Kutsal Yerler - Kâbe Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Türkiye´den :: > Müslümanlık/İslamiyet
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 31-05-2009   #1 (mesaj-linki)
ThinkerBeLL - avatarı
Kutsal Yerler - Kâbe



Kâbe
Kâbe, Müslümanların kutsal mekanlarındandır.
İslamiyet, üç şehri kutsal kabul etmektedir. Bu şehirler Mekke, Medine ve Kudüs'dür. Kâbe, Mekke'de yer almaktadır. Yeryüzünde yapılan ilk mescid ve binadır.
İlk olarak Hz. Âdem'den de önce melekler tarafından yapıldığına inanılmaktadır. Daha sonrasında Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından tekrar yapılmıştır. Mescid-i Haram'ın tam ortasında yeralmaktadır. Kâbe'nin etrafını halen çevirmekte olan, Kâbe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı (revaklar) II. Selim zamanında yapılmış planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır. Müslümanların Namaz ibadetleri sırasındaki yöneldikleri kıbleleri durumundadır. (Hanefi mezhebi'ne göre Kâbe ve onun üzerinden semaya doğru olan boşluk da kıbledir, Şafii mezhebi'ne göre sadece Kâbe'nin bina kısmı kıbledir.

Kâbe
'nin fiziksel özellikleri ve konumu
  • Kâbe'nin geniş duvar yapısı kabaca bir küp biçimindedir.
  • Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardır.
  • Tavanı ahşaptandır.
  • Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m olan 145 m² alan üzerine kurulmuştur.
  • Üzeri altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü (sitâre) ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.
  • Kâbe'nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine "Hacer-i Esved" veya "Şarki", kuzey köşesine "Irakî", batı köşesine "Şâmî" ve güney köşesine de "Yemânî" denir.
  • Bazı arkeolojik buluntular da ilk Kabe türü yapının şu anki Ankara Sivrihisar yakınlarında bulunan Penissus tapınağının olduğunu ve bu tapınağın İsthar ve Kyble adlı tanrıçalara adandığını söyler. Hatta Kabe nin bulunduğu yön olan Kıble nin kelime anlamı olarak Kyble adlı tanrıçadan geldiğini çünkü ilk yapıldığında ana tanrıça olarak Anadolu'dan gönderilmesi üzerine tanrıçanın bulunduğu yerin mekansal tarifi olarak bu kelimenin değişime uğradığı düşünülür.
  • Kabe'nin küresel yer bulma sistemindeki yeri 21°25′24″N, 39°49′24″E.
Kâbe'ye Tarihi Bakış
Kâbe'yi ilk kez inşa eden kişinin Hz. İbrahim (a.s) olduğu tevatür düzeyinde kesin bir tarihsel olgudur. O dönemde bölgede İbrahim'in oğlu İsmail ile Yemen'den gelen kabilelerden olan Curhum kabilesi yaşıyordu. İbrahim Kâbe'yi yaklaşık olarak dörtgen şeklinde inşa etmişti. Dört yöne bakan köşeleri, esen şiddetli rüzgarların etkisini kırıyor, zarar vermesini engelliyordu.
Kâbe, Amaliklerin yeniledikleri güne kadar İbrahim'in inşa ettiği şekilde kaldı. Sonra Curhum kabilesi (veya tam tersine önce Curhum ve daha sonra Amalikler) Emir-ül Mü'minin'den gelen rivayette belirtildiği gibi yeniden onu inşa ettiler.
Kâbe'nin yönetimi, hicretten önce ikinci yüzyılda Peygamberimizin atalarından biri olan Kusay b. Kilab'ın eline geçince, onu yıkıp ye-niden sağlam bir şekilde inşa etti. Devm (bir çeşit hurma ağacına benzer) ve hurma ağacı kerestesinden bir tavan yaptı. Yanına da Darun Nedve'yi inşa etti. Yönetim işlerini ve ileri gelenlerle istişare etmeyi burada yürütüyordu. Sonra Kâbe duvarlarının baktığı yönleri Kureyş oymakları arasında bölüştürdü. Onlar da evlerini Kâbe'nin etrafındaki tavaf alanının çevresinde yaptılar. Evlerinin kapılarını Kâbe'ye açılacak şeklide planladılar.
Peygamberimizin peygamber olarak gönderilişinden beş yıl önce bir sel sonucu Kâbe yıkıldı. Kabileler Kâbe'yi yeniden inşa etmek için iş bölümü yaptılar. Duvarlarını yapan usta Yunanlı (Rum) Yakum'du. Mısırlı bir marangoz da ona yardım ediyordu. Sıra Hacer-ül Esved'in yerleştirilmesine gelince, onu yerine koyma onuruna kimin erişeceği hususunda aralarında tartışma çıktı. Sonunda Hz. Muhammed'in (s.a.a) hakemliğine başvurmaya karar verdiler. Peygamberimiz (s.a.a) o sırada otuz beş yaşındaydı. Kureyşliler onu akıllı, ileri görüşlü, doğru biri o-larak biliyorlardı. Hz. Muhammed bir aba istedi. Hacer-ül Esved'i örtünün üzerine koydu. Sonra her kabilenin temsilcisinin örtünün bir ta-rafından tutup kaldırmasını istedi. Taşın konulacağı doğu tarafındaki yere kadar yükselttiklerinde, Hz. Muhammed (s.a.a) taşı tutup yerine yerleştirdi.
Yapılan harcamalar onlara ağır gelmeye başladığında, yapıyı bugünkü hali üzere bıraktılar. Böylece Kâbe'nin bazı bölümleri yapı dışında kaldı. Binayı küçülttüklerinden Hacer-ül Esved tarafındaki Hicr-i İsmail dışarıda bırakılmış oldu.
Kâbe, Yezid b. Muaviye döneminde Abdullah b. Zübeyr'in Hicaz'a egemen olduğu zamana kadar bu şekilde kaldı. Yezid'in Mekke'deki kumandanlarından Husayn, İbn-i Zübeyr'le savaştı. Kâbe mancınık atışından isabet aldı. Daha sonra yıkıldı, örtüsü ve bazı ahşap bölmeleri yandı. Sonra Yezid ölünce kuşatma kaldırıldı. İbn-i Zübeyr Kâbe'yi yıkıp yeniden inşa etmek istedi. Bu amaçla Yemen'den arıtılmış kireç getirildi. Duvarları onunla yapıldı. Hicr-i İsmail Kâbe'nin içine dahil e-dildi. Kapının yere bitişik olması sağlandı. Karşı duvarda bir kapı daha açıldı. İnsanlar birinden girip diğerinden çıksınlar diye. Yüksekliği yir-mi yedi zira (yaklaşık on üç buçuk metre) olarak öngörüldü. Bina tamamlanınca, Kâbe'nin içine ve dışına misk ve esans sürüldü. Üzeri ha-lis ipek kumaşla örtüldü. Kâbe'nin onarımı Hicri 64 yılının recep ayının 17'sinde tamamlandı.
Sonra Abdulmelik b. Mervan halife oldu. Komutanlarından Hac-cac b. Yusuf'u İbn-i Zübeyr'le savaşmak üzere görevlendirdi. Nihayet İbn-i Zübeyr yenildi ve öldürüldü. Haccac Kâbe'ye girdi ve İbn-i Zü-beyr'in yaptığı değişiklikleri Mervan'a duyurdu. Mervan Kâbe'yi eski haline döndürmesini emretti. Bunun üzerine Haccac Kâbe'nin kuzey tarafını altı zira ve bir karış kadar yıktı.
Bu duvarı Kureyş'in attığı temel üzerinde yeniden inşa etti. Doğuya bakan kapıyı yerden biraz yüksekçe olmasını sağladı, ötekini kapat-tı sonra kalan diğer taşları yerlere döşedi.
960 tarihinde Osmanlı Sultanlarından Sultan Süleyman tahta gelince, Kâbe'nin çatısını değiştirdi. 1021 tarihinde tahta geçen Sultan Ahmet, 1039 Tarihinde meydana gelen büyük selin yıktığı kuzey, doğu ve batı duvarlarını onardı. Sonra Osmanlı Sultanlarından 4. Murad za-manında bir kez daha onarıldı. Kâbe o günden günümüze, yâni hicri-kameri bin üç yüz yetmiş beş veya Hicri-Şemsi bin üç yüz otuz sekiz tarihine kadar herhangi bir onarım geçirmemiştir.

Kâbe'nin Şekli
Kâbe yaklaşık olarak dörtgen şeklindedir. Sert mavi taştan yapılmıştır. Yüksekliği on altı metredir. Peygamberimiz (s.a.a) zamanında yüksekliğinin bundan daha az olduğunu Fetih günü Peygamberimiz (s.a.a) Ali'yi omuzlarına çıkarıp Ali'nin de Kâbe'nin üzerindeki putları aşağı indirip kırdığına dair rivayet edilen hadisten anlıyoruz.
İçinde su oluğu bulunan ve tam karşısında yer alan kenarın uzunluğu on metre ve on cm.'dir. Kapının yer aldığı ve karşısında bulunan kenarın uzunluğu ise on iki metredir. Kapı yerden iki metre yüksekliktedir. İçeriye giren için kapının solunda yer alan rükünde Hacer-ül Esved yer alır. Onun tavaf yerinden yüksekliği bir buçuk metredir. Ha-cer-ül Esved ağır, düzgün olmayan yumurta şeklinde bir taştır. Rengi kırmızıya çalan siyahtır. Üzerinde kızıl noktalar, sarı kıvrımlar yer alır. Bunlar taşta meydana gelen çatlamaların sonradan kaynaması sonucu oluşmuşlardır. Çapı yaklaşık olarak otuz santimetredir.
Kâbe köşeleri, eski zamanlardan beri "rükün" olarak adlandırılır. Örneğin kuzey köşesine "Rükn-ül Iraki", batı köşesine "Rükn-üş Şa-mi", güney köşesine "Rükn-ül Yemani", Hacer-ül Esved'in bulunduğu doğu köşesine de "Rükn-ül Esved" denir. Kapı ile Rükn-ül Esved arasındaki mesafeye "mültezem" denir. Bu adı almasının nedeni tavaf e-den kimsenin devamlı burada dua ve dilekte bulunmasındandır. Kuzey taraftaki duvarın üzerideki su oluğuna Mizab-ur Rahmet (rahmet oluğu) denir. Bu oluğu Haccac b. Yusuf yapmıştır. 954 tarihinde sultan Süleyman gümüş bir olukla değiştirmiş, 1021 tarihinde sultan Ahmet mavi çini nakışlı ve altın yaldızlı bir gümüş olukla değiştirmiştir. Sonra Osmanoğullarından sultan Abdulmecid 1273 tarihinde altın bir oluk göndermiştir. Yerine konulan bu oluk hala orada bulunmaktadır.
Oluğun tam karşısında yay şeklinde "Hatim" adı verilen bir duvar yer alır. Bu yay şeklinde bir yapıdır. İki ucu Kâbe'nin kuzey ve batı köşelerine bakar. Onlardan uzaklıkları 203 cm. kadardır. Bu yapının yüksekliği bir metredir. Kalınlığı bir buçuk metredir. İç tarafından nakışlı mermer kullanılmıştır. İçeriden bu yay şeklindeki duvarın ortasında Kâbe'nin bir tarafının ortasına kadarki mesafe 844 cm.'dir.
Bu "Hatim" adlı duvarla Kâbe'nin duvarının arasındaki boşluğa Hicr-i İsmail denir. İbrahim'in ilk kez inşa ettiği zamanlarda bunun yaklaşık olarak üç metrelik kısmı Kâbe'nin içindeydi. Geri kalan kısmı ise, Hâcer ve oğlunun koyunlarının barınağıydı. Denilir ki, Hâcer ve İsmail burada gömülüdürler.
Kâbe'nin içinde yapılan değişiklikler, onarımlar, Kâbe'ye ilişkin kurallar ve protokoller bizi pek ilgilendirmemektedir. Dolayısıyla bunların detayına girme gereğini duymuyoruz.

Kâbe'nin Örtüsü

Daha önce Bakara suresinin tefsiri çerçevesinde, Hacer ve İsmail'in kıssası ve Mekke toprağına konaklamaları ile ilgili olarak aktardığımız rivayetlerde, Kâbe'nin inşasının tamamlanışından sonra Hâcer'in Kâbe'nin kapısına bir perde astığı ifade edilmişti.
Kâbe'nin tümünü örten perdeye gelince, söylendiğine göre: İlk kez Kâbe'ye örtü giydiren kişi, Yemen Tubbalarından Ebu Bekir Es'ad'dır. Bu zat Kâbe'yi gümüş sırmalı bir perdeyle örtmüştü. Ondan sonra yönetime gelenler onun bu uygulamasını sürdürdüler. Daha sonra insanlar değişik kumaşlardan üretilmiş perdelerle örtmeye devam ettiler. Böylece üzeri kat kat perdelerle örtülür oldu. Bu perdelerden biri çürü-düğünde hemen üzerine yenisi konulurdu. Bu durum Kusay zamanına kadar sürdü. Kusay Kâbe'nin örtüsü için Araplardan yılda bir kez olmak üzere yardım topladı. Bu gelenek onun oğulları tarafından da sürdürüldü. Ebu Rebia b. Muğire bir yıl, diğer Kureyş kabileleri de bir yıl örtüyü değiştirirlerdi.
Peygamber Efendimiz (s.a.a) Kâbe'yi Yemen kumaşıyla örtmüştü. Abbasi Halifelerinden el-Mehdi'nin zamanına kadar bu şekilde kaldı. Halife Hac için Mekke'ye geldiğinde, Kâbe bakıcıları perdelerin Kâbe-'nin yüzünde birikmiş olmasından şikayet ettiler. Bunların ağırlık yapıp Kâbe'yi yıkmasından korktuklarını belirttiler. Bunun üzerine Halife bu örtülerin kaldırılmasını, yerine her yıl bir tek örtü serilmesini emretti. Bu gelenek günümüze kadar devam etti. Kâbe'nin bir de iç örtüsü vardır. İlk kez Kâbe'ye içeriden perde örten kişi Abbas b. Abdulmutta-lib'in annesidir. Oğlu Abbas ile ilgili olarak bir adakta bulunduğu için bu perdeyi Kâbe'nin iç duvarlarına örtmüştü.

Kâbe'nin Konumu

Kâbe toplumlarca kutsal ve saygın olarak bilinirdi. Hintliler Kâbe'ye saygı gösterirlerdi ve kendilerince üçüncü uknum olarak kabul edilen "sifa"nın ruhunun, eşiyle birlikte Hicazı ziyaret ettiği sırada Hacer-ül Esved'e hulul ettiğini söylerlerdi.
Fars ve Keldani Sabiileri onu yedi büyük evden biri kabul ederlerdi. Bir de, eski ve uzun süre ayakta kalmış olması dolayısıyla Zühal'in evi olduğuna inanılırdı.
Farslar da Kâbe'ye saygı gösterirlerdi. Hürmüz'ün ruhunun ona hu-lul ettiğine inanırlardı. Bazen Hac için gittikleri de olurdu.
Yahudiler ona saygı gösterir, İbrahim'in dini üzere orada Allah'a ibadet ederlerdi. İçinde resimler ve heykeller bulunurdu. Bunlar arasında ellerinde fal okları bulunan İbrahim ve İsmail'in resimleri de yer alırdı. Bakire Meryem'in ve Mesih'in resmi de yapılmıştı. Bu da Yahudiler gibi Hıristiyanların da ona saygı gösterdiklerinin tanığıdır.
Araplar da Kâbe'ye büyük bir saygı gösterirlerdi. Onu Allah'ın evi kabul ederlerdi. Her taraftan gelip ona hac ziyaretinde bulunurlardı. Kâbe'nin İbrahim tarafından yapıldığını söylüyorlardı. Hac, İbrahim'in Araplar arasında tevarüs eden dininin bir kuralıydı.

Kâbe'nin Yönetimi
Kâbe'nin yönetimi İsmail'in elindeydi. Ondan sonra bu görev oğullarına geçti. Sonra Curhum kabilesi onlara karşı üstünlük sağlayıp Kâbe'nin yönetimini ele geçirdiler. Ardından Kerker oğullarından bir taife olan Amalikler, Curhum kabilesiyle bir dizi savaşa girişip Kâbe'ye sahip oldular. Amalikler Mekke'nin aşağı kısmına konaklamışlardı. Curhumlular da yukarı kısmına yerleşmişlerdi. İçlerinde melikleri de vardı.
Sonra talih Curhumlulardan yana döndü; Amalikleri yenilgiye uğratıp Kâbe'nin yönetimini ele geçirdiler. Böylece yaklaşık olarak üç yüz yıl yönetim onların elinde kaldı. Hz. İbrahim'in yapısına eklemede bulundular, duvarlarını yükselttiler.
İsmail oğulları güçlenip çoğalınca, artık belli bir caydırıcı kuvvete kavuşunca, Mekke onlara dar gelmeye başladı. Bunun üzerine Cur-humlularla savaştılar, onları yenilgiye uğratıp Mekke'den çıkardılar. O sırada İsmail oğullarının başında Amr b. Luhay bulunuyordu. Kendisi Huzaa kabilesinin büyüğüydü. Mekke'nin yönetimini ele geçirip Kâbe'nin işlerini kendi uhdesinde topladı. Kâbe'nin üzerine putları koyup insanları onlara tapmaya çağıran ilk kişi odur. Kâbe'nin üzerine koyduğu ilk put "Hubel"dir. Onu Şam'dan getirmiş, Kâbe'nin damına koy-muştu. Ardından başka putlar da getirmişti. Böylece putların sayısı artmış ve Araplar arasında puta tapıcılık yayılmış ve tek ilaha kulluğu esas alan Hanif dini yok olmuştu.
Curhum kabilesinden Şahne b. Halef konuyla ilgili olarak Amr b. Luhay'a hitaben şöyle der:
"Ey Amr, ilahlar icad ettin sen.
Çeşit çeşit Mekke'de, evin çevresine putlar diktin.
Oysa Kâbe'nin bir tane Rabbi vardı, ebedi..
Ama sen, insanlar içinde, onun birçok Rabbinin olmasını sağladın.
Yakında bileceksiniz ki, Allah kısa süre sonra, sizin dışınızda evi için bir koruyucu seçecektir."
Kâbe'nin yönetimi Halil el-Huzai zamanına kadar Huzaa oğullarının elindeydi. Halil kendisinden sonra yönetimi kızına verdi. Kızı da Kusay b. Kilab'ın karısıydı. Kâbe kapısını açıp kapatmayı Huza oğullarından Ebu Gabşan el-Huzai adlı birine verdi. Ebu Gabşan bu görevi, bir deve ve bir fıçı şarap karşılığında Kusay b. Kilab'a sattı. Bu olay Araplar arasında bir darb-ı mesel olmuştur:
"Ebu Gabşan'ın alış verişinden daha zararlı..." diye.
Böylece yönetim Kureyş'e geçti. Kusay Kâbe'nin yapısını yeniledi. Daha önce buna değinmiştik. Durum, Peygamberimizin (s.a.a) Mekke'yi fethetmesine kadar bu şekilde devam etti. Resulullah (s.a.a) Kâbe'ye girdi, duvarlardaki resim ve kabartmaların silinmesini, içindeki putların kırılmasını emretti. Üzerinde İbrahim'in iki ayağının izi bulunan taş, yâni Makam-ı İbrahim, o sırada Kâbe'nin yakınlarındaki koruma altında bir şeyin içindeydi. Sonra bugün bilinen yere gömüldü. Burası dört sütun üzerinde duran bir kubbedir. Tavaf edenler namaz kılmak amacıyla buraya yönelirler.
Kâbe'yle ilgili haberler ve onunla bağlantılı dinsel uygulamalar çok ve uzundur. Biz hac ve Kâbe ayetleri üzerinde düşünen bir araştırmacı için yeterli olan bu kısmını sunmakla yetindik.
Yüce Allah'ın bereketli kıldığı ve hidayet olarak öngördüğü Kâbe'nin bir özelliği de, hiçbir İslami grubun onun konumunu tartışma konusu yapmamış olmasıdır.

- Alıntıdır -
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-06-2009   #2 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Kabe'nin Yeniden İmari ve Peygamberimizin Hakemliği

KÂBE`NİN YENİDEN İMÂRI VE PEYGAMBERİMİZİN HAKEMLİĞİ

Kâinatın Efendisi otuz beş yaşında idi.
Bu sırada Kureyş kabilesi, Kâbe duvarlarını yıkıp, yeniden tamir kararını verdi. Zira, yıllardan beri yağan yağmur ve neticede meydana gelen seller, yapı itibarıyla pek sağlam olmayan bu ma`bedi oldukça yıpratmıştı. Çatısız bulunması sebebiyle de, yağan yağmurlar temeline kadar tesir etmiş ve binâyı âdetâ harab bir hale getirmişti.
Son olarak gelen büyük bir sel, Kâbe`yi bütün bütün sarsmış, duvarlarını çatlatmıştı. Bu durum Mekkelilerde bir korku ve telâş uyandırmıştı.
Bu arada bir hâdise daha oldu. Kadının biri Harem`de ateş yaktı. Ateşin korundan sıçrayan kıvılcımlar, Kâbe`nin örtüsünü tutuşturdu ve yanmasına sebep oldu.
Bütün bunların üzerine bir de Kâbe`nin içinde bulunan bir definenin çalınması eklenince, Mekkeliler, artık, verdikleri kararı bir an evvel gerçekleştirme gayretine girdiler.115

İnşaat Malzemesi Yüklü Gemi
Kııreyşliler, Kâbe`yi nasıl ve neyle tamir edeceklerini düşünüp istişare ediyorlardı.
Bu sırada Cidde`ye gitmek üzere Mısır`dan yola çıkmış bulunan bir Bizans gemisi, Cidde yakınlarında karaya oturdu.
Bunu haber alan Kureyş, olay yerine bir heyet gönderdi. Geminin yükü yumuşak aktaş, tahta, direk ve demirdi. Bunlar Kureyş`in arayıp da bulamadıkları şeylerdi.
Heyet, gemide bulunanlarla anlaşarak keresteyi satın aldı. Bunun yanında, gemideki tüccara, Mekke`ye serbestçe girebilme ve mallarını gümrüksüz satabilme garantisi de verdiler. Halbuki, daha evvel Mekkeliler, şehirde ticâret eşyası satanlardan öşür alırlardı.
Gemide ayrıca Bâkûm adında Bizanslı bir mîmar da bulunuyordu. Kâbe yapımında kendisinden istifade etmek üzere bu mîmarla da anlaştılar.
Buna göre, duvarlarını yeniden tamire karar verdikleri Kâbe`nin mîmarlığını Bizanslı Bûkûm, marangozluğunu ise Mekke`de oturan Kıbtî bir usta yapacaktı.116

Duvarların Taksimi
Kâbe duvarlarının taşlarla örülmesi işi, kur`a ile kabileler arasında dörde taksim edildi. Buna göre,
Abd-i Menaf ile Zühreoğullarına Kâbe`nin cephe ve kapı tarafı;
Abdüddar, Esed ve Adiyyoğullarına Kâbe`nin Şam cephesi (Hatiym, Hıcır tarafı);
Şehm, Cehm (Cümâh) ve Amiroğulları payına Kâbe`nin Yemen köşesi ile Hacerü`1-Esved köşesi arası,
Mahzum ve Teymoğullarına ise, Safâ ve Eryad`a bitişik olan Yemen cephesi düştü.117

Mekke`nin Sarsılması
Her kabile, kendisine düşen tarafı yıkıyordu. Hazret-i İbrâhim`in attığı temele kadar inildi. Bundan sonra, birbiriyle kaynaşmış deve sırtı gibi yeşil yeşil taşlar görülmeye başlandı.
Niyetleri daha da aşağı inmekti. Ne var ki, buna muvaffak olamadılar. İçlerinden biri bu yeşil taşlara kazmayı sallayınca, birden zelzeleye uğramış gibi Mekke`nin sarsıldığını gördüler. Herkeste bir korku ve telâş başladı. Bundan sonrasını yıkmaya müsaade bulunmadığını anlayıp, kazdıklarıyla iktifâ ettiler.118

Kabileler Arasında Anlaşmazlık Çıkması
Herkes kendisine düşen taraf için taş taşıyor ve duvarlar örülüyordu. Bina, Hacerü`1-Esved`in konulacağı yere kadar yükseltilmişti. Ancak, bu mübarek taşı yerine koymada kabileler arasında anlaşmazlık çıktı. Her kabile, kendisini diğer kabilelerden bu hususa daha lâyık görüyordu. Kabile taassubunun bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü bir zamanda, hangi kabile bu şerefi başkasına kaptırmak isterdi? İş kızıştı, tartışma ve münakaşa son derece sertleşti. Öyle ki, birbirleriyle vuruşacaklarına dair yemin bile ettiler.119
Ortalığı bir kargaşalık kaplamıştı. Her an çarpışma bekleniyordu. Çarpışma vuku bulursa, çok kişi hayatını kaybedebilir, çok mal telef olabilirdi.
Bu duruma bir çare bulmak gerekiyordu.
Dört beş gün Kâbe`nin duvarlarına tek taş koymadan, Kureyş kabileleri, bekleyip durdular. Sonra tekrar Mescid-i Haram`da toplandılar. Birbirleriyle konuştular, tartıştılar. Bu arada, kabileleri uzlaşmaya davet edenler de vardı.
Kanlı bir hâdisenin kopması her an beklenirken, Kureyş`in en yaşlılarından Ebu Ümeyye diye bilinen Huzeyfe bin Muğire, ortaya atıldı ve taraflara şu teklifi sundu:
"Ey Kureyşliler! Anlaşamadığınız şu işte, ma`bedin kapısından (Benî Şeybe kapısını eliyle işaret ederek) ilk girecek zâtı aranızda hakem yapın, o kimse bu işi bir neticeye bağlasın."120
Ebû Ümeyye`nin bu beklenmedik teklifi, taraflarca tereddütsüz kabul gördü.

Muhammedü`l-Emîn Geliyor!
Artık, bütün gözler Benî Şeybe kapısındaydı.
Acaba kim çıkacaktı ve kabilelerin anlaşmazlığına nasıl bir çare ile son verecekti? Hiçbir kabilenin gönlünü kırmadan bu işi nasıl halledecekti?
Merak dolu bakışlar, Mescid`in mezkûr kapısını dikkatle süzmekte idi.
Kapıdan bir zât belirdi. Uzaktan fark ettiler, kendisine mahsus boyu, posu ve yürüyüşüyle vakar içinde gelen bu zâtı derhal tanıdılar ve sevinç içinde bağırdılar:
"El-Emîn, o! Muhammed, o! Onun aramızda vereceği hükme razıyız."121
Evet, gelen Muhammedü`l-Emîndi (a.s.m.). Herkesin itimadını kazanmış olan dürüst insandı.
Bu sebeple merak dolu bakışlar, birden sevinç bakışlarına döndü. Çünkü, âdil karar vereceğinden, hepsi, tereddütsüz emîndi.
Elbette, isabetli karar vermekten şaşmayan Efendimizin gelişi, tesadüf değildi. Vereceği hükümle, onlara, peygamberliğinden önce de isabetli görüşe, derin düşünceye sahip olduğunu tasdik ettirecekti.
Kureyş, durumu kendilerine anlattı.
Kalbi gibi, zihni de tertemizdi, Efendimizin.
İsâbetli kararı vermekte gecikmedi ve şu emri verdi:
"Hemen bana bir örtü getiriniz!"
Ânında getirdiler. Bir rivâyete göre, bu Velid bin Muğire`nin elbisesi idi. Diğer bir rivâyete göre ise, Peygamber Efendimiz bizzat kendi ridâsını bu işte kullandı.122
Kâinatın Efendisi, getirilen örtüyü yere serdi.
Küçük büyük herkesin dikkatli bakışları, Efendimizin üzerinde toplanmıştı. O, örtü ile ne yapacaktı?
Merakları fazla sürmedi. Sevgili Peygamberimiz, Hacerü`l-Esved`i bu örtünün ortasına koydu. Sonra da,
"Her kabileden bir kişi bunun birer köşesinden tutsun!" diye emretti. Öyle yaptılar.
Hacerü`l-Esved`i örtüyle konulacak yere kadar kaldırdılar.
Ve Resûl-i Kibriya Efendimiz, Hacerü`1-Esved`i bizzat kendi elleriyle yerine koyarak, bu şerefe nâil oldu.
Bundan sonra duvar örülmeye başlandı ve kısa zamanda tamamlandı.123
Böylece, Allah Resûlü, İlâhî mevhibenin bir eseri olan isâbetli kararıyla, kabileler arasında büyük bir kanlı çarpışmayı önlemiş oldu.
Bu kararıyla, Sevgili Peygamberimiz, kendisinden çok daha yaşlı ve haliyle tecrübeli bulunanlardan bile daha isabetli görüşe, daha kuvvetli muhakemeye ve daha ziyade zekâya sahip bulunduğunu, aynı zamanda, İlâhî bir kuvvetle te`yid edildiğini ortaya koymuş oluyordu.
İbn-i Abbas Hazretlerinin bir rivâyetine göre, Efendimiz, Hacerü`l-Esved`i yerine koyduğu gün, Pazartesi günü idi.124

Mübârek Taş
Renginin siyah olması sebebiyle Hacerü`l-Esved (Siyah Taş) diye adlandırılan bu mübârek taş, Kâbe`nin Şark köşesinde olup, yerden bir buçuk metre yükseklikte, kapıya yakın bir yerde yerleştirilmiştir. Üç büyük ve birkaç tane de küçük parçadan müteşekkildir. Etrafı gümüş bir halka ile çevrilidir. Bir başka ismi, Ruhu`l-Esved`dir.
Bu mübârek taş, semâvî bir taş olup, Hz. İbrahim`e (a.s.) Hz. Cebrâil tarafından getirilmiştir. Kâbe duvarına yerleştirilmeden evvel, Ebû Kubeys Dağında muhafaza edilmekteydi. Bir rivâyete göre, Kâinatın Serveri, Peygamber Efendimizin, "Ben, peygamber gönderilmeden evvel, Mekke`de bana selâm veren taşı, hâlâ biliyor ve tanıyorum" ifadelerinin işaret ettiği taş, bu Hacerü`l-Esved`dir.
Bir gün, bu taşa yaklaşıp öpen Hz. Ömer, şöyle demişti:
"Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve menfaati olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resûlullahın seni takbil ettiğini [öptüğünü> görmese idim, asla seni takbil etmezdim."

Peygamberimizin, Hz. Ali`yi Yanına Alması
Efendiler Efendisi otuz altı yaşında.
Milâdî, 607 senesi.
Mekke`de şiddetli bir kuraklık ve kıtlık başgöstermişti. Çoğu âile, geçim sıkıntısından perişan bir durumda idi.
Geçim sıkıntısı içinde bulunan âilelerden biri de, Resûl-i Ekrem Efendimizin amcası Ebû Talib âilesi idi.
Efendiler Efendisinin kalbi şefkat ve merhamet kaynağıydı sanki. Zâtına yapılan iyilikleri asla unutmuyordu. Kendisine karşı gösterilen kadirşinaslıkları asla karşılıksız bırakmak istemiyordu. Böylesi güzel ve eşsiz bir mizâca sahip bulunuyordu.
İşte, şimdi geçim sıkıntısı çeken biri vardı. Kendisine, elinden gelen yardımı esirgemeyen biri… Çocukluğundan beri şefkatli kanatları arasında büyüdüğü biri: Ebû Talib…
Amcası geçim sıkıntısı içinde iken, o nasıl rahat edebilir ve nasıl yardımına koşmazdı? Derhal harekete geçti. Hali vakti yerinde olan diğer amcası Hz. Abbas`a koştu, durumu kendisine arzetti. Sıkıntı içinde kıvranan Ebû Talib`e yardım ellerini uzatmaları, yükünü bir nebze olsun hafifletmeleri gerektiğini anlattı.
Hz. Abbas, Efendimizin bu dâvetini memnuniyetle karşıladı ve birlikte Ebû Talib`e vardılar. Maksadları Ebû Talib`in evindeki kalabalığı biraz azaltmak, hiç olmazsa birkaçının nafaka yükünü omuzundan kaldırmaktı.
Maksadlarını Ebû Talib`e açınca, o bundan memnuniyet duydu ve sonunda Efendimiz; ismini bizzat koyduğu Hz. Ali`yi, Hz. Abbas da Hz. Cafer`i himâyesine aldı.
O sırada, Hz. Ali, dört veya beş yaşında bulunuyordu. Henüz bu yaşta, "Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim," buyuran Resûl-i Kibriyânın himâyesine girmesi, Hz. Ali için eşsiz bir mazhariyetti. Bu yaşından itibaren onun terbiye süzgecinden geçecek, dâvet edildiğinde ise, derhal îmân edecektir. Bu îmânı sırasında 9-10 yaşlarında bulunan Hz. Ali, aynı zamanda ilk Müslüman çocuk şerefini de kazanmış olacaktır.

115. Sîre, 1/205; Tabakât, 1/145; Taberî, 2/198
116. Sîre, 1/205; Tabakât, 1/145
117. Sîre, 1/207; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/200
118. Sîre, 1/207-208; Tabakât, 1/146
119. Sîre, 1/209; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/201
120. Sîre, 1/209; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/201
121. Sîre, 1/209; Tabakât, 1/201
122. Belâzuri, Ensâb, 1/99
123. Sîre, 1/209-210; Tabakât, 1/146; Taberî, 2/201
124. Süheyli, Ravdü`l-Ünf, 1/129

Salih Suruç

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 06-07-2009   #3 (mesaj-linki)
ThinkerBeLL - avatarı
Cvp: Kutsal Yerler - Kâbe

Kâbe
MsXLabs.org & Temel Britannica

Kâbe, Mekke'de Harem-i Şerif denilen yer­de, Mescid-i Haram'ın ortasında yer alan kutsal yapıdır. Müslümanlar dünyanın nere­sinde olurlarsa olsunlar namaz kılarken Kâbe’ye yönelirler. Kâbe ayrıca Hac ziyaretinin tamamlanması için tavaf edilmesi (çevresinde dolaşılması) gereken yerdir.
İslam inancına göre Kâbe yeryüzünde in­sanlar için yapılmış ilk yapıdır. Hz. Âdem tarafından yapılmıştır. Hz. İbrahim'le oğlu Hz. İsmail, Kâbe’yi ikinci kez yeniden yap­mışlardır. Tanrı'ya ibadet yeri olarak yapılan Kâbe zamanla Tanrı yo­lundan uzaklaşan insanlarca putlarla doldu­rulmuştu. İslam öncesi dönemde bu yüzden kutsal sayılır ve yılın belirli aylarında ziyaret edilirdi. Hz. Muhammed peygamber olunca insanları putlara tapmaktan vazgeçirmeye ça­lıştıysa da önceleri pek başarılı olamadı. Bu yüzden Mekke'den Medine'ye göç etmek zorunda kaldı. Müslümanlar bu dönemde namaz kılarlarken Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya yöneliyorlardı. Ama 624'te inen bir âyetle bundan böyle Kâbe’ye yönelinmesi buyruldu ve Kâbe Müslümanlar için de kut­sallık kazandı. Hz. Muhammed halkın İslam dinini kabul etmesi üzerine 630'da Mekke'ye geri dönünce bütün putları ortadan kaldırdı, Kâbe’ye ve çevresine bugünkü biçimini verdi.
Kâbe 12x10 metre boyutlarında, 15 metre yüksekliğinde, siyah taştan yapılmış bir ya­pıdır. Doğu köşesine yakın bir yerde Hac için tavafın başlangıç noktasını gösteren Hacerü'l-Esved adlı kutsal taş bulunur. Kâbe’nin üstü siyah bir örtüyle kapatılmıştır. Her yıl yenilenen bu örtü Osmanlılar döneminde önceleri Mısır'da dokutulurdu. 17. yüzyıldan başlayarak İstanbul'da hazırlanan örtü, özel törenlerle yola çıkarılan ve Surre Alayı deni­len bir kervanla Mekke'ye götürülürdü. Kâbe İslam döneminde birkaç kez iç savaşlar ya da doğal afetler sonucu yıkıldı ve yeniden yapıl­dı. En son 1621'de sel yüzünden büyük bölümü yıkıma uğrayınca IV. Murad'ın gö­revlendirdiği mimar Rıdvan Ağa, Kâbe’yi yeniledi.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Kutsal Yerler - Kâbe Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Kutsal Yerler - Kutsal Yerlere Ait Resimler AreX Fotoğraflar Gezegeni 139 3 Hafta Önce 17:02
Kutsal Yerler - Mescid-i Aksa ThinkerBeLL Müslümanlık/İslamiyet 2 01-09-2009 14:10
Kutsal Yerler - Mescid-i Haram asla_asla_deme Müslümanlık/İslamiyet 3 27-08-2009 06:08
Kutsal Yerler - Medine Daisy-BT Müslümanlık/İslamiyet 4 30-07-2009 15:57
Kutsal Yerler - Mekke ThinkerBeLL Müslümanlık/İslamiyet 1 29-04-2009 22:09