Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Roma Mimarisi

Bu konu Mimarlık forumunda ThinkerBeLL tarafından 26 Temmuz 2009 (01:13) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
16965 kez görüntülenmiş, 0 cevap yazılmış ve son mesaj 26 Temmuz 2009 (01:13) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 26 Temmuz 2009, 01:13

Roma Mimarisi

#1 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Roma Mimarlığı
Roma mimarisi, bir röprezantasyon(temsil) ve kudret gösterisinin biçimlendirilişidir. “İmperium Romanum” denen Roma İmparatorluğu, Akdeniz çevresinde, Roma merkez olarak planlanmıştır. Bu planlamada devlet, kültür ve teşkilat gücü önemli rol oynar. Bu yüzden, Roma sanatı, politik güçle birlikte, sınırları içine giren ülkelere planlı olarak yayılmıştır. Roma mimarisi. Roma kültürünü bütün ayrıntıları ile içine alır. Kültür, anıtsal mimariye bağlanınca, devlet kişilerin başarılarına bağlı devletlerden ayrılır.
Roma sanatının temeli mimari’de yatar. Heykel alanındaki sanatçıların aksine, mimarlar genellikle Romalı idiler. Bu bakımdan Roma mimarisi, Romalıların görüş ve iradesini tipik bir şekilde biçimlendirir. Roma mimarisinde klasik ve barok üsluplu yapılar, yer yer, ayni zamanlarda görülür. Roma mimarisine Etrüsklerin rustik unsurları geçmiştir. Bu, Romalıların askeri görüşlerine tamamen uygundu. Rustik zevk, Yunanlılarda görülmez.
Roma mimarisini, önce birçok ülkelerin sahibi olarak, çeşitli unsurlardan meydana gelmiş yapı tiplerinde görüyoruz. Bunun için Romalılarda, Yunanlılarda olduğu gibi belli bir üslup gelişimi yoktur. Romalı, bütün Akdeniz çevresinden, dolayısıyla Asya, Afrika ve Avrupa ülkelerinden çeşitli mimarlık biçimlerini benimsemiştir. Fakat Romalı, mimari unsurlarını toplamış olmakla beraber, yapısına Roma damgasını da vurmuştur. Örneğin, Batılı bilginlerin iddia ettiği gibi kubbeyi Etrüsklerden almış olsun, Önasya ülkelerinden almış olsun, Romalı bunu kendi kullanabileceği bir yapı biçimine sokmuştur. Bu bakımdan, birçok mimari unsuru yabancı ülkelerden toplanmasına rağmen, bunları kendi dünya görüşünün gereklerine göre biçimlendirdiği gerçektir. Bu unsur toplanmasına paralel olarak Romalı, kendi imparatorluğunun ve imparatorunun haşmetine uyacak biçimi hangi ülkede bulmuşsa oradan almakta tereddüt etmemiştir. Bu yüzden de, kah Yunanın klassisizmasının, kah Asya Helenistik barokunun, kah Mısır unsurlarının bir arada biçimlendikleri görülür. Fakat Roma mimarisinde, genellikle rustik bir kabalığa varan işleme tarzına rastlarız. İşte, Roma yapıları bu nedenlerle sağlam, kaba ve ağır göründüğü gibi çok çeşitlidir de. Esasen bu özellikleri yüzünden Yunanlıdan ayrılır.
Adnan Turani

Erken imparatorluk dönemine kadar en yaygın yapı malzemesi killi topraktan yapılmış tuğladır. Tuğla konutlar, dini yapıların ve kamu binalarının altyapısında kullanılan ahşap malzemeyle takviye edilirdi.
Erken dönemde Romalılar, dolgu, temel ve sur yapımında kendi bölgelerinde buldukları her türlü taşı kullanmıştır. Kireçtaşı genelinde düzensiz ve kaba bir biçimde yontulmuştur (opus siliceum), volkanik taş tüf gibi daha yumuşak kayalarsa bloklar halinde kesilmiştir (opus quadratum). M.Ö. II. yy’da büyük binaların yapımında tüfün yerini daha dayanıklı bir malzeme olan traverten almaya başlamıştır. Cumhuriyet döneminin son yıllarında ve tüm imparatorluk döneminde çeşitli mermer tiplerinin kullanımı her geçen gün biraz daha artmıştır (MÖ. 31-MS. 324)
Etrüsk döneminden başlayarak, kiremit ve çeşitli koruyucu öğelerin yapımında pişmiş toprak kullanılmıştır. Pişmiş toprak kullanımı M.Ö. III. yy’da, taştan yapılmış tapınakların yaygınlaşması üzerine geriler. İmparatorluk döneminin başlarında pişmiş topraktan tuğla üretimi başlar, bu tuğlalar sönmüş kireçtaşından elde edilen bir tür çimento (opus ıesıaceum) duvar kaplamasında kullanılır.
M.Ö. II. yy’da, geleneksel malzemelerin yerini puzzolane adı verilen volkanik toz içeren alabildiğine dayanıklı bir tür çimento alır. Bunun üzerine yapıların inşası daha süratli ve daha ekonomik bir şekilde gerçekleşmeye başlar, böylece kısa bir süre sonra mimarlıkta büyük bir değişiklik meydana gelir. Çimento artık duvarların veya yapı kafeslerinin içine akıtılabilmekte; aynı zamanda da kubbe vb gibi daha karmaşık yapıların inşasında da kullanılabilmektedir. Genellikle çimento duvar kaplamaları düzenli bir şekilleri olmayan düz taşlarla (opus incertum) ya da belli bir desen oluşturacak biçimde yerleştirilmiş dört köşe taşlarla (M.Ö. I. yy’ın başlarında, opus reticulatum) veya pişmiş tuğla (M.Ö. 30’a doğru) ile kaplanırdı. Bu kaplama katmanları çoğu zaman mermer veya stuko kaplamaya zemin oluşturmaktaydı.
M.S.I ve II. yy’larda hamam, ticari yapıların ve sarayların yapımında tonoz ve kubbe gibi karmaşık yapıdaki unsurlar ortaya çıkar. Aynı dönemde çimento tonozların kullanılmaya başlamasıyla birlikte dini yapılar ve bazilikalar gibi geleneksel yapıların tasarlanmasında da yenilikler meydana gelir. Bunun en iyi korunmuş örneği Hadrianus tarafından 118-128 arasında Roma’da yaptırılmış olan Panteon Tapınağı’dır. Tüm tanrılara adanan ve yapımı Antoninus Pius tarafından tamamlatılıp Septimius Severus tarafından restore edilen yapı son derece büyük tekneli kubbesini korumuştur. Çimentodan yapılmış olan 43,30 m çapındaki kubbe (orta yerindeki yuvarlak pencerenin çapı 9 m) yedi nişin süslediği dairesel bir cellayı örtmektedir.

panteon

Yunan ve Etrüsk sanatlarının klasik biçimleri farklı amaçlarla halen kullanılmaktaydı. Cumhuriyet döneminin başından sonuna kadar genellikle tapınaklarda uygulanan Toscana düzeni o zaman Yunan Dor düzeninin öğeleriyle bütünleşmeye başlar ve kendine özgü bir Dor düzeni oluşturur. II. yy’dan itibaren, Yunan bu düzeni ve özellikle Korintos düzeni yarımadada yaygın bir şekilde kullanılmaya başlar.
Cumhuriyet döneminin sonunda kemerlerin birleşmiş ve üst üste yığılmış saçaklıklarla çerçevelenmesi yaygınlık kazanır, bunun en iyi örneğini Colosseum’un dışında görmek mümkündür. Büyük binaların inşasında harç kullanımının giderek artması, kökeni yapısal bir nitelik taşımakla birlikte daha sonra süslemeye yönelmiş olan Dor, İon ve Korintos düzenlerini aşama aşama geri planda bırakır.

colosseumo

Eyaletlerdeyse bölgeye özgü yerli yapı malzeme, teknik ve biçimler belli oranda kendini kabul ettirmiştir. Doğu Akdeniz bölgelerinde Yunan ve Helen mimarisinin belirli yerel kuralları sürdürülmekteyken İmparatorluk Dönemi Roması, anıtsal kaplıcalar, sukemerleri ve bir ölçüde anfitiyatro gibi bazı yapı tiplerini Doğu’ya doğru ihraç etmeyi başarır.

Kamu Binaları
Cumhuriyet döneminin başlarında dini yapılar henüz Etrüsk niteliklerini korumaktadır: geniş saçaklı ve pişmiş topraktan bezemelerle süslü ağır çatılar. Ama, M.Ö. II. yy’da yerel geleneklerle Yunan biçimleri birbirine yaklaşarak daha zarif bir yapı oluşturur. Etrüsk tapınağının podiumu ve derin cephe revakı korunur, ama Yunan oranları ve şekilleriyle donatılır. Genellikle Korintos düzenindeki bu tapınak üslubu İtalya’da ve Batı’da hızla yaygınlık kazanır.
Yunan kökenli olduğu sanılan ve daha sonra Hıristiyan bazilikalarına esin kaynağı olan farklı amaçlı toplantılara yönelik dikdörtgen bir yapı olan bazilikanın Roma’da ortaya çıkması M.Ö. II. yy’a rastlar.
Genellikle şehrin forumuna kurulan bu yapı, çoğu zaman son derece geniş ve etkileyici merkezi bir salon içerir, bu salonun düz bir tavanı vardır ve etrafı sıra sütunlarla veya çift sıra sütunla çevrilidir.


zafertaki

Anıtsal Zafer Takı’nın kökeni M.Ö. 200’de başlar, ama klasik şeklini alması İmparatorluk döneminin ilk zamanlarına rastlar. Geniş yarımayaklarla desteklenmiş tonozlarla kaplı merkezi bir üst bölüm olan attikede altın yaldızlı bronz heykeller yer alır. Bir düzenle bütünleşmiş ya da kısmen bağımsız bir dekor, yarımayakların ve geçitin etrafını çevreler. Orta kemerin yanında ikinci derecede önemli geçitler oluşturan küçük kemerler yer alır.
En ünlü zafer takı, Romada bulunan Titus Kemeri’dir. Bu yapı, altından, geçilmek üzere tek kemeri bulunan bir yapıdır. Kapının iki tarafında gömme olarak birer kompozit başlıklı sütun yer alır (M. S. 81). Septimius Severus Zafer Kemeri ise Forum Romanum’dadır. Bir de M. S. 312 de yapılmış olan Konstantin Kemeri vardır. Bu zafer kemerlerinin gelişimi önemlidir. İlki ilk yüzyıl içinde yapılmış zafer taklarının geçit için yalnız bir kemeri vardır. Halbuki sonra yapılanların ortadakinden başka yanlarında da birer tane olmak üzere üç kemeri vardır, ilk yapılan Titus Zafer Takı’nın hemen hiçbir süsü yoktur. Yalnız kemerin iç tarafında iki rölyef yer almıştır. Diğerlerinde ise, cepheler barok bir yüklülük içinde, rölyefler ve heykellerle süslenmiştir. Bu zafer taklarının fasat (cephe) kesitleri, bize iki katlı olarak yapıldıklarını gösterir. Cephenin üstünde saçak kısmını göstermeyen ve adına “attika” denen alçak bir duvar kısmı vardır. Bu duvarın orta yerine konulan bir kitabede, ne için ve kimin tarafından dikildiği belirtilmiştir. Zafer taklarının üzerine ayni zamanda tunçtan dökülmüş bir kuadriga (dört koşumlu araba heykeli) dikmek adeti vardı.
Adnan Turani
Roma tiyatrosu, Yunan tiyatrosunun tersine, sahneyi, yarım daire şeklindeki orkestrayı ve seyirci koltuklarını aynı yapıda bir araya getirmektedir. Yer seviyesinde inşa edilen bu yapılar bütünü, genellikle ikinci bir geçiş yolu oluşturan subasmanlar üzerine oturmaktadır. Alçak sahne, uyumlu bir biçimde yerleştirilmiş sütunların oluşturduğu zarif bir art düzlem üzerine oturur. Colosseum’da ve araba yarışlarına yönelik Circus Maximus’ta olduğu gibi, oval biçimli anfitiyatroların seyircilere ayrılmış kesiminin altına aynı şekilde subasmanlar yerleştirilmiştir.
Roma mimari çeşitlerinden biri de amfiteatrdır ve Roma imparatorları tarafından yapılmıştır. Bunlardan en ünlüsü Roma’daki Kolosseum (Colosseum)dur. Romalıların taşrada yaptıkları en önemli amfiteatr, Veroda’daki Kayzer Diocletian’un yaptırdığıdır. Yunanlılar bilindiği gibi tiyatrolarını yarım çember biçiminde yapıyorlardı. Romalılar ise bunu Elips biçiminde inşa ettiler. Ayrıca Yunanlıların amfiteatrları vadiler içine yerleştirildiklerinden yapı olarak cepheleri yoktu. Halbuki Romalıların amfiteatrları, genellikle dört katlı, yüksek yapılardı. Bu amfi tiyatro tipinin ilk örneği, M.Ö. 80 yılında Pompei’de yapılmıştır.
Sonraları, bu çok katlı amfitiyatroların “Roma stili” adını alan taklitleri yapıldı. Roma’daki Colosseum adlı amfiteatrın, dış cephesindeki alt ayaklarında gömme olarak dorik stilinde sütunlar, ikinci katında iyonik, üçüncü katında korent, son katında da plasterler getirilmiştir. Bu düzen hemen hemen bir sistem olarak bütün amfiteatrlarda taklit edilmiştir.
Amfitiyatrolara benzemeyen başka tiyatro yapıları da görülür. Ancak Romalılar, tiyatrolarda Yunanlıların yarım çember biçimlerini korudular. Fakat bunu da bir düzene soktular. Ve sahne ortasındaki altar’, kaldırdılar. “Proskenion” denilen sahne yerini de yükselttiler. Orkestranın bulunduğu yere mermer koltuklar koyarak, burasını Romanın itibarlı kişilerine ayırdılar.
Adnan Turani
Hamamlar
Roma M.Ö. 19’dan başlayarak büyük süs havuzları ve çok sayıda kişiyi alabilen yüzme havuzlarıyla bezeli simetrik şekilli büyük imparatorluk hamamlarıyla (Agrippa Kaplıcası) donatılmıştır.


caracallap

Roma’da, Caracalla Kaplıcaları’nın (212-216) kalıntılarını veya Diocletianus Kaplıcaları’nın (yaklaşık 298-305) bugün kilise olarak kullanılan orta salonu gezildiğinde bu yapıların kubbeli salonlarının ne derecede büyük olduğu açıkça görülebilir, 324 yılından kalma bir kayıt Roma’da en azından 952 hamam bulunduğunu göstermektedir.
Bu hamamların 3.000 civarında müşteri aldığı biliniyor. Diocletian hamamı, 112.000 m üzerinde bir alanı kaplıyordu. Bu muazzam yapıları ısıtmak için bir çeşit kalorifer teşkilatı yapılmıştı. Sıcak hava kanalları, yapının duvarları içinde ve zemini altında dolaştırılarak bu muazzam oylumlar ısıtılıyordu. Saray ve bazilikaların da ısıtılması ayni şekilde idi. Bu hamamların fonksiyonları, yıkanmadan başka halk hizmetlerini de karşılıyordu. Öyle ki, bunlar, kitaplıklar, sohbet ve konferans salonları gibi ek tesislerle, bir çeşit kültür merkezleri idiler. Adnan Turani

Konut Mimarisi

M.Ö. yy’da, odaları açık bir orta salonun (atrium) etrafında toplanan basit Etrüsk-İtalik konutu (domus) Yunan biçimlerini benimser ve onlara evin arkasında yer alan bir iç avlunun çevresine basit bir sıra sütun (peristil) ekler. İmparatorluk döneminin başından itibaren merkezi atrium zarif bir hole dönüşür. Bahçedeki peristillerin etrafında büyük yemek salonları ve doğu modellerinden esinlenmiş bölümler yer alır.


atrium

Zenginler, Pompei’deki Gizemler Villası’nda olduğu gibi kırsal alanlarda villalar, tarım işletmeleri veya sayfiye yerleri yaptırırlar. Bazı villalarda katı bir simetri görülürken, bazıları bir dizi peristil, sıra sütun ve tonozlu gezi yollarıyla, ayrıca da doğayla bütünleşen ikincil yapılarla daha az rasyonel tarzda sıralanırlar.

hadrian

Roma’dan uzakta, Tivoli yakınındaki devasa yapılar bütünü Hadrianus Villası (118-134), bu tür yapıların tipik bir örneğidir.

romasaray

MS I. yy’ın sonuna doğru, Palatium Tepesi’nin büyük bir bölümünü kaplayan bir imparatorluk sarayı inşa edilir. Hükümdarın bu muhteşem konutu o zamana kadar çimentoyla yapılmış en büyük kubbelere sahiptir. Neron döneminden sonra kubbe altı mimarisine getirilmiş en büyük değişiklikler şehirdeki özel konutlara da uygulanır. II. yy’ın ortalarına doğru Roma ve Ostia şehirleri, harç kullanılarak yapılmış, üstleri kiremit, büyük kiralık evlerin yer aldığı mahallelerle (insulae) donatılmıştır, bunlardan bazıları bugün hâlâ ayaktadır.

Mezarlar
İlk Roma mezarlarından pek az kalıntı günümüze ulaşmıştır; ama Cumhuriyet döneminin son yıllarından kalma sıradan basit duvar oyuklarından görkemli ve karmaşık yapılara kadar uzanan çok sayıda mezara rastlanmaktadır. Bazı mezarlar doğrudan kayaya oyulmuştur ve cepheleri oymalıdır, bazılarıysa bir veya birkaç katlı bağımsız yapılar şeklindedir. Arkaik Etrüsk tümülüsü M.Ö. 1. yy’da keşfedilmiştir, ama silindirik kısım, Hadrianus’un mezarında (bugün Sant’Angelo Şatosu) olduğu gibi yerini bir kuleye bırakma eğilimindedir. Augustus döneminde ortaya çıkan Colombarium adı verilen toplu mezarda ölü küllerinin konulduğu kapların yerleştirilmesine yarayan çok sayıda niş yer almaktadır. İmparatorluk döneminin sonunda kalya’da en yaygın mezar türü çimentodan yapılmış üzeri tuğlalarla kaplı mezar tipidir.

Benzer Konular: Etiketler:
  • antik roma mimarisi
  • roma donemi mimarisi
  • roma mimarisi
  • roma mimarisi ozellikleri
  • roma sanati mimarisi
Rapor Et
Reklam
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.223 saniyede (77.83% PHP - 22.17% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 11:28
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi