Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Forumda Ara

Kültür ve Toplum

Bu konu Kültür forumunda ThinkerBeLL tarafından 6 Kasım 2009 (03:30) tarihinde açılmıştır.
4019 kez görüntülenmiş, 1 cevap yazılmış ve son mesaj 6 Şubat 2011 (11:56) tarihinde gönderilmiştir.
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Eski 6 Kasım 2009, 03:30

Kültür ve Toplum

#1 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Sponsorlu Bağlantılar
Kültürler ve Toplumlar

İnsan toplulukları doğa tarafından biçimlendirilmiş ya da insan iradesiyle bir araya gelmiş birimlerden oluşur. Toplumlardaki sürekli değişim farklı kültürlerin karşılaşmasıyla daha da belirginleşir. Güç kazanma isteği, değişik değer yargıları, ahlak anlayışı ve inanış biçimleri topluluklar arasında büyük çatışmalara yol açabilirken, aynı toplumun içindeki gruplar arasında da çıkar çatışmaları ortaya çıkabilir.

Kültür ve Toplum
İnsanın yaşamak için başka insanlara gereksinimi vardır. Eski Yunanlı düşünürü Aristoteles insanı"zoon politikon", yani toplumsal çevresi olan canlı olarak tanımlamış. Bugün toplum deyince, yaşamlarını az ya da çok bir arada geçiren bir insan kümesini anlıyoruz. Eskiden olduğu gibi bugün de pek çok insan aile ve akrabalarının oluşturduğu doğal topluma bağlı yaşıyor. Bu en küçük toplumsal örgütlenmenin her bireyi ötekilerden toplumsal, ekonomik ve ruhsal destek görüyor. Cemaat gibi öteki toplumsal örgütler de ona dayanıyor. İnsan toplumun kurallarına uymak zorundadır. Toplumun, bireyleri bu kurala uymaya zorlama biçimi toplumdan topluma değişebiliyor. Örneğin, bugün Batılı toplumlar bireylere davranış biçimlerinde, eş ve uğraş seçiminde Doğulu toplumlara göre daha büyük kişisel özgürlükler tanıyor.
Kültürden ise insanların belirli bir zamanda ve sınırlı bir alan içinde, doğal ve toplumsal çevrelerine özgü koşullar altında dil, din, hukuk, ahlak, sanat, müzik ve bilim alanlarında ürettiği şeyler anlaşılıyor. Burada toplumlarla bireylerin yaşama ve davranış biçimleri iç içe giriyor. Dil insan toplumunun en önemli birleştirici öğelerinden biri. Çoğu kez bir kültür çevresinin en belirgin tanımlayıcı özelliği dil oluyor. Dil aynı zamanda insanların bir topluma bağlı olma duygusunu pekiştirici bir etki de yapıyor. Bir dilin yaygınlaşması o dili konuşan toplumun gücünün de büyümesi anlamına geliyor. Örneğin, bugün yeryüzünde yaşayan insanların beşte biri Almanca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Portekizce ve İspanyolca gibi Avrupa dillerinden birini konuşuyor. Bu, sömürgecilik döneminin bir kalıntısı. Aynı dili konuşan, aynı tarihi, dini ve dünya görüşünü paylaşan toplumlara halk diyoruz.

Değişim İçinde Kültür ve Toplum
Çeşitli etkiler nedeniyle sürekli yeni yaşam koşulları ortaya çıktığından, toplumlar ve kültürler de sürekli bir değişim içindeler. Bu değişim bazen yavaş yavaş gerçekleşiyor, bazen de bir patlama biçiminde olabiliyor. Pek çok toplum için Batı kültürü ve ona baplı olan maddesel ve teknik üstünlükle karşılaşmak, varlıklarını tehdit eden bir şok etkisi yapıyor, çünkü bu onların geleneksel toplum yapısının sorgulanmasına yol açıyor. Bu da hangi yöne gideceğini bilememek, kişiliğini ve kendine güvenini yitirmek gibi sonuçlara neden olabiliyor.
Güçlü toplumsal değişimler genellikle iç politikada ve toplumsal örgütlenmede yeni oluşumlara yol açıyor. Bunun bir örneği önemli toplumsal gerilimlere neden olan sanayileşmenin sonucunda işçi sendikalarının ortaya çıkması.
Her toplum mutlaka bir devlet kurmuyor. Bugün devletlerin tarihsel açıdan daha geç bir dönemde ortaya çıktığı biliniyor. İlk devletler günümüzde yaklaşık 5-6 bin yıl önce Mısır’da ve Güneydoğu Asya’da ortaya çıkmış. Devlet toplumsal örgütlenmenin özel bir biçimi, bir bakıma toplumsal ve tarihsel süreçlerin bir bileşeni. Devleti olmayan sürekli ya da geçici hiçbir merkezi yönetim biçimi tanımayan, toplumsal gücün toplanması yerine dağılmasını yeğleyen topluluklara geçmişte olduğu gibi bugün de rastlanıyor.

Din

Her dönemde ve kültürde dinsel inanışlar var olmuş. Uzun bir süre din pek çok toplum için temel birleştirici öğe işlevi görmüş. Bu toplumların ortak özelliği toplumsal ve dinsel otoritenin tek bir kişinin ya da bir grubun elinde toplanması. Dinlerin toplum yapısı üstündeki etkisini günümüze değin nasıl sürdürebildiğinin en iyi örneği Hinduizm’de görülüyor. Bu karmaşık inanışın getirmiş olduğu kast sistemi, yani insanların toplumsal gruplara ayrılması, yasal olarak kaldırıldığı halde bütün ülkede yaygın olarak varlığını sürdürüyor.
Avrupa’da 18. yüzyıldaki Aydınlanma Çağı’ndan sonra kilise ile devletin, yani dinsel güç ile dünyasal güçlerin birbirinden ayrılması ilkesi benimsendi. Gene de pek çok ülkede, kilise iktidara karşı muhalefeti destekleyerek politikaya karışmayı sürdürüyor.
Pek çok insanın günlük yaşamını dinsel olgular biçimlendirir. Töreler ve tapınma toplu bir biçimde gerçekleştirilir. Her dinsel toplumda yemek yemeye, giyinmeye ve daha pek çok şeye ilişkin, uyulması gereken kurallar vardır. Bunları yerine getirmek dindarlık belirtisi sayılır.
Dinsel yaşamın özel bir biçimi ise mistisizm, yani gizemciliktir. Mistisizmin amacı insan ile tanrısal olanı birleştirebilmektir. Bu da kişisel deneyimin toplumsal olana tercih edilmesi anlamına geliyor. Düşüncelere dalmak, dünyadan elini eteğini çekmiş bir biçimde yaşamak bu birleşmeye gidecek yollar olarak görülüyor.
Eski Mısır ve Yunan tapınaklarından Uzakdoğu’daki Pagodalar’a, Hıristiyan katedrallerinden Müslüman camilerine kadar, büyüklü küçüklü pek çok yapı insanların dinsel davranışlarının çarpıcı birer kanıtı durumunda. Pek çok kültürde din ile sanat ayrılmaz bir bütün oluşturuyor. Din sanatçı için bir esin kaynağı olurken, dinsel törenlerde sanatkarca biçimlendirilmiş nesneler kullanılıyor.
Bugün yeryüzünde yaşayan 5 milyar dolayındaki insanın yaklaşık yüzde 30’u Hıristiyan, yüzde 20’si Budacılık, Hinduizm, Konfüçyüsçülük, Şinto dini ve Taoizm gibi Asya inanışlarından birine bağlı. Müslümanların oranı yaklaşık yüzde 16, Yahudilerinki ise yüzde 0,4 dolayında. Doğa dinlerine bağlı olanlar dünya nüfusunun yüzde 2,4’ünü oluşturuyor. Hare Krişna, Tanrı’nın çocukları ve Birleştirici Kilise gibi son zamanlarda ortaya çıkan ‘yeni’ dinlere bağlı olanların oranının yüzde 0,2 dolayında olduğu sanılıyor.


Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Eski 6 Şubat 2011, 11:56

Kültür ve Toplum

#2 (link)
Özel Üye-VIP
sedat sencan - avatarı
Hepimiz 'kültürlü insan' terimini kullanırken o kişinin bilgi birikimini anlamış oluruz.Oysa kültür sosyolojik bir olgudur.Bu bakımdan bilgi birikimini açıklayan başka terimler kullanmalıyız.
Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.150 saniyede (67.17% PHP - 32.83% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 07:09
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi