| | #1 (mesaj-linki) |
Hayatın içinden Satır Araları Hayata hiç isyan etmeyin. Öncelikle şunu kabul edin; 'hayat adil değil.' Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı. Başımıza gelenler de eşit değil. "Guguk Kuşu" filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer. Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz. Diğer hastalar onunla alay ederken bir şey söyler: "Ben en azından denedim" Siz gerçekten denediniz mi? Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz? Hayata Windows Xp'den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz? Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde... Kiminin nasır tutmuş parmaklarında, kiminin boyalanmış ellerinde...Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde. Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var. Güneş, her sabah yeniden doğuyor. Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz. Yeter ki gülümseyin! Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan... Ve Her sabah uyandiginizda " HayaT, bugün yine herseye ragmen çok güzelsin..." demeyi ihmal etmeyiniz. her zaman dedigim gibi gulumseme yuzunuzden hiç eksik olmasin.. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) |
Cvp: Hayatın içinden Satır Araları.. Hayat çetele tutmak değildir.seni kaç kişinin aradığı,kiminle çıkıyor olduğun çıkacağın veya kiminle çıktığın demek de değildir.kimi öptüğün,hangi sporu yaptığın veya kimlerin seni sevdiği de değildir.hayat ayakkabıların,saçın,derinin rengi,nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğinde değildir.aslında hayat notlar,giysiler,para,girmeyi başardığın yada başaramadığın okullarda değildir.hayat çok arkadaş sahibi olmak yada yalnız olmak,kabul görmek yada görmemek değildir. hayat karşındakini küçük ve mevki sahibi değil diye küçümsemek alay etmek hiç değildir Kısaca hayat bunlar değildir. Hayat kimi sevdiğin ve incittiğindir.kendin için neler hissettiğindir.güven,mutluluk ve şevkattir.arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.hayat kıskançlığı yenmek önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.neler söylediğin ve neler demek istediğindir.insanların sahip oldukları değil kendilerini olduğu gibi görmektir.herşeyden önemlisi,hayatını başkalarının hayatını önemli yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.işte hayat bu seçimlerden ibarettir. NİCE MUTLU YARINLAR TÜM DÜNYADAKİ İNSANLARIN OLSUN | |
|
| | #3 (mesaj-linki) |
Cvp: Hayatın içinden Satır Araları.. Bir gün durup, Bir gün dönüp, "Yaşamın neresinde kalmıştık?" diyebilecek miyim! Ya da "Başlamadığım neler var?" Başlayıp, bitiremediğim… Hayal bile edemediğim. Çocukların büyüdüğü, cicim aylarının tükendiği, yazların kışları kovaladığı, aşk sanılan debde benin durulduğu, soba başlarında ısınılan, duraklarda bekleşilen, ölenlerle, doğanlarla dolu yıllar boyunca aklımın bir köşesinden bile geçirmediğim… Yüzümdeki çizgilere, şakaklarımda belirmeye başlayan beyazlara sıkıştırıverdiğim - bir çırpıda - yaşam(ın) neresinde kalmıştım, ben. Kentler vardır: insana hiçbir şey düşündürmeyen, yaşanmışlık acılarından başka… Bozkır yüzlü. Yaşlı. Böyle kentleri izlerken şehirler arası yolculuk otobüslerinin camlarından, belki tek istediğiniz şey bir sonraki kente kadar uyuyup sonra birden uyanıvermek olur. O kentler ki; hatıralarınızı kırık birer cam parçasıymışçasına süpürüp atmak isterler. İkinci bir giysileri yoktur. Ruhları yoktur. Gece gündüz, yaz kış hep aynı görünürler insanın gözüne. Ne yeni yeşermiş bir fidan değiştirebilir bunu, ne de göklerinde süzülen; üstünkörü, çocuk elinden çıkmış bir uçurtma… O kentlerde her şey sıradandır. Çocukların büyümesi, cicim aylarının tükenmesi, yazların kışları kovalaması, aşk sanılan debde benin durulması, ölenler, doğanlar.. Her şey, hem de her şey… Bir de; Kentler vardır. İnsana "Yaşamın neresinde kalmıştık?" dedirten. En kötüsü de sürekli böyle bir kentte yaşıyor olmaktır. Sürekli kendine; "Yaşamın neresinde kalmıştık?" diye sormak gerektiğini düşünmektir en kötüsü… Kentler vardır: insana tüm bunları düşündüren. Yaşamın omzundan geriye fırlatıp atmış olduğu o insan bedenlerine ait eksikliklerin, yaşanamamışlıkların unutuldukları yerlerden, atılıverdikleri yerlerden bulunup alınması gerektiğini, tozlu raflarından indirilmesi gerektiğini, düşündüren. Hazır gelmişken… Hazır düşünmüşken… "Yaşamın neresinde kalmıştık?" Diyebilecek miyim ben kendime … Bir gün? -tüm bunları bana sürekli düşündüren bu kentte yaşarken hem de- Yaşam, diye yaşadığım bu ara vermişlik uzadıkça, günler; gündoğumu ve günbatımı aralığına sıkıştıkça her defasında, bezginlik, kırgınlık, kızgınlık doldukça günler… O günü beklemek... Bu denli özlenebilir mi? Ufka bakarmışçasına hareketsiz kıldığım gözlerimle; aslında olmayan, hiç olmamış, asla olmayacak bir sevgiliyi vapur iskelelerinde beklercesine, o günü beklemek… Hiç gelmeme ihtimali ile boğuşmak… Hiç gelmeme sanısına kapılıp kıvranmak… Hiç gelmeme korkusu ile dehşete düşmek… Hiç gelmeme gerçeği ile yüzleşmek… Ah gün ışığı, ah! Her vakti geldiğinde; yeniden dolduğun bu dünyada, bana yaşamın neresinde kalmış olduğumu hatırlatabilecek misin, bir gün? Ve günlere bile mektup yazabilecek kadar divane olan ben: o gün, ışıttığın dünyada, yeterince güç bulabilecek miyim tırnaklarımda, bıraktığım yere tutunabilmek için.Yemek kokuları arasından sıyırıp eteklerimi, rüzgâra salıverebilecek miyim? Saçlarım uzayacak mı yeniden? Yitik yaşamlar görür; tiksinirdim yeniyetmeliğimde. Yitik yaşamların ahı tuttu sonunda biliyorum! İçlerine düştüm bu yüzme bilmez kaderimle, birinin kıyısından, diğerininkine savrulup duruyorum hoyrat, acımasız dalgalarıyla. O yeniyetmelik ki; arzularımızı besleyip duran bir enerji yoğunluğundan ibarettir yalnızca. Gün ışığının koca bir yaz boyunca tüm kış meyvelerini besleyip, büyüttüğü gibi… Giderek etlenen, giderek kendi olağan rengine kavuşan, giderek sulanan kış meyveleri gibi yeniyetmelik arzuları ile baş başa kalırız yetişkinliğimizin ilk adımlarında. Bildiğimiz tek şey, cesaretin kırmızı bir tülmüşçesine örttüğüdür utancı. Ama bilmeyiz ki; utanç aynı zamanda cılız, masmavi bir dalıdır güvensizliğin. Bir kez budanabildi mi bir daha yeşermeyen! Ah gün ışığı, ah! Tüm bunların sorumlusu sen misin yoksa? Sen isen eğer… bu kadar kudretli isen… bu kadar vahşi… bu kadar soğukkanlı isen; Bu karalanmış defter sayfalarından kurtarıp; bembeyaz, sonsuz bir boşluğa da koyabilecek misin kalemimi, söyle? Sonsuz boşluğu bana, beni sonsuz boşluğa hediye edebilecek misin, o gün? Kışkırtabilecek miyim en sonunda seni tüm bu yazdıklarımla? Pek tabiidir ki; ne, küçük bir derenin ,dingin serin akan sularında baş vermiş taş parçalarının üzerinden sekip, ıslanmadan karşı kıyıya ulaşmak gibi kolay olacak tüm bunlar, ne de; ılık yaz akşamlarının rüzgârları ile bir o yana bir bu yana, bir ananın kucağına uyumaya yatmış da masum yavrular gibi; hafif hafif sallanan adını bile bilmediğim ağaçların yaprakları kadar olağan hissedeceğim ben kendimi… Hayatın, üç kuruşluk ruhlarını kafalarından sıyırıp ayırdığı, kendi kendine adak ettiği kalleşler kadar değerim olmayacak mı yoksa gözünde? Bir gün durup, Bir gün dönüp, "Yaşamın neresinde kalmıştık?" diyebilecek miyim! Ya da "Başlamadığım neler var?" Başlayıp, bitiremediğim… Hayal bile edemediğim. Peki ya… O güne dek, tüm bu yabancı vücutların yükünü taşıyabilecek miyim, bu sarsak yüreğimde? Ah gün ışığı, ah! Giyinmekten, soyunmaktan, susamaktan usanmış olan beni; o gün geldiğinde yeniden diriltebilecek misin, söylesene? Kırmızı'yı yeniden kırmızı yapabilecek misin gözümde? Sıcağı, yeniden sıcak! Bir ipliğin, bir iğne deliğinden geçirilmesi gibi olağan olabilecek mi tüm bu anlattıklarım, sonunda? O gün, O gün; ışıttığında, ışıtmandan yorulmamış bu koca dünyayı. Ben bir parçası olabilecek miyim tüm bu anlattıklarımın. Çocukluk günlerimi, çocukluk hayallerimi, anamın babamın bana olan sevgisini çiğ damlalarınla yeşertip tazeleyebilecek misin, söylesene? Rüzgârınla, kırmızı tülleri uçurabilecek misin, arzularım üstünden? Keskin kılıcınla budayıp durmayı kesecek misin masmavi utançlarımı? Söylesene! Bir gün durup, Bir gün dönüp, "Yaşamın neresinde kalmıştık?" diyebilecek miyim? Ya da "Başlamadığım neler var?" Başlayıp, bitiremediğim… Hayal bile edemediğim! | |
|
| | #4 (mesaj-linki) |
Cvp: Hayatın içinden Satır Araları.. Hayat nedir Anne Hayat Nedir Anne? benim hiç sapanim olmadi anne, ne kuslari vurdum, ne de kimsenin camini kirdim... çok uslu bir çocuk degildim ama, seni hiç kirmadim, hep boynumu kirdim. ben hayatim boyunca bir tek kendimi vurdum! .. suskun görünsem de, firtinali ve magrurdum anne. bir mizrak gibi, aynada hep dik durdum anne! .. ben sana hiç bir gün laf getirmedim, leke sürmedim. ama gögsümü çok hirpaladim, kalbimi çok yordum... ben hayatim boyunca, en çok kendimi sordum! ... benim hiç sevgilim olmadi anne, ne bir yuva kurdum, ne bir gün sansim güldü... öpemeden bir bebegin gidisini, tükendi gitti çagim... kimi yürekten sevdiysem, yüregini baskasina böldü... bir muhabbet kusum vardi, o da yalnizliktan öldü... sen beni gögsünde hep acilarla mi sogurdun anne? yoksa evlat diye, koca bir tas mi dogurdun anne? eziyet degilim, zahmet degilim, musibet hiç degilim; bir senin mi balina sinek kondu, söylesene! dogurdun da beni, ne ile yogurdun anne? benim hiç hayalim olmadi anne... ne seni rahat ettirdim, ne kendim ettim rahat... BIR MUTLULUK FOTOGRAFI BILE ÇEKTIRMEDI BU HAYAT! kaybolmus bir anahtar kadar sahipsizim anne... ne omuzumda bir dost eli, ne saçimda bir sefkat... say ki yollardan akan, su faydasiz çamurdum anne... say ki islanmaktim, üsümektim, say ki yagmurdum anne! bunca yildir gözyaslarini, hangi denizlere sakladin? oy ben öleyim, SEN BENI NE DIYE DOGURDUN ANNE? ? ? Yusuf Hayaloglu ![]() Hayat ağlamakla başlayan ilk başta oyun gibi gelen bi düzen her insan neredeyseaynı şeyleri sıkıntıları sevinçleri yaşar ve ölür tabi öbür trafı nasıl hazırladığı öneölirdir tabi ianacı varsa tek düze bi hayat ama yine de yaşamalı bu hayatı sevdiğim limon gibi tüm ekşiliğine rağmen.......s@y Son Düzenleyen The Unique; 19-01-2007 @ 11:59. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #5 (mesaj-linki) |
Cvp: Hayatın içinden Satır Araları.. Hiçbir şeyi ciddiye almayan biri de, kendini çok önemli zannedenler de, hayatları boyunca bir kere olsun şu soruyu sormazlar mı kendi kendilerine: Neden yaşıyorum? Yaptığı tek iş vida sıkmak olan bir işçi de, o işçinin nüfuz sahibi patronu da, bir an durup “Ben ne yapıyorum böyle?” demez mi? Matematik dersindeki öğrencilerden hiç olmazsa birinin kafasına “Üçgenin iç açıları toplamı 180 etse ne olur, 190 etse ne olur?” diye bir soru gelmez mi? Evinde yemek yapan kadın, ofisinde evrak imzalayan memur, trafikte ceza kesen polis, mahkemede bir alacak dâvâsında hüküm veren hakim, “Benim amacım, hedefim ne? Bütün bunlar neden?” diye hiç sormaz mı? Sosyal statüsü, gelir durumu, eğitim seviyesi ne olursa olsun, insan hayatı boyunca “Nasıl?”ları bir kenara bırakıp bir an olsun, “Niçin?” diye sormaz mı? Yaptığı şeyi anlamsız, boş, değersiz görmez mi? “Hayat bu olamaz. Ne vida sıkmak, ne üçgenin iç açıları toplamını hesap etmek, ne yemek yapmak, ne evrak imzalamak, ne ceza kesmek, ne de hüküm vermek… Hayat başka bir şey olmalı. Bunlardan daha fazla, daha büyük, daha önemli, daha değerli, daha… bir şeyler olmalı…” Bir yazar sormaz mı hiç kendine, “Yazıyorum da ne oluyor?” “Neden yazıyorum bütün bunları? “Kime, ne faydası var?” Böyle bir düşünceye kapılıp da, yazıp yazıp silmiyor mu hiç? Birileri bu düşünceyle uyanmıyor mu yeni bir güne? Birileri böyle düşünerek kapamıyor mu gece gözlerini? Nasihat veren bir ses tonuyla söylemeden hiç kimse hiçbir şey, birileri sorgulamıyor mu hiç, hayatını? Ne yaptığını, ne yapacağını, ne yapmakta olduğunu, zincirleme bir “niçin”lerle sonunu, sonunun sonunu sormuyor mu? Bir yerlerde birileri, inanmasa da dinin anlattığına, hocaların söylediğine, ezanların haykırdığına; kulak tıkasa da sarsılan yer kürenin mesajına, kendi içinden sese kulak tıkayabiliyor mu? Yoksa bütün sesleri açıp, bütün gürültüleri yapıp, görüntüyü başka görüntülerle gölgeleyip mi yaşıyor, yaşadığını sanıyor? “Bir yer var biliyorum. Her şeyi söylemek mümkün. Epeyce yaklaşmışım Duyuyorum” kıvamında “anlatamama” makamında olsa da, dilinin ucuna gelmiyor mu birilerinin. Var elbette. Şarkılar söylemese, filmler anlatmasa, çok satan kitaplar yazmasa da var. Müziğin sesini kapattığımızda bile duymasak da, bize sunulmuş hayatın sesini kısıp gerçek hayatın sesini açtığımızda duyacağız o sesleri… | |
|
![]() |
| En popüler 15 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
|
| araç sürmeden yakalama trafik cezası, cezası, bu hayata karşi şansim hiç olmadi, ceza kiminle çıkıyor, cocuk egitimi 9 yas aralari, hayat hiç adil deyil, hayat çetele tutunmak degildir, hayatın içinde, hayatın içinden, kentle hayatı, satır araları, |
| Konu Araçları | |
Hayatın içinden Satır Araları Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Ölüm | NoRanynn | Yazın Hayatı | 120 | 5 Gün Önce 21:17 |
| Hayata Dair | NoRanynn | Yazın Hayatı | 1227 | 1 Hafta Önce 23:04 |
| Sanat Eleştirisi | NoRanynn | Sanat | 4 | 24-12-2007 13:08 |
| |||||
| vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||