Kerbela Olayı Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Türkiye´den :: > Müslümanlık/İslamiyet
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 17-09-2008   #1 (mesaj-linki)
peaceful - avatarı
Kerbela Olayı



Kerbela Olayı

Bir gün Hz.peygamberimiz evdeyken torunları (Hz.alinin ve kızı Hz.fatımanın Hasan ve Hüseyin) onu rahat bırakmazlar ve onunla oynamak isterler fakat Hz.peygamberimiz Hz.fatmaya "niçin bunları başka bir şeyle meşgul etmiyorsun"der ve Hz.fatma Hasanı ve Hüseyini alır ve içeri götürür fakat çocuklar yine durmaz annelerini kandırıp tekrar Resulullahın yanına gelirler.Resulullah onları dizlerine oturtur.O sırada Cebrâil arzetti:Ey Allah(cc)ın Resulü yavrularınızı çok sevdiğinizi görüyorum. Peygamber Cebrâil'e Elbetteki çok severim onlar yaşantımın iki güzel (fesleğen) gülleridir. diye cevap verdi. Cebrâil Hüseyin'e işaret ederek şöyle dedi: Bil ki ümmetin bu oğlunu öldürecektir. Daha sonra kanatlarıyla uçarak elinde biraz toprakla geri döndü ve Resulullah'a Yavrun bu toprağın üzerinde öldürülecektir. dedi. Hz. Muhammed (s.a.v) toprağın adını sorduğunda Cebrâil adının Kerbela olduğunu söyledi.Ve bu sırada Hz.peygamberimiz`e Cebrail şunu söyledi."Hasan ve Hüseyin cennet halkı çocuklarının seyyidleridir ve sünnet ehlinin gözbebekleridir sürurlarıdır"der.

Resulullah'ın (s.a.v) uyuduğu bir sırada Hüseyin içeriye girdi ve Resul-i Ekrem'e (s.a.v) doğru yürümek istedi. Ben onu Resulullah'tan (s.a.v) uzaklaştırıp işimin başına döndüm. Hüseyin tekrar iki alem serverinin yanına yaklaşınca Hz. Muhammed (s.a.v) ağlar bir şekilde uyandı. Ben Niçin ağlıyorsunuz bir şey mi oldu? diye sorduğumda Cebrâil bana Hüseyin'in şehid düşeceği yerin toprağını gösterdi. Allah(c.c.) ın gazabı onun kanını dökenlere çok şiddetlidir. diye buyurdu. Daha sonra Resulullah (s.a.v) elini açtığında (ince kum) toprağı gördüm. Resulullah (s.a.v.) bana hitaben buyurdu ki: Ey Ümmü Seleme canım elinde olan Allah(c.c.) a andolsun ki bu olay beni çok üzüyor. Benden sonra Hüseyin'i ümmetimden kim öldürecek?

Ve birgün Hz.Hüseyin hac vazivesini görmek için kabeye gider ve o sırada yanında 600 kadarda yandaşı vardır.Şam´a geri dönün size ihtiyaç var diye Muaviye bin Ebi Süfyan´nın(Hz.Aliye biat ediyorum diyenlerden) oğlu Yezid haber yollar.Ve Hz.hüseyin(3.ci Imam) hemen oradan harekete geçer ve yanındaki 600 kişide onunla beraber gelir.Tabiki yol uzun ve her gece yarısı yanındakilere öğüt verir.(Kerbelada kıstırılacağını biliyordu.çünkü cebrail Alihisselamên dediklerini oda duymuştu.)

"Benimle gelmeyin sizleri azad(affetmek) ediyorum.Benimle gelmeyin.İsterseniz dönebilirsiniz" der.Ve bu öğütler ve nasihatlar KERBELA` ya kadar devam eder.KERBELA´ya geldiklerinde Hz.Huseyin arkasına döndüğünde arkasında sadece kendi soyundan gelen (akrabaları) kadar insan kalmıştır.

Yezidin görevlendirdiği o zamanların en yüksek rütbelisi olan Hür görevlendirilmiştir.Hz.Hüseyin ve soyundan gelenleri rehin alırlar ve onlara Şam´dan haber gelinceye kadar ne su ne yemek vermemiştir.

Fakat ne hikmetse Hz.Hüseyin nezaman namaza dursa onun soyundan gelenlerle beraber Hz.hüseyinin arkasında saf tutuyordur.Bir gün Hz.hüseyin Hür`e sordu.

Hz.Hüseyin: Sen benim kim olduğumu biliyormusun?

Hür: Evet biliyorum.cennet halkı çocuklarının seyyidleri ve sünnet ehlinin gözbebekleri sürurlarısınız der

Hz.Hüseyin: Peki bunları biliyorsunda beni ve soyumu neden bu işgenceyi yapıyorsunuz.Benim kanım size bela getirir der.

Hür: Bana yezid öyle bir şey söylediki şu an ben hem ahiret sorgusu hemde dünya sorgusundayım

Hz. Hüseyin: Sana ne bahseytti Yezid

Hür: Bana Şam valiliğini vericek ama kabul edersemde Cehennemlik olacağım der.

Hz.Hüseyin bunun üzerine susar ve hiç birşey söylemez.Ve Şam`dan o kara haber gelir:"Hz.hüseyin ve soydaşlarını öldürün"

Yezidin tüm korkusu Hz.Hüseyinin onu o yerinden yetme korkusudur.Ve Hür Hz.hüseyinin saffına geçer.Haber Yezide çabuk ulaşır ve Yezid hemen korkar.Eğer kendi en yüksek komutanının bunu yaptığını duyarlarsa halk akıllanır der ve hemen o an savaş emri verir ve bütün askerlerini KERBELA`ya yollar.Hür daha yeni Hz.Hüseyine biat etmiştir ve Hz.Hüseyin Hür`e seni azat ettim der.Daha ilk namazını kılmadan Yezidin askerleri gelir.Ve KERBELA da ilk ölende Hürdür .çünkü tek başına ordunun içine dalmıştır hemen.Herkez birer birer ölür ve en son Hz.Hüseyin kalır.

Ve o kötü Olay:
Hz Hüseyin`ide katlederler ve ilk kılıç darbesinden sonra gökyüzünde kan yağmaya başlar taşlar kan ağlamaya başlar ve Hz.Hüseyin`e yakın olan agaçta ağlar toprak ve heryer kandır.Kimin öldürdüğü ise bilinmiyor.

Ve Hz.Muhammed (s.a.v)efendimize Cebrailin verdiği toprağı Hz.Resulllahın zevcesi hala saklamaktadır. Ve Ümmü seleme toprağın kan olduğunu görür "Oğlumuz şehit oldu " der.

Ve aşığıda gördüğünüz bu resimdeki ağaçta o günden beri hala kan ağlamaktadır.Cünkü Hz.hüseyine en yakın agaç buydu.



Resim ufaltılmıştır. Orjinal halini görmek için buraya tıklayın (Orjinali: 840x605 ve 169KB)



Son Düzenleyen CrasHofCinneT; 17-09-2008 @ 14:02. Sebep: Konu zahmet edilip düzenlenmiştir...
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 17-09-2008   #2 (mesaj-linki)
CrasHofCinneT - avatarı
Hz. Hasan'ın Şehit Edilmesi

HZ.HASAN'IN ŞEHİT EDİLMESİ

El-Hasan b. AIi b. Ebî Talib el-Hâşımî el-Kuraşî, Hz. Peygamber'in en çok sevdiği torunlarından ve O'nun "Reyhânesi", Hz. Ali'nin, Hz. Fatıma'dan doğan büyük oğlu. Hulefâ-i Raşidîn'in beşincisi kabul edilir. İmamiyye'ye göre ise 12 imamın ikincisidir.

Üçüncü hicrî yılı, Ramazan ayının ortalarında Medine'de doğdu. Şaban ayından; 4. veya 5. hicrî senesinde doğduğuna dair rivâyetler varsa da, en doğru görüş, 3. hicrî senede doğduğuna dair rivayettir (İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Gâbe, II, 10; İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbü't-Tehzîb, Haydarabad 1325, II, 296). Hz. Hasan doğduğunda, Hz. Peygamber bir torununun olduğunu duyunca hemen Hz. Ali'nin evine giderek "oğlumu bana getirin' Adını ne koydunuz?' diye sordu. "Harb" ismini koyduklarını duyunca, bu ismi beğenmedi. Çocuğa isim olarak, câhiliye döneminde bilinmeyen "Hasan" ismini koydu. Künye olarak da, "Ebû Muhammed" adını verdi. Arkasından da kulağına ezan okudu (İbnü'l-Cevzî, Ebu'l-Ferec, Sıfatü's-Saffe, Haleb (ty), I, 759; Üsdü'l-Ğâbe, II, 10; Tehzîbü't-Tehzîb, II, 296). Rasûlullah Hz. Hasan yedi günlük olunca akîka kurbanı kesilmesini ve saçlarının kesilerek, ağırlığınca gümüş tasadduk edilmesini emretti (ez-Zehebî, Siyer A'lami'n-Nübelâ, Beyrut 1406/1986, III, 246).

Hz. Hasan, Hz. Peygamber'in terbiyesinde yetişti. Sahih hadis kitapları dahil bir çok İslâmî literatürde, Hz. Peygamber'in torunu ile ne kadar ilgilendiğini ve onu ne kadar çok sevdiğini ifade eden rivayetler bu gerçeği göstermektedir. Onunla her an ilgilendiğini, hemen hemen yanından hiç ayırmadığını; bilhassa namazlarda bile torununun gelip üzerine çıktığından dolayı, Hz. Peygamber'in sırf onu incitmemek için secdesini uzattığını ifade eden hadisler, ilahî vahye mazhar dede ile, onun "reyhanesi" arasındaki sevgiyi anlatmaktadırlar (Ahmed b. Hanbel, III, 493, 494; Nesâî, Talbîk, 82). Hatta Hz. Peygamber rukû'da iken torunu gelir, ayaklarını açar bir yönden girer, öbür taraftan çıkar (el-Haysemî, Mecmau'z-Zevâid, Beyrut 1967, IX, 175; Tehzîbü't-Tenzîb, II, 296) ve Hz. Peygamber ses çıkarmazdı. Bazen secde ederken üzerine bindiğinde, onu yavaşça sırtından indirirdi. Hatta bir defasında Hz. Peygamber hutbe okurken Hz. Hasan ile kardeşi Hz. Hüseyin üzerlerindeki uzun ve kırmızı elbiseleri ile düşe kalka yürüdüklerini görünce, hutbesine ara verip, minberden inerek, torunlarım kucağına aldığı ve önüne oturttuğu, daha sonra da " "Allah Teâla" "Mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer imtihan vesilesidir"(et-Teğâbün, 64/15) derken doğru söylemiştir. Şu ikisini bu şekilde görünce sabredemedim" diyerek hutbesine devam ettiği kaynak hadis kitaplarında anlatılmaktadır (Ahmet b. Hanbel, V, 254; Ebu Davud, Salât, 233; Tirmizî, Menâkıb, 31; İbn Mace, Libas, 20; Neseî, Salatu'l-İdeyn, 27; Zehebî, a.g.e., III, 256).

Hz. Peygamber zaman zaman her iki torununu da sırtına alıp namaza geldiğine (Ahmet b. Hanbel, III, 493). Hz. Hasan'ı omzuna alarak dışarda gezdirdiğine dair (Tirmizî, Menâkıb, 31) bir çok hadis şunu gösteriyor ki, Hz. Peygamber her iki torunuyla devamlı ilgilenmişler, her türlü ihtiyaçlarını gidermeye çalışmışlardır. Kızı Hz. Fatıma'yı ziyarete gittiklerinde, torunu Hasan uyku arasında su istediği zaman bizzat kendileri kalkıp su getirerek, hem ona, hem de kardeşine içirmeleri (Ahmed b. Hanbel, I, 101; Tayalisî, II,129-130) vb. hareketleri dede şefkati ve merhametinin fiili işaretleridir. Yine Hz. Peygamber'in bu iki torununu çok sevdiği ve "Allah'ım ben bu ikisini seviyorum, sen de sev" diye dua etmeleri (Tirmizî, Menâkıb, 31) bu sevgi ve ilginin dil ile ifadesini göstermiştir (Buhârî, Edeb, 18; Müslim, Fedailit's-Sahabe, 56-60).

Öbür taraftan Hz. Peygamber torunlarını öper (Ahmed b. Hanbel, IV, 93 ; Tabaranî, hadis no: 2658) ve her iki torununun cennet ehli gençlerinin efendileri olduğunu da söylerdi (Tirmizî, Menâkıti, 31; Ahmed b. Hanbel, III, 3; el-Hatîb el-Bağdadî, Târihu Bağdad, Beyrut (ty), I,140), hatta onları sevenleri Allah'ın sevmesini dilediği duaları da rivayetler arasında yer almıştır (Ahmet b. Hanbel, II, 249, 331; Tehzîbü't-Tehzîb, II, 297 vd.).

Hz. Hasan fizik olarak dedesi Hz. Peygamber'e çok benzerdi (Tirmizî, Menâkıb, 31). Öyle ki, bir defasında Hz. Ebu Bekr ikindi namazından çıktıktan sonra, Hz. Ali ile beraber yürürken, çocuklarla oynayan Hz. Hasan'ı görürler. Hz. Ebu Bekr onu omuzuna alır ve "Nebiye benzeyen, Ali'ye benzemeyen, sana babam feda olsun!" diye bir mısra söyler (Buhârî, Fadâilü'l-Ashâb, 22). Hz. Ali bu hâdise ve sözler karşısında gülümser.

Hz. Hasan, Hz. Peygamber'in âhirete göçtüğü sıralarda sekiz yaşlarında idi. Henüz çok küçük olduğu için, Hz. Peygamber'den doğrudan doğruya rivayet ettiği hadislerin sayısı oldukça azdır. Bunlardan biri Ebu'l Havrâ'nın rivayet ettiği şu hadistir:

"Hz. Hasan'a, Hz. Peygamber'den duyduğun hangi hadisi hatırlıyorsun? diye sordum. O da şunu anlattı: "Şu hadiseyi hatırlıyorum: Zekat hurmalarından bir hurma alıp, ağzıma atmıştım. Hz. Peygamber o hurmayı ağzımdan salya ile çıkardı. Oradakiler "ya Rasûlallah, bu çocuğun ağzına attığı tek bir hurmayı, niçin geri çıkardın?" dediler. O da "biz Âl-i Muhammed'e sadaka (zekat) helâl değildir" buyurdu. Hatırladığım diğer bir hadis de "Seni ilgilendirmeyen şeyleri bırak, ilgilendiren şeylere bak..." hadisidir. Yine Dedem Hz. Peygamber bana şu duayı da öğretmişti: "Ey Allah'ım! beni hidayete erdirdiğin kimselerden eyle, âfiyet verdiğin kişilerden eyle, dost edindiğin kullarının arasına kat! Verdiğin şeyleri benim hakkımda mübarek kıl ve hüküm verdiğin (takdir ettiğin) şeyleri şerrinden de koru. Senin dost edindiğin bir kişi asla zelil olmaz" (Ahmed b. Hanbel, I, 200; Ebu Dâvûd, Salat, 340; Tirmizî, Ebvâbu's-Salât, 341 Neseî, Kıyamü'lleyl, 50; Üsdü'l-Ğâbe, II, I1).

Buna mukabil Hz. Hasan'ın bu hadislerin dışında başta babası Hz. Ali olmak üzere bir çok sahabîden rivayet ettiği hadisleri vardır.

Kendisinden de mü'minlerin Annesi Hz. Aişe, kardeşinin oğlu Ali b. Hüseyin, onun iki oğlu Abdullah ve el-Bakır ile İkrime, İbn Sirin, Cübeyr b. Nefir, Ebû'l Havrâ, Rebia b. Şeybân, Ebû Miclez, Hübeyre b. Berîm, Şeybân b. el-Leyl, Şa'bî, Şakîk b. Seleme, el-Müsebbib b. Nuhbe, İshak b. Beşşâr ve diğer raviler (radiyallahü anhüm) hadis rivayet ettiler (İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Mısır 1358/ 1939, I, 327-330; İbnü'l-Esir Üsdü'l-Ğâbe, II, 10; Tehzîbü't-Tehzîb, II, 295-296).

Gerek tabakat kitapları, gerekse hadis kitapları, Hz. Hasan'ın çocukluğuna dair yukardaki rivayetlere bolca yer verdikleri halde, Hz. Ali'nin şehid edilmesiyle onun halife seçilmesine kadar olan hayatı hakkında pek fazla bilgi vermemektedirler. Bilinen bir kaç husustan birisi, Hz. Ömer divan teşkilatını kurduğu sırada, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn'i babalarının "farizasına" katarak, her birine beş bin dirhem hisse ayırdığına dair haberdir (Zehebî, a.g.e., III, 259). Bir diğer hadise de Hz. Osman'a baş kaldıranlara karşı, halifeyi savunmak için Hz. Osman'ın yanında ona yardım etmek için kalan şahısların arasında Hz. Hasan'ın isminin de yer aldığına dair haberlerdir (Zehebî, a.g.e., III, 260).

Hz. Hasan'ın tarihî bir şahsiyet olarak ortaya çıkması, babası Hz. Ali'nin şehid edilmesini müteâkiben, Kufelilerin kendisine beyat ederek halife seçmeleriyle başlar (h. 40/660).

Hz. Hasan halife seçilirken ilk beyat edenin Kays b. Sa'd olduğu söylenir. Bu kişiyi Hz. Ali Azarbaycan'a gönderilen ve Iraklılardan toplanarak hazırlanan ordunun komutanı olarak atamıştı. Bu zat, sırf Araplardan oluşturulan kırk bin kişilik diğer bir ordunun da komutanıydı. Bu ordu Hz. Ali'yi ölünceye kadar müdafaa etmek üzere and içmişti. İşte babasının da en çok güvendiği komutanlardan olan Kays, beyat esnasında, Hz. Hasan'dan elini uzatmasını isteyerek, Allah (c.c)'nun Kitab'ı, Rasûlü'nün sünneti ve âsîlerle savaşmak üzere beyat edeceğini söyledi. Hz. Hasan bu söze karşı çıktı. Sadece Allah'ın Kitabı ve Rasûlü'nün sünneti üzere beyat edilebileceğini, bunun içine saydığı ve saymadığı diğer şartların girdiğini söyledi. Kays bunun üzerine bir şey söylemeden beyat etti. Arkasından da diğer Iraklılar beyat ettiler (Taberî, Târihu'r-Rusül ve'l-Mulûk, Dâru'l-Meârif 1963, IV, 158).

Hz. Hâsan beyattan sonra "el-Mescidü'l-Camiye" çıkıp, uzunca bir hutbe okudu. Sonra babasının katili Abdurrahman b. Mülcem'i getirtti. İfadesini aldıktan sonra ölümle cezalandırdı (Ya'kubî, Ahmed b. Ebî Ya'kub, Tarihu Ya'kubî, Beyrut, ty. II, 214).

Iraklılar derhal, babasının öldürülmesini, seçtikleri halifeye hatırlatarak, Şam'da hüküm süren Muaviye b. Ebî Süfyan ile savaşması için, onu Şam üzerine yürümeye teşvik ettiler. Hz. Hasan da onların sözlerine kanarak bir ordu hazırladı ve savaşmak üzere yola çıktı (Ziriklî, a.g.e., II, 214); Ayrı bir görüş için bkz. İbn Hıbbân, es-Siretü'n-Nebeviyye, Beyrut 1407/ 1987, s. 554). Hz. Hasan bu sıralarda 37 yaşlarında idi. O topladığı on iki bin kişilik ordusuyla Medâin'e kadar geldi. Ordu komutanı olarak kendisine ilk bey'at eden Kays b. Sa'd'ı atadı. Diğer bir rivayete göre Ubeydullah b. Abbas'ı komutan yapıp, Kays'ı da ona yardımcı atayarak, Kays'a komutanın her türlü emrine itaat etmesini emretti (Ya'kubî, II, 214).

Arapların dört "dâhîsi"nden biri olan Hz. Muaviye, Hz. Hasan'ın kendisi ile savaşmak üzere yola çıktığının haberini alınca, o da derhal Şam'dan hareket ederek el-Enbar'ın kazalarından biri olan Mesiken'e gelerek konakladı (Taberî, V,159). Hz. Ali'nin şehid edilmesi üzerinden henüz on sekiz gün geçmişti, iki tarafın ordusu sırf siyasî kaygılarla karşı karşıya geldiler (Ya'kubî, II, 214).

Muaviye derhal durumun kritiğini yaparak, akıbetin lehine olması için çeşitli çarelere baş vurmaya başladı. Elindeki en büyük koz, hasmının tecrübesizliği ve şiddetten hoşlanmayan, fitneden adeta korkan ve müslümanlara karşı derin sevgi besleyen, onlardan birinin bile kanının dökülmesine razı olamayacak kadar yumuşak bir kalbe sahip şahsiyette olmasıdır. Onun için ilk işi, Hz. Hasan'ın, Kays b. Sa'd komutasındaki ordusu arasında bir kargaşa yaratmak oldu (Tehzîbü't-tehzîb, II, 299). Hz. Hasan'ın ordusu içinde bir kaç kişi şöyle bağırmaya başladı: "Haberiniz olsun, Kays b. Sa'd öldürüldü!" Diğer bir kaynağa göre ise, bu münâdîler Kays'ın Muaviye ile sulh yaptığını ve onun tarafına geçtiğini, hatta Hz. Hasan'ın bile Muaviye'ye sulh yapma teklifinde bulunduğunu ve Hz. Muaviye'nin bu teklifi kabul ettiğini söylüyorlardı. Böylece ordu içinde dedi kodu çıkarıyorlardı (Ya'kubî, s. 214-215). Hz. Hasan'ın ordusu içinde kargaşa başladı, büyük bir panik çıktı. Derken bu panik yağmalamaya dönüştü. Askerler her şeyi yağmalamaya başladı. Hatta Hz. Hasan'ın ordugah çadırını, altındaki sergisine varıncaya kadar yağmaladılar. Bu yağmalama her tarafa yayıldı. Sözü edilen bu yağmalamadan sonra da ordu dağılıp gitti (el-İsabe, I. 327-328; Taberî, V.158-159).

Bu kargaşadan istifade etmek isteyen el-Cerrâh b. Sinan el-Esedî isimli şahıs, şehirden geceleyin ayrılmak isteyen Hz. Hasan'a saldırdı. Elindeki hançerle onu baldırından yaraladı. Fakat Hz. Hasan kendini savunup, o katilin hakkından gelmeyi başardı (Ya'kubî, II, 228 ; el-İsâbe, I, 327-328). Bu durumda çaresiz kalan Hz. Hasan Medâin'deki "el-Maksuratü'l-Beydâ"ya dönmek zorunda kaldı. O sırada Medâin'in valisi Sa'd b. Mes'ud idi. Henüz çocuk denilebilecek yaşta olan bu genç valiyi atayan el-Muhtar b. Ebî Ubeyd ona bir teklifte bulundu. Hz. Hasan'ı bağlayıp Hz. Muaviye'ye götürme karşılığında kendisinin çok zengin ve şerefli birisi yapacağını söyledi. Genç vali bu teklifi şiddetle reddederek "Allah'ın laneti üzerine olsun! Ben Allah'ın Rasûlünün kızının oğlunun üzerine atlayacağım ve onu bağlayacağım ha! Sen ne iğrenç herifsin" dedi (Taberî, V, 159-160).

Hz. Hasan içinde bulunduğu durumu gözden geçirdi. Güvenemeyeceği bir ordu ve güçlü bir düşmanla karşı karşıya olduğunu anladı. Ayrıca mizaç olarak fitne ve kan dökmekten de nefret eden birisi olduğu için, gerek kendi şahsı, gerekse İslâm ümmetinin selameti için hilafeti Hz. Muaviye'ye bırakarak, bu işten feragat etmekten başka bir çare bulamadı. Anlaşma yollarını araştırmaya ve her iki tarafın da razı olacağı çözümler aramaya başladı. Amr b. Seleme el-Erhâbî'yi çağırarak, anlaşma teklifini içeren bir mektupla Muaviye'ye gönderdi (el-İsâbe, I, 327-330). Muaviye aldığı ve beklediği bu teklifi derhal kabul etti. Hz. Hasan'a elçi olarak Abdullah b. Âmir el-Küreyz ve Abdurrahman b. Semure'yi gönderdi. Bu iki elçi Medâin'e geldiler ve Hz. Hasan'a, ne isterse hepsinin kendisine verileceğini bildirmekle kalmayıp, kendilerini kefil göstererek, bu anlaşmayı teahhüt edeceklerini de ona söylediler (İbn Hacer, Fethu'l-Bârî fi Şerhı Sahîhı'l-Buhârî, Mısır,1959, VI. 235, Buharî rivayeti).

Bu sırada Hz. Hüseyn durumdan haberdar oldu ve anlaşma teklifine karşı çıktı. Muaviye'nin haklılığını tasdik, Hz. Ali'nin davasını yalanlamış olacağı gerekçesi ile ağabeysi Hz. Hasan'a, bu anlaşmayı yapmaması gerektiğini söyledi. Hz. Hasan onu susturarak, yönetim işini kendisinin ondan daha iyi bildiğini iddia ederek, anlaşma yapmakta ısrar etti (Taberî, V. 160).

Bu sırada Hz. Hasan'ın hilâfeti Hz. Muaviye'ye bırakacağını anlayan ordu komutanlarından Ubeydullah b. Abbas, Muaviye'ye bir mektup göndererek kendisi için eman istedi. Karşılık olarak elindeki mallarına dokunulmamasını ve can güvenliğini şart koştu. Muaviye bu teklifi kabul etti. Ubeydullah bunun üzerine ordusunu bırakarak karşı tarafa geçti. Hz. Hasan'ın ordusu bu durum karşısında, Kays b. Sa'd'a, Hz. Ali ve taraftarlarının kanlarını ve mallarını korumak ve sonuna kadar Muaviye ile savaşmak üzere beyat yaptılar. Bir görüşe göre, zaten komutan olduğu için, bu beyat'ı yenilemek olarak anlamak da mümkündür (İbnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Tarîh, Beyrut 1385/1965, III, 408).

Nihayet Hz. Muaviye'nin elçileri Hz. Hasan ile anlaştılar. Anlaşmaya göre, şayet, Muaviye, Hz. Hasan'dan önce ölürse, Hz. Hasan halife olmak şartı ile, hilafeti Muaviye'ye bırakıyordu. Ayrıca Kûfe hazinesindeki beş milyon dirhem Hz. Hasan'ın olacaktı. Muaviye Hz. Ali ve taraftarlarına hutbede sövme adetine son verecekti (Tâberî, V, 158-159). Karşı taraf bu teklifleri kabul etti. Anlaşmayı yapan Hz. Muaviye'nin elçileri Hz. Hasan'ın yanından çıktıklarında "Rasûlullah'ın oğlu sayesinde kan dökülmesi önlendi, fitne sona erdi, sulh yapıldı" diyorlardı (Ya'kubî, II, 214-215). O sırada yaraları da ağırlaşan Hz. Hasan kalkıp, Iraklılara uzunca bir hutbe irat etti. Onlara dedesi Hz. Peygamber vasıtasıyla Yüce Allah'ın insanları hidayete erdirdiğini hatırlattı. Kendisi vasıtasıyla da kan dökülmesini önlediğini söyleyerek, Muaviye ile anlaşma yaptığını haber verdi. Muaviye'ye beyat etmelerini de istedi (Ya'kubî, II, 215). Kendilerini babasını öldürmeleri, kendisine saldırıp malların yağmalamaları sebebiyle terkettiğini de ilan etti (Taberî, V. 158).

Yapılan anlaşma üzerine Hz. Muaviye Medâin'e geldi. Hz. Hasan'ı yanına alarak Kufe'ye girdi. Hz. Hasan kendi eli ile hicrî 41 yılının Rabîu'l-Evvel ayı sonlarında Kufe'yi Muaviye'ye teslim etti. Böylece Hz. Peygamber'in şu hadisi tecellî etmiş oldu:

"Hiç şüphe yok ki, bu oğlum bir şeyittir. Umulur ki, Allah onun sayesinde iki büyük mü'min grubunu barıştıracak" (Buhârî, Fiten,, 20, Sulh, 9; Ebu Davud, Sünne, 12...). Hz. Hasan, Muaviye'nin huzuruna çıktığında, Muaviye ona "seni senden önce hiç kimseyi mükafatlandırmadığım ve senden sonra da kimseyi mükafatlandırmayacağım bir mükafatla mükafatlandıracağım" dedi ve ona 400.000 (dirhem) verdi (el-İsâbe, I, 327-328). Ayrıca her sene bir milyon dirhem maaş bağladı. Ama bunların çoğunu sonradan kısıtladı ve ona çok az bir şey verdi.

Hz. Hasan ile Hz. Muaviye arasındaki bu anlaşmaya şahit olan İmam Şa'bi hadiseyi şöyle anlatır: "Muaviye dedi ki, Kalk da, hilafeti bana bıraktığını ve teslim ettiğini insanlara haber ver". Hasan kalktı ve Allah'a hamd ve senâ'dan sonra söyledi: Akıllıların en akıllısı, muttaki olandır; ahmakların en ahmağı da fâcir olandır. Muaviye ile benim aramda anlaşmazlık konusu olan bu iş, ya benden daha layık birisinin hakkı idi; ya da benim hakkımdı. Ben ümmetin sulh içinde olması, birliğinin bozulmaması ve kan dökülmesine mani olunması için hilafeti ona bıraktım". Arkasından "bilmem belki de o, sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak (metâ) içindir" (el-Enbiya, 21 / I 11) âyetini okuyarak hutbesini bitirdi (Hılye, 11, 37).

Hz. Hasan'ın hilâfette ne kadar kaldığı kaynaklarda farklı farklı olmakla birlikte, 6 ay 5 gün olduğu konusundaki görüş en kuvvetlisidir (Ziriklî, II, 214-215).

Bu devir-teslim töreninden sonra ordusunun komutanı Kays b. Sa'd'a bir mektup göndererek Muâviye'nin emrine girmesini istedi. Kays da bu konuda ordusu ile istişare yaptı. Onlara dalâlet içindeki bir imama mı itaat etmek istediklerini; yoksa imamsız savaşmak mı istediklerini sordu. Onlardan dalâlet içinde de olsa imama itaati tercih ettiklerine dair cevabı alınca, o da Muaviye'ye beyat edip emrine girdi (Taberî, V,160). Ya'kubi'ye göre Muaviye anlaşmadan önce, Kays b. Sa'd'a bir milyon dirhem ile bazı mallar göndererek, davasından vaz geçip, kendisine katılmasını istedi. Sa'd ona cevaben "benim dinimle ilgili bir konuda beni aldatmaya çalışıyorsun (satın almaya çalışıyorsun)" diyerek bu tuzağa düşmedi (Ya'kubî, II, 215). Diğer bir kaynağa göre ise, Hz. Hasan Muaviye ile anlaşınca, Muaviye Kays'a bir mektup yazarak, itaat etmeye çağırdı. Mektupla birlikte imzalı ve mühürlü boş bir kağıt daha göndererek, üzerine dilediğini yazabileceğini, yazdığı her şeyin kendisinin olacağını bildirdi. Kays çaresizlik içinde, sadece can ve mal güvenliği karşılığında Muaviye'nin emri altına girdi (İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, III, 408. Diğer bir görüş için bkz. Taberî, V, 158-159).

Hz. Hasan hilâfeti Muaviye'ye bıraktıktan sonra, geri kalan on yıllık ömrünü Medine'de geçirmek üzere yola çıktı. Kufeliler onun şehirden ayrılışı sırasında ağlaşıyorlardı. Fakat o kendilerine hiç güvenilemeyeceğini söylemekten çekinmedi. Babası Hz. Ali'ye de yaptıklarını kendilerine hatırlatarak, akıbetlerinin hiç iç açıcı olmadığını belirterek hallerine acıdığını söyledi.

Yolda birisi kendisine "Ey müslümanların yüz karası!" diye hakarette bulundu. Hz. Hasan Hz. Peygamber'den naklettiği bir hadisle Ümeyye oğullarının bu makama gelmesinin mukadder olduğunu hatırlatmaya çalıştı (İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, III, 407). Bir başkası "Ey mü'minlerin emirinin utancı" diye bağırınca, ona da "âr, ateşten daha hayırlıdır" dedi (el-İsâbe, I, 327-330).

Medine'de on yıl yaşayan Hz. Hasan (Zehebî, a.g.e, III, 264) vefatı yaklaşınca Hz. Aişe'ye haber göndererek, Hz. Peygamber'in yanına defnedilmek istediğini söyledi. Hz. Aişe de bu isteği kabul etti. Bunun üzerine kardeşine şöyle vasıyyet etti. "Ben ölünce Hz. Aişe'den, Hz. Peygamber'in yanına gömülmem için izin iste. Ben ondan bu izni almıştım. Bana karşı çıkmadı. Belki de benden utandı. Şayet izin verirse, beni onun evine defnet. Ben yine de Ümeyyoğullarının seni bundan mahrum edeceklerini zannediyorum. Bunu yaparlarsa, onlarla uğraşma beni Bakî mezarlığına defnet"

Hz. Hasan kırk gün hasta yattı. 5 Rabîu'l-Evvel 50 (2 Nisan, 670) günü vefat etti (Sıfatü's-Safve, I, 762). (Bazıları bu tarihin hicrî 49, 50, 51, hatta, 54. yılı olduğunu söylemişlerdir. (el-İsâbe, I, 330). Ölüm sebebi olarak zehirlendiği söylenir. Zehirleyenin de kendi hanımı Ca'de binti el-Eş'as b. Kays olduğu rivayet edilir. Hasta yatarken kardeşi kendisine kimin zehirlediğini sorduysa da, o buna cevap vermekten kaçındı. Hatta bu zehirlenmeden önce üç defa daha aynı girişimde bulunulduğunu, fakat onları atlatmayı başardığını söyler. Bu son içtiği zehirin başka olduğunu ve herhalde öleceğini ona açıklar (İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Ğâbe, II, 15).

Vefat edince Hz. Hüseyin, Hz. Aişe'ye müracaat ederek, durumu anlattı. Hz. Aişe de Hz. Hasan'ın vasiyyetine "memnuniyetle kabul ederim, baş üstüne" dedi. (Ya'kubiye göre Hz. Aişe bu isteğe şiddetle karşı çıkmıştır (Ya'kubî, II. 225). Fakat bu iddiayı Ya'kubî'den başkası öne sürmemektedir. Bu durumdan Mervan ve Ümeyyeoğularının haberi olunca "vallahi, asla ve ebedî olarak Hz. Peygamber'in yanına gömülemez" dediler. Bu keyfiyet Hz. Hüseyin'e ulaştı. Hemen kendisi ve beraberindekiler silahlandılar. Hz. Ebu Hüreyre durumun vehâmetini anlayarak, önce, Hz. Hasan'ı buraya defnetmeyi engellemenin mutlak surette zulüm olacağını söyledi. Daha sonra da hiç olmazsa Hz. Hüseyin'e laf anlatırım düşüncesiyle ona geldi. Onu bu ısrarından vaz geçirmeye çalıştı. Kardeşinin vasiyetini hatırlatarak onun "şayet herhangi bir fitneden çekinirsen beni müslümanların mezarlığına defnet" dediğini hatırlattı. Hz. Hüseyin de fitneden çekinerek, kardeşini bir çok sahabînin defnedildiği el-Bakî' mezarlığına defnetti.

Hz. Hasan'ın cenazesine Ümeyyeoğullarından, Medine valisi olan Saîd b. el-Ass'dan başka hiç kimse katılmadı. Hz. Hüseyin, cenaze namazını kıldırmayı valiye teklif etti. Vali de teklifi kabul etti ve cenaze namazım kıldırdı. Cenazesine çok sayıda kişi katıldı, hatta "iğne atsan yere düşmeyecek" kadar kalabalık vardı (İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Ğâbe, II. 15). Hz. Hasan vefat ettiğinde 47 yaşında idi (Tehzîbü't- Tehzîb, II, 301).

Hz. Hasan cömert ve kerîmdi. Fizik ve ahlâk olarak Hz. Peygamber'e çok benzerdi. Çok takva sahibi idi. Medine'den Mekke'ye yürüyerek 15 defa hac yaptığı meşhurdur.

Hayır yapmayı çok severdi. Öyle ki, mallarının tamamını iki defa fakirlere dağıttı; üç defa da Allah (c.c) ile "kasame" yaptı. Yani iki ayakkabısı varsa, birini tasadduk edip, birini kendisine bırakarak; herhangi bir yiyeceğinin bir avucunu dağıtıp, bir avucunu kendine ayıracak kadar adil davranarak, mallarını fakirlere dağıttığı kaynaklarda geçmektedir. Onun güzel ahlâka ve başkalarına ikram etmenin faziletine dair bir çok vecizesi vardır. Meselâ ona "mekârim-i ahlâk"ın ne olduğu sorulunca, o bunu şöyle özetler: Doğru söz, isteyene vermek, güzel ahlâk, sılaı rahim, komşu hakkında utanmak, arkadaş hakkına riayet, misafire ikram, ve nihayet bunların da başında haya'dır (Hılye, II, 37-38; Üsdü'l-Ğâbe, II. 13; Ya'kubî, II. 225 vd).

Hz. Hasan çok evlenip, boşanmasıyla de üne sahiptir. Hatta bir ara babası Hz. Ali, bu yüzden, onun evlendiği kadınların kabilelerinin kendi ailesine karşı düşman olacaklarından korkarak, Kufelilere açıkça oğluna kız vermemelerini söylemiş, oradan kalkan bir adam da, yemin ederek, onu evlendirmeye devam edeceklerini bildirmiş ve arkasından şöyle demiştir:

"Biz evlendiririz, o istediğini tutar, istediğini boşar" (Zehebî, a.g.e., III, 267).

Onun sekiz veya on iki oğlu vardı: 1- Hasen b Hasen (annesi Havli binti Manzûr el-Fezâriyye), 2- Zeyd (annesi Ümmü Beşîr binti Ebî Mes'ud el-Ensarî el-Hazrecî), 3- Ömer, 4- Kasım, 5- Ebu Bekr, 6- Abdurrahman (bunların da anneleri ümmü veled olup, hepsinin anneleri ayrıdır): 7-Talha, 8- Ubeydullah. (Ya'kubî, II, 228). Bir tane de kızı olduğuna dair rivayetler vardır (Zirikli, II, 215).

Hz. Peygamber'in soyu torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in çocukları vasıtasıyle devam etmiştir. Hz. Hüseyin'in soyundan gelenlere halk arasında "seyyid" Hz. Hasan'ın soyundan gelenlere de "şerîf" veya "emir" adı verilir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 15-10-2008   #3 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Kerbela Olayı

Kerbela Olayı

Kerbela Olayı (680), Emeviler'e karşı halifelik savında bulunan Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin'in öldürülmesi olayıdır. Kerbela Olayı Müslümanlar arasındaki ayrılıkları da­ha da derinleştirmiş, günümüze kadar gelen Sünni-Şii çekişmesinde bir dönüm noktası olmuştur.
Muaviye'nin 661'de halifeliğini ilan etmesi­ne karşı çıkan Hz. Ali yandaşları ilk fırsatta halifeliği Hz. Muhammed'in soyundan gelen­lere yani Hz. Ali'nin oğullan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e geri vermek için çetin bir mücadeleye girişmişlerdi. Gerçi daha başlan­gıçta Hz. Hasan Müslümanlar arasında daha fazla kan dökülmesini önlemek için halifeliği daha güçlü durumdaki Muaviye'ye devretmiş­ti. Buna karşılık Muaviye de kendinden sonra Hz. Hüseyin'in halife olmasını kabul etmişti. Gene de birçok kişi Muaviye'nin halifeliğini tanımamıştı. Muaviye'nin bunlara karşı zor kullanması ve halifelik merkezini Mekke'den Şam'a taşıması bir aile saltanatı kuracağı yolundaki görüşleri daha da güçlendiriyordu. Nitekim Muaviye 680'de ölünce yandaşları Hz. Hüseyin'e verilen sözü unutup Muaviye' nin oğlu Yezid'i halife ilan ettiler. Buna karşılık Küfe halkının büyük çoğunluğu Hz. Hüseyin'i halife kabul ettiğini açıklayarak onu kente çağırdı. Mekke'den yola çıkan Hz. Hüseyin Irak'ta büyük destek bulacağını umuyordu. Ama Yezid'e bağlı güçler Hz. Hüseyin'e destek verecek kişileri yakaladılar, grupları dağıttılar, Hz. Hüseyin'e de geri dönmesini önerdiler. Hz. Hüseyin yanındaki az bir güçle ilerlemeyi sürdürünce Kerbela yakınlarında yolunu kestiler. Arkadan da çevrildiği için Fırat Irmağı ile bağlantısı kopan ve susuz kalan Hz. Hüseyin ve yandaşları savaşmak zorunda kaldılar. Çok üstün güçle­re karşı girişilen bu savaşta Hz. Hüseyin'le birlikte iki küçük oğlu, Hz. Hasan'ın çocukla­rından Ebubekir ile Kasım ve Hz. Muham­med'in soyundan birçok kişi öldü.
Müslümanlar arasında büyük yankılar yara­tan bu olaydan sonra ayrılıklar daha da derinleşti. Halifeliğin Hz. Ali'nin ve onun soyundan gelenlerin hakkı olduğuna inanan Şiiler Hz. Hüseyin'in öldürüldüğü muharrem ayının 10. gününü yas günü ilan ettiler. Her yıl büyük törenlerle onu andılar. Kerbela Olayı dinsel edebiyatta da yaygın olarak işlendi. Hz. Hüseyin ve diğer Kerbela şehitleri için birçok ağıt kaleme alındı. Hz. Hüseyin'in Kerbela'daki türbesi bugün de Şiiler için kutsal bir ziyaret yeri sayılır.


MsXLabs.org & Temel Britannica
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
En popüler 5 etiket
Bu Konunun Etiketleri
hz hüseyin kerbela olayı, hz hüseyin ve kerbela olayı, hz hüseyinin kerbelada şehit edilmesi, hz hüseyinin şehit edilmesi, kerbela olayı,
Kerbela Olayı Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Aubert Olayı KisukE UraharA Fizik 0 05-04-2008 12:04
Kıvırcık Ali - Kerbela Mystic@L Türkçe Şarkı Sözleri 0 03-03-2008 04:15
Abdurrahman Önül - Kerbela Demir YumruK Türkçe Şarkı Sözleri 0 29-02-2008 17:40
İslam Tarihi - Dümetü'l Cendel Olayı P.u.S.u Müslümanlık/İslamiyet 0 07-06-2007 01:25
Hz. Ali Dönemi - Hakem Olayı P.u.S.u Müslümanlık/İslamiyet 0 07-06-2007 01:17