescitvirgulll içinde ibadet edenlerin bulunmasıyla mamur; bulunmamasıyla ise manen harap olur. İşte bu kişiler mescitlerin manevi direkleri gibidir. Mescitlerin manen ayakta kalması bu kişiler ile olmaktadır. Demek hadis-i şerifte beyan edilen “Mescitlerin direkleri vardır” sözü ile kastedilenvirgulll mescitlere devam eden ve ekser vakitlerini orada ibadet ile geçiren kimselerdir. Bunlar adeta mescidin direkleri gibi devamlı mescitlerde oldukları ve mescitlerin manevi imarı bu kişiler tarafından gerçekleştiği içinvirgulll Efendimiz (sav) onları mescitlerin direklerine benzetmiştir. Hadis-i şerifin devamında “Mescitlerin direkleri” olan bu şahısların dünyada göreceği mükâfatlardan bahsedilir.

اَلْمَلآئِكَةُ جُلَسَاؤُهُمْ Melekler onlarla otururlar. Evetvirgulll melekler bu kişilerin meclis arkadaşıdırlar. Onlarla beraber otururlar ve onlarla dostluk yaparlar. O halde mescidin bir köşesine çekilmiş ve boynunu bükerek Cenab-ı Hakk’a dua ve niyaz eden bir kimse zannetmesin ki o anda yalnızdır. Hayırvirgulll yalnız değildir. Onun etrafında melekler vardır. Onun duasına âmin derlervirgulll okuduğu Kuran’ı dinlerlervirgulll onun için Allah’tan af dilerler ve onun halka-ı zikrine girerler. O halde kim melekler ile beraber oturmak ve meleklerin meclis arkadaşı olmak istersevirgulll mescidin direği olmalı ve mescitlere devam etmelidir.

اِنْ غَابُو Eğer kaybolsalar. Yani bu kişiler mescitte gözükmeseler ve birkaç vakit namazında hazır bulunmasalar يَفْتَقِدُونَهُمْ melekler onları ararlar. Melekler adeta vefakâr bir dost gibi onların peşine düşerler. Acaba başlarına bir şey mi geldi diye merak ederler ve her yerde onları ararlar. Melekler tarafından aranmak. Bu ne büyük bir devlettir!

وَ اِنْ مَرِضُو Eğer onlar hastalansalar عَادُوهُمْ melekler onları ziyaret ederler. Evetvirgulll melekler hasta olan mescit arkadaşlarının ziyaretine giderler. Demek her kim mescitlere devam ediyor ve adeta mescitlerin direği gibi oluyorsavirgulll bilsin ki hastalandığında melekler tarafından ziyaret edilmektedir. Ovirgulll melekleri görmese de melekler onun başında otururvirgulll onun halini hatırını sorarvirgulll şifa bulması ve affedilmesi için Allah’a dua eder ve kim bilirvirgulll belki de onu çok özlediklerini söylerler. İnsanlardan olan dostlar unutsa da melekler onu unutmaz. Hasta yatağının başında onu yalnız bırakmaz.

وَ اِنْ كَانُو فِى حَاجَةٍ Eğer bir ihtiyaç içinde olsalar. Yani mesela borçları olsa ya da başlarına bir bela ve musibet gelse اَعَانُوهُمْ melekler onlara yardım ederler. Cenab-ı Hakvirgulll meleklerini bu kişilerin yardımına gönderir. Zira bunlar Allah’ın rızası için mescitlerin direkleri olmuşlarvirgulll hayatlarını Cenab-ı Hakk’a ibadete hasretmişlerdir. Hiç mümkün müdür kivirgulll bu kişiler bir ihtiyaç içinde kalsın da Allah-u Teâlâ onlara meleklerini yardımcı olarak göndermesin!

Hadis-i şerifin bu bölümüne kadar anladık kivirgulll hakiki bir dosttan beklenen her şeyi melekler mescitlerin direklerine yapmaktadırlar. Zira hakiki bir dosttan ne beklenir ki? Beklenecek şeyler şunlardır: Gelsin bizimle beraber otursunvirgulll eğer ortalıklarda gözükmüyorsak peşimizden koşsun ve bizi arasınvirgulll hasta olduğumuzda bizi ziyaret etsin ve bir ihtiyaç içindeysek bize yardım etsin.

İşte hakiki dosttan beklenen şeyler bunlardır. O halde meleklervirgulll mescitlerin direkleri için hakiki dostturlar. Onlar ile beraber otururvirgulll kaybolduklarında onları ararvirgulll hasta olduklarında onları ziyaret eder ve ihtiyaç içinde olduklarında da onlara yardım ederler.

Bu ne vefakârlıktır! Ne mutlu mescitlere direk olanlara ve ne mutlu meleklerin dostluğunu kazananlara! Ne mutlu.

Hadis-i şerifin devamında şöyle buyrulmaktadır:

جَلِيسُ الْمَسْجِدِ Mescitte oturan kimse عَلَى ثَلاَثِ خِصَالٍüç hayırdan birini kazanır:

اَخٌ مُسْتَفَادٌ İstifade edilen bir arkadaş bulur. Bulduğu bu arkadaş hem dünyada hem de ukbada onun dostu olur. Dostluğu Allah hesabına ve Allah’ın rızası için olduğundan dünya dostluklarına benzemez. Bu öyle bir dosttur ki -başka bir hadisin beyanıyla- dostunun cennete girebilmesi için kendi sevabını bile ona verir. Daha kendi hesabı görülmemesine ve belki de verdiği o sevaba çok muhtaç olacağı halde kendi akıbetini düşünmez ve dostunun cennete girebilmesi için kendinden vazgeçer. Artık bu dostun dünyadaki faydasını anlatmaya daha hacet var mıdır? En kıymetli malı olan sevabınıvirgulll en dehşetli bir günde dostuna verebilen bu vefakâr insanınvirgulll dünyada dostu için yapabileceği iyiliklere bir had ve sınır var mıdır? Elbette yoktur! İşte böyle bir dost da Efendimizin beyanıyla ancak mescitlerde bulunur. Benvirgulll hadis-i şerifin bu beyanınıvirgulll böyle dostları mescitlerde bulan bir kişi olarak hayatımla tasdik ediyorum. Kim böyle dostlar bulmak isterse mescitlere devam etmelidir.

Mescitlerde oturan kimsenin kazanacağı ikinci hayır ise: اَوْ كَلِمَةٌ مُحْكَمَةٌ doğru bir söz dinlemektir. Evetvirgulll kişi mescitte oturur ve sohbet dinler. Bu sohbet sayesinde de doğru bilgiye ulaşır. Bilmediği birçok meseleyi bu sohbetlerde öğrenir.

Mescitlerde oturan kimsenin kazanacağı üçüncü ve en büyük hayır ise: اَوْ رَحْمَةٌ مُنْتَظَرَةٌ beklenilen bir rahmeti elde etmesidir. Beklenilen rahmetten maksat: Allah’ın rahmetidir. Mescitler adeta o rahmetin kapısıdır. Mescitlerde ibadet ile meşgul olanlarvirgulll ibadetin tokmağı ile rahmetin kapısını çalarlar. Rahmetin kapısı da onlara açılır ve içeri girerler. İçeride ise her türlü feyizvirgulll bereket ve rahmet vardır. Artık Allah-u Teâlâ onlara rahmetiylevirgulll keremiyle ve affıyla tecelli etmiş ve onlar da bu tecellinin lutfuyla türlü türlü rahmetlere mazhar olmuşlardır.

Ne mutlu o kullara ki mescitlere devam ederlervirgulll istifade edilen bir dostuvirgulll doğru bir sözü ve rahmet-i ilahiyyeyi orada bulurlar.

Dilerseniz hadis-i şerifimizi şöyle bir dua ile toparlayalım ve hadiste zikredilen noktaları bir daha hatırlayalım: Ya Rab! Bizleri mescitlerin direkleri eyle! Melekleri bizlere mescit arkadaşı yap. Onları bizler ile beraber oturt. Bizim için dua etsinlervirgulll dualarımıza âmin desinler ve zikrimize halka olsunlar! Ya Rabvirgulll onları bize dost eyle ki kaybolduğumuzda bizi arasınlarvirgulll hastalandığımızda bizi ziyaret etsinler ve ihtiyaç içinde olduğumuzda bize yardım etsinler! Ya Rabvirgulll sen bizleri mescitlerin kuşu eyle ve mescitlere devam eden kişinin kazanacağıvirgulll kendisinden istifade edilen bir dostuvirgulll işitilecek doğru bir sözü ve senin rahmetini bizlere ihsan eyle. Âmin! (alıntı ilmedavet)
Rapor Et
Eski 20 Kasım 2010, 17:00

Hadisi Şerifler

#419 (link)
snackbloot
Ziyaretçi
snackbloot - avatarı
ARŞIN GÖLGESİNDE BARINACAK YEDİ MUTLU İNSAN
golgelik
450. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
Adil devlet başkanı,
Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,
Kalbi mescidlere bağlı müslüman,
Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,
Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,
Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,
Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi."[1]
Açıklamalar
Yedi mutlu kişiyi ya da yedi güzel adamı tanıtan hadîs-i şerifte öncelikle üzerinde durulması gerekli bir iki ifade bulunmaktadır. Bunlardan birisi "zıllullah= Allah'ın gölgesi" ifadesidir. Allah Teala'nın gölgesi olamayacağına göre, bundan maksat, ya Kabe'ye "beytu'llah = Allah'ın evi" denilmesi gibi bir şereflendirme veya arşının gölgesi yahut Allah Teala'nın sağlayacağı bir güvenliktir. Nitekim hadîs-i şerifin bazı rivayetlerinde açıkça "Allah, onları arşının gölgesinde barındıracaktır" buyurulmuştur. Bütün bu ifadelerle Allah Teala'nın o kullarını, ahiretteki sıkıntılardan rahmetiyle koruyacağı anlatılmaktadır.
Öte yandan Allah'ın gölgesinde barınacak insanlar sadece bu yedi sınıftan ibaret değildir. Zira başka hadislerde önemli niteliklere sahip bazı kişiler daha sayılmıştır.[2] Bu hadiste yedi kimsenin zikredilmiş olması, diğer rivayetlerde zikredilen bahtiyarları bu mutluluktan asla mahrum bırakmaz.
Bu yedi sınıf insanı ayrı ayrı tanıtmadan önce bir hususa daha işaret etmemiz uygun olacaktır. Ahirette, Allah'ın himayesine kavuşacakları bildirilen insanların vasıflarına şöyle bir göz atılınca, her birinin, büyük güçlükleri göğüslemiş, hemen hemen aynı seviyede "zor"u başarmış kimseler oldukları, hepsinin bir çok dahilî ve haricî manilere rağmen, soylu bir mücadele vermiş oldukları anlaşılmaktadır. Yani hepsinin ortak özelliği, kullukta sevgiye dayalı kahramanlıklarıdır. Ödülleri de ona göredir: Kıyametin o dehşetli ortamında ilahî koruma altında olmak...
Şimdi hadisimizin haber verdiği yedi güzel insanı tek tek kısaca tanıyalım:
Adil devlet başkanı. Müslümanların yönetimini üstlenmiş kişi demektir. Müslümanlar dünyada onun himayesinde, bir başka ifadeyle gölgesinde bulunmuşlardır. Bu sebeple böyle bir yöneticinin ahirette göreceği karşılık da yaptığına uygun olarak ilahî koruma altında olmaktır. Adil devlet başkanı, diğerlerinden üstün olduğu için birinci sırada zikredilmiştir. Çünkü devlet başkanının himayesi onların hepsini içine alır.
Allah'a kulluk içinde serpilip büyüyen genç. Gençlik yıllarını namazlı-niyazlı dindar bir çizgide geçiren genç, nefsini Allah'ın emirlerine muhalefetten korumuş, heva ve heveslerin, şehevî duyguların, gemlenmesi güç arzuların etkisine karşı koyup kulluğa sarılmıştır. Bu, ondaki derin Allah saygısının delilidir. Zira Allah'ın emirlerine sarılıp günahlardan kaçınmak büyük bir fazilettir. Hele bu, gençlik yıllarında gerçekleştirilmişse, her türlü takdirin üstündedir.
Kalbi mescidlere sevgi ile bağlı müslüman. Kalbi sanki mescide asılmış kandil gibi, sürekli mescidle ilgili olan, mescidlere devamda kusur etmeyen, Allah'ın evi demek olan mescidleri ve oralarda bulunmayı seven kişi, mescidlerle ilgilenmek suretiyle Rabbine olan sevgisinde devamlılığını göstermiş demektir. Bunun karşılığı olarak da ahirette arşın gölgesinde barındırılacaktır.
Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları ve ayrılmaları Allah için olan iki insan. Allah rızası için birbirlerini seven, başka hiçbir maksat taşımayan, bir araya gelmeleri Allah için, şayet ayrılacaklarsa ayrılıkları yine Allah için olan yani bir arada iken de ayrı iken de Allah için duydukları sevgiyi muhafaza eden iki insan, sanki bir anlamda yekdiğerini Allah'ın emirlerine muhalefetten korumaktadır. Zira mü'min mü'minin aynasıdır. Onların bu birbirlerini Allah için sevmeleri ve dostluklarım bu çizgide birbirlerine yardımcı olarak geçirmeleri, ahirette her ikisinin birden ilahî koruma altına alınmaları ile ödüllendirilecektir. O halde sevgimize ve sevdiklerimize bu açıdan iyice dikkat etmeliyiz.
Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru davetine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit. Böylesine bir davete içinden veya açıkça "Ben Allah'ın emrine muhalefet etmekten, veya O'nun azabından ve gazabından korkarım" diyerek yaklaşmayan, nefsini koruyan kişi gerçekten büyük bir yiğitlik göstermiştir. "Allah'tan korkan kurtulmuştur" müjdesi gereği onun da ödülü ahiretteki sıkıntılardan kurtulmaktır. Bu husus, her türlü gayr-i meşru kadın-erkek ilişkilerinin kitle iletişim ve haberleşme vasıtalarıyla yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde çok daha büyük önem arzetmektedir.
Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse. Allah için verdiği sadaka ve yaptığı iyilikleri mümkün olduğunca gizli yapan, gösteriş ve riyadan uzak kalmaya çalışan kimse, Allah'ın rızasını her şeyin üstünde tutmuş demektir. Bunun karşılığı da, ahirette ilahî korumaya mazhar kılınmak suretiyle o kişinin faziletinin açığa çıkarılmasıdır. Bu, gibta edilecek bir durumdur.
Tenhada Allah'ı anıp göz yaşı döken kişi. İnsanlardan ve gözlerden uzak, kimsenin bulunmadığı ortamlarda Allah'ı anarak gözlerinden sevgi yaşları dökülen kimse, çoğu insanın başaramadığı bir kulluk çizgisini yakalamış demektir. Onun bu samimi ve gizli kulluğunun karşılığı da mahşer yerinde ilahî koruma altına alınmak suretiyle, herkesin gözü önünde ödüllendirilmesidir. Böyle bir ödüllendirmeyi kim istemez. Yüce Rabbimiz cümlemize nasip eylesin.
Rapor Et
Eski 20 Kasım 2010, 17:01

Hadisi Şerifler

#420 (link)
snackbloot
Ziyaretçi
snackbloot - avatarı
İMAN ETMEDİKÇE CENNETE GİRİLEMİYECEĞİ
iman_etmedikce
379. Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!"
(Müslim, îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb 11)

Açıklamalar
Sevgili Peygamberimiz, İslam'a göre her işin başı ve ahiretin yegane geçer akçesi olan iman ile sevgi arasındaki bağı en çarpıcı biçimde bu hadisinde dile getirmiş bulunmaktadır. Konunun ehemmiyetine binaen yemin ederek söze başlamış ve önce kesin bir gerçeği, imansız cennete girilemeyeceğini haber vermiştir. Sonra da cennete girebilmenin vazgeçilmez şartı olan imanı elde edebilmek için mü'minlerin birbirlerini sevmeleri gerektiğini, aynı kesinlikle ve aynı açıklıkla bildirmiştir: "Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız!"
Bundan şu sonuç çıkmaktadır: İman, nasıl cennete girebilmenin, vazgeçilmez şartı ise, mü'minleri sevmek de tam ve kamil bir imana sahip olabilmenin biricik şartıdır. Mü'min, kendisiyle aynı imanı paylaşan herkesi, ırkına, rengine, yurduna ve diline bakmaksızın sevecek, onlara karşı muhabbet ve sorumluluk duyacaktır. Çünkü imana sınır, yine imanın kendisiyle çizilebilir.
Müslümanları, tasa ve kıvançlarını paylaşma, dertlerini dert edinme seviyesinde sevgi ve ilgiye layık bulmanın tabiî sonucu onlarla selamlaşamaz hale gelmemektir. Selam, müslümanlar arasında oluşacak sıcak ilgi ve alakanın mukaddimesidir. Müslümanlar selam ile tanışır, bilişir ve sevişirler. Onları aynı inanç çizgisinde birleştiren, bir anda kalbî duygularla birbirlerine bağlı olduklarını hissettiren sihirli kelime selamdır. Bu hadisten hareketle, büyük muhaddis Tîbî'nin de ifade ettiği gibi, selamı yaymak sevginin sebebi, sevgi imânın kemâlinin ve Allah'ın dînini her şeyin üstünde tutmanın ve onu bütün yeryüzüne hâkim kılmak için var gücüyle çalışmanın sebebidir ki, bu gerçek mü'minliktir.
Sevgili Peygamberimiz, sadece tesbit ve teşhis ile kalmaz, mutlaka tedavî yollarını da müslümanlara gösterir. Bu hadîs-i şerîfte de onun böyle bir uygulamasını görmekteyiz. Müslümanlar arası ilişkilerin sevgi düzeyine çıkarılabilmesi için nereden başlanması gerektiğini, "Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi, aranızda selamı yayınız!" sözleriyle ortaya koymuş bulunmaktadır. Artık sonuç belli, vasıta belli, o vasıtayı elde edebilmek için gereken sermaye (sevgi) belli, o sermayeye ulaşmak için atılacak ilk adım da bellidir. Ötesi müslümanlara kalmıştır.
Cennet-iman-sevgi-selam irtibatı, konumuz olan sevginin önem ve yerini göstermesi bakımından başkaca hiçbir söze ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hadisi Şerifler Konusuna Benzer Konular
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 7
Son Mesaj: 2 Mayıs 2013 12:43
Gönderen: Ziyaretçi Forum: Soru-Cevap
Cevap: 7
Son Mesaj: 10 Ocak 2013 21:06
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 2
Son Mesaj: 4 Ekim 2009 00:12
Gönderen: ziyaretçi Forum: Cevaplanmış
Cevap: 1
Son Mesaj: 6 Ocak 2009 19:41
Gönderen: Ziyaretçi Forum: Cevaplanmış
Cevap: 1
Son Mesaj: 18 Aralık 2008 20:18
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.553 saniyede (90.88% PHP - 9.12% MySQL) 15 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 09:51
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi