Basın Özgürlüğü Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > İletişim Bilimleri
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 22-07-2008   #1 (mesaj-linki)
karayel - avatarı
Basın Özgürlüğü



Basın Özgürlüğü

Basın özgürlüğü, Birleşmiş Milletler tarafından; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde ilan edilen, bir çok ülke tarafından kabul edilen bir haktır. Basın özgürlüğü, ülkeden ülkeye daha değişik şekillerde uygulanabilyor. Özgür Basın, demokratik sistemin korunması ve güçlendirilmesinde son derece önemli bir unsur olma özelliğini taşıyor ve insan haklarına dayalı ve demokratik bir toplumsal ve siyasal düzen özlemimizin gerçekleşmesi yolunda önemli yapı taşlarından birini oluşturuyor.
Ayrıca demokratik siyasetin oluşturulmasının temel koşullarından biri olan basın özgürlüğü denildiğinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesi ve Terörle Mücadele Yasası akıllara geliyor. Her 3 Mayıs'ta Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlanıyor. Bugün dünyada 63 ülkede basın özgürlüğünden söz etmek mümkün değil. Türkiye ise aralarında Nikaragua, Tanzanya, Kuveyt gibi ülkelerin yer aldığı ‘kısmen özgür’ ülkeler kategorisinde bulunuyor. Basın özgürlüğü alanında Finlandiya, Belçika ve İzlanda ilk üç sırayı alırken, Almanya da 17. sırada bulunuyor. Avrupa Birliği adayı Türkiye, Batı Avrupa ülkeleri arasında basın özgürlüğü alanında en alt sırada yer alıyor.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 1989'dan beri geleneksel olarak Basın Özgürlüğü Ödülleri veriyor. Ödülleri, 1989 yılında gazeteci olarak Nazlı Ilıcak, kurum olarak Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) alırken 2007 yılında ise bu ödül Hrant Dink, Ragıp Zarakol ve Av. Gülçin Çaylıgil arasında paylaştırıldı.



Türkiye'de Basın Özgürlüğü

Günümüzde Türk basınının özgürlüğü, her ne kadar kanunlarla hür ve sansür edilemez olarak garanti altına alınmış olarak görünse de, bu durum bazı kıstaslarla sınırlandırılmıştır. Ancak günümüzde medya daha çok devletin değil de medya patronlarının kendi çıkarları doğrultusunda yaptığı kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyor. Önce özelleşen ardından da tekelleşmeye başlayan medya kuruluşları, patronlarının istekleri ve çıkarları doğrultusunda yayın yapmak zorunda kalıyor.

Medya patronlarının, sahip oldukları çok sayıda basın yayın kuruluşu aracılığıyla çok geniş kitlelere seslenebilme olanağının bulunması; basının özgürlüğünü kısıtlamakla birlikte halkın doğru ve eksiksiz bilgi almasını da engelliyor. Kendi şirketini veya yakın olduğu kişileri zarara uğratacak haberlerin yayınlanmasına izin vermeyen medya patronları ya da onlara bağlı genel yayın yönetmenleri yaptıkları haberlerin doğru olmasına özen gösterseler de her doğru haberin yayınlanmasını önlüyor. Böylece medya kuruluşları kamuoyunu bilgilendirme görevinden uzaklaşarak, güçlerini kullanarak patronlarının çıkarlarını korumuş oluyor. Medya patronlarıyla birlikte tekelleşen medya, bir yandan ekonomik alanda haksızlık yaratabilecek bir güce ulaşırken, öte yandan haber alma özgürlüğünü kısıtlayabilecek, medya gücünün çıkar amaçlı kullanılmasına hizmet ediyor. Medya patronları yayın kuruluşlarını sadece kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıyor.
Medya patronlarının ticaret yapıyor olmaları, basının desteğine her zaman ve sürekli ihtiyaç duyan “siyasetçi” arasında menfaat ilişkisi ortaya çıkarıyor. Siyasetçiye sağlanan medya desteğine karşılık, holdingin çıkarları da hükümet tarafından sağlanıyor. Medyanın tekelleşmesiyle basın, özgürlüğünü yitirerek, patronun özgürlük anlayışına göre çalışıyor. Bu da dolaylı yoldan siyasetçilere bağlanıyor ve medya hem siyasetin hem de patronların etkisinde halkı yönlendirmiş oluyor. Medya patronlarının yalnızca ticaret kültürü olan iş adamları ve büyük bir tekelleşmenin söz konusu olması, gazeteciliği, iş adamlarının gazetelerini ticarethane olarak görüp daha çok para kazanma politikası haline getirmiştir. Durum böyle oldukça patronlar, gazeteleri halkın bilgi kaynağı değilde kendilerine para getirecek bir işyeri veya çeşitli siyasi ve benzeri konularda propoganda aracı olarak görmektedir.

Türkiye'de basın özgürlüğüyle ilgili bir diğer sorun ise baskı. İktidara karşı yayınlar yapan medya kuruluşları üzerine de baskı yapılıyor. Devlete bağlı olmayan basının giderek daha fazla baskı altında olduğunu kanıtlayan en son örnek, haber dergisi "Nokta" oldu. Askeri savcılık, Erdoğan hükümetine karşı darbe girişimini konu alan emekli bir subayın günlük kayıtlarını ortaya çıkarttığı gerekçesiyle, derginin merkezinde arama yapılması talimatını vermişti. Derginin sahibi devam eden karalama kampanyası nedeniyle artık Nokta'yı çıkartma gücüne sahip olmadığını ve dergiyi kapatmak zorunda olduğunu bildirdi.

Türkiye'de tutuklu veya yargılanan yayımcıların bulunması da basın özgürlüğünü sınırlıyor. Uluslararası Yayıncılar Birliği'nin (IPA), son raporunda "Türkiye'nin birçok politik reformu gerçekleştirmiş olmasına rağmen basın özgürlüğü ve gazetecilere uygulanan kısıtlamalar anlamında Avrupa Birliği'ne katılmaya hazır olmadığı" belirtildi. Birliğin raporuna göre 19'u tutuklu olmak üzere 60'a yakın gazeteci, yazar ve yayımcı hakkında yargılandı ya da yargılanıyor.

Ülkemizde medyanın büyük bölümü, kendisini siyasal iktidara teslim edecek olan ticari faaliyetler içine girmiş durumdadır. Hal böyle olunca, basının (elbette ki medya patronlarının) kendisini sansür etmesi anlamına gelen bir “oto-sansür” ile karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Bugün Türkiye, basının kendisini sansür etmesi anlamında bir
basın özgürlüğü ihlalini yaşamaktadır.


Ülkemizde basın özgürlüğünü tehdit eden yasal ve yapısal pek çok engel bulunmaktadır. Basın özgürlüğü devlet tarafından yasalarla ve uygulamalarla sınırlandırılmaya ve kısıtlanmaya çalışılmaktadır. Gazeteciler sadece fikirlerini ifade ettikleri için özgürlükleri kısıtlanabilmekte, basın çalışanları çok güç koşullar altında görevlerini yerini getirmeye çalışmakta bu uğurda cinayetlere kurban gitmektedirler. Fakat diğer taraftan ekonomik ve teknolojik gelişmelerin de katkısıyla yapısal bir değişim geçiren medya belki de bunlardan daha tehlikeli bir biçimde kendi temel işlevinden uzaklaşmakta, belli grupların çıkarlarına hizmet eden araçlar haline gelmektedir. En önemlisi de kamuoyunda ;
kendisine duyulan güveni kaybetmekte, belli güç odaklarının elinde sadece tek sesliliğin yaşayabildiği bir sistemin dayanağı olmaya doğru gitmektedir.



Türkiye'de Basın Özgürlüğünün Tarihi Gelişimi

Osmanlı döneminde gazetecilik faaliyetlerini doğrudan düzenleyen yasa 1864 tarihli "Basın Tüzüğü" olmuştur. Bundan sonra, hükümete gazete kapatma yetkisi veren 1867 tarihli "Ali Kararname" yürürlüğe girmiştir. Bu kararnamelerin yürürlüğe konmasındaki amaç, basın yoluyla hükümet aleyhtarı fikirlerin yayılmasını önlemektir. Osmanlı İmparatorluğu'nda olumlu gelişmeler 1876 yılında I. Meşrutiyet'in yürürlüğe girmesiyle görülmüştür. Bu dönemde kabul edilen Kanuni Esasi'nin 12. maddesinde "Matbuat kanun dairesinde serbesttir" hükmü yer almaktadır. Ancak bu dönem kısa sürmüş, II. Abdülhamit 1878 yılında Rusya olan gerginliği öne sürerek savaş hazırlıklarına başlamış ve Meclisi kapatmıştır.
Bu tarihten 1908'e kadar dönemde ki, bu dönem "istibdad dönemi" olarak anılmaktadır, Türk basını son derece sıkı bir takibe alınmış, bu dönemde pek çok gazete kapatılmış, gazeteler toplatılmış, pek çok gazeteci ya hapse atılmış veya sürgüne gönderilmiştir. Bazı gazeteciler, yurtiçinde dile getiremedikleri yönetim karşıtı fikirlerini yurtdışına çıkarak, burada çıkarmış oldukları yayın organları vasıtasıyla kamuoyuna ulaştırmışlardır. II. Abdülhamid'in baskılı yönetimi 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanıyla sona ermiştir. 24 Temmuz 1908'de Kanuni Esasi'nin yeniden yürürlüğe konulacağı yönündeki bildiri basın çalışanları arasında büyük sevinç uyandırmıştır. Bu tarihten itibaren gazetelerin, baskıya girmeden önce denetime gitmesi zorunluluğu ortadan kalkmış, diğer bir deyişle basında sansür kaldırılmıştır.

Ancak Türk basınının bu dönemde de tam anlamıyla bir özgürlüğe kavuştuğunu söylemek doğru değildir. İttihat ve Terakki Partisi döneminde basın, üzerindeki baskıdan tam anlamıyla kurtulamamıştır. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde de Türk basınında bu kısıtlı özgürlük ortamı devam etmiştir. 1925'e kadar olan dönemde basın biraz rahat etse de, Şehy Sait ayaklanmasının ardından, Cumhuriyet hükümeti, Mart 1925'te kabul ettiği Takrir-i Sükun yasasıyla basını sıkı denetim altına aldı. Bu sıkı denetimden en fazla etkilenen İstanbul basını oldu. Yine Cumhuriyet döneminde kabul edilen "1931 Matbuat Kanunu" döneminde ve bunu izleyen yıllarda, özellikle II. Dünya Savaşı'nın yaşandığı 1938-1946 yılları arasında Türk basını, üzerindeki sıkı denetimden kurtulamadı. Bu dönemlerde, basın özgürlüğü kavramı yoğun olarak tartışılmaya başlandı ve 1946 yılında, hükümetin kontrolü dışında, bağımsız faaliyet gösteren Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
1950 yılında kabul edilen ve günümüzde hâlâ üzerinde yapılan çeşitli değişikliklerle yürürlükte olan 5680 sayılı Basın Kanunu kabul edilmiş, bu kanunla Türk basın üzerindeki baskı oldukça azaldı. 1954 yılında ise gazeteciler üzerindeki baskı yeniden artmış, iktidarda bulunan Demokrat Parti yönetimi, muhalefeti destekleyen ve kendi yönetimini eleştiren gazete ve gazetecileri susturmak için çeşitli tedbirlere başvurmuştur. Üzerindeki baskı sonucu, görevini tam anlamıyla yerine getiremeyen Türk basınının bu durumu 1960 yılına değin sürmüştür.
Bu tarihte, yeni bir Anayasa hazırlanıncaya kadar Silahlı Kuvvetler yönetime el koymuştur. Bu dönemde, DP zamanında alınan basını kısıtlayıcı nitelikteki kanunlar yürürlükten kaldırılmış, ayrıca gazetecilere çeşitli haklar tanıyan 212 sayılı yasa kabul edilmiştir (1961).
Yine aynı tarihte oluşturulan Basın İlan Kurumu vasıtasıyla, iktidarın resmi ilanları dağıtırken taraflı davranabilme olasılığının önüne geçilmiş, resmi ilanların dağıtımı bu bağımsız kuruma bırakılmıştır. 1971'de 12 Mart muhtırasıyla birlikte yeniden sıkı bir denetim altına giren basının özgürlüğü kısıtlanmıştır. 12 Eylül 1980'de başlayan üçüncü askeri süreçte de bu durum devam etmiştir. 1980'li yıllarda Türk basınında yeni bir sayfa açılmıştır. Bu dönemde, Türk basınında gazeteci kökenli olmayan, farklı sektörlerden gelerek mesleğe dahil olan iş adamlarının hakimiyeti geçerlilik kazanmış ve bu durum günümüzde de devam ediyor.


2007'de Türkiye 101. sırada

Türkiye, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün her yıl yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması'nda üç sıra gerileyerek 101. oldu. Türkiye'nin önünde Endonezya, arkasında Gabon yer alıyor. 2005'e kadar 15 sıra ilerleyerek gelişme gösteren Türkiye, geçen yılki sıralamada 168 ülke içerisinde 98. sırayı Butan ve Fildişi Sahili'yle paylaşarak "yerinde saymıştı". Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik çok çeşitli ve yoğun ihlaller gerilemeye neden oldu. Sıralamanın ilk beşini İzlanda, Norveç, Estonya, Slovakya ve Belçika oluştururken, son sıralar Küba (165), İran (166), Türkmenistan (167), Kuzey Kore (168) ve Eritre'ye (169) kaldı. Sıralamada Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 48., Fransa 31., Yunanistan 30., Britanya 24., Almanya 20., İtalya 35., yeni Avrupa Birliği ülkeleri Bulgaristan 51. ve Polonya 57., Ermenistan 77., Azerbaycan 139. ve Rusya 144. sırada yer aldı. Sıralamanın başında yer aldığı halde İslam dünyasının tepkisini çeken Hz Muhammet karikatürlerinin yayımından sonra çizerlerin ağır tehditlerle karşılaşarak geçen yıl 19. sıraya gerileyen Danimarka bu yıl 8. sırada yer aldı.


Türkiye 'kısmen özgür'

Freedom House’un 2007 yılı raporunda, Türkiye’nin basın özgürlüğü alanında geçen yıla gore daha da gerileyerek 105. sıraya düşmesi dikkat çekiyor. Bunda en büyük etken ise Türk Ceza Kanunu’nun tartışmalı 301. maddesi ve bu madde gerekçe gösterilerek gazetecilere yönelik açılan davalar. Rapora göre, yalnızca 2006 yılında Türkiye’de 263 gazeteci ve yazar hakkında, ‘Türklüğü aşağılama’ gerekçesiyle 301. maddeden dava açıldı. Raporda, Türkiye’de basın özgürlüğünün anayasal güvence altında olmasına karşın, uygulamada bunun ancak kısmen gözetildiği vurgulanıyor. Freedom House’e göre, Türkiye’de açık biçimde sansür yok. Ancak birçok yasal kısıtlamayı ihlal etmekten endişelenen kimi yayıncı ve gazeteciler, “otosansüre” başvurmak durumunda kalıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aralarında kendisini çizen karikatüristlerin de bulunduğu medya mensuplarına karşı açtığı tazminat davaların eleştirildiği raporda, TRT’nin ana dilde yayınları ifade özgürlüğü açısından önemli bir adım olarak övülüyor, bunların geliştirilmesi isteniyor. Raporda Asya, Latin Amerika ve eski Sovyet ülkelerinde basın özgürlüğünde gerileme olduğu belirtilirken, bunun nedenleri arasında darbeler, baskıcı hükümetler ve gazetecilerin açıkça öldürülmesi sıralanıyor. Raporda, Rusya'daki kadın gazeteci Anna Politkovskaya cinayeti, Venezuela'da muhalefetin bir televizyonunun yayın lisansının yenilenmemesi ve Çin'de protesto gösterileri ve doğal felaketler gibi "ani olayların" hükümetin izni olmadan yayımlanmasına ceza getirilmek istenmesi, basın özgürlüğünün kısıtlandığı örnekler olarak veriliyor.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 23-07-2008   #2 (mesaj-linki)
karayel - avatarı
Cvp: Basın Özgürlüğü

Yunanistan’da Basın Özgürlüğü:
Yunanistan Anayasası’nın 14. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ilkesi şöyle formüle edilmiş.:
(1) Herkes, kendi düşüncesini yasal gözetim dışında yazılı ve sözlü olarak ifade edebilir, basın yoluyla bunu yayınlayabilir.
(2) Basın özgürdür. Sansür ve benzer kısıtlayıcı önlemler uygulanamaz.
(3) Gazete veya diğer baskı aletlerine el konulamaz. Bu ancak istisnai hallerde savcılığın talimatı ile yapılabilir…’’
Yunan Anayasası, basın özgürlüğünü düzenlerken, baskı aletlerine ve gazetelere el konulamayacağını, el konulacaksa bunun anayasal bir istisna olduğunu belirtmiş. Hangi hallede el konulabileceğini de sayma şeklinde belirterek basına ileri düzeyde bir koruma getirmiş.
Aynı maddenin 4. fıkrasında savcılığın el gazete veya yayın kuruluşuna el koyma kararının ardından 24 saat içerisinde dosyayı hemen mahkemeye sevk etmek zorunda olduğunu, mahkemenin de 24 saat içerisinde hemen karar vermek zorunda olduğunu düzenlemiş.
Eğer yetkili mahkeme 24 saat içerisinde karar vermez ise el koyma kararının kendiliğinden başkaca bir işleme gerek duyulmaksızın ortadan kalkacağını düzenlemiş. 8. fıkra ise gazetecilik mesleğinin şart ve gereklerinin yasa ile düzenleneceğini belirtiyor. Buna göre gazetecilik mesleği yönetmelik veya tüzük ile düzenlemez. Mutlaka bir yasa ile düzenlenmelidir. 14. maddenin 9. fıkrası ise, yasa ile belirlenecek esaslara göre gazetecilik işinin finans kaynakları da açıkça ortaya konmak zorunda, diyerek medya patronlarının gazetecilik işini icra ederken hangi kaynaklarla ve nasıl bu işi icra ettiklerini ortaya koymaları gerektiğini belirtiyor.
Yunan kanun koyucusu bir adım daha ileri giderek, 2001 yılında 14.(5) madde de yaptığı değişiklik ile basın yoluyla yapılan hakaret ve sövmelerde, yanlış ve kasıtlı olarak yapılan kişi onuruna dokunan haberler sonrası bunun telafisinin gerektiğini anayasal bir hak olarak düzenlemiş. (7) basın yoluyla işlen suçlara seri yargılama usulünün uygulanarak, çok çabuk bir şeklinde karara bağlanması konusu da anayasal bir hak olarak hakkı yenen kişiye tanınmış. BASINDA TEKELE ANAYASAL ENGEL (9) basında tekel oluşturmaya yönelik davranışları yasaklayan bir hüküm 9. fıkraya eklenmiş. Daha da ileri giden Yunan Anayasası, belirli meslek kollarında faaliyet gösteren kişilerin medya işiyle uğraşmalarını yasaklamış.
Fransa’da Basın Özgürlüğü
Fransa'da 26 Ağustos, 1789'da çıkan; İnsan ve Vatandaş Halkları Beyannamesi'nin 11'inci maddesi şöyle der:
"Düşüncelerin ve fikirlerin özgürce paylaşılması; insanın en mühim haklarından birindir: her vatandaş özgürce konuşmalı, yazmalı ve yayımlamalı; muhafaza etmeli (gerekliyse) kanunların sunduğu olanaklarda özgürlüğünün çiğnenmesine cevap vermelidir."
1788 Fransız Devrimi'nin sınırsız basın özgürlüğünden yararlandı. 1792 - 1794 yıllarında terörün ilk kurbanları, basın ve idam edilen gazeteciler oldu. Napoleon Bonaparte zamanında iktidarın ağır baskısıyla karşılaştı.
Fransa'da ilk basın ahlak yasası 1918 yılında kabul edilen "Gazetecinin Mesleki Görevleri" yasasıdır. Bu yasa gayet açık bir biçimde mesleğe yaraşır bir gazetecinin imzasız bile olsa, bütün yazdıklarının sorumluluğunun üstleneceğini; iftira, kanıtsız suçlama, belgelerin tahrifatı, olayların saptırılması ve yalanı, en ağır meslek hatası sayacağını ve haber elde etmek için dürüst olmayan yolların kullanılması sırasında iyi niyetin istismar edilmemesini amaçlıyordu.

Amerika’da Basın Özgürlüğü :
1791'de onaylanan "Haklar Bildirisi"nin 12. maddesi "Basın özgürlüğü özgürlüklerin büyük kalelerinden biridir ve hiçbir zaman müstebit hükümetler dışında bir yönetim onu kısıtlayamaz" demektedir. ABD'de zaman zaman basın özgürlüğünü kısıtlamak için birtakım eğilimler belirmişse de, I. ve II. Dünya Savaşı ve hatta Vietnam Savaşı esnasında bile basına sansür koymak gibi tedbirler alınmaya gereksinim duyulmamıştır. Ancak demokrasinin çok geliştiği ülke olan ABD'de bile Körfez Savaşı'nda sansür uygulanmıştır. Kaldı ki sansürün uygulanması birçok yasalarda yer almakta, ulusal çıkarlar söz konusu olduğu zaman, savaş durumlarında, olağanüstü durumlarda hukuki düzenlemeler bulunmaktadır. ABD, Vietnam Savaşı'nın kötü deneyiminin de etkisiyle, yasalarına aykırı düşmeyen sansürü uyguladı. Çünkü gazetecileri başıboş bırakmalarının onları sorumsuz yazılar yazmaya sevk edeceğini, böyle yazıların da hükümetin saygınlığını sarsacağından endişe duymaktaydı.
Amerika'da 1970'te ülke çapında basın kurulu oluşturmak için girişimler başlamış; fakat Amerikan gazete ve televizyon yönetimleri, bu tür milli seviyede kendilerini bağlayıcı kurallar yerine; kendi basın ve yayın organlarının kabul ettiği "Ahlak Kuralları"na uymayı tercih etmişlerdir. Yürürlükte olan ve tanınan bu ahlak yasa kuralları şu şekilde geliştirilmiş ve kabul edilmiştir:
1 - Haber ve düşünce yaymanın başlıca amacı, halkı bilgilendirecek günün konuları hakkında kanaat sahibi olmalarını sağlama yolu ile kamu refahına katkıda bulunmaktır. Bu mesleki gücü kişisel menfaat veya değersiz amaçlar için istismar eden basın mensupları kamunun güvenine layık değildir.
2 - Basın özgürlüğü kamuya aittir; resmi ve özel olsun her türlü çevrenin saldırılarına karşı korunmalıdır. Gazeteciler anlaşmazlıklarda taraf tutma veya taraf olma görünümünü vermekten kaçınmalıdırlar.
3 - Okuyucunun güvenini sürdürmek iyi gazeteciliğin temelini oluşturur.
Haber içeriğinin gerçek, taraf tutmaktan uzak ve her türlü unsur ve yönleri kapsaması için tüm çaba gösterilmelidir. Önemli yanlışlıklar ve unutmalar derhal ve kolayca görünecek şekilde düzeltilmelidir. Tarafsızlık basının her şeyi sorusuz kabul etmesi anlamına gelmediği gibi, kendi görüşünü yansıtmasına da engel teşkil etmez. Gazeteciler haberlere konu olan kişilerin haklarına saygılı olmalı, terbiye ve nezaket kurallarına uymalı, haberlerin gerçekliği açısından dürüst davranmalıdır. Açıkça suçlanan kimselere en kısa zamanda cevap verme fırsatı tanınmalı. Haberin kaynağının gizli tutulması konusunda zorunluluk ve baskı yoksa kaynak açıklanmalıdır.
Bu ilkeler Amerikalı gazeteciler ile Amerikan halkı arasındaki güven bağının korunması, sürdürülmesi ve güçlendirilmesi amacını taşımaktadır. Bu güven bağı, devletin kurucuları tarafından hem basına hem halka emanet edilen özgürlüğün korunması için şarttır.

İngiltere’de Basın Özgürlüğü:
Basın özgürlüğüne dair ilk sinyaller İngiltere’ de verilmiştir. Başta İngilizler olmak üzere tüm Avrupa gittikleri farklı ülkelerde de aynı sistemi oturtmaya çalışmışlardır. Devletin basın üzerindeki baskısını azaltmaya çalışmışlardır. İngiltere basın özgürlüğü bağlamında dört farklı yaklaşıma sahiptir. İlk yaklaşım olan teolojik yaklaşıma göre Tanrı’nın verdiği akıl bireylerin iyiyi ve kötüyü ayırt etmelerini sağlamaktadır. Basına devlet tarafından konan sansür özgürlüğü kısıtlamaktadır. Bu yaklaşımda özgürlük savunulsa dahi devletin bir düzenlemede bulunmasına karşı bir görüş yoktur.
İkinci yaklaşım basın özgürlüğünün birey haklarına dayanması yaklaşımıdır. Bu yaklaşım bireysel düşünceleri temel almaktadır.
Din konusunda da siyasal alanda da insanların bireysel kararları önemlidir.
Faydacılık yaklaşımında ise yapılabilecek en iyi yasa en çok insana en çok mutluluğu sağlayan yasadır. Bu görüşü Jeremy Bentham savunur. Özgür basın bürokrasiyi denetleyerek birbirlerini tutmalarını engelleyebilir.
Dördüncü yaklaşım olan basın özgürlüğünü hakikat arayışına dayandıran yaklaşıma göre ise düşüncelerin basında özgürce yer alması güvence altına alınmalıdır. Hükümetin yanlış olarak değerlendirdiği düşüncelerin doğru olma olasılığı vardır. Hiçbir düşünceyi tamamıyla yanlış olarak değerlendiremeyiz. Doğruya da ancak birçok yanlış düşünceden geçerek, bu düşünceleri karşılaştırarak ulaşabiliriz.
İngiltere basın ahlak yasası ve bununla ilgili konsey kurulmasını düşünen ilk ülkelerden biri olmuştur. İlk olarak gazetecilerden gelen bir girişimle 1936 yılında oluşturulan basın ahlak yasası, geleneklerine ciddi biçimde bağlı olan İngiliz basınında çalışanları koruma amacı düşünülerek çıkarılmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan gelişmelerle, basın dünyasında geçerli olması gereken kuralların belirli zaafları taşıdığı kanaati yaygınlaşmıştı. Bu bakımdan, okuyucuya İngiliz geleneğinin gereklerinin devamlı suretle verilerek, toplumun belirli davranışlarının muhafaza edilmesinin temini düşüncesiyle hareket edilmiştir.
İngiltere'de ilk basın konseyi 1953'te kurulmuştur. Bu konseyin amaçları şu şekilde özetlenebilir:
İngiliz basınının bağımsızlığını korumak, niteliğini yükseltmek, mesleki düzeyi arttırmak, basının tutum ve davranışı ile kişi ve kurumların basına yönelik davranışlarını değerlendirmek, haber ve bilgiye erişilmesini önleyebilecek gelişmeleri değerlendirmek, basında tekelleşmeyi yaratabilecek olumsuzlukları belirlemek ve bu konudaki bilgileri anında yayınlamak, gerektiğinde hükümete ve Birleşmiş Milletler'e önerilerde bulunmak.

İtalya’da Basın Özgürlüğü :
İtalya’da medya devi olarak da bilinen, eski Başbakan Silvio Berlusconi devlete açık bir şekilde hakaret ve saygızlıktan dolayı devlet kanalı Rai’de yayınlanan Sabina Guzzanti’nin sunduğu bir hiciv programını yayından kaldırmıştır. Daha sonrasında Guzzanti hukuki yollara başvurup, davayı kazanmıştır; fakat değişen hiçbir şey olmamıştır ve Berlusconi kanal üzerindeki yaptırım gücünü kullanarak programı yayınlatmamıştır.
İtalya’da internet yayıncılığını, tıpkı basın-radyo-televizyon yayıncılığı ile eş tutan yeni yasa tartışma yaratıyor. Yeni yasaya göre internette yayın yapacak bir kişi veya kuruluş, artık klasik medya yayıncısıyla eş tutulacak. Dolayısıyla, yayının içeriğinden sorumlu olacak. Yeni yasa, her internet sitesi için izin alınması ve yayından sorumlu kişi atanması gerektiğini kayda bağlıyor. Ceza yaptırımları ağır.
Oysa, 1997’de Napoli’de alınan bir mahkeme kararında, internet yayıncılığının basınla bir tutulamayacağı hükme bağlanmıştı. Bu, diğer mahkemelere örnek (emsal) oluşturdu. Aradan geçen 4 yılda, İtalya’da internet-basına ilişkin görüşlerin değiştiği ve yeni yasa tasarısında “basın”a yeni tanım getirildiği anlaşılıyor.
Öte yandan İtalya, 1998’de Türkiye’yi de ilgilendiren ilginç bir site kapatma olayına da tanık oldu. Bologna’da faaliyet gösteren Isolenella Rete adlı bir siteye gönderilen bir yazıda, kendisine hakaret edildiğini iddia eden bir şirket, siteyi kapattırdı. Yazıda
Milano’daki Turban Italia Srl turizm şirketinin, dönemin Türkiye başbakanı Tansu Çiller’le parasal bağlantısı olduğu iddia edilmiş, Türkiye’nin insan hakları ihlalleri gerekçe gösterilerek turizm şirketine boykot çağrısı yapılmıştı. Şirket, bu yazının yayınlandığı site aleyhinde dava açtı ve kazandı.
Site kapatıldı.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
Yok
basin ozgurlugu, basin ozgurlugu nedir, basin yayin ozgurlugu, tanzimat doneminde basin hurriyeti,
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Basın Özgürlüğü Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Siyasal Parti Özgürlüğü Bia Siyasal Bilimler 3 02-04-2009 15:43
Kitle iletişim özgürlüğü nedir? Ziyaretçi Soru-Cevap 7 23-01-2009 15:26
Basın Hukuku AeraCura Hukuk 2 16-03-2008 20:27
Hak Arama Özgürlüğü ve Adil Yargılanma Hakkı AeraCura Hukuk 2 16-03-2008 13:13
Düşünce Özgürlüğü virtuecat Siyasal Bilimler 0 06-11-2006 17:05