Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs > :: Türkiye´den :: > Müslümanlık/İslamiyet
Sponsor Bağlantılar
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 05-10-2007   #206 (mesaj-linki)
Cvp: Sohbetler

Haydi şimdi NAMAZ vakti…
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم / Bismillahirrahmanirrahim..




Sabah Namazi Vakit seher…
Ufukta günün kizil cicegi açmak üzere.
Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar baslarını uzatiyor.Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin.
Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun.
Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadi. Rabbin seni sahipsiz de brakmadi.
Rabbin seni yokluk gecesinden varliginin ufkuna eristirdi.
Taze bir bahar gibi gün yüzüne çikardi bedenini. Ete kemige bürüdü ruhunu.Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.

Simdi seher vakti. Göz kapaklarinin ardindan kaç. Gafletin gecesinden uyan. Aç gözlerini sehere.
Aç kalbini Rabbine. Uyan. Uyan, yan ve an seni hiç unutmayan Rabbini.
Günes ufukta yükselmeden, sen dualar ufkuna yüksel. Herkes unutsa bile seni unutmayan
Rabbini herkesin O’nu unuttugu anda ananlardan ol. Haydi kalk! Kalk ve miracina eslik et En Sevgilinin[asm].
Simdi sabah! Simdi sabah namazi vakti…


Öğle Namazı Vakit öğle…
Gün ortası Dünya telaşındasın. İşler yoğun. Yarım kalmış ne kadar iş var! Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey. Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak, belki hiç başlamayacak. Ne kadar çok vazgeçilmezin var! Ne kadar vazgeçilmezsin!Oysa dünya seni pek umursamıyor. Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda.. Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada. Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce.. Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine…Vakit öğle… O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, ruhuna yer ayır. Ebedî sükûnete hazırla kendini. Kalbini sonsuzluğa bitiştir.
Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle namazı vakti!


İkindi Namazı Vakit ikindi…
Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi. Ayrılığı söylüyor hece hece. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü. Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale doğru akıyor ışıklar.Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor. Gözlerinin feri çekiliyor. Yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlıyorsun. Öbür kıyısındasın artık hayat nehrinin. Bundan sonra vaadi yok sana zamanın. Yokuş aşağı akıyor kalbin.Vakit ikindi. Kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları. Tutunacak dal arıyor gibisin zamana karşı. Zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde. Gün daha kısa geliyor artık. “Yemin olsun ki ikindi vaktine. Hüsrandadır insan.” Şimdi anlıyorsun. Çünkü, yokuş aşağı akıyorsun. Dalından kopuyorsun. Hoyrat bir rüzgâr artık zaman. Geriye kalan ancak iman.Şimdi ikindi vakti. Secdeye koy alnını. Eğil Zamanın Sahibinin önünde.
O’na konuş; dualarını fısılda. Sonsuzluğa tutun hece hece.


Akşam Namazı Vakit akşam…
Gün ölmek üzere. Güneş ışıklarını topluyor eşyanın üzerinden. Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın.
Kara kefenini giyiniyor gün. Gülün rengi soluyor, eşyanın cezbesi yitiveriyor.Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün. Ömrünün ışıkları solacak. Hayatının perdesi çekilecek. Senin de kıyametin kopacak.Şimdi akşam. Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin. Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin, sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O hatırlayacak.
Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O’nu an şimdi.
Şimdi akşam namazı vakti…


Yatsi Namazi Vakit Yatsı…
Gün çoktan öldü. Günes isiklarini topladi.Gece hükmediyor âleme.
Günesin saltanati bitti. Isiklar tükendi ufuklarda. Renkler ellerini çekti esyadan.
Gül soldu, gün soldu. Göge yöneldi gözler.Hatirla ki, Sen de unutusun kara gecesine yuvarlanacaksin. Bir adin kalacak geriye.Bir mezar tasin hatirlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.Simdi gece.. Sabaha çok var. Isik uzaklarda. Yoklugun gecesinde, adin bile unutulmusken,
kimden meded umarsin sor kendine? Kim Sana hayat vermisse, kurumus kemikleri toplayip dirilten de O elbette.
Söyle kendine. Söyle kendine ki, çoklarinin Seni unuttugu bu gece, Sen de herkesi unut,
O’nu hatirla. Söyle kendine ki, coklarinin isiklara kanip sahte renklerin kuyularina daldigi bu gece,
Rabbini an, Rabbine kan, Rabbine uyan.
Simdi yatsi zamani vakti.

alıntı
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 16-10-2007   #207 (mesaj-linki)
İmanı Zayıfların Safsataları




Dinsizlerin Safsataları


Mehmet Şevket Eygi




BİRİNCİ SAFSATA: Din ile akıl bağdaşmaz. Toplum dine uyarsa, akıldan uzaklaşmış ve akıl aydınlığından mahrum kalmış olur.

Cevap: İslâm dini "Aklı olmayanın dini yoktur" buyuruyor. Din akıl ile anlaşılır ve uygulanır. Din akıldan üstündür, ona kılavuzluk eder.

İKİNCİ SAFSATA: Akılcılık iyi bir şeydir.

Cevap: Akılcılık (rasyonalizm) bir doktrin, bir teori, bir ideolojidir. Akıl iyi, faydalı, lüzumlu, zarurî bir şeydir.Akıllılık da iyidir. Buna mukabil akılcılık kötüdür. Akılcılık ile akıllılık birbiriyle uyuşmaz. Akılcı, akıllı değildir.

ÜÇÜNCÜ SAFSATA: Akıl ile bütün problemler, krizler çözülür, zorluklar aşılır, haysiyetli bir hayat sürülür.

Cevap: Akıl, tek başına kesinlikle yeterli değildir. Yeterli olsaydı, çok akıllı, en akıllı insanlar birbirine zıt ve ters bir sürü teori, doktrin, çare, çözüm üretmezlerdi. Akıl şarttır, zarurîdir, çok lüzumludur, lakin ona mutlaka bir rehber gerekir. O da dindir, ilâhî vahiydir.

DÖRDÜNCÜ SAFSATA: Toplum din kuralları ile idare edilirse gerilik, tembellik, karanlık olur.

Cevap: Endülüs'te çok yüksek, çok güzel, çok aydınlık bir medeniyet vardı. Avrupalılar Endülüs'e nisbeten çok geriydi. Müslümanlar, dinlerine ne kadar sarılmışlarsa, akıldan o nisbette yararlanmışlar, ilerlemişler, üstün ve vasıflı olmuşlar, başkalarından yüksek olmuşlardır.

BEŞİNCİ SAFSATA: Sekülarizmi korumak için bireylerin ve toplumun din hürriyeti, hattâ ibadetleri bile kısıtlanabilir.

Cevap: Din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyeti ve hakkı, evrensel ve temel insan haklarının en önemli maddesidir. Bu hürriyet bir DEĞERDİR. Hiçbir geçersiz ve âdil olmayan bahane ve sebeple kısıtlanamaz. Sekülarizm bu hak ve hürriyetten önce gelmez. Çünkü hiçbir insan hakları beyanname ve sözleşmesinde sekülarizm evrensel bir hak ve vazife olarak zikr edilmemektedir. Din hürriyeti, başkalarının hürriyetlerine zarar vermemek maksadıyla ÂDİL kanunlarla sınırlandırılabilir.

ALTINCI SAFSATA: İslâm dini, kadın hürriyetlerini kısıtlamış, kadını ikinci sınıf bir insan haline getirmiştir.

Cevap: İki şer'î mânâsıyla tesettür kadını alçaltmaz, aksine ona değer, haysiyet ve hürriyet kazandırır. Zinayı ahlâksızlık ve suç saymayan, eşlerin nikahsız yaşayabileceklerini söyleyen, kadınların -canları isterse- birçok erkekle yatarak nesebi belli olmayan çocuk doğurmak ve bunları nüfusa kendi adlarıyla kayd ettirmek hakkına sahip olduklarını iddia eden bir zihniyetin İslâm'ı anlaması ve değerlendirmesi mümkün değildir. Onlara göre tesettür bir tür köleliktir, İslâm'a göre ise kadının örtünmesi hürriyettir.

YEDİNCİ SAFSATA: Küçük çocuklara din ve Kur'ân dersi verilmesi doğru değildir.

Cevap: Türkiye devletinin de imza koymuş olduğu uluslararası insan hakları beyanname ve sözleşmelerinde "Ebeveyn (anne baba) çocuklarına serbestçe din eğitimi verebilir" demektedir. Bir anne babanın, çocuklarını küçük yaştan itibaren Müslüman olarak yetiştirmeye ve eğitmeye hakkı vardır. Buna karşı yapılan bütün düzenlemeler ve uygulamalar bir insan hakkı ihlâlidir.

SEKİZİNCİ SAFSATA: Türkler Arapça bilmiyor, binaenaleyh Arapça Kur'ân'ı anlamadan okumasınlar ve ezberlemesinler. Dinlerini Kur'ân tercümelerinden öğrensinler.

Cevap: Müslüman Türkler, dinlerini doğrudan doğruya Kur'ân-ı Kerîm'den çıkartmazlar, büyük din âlimlerinin hazırlamış olduğu ilmihal, fıkıh, ahlâk, akaid kitaplarından öğrenirler. Hem Kur'ân okurlar, hem de onun meal, tercüme ve tefsirlerini. Mânâsını anlamadan Kur'ân okumakta da sevap vardır, dinen iyi ve hayırlı bir şeydir.

DOKUZUNCU SAFSATA: Kur'ân tercüme edilsin ve halk kutsal kitabını anlayarak okusun.

Cevap: Her devirde Türkçe Kur'ân tercümeleri, meâlleri, tefsirleri olagelmiştir.Hele bu devirde, ihtiyaçtan fazlası vardır. Son yirmi otuz yıl içinde ülkemizde milyonlarca nüsha Kur'ân tercümesi, meali, tefsiri basılmış ve Müslümanların evlerine, özel kütüphanelerine girmiştir.

ONUNCU SAFSATA: Şeriat kötü bir şeydir, Şeriatı tutmak gericiliktir.

Cevap: Ferid Devellioğlu'nun hazırladığı Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügatta Şeriat şöyle tarif ediliyor: "1. Doğru yol, 2. Allah'ın emri, 3.Âyet, hadîs ve icmâ-i ümmet esaslarına dayanan din kaideleri." Yerli ve yabancı bütün ciddî sözlük ve ansiklopedilerde buna benzer açıklamalar bulunmaktadır. Bir insanın "Ben de Müslümanım ama Şeriata karşıyım" demesi mantıksızlık, çelişki ve saçmalıktır.Yukarıdaki tariften anlaşıldığı üzere şeriat kutsal bir kavramdır. İslâm ile şeriat özdeştir.

ONBİRİNCİ SAFSATA: Dinde ve şeriatta hurafeler vardır.

Cevap: Bunu söyleyen kesinlikle Müslüman değildir, Müslüman olamaz. Çünkü bu sözüyle dini inkar etmiş olmaktadır. Bir Marksist, agresif ve militan bir ateist, fanatik bir İslâm düşmanı böyle söyleyebilir. Zaten İslâm da onlara kâfir (gerçeği örten ve gizleyen) demektedir. Bu gibi düşünce, görüş ve inançlar sübjektiftir. Objektif gerçek, İslâm'da hurafe olmadığı, bütün islâmî hükümlerin doğru olduğu, İslâm dininin doğrunun, iyinin, güzelin ana kaynağı bulunduğudur.

ONİKİNCİ SAFSATA: Türkiye İslâm dünyasının en ileri ülkesidir.

Cevap: En ileri ülkesi sözü yanlıştır. Ülkemiz şu anda bin türlü gerilik ve kirlilik içindedir. Türkiye, öyle olması gerekirken bir Japonya, bir Güney Kore, bir Tayvan, bir Singapur olmamıştır. Toplumda yabancılaşma, çöküş, dağılış emareleri görülmektedir. Siyasî ve idarî temizlik bakımından 10 üzerinden 3 küsur notla liste diplerindedir. Üniversitelerimiz dünyanın belli başlı 500 üniversitesi listesine girememiştir. Birçok küçük ülke ve millet Nobel kazandığı halde biz kazanamamışızdır. Dünyada en fazla kara ve kirli para Türkiye'dedir. Kokuşma ve yolsuzluk korkunç boyutlara ulaşmıştır. Eğitim sistemi iflâs etmiştir. Yeni nesiller o kadar cahil yetiştiriliyor ki, atalarının mezar taşlarını bile okuyamıyorlar.Güney Kore, dünyanın en ileri ve zengin ülkelerine kendi millî ve yerli güzel otomobillerini ihraç ederken, Türkiye millî-yerli güçlü bir otomotiv sanayii kuramamış olup, yabancıların otomobillerini montaj usulü ile üretmektedir. Ve saire... Ve saire...Böyle bir durum ve manzara için "İslâm dünyasının en ileri ülkesi biziz..." diye iftihar etmek, en azından ayıptır ve gülünçtür.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 17-10-2007   #208 (mesaj-linki)
İyi İnsan Olmak

1. İYİ bir insan kesinlikle “Ben iyiyim” demez, iyi olduğunu iddia etmez.
2. Ben iyiyim diyen bir kimse, bu sözüyle iyi olmadığını ortaya koymuş olur.
3. “Benim çok hatalarım, noksanlarım, kusurlarım, günahlarım, kötülüklerim vardır” demek iyi olmaya doğru bir adım atmaktır.
4. İyi bir insan bir topluluğa, bir cemaate, meselâ içinde on bin kişi bulunan bir camiye girse, kendisini oradaki insanların rütbe itibariyle en sonuncusu, en hakiri olarak görmelidir. “Yahu, benden kötüsü de vardır, sondan birinci değil, ikinci olayım...” derse, iyi olma imtihanını kaybeder.
5. İyi insan kötülüğü iyilikle uzaklaştırmaya, izale etmeye çalışır. Kötülüğe kötülük ile mukabele etmek, iyi insanın işi ve kârı değildir.
6. Fani dünyaya ve ondaki faniliklere yönelik kimse iyi olamaz.
7. İyi insan, iyiliklerin yapılması, kötülüklerin giderilmesi için çalışır, aksiyon planında bir şey yapamazsa, kalbinde bunun niyetine sahip olur. İyiliği desteklemeyen, kötülüğü kösteklemeyen kişi iyi değildir.
8. İyi insan cesaret ve şecaat sahibidir. Korkak, zelil, pısırık, yılgın kişi iyi değildir.
9. İyi kişi zalimleri, fasıkları, gafilleri, münafıkları övmez, onlara yalakalık ve yağcılık yapmaz. Böyle şeyler iyilerin değil, kötülerin sıfatlarıdır.
10. İyi kimse kesinlikle haram yemez, kuru ekmeğe razı olur, harama el uzatmaz. Haram olduğu kesin şekilde bilinen şeylerden başka, şüpheli şeylerden de uzak durur.
11. İyi insan mutlak şekilde doğru ve dürüsttür. Kendisinde eğrilik, yamukluk, şakilik bulunan kimse nasıl iyi olabilir?
12. İnsanlar hukuk önünde, insan olmak bakımından eşittirler ama, iyilerle kötüler kesinlikle eşit değildir.
13. Bir ülkede yaşayan iyiler, kötüler kadar cesur, gözü kara, atılgan, yılmaz olmazlarsa o ülkenin geleceği çok karanlıktır.
14. Bir ülkenin eğitimi, iyi insanlar, iyi vatandaşlar, iyi âmirler, iyi memurlar, iyi komşular, iyi patronlar, iyi çalışanlar, iyi aile reisleri, iyi evlatlar yetiştirmeye yönelik değilse o ülke batmaya mahkûmdur.
15. Ahlâk, fazilet, davranış, görgü bakımından güzel olmayan insanlar iyi değildir.
16. Suratsız, kalp kıran, gönül yıkan insanlar iyi görünseler bile iyi değillerdir.
17.İyi insan zengin de olsa kanaatli ve iktisatlı yaşar; israftan, sefahatten, lüksten, aşırı tüketimden, aşırı konfordan, gösterişten uzak durur. Bunları yapanlar kötü insanlardır.
18. İyi insanlar, yaptıkları ibadet ve hayır hasenatla övünmezler.
19. İyi insan günde beş vakit namazını kıldıktan başka, belli vakitlerde kırk rekât nafile namaz kılsa, yine de övünmez, yine de gururlanıp kibirlenmez.
20. İyi insan kendi ayıp, noksan, günah ve isyanlarına bakmaktan başkalarınınkini göremez.
21. Öfkesine hâkim olamayan kimse iyi bir insan değildir.
22. Parayı, maddeyi, dünyayı sevmek iyiliğin değil, kötülüğün alâmetleridir.
23. İyi insanda benlik olmaz. İyi insan, olamasa bile, hiç olmayı isteyen, hiç olmak için çalışan kimsedir.
24. İyi insan hüzünlüdür, kendi haline, insanlığın ve dünyanın ahvaline üzülür, hüzünlenir. Vur patlasın, çal oynasın, zevk ve sefa ehli iyi görünse de iyi değildir.
25. İyi insan çok konuşmaz, gevezelik, zevzeklik, lafazanlık iyi olmaya engeldir.
26. İnsanların iyi dediği nice kimse gerçekte iyi değildir; kötü dediği birtakım kimseler de iyidir. İyilik veya kötülük insanların keyfine, rey’ine, hevasına, kısa akıllarına kalmış bir şey değildir. Evrensel ve transandantal ölçüleri vardır.
27. İyi insanda fütüvvet ahlâkı bulunur. O, bir gönül eridir.
28. İyi insanlar bilinmeyen hazinelerdir.
29. Kendine iyi diyen, kendini öven, enaniyet sahibi, hodfüruş, benlik konusunda cerbezeli insanlardan uzak durunuz. Onların “iyilikleri” sizi çarpabilir. Bir çarparlarsa kolay kolay iflah olmazsınız.
30. İyilik yapılmaya layık olmayan kimselere, iyilik yaparken dikkatli olunuz, çünkü onlar kendilerine iyilik yapanlara kötülük yaparlar. Böyle kişilere iyilik yapacaksanız, o iyiliğin sizden geldiğini bildirmeyecek şekilde yapınız.
31. İyi insan, var oluşunu en büyük günah olarak kabul eder ve görür.
32. İyi insan dünyada bir yolcu gibi yaşar. Doğar, biraz seyahat eder ve sonra ölüm kapısından başka bir âleme geçer. Dünyaya kazık çakmak isteyenler iyi insan değildirler.
33. İyi insan makam, mevki, riyaset, şan, şöhret peşinde koşmaz. Koşanlar, iyi olmadıkları için koşarlar.
34. İyi olmak için sadece akıl, tahsil, kültür, zekâ yetişmez. Onların önünde ve üzerinde firaset gerekir, rahmanî nur ile yolunun aydınlanması gerekir.
35. Bir insan iyi değilse, kendine iyi demesi kötüdür; iyiyse, kendine iyi demesi yine kötüdür.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 21-10-2007   #209 (mesaj-linki)
Cvp: Sohbetler

......................................................
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم


ABDULLAH İBN REVÂHA


Akabe gününde İslâm'a giren şâir sahâbî. Nesebi Abdullah b. Revâha b. Sa'lebe b. İmriü'l-Kays b. Amr'dır. Künyesi Ebu Muhammed, ünvanı şâiru Rasûlüllah'tır. Babası Revâha, annesi Kebşe'dir.

Sahâbenin büyüklerinden ve Ensar'ın ileri gelenlerinden olan Abdullah Medine'de doğdu. Hazrec kabilesine mensup olup ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. İkinci Akabe gününde müslüman olmuş ve kabilesini temsilen Peygamberimize bey'at etmiştir.

Hicret günü Rasûlullah'a mihmandarlık etti. Muhacirlerden Mikdad b. Esved'i kardeş edindi. Aynı zamanda o, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in kâtiplerindendi. Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber gazvelerine katıldı. Hudeybiye barışı ve Umretu'l-Kaza seferlerinde peygamberimizin yanında yer aldı. Bedir savaşının zafer müjdesini Zeyd b. Hârise ile birlikte Medine'ye ulaştırdı. Bedru'l-Mev'id gazasında Rasûlullah'ın Devlet Başkanlığına vekâleten Medine'de kaldı. Hicretin 6. yılında (627) üç kişilik heyetin başkanı sıfatıyla Hayber'e gitti. Yahudilerin başkanı Üseyr b. Zârim'in Yahudilerle birlikte Gatafan kabilesini Müslümanlara karşı kışkırttığını gördü. Hayber'de üç gün kaldı. Dönüşünde gördüklerini Hz. Peygamber (s.a.s.)'e aktardı.

Yine aynı yılın Şevvâl ayında Hayber'e elçi olarak gönderildi. Yanında bulunan otuz kişiyle birlikte Hayber'e vardı. Üseyr b. Zârim ile gõrüştü. Allah Rasûlü'nün kendisini Hayber'e vali yapacağını, Medine'ye gelmesi halinde kendisine ikrâm ve ihsânda bulunacağını bildirdi. Üseyr, bu teklife memnun oldu, valiliğe heveslendi. Yanına aldığı otuz kişiyle birlikte yola çıktı. Yolda, sahâbeden Abdullah b. Üneys'in kılıcına el atarak onu öldürmek istedi. Abdullah, bunun ahde vefasızlık olduğunu bildirdi. İkinci kez yine Abdullah'ın kılıcına el attı. Bu durum karşısında Yahudilerden yirmidokuz kişi kılıçtan geçirildi. Bir kişi kaçıp kurtuldu.

Hz. Peygamber'in Basra hükümdarına gönderdiği elçinin Şam valisi Şurahbil tarafından öldürülmesi olayıyla ilgili olarak hicretin 8. yılında bir ordu hazırlandı. Bu ordunun komutasıyla ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) şu açıklamada bulundu: "Cihada çıkacak şu insanlara Zeyd b. Hârise'yi kumandan tayin ettim. Zeyd b. Hârise şehid olursa, yerine Ca'fer b. Ebi Talib geçsin, Ca'fer b. Ebi Talib de şehid edilirse, yerine Abdullah b. Revâha geçsin. Abdullah b. Revâha şehid olursa, müslümanlar, aralarından uygun birini seçip, kendilerine kumandan yapsınlar."

Müslümanlar bir müddet ilerlediler. Düşman ordusunun gücü ve sayıca çok oluşu Müslümanları endişelendirdi. Zeyd b. Hârise, ne yapmak gerektiği konusunda istişâre yaptı. Abdullah b. Revâha, Rumlar'la çarpışmaktan yana olduğunu bildirdi. Müslümanlar, Mûte'de savaş düzeni aldılar, çarpışmaya başladılar. Zeyd b. Hârise, vücudu mızraklarla delik deşik oluncaya kadar savaştı. Ve şehid oldu. Sancağı Ca'fer aldı. O da savaştı, şehid oldu. Ca'fer'den boşalan sancağı Abdullah b. Revâha aldı. Bir mızrak darbesiyle yaralandı ve o da şehid ,oldu (629).

Hz. Âişe'nin bildirdiğine göre, Mûte şehidleri İbn Hârise, Ca'fer ve İbn Revâha'nın şehâdet haberi geldiğinde Rasûlullah (s.a.s.) Mescid' te oturmuştu. Yüzünde hüzün ve kederin izleri görülüyordu. Bu sırada Rasûlullah'a birisi geldi ve "Ca'fer'in kadınları ağlaşıyorlar" dedi. Rasûlullah ondan kadınları çığlık atmaktan alıkoymasını söyledi. Adam gitti, ancak kadınlar ona itaat etmediler. Geriye gelip kadınların hâlâ ağlaştıklarını Rasûlullah'a söyledi. Üçüncü defa gelişinde Rasûlullah şöyle buyurdu: "Hadi git bu kadınların ağızlarına, yüzlerine toprak saç."

Hz. Abdullah b. Revâha Mûte'ye giderken evliydi, fakat çocuğu olmamıştı. Abdullah, güçlü bir hatip ve büyük bir şâirdi. Peygamberimize şiir yoluyla sataşan kâfirlere karşı onu savunan şiirler yazdı. İbn Revâha, Ka'b b. Malik ve Hassan b. Sâbit müslümanların şâirleriydi. İlk İslâmî şiirleri onlar yazdı. Onlar hakkında Şuarâ sûresinde şöyle buyrulur: "Şâirlere sapıklar uyar. Onların her sahaya dalıp çıktıklarını ve yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmez misin? Ancak iman edip salih ameller işleyenler Allah'ı çok zikredenler ve haksızlığa uğratıldıktan sonra haklarını alanlar böyle değildir. O zâlimler, yakında nasıl bir yıkılışla altüst edileceklerini bileceklerdir." (Şuarâ, 26/224-227).

Allah'ı çok zikreden işte yukarda bahsedilen hicivci üç sahâbidir. Abdullah müşriklerin küfrünü yüzlerine vuran şiirler söylerdi. Peygamberimiz onun şiiriyle ilgili olarak "Kureyş müşriklerine ok yağdırmaktan daha etkilidir" buyurmuştur.

Abdullah, Mute gazasına giderken ağlamış, sebebi sorulduğunda şöyle demişti: "Benim dünyaya karşı sevgim, sizlere karşı ziyade arzum yoktur. Ancak ben Rasûl-i Ekrem'den (s.a.s.) Meryem sûresi yetmişbirinci "İçinizden hiç biriniz hariç olmamak üzere mutlaka hepiniz Cehennem'e varacaksınız" âyetini işitmiştim. Âyette bahsolunan Cehennem'e uğradığımda halim nice olur? diye düşündüğümden ağlıyorum." Uğurlayanlardan bazıları onu teselli ederek, "Cenab-ı Hak sizleri korusun, düşman şerrini sizden uzaklaştırarak sağ salim dönmenizi nasib etsin." demişler, bunun üzerine Abdullah şu şiiri söylemiştir:

"Günahkârım fakat ben

Af isterim Rabbimden

Ya da kanımı dökecek bir vuruş isterim.

Kılınç ya da mızrakla deşilip çıkmış ciğerim.

Ta ki beni gören samimice desin

Şu savaşçıya Allah rahmet eylesin."

Yine Mûte'de ordu komutasını eline alırken şu şiiri söylemiştir:

"Nefsim bir isteksizlik var sende

Savaşacaksın dilesen de dilemesen de

Hani çoktandır yoktu sende ölüm korkusu

Ca'fer, ne güzel geliyor Cennet kokusu ."

Hicret'in yedinci yılında Hz. Peygamber Umre için Mekke'ye girerken yanında Abdullah İbn Revâha da vardı ve şu şiiri söylemekteydi.

"Çekilin kâfirler nebinin yolundan bugün,

Vururuz yoksa boynunuzu inkâr etmiştiniz dün,

Öyle bir vuruş ki ayırır gövdeden başı,

Hatırlatmaz insana ne dost ne arkadaşı."

Bunun üzerine Hz. Ömer ona: "Ya Abdullah, Harem'de Allah'ın Rasûlu'nün huzurunda mı böyle karşıdakileri çatışmaya tahrik eden şiiri söylüyorsun?" demiş, Rasûlullah da: "Bırak ya Ömer söylesin. Vi Abdullah'ın sözleri bu kâfirlere ok yarasından daha fazla tesir eder" buyurmuştur.

Rasûlullah, İbn Revâha için "Kardeşiniz şüphesiz bâtıl söz söylemez" buyurmuş, bâtıl sözler dışındaki şiirlerde hikmet ve yarar vardır demiştir.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 10 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
dinde nikahsız çocuk, dinen nikahsız cocuk, dini nikahsiz cocuk dogurmak, dini nikahsız olan çocukların zararı, islamiyet ve çocuk doğurmak, islamiyette nikahsız çocuk, memurun nikahsız cocuk doğurma hakkı, nikahsız çocuk dinen cevabı, üç gün yaşayan çocuk kiyamet kopacak diyen, evval sam fani,
Sohbetler Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Hikayeler ve Öyküler -2- NoRanynn Yazın Hayatı 1688 1 Saat Önce 17:59
Dua Ufku ahmetseydi Müslümanlık/İslamiyet 186 3 Hafta Önce 15:05
Menkıbeler (Dini Hikaye, Öyküler) NihLe Müslümanlık/İslamiyet 139 01-09-2008 16:48
Tüm Konuşma Pencereleri Tek Pencerede (Sekmeli Sohbetler) NeutralizeR Messenger Plus! 12 27-04-2008 10:40
Cemal Kutay (Cemal Kutay Kimdir? - Cemal Kutay Hakkında) MaTTo Edebiyat tr 0 12-02-2007 21:45
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 19:13Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.25317192 saniyede (75.08% PHP - 24.92% MySQL) 8 sorgu ile oluşturuldu
Top Have Fun @ MsXLabs! Designed by NeutralizeR