| | #1 (mesaj-linki) | |
| Mimarlık Sanatı Mimarlık Sanatı Ana Britannica & Vikipedi Mimarlık, insanların hem fiziksel mekânlara, hem de kendi duygu ve düşüncelerini anlatan biçimlere duydukları gereksinmeyi karşılayacak yapıları üretme sanat ve tekniğidir. Yerleşik yaşam biçimini benimseyen bütün toplumların mimarlığı vardır. Mimarlık yapıtları insan ürünü öteki yapıtlardan şu özellikleriyle ayrılır:
Örneğin fabrika gibi işlevi yarara yönelik bir yapıda duygu ve düşüncelerin iletilmesine daha az önem verilmiş olabilir. Buna karşılık anıtmezar gibi daha çok duygu iletimine önem verilen yapılarda da kullanım geri planda kalabilir. Kamu yapıları ya da dinsel yapılarda ise hem kullanışlılık hem de biçimsel anlatım gücü eşit ölçüde önem taşıyabilir. Mimarlık veya mimari, binaları ve diğer fiziki yapıları tasarlama ve kurma sanatı ve bilimidir. İnsanların yaşamasını kolaylaştırmak ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla inşa etme sanatı; başka bir tanımlamayla, yapıları ve fiziksel çevreyi uygun ölçülerde tasarlama ve inşa etme sanat ve bilimidir. Mimarlık mekan tasarlama işidir. İnsan barınmak için yaşamak ve doğa şartlarından korunmak için bir mekan ihtiyacı duyar ve bu mekanı kendine özgü kültürel, fonksiyonel, teknik ve farklı zevklerde yaratır. Mimarlık evrensel bir meslektir. İnsanlık tarihinin her döneminde önemli olmuştur. Dini yapıların tanrıya ulaşma arzusundan, iktidarı simgeleyen saraylara ya da bir kentin dokusunu oluşturan basit konut tiplemelerine kadar her türlü açık ve kapalı mekanı tasarlar. Bu çevre kırsal veya kentsel olabileceği gibi, yapıları veya mekanları kuşatan yakın dış çevre de mimari tasarımın kapsamına girer. Mekan, içinde yaşamın gerçekleştiği fizik ortam olarak tanımlanabilir. Mekanın oluşabilmesi ve üretilebilmesi için yapılara, yaşamın hergün artan çeşitliliği gözönüne alınırsa, oldukça karmaşık ilişkiler düzeni içinde yapılaşmış fizik çevreye gereksinme vardır. Mimari tasarımın öznesi olan yaşam, coğrafi, iklimsel, kültürel, demografik farklılıklar içerir. MÖ 1. yy.'da yaşamış olan Roma'lı mimar Vitruvius "De Architectura" adlı kitabında başarılı bir mimarlık için "Utilitas, Firmitas, Venustas" (kullanışlılık, sağlamlık, güzellik) etmenlerinin gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Rönesans' ta bu tanım, "Comodita, perpetuita, bellezza" (kullanışlılık,süreklilik- kalıcılık, güzellik) olarak benimsenmiştir. 1581'de bir İngiliz yazarı mimarlığı "yapı bilimi" olarak tanımlarken 19.yy'da İngiliz eleştirmen John Ruskin mimarlığın "yapılara uygulanan süslemeden başka bir şey olmadığı" nı ileri sürüyordu. Amatör bir eleştirici olan Sir Henri Watton "The Elements of Architecture" (1624) adlı kitabında mimarlığın üç koşula (kullanılışlılık, sağlamlık, güzellik) yanıt vermesi gerektiğini belirtir. Frank Lloyd Wright'a göre de "mimarlık biçim haline gelmiş yaşamdır." Dünyanın en eski mesleği olarak kabul edilen mimarlık yapı sektörünün de ayrılmaz bir parçasıdır. Yapı sektörü ise, tüm dünya ülkelerinde en büyük sektör olup, diğer sektörlerin de itici gücü olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, mimarlık, geçmişin birikimleri ile geleceği hazırlayacak, gelecekte yaşanacak kaliteli yaşam çevrelerini oluşturacak, vizyon sahibi bireylerin mesleğidir. Son elli yıldır mimarlık mesleği konusunda “Çizim yapma sanatı” gibi bir yanlış kanaat oluşmuş, mimarlık sanatına yardımcı olan ancak çalışma alanı, tüm yapılarda kullanılan elemanların malzeme, mukavemet, statik ve dinamik durumlarını ve ekonomisini inceleyen bilim dalı olan inşaat mühendisliği ile mimarlık kavramları birbirine karışmıştır. Mimarlık sanatının kültürel yanını gözardı eden bu anlayış sonucunda , yüzyıllardır ülkemizin kimliği ile bütünleşen ve kültürümüzün ve değerlerimizin en kalıcı kanıtı olan mimarlık, kimliğini kaybetmiş, kültürel kimlik sorusu ile bir hesabı bulunmayan egemen yapı kültürü kentlerin görünür kimliğine damgasını vurmuştur. Oysa Mimarlık ülkelerin kartvizitine yazdığı değerlerin en önemlilerinden biri belki de en önemlisidir. Mimarlık okullarından mezun olanların, mesleğin ilgi alanının çok geniş bir yelpazeyi kapsaması nedeni ile, birbirinden çok farklı alanlarda çalışabildikleri gözlemlenmektedir. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Mimarlık SanatıNEJAT YAVAŞOĞULLARI İLE MİMARLIK VE MÜZİK Mimarlık ve müziğin benzer yanları neler? 03.12.2008 İnsanların müzik ve mimarlığın birbirine benzediği yolunda algıları var. Bunun temeli nedir sizce?Evet, mimarlık ve müzik arasında bir ilişkinin olduğu varsayılıyor hep. Hatta bu ilişki ile ilgili bir takım matematiksel formüller bile geliştirilmiş.Geçenlerde mimarlık ve malzeme dergisinden okuduğum bir yazıya göre, Gamlar birbirine bölünmüş, bir takım oranlar çıkmış ortaya... Aslında gerçekten müzik ve mimarlık arasında bir ilişki var mı, yoksa bizler mi bu benzerliği zorlayarak kuruyoruz bilmiyorum. Örneğin, Avrupa’daki Barok döneminin mimarisi ve müziği arasında da ilişki kurulur. Dönemin mimarisindeki heykele yakın kabartmalar ve detayların, Barok müzisyen Bach’ın müziğindeki ince melodilere ve süslemelere denk düştüğü söylenir. Aynı çağda, aynı ruh haliyle yaşayan ressamların, müzisyenlerin, edebiyatçıların, mimarların ve hatta bütün insanların benzer eğilimleri taşımaları normal. Nasıl ki “yapısalcılık” edebiyatta da mimarlıkta da varsa, “fusion” hem mimarlıkta hem gastronomide karşılığını buluyorsa, Barok müziği ile Barok mimarisi birbirine benzeyebilir. Fakat önemli olan var olan bu benzerliklerin dönemlerden kaynaklanan benzerlikler mi, yoksa temel benzerlikler mi olduğu. Bunlar dönemsel özellikler de iki disiplin arasında ilişki kurmak için biz mi zorluyoruz yoksa? Bilmiyorum. Müzik ve mimarlığın temelde birbirine benzeyen özellikleri neler, peki? Mimarlıkta da müzikte de bir armoni var, parçaların birbirine uyumu, birbirinin içinden doğarak akışı var. Mimarlıkta da müzikte de temel atmak gerekir: Sol majör bir eser ile fa majör eser teoride aynı olsa da farklı duygular verirler. Dolayısıyla siz ulaşmak istediğiniz müzik eserinin önce gamına karar verirsiniz. Bu müziğin temelini oluşturur. Tıpkı mimarlıkta istediğiniz yapıya ulaşmak için öncelikle temel atmanız gibi. Yani müzikteki gam, mimarideki temel gibidir. Sonra seçtiğiniz gam içinde bir takım başka seslere gidip gelmeye başlarsınız. Bunlar uyum içerisinde olduğu kadar kontrast öğeler de taşıyabilirler. Sonuçta bir müzik yapıtı ortaya çıkar. Mimarlıkta da temelin üzerine duvarlar örülür, bütün öğeler birbirinin üzerinden yükselir, yarım kemer yapar, kubbe yapar, dörtgen formdan daire forma geçer ve yapı çıkar ortaya. Örneğin “bridge” terimi, melodinin iki bölümü arasındaki geçişi sağlar ve melodiyi sıradanlıktan kurtarmaya yararken, mimarlıkta da dörtgen bir alandan daire bir alana geçiş yaptığınızda arada kalan boşlukları mukarnaslarla aşmayı tanımlıyor diyerek bunu da bir benzerlik olarak görebiliriz. . Önemli olan müzikte de mimaride de bu süslemelerin, o esere yabancılaşmadan yapılması, o eserle bütünleşmesidir. Ayrıca nasıl ki müzikte her eserin bir can alıcı noktası oluyorsa, diğer melodiler sizi o can alıcı noktaya doğru götürüyorsa, mimaride de bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Yapılan bir sürü unsur sizi bir kubbeye doğru götürür örneğin. Sonra, her iki sanat dalı da kolektiftir. Çizdiğiniz proje uygulanmadan bir anlam taşımıyor ve uygulama sırasında işini iyi yapan pek çok adama ihtiyaç var. Müzikte de örneğin gitar solosunu atabilecek iyi kalitede bir gitariste ihtiyaç var. Bu yardımcı elemanların ustalığı işe de yansır. Hatta kişiliklerin bile işe yansıdığını düşünüyorum ben. Binanın pencerelerini yapan iki ayrı kişi her pencereye kendi ruhunu katar. Aynı pencere olmasına rağmen ikisinin lezzeti az da olsa farklı olur. Bu yüzden ki aynı gitar solosunu iki farklı kişiden dinlediğinizde, farklı şeyler hissedebilirsiniz. İki sanat dalı da para gerektiriyor. (Gülüyor) Mimarlık yapabilmek için de müzik yapabilmek için de birilerinin para harcaması gerek. Yani iki sanatın da uygulanmasını sağlayan güç paradır. Müzik ve mimarinin zamana ilgili bir ortaklığı da var. Sevilen ürünler zamanla yitirilmiyor. Mesela Bach’ın 500 yıl önce yazdığı müzikler bugün hala çalınıyor, 500 yüzyıl önce yapılan Barok mimari hala kullanılıyor. Mimarlığın da müziğin de malzemesi aynı. Tahtadan pencere yapılabileceği gibi, gitar da yapılabilir örneğin. Peki bu iki dalın farklılıkları neler? Mimarlıkta kendi istediğini yapamazsın, arada müşteri var, belediye var. Yani mimarlık dış etmenlere müziğe göre daha bağımlı. Ama müzik daha özgür bir alan. Ayrıca müzik sınır tanımıyor. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna müzik ulaştırılabiliyor. Bir de bir şarkı tekrar tekrar icra edilebilirken, bir binayı bir defa yaparsınız. (Mimarizm'den Alıntı ) | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Mimarlık Sanatı AHŞAP EV « Mimari Sanatı Ağaç tomruklarından ya da bunları keserek elde edilen keresteden yapılan ev. Ahşap inşaatta kullanılacak odunlar son çağına varmış ağaçlardan sonbaharda ya da kışın kesilmek suretiyle elde edilir. Böyle bir inşaat için ağaçların çatlak olmamaları, kuru olmaları gereklidir. Mimarî sanatının eski bir örneği olan ahşap ev ve inşaatlar, bugün artık bırakılmış durumdadır. çimento ve demirden yapılmaktadır.Yapı malzemesindeki bu değişiklik yüzünden, yeni binalar eski yapılara göre daha sağlam, daha dayanıklı olmalarının yanında, daha büyük ve çok katlı olma özelliğine de sahiptirler.Özellikle Amerika'da bu yapı sisteminin şaheserleri sayılan yüzlerce katlı büyük ve modern binalar yapılmıştır. Bu sebepte de modern şehircilik, geniş bir alana yayılmak yerine, dar bir alanda çok katlı binaların bulunduğu ve nüfusun da o nispette çok olduğu bir özellik arz etmektedir. AKUSTİK « Mimari Sanatı Sesin yansımasını binalar içindeki hareketini, binalar tarafından emilmesini inceleyen bilgi koluna verilen ad. Akustik, bina plânlarının yapılmasında, önemle üzerinde durulması gereken bir bilgi koludur. konser salonlarının, tiyatro binalarının ya da odalarının akustik bakımından gerekli şekilde planlanması büyük önem taşır. Konser salonlarında ve tiyatro sahnelerinde, belirli bir yerde oynanan bir piyesin ya da verilen konserin, salonun her tarafından rahatlıkla akustik bilgi kolunun önemini anlatmaya yeter. ANIT - KABİR « Mimari Sanatı Büyük Atatürk'ün, aynı zamanda bir anıt da olan yattığı yer. Ankara'da İstasyon'un güneyinde; Bakanlıklar .Bahçelievler - Gazi Eğitim Enstitüsü ve İstasyon'un meydana getirdiği dörtgenin tam ortasında Anıttepe denilen yerde bulunmaktadır. 1945 yılında yapımına başlanmıştır.Atatürk'ün naşı 10 Kasım 1953 tarihinde geçici olarak bulunduğu Etnografya Müzesinden büyük bir törenle kaldırılarak Anıt Kabre yerleştirilmiştir. Anıt-Kabir, Aile (Giriş Yolu) kısmı, Ön Avlu (Zafer Alanı), Şeref Salonu olmak üzere başlıca üç kısma ayrılmıştır. Aile iki tarafı ağaçlıklı bir yoldur. Buraya geniş merdivenlerden çıkılmaktadır.Baş tarafında biri Hürriyet kulesi, öbürü İstiklâl kulesi adı verilen iki taş kule vardır. Bu kulelerin iç duvarlarına Atatürk'ün hürriyet ve istiklâl için söylediği sözler altın yaldızla yazılmıştır. Bu kulelerden sonra uzun olan giriş yolu devam etmektedir. Yolun bitiminde iki grup heykel Üç kadın heykelinin bulunduğu birinci grupta, kadınlardan birisi sükûn içinde öbürü ağlamakta, İkinci gurup heykeller bir askeri, bir öğrenciyi, Alle'den Zafer Alanı denilen ön avluya çıkılmaktadır. 80 metremetre genişliğinde olan Zafer Alanı'nın giriş kapısına 35 metre boyunda yekpare demir bayrak direği çekilmiştir. Zafer Alanı'ndan 33 basamak merdivenle 6 metre Basamakların orta yerinde taştan bir söylev kürsüsü bulunmaktadır. Bu merdivenlerin duvarlarının kenarlarında Büyük Atatürk'ün İstiklâl Savaşı ile ilgili kabartmaları vardır. Bunlardan birinde Büyük Atatürk �Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, emrini verir şekilde, öbüründe sağ elini duvara dayamış �Hattı müdafaa yok,sathı müdafaa vardır� sözünü söyler şekilde temsil edilmektedir. Dört tarafı, dört köşeli uzun sütunlarla çevrili bulunan Kabir'e (Mozole) bu merdivenlerden çıkılmaktadır. Mozole'nin sağ dış duvarında Büyük Atatürk'ün gençliğe söylevi; sol dış duvarında ise X. Yıl Nutku, mermer üzerine yaldızla yazılmıştır. Bu iki duvar arasında Şeref Salonuna girilir. Şeref Salonunda tavanlar Türk halı desenlerinden alınmış motiflere göre, altın mozayiklerle renk renk işlenmiştir. Şeref Salonu'nun karşısında büyük bronz parmaklıklı yüksek bir pencere bulunmaktadır.Ankara Kalesi'nin siluetinin göründüğü bu pencerenin bulunduğu alın duvarına, Büyük Atatürk'ün �Benim nâçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır� sözü, altın yaldızla yazılmıştır Bu pencerenin önünde Lâhid bulunmaktadır. Lahid, yükseltilmiş olan bir ihtiram köşesine konmuştur. Ziyaretçiler, Büyük Atatürk'e çelenklerini buraya bırakırlar ve saygı duruşunu burada yaparlar. Atatürk'ün asıl mezarı, Şeref Salonu'nun altındaki Mozolenin alt katında, Asıl mezara alt tarafta bir kapıdan girilir. Buradaki yolun sağ ve solunda bir çok hücreler vardır. Büyük Atatürk için bir Anıt - Kar bir yapılması, özel bir komisyonun tespit ettiği şartlar içinde milletler arası bir yarışma sonunda kararlaşmıştır. 2 Mart 1942 de sona eren yansımaya 29 yabancı olmak üzere 49 proje gönderilmiştir. Bu projeler milletler arası bir jüri tarafından incelenmiş ve Prof. Emin Onat ile Doçent Orhan Arda'nın projelerinin uygulanmasına karar verilmiştir. Bu projelerde yapılan bazı değişikliklerle Anıt -Kabir'in temel atma töreni 9 Ekim 1944 de yapılmıştır. Yurdun çeşitli bölgelerinden getirtilen taşlarla, Türk işçilerinin ve gençlerinin çalışması ile tamamlanan Anıt -Kabir, Sümerlerin sanatından ilham alınarak yapılmış modern bir Türk eseridir. Anadolu'nun en büyük mimarî anıtıdır. Büyük bulunmaktadır. üçüncüsü bereketi belirten bir taş tutmaktadır. bir köylüyü temsil etmektedir. uzunluğunda 150 yükseklikteki Şeref salonuna çıkılmaktadır. ileri!� lahdin tam altında bulunmaktadır. APARTMAN « Mimari Sanatı Birkaç kat üzerinde bir kaç odalı daireye ya da bu gibi dairelere bölünmüş olan binalara verilen ad. Bu çeşit yapılar, dar bir alana çok sayıda nüfusun yerleştirilmesi zorunluluğunun belirdiği büyük şehirlerde başlamıştır. Bu şekilde yanılar, uzun asırlar boyunca, tek tek ailelerin oturmakta olduğu geniş ve bahçeli evlerin verini almağa başlamıştır. Bugün, modern ülkelerde ve büyük şehirlerde, içlerinde yüzlerce, binlerce kişiyi barındıracak şekilde büyük ve çok katlı apartmanlar yakılmaktadır. BAĞDAT KÖŞKÜ « Mimari Sanatı İstanbul'da bulunan Osmanlı anıtlarının en güzellerinden biri. Yapılmasına 1634 yılında başlanmış ve 1638 yılına kadar sürmüştür. 1638 yılında Bağdat'ın tekrar zapt edilme hatırası olarak �Bağdat Köşkü� adı verilmiştir. XV.yüzyıl Türk sanatının en güzel örneklerinden biridir. Mimari kesin olarak bilinmemekle beraber, zamanın mimarbaşısı Köşk, sekiz köşeli geniş bir plân üzerine inşa edilmiştir. İçi ve dışı çinilerle kaplıdır. Kasım'ın eseri olduğu sanılmaktadır. BİNA « Mimari Sanatı İçinde oturmak, herhangi bir amaçla kullanılmak üzere yapılan kapalı ve içi gerekli şekilde kullandıkları amaçlara göre çeşitli adlar alırlar. Ailelerin oturmasına işyerlerinin bulunduğu binalara han,yolcuların konakladıkları binalara otel, çeşitli işyerlerinin ve iş tesislerinin bulunduğu binalara fabrika (ya da yapılan işe göre boyahane dökümhane Demirhane, iplikhane gibi) denir. Bunlardan başka resmî işlere adalet sarayı, hükümet konağı, okul hastane kışla, postane gibi) binalarla binalar, çeşitli faaliyetlere yarayan (kütüphane, konser salonu, tiyatro, sinema gibi) binalara da genel binalar adı verilir. Binalar, kerpiç, ahşap kârgir, betonarme yapı malzemelerinden yapılabilir, ilkel memleketlerde binalar çoklukla tahtadan sazdan, kıl ya da bezden yapılır. CAPİTOL « Mimari Sanatı Amerika Birleşik Devletleri Kongresinin Washington'daki toplantı yeri, 1800 yılından beri bu amaçla kullanılmaktadır. Bir birine bağlı birkaç taş binadan meydana gelmiştir. Yapının uzunluğu 229 metredir. Yüksekliği 37 - 43 metre arasında değişmektedir. Temeli 1793'te atılmış, kuzey kanadı 1800 de güney kanadı 1815 te bitirilmiştir. Yarımküre şeklinde ve dökme demirden yapılmış olan şimdiki kubbesi 1863 te bitirilmiştir. CAPİTOLİUM « Mimari Sanatı Eski Roma'da, şehrin kuzeybatı bölümünde Capitolinus dağında bulunan şehir akropolü ve oradaki binalar. Önceleri şehir kalesi ve sığınağı olarak kullanılmış sonraları şehrin dinî ve siyasî merkezi haline gelmiştir. Bugün Roma'nın önemli turistik bölgelerinden biridir. ÇIRAĞAN SARAYI « Mimari Sanatı İstanbul'da Boğaziçinde , Beşiktaşla -Ortaköy arasında Sultan Abdülâziz tarafından 1863 - 1867 yılları arasında yaptırılmış bir saray. Dört milyon altına mal olan plânı ve tezyinatı bakımından XIX. yüzyıl mimarimizin en güzel örneklerinden biri olan Çırağan sarayı, 1908 devriminden sonra kısa bir süre Meclisi Mebusan ve Âyan'a ayrılmış, 1910 yılında çıkan bir yangınla harap olmuştur. Bugün yalnız duvar, lan ve muhteşem kapıları kalmıştır. Tarihimizde Ali Suavi tarafından çıkarılan �Çırağan vakası� ile ünlüdür. DEKORASYON « Mimari Sanatı Mimarlıkta, yapıların içine ya da dışına uygulanan süsleme işine verilen ad. Dekorasyon, birçok sanat kollarını da içine almıştır. iç süsleme ve dış süsleme olmak üzere başlıca iki bölüm vardır. Dış süsleme, resim heykel ve başka güzel sanat kolları ile ilgilidir. Duvar renklerin den döşemenin biçimine ve yerleştirilmesine kadar her şeyi, belirli bir ahenk içinde hedef olarak alır. resimle mimarlığın bağdaşmasından ileri gelmiş, Dekorasyonda, genel olarak mimarlıkla beraber, birleştirmeyi KIZKÜLESİ « Mimari Sanatı İstanbul'da, Marmara denizinin kuzeydoğu ucunda, İstanbul Boğazının güneyinde, Üsküdar küçük adacık şeklinde bir kule. Bu kulenin kuruluşu üzerinde çeşitli söylentiler vardır. Bunlardan biri; imparator Kostanün'in kızının bir yılan bu tehlikeden kızını kurtarmak için, deniz üzerinde bu kuleyi yaptırmış olduğudur.Kızkulesi, bugün bir deniz feneri kıyılarına yakın kayalıklar üzerinde, tarafından sokulmak suretiyle öleceği yolundaki kehanet üzerine, olarak kullanılmaktadır. RUMELİ HİSARI « Mimari Sanatı Fatih Mehmet tarafından, İstanbul'un alınış yıllarında yaptırılmış olan ünlü hisar. Yapımına 1452 yılının Mart ayında başlanmış, aynı yılın Temmuz ayı sonlarında bitmiştir. ŞATO « Mimari Sanatı Ortaçağ boyunca, Avrupa'da, derebeylerin oturdukları kale şeklinde, kuleli ve önleri hendekli korunma ve oturma yerleri. Şatolar, bir bölgenin en yüksek yerine yapılır, devamlı olarak askerlerin koruyuculuğu altında bulunurdu. Şato çevresi ise, derebeyine bağlı köylülerin,dolu bir durumda idi. Şatoların yüksek olan dış duvarlarının etrafında, derin su hendekleri bulunur, buradan yüksek olan şato duvarlarına geçmeyi imkânsız bir hale getirirdi. Giriş kapılarına, birer asma köprü ile geçilebilirdi. Bu kapıdan girildiğinde, büyük bir avlunun içinde çeşitli binalar, ahırlar bulunurdu.şato duvarlarının üzerinde kuleler ve bu kuleleri birbirine birleştiren savunma yolları bulunurdu. Şatoların yapılarında, böylece, uzun bir süre için savunabilme imkânı sağlayacak her türlü tertibat alınmış durumda idi.Şatolar, ateşli silâhların icat edilmesinden sonra, önemini kaybetmiş olan yapılardandır. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
Mimarlık Sanatı Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Mimarlık Kuramı | ThinkerBeLL | Mimarlık | 0 | 21-06-2009 22:53 |
| Mimarlık | kompetankedi | Meslekler | 11 | 05-04-2009 03:16 |
| Ortaçağda Mimarlık | Gabriella | Mimarlık | 0 | 15-09-2008 17:19 |
| Kültürümüzde Göç ve Mimarlık | kompetankedi | Mimarlık | 0 | 18-06-2007 22:46 |
| Mimarlık Terimleri | asla_asla_deme | Mimarlık | 4 | 27-10-2006 15:39 |