Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs > :: Türkiye´den :: > Müslümanlık/İslamiyet
Cevap Yeni Konu Aç
 
Konu Araçları
Eski 29-12-2005   #16 (mesaj-linki)
AsLa BağışLanmayacak Tek Suç: Şirk AsLa BağışLanmayacak Tek Suç: Şirk

Allah 'ın asla bağışlamayacağı suç, toplumda yaygın bir kanı olarak KUL HAKKI diye bilinmektedir. Oysa bu, doğru değildir. Çünkü Allah kitabında, vazgeçilmediği takdirde şirki asla bağışlamayacağını, bunun alt seviyesindeki günahları bağışlayabileceğini bildirmiştir.

4Nisa/48-Doğrusu Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Ondan başkasını ise dilediğine bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa pek büyük bir cinayeti iftira etmiş olduğunda şüphe yoktur.

4Nisa/116-Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Ondan başkasını ise dilediğine bağışlar. Kim de Allah'a ortak koşarsa, hakikattan çok uzak bir sapıklığa sapmış demektir.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 16-01-2006   #17 (mesaj-linki)
haymeanam
haymeana haymeana

HAYMEANA Hayme Ana, cefakar, fedakar Türk *******n en büyük timsalidir. Onun tarih içinde gördüğü fonksiyon pek az anneye nasip olmuştur. Hayme Ana Kutlu Kayı boyunun lideri komutanı derleyicisi devlet kurucusu gibi pek çok özelliği şanlı kişiliği ile birleştirmiştir. O devlet evinin direğidir. Kocası Gündüz Alp'in vefatından sonra dağılma noktasına gelen Kayı boyunu Aşağı Sakarya vadisine daha sonrada Domaniç Çarşamba'ya selametle getirerek cihanın en büyük devleti olan Osmanlı İmparatorluğu'nun temelini atmıştır. Oğlu Ertuğrul Gazi'yi hep büyük olma cihana hükmetme kişiyle yetiştirmiş torunu Osman Gazi'nin elinden tutarak geleceğin devletinin nasıl kurulacağını nasıl olması gerektiğini Çarşamba Ova'sının yüksek tepelerini göstererek hayal etmiştir. Hayme Ana, Kayı boyunun diğer anaları gibi koyundan süt sağmış, yoğurt, peynir yapmış, ipi eğmiş, aba dokumuş, asla bir aristokrat gibi davranmamıştır. Obanın erkekleri onu ana bilmiş her sözünü emir belleyerek saygıda kusur etmemişlerdir. Bu davranışlar 13. yy. dünyası için nadir görülen vakalardandır. Ama Türk milletinin asli özelliği olan bu davranışlar tarih boyunca hep görülmüştür. Çünkü Türk kadını tarihi boyunca erkeğin omuzdaşıdır. İşi beraber görürler birbirine üstünlük taslamazlar. Hayme Ana önce Kayı boyunun aşiret anası sonrada bütün Türklüğün kutlu anası tavsif edilmiştir. Ağaçların sardığı çimenlerin kuruduğu pınarların çekildiği güz mevsiminde Hayme Ana'nın ölümü bütün obayı yasa boğmuştur.Onun ölümü aşireti o kadar sarmıştır ki acılar biraz teskin olur ümidiyle
>>>>tarihte adına ilk defa anıt mezar inşa edilmiştir. Her yıl yayladan iniş zamanında Hayme Ana hatırası Ülüş yapılarak dua ve dileklerle Söğüt'e doğru inilerek anıt mezar Çarşamba'nın müşfik ve heybetli dağlarına emanet edilmiştir. Daha sonraları Türk nüfusu bu yörede kesif bir hale gelince aziz anamızın gözleri koca yayla çığralarında kalmamış Osmanlar Orhanlar ve obanın diğer çocukları anıt mezarın çevresinde cirit oynamış güreş tutmuş kılıç çalmıştır. Geleceğin büyük devletini kurma yolunda bileklerini güçlendirmişlerdir. Edebali'nin Dursun Fakı'nın telkiniyle ruh ve şuurlarını güzelleştirmişlerdir. Osmanlı hakanları Kayı boyundan geldiklerini hep canlı tutarlar.
Seferde ve hazerde. Hakanın sağ tarafında bulundular. "Türk Milleti ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır!" diyen atamızın işaret ettiği gerçek bu olsa gerektir. Tarihten hız ve ilham alarak aydın geleceğe uzanmak. Türk asrını yeniden kurmak Hayme Anamızın ruhunu şad edecektir.
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda pek çok efsanevi hadise meydana gelmiş bir çok Türk'ün alın teri, fikri, kanı ve duası etkili olmuştur. Dört kıtaya hakim olan namı ancak kendisi ile edilen ve her bakımdan dünyanın gelmiş geçmiş en büyük devleti olan Devlet-i Al-i Osmani'nin kuruluşunda elbetteki analarında emeği vardır. O analar ki rahmine düşen evlatlarını helal mal ile doyurmuşlar, ellerinden ve dillerinden hiçbir yaratılmışa zarar gelmemiştir. Gürbüz evlatlarını yine dualarla ve temiz sütleri ile yetiştirmişlerdir. Milli destanlarımızı türkülerimizi Dede Korkut hikayelerini okuyanlar bunları açıkça görürler ve İslam m şu müjdesi anaya adeta bir kutsallık vermiştir. "Cennet anaların ayaklan altındadır. "Töreyi yaşayan ve yaşatan evlatlarını geleceğe hazırlayan tek ve biricik anadır. "Ana gibi yar olmaz", "Ana başa taç imiş, her derde ilaç imiş" şeklinde söyleyebileceğimiz örnekler anne ile oğullar arasındaki saygı, sevginin karşılıklı olduğunu göstermektedir. Sosyal hayatımızda baba otoritenin anne ise şefkatin timsalidir.
Bu açıdan bakıldığında Osmanlı Devletinin kurucuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey'in yetişmelerinde Hayme Ana kadar etkili olabilmiş başka bir insan gösterilemez. İşte Hayme Ana Orhun yazıtlarında örneğini gördüğümüz eşi ve oğlu ile ismi beraber alınan İLBİLGE HATUN gibi devletin kuruluşunda fonksiyonel bir görev almıştır. Hayme Ana'nın tarihi kişiliği ile Ertuğrul Gazi'nin hayatı beraber yürümüştür. Çünkü ana ile oğul arasında Kayı boyunun sevk ve idaresinde tam bir fikir birliği vardır. Bu fikrimizi desteklemek bakımından Ahlat örneğini verebiliriz. Ahlat' da Gündüz Alp'in dört oğlu Sungurtekin Gündoğdu Ertuğrul ve Dündar arasında batıya doğru ilerleme düşüncesinde olan Ertuğrul Gazi 'nin yanında yer alarak bu büyük tarihi tercihe katkıda bulunur. İkinci önemli ve tarihi tercih ise Gündüz Alp'in Gazi'nin yanındadır. Böylece Hayme Ana'nın tercih ve kararı hep Ertuğrul Gazi'nin yanında olmak şeklinde gerçekleşmiştir. Ana oğul kutlu Kayı boyunun Aral havzasında Söğüt ve Çarşamba'ya kadar sürecek olan 3500 km lik bir yürüyüşe geçmişler.
Hayme Ana oğlu Ertuğrul'u 1191 senesinde Ahlat'ta dünyaya getirdi. Gündüz Alp ve oba bu doğumu büyük sevinçle karşıladılar. "Deveden buğra, attan aygır, koyundan koç kırdırarak "günlerce süren şölen yaptılar. Küçük çocuğun sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okuyup ak sakallı oba uluları "Ertuğrul" adını verdiler. Hayme Ana'nın başına al basmasına karşı kırmızı yaşmak bağladılar. Toprak evini gelin odası gibi süslediler. Meydanlarda cirit oynandı, güreş tutuldu, ok atıldı. Hayme Ana'nın gözünün nuru evladı Ertuğrul Alper Tunga'nın 58. ve Mete nin 45. kuşak torunudur. 15. yy. Osmanlı hanedan tarihçisi Bayati böyle belirtir. Oğuz Kağan adıyla tebcil edilen Mete bütün Türk Hanedanlarının atasıdır. Tanrı Oğuz Kağan nesline Kut vermiştir. Bu kuta sahip olmayanlar meşru hakan sıfatı ile Türkleri yönetemezdi. Bu inanış İslami devirlerde de aynen devam etmiştir. Ertuğrul'un doğumu Ahlat Türkmen halkını sevince gark etmiştir.
Kayıhanoğulları Ahlat'ta 1230 yılına kadar kalmışlardır. Kümbet yol ve mezar taşları günümüze kadar gelmiştir. Ahlat halkı kendilerini Kayıhanoğulları' ndan kabul ederek Osmanlı'larla akraba olduklarını ifade ederler.Hatta padişahlar kendi atalarının amca oğullarının neseplerini resmen ve fermanla yanmışlar ve onlara pek çok muafiyetler vermişlerdir.
Burada tarihçilerimizin tartıştıkları bir konuyu ele almak istiyoruz. Son yapılan araştırmalardan anlaşılacağı gibi Ertuğrul Gazi'nin babası Gündüz Alp'tir. Süleyman Şah Anadolu tarihi ve Türkiye devletinin kurucusu olan zat'in isminden kalma bir hatıradır. Türk mezarı olarak bilinen "Caber kalesi" yakınındaki mezar 1921 ve 1923 Lozan Antlaşması'na göre Fransa tarafından Türkiye'ye bırakılmış ve burada Türk askeri birliği bulundurmak ve Türk Bayrağı çekmek hakkı verilmiştir.
Karahanlılar döneminden itibaren Türklerde bir isim verme geleneği başlamıştır. Çocuklara biri islami biri milli olmak üzere iki isim verilmektedir. Bu gelenek halen devam etmektedir. Bilindiği gibi Saltık Buğra Han İslam adı "Abdülkerim"dir. Osman Gazi'nin diğer adı "Fahrettin" Yavuz'un "Selim"dir. Kuvvetli bir ihtimalle de Gündüz Alp'inde Süleyman Şah'tır. Türk mezarı ise bir makamdır. Yine bilindiği gibi yazılı gelenek dışında pek çok Türk Büyüğünün birden fazla yerde mezarı bulunmaktadır.
Yunus Emre'nin Karacaoğlan'ın Somuncu Baba'nın birden fazla yerde makam mezarı vardır. Gündüz Alp'in gerçek mezarı iki yerden birinde ; bu yerlerin ilk Kayı boyu durağı Ahlat ile Anadolu'daki ikinci durak Ankara civarlarındaki Kızılsarayözü yakınındaki Kırka köyü olduğudur. İleriki çalışmalar gerçek mezarının hangisi olduğunu ortaya koyacaktır.
Böylece Gündüz Alp ile Süleyman Şah in gerçekte aynı kişi oldukları ortaya çıkar. Ertuğrul Gazi'nin babası Hayme anamızın kocası Gündüz Alp'tir. Bütün Osmanlı tarihçileri bu konuda müttefiktir.
Gündüz Alp in Kayı boyu Ahlat da dokuz yıl kalmıştır. 10 Ağustos 1230 Yassıçemen meydan Muharebesinde Erzincan yakınlarında Alaaddin Keykubat'ın saflarında doğu Hakanı Celalettin Harzemşah a karşı vuruşan ve zafer kazanan Kayı Oymağının başında 39 yaşındaki Ertuğrul ve 60 yaşındaki Gündüz Alp vardır. Moğolların hızla yaklaştıkları ihtimali üzerine 1231de Ankara civarında olduklarını görürüz. Gündüz Alp vefat etmiştir. Kayı boyunun başına Ertuğrul geçer. Böylece Ertuğrul Bey Kanuni'den daha uzun saltanat müddeti olarak 50 yıl Beylik yapmıştır. Şimdi Hayme *****n yaşı ile ilgili bazı tahminlerde bulunmak istiyorum Ertuğrul 1191 de doğmuştur. Hayme Ana'yı 18-20 yaşında kabul edersek Anamızın doğum tarihi olarak karşımıza 1171-1173 tarihleri çıkar. Bu Yassı Çemen savaşında Gündüz Alp'in 60 yaşlarında olduğunu kabul edersek yaklaşık tarihler olarak örtüşürler.
Kayı boyu Ankara civarına geldiğinde büyük bey Gündüz Alp vefat etmiştir. Boy Ertuğrul Bey'in yönetimindedir. O günleri hatırası olarak Hayme Ana'nın halk dilindeki söyleyişi olan Haymana adı bir yerleşim yerine verilmiştir. Ertuğrul Bey ve Hayme Ana kendilerine kışlak olarak verilen Söğüt'e ve yaylak olarak tahsisi edilen Çarşamba'ya 1235 yıllarında gelirler. Hayme Ana'nın yaşı 64 civarındadır.
Yaylak olarak seçilen Çarşamba'nın o yıllarda başpiskoposluk merkezi olması Ertuğrul Bey i buraya çekmiştir. Türk fetih anlayışında atalarımız şehrin hemen yanı başına yerleşir yerli halkla iyi geçinir kendi aralarındaki hak adalet ve hoşgörü onları da etkilerdi böylece yerli halkın Türklere ısınması sağlanırdı. Çarşamba yaylasında da tamamen böyle olmuştur. "Düşmana galip geldiğin vakit bu zaferin zekatı olarak onu bağışla. " Siyasi hukukunun temel prensibidir.
Hayme Ana çadırını koca yayla lara bakan tarafa kurdu. Onun etrafına diğer çadırlar yerleştirildi. Çarşamba yaylası türkülerle koyun kuzu melemeleri at kişnemeleri sığır böğürmeleriyle şenlendi. Bu topraklar sanki yüzyıllardır bu seslere hasretmiş gibi çiçekler bir başka türlü açmaya, kekikler bir başka türlü kokmaya başladı. Anadolu erenleri çocuklara Kur'an öğretiyor az ötede gaziler gençlere kılıç çalmasını ok atmasını talim ettiriyor, bacılar aba dokuyor, yağ yoğurt yapıyor, koyun kısrak sağıyorlar. Yaylada herkes bir faaliyet içinde. Yaşlı kadınlar ağırşak ve kirman ile ip eğiriyorlar, tuluklara peynir basılıyor derilere yağ dolduruluyor. Tezgahlarda kilimler dokunuyor. Çarşamba yaylasının allı yeşilli çiçekleri desen desen dokunuyor. Pınarlara derelere tepelere Türkçe isimler veriliyor.
Hayme Ana doğumlarda ebelik yapıyor. Sanki annelere "Daha fazla çocuk daha fazla güç" derecesine doğumları teşvik ediyordu. Bu gün bile çocuğu olmayan kadınlar türbesine bağlanıp dilekte bulunurlar.
Hayme Ana büyük bir hedefe hazırlanır gibiydi. İlerlemiş yaşına rağmen dur durak bilmeden çalışıyordu. Ona bakan gençler gayrete geliyordu. Namazlarında uzun dualar ediyor sorduklarında "Oğullarımız uzasın dal budak salsın Öyle çoğalalım ki Çarşamba yaylası bizi almasın. Yeni yaylalar yurtlar kuralım sürümüz yılkımız çayırlar doldursun. Oğullarımız dinimizden töremizden ayrılmasın" derdi.
Yıllar yılları kovaladı oğlaklar keçi, kuzular koyun, taylar kısrak oldu. Halk rivayetlerine göre Hayme Anamız Osman'ın doğumundan 3-5 yıl daha yaşadı. Osman'ın elinden tutup Çarşamba'da gezdirdiği Beşik çamının altında beşiğini salladığı söylenir.
Yine bir yayla dönüşü Hayme Ana rahatsızlanır. Bütün obayı bir telaş alır. Hayme Ana bütün halk tarafından çok sevilmektedir. Rahatsızlığı git gide artar. Erenler Kur'an-ı Kerim okumaya başlarlar. Ve son isteği olarak Kara Osman'ı getirmelerini ister. Onu doyasıya öper, Kelime-i Şahadet getirir ve ruhunu teslim eder. Oba büyük bir yasa bürünür. Hayme Ana'nın Mezarı çadırının olduğu yere kazılır. Çevre obalardan Kayı, Avşar, Doburga,
Kınık. ... bütün Türkmen Oğuz boylan hep toplanır. Büyük bir cenaze merasim düzenlenir. Hayırlar dualar yapılır. Ertuğrul Gazi bizzat annesi için etli bulgur pilavı dağıtır.
Sonraki yıllarda bu gelenek devam ettirilmiştir. 700 yılı aşkın bir zamandır Hayme Ana Türbesi Karakeçili Yörükleri başta olmak üzere bütün halk tarafından ziyaret edilir. Önce türbenin etrafında eski bir Türk geleneği olarak 3 veya 7 kez dönülür. Kur'an-ı Kerim ve Mevlit okunur. Sonrada tıpkı Ertuğrul Gazi'nin bizzat eliyle dağıttığı etli bulgur pilavı ikram edilir. Yemekten sonra ok atılır, cirit oynanır.
Her yıl yayladan iniş zamanı olan Eylül ayında Hayme Ana 'nm hatırası için Ulus yapılarak dua ve dileklerle Söğüt'e doğru inilerek anıt mezar Çarşamba'nın müşfik ve heybetli dağlarına emanet edilir.
II. Abdülhamit devrinde Çarşambalı bir köylü evinde sakladığı dedesinden kalma deri üzerine yazılı bir belgeyi köye gelen bir devlet yetkilisine okutur. Belgede Hayme Ana'nın mezarının Çarşamba Köyün' de bulunduğu yazılıdır. Padişah Bursa Valisi Mahmut'u "Türbeyi benim atalarıma yakışan bir şekilde yeniden inşa et. "diye görevlendirir. Ayrıca köyden de bir türbedar görevlendirilir. Maaşı saray tarafından ödenir. II. Abdülhamit her yıl düzenli olarak Hayme Ana törenlerine gıda maddeleri gönderir. Köy halkı Hayme Ana Derneği kurarak faaliyetlerine devam ederler.
7955 yılında Törenlere İlçe Merkezinin katılımıyla Hayme Ana'yı anma ve Domaniç Şenlikleri tertip edilir. Türbe ve Külliye 1990 yılında restore edilmiştir.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 04-03-2006   #18 (mesaj-linki)
Şeytandan Mektup Şeytandan Mektup

Seni dün günlük islerini yaparken gördüm. Namaz kilmadan, dua etmeden bir günü daha geçirdin. Hatta yemek yerken ve yatarken bile dua etmek için vakit ayirmadin. Çok nankörsün! Seninle gurur duyuyorum. Benimle oldugun için çok mutlu oldugumu söyleyemem.
Hatirliyormusun? Senelerdir beraberiz ama seni hala sevmiyorum. Dogruyu söylemek gerekirse: Senden Allah'tan nefret ettigim için nefret ediyorum.
Allah beni cennetten attigi için bende seni kullaniyorum. Seni de Allah'in bana yaptiklarini ödetene kadar kullanacagim, ondan sonra sende defolup gidebilirsin.
Biliyormusun aptal. Allah seni seviyor, ama sen hayatin boyunca benim yanimdaydin. Bunun içinde seni ödüllendirecegim. Hayatinin berbat olmasini saglayacagim. Biz ikimiz beraber kaldikça bu Allah'i çok üzecek.Zaman senin hayatini kimin yönlendirdigini O'na gösterecek. Ve bu senin sayende olacak.
Geçirdigimiz güzel günleri hatirla, insanlari nasil hor görüyorduk,
onlara küfür ediyorduk, çilgin partilere gidiyorduk, hirsizlik
yapiyorduk, nasil iki yüzlü davraniyorduk, sigara kullaniyorduk, cami'ye gitmiyorduk, dedikodu yapiyorduk.....
Bunlarin hepsini kaybetmek istemezsin degil mi?
Hadi gel aptal! Sonsuza dek beraber yanalim! Senin için çok seyler
düsünüyorum.
Bu mektupu sana ne kadar deger verdigimi söylemek ve hayatinin büyük bir parçasini kullanmama izin verdigine tesekkür etmek için yaziyorum.
Aptal, bazen sana çok gülüyorum. Öyle salakliklar yapiyorsunki, benim bile migdemi bulandiriyorsun. Sen böyle devam et. Yeni nesile yalanciligi, aldatmayi, kumari ve cami yerine diskolara gitmeyi ögret.
Sen bunlari onlarin yaninda yap ki onlarda seni örnek alsinlar. Bir zaman sonra onlarda aynisini yapacaklardir. Çocuklar böyle iste.
Neyse, simdi gitmeliyim ama birkaç saniye sonra tekrar seni görmeye gelecegim. Azicik aklin olsaydi tövbe etmek için biryerlere giderdin ve yasayacak oldugun bir kaç seneyi de Allah'la beraber geçirirdin.
Bir kimseyi uyarmak karakterimde yoktur aslinda, ama seni taniyorum. Sen zaten benim yanimdan ayrilmazsin. Senin yasinda olan bir insanin hala günah islemeye devam etmesi saçmalik olsada. Sakin beni yalnis anlama, senden hala nefret ediyorum, ve bu böyle devam edecek. Beni gerçekten seviyorsan tabiki bu yaziyi kimseyle paylasmazdin. Ölüm bizi bulusturana kadar....

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 07-03-2006   #19 (mesaj-linki)
Cvp: Sohbetler Cvp: Sohbetler

  • Kabir Hayatı

    Kabirlerde bulunan kimselerin tamamı "Berzah" hayatı ile diri olup;
    * Bilirler,
    * Akıl ederler,
    * Duyarlar,
    * "Hiç şüphe yok ki, ölü defnedilip arkadaşları, yanından ayrıldıkları zaman; yanından ayrılırken cenazesini kaldırıp kendisini ahirete yolcu edenlerin ayak seslerini işitir.
    * Peygamber efendimiz (s.a.v) Bedir'de öldürülen kâfirlerin içi taşlarla örülmemiş bir kuyuya atılmasını emretti. Ölümlerinden günlerce sonra gelip başında durdu ve son ferdine kadar, onları teker teker ey falanca oğlu falan şeklinde, isimleri ve babalarının isimleri ile çeğırarark onlara şöyle buyurdu: "Siz Rabbinizin size va'dettiği azabın hak olduğunu gördünüz mü? Hiç şüphe yok ki ben; Rabbimin bana va'dettiği zaferin hak olduğunu gördüm." Bunun üzerine Hazret-i Ömer; "Yâ Resulallah! Sen, leş olmuş bir kimselerle mi konuşuyorsun, dedi". Bunun üzerine Peyganber Efendimiz de cevaben : " Beni hak din ile gönderen Allah'a yemin ederim ki siz, beni onlardan daha iyi duymuyorsunuz dedi." (7)
    * Görürler,
    * Kendilerini ziyaret edenleri tanırlar,
    * Herhangi bir kul kardeşinin kabrini ziyaret edip yanında oturursa, kalkıncaya kadar, o ölü onunla arkadaşlık eder ve ona karşılık verir.
    * Selam verenlerin selamlarını alırlar,
    * Bir adam, tanıdığı bir kimsenin kabrinin yanından geçtiğinde, ona selam verirse, selmını alır. Bir adam da tanımadığı bir kimsenin kabrinin yanından geçtiği zaman selam verirse o da, onun selamını alır. (9)
    * Birbirlerini ziyaret ederler,
    * Ölülerinizin kefenlerini güzel yapınız! Çünkü onlar, kabirlerinde birbirlerine karşı iftihar ederler ve birbirlerini ziyaret ederler. (10)
    * Dirilerden kendilerine ulaşan kötü haberlere üzülürler,
    * Hiç şüphesiz ölüye; evinde eziyet veren şey, kabrinde de eziyet verir. (11)
    * Amelleriniz, ölülere bildirilir, güzel birşey görürlerse sevinirler. Kötü birşey görürlerse; Allah'ım! Onlaru tâatına geri çevir derler."
    * Dua ederler,
    * Ölülere hayatta olanların amelleri onlara bildirilir, hayırlı bir iş görürlerse Allahü Teâlâya hamd edip sevinirler ve o hayrı yapanın hayırlı işlerinin artması ve hayırlı işlere devam etmesi için dua ederler. Kötü bir şeyle karşılaşırlarsa onları yapanlar için Allahü Teâlaya dua edip şöyle derler: "Allah'ım! Onları tâatına geri çevir ve bize hidayete erdirdiğin gibi, onları da hidayete erdir. " (5)
    * Tasarrufları vardır,
    * Allahü Teâlanın kudretiyle çok büyük işler yaparlar. Peygamber efendimiz, Hazret-i Cafer'in öldürülmesinden sonra bir gün şöyle buyurdu: "Bişe halkına, yağmurun yağacağını müjdeleyen meleklerin içinde Ca'fer'i tanııdım." (14)
    * Nimet görürler,
    * Nimet ve azab hem ruha hem vücuda olacaktır. Berzah aleminde bazıları ikram görürler kabirlerinde taptaze olarak namaz kılarlar, hac yaparlar.
    * Azab edilirler.
    * Peygamber efendimiz (s.a.v) kabir azabı ile ilgili şöyle buyuruyor: "Ölüleriniz defnetmeme endişem olmasydı; işitmekte olduğum kabir azabını, size de işittirmesi için Allah'a dua ederdim. (12)
    Kabir Azabı
    Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir.
    Kabir azabının aslı, Dünya sevgisidir. Fakat şiddet derecesi ayrıdır. Azlığı, çokluğu Dünya sevgisine göre değişir. Azap, kalbin Dünyaya bağlanmasının sonucudur.
    Kafirlerin kabir azabı, kıyamete kadar devam eder. Yalnız cuma ve Ramazan günleri kalkar. İtaat erbabı için kabir azabı yoktur. Ancak kabrin şiddet ve azametini hisseder. Asilere gelince bunlar için kabir azabı vardır. Ancak kıyâmete kadar devam etmez. Cuma günleri kalkar. Hatta cuma gecesi ölen asi, bir saat kabir azabı görür.
    Resulullah (a.s) buyuruyor:
    * Kabir ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir.
    * Kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir.
    * Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.
    * Manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!.
    Resulullah (a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında laf taşıyıcılık yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" buyurmuşlardır.
    __________________________________________________ _________________
    Kaynaklar:

    1) Kimyayı Saadet, İmam-ı Gazali
    2) Ehl-i Sünnet İtikadı, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevi, Bedir Yayınları
    3) Kütüb-i Sitte
    4) Şamil İslam Ansiklopedisi
    5) Tenviru'l Kulûb'tan Tasavvufun İncelikleri, Şeyh Muhammed Emin Erbili, Osmanlı Yayınevi, 1997
    6) Hadis-i Şerif, Buhari
    7) Hadis-i Şerif, Buhari ve Muslim
    8) Hz. Aişe r.a, Buhari ve Muslim, Hatib ve Asakir rivayet etmiştir.
    9) Hadis-i Şerif,Beyhaki ve Ebiddünya rivayet etmiştir.
    10) Hadis-i Şerif,Beyhaki rivayet etmiştir.
    11) Hadis-i Şerif,Deylemi rivayet etmiştir.
    12) Müslim, Hadis-i şerifin manası Tâc-ul-usûl kitabından alınmıştır. C.1.S.378
    13) Hadis-i Şerif, İbni Mübarek rivayet etmiştir.
    14) Hadis-i Şerif, İbni Adiy rivayet etmiştir.


Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 08-03-2006   #20 (mesaj-linki)
Cvp: Şeytandan Mektup Cvp: Şeytandan Mektup

Kim Korkar Bu Şeytandan!

Nedim Hazar


"İblis: ‘Ey Rabbim! Başıma getirdiğin bu halime andolsun, dünyada her kötülüğü onlara güzel göstereceğim ve hepsini saptıracağım’ dedi.


‘Yalnız, Senin halis kulların müstesna...’

Allah buyurdu ki: ‘İşte, taahhüdüm altındaki dosdoğru bir yol! Hakikat, sana tabi olup aldananlardan başka, kullarıma karşı senin hiçbir

saltanatın [kudret ve tesirin] yoktur.’"

—bkz. Hicr sûresi, 15:39-41





Sanırım 80’li yılların başıydı. Bizde sıkıyönetim olduğu ve henüz dünya iletişim teknolojisi günümüzdeki kadar ileri olmadığı için, Amerika’da yaşanan bir tartışmadan haberimiz olmamıştı. Dünya misyoner teşkilatı başkanı ile sonradan ismi birçok spekülatif konuya malzeme olacak olan Ahmet Deedat arasında bu yıllarda gerçekleşen amansız bir münazarayı, çok sonraları kasetten izleyebilme imkânım oldu. Konu, İncil’in tahribi ve Hz. İsa’nın insanî kişiliği üzerineydi. Yanlış hatırlamıyorsam ismi Jimmy Swaggart olan kişi şu cümleleri kullanmıştı: "Evet, İncil’in ufak tefek bölümlerinde düzeltmeler olabilir. Bir Rolls Royce düşünün, bu arabanın kapı kolu, teker vidaları değişti diye, ona Rolls Royce değil diyebilir miyiz?" Bu basit mantık oyununa Ahmet Deadat ise, "Allah’ın kitabı araba değil, bir bardak temiz su gibidir. Bir bardak suya bir damla necaset de damlasa, artık o arı su değildir…" diye cevap vermişti.

Ruh, insan, cin, mistisizm, metafizik gibi konuları içeren Hollywood filmlerini izlerken insanın zevk dimağında hep bir necaset kekremsiliği oluşması belki de bu ‘bir damla’lık husustan kaynaklanıyor. Kültürel kod ve doku tipi farklılığı da buna eklenince, Batılılara korkutucu gelen bir film, bizi bırakın korkutmayı, bazen komik bile kaçabiliyor.

Şeytan—The Exorcist filmi işte böyle bir his uyandırdı bende. Birincisi, bizim kültürümüzde şeytanın insanı esir alması diye birşey sözkonusu değil. Bu konu cinlerin alanına giriyor. Bilinçli bir Müslümana cin bahsini açtığınız anda tüyleri dikleşmeye ve tedirgin olmaya başlıyor. Oysa Şeytan aynı ürpertiyi vermez bize. Hatta, küçükken şeytanı yormak için ıslık ayini yaptığımı hatırlarım. (Malum, şeytan ıslık çalınınca gelir, Besmele çekilince ortamdan kaçarmış!) Bir diğer muadil film olan Kayıp Ruhlar—Lost Souls’ta da benzeri şeyler hissetmedim dersem yalan olur. Her iki film bana çok önemli bir ayrımı farkettirdi.

Batılı bakış açısıyla bizimki arasında, birçok şeye bakışta olduğu gibi, zamana ve kıyamete bakışta da hiç de küçümsenmeyecek ciddi bir fark var. İkinci binyılın başlangıcı bizim için yeni bir dinî ve sosyal kırılmayla beraber medeniyet eğrisinin yukarı doğru yükselmeye başlaması anlamına gelirken, Hıristiyan kültüründe felaketlerin, kötülüğün, şeytanın yeryüzüne inip insanlığa gününü göstermesinin miladı olarak kabul ediliyor. Ve, nedense, kötüleri elde etmek için masum çocukların bedeni kiralanıyor! Bunu anlatan onlarca filmi bir çırpıda sayabiliriz: Omen serisi, Şeytanın Avukatı, 6. Gün, Stigmata, Kutsanmış Çocuk, 5. Element vs. Bu filmlerin hemen hepsinde, dinlenmeye çekilen ve içini binbir kötülükle dolduran şeytanın yere inmek için bir tarihi beklediğini gördük.

Oysa, İslâm düşüncesinde, özellikle tasavvufî eserlerde açıkça karşımıza çıktığı üzere, şeytan hep aramızdadır. O yüzden, bizler, şeytanın hiç köşesine çekilmediğini biliriz. Tersine, o, devamlı aramızda dolaşan ve günlük yaşamda kullandığımız her parametreyi ahiretimizi ele geçirmek üzere kullanan bir semboldür.

Ve, bizim kültürümüzde iyilik-kötülük dengesi inanılmaz bir sağlamlıkla kurulmuştur. Bu bağlamda, dünyayı kötülüklerden kurtarmak ne kaslı bir ayyaş polisin, ne marjinal bir din adamının işidir. Deccal, ancak Mehdi ile dengelenmiştir.

Tıpkı ruhun sadece bulanık bir buhar olarak şematize edilemeyeceği gibi. Hayalet Avcıları ya da Ghost gibi filmlerde fantastik bir unsurmuş gibi sunulan ruh, İslâmî düşünce dahilinde, beden ile bir anlam kazanıyor şu dünyada. Ve öz olan, ruhun kendisi!

Bir başka sorun ise, kötülüğünün mutlak yenilgisiyle biten filmlerin, bütün iyimser finallere rağmen, izleyicide iyimser bir etki bırakmaması. Ne Stigmata denen enfes film, ne 6. Gün, ne Şeytan, ne de Kayıp Ruhlar gösterildiği gibi ezici bir galibiyet etkisi bırakmıyor bizde. Tersine, insana, izleyiciyi de yaralayan bir nevi Pirus zaferi havası veriyor. Galip çıkan iyiliğin de çok yaşamayacağını düşünüyoruz yani!

Deedat’ın o müthiş lafı işte bu noktada aklımıza geliyor ve ufacık bir ilaveyle, şunu diyorsunuz: "Bir damla da olsa, iki saatlik bir film de olsa, necaset necaset olarak kalıyor."
Şükür ki, Hollywood en azından arı suların içinde bunu yapmayı denemiyor. Mutlu olduğumuz tek nokta olarak işte bu kalıyor bize...
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 15 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
18 yasındaki çocugun kabir azabı, 18 yaşında mezardan cıkarılan cocuk, 18 yaşında mezardan cıkarılan çocuk, 18 yaşındaki cocugun mezardan cıkarılması, 18 yaşındaki cocuğun kabir azabı, 18 yaşındaki çocuğun kabri, ahiret yolcu havası, babası tarafından mezardan cıkarılan 18 yasındakı cocuk, günlük yaşamımızda kullandığımız islami cümleler, islami cümleler, kabir hayatını anlatan film, kurani kerm okumak styorum, mezardan çıkarılan 18 yaşındaki çoçuk, somuncu baba kimdir, çocukların kabir hayatı,
Konu Araçları

Sohbetler Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hikayeler ve Öyküler -2- NoRanynn Yazın Hayatı 1680 1 Gün Önce 00:36
Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler) NihLe Müslümanlık/İslamiyet 139 6 Gün Önce 16:48
Tüm Konuşma Pencereleri Tek Pencerede (Sekmeli Sohbetler) NeutralizeR Messenger Plus! 12 27-04-2008 10:40
Dua Ufku ahmetseydi Müslümanlık/İslamiyet 185 22-03-2008 19:22
Cemal Kutay (Cemal Kutay Kimdir? - Cemal Kutay Hakkında) MaTTo Edebiyat tr 0 12-02-2007 21:45
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 03:01Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.22232389 saniyede (83.30% PHP - 16.70% MySQL) 8 sorgu ile oluşturuldu
Top Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun ~ MaviKaranlik.com Have Fun @ MsXLabs! Designed by LC aka NeutralizeR