Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

İslam'ın Şartları - Namaz Kılmak

Bu konu Müslümanlık/İslamiyet forumunda virtuecat tarafından 12 Ekim 2005 (10:45) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
112088 kez görüntülenmiş, 37 cevap yazılmış ve son mesaj 22 Mart 2014 (11:20) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 4      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 31 Aralık 2011, 11:52

Kur'an-ı Kerim'in Namaz Konusunda Verdiği Detaylar.

#31 (link)
MsXLabs Üyesi
halukgta - avatarı
Bugün sizlerle Kur’an dan araştırmaya çalışacağımız konu, acaba Rabbim Kur’an da en çok bahsettiği, namaz kılın emrini verip, nasıl namaz kılacağımızdan ve ne dualar okuyacağımızdan bazılarının söylediği gibi, Kur’an da hiç bahsetmemiş olabilir mi, onu birlikte araştırmaya çalışalım.


Önce hatırlatmak istediğim, namaz kılmasını, oruç tutmasını, zekât vermesini, hacca gitmesini İbrahim peygamberden bu yana tüm dinlere emrettiğini bizlere açıklıyor Rabbim. Hatta Kabenin kurulmasını İbrahim peygambere emrettiğini ve tüm inananların ziyaret edip, çevresinde hep birlikte namaz kılmalarını emrediyor.


Kur’an Hac konusunu da, bizlerin uyması gereken konuları, en ince detayına kadar anlatıyor bizlere. Oruç da aynı şekilde, bizden öncekilere de farz olduğunu söyledikten sonra, onun da tüm açıklamalarını Kur’an da buluyoruz, ne zaman başlayacağından tutun, ne zaman sona ereceğine, tutulmayan orucun ne olacağı, oruç gecelerinde cinsel ilişkinin serbest olmasına kadar açıklamalar yapılmıştır.


Namaz kılmak bizden öncekilere de farz olduğu halde, bazılarının söylediği gibi, kılınışı ve nasıl dualar okuyacağımız ve rekât sayıları konusunda, Kur’an ın hiçbir şey bahsetmediğini söyleyip, bu konudaki detayları Allah ın peygamberimize bıraktığına inanmamız, Kur’an a göre normal midir? Hacca gitme ve oruç konusunda en ince detaya giren Kur’an, neden namaz konusunda detay vermesin? Bu konuyu Kur’anı bir bütün olarak düşünüp, öğrendiğimiz rivayetlerin etkisinde kalmadan, daha sonrada bu soruya Kur’an dan cevap arayalım, Allahın izniyle.


Namaz konusunda Kur’an da detay yoktur diyenler, acaba peygamberimizin dine ilaveler yaptığını mı düşünüyorlar dersiniz? Hani Rabbim ne diyordu bazı ayetlerinde? Bizim indirdiklerimize, tek kelime kendi sözünü bizim sözümüzdür diye ekleseydi, onun şah damarını keserdik demiyor muydu? Hani Rabbim Kur’anın ipine sarılın diyordu? Hani sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim diyordu? Hani her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik diyordu. Sakın emin olmadığınız sözlerin ardına düşmeyin, sorumlu olursunuz diye ikaz etmiyor muydu bizleri, ne oldu bu ayetlerin hükümleri?

Bizlere Kur’an dışından gelen ve bir rivayete göre diye başlayan bilgilerin tümünü, hiçbir kontrolden geçirmeden kabul etmemiz, doğrumudur? Kur’anı Rabbim ben koruyorum diyor, sormak isterim hiç sorgu sual etmeden, bizlere gelen bilgileri kimler koruyor olabilir? Bizlere Kur’an benzeri, Rahmanın garantisini veren var mı? Allah sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum dedikten sonra, Kur’anda olmayan, Kur’an dışından hükümlerin ve sorumlulukların olacağına nasıl inanabiliriz?

Allah Kur’an ın ipine sarılın derken, neden yalnız Kur’an ipi demişte, başka kaynaktan söz etmemiş, bunu da sanırım çok iyi düşünmeliyiz. Tüm bu ayetleri indiren Rabbim, daha sonraki ayetlerinde bir kelimeden yola çıkarak, daha önce indirdiği ayetlerin tam tersi, başka kitapların bilgilerin de gerekli olduğunu ima eder mi, söyler mi, bunu da çok iyi düşünmeliyiz. Buna inanmakla Kur’an da çelişki yaratmış oluruz.

Bizlerin yaptığı en büyük yanlış, mezheplerin ve zamanla geleneklerin, namazın şekline yaptığı ilaveleri, Allah emri sanmamız ve onları da Kur’an dan aramamızdan kaynaklanıyor. Kur’an da bulamadığımızda ise, bakın demek ki her şey Kur’an da yokmuş, deme gafletine düşmemiz bizleri yanıltmaktadır.

Allah bizlere, her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdim ki anlayasınız diyorsa, namaz konusunda bizlerden istediklerini de sade, kolay bir şekilde mutlaka Kur’an da anlatmıştır. Çünkü bu kitabı yemin olsun ki, sizler için kolaylaştırdım demiyor mu birçok kez? Gelin Kur’an a birlikte bakalım, acaba bizden öncekilere de farz olan, namaz kılın sözcüğüyle Allah bizlerden ne istiyor, daha önce Rabbim bizleri nereye yönlendiriyordu, Kur’an dan başka dine hüküm koyan kaynaklar var mı, onları Kur’an dan anlamaya çalışalım.

Enam sur. 104. ayet: Gerçek şu ki, size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına... Ben sizin üzerinize bekçi değilim.



Nisa sur.136. ayet: Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın…….


Yasin11:Sen ancak o Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele.


Araf suresi 3; Rabbinizden size indirilene uyun; O'nun berisinden bir takım velilerin ardına düşmeyin! Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.


Nisa Suresi 105. Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma.



Maide suresi 49 Sen de aralarında, Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma.



Maide Suresi 67. Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et……


Enam 50: ….. Yalnız bana vah yedilene uyarım ben!"…..



Zühruf Suresi 43 Sen, sana vah yedilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.



Yukarıdaki ayetleri elbette çoğaltabiliriz. Dikkat edin, Rabbim tamamında bizleri Kur’ana sarılmamızı emrediyor. Kur’an için bizlere gelen gönül gözü olduğunu söylüyor. Allah a ve Resulüne inanın, çünkü o Allah ın kitabını sizlere tebliğ edecek, onun sözlerine inanın diyor. Sen ancak Kur’an a inanan insanları uyarabilirsin, Rabbinizden size indirilen Kur’an a uyun, onun berisinden başka velilerin ardına düşmeyin, sana Kur’an ı insanlara onun la hükmedesin diye indirdik, sende insanlara onunla hükmet, sana indirilen Kur’anı tebliğ et diyor ve daha sonraki ayette de peygamberimiz bakın ne diyor?

Yalnız bana vah yedilene uyarım ben. Zühruf 43. ayetinde ise SEN SANA VAHYEDİLENE SIMSIKI SARIL.


Şimdi birlikte düşünelim, namaz gibi Kur’anın çok önemsediği ve çok bahsettiği konularda Kur’an açıklama yapmayıp, detay vermemiş olabilir mi? Sımsıkı sarılmamızı istediği bir rehberde namaz, detaylı açıklanmamış olabilir mi? Yoksa bize Kur’an dışından öğretilenleri Kur’an da bulamadığımız damı bu yanlışı yapıyoruz?


Yukarıdaki ayetlerden anlaşılıyor ki, bizlerin Kur’an a sarılmamızı istiyor Rabbim. Tüm bu ayetleri gördükten sonra, Rabbin bir ayetinde Peygamberiniz size neyi verdiyse onu alın ayetinden, nasıl olurda Kur’an da hiç bahsedilmeyenleri peygamberiniz verdiğinde alın anlamı çıkartırız, bunu hiç düşündük mü? Bu ayete baktığımızda savaşlarda ele geçirilen, ganimetlerin bölüşülmesinden bahseder, bu konuya açıklık getirir. Şimdi Kur’an dan namaz konusunu araştırmaya devam edelim.


Önce yazımızın başında İbrahim peygambere hac yerini, Kabeyi ne maksatla yaptırdığını ve çevresinde bakın nasıl namaz kılmamızı istediğini, ayetinde bizlere anlatıyor onu anlamaya çalışalım.

Hac 26: Bir zamanlar İbrahim için, o evin yerini, şöyle diyerek hazırlamıştık: Bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû-secde edenler için temizle.

Bakara 125: Hatırla o zamanı ki, biz Beytullah'ı insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir dua yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şu sözü ulaştırmıştık: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rüku-secde edenler için evimi temizleyin.

Ayeti okuduğunuzda Allah İbrahim peygambere şu anda kıldığımız namazın, olmazsa olmazını ne kadar güzel anlatıyor. O evi benim için kıyamda duranlar, rükû-secde edenler için temizle. Demek ki Allah huzurunda saygıyla durulmasını, onun önünde saygıyla eğilmesini ve yine ona saygıyla secde edilmesini istiyor. İşte namazın nasıl kılınacağının şekli izahı, o günde aynı, günümüzde de aynı, peygamberler arasında namazın farklı kılındığını düşünmek, büyük yanlış olur. Devam edelim Kur’an a namaz konusunda bakmaya.

Aliimran 43:Ey Meryem, Rabbine divan dur, secdeye kapan ve rükû edenlerle birlikte rükû et.

Bu ayette de Meryem anamıza sesleniyor ve bakın yine günümüzde Allahın huzuruna namaz kılarken durduğumuz ve saygıyla el bağladığımız (divan durduğumuz), rükû ve secde ettiğimiz namazın kılınmasını anlatıyor bizlere, dikkat edin bu emir peygamberimizden çok önceki bir zamana, daha Hz. İsa bile doğmamış döneme ait. Düşünün İbrahim peygamberimize dahi namaz konusunda yapılması gerekenler aynı, kıyamda dur, rükû et, secde et, Allaha dua et.Devam edelim Kur’an a bakmaya.

Hac77: Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin; Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin ki kurtulabilesiniz.

Furkan 64: Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.

Fetih 29: Muhammed, Allah'ın resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çok çetin, kendi aralarında çok merhametlidirler. Sen onları rükû eder, secdeye kapanır halde görürsün. Allah'tan bir lütuf ve hoşnutluk ister dururlar……….

Şuara 218–219: O ki görüyor seni kıyam ettiğin zaman,Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.

Tevbe 112: O tövbe edenler, o ibadet edenler, o ham dedenler, o oruç tutanlar, o rükûa varanlar, o secdeye kapananlar, o iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın koyduğu sınırı koruyanlar... Müjdele o müminleri.

Yukarıdaki ayetleri okuduğunuzda, sanırım sizde namazın olmazsa olmazı olan ve Allahın tarif ettiği namazın, KIYAM ETMEK yani onun huzurunda saygıyla durmak, RUKÜ ETMEK yani onun önünde saygıyla eğilmek, SECDE ETMEK yani onun yüceliği önünde secdeyle yerlere kapanmak, namazın şekli boyutuymuş, çok açıkça anlatıyor Kur’an.

Demek ki namazı Allah Kur’an da anlatmıyor demek, çok büyük bir yanlış olduğu anlaşılıyor. Şimdide namazlarımızda ne okuyacağımız da Kur’an da yazmaz, hadisler olmasa namazımızı kılamayız sözlerine bakalım, gerçekten Kur’an namazlarımızda neler söyleyeceğimizi ne okuyacağımızı, nasıl Rahmanla iletişim kuracağımızdan, bahsetmiyor olabilir mi? Yoksa günümüzde bu duaları okumadığımızda namaz kabul olmaz diyenlerin, büyük bir yanılgı içinde olduğunu mu söylüyor Kur’an.

Müzzemil 20:…… O halde Kur’an'dan, kolay geleni okuyun. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın lütfundan bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O halde Kur’an'dan, kolay geleni okuyun! Namazı kılın!......

Bakara 45: Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkusuz bu, kalbi ürperti duyanlardan başkasına çok ağır gelir.

Bakara 153: Ey iman sahipleri! Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Allah sabredenlerle beraberdir.

Aliimran 113: Ama hepsi bir değildir. Ehlikitap içinden Allah için baş kaldıran/Allah huzurunda el bağlayan/hak ve adaleti ayakta tutan/kalkınıp yükselen bir zümre de vardır; gece saatlerinde secdelere kapanmış olarak Allah’ın ayetlerini okurlar.



Yukarıdaki ayetler, namazlarımızda neler okumamız gerektiği konusunda bizlere çok net bilgiler veriyor ve diyor ki; Kur’an dan kolayınıza geleni okuyun ve benden namaza sarılarak, namazlarınızda yardım dileyin, yani bana istekte bulunup dua edin. Ayrıca Kur’an da nasıl yardım dileyeceğimiz konusunda da birçok ayet örnekleri veriyor. Hani namazlarımızda ne okuyacağımız yazmıyordu Kur’anda? Demek ki Kur’anı anlayarak okumadığımızda, ya da taraflı ve yanlı okuduğumuzda, bizleri Allahın doğru yolundan ayırmaları çok daha kolay olacağı belli oluyor.

Sanırım şimdide bu satırları okuyan bazı kardeşlerim, eeeee bak kaç rekât kılacağımızda yazmıyor, bu durumda ne yapacağız dediklerini duyar gibiyim. Bu konuya açıklık getirmeden önce Kur’an da kısaltılmış namazın bizzat peygamberimiz tarafından kıldırıldığı örneğine bakalım. Savaş halinde ya da çok zor durumlarımızda, Allah namazlarımızı kısalta bileceğimiz kolaylığını da getiriyor ve bizzat örneğini Kur’an da veriyor, bakın kısaltılmış namaz kaç rekâtmış.

Nisa 102: Sen içlerinde olup da onlara NAMAZ kıldırdığın vakit, içlerinden bir grup seninle NAMAZA dursun; silahlarını da alsınlar. Bunlar secdeye varınca, diğerleri arkalarında beklesinler. Sonra NAMAZ kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte kılsınlar. Dikkatli olsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler isterler ki, silahlarınızdan ve teçhizatınızdan habersiz olasınız da üstünüze bir çullanışla çullanıversinler. Eğer yağmurdan gelen bir sıkıntı varsa yahut hasta-yaralı iseniz silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Ama tedbirinizi alın, dikkatli olun. Allah, kâfirler için rezil edici bir azap hazırlamıştır.

Nisa 101:Yeryüzünde dolaştığınız zaman, küfre sapanların size tedirginlik vermesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şu bir gerçek ki, küfre batanlar sizin için açık bir düşmandır.

Nisa 103: Korku halindeki namazı tamamlayınca, artık Allah'ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükûnet bulduğunuzda, namazı tam bir biçimde yerine getirin. Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.

Yukarıdaki ayet örneği bizzat peygamberimizin imamlığında yapılıyor ve dikkat edin, zor bir anımızda kılınan namazın ilk secde de bittiğini görüyoruz. Buda demektir ki bizim anlayacağımız şekliyle kısaltılmış namaz bir rekâttır. Yalnız savaş değil, herhangi bir zor anınızda, tedirgin durumunuzda namazı kısaltabileceğimiz kolaylığını çok şükür Rabbim bizlere veriyor.

Bakın namazın bitişinde, günümüzde verdiğimiz selamdan bahsedilmiyor, çünkü onlar farz olanlar değil, daha sonra geleneklerin ve mezheplerin ilaveleridir. Hiçbir sakıncası da elbette yoktur. Fakat bunlar olmazsa namaz olmaz demeden yapmalıyız ve bu bilinçte olmalıyız. Hatırlayınız mezheplerde namaz kılma, şekil bakımından hepsinde farklılıklar arz eder, ama farzlarda hiçbir değişiklik, farklılık yoktur.

Peki, şimdi kendimize soralım kısaltılmış namazın bizim anlayışımızla, bir rekât olduğunu Kur’an dan görüyoruz da, normal durumlarda kılacağımız rekât neden zikredilmemiş? İşte burada yüce Rabbin yemin ederek, sizler için bu kitabı kolaylaştırdım sözünün bir tezahürünü görüyoruz, çünkü namazımızı ne kadar rekât ya da zamanda kılacağımızı Allah bizlere bırakmıştır.

Bakın ne diyor Rabbim, Sükûnet bulduğunuzda, namazı tam bir biçimde yerine getirin. Eğer bu sözlerden, yani tam bir biçimde yerine getirin sözünden, belirli bir kalıp ve şekil ya da belli bir rekât anlaşılsaydı, Rabbim her şeyden nice örnekleri verdim diyorsa, onu da açıkça bizlere söylerdi. Demek ki kılacağımız namazlarda, rekât sayısını da Allah bizlere bırakmıştır. Tam bir biçimde yerine getirmek, huşuyla Rabbin huzuruna durup, onu tespih etmek ve ondan yardım istemektir.

Allah sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim, Kur’an ın ipine sarılın, sizi bana ulaştıracak dedikten sonra, sizce Kur’an da rekât sayıları belli olmayan bir imtihandan geçirip, günümüzde bize öğretilen ama her nedense mezhepler arasında değişiklik olan, rekât sayılarından hesap sorar mı? Yorum ve karar sizlerin.

Şimdi yine Allahın vakit namazlarının rekât sayısından bahsetmeyip, bizlere bizzat bıraktığına bir başka konuda da, şahit oluyoruz, buda zekât konusu. Bizlere yine öğretilen yanlış bir inanç, hadisler olmasaydı zekâtımızı nasıl vereceğimizi bile bilemezdik yanılgısı olmuştur. Bizlere öğretilenleri o kadar kanıksamış araştırmadan öyle bir kabul etmişiz ki, neredeyse HÂŞÂ her konuda Kur’anın yeterli olmadığını söyleyip, beşerin kitaplarına ihtiyaç duyulduğunu söyleyerek, Kur’anı yeterli görmeme yanlışına kapılmışız.

Rabbim bu kitabı ve bu dini o kadar kolaylaştırmış ve bizzat bireye kadar indirgemiş ki, birileri bu kadar da kolay olmaz diye, kendi akıllarınca ve kendi menfaatleri yönünde ekleme ve ilavelerle içinden çıkılamaz hale getirmiştir.Şimdide bu gerçekle yüzleştiğimizde kendimize bile anlatamaz olmuşuz bu yanlışları. Hâlbuki bakın Allah zekâtı ve ne kadar vereceğimizi Kur’an da bizlere bırakarak ne kadar güzel açıklamış, lütfen siz Rabbin bu sözlerinden herkesin kendi durumuna göre ve kendi iradesiyle zekât vermesi gerektiğini anlayamadınız mı?

Bakara 219:….. ." Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin." Allah, ayetleri size işte böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.


Sizlere sormak isterim, bu ayetin tebliğini siz aldıktan sonra, eeeee ben ne kadar(vereceğim) infak edeceğim diye hala sorar mısınız? Allah açıkça ailenizin ihtiyacından arta kalanından verin diyor ve bizzat ne kadar vereceğimizi bizlere bırakıyor. Fakat bizlerin fazla vermesi içinde, elinden gelen güzel örnekleri veriyor Kur’an da. Bir örneğinde başak misalini veriyor ve kat kat karşılığını alacağımızı müjdeliyor. Daha birçok ayetinde bizlerin elimizden geldiğince zekâtı fazla vermemiz için ödüller vaat ediyor. Zekât vermeyi, Allah a borç verme benzetmesini yapıyor. Hepimiz imtihandayız, ne kadar zekât vereceğimiz konusunda da nefsimiz, her an imtihandadır bunu da unutmayalım.



İşte dostlar Rabbim nasıl zekât verme miktarını bizlere bıraktıysa, namazın rekât sayısını, uzunluğunu onun huzurunda huşuyla durup, ondan yardım dilemenin ölçüsünü bizlere bırakmış ve namazla bizlerin şeytandan uzak kalacağımızı ve Allah a yaklaşacağımızı açıklamıştır. Bakın namazı Rabbim ne için bizlere emretmiş?

Ankebut 45: Kitap'tan sana vah yedileni oku! NAMAZI da kıl! Çünkü NAMAZ, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah'ın zikri/Kuran’ı daha büyüktür! Allah, neler yaptığınızı biliyor.

Ta-ha 14: "Hiç kuşkulanma ki ben Allah'ım. İlah yoktur benden başka. O halde bana kulluk/ibadet et ve NAMAZINI, beni hatırlayıp anmak için yerine getir.

Bizlere namazın, ne maksatla emredildiğini bakın ne kadar güzel açıklıyor. Namaz bizleri çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyacağını belirtiyor. Demek ki ne kadar çok namaz kılarsak, o kadar Allah a yakın olur, kötülükten uzak kalırız. Hatırlayınız peygamberimizin, bazen saatlerce namaz kıldığını, secdede dahi uzun kaldığı anlatılır. Diğer ayette ise Allah, bana kulluk görevini yerine getirmek için ibadet et, beni hatırla ve an diyor namazla. Ne kadar çok hatırlar ve anarsan Allah ı, o kadar şeytanın tuzaklarından uzak kalırsın.

Şimdide günümüzde kıldığımız ve bir takım ilavelerin yapıldığı namazlara bakalım. Mezhepleri incelediğimizde her mezhebin namaz konusunda bazı değişik ilaveleri olduğunu görürüz. Fakat hiç birisinde Allahın emrettiği kıyam, rükû ve secdenin olmadığı bir namaza rastlamazsınız. Kimisi başlangıcında ilave yapmıştır, kimisi kıyam duruşu yani saygıyla Allah huzurunda duruş sözünden elleri yana salmıştır, diğeri ise elleri bağlamıştır. Ellerin bağlanış şekli bile mezheplerde değişiktir. Namaz esnasında bazı hareketleri ilave etmişlerdir kendi düşünceleri ve itikatları doğrultusunda.

Kadınlarda, erkeklerde bile farklı uygulamalar olmuştur. Namazın bitişi konusunda da ufak değişiklikler çıkmıştır ortaya. Namazda okudukları dualarda mezheplerde hepsinde aynı değildir. Kur’an ışığında baktığımızda hiç kimsenin kıldığı namaza bu namaz yanlıştır diyemeyiz. Çünkü her mezhebin kıldığı namaz da Allahın emrettiği kıyam, rükû ve secde yapılmaktadır. Belki okunacak dua konularında söylenecek söz olabilir, oda Allahın huzurumda benden başka kimseyi muhatap almayın ve aracı koymayın sözleri unutulmamalıdır.

Tüm bunları düşündüğümüzde, eğer peygamberimiz nasıl kıldıysa öyle kılmalıyız, çünkü namazın kılınış şekli ve okunacak dualar hatta rekât sayıları peygamberimizin koyduğu kurallardır dersek, günümüzde kılınan namaz şeklinin hangisinin peygamberimizin kıldığı namaz, ya da hangilerinin peygamberimizin gösterdikleri olduğu konusun da, sanırım mezheplerin anlaşması çok zor olacaktır. Her mezhep benim yaptığım en doğru diyerek, işin içinden sıyrılıyor.

Buradan yola çıkarak düşündüğümüzde, namazın olmazsa olmaz şeklini ve namazlarımızda neler okunabileceği konusunda Kur’an detaylı açıklama yapmıştır. Namazlara yapılan tüm ilaveler de bir sakıncası olmadığı gibi, bir zenginliktir diyebiliriz, yeter ki bunlar Allah emridir denmemesi kaydıyla. Bize öğretilenleri Kur’an da bulamadığımızda, demek ki her şey Kur’an da yokmuş demeyelim.

Buradan da şunu çıkarabiliriz. Allah Kur’an da namazın nasıl kılınması gerektiğini, İbrahim peygamberden bu yana anlatmış, izah etmiş ve aynısı devam ettirilmektedir. Namazlarımızda nasıl dualar okunacağı da açıklanmıştır. Rekât sayıları ise kısaltılmış rekâtın bir rekât olduğu, normal zamanda huşu içinde kılınacak namazın rekât sayısı, uzunluğu, kısalığı ise bizlere bırakıldığı anlaşılmaktadır. Cami kültürü zamanla yaygınlaştıkça, rekât sayılarının belirlenmesi camilerde bir kargaşayı önlemiş olabilir, elbette hiçbir sakıncası yoktur, ama Kur’an gerçeklerini anlamak ve bilmek şartıyla. Rabbin ayetinde söylediği gibi;

Müddesir 11: Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak.

Rad 40: Ya onlara vaat ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana gösteririz yahut da seni vefat ettiririz. O halde tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer.

Lütfen çok ama çok iyice düşünelim, Allah elçisine ne diyor? Benimle yarattığım kişiyi baş başa bırak, TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER. Acaba ne demek istiyor olabilir Rahman bu sözüyle? Allah elçisine adeta şöyle söylüyor, onlara ilettiğin, tebliğ ettiğin kitapla baş başa bırak, bakalım kullarım onun çizdiği yoldan gidiyorlar mı, imtihanlarını doğru kaynaktan yaşayarak, beni dinliyorlar mı göreyim diyor. Ama sanırım gitmediğimizi de çok iyi biliyor, bu konuda bizleri uyarıcı o kadar ayetleri var ki, aklı biraz çalışan anlayacaktır.

Bakın Allah bizleri nereden sorumlu tutacağını söylüyordu, tekrar hatırlayalım. Sizce bu ayet bile bizlerin, Kur’an dan başka hüküm veren, bizleri bağlayan hiçbir söze ve kitaba dönüp bakmamızın yanlış olduğunu göstermiyor mu?

Zühruf 44: Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.


Sizlere sormak isterim, Rabbim sizlerin imtihan olduğunuz kitap Kur’an dır dedikten sonra, acaba Kur’anın vermediği bir hükümden, bilgiden sorumlu tutar mı?


Elbette Kur’an a uyan her bilgi değerlidir, hatta Kur’anı daha iyi anlamamızda peygamberimizin yaşamındaki örnekleri bilmemiz, ayetleri çok daha iyi anlamamıza neden olur, ama hangi sözlerinin onun sözleri olduğunu Kur’an ile karşılaştırmak şartıyla. Her insan kendi hesabını bizzat kendisi verecektir, onun için sanırım çok dikkatli olmanın vaktidir, bizlere düşen yalnız bir hatırlatmadır.


Sizlere son olarak bir ayeti örnek vermek istiyorum, özellikle Allah Kur’an da her şeyi yazmamıştır, bir kısmını da hüküm vermek için peygamberimize bırakmıştır diyenlere, özellikle hatırlatmak istiyorum, bakın peygamberimizden bazı konularda hüküm isteyenlere, bizzat kendisi nasıl cevap vermesini istiyor RAHMAN?


Enam 57: De ki: "Ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeyim. Ama siz onu yalanladınız. Acele istediğiniz şey benim yanımda değil. Hüküm yalnız ve yalnız Allah'ındır. Hakkı o anlatır. Ayırt edip çözüm getirenlerin en hayırlısı O'dur.


Değerli dostlar bakın Allah peygamberimize, deki onlara diyerek bizlere ne söylemesini istiyor, hala aklımızı çalıştırmayacak mıyız? Peygamberimiz sizin istediğiniz hüküm benim yanımda değil, yani ben hüküm veremem diyor. Ben Rabbimden gelen sözleri, hükmü sizlere aktarırım. HÜKÜM YALNIZ VE YALNIZ ALLAHINDIR diyor, hakkı o anlatır ve ayırt edip çözüm getiren yalnız Allah tır diyor. Sanırım peygamberimiz için, ne yani peygamberimiz postacımıydı diyerek, belki de bilmeden, Allahın elçisine saygısızlık edenler, dilerim birazcık bu ayetten yanlış yaptıklarını anlayabilirler.


Ben sizlere Kur’an dan, Rabbin sözlerinden açıkça anladıklarımı aktardım, sizleri düşünmeye davet ettim. Sizlere düşen benim söylediklerimi Kur’an süzgecinden geçirmeden, yani Kur’an ile karşılaştırmadan kabul etmek olmamalıdır. Bizzat Kur’an ı anlayarak defalarca okuyup, Rahmanın ne söylediğini doğru anlamaya çalışmak olmalıdır. Çünkü bu yanlışı çok yapıyoruz.


Bende bir beşerim elbette hata yapabilirim, ama ben Allahın sözlerini anlamaya ve onun söylediği gibi ayetleri düşünmeye, aklım ile iman etmeye çalışıyorum, bu yolu öneren Yüce Rabbim dir. Ya Allahın ayetlerini biz anlayamayız diyerek, beşerin sözlerine hiç düşünmeden inansaydım, benim hata yapma riskim ve doğruya ulaşma şansım sizce ne olurdu?


Bizlerin hesaba çekileceği, Rabbin yemin ederek kolaylaştırdım dediği kitabı anlamaya çalışmak mı daha akılcı ve mantıklı, yoksa beşerin ciltlerce dolusu kitaplarını anlamaya çalışmak mı daha mantıklı? Yorum sizlerin. Eğer gerçekten Rabbim yemin billâh ederek, Kur’anın birçok yerinde sizler için bu kitabı kolaylaştırdım diyor da, birileri hayırrrr kolay değil, çok zor bir kitaptır, herkes anlayamaz onu, veli insanlar anlar diyenlere inanıyorsak, bu işin sonunu tahmin etmek zor olmasa gerek, ne dersiniz?



Allah yardımcımız olsun, gerçekten gözlerimizi kapatmış yürüyoruz bir meçhule. Allahın verdiği aklı ve beyni ise hiç kullanmıyoruz, çünkü içi o kadar yanlış ve boş bilgilerle doldurulmuş ki, doğru bilgiyi içine koyacak yer kalmamış, zorla sokulan doğru bilgi ise, daha önce metabolizmanın alışık olduğu yanlış bilgilere göre yapılandırıldığından, doğru bilgiler kabul edilmeyip, ne yazık ki dışarıya atılmaktadır.



Daha açıkçası doğrular yanlış, yanlışlar doğru görünür olmuş topluma. Doğruları anlatmak, Kur’an dan örnekler vermek bile artık yeterli gelmiyor. Çünkü Rehber Kur’an yüksek bir yere asılmış, beşerin kitapları rehber olmuş. Peygamberimizin mahşer günü söyleyeceği o acı gerçek sanırım günümüzde gerçek olmuş.

Furkan 30; Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran' ı devre dışı tuttular.

Bizleri Allah ile aldatanlar, çoğunluk olmuşlar. Kur’an anlaşılması zor, velilerin anladığı, her konuda açıklık getirmeyen bir kitap ilan edilmiş. Onun içindir ki ona danışan, onun ipine sarılan, Peygamberimizin çok az sayıda ümmeti kalmış. Onlarda itilip kakılıyor ve peygamber düşmanı ilan edilmiş. Daha açıkçası Kur’an ne yazık ki artık, devre dışı kalmış.

Rabbim cümlemizin yardımcısı olsun. Çünkü çok ama çok zorlu bir dönemden geçiyoruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK


Rapor Et
Reklam
Eski 1 Kasım 2012, 10:51

Cvp: İslam'ın Şartları - Namaz Kılmak

#32 (link)
MsXTeam
_Yağmur_ - avatarı
Hastaların Namazları
Ayakta durmaya gücü yetip de rüku ve secdeye eğilemeyecek durumda olan biri; ayakta durur, namazını ayakta kılar; rüku, secde ve selamları ima ile yapar. İma, kıyam için başın düz durması, rüku için biraz eğilmesi secde için biraz daha eğilmesidir.


Hasta ayakta duramayacak gibi ise, oturarak namazını kılar. Rüku için yarım eğilir, secdeleri aynen yapar.
Oturarak namaz kılan kişinin, rüku ve secde yapabilecek gücü yoksa, bunları ima ile yapar.

Bir hasta ayakta kılamadığı gibi, oturarak da kılamıyorsa, yatarak ima ile namazını kılar.

Bütün bu durumlarda namaz kılmaya gücü yetmeyen kişinin namazı kalır, bunları iyileştiği zaman kaza eder.
Oturarak namaz kılmaya başlayan kimse namaz içinde iken kendisinde iyileşme hissederse, bundan sonra ki rekatları ayakta tamamlar.

Hasta olmayan kimsenin nafile namazları oturarak kılması caiz ise de, ayakta namaz kılmanın sevabı daha çoktur.


İslam Ansiklopedisi
Rapor Et
Eski 1 Kasım 2012, 10:53

Cvp: İslam'ın Şartları - Namaz Kılmak

#33 (link)
MsXTeam
_Yağmur_ - avatarı
Sehiv Secdesi Nasıl Yapılır?
Sehiv secdesi; "yanılma ve unutma secdesi" demektir. Namazın farzlarından birinin tehiri (geciktirilmesi) veya vaciplerden birini terk ve ya tehiri halinde yapılması gerekir.

Şöyle yapılır:
Son oturuşta yalnız "Tahiyyat" okunduktan sonra iki tarafa selam verilir. Ondan sonra "Allahu Ekber" denilerek secdeye varılıp üç kere " Sübhane Rabbiye'l-alâ " okunur. sonra "Allahu Ekber" denilerek kalkılır. Bir tesbih miktarı duraklamadan sonra tekrar "Allahu Ekber" deyip ikinci secdeye varılır. Yine üç kez " Sübhane Rabbiye'l-alâ " okunduktan sonra "Allahu Ekber" denilerek kalkılır ve oturulur. Tahiyyat, Salli-Barik ve"Rabbena atina" okunup önce sağ tarafa sonra da sol tarafa selâm verilir.

Mesela; Vitir namazında Kunut dualarını unutmak, Fatiha'dan sonra zamm-ı sure okunması gereken yerde zamm-ı sureyi okumadan rükûa gitmek, birinci tahiyyâta oturmayı unutmak, namazda secde ayeti okunduğu zaman secde etmemek gibi durumlarda vacip terk edildiği için sehiv secdesi gerekir.

Üç veya dört rekatlı farz namazlar ile vitir namazında ikinci rekattan sonra tahiyyat'ı okuduktan sonra hemen ayağa kalkmayıp "Salli-Barik okuduktan sonra ayağa kalkmak, Fatiha'yı okumadan zamm-ı sureyi okuyup daha sonra fatihayı okumadığını hatırlayıp Fatiha'yı okumak, gibi durumlarda ise vacip tehir edildiği için yine sehiv secdesi gerekir.

Sehiv secdesi yapılması gereken durumda unutup selam verilirse namazın yeniden kılınması gerekmez.

(1) Büyük İslam ilmihali. Ömer Nasuhi BİLMEN. sayfa 181
Rapor Et
Eski 18 Kasım 2012, 13:58

Cvp: İslam'ın Şartları - Namaz Kılmak

#34 (link)
Özel Üye-VIP
_AERYU_ - avatarı
Bilindiği gibi namazlar farz, vacib, sünnet ve müstahab kısımlarına ayrılmakta ve ikişer, üçer, dörder rekatlı bulunmaktadır. Bu namazlar daha önce yazdığımız üzere farzlarına, vaciblerine, sünnetlerine ve adabına riayet edilerek şöyle kılınır:
1) Sabah Namazı

Sabah namazının iki rekat sünnetini kılmak için: "Niyet ettim bugünkü sabah namazının sünnetini kılmaya", diye niyet edilir. Hemen eller yukarıya kaldırılıp "Allahu Ekber" diye tekbir alınır. Ondan sonra eller bağlanır ve "Sübhaneke allahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve tealâ ceddüke ve la ilahe gayrük" okunur. Arkasından "Eûzübillahimineşşeytani'r-racim Bismillahirrahmanirrahim" diyerek eûzü besmele çekilip Fatiha suresi okunur sonra "Amîn" denir ve bir mikdar daha Kur'an okunur (1). Arkasından "Allahu Ekber" deyip rükûa varılır. Bu halde en az üç defa "Sübhane Rabbiye'l-Azîm" denir. Sonra "Semiallahülimen hamideh" denilerek ayağa kalkılır. Ayakta "Allahümme rabbena ve lekelhamd" denilir (2). Ondan sonra "Allahu Ekber" diyerek secdeye varılır. Secde halinde de üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ" denir. Sonra "Allahu Ekber" denilerek kalkılır ve dizler üzerine oturulur ve bir tesbih miktarı durulur. Yine "Allahu Ekber" denilerek ikinci secdeye varılır. Bunda da üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ" denilir. Bununla bir rekat bitmiş olur.

Bu ikinci secde arkasından "Allahu Ekber" denilerek ikinci rekata kalkılır. Tam ayakta iken yalnız besmele çekilir. Fatiha suresi ve bir mikdar daha Kur'an okunur. Birinci rekatta olduğu gibi, rükû ve secde yapılır. İkinci secdeden sonra oturulur ki, buna "Ka'de = oturuş" denir. Burada "Ettehiyyatü lillâhî ve Allahümme Salli ve Barik, Rabbena atina" diyerek dualar sonuna kadar okunur. Sonra "Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah" diyerek sağ tarafa ve yine "Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah" diyerek sol tarafa selam verilir. Böylece iki rekatlı namaz bitmiş olur (3).

Bütün bu tekbirler, tesbihler ve kıraatlar, yalnız namaz kılanın işitebileceği bir sesle gizlice yapılır.

Namazda erkeklerle kadınların ellerini nasıl kaldıracakları, nasıl bağlayacakları, rükû ile secdede ve ka'delerde nasıl vaziyet alacakları "Namazın sünnetleri ve edebleri" bölümünde bildirilmiştir.

Sabah Namazının iki rekât Farzına gelince: Önce yalnız erkeklere mahsus olmak üzere ikamet getirilir. Sonra "Bugünkü sabah namazının farzını kılmaya" diye niyet edilir. Eller kaldırılarak "Allahu Ekber" diye namaza başlanıp eller bağlanır. Sabah namazının sünnetinde bildirildiği gibi iki rekat kılınır ve tamamlanmış olur. Yalnız sabah namazlarının farzlarında Fatiha'dan sonra biraz fazla Kur'an okunması sünnettir. Bu sünnetin en az derecesi kırk ayettir. Bununla beraber üç kısa ayet de okunması caizdir. Vaktin çıkmasından korkulduğu zaman az ayet okunur. Öyle ki, yalnız Fatiha ile veya birkaç ayet ile yetinilir.

Yalnız başına bu sabah namazının farzını kılan kimse, tekbirleri ve "Semiallahu limen hamideh" cümlesini, Fatiha'yı ve ekleyeceği ayetleri aşikare olarak okuyabilir.

2) Öğle Namazı
Öğle namazının ilk dört rekat sünnetinin evvelki iki rekatı, tam sabah namazının iki rekat sünneti gibi kılınır. Yalnız bunda niyet "Bugünkü öğle namazının ilk sünnetine" diye yapılır. Bir de bunda ikinci rekattan sonraki oturuş, son oturuş değil, birinci oturuş (ka'de) olduğundan bu oturuşta yalnız "Tahiyyat" okunur. Sonra "Allahu Ekber" deyip ayağa kalkılır. Yalnız Besmele, Fatiha ve bir mikdar da Kur'an okunarak yukarda bildirildiği şekilde, rükû ve secde yapılır. Ondan sonra dördüncü rekat için "Allahu Ekber" denilerek ayağa kalkılır. Bunda da yalnız besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur'an okunarak yine bildirildiği gibi, rükû ve secdelere varılır. Sonra oturulur; bu oturuş son ka'dedir. Bunda da Tahiyyat okunduktan sonra, Salli ve Barik, Rabbena atina duaları tamamen okunup, yazdığımız şekilde, iki tarafa selam verilir. Böylece bu dört rekat sünnet kılınmış olur.

Öğle Namazının Dört Rekat Farzına Gelince: Sünnetten sonra namaza aykırı bir iş yapmadan ayağa kalkılır. İkamet getirilir. O günkü öğle namazının farzını kılmaya niyet edilir. Eller yukarıya kaldırılarak "Allahu Ekber" diye tekbir alınır. İlk iki rekatı sabah namazının iki rekat farzı gibi kılınır. Ancak bu iki rekattan sonraki oturuş, birinci ka'de olduğundan bunda yalnız "Tahiyyat" okunur. Ondan sonra "Allahu Ekber" denilerek üçüncü rekata kalkılır. Yalnız Besmele ile Fatiha okunur. Anlatıldığı gibi rükû ve secdelere varılır. Sonra "Allahu Ekber" diyerek dördüncü rekata kalkılır. Besmele ile yalnız Fatiha suresi okunarak rükû ve secdelere gidilir. Sonra oturulur. Bu oturuş son ka'dedir. Bunda "Tahiyyat" okunduktan sonra "Salli ve Barik, Rabbenâ âtinâ" duaları okunur ve iki tarafa selam verilir. Böylece öğlenin farzı bitmiş olur.

Öğlenin farzında okunacak ayetler, sabah namazında okunacak mikdardan daha az olur.

Öğlenin Son İki Rekat Sünnetine Gelince: Bu da, "Bugünkü öğle namazının son sünnetini kılmaya" diye niyet edilip tamamen sabah namazının sünneti gibi kılınır. Bu son sünneti dört rekat kılmak müstahabdır. O zaman ya her iki rekatta bir selam verilir veya dört rekatın sonunda selam verilir. Dört rekat sorumda selam verilince, ilk oturuşta yalnız "Rabbena atina" duası okunmaz. Üçüncü rekat için tekbir alınarak ayağa kalkınca yine "Sübhaneke" okunur. Sonra bu son iki rekat evvelki iki rekat gibi kılınır.

Yalnız başına namaz kılan kimse, öğle namazlarının hem sünnetlerinde, hem de farzında kıraati, tekbirleri, tesbih ve tahmidleri gizlice yapar.

3) İkindi Namazı

İkindi namazının dört rekat sünnetinin her iki rekatı, müstakil (iki rekatlı) namaz gibidir. Onun için bu dört rekatın her iki rekatı (şef'î) tamamen sabah namazının iki rekat sünneti gibi kılınır.

Şöyle ki: Önce o günkü ikindi namazının sünnetini kılmaya niyet edilir. Bu namazın ilk iki rekatı bildirildiği gibi kılınınca oturulur. Bu oturuş, son oturuş demektir. Bunda "Tahiyyat ve salavatlar" okunur. Yalnız "Rabbena atina" duası okunmaz. Sonra "Allahu Ekber" diyerek üçüncü rekata kalkılır. Sübhaneke ve Eûzü Besmele'den sonra Fatiha ile bir mikdar ayet okunarak rükûa ve secdelere varılır. Ondan sonra tekbir ile dördüncü rekata kalkılarak yalnız Besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur'an okunur. Sonra yine rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur. Bu son oturuş olduğu için bunda "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbenâ âtinâ" okunur ve iki tarafa selam verilir.

İkindi Namazının Farzına Gelince: Bu da tamamen öğle namazının farzı gibi kılınır. Yalnız niyet değişir. O günkü ikindinin farz namazını kılmaya niyet edilir.

Tek başına namaz kılan kimse, ikinci namazının sünnetini de, farzını da öğle namazı gibi gizli okuyarak kılar.

4) Akşam Namazı

Akşam namazının üç rekat farzı, öğle ile ikindi namazlarının ilk üç rekat farzları gibi kılınır. Şöyle ki: O günün akşam namazının farzını kılmaya niyet edilip namaza tekbir ile başlanır. Yukarda açıklandığı üzere ilk iki rekatı kılınarak oturulur. Bu, birinci oturuştur. Bunda yalnız "Tahiyyat" okunur. Ondan sonra üçüncü rekata kalkılarak yalnız besmele ile Fatiha suresi okunur. Sonra "Allahu Ekber" denilerek rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur ki, bu da son oturuştur. Bunda "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbenâ âtinâ" okunur, iki tarafa selam verilir.
Akşam namazının farzında vaktin darlığından dolayı kısa sureler okunur.
Akşam Namazının Sünnetine Gelince: Bu da "Bu akşam namazının sünnetini kılmaya" diye niyet edilip tam sabah namazının sünneti gibi kılınır. Bu sünneti altı rekat olarak kılmak ise müstahabdır. Bu halde her iki rekatta bir selam vermeli ve aynı şekilde her iki rekatı kılmalıdır. Bununla beraber dört rekatında bir selam verilip ikindi namazının sünneti gibi de kılınabilir. Bu ziyade olan dört rekat namaza "Salât-ı Evvabîn" denir. Bunun çok sevabı vardır.

Tek başına akşam namazının farzını kılan kimse, onu sabah namazının farzı gibi aşikare de kılabilir.

5) Yatsı Namazı

Yatsı namazının ilk dört rekat sünneti, tamamen ikindi namazının dört rekat sünneti gibi kılınır. Dört rekat farzı da, tamamen öğle ve ikindi namazlarının farzları gibi kılınır. İki rekat son sünnetine gelince, bu da tamamen sabah ve akşam namazlarının iki rekat sünnetleri gibi kılınır. Yalnız niyetler değişir, yatsı namazının farzına ve sünnetine niyet edilir. Yatsı namazının son sünneti de, dört rekat olarak kılınabilir. Bu halde tamamen ilk dört rekat gibi kılınır. Bununla beraber iki rekatta bir selam vermek sureti ile de kılınabilir. Bu takdirde her iki rekatın ka'desinde "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbena atina" duası okunur. Geceleyin kılınan nafile namazlarda daha faziletli olan, böyle iki rekatta bir selam vermektir.

Tek başına namaz kılan kimse, yatsı namazının farzını sabah namazının farzı gibi namaz surelerini sesli okuyarak da kılabilir.

6) Vitir Namazı

Üç rekattan ibaret olan vitir namazı da şöyle kılınır: Önce o günün vitir namazını kılmaya niyet edilir. "Allahu Ekber" denilerek namaza başlanır. Sübhaneke okunduktan sonra "Eûzü Besmele" çekilerek Fatiha okunur. Arkasından bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okunur. Açıklandığı şekilde rükû ve secdelere gidilir. Sonra ikinci rekata kalkılır ve yalnız besmele ile Fatiha suresi ve bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okunarak yine rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur. Bu oturuş birinci ka'dedir. Bunda yalnız "Tahiyyat" okunur. Ondan sonra "Allahu Ekber" denilerek üçüncü rekata kalkılır. Bunda da yalnız Besmele ile Fatiha ve bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okunarak daha ayakta iken eller kaldırılıp "Allahu Ekber" diye tekbir alınır. Tekrar eller bağlanıp ayakta "Kunut" duası okunur. Sonra "Allahu Ekber" diye rükû ve secdelere gidilir. Ondan sonra oturulur. Bu da son oturuşdur. Bunda da bildiğimiz gibi "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbenâ âtinâ" duası okunarak iki tarafa selam verilir.

İmam Şafiî'ye göre, vitirde Kunut duasını okumak, ramazanın son yarısına mahsustur ve rükûdan kalkınca, okunur. Şafiî'lere göre vitir namazının en azı bir rekat, en çoğu da on bir rekâttır.

Hangi namazın kaç rekat olduğunu ve hangilerinin birbirine benzediğini daha kolay anlamak için aşağıdaki "Benzerlik Tablosu"ndan yararlanın.

Namaz rekatlarını karşılaştırmak için pratik benzerlik tablosu -»

Görsel Namaz Hocası'ndan yararlanarak namaz kılmak istiyorum -»

(1) Bir mikdardan maksad, en az bir sure veya en az üç kısa ayet veya kısa ayete denk bir ayettir.
(2) Rükû ile secde arasındaki doğruluşa (kıyama) kavme denir ki, bu halde eller yanlara salıverilir.

Kaynak:
Rapor Et
Eski 21 Temmuz 2013, 09:29

İslam Dininde Namaz

#35 (link)
Silent storM
_VICTORY_ - avatarı
İslam Dininde Namaz
MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi
Müslümanların, günde beş kez yapmaları dinin beş koşulundan biri olan ve dua okuyarak kıyam, rükû, sücut, kuut denilen beden durumlarını kuralınca tekrarlayarak yaptıkları ibadet.
Kuran'da salat adıyla birçok kez tekrarlanan, Müslümanlığa özgü bir tapınmadır. Müslümanlığın ilk yıllarında başlamış ve zamanla gelişerek bugünkü biçimini almıştır. Kuran'da namazın ne zaman ve nasıl kılınacağı belirtilmemiş olmakla birlikte, bu konudaki ayetlerle hadislerin karşılaştırılması sonucu, günde beş vakit olarak saptanmıştır. Yine hadislerden edinilen bilgiye göre, beş vakit namaz, Hicret'ten üç yıl önce Muhammet Peygamber miraca çıktığında farz kılınmıştır. Günlük beş vakit namazın on yedi rekâtı farz, yirmi rekâtı sünnettir. Yatsı namazından sonra kılınan üç rekât vitir namazı vaciptir. Bunların dışında cuma ve cenaze namazları farz, bayram namazları vaciptir. Ramazan geceleri kılınan yirmi rekât teravih namazı sünnettir.

Namaz kılacak kimsenin üstünün başının temiz, vücudunun (erkeklerde göbek ile diz arası, kadınlarda el ve yüz dışında her yeri) örtülü, dinî temizliğini (abdest, gusül) yapmış olması gerekir. Namaz, temiz olmak koşuluyla, her yerde, topluca (cemaatle) ya da yalnız olarak kılınabilir. Erkeklerin, camilerde topluca namaz kılmaları daha sevaptır. Topluca namaz kılanların, imamın arkasında düzenli ve doğru diziler oluşturmasına özen gösterilir. Cuma, bayram ve cenaze namazlarını yalnız erkekler kılar. Bu namazlar ancak toplulukla kılınabilir.

Muhammet Peygamber, namaza çok önem verir, onu Tanrı ile kul arasında bir söyleşi sayardı. Yeni Müslüman olanlara hemen namaz kılmayı öğretir ya da öğrettirirdi. Geceleri uyumadan önce ya da uykudan kalkıp namaz kılar, halka da, özellikle ramazan gecelerinde, gece namazları kılmalarını salık verirdi. Gece namazlarına teheccüt adı verilir. Korkulu durumlarda (düşman saldırısı, deprem, ay ve güneş tutulması vb.) Tanrı'dan yardım dilemek için, önce namaz kılınır, sonra dilekte bulunulurdu. Evlenen çiftlerGüneybatı Afrika'da, ülkenin kuzeyinden Orange Irmağı ağzına kadar uzanan çöl alanı. Uzunluğu 1.300, genişliği 50-150 km.
Rapor Et
Eski 21 Temmuz 2013, 10:02

İslam'ın Şartları - Namaz Kılmak

#36 (link)
Silent storM
_VICTORY_ - avatarı
İslam Dininde Namaz ve Namazın Önemi
MsXLabs.org

Namaz nedir?
Namaz, İslam'ın Beş Şartı'ndan biri olan ibadet. Kur'an'da günün belli vaktilerinde ve abdest şartını yerine getirerek namaz kılınması gerektiği belirtilmiştir. Kur'an ayetlerine göre namaz bir temizlenme aracıdır. Aynı zamanda Allah'ı anarak teslimiyetini yaratıcıya gösterme biçimdir. Kur'an'a göre namaz İbrahim'e öğretilen bir ibadet şeklidir. Kur'an'da namazın bazı şartlarda kısaltılabileceği belirtilmiştirnokta
Namaz, iftitah tekbiri (Allahu Ekber) ile başlanılan, Kıyam (ayakta durmak), içinde Kıraat'ın (Kur'an-ı Kerim'den Fatiha suresi ile en az bir ayet olmak üzere zamm-ı sure okumak), Rüku (eğilmek/ tesbihattan sonra) " Semia'llahu limen hamideh " "Rabbena lekel hamd" diyerek doğrulmak ve Sücud (secdeler, yere kapanma/tesbihat), sonrasında Ka'de (oturuş) şartları olan, içinde Tesbihat "Sübhane Rabbiye'l Azim, Sübhane Rabbiye'l A'la" olan ve selam "esselamü aleyküm ve rahmetullah" ile sona eren bir ibadettir.
Kur'an'da namazın kılınışı ile alakalı özel bir bölüm bulunmamakla birlikte, sadece namaz ile alakalı secde vurgusu yapılmış, ayrıca rüku (eğilmek) ve ayaktayken tabirleri de namaz için kullanılmıştır.

Kelime Kökü

Namaz kılmak; İkametü's-Salat), bir Kur'an kavramı olan ve Türkçeye pek çok dini kavramda olduğu gibi Selçuklularca Hintçeden Farsçaya geçmiş bir sözcük olarak İran'daki ateşe tapanların "ateş önünde eğilmek" anlamına gelen ???? Namaz kelimesi Salat kelimesi yerine kondu. Nitekim Namaz kelimesi Farsçada eylem olup eğilmek suretiyle saygı sunmaktır. Salat kendi başına genel anlamda dua'dır. İkametü's-Salat ise namaz kılmaktır.

Namazın Çeşitleri

Uygulamadaki Namaz çeşitleri;
1- Farz Namazlar: Sünni fıkıhçılara göre günlük kılınan beş vakit namaz her müslümana farzdır. Bunların dışında tüm Müslümanlara farz olan cuma namazı ve farz-ı kifaye olan cenaze namazı vardır. Sünni fıkıhçılar bir emrin farz olabilmesi için onun Kuranda açıkça ve hiçbir yoruma ihtimal vermeksizin emredilmiş olması gerektiğini belirtirler. Ancak namaz için böyle bir şart ileri sürmezler. Beş vakit namaz farzı için gerekçe gösterilen Kuran ayetinde namaz iki vakittir. Üçüncü bir vakte ise sadece işaret edilmiştir. Emir ifade etmez.
2- Cuma Namazı: Ayrıca gün içinden başka olarak bir gün için özel ibadet vakti de Kur'an 'da bulunmaktadır. İnananlar, Cum'a Suresi'nin 9. Ayetinde Cuma günü tabiri geçerek o gün çağrı yapıldığında ibadete gitmeleri için uyarılmışlardır.
Cum'a Suresi 9. Ayet:
62:9: Ey inananlar! Cuma günü, namaz (Dua) için çağrı yapıldığında, Allah'ı anmaya/Allah'ın Zikri'ne koşun ! Alışverişi bırakın ! Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
3- Sünnet Namazları: Kur'an'da böyle bir namazdan bahsedilmemektedir. Fakat İslamiyet tarihinde çeşitli mezheplerde farklılık gösterse de her vakit için ayrıca bir sünnet namazı bulunmaktadır.
4- Vacip Namazlar: Kur'an'da böyle bir namazdan bahsedilmemektedir. Yine İslamiyet tarihinde çeşitli mezheplerde var olan namazlardandır. Vacip gerekli olan demektir. Din bilginlerine göre Farz Namazlarını Günlük olarak yatsı namazından sonra kılınan vitir namazı ile bayram namazları vaciptir.
5- Nafile Namazlar: Herhangi bir yükümlülüğü olmadan, içten gelerek kılınan namazlardır. Beş vakit namaza bağlı olan sünnetler, ramazan geceleri kılınan teravih namazları, kuşluk namazları, gece namazları başlıca nafile namazlardır.
6- Cenaze Namazı: Kur'an'da böyle bir namazdan bahsedilmemektedir. Fakat vefat eden kişiler için geleneksel olarak var olan bir namaz çeşididir. Her ne kadar Kur'an da Yasin Suresi 70. Ayeti'nde Kur'an için şu şekilde bahsedilmiştir.
36:70: Diri olanı uyarsın ve gerçeği örten nankörler/inkarcılar aleyhine söz hak olsun diye indirilmiştir.
Ölüler ile alakalı olarak Kur'an da geçen ayetler ise şu şekildedir.
Neml Suresi 80. Ayet:
27:80: Sen ölülere duyuramazsın, aynı şekilde arkalarını dönen sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Rum Suresi 52. Ayet:
30:52: Sen ne ölülere işittirebilirsin, ne de arkalarını dönüp giden sağırlara çağrıyı duyurabilirsin.

Namaz vakitleri

Namazın Arapça manası olan Salat kelimesinin geçerek, ne zaman kılınması gerektiğini bildiren 3 ayet sırasıyla şunlardır;
Bakara Suresi 238. Ayet:
2:238: Namazlara hele orta namazına dikkat edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun.
Hud Suresi 114. Ayet:
11:114: “Gündüzün her iki tarafında ve geceye yakın olan saatlerinde namaz kıl!
Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür."
İsra Suresi 78. Ayet:
17:78: Güneşin batıya kaymasından, gecenin kararmasına kadar namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.
Bu ayetlerin dışında da namaz(salat) kelimesi Kur'an da başka ayetlerde de geçmekte olsa da, yalnız bu 3 ayetlerde namazın hangi vakitlerde kılınması gerektiği bildirilmiştir.
Her namaz, kendi vakti girdikten sonra kılınır. Vakti girmeyen namaz kılınmaz. Her namazın kılınma vakti, kendi vakti girdikten sonra başlar, bir sonraki namazın giriş vaktine kadar devam eder.
Namazların her birinin belirli vakitleri vardır. Her namazın kendi vaktinde kılınması şarttır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:
Namaz; Mü'minler üzerine vakitlenmiş olarak (süreli-sınırlı zaman aralığında) yazılıdır.
Namaz vakitleri şu şekildedir:
1- Sabah Namazı: Fıkıhçılar bu namazın vakti için sabaha karşı tan yerinin ağarmaya başlamasından, Güneş'in doğmasına kadar olan zamandır. 49.5° enleminin kuzeyinde bu ölçüt yılın altı ayında geçersizdir, buralarda altı ay boyunca gündoğumu olmaz.
2- Öğle Namazı Fıkıhçılar, Kur'an'ın bu açık tanımına rağmen iki farklı görüş belirtirler; Güneş'in en tepede olduğu andan her şeyin gölgesinin bir veya iki misli oluncaya kadar devam eden zamandır.
3- İkindi Namazı "ikindi" "ikinti" sözcüğü Türkçe'de "ikinci" sözcüğünün başka söylenişidir. Bu namaz adını, bu namaz vakti için fıkıhçılarca öğlenin ikinci vakti sayılmasından kaynaklanır. Fıkıhçılara göre, öğle namazı vaktinin bitiminden güneş batıncaya kadar olan zamandır.
4- Akşam Namazı: Fıkıhçılara göre, Güneş battıktan sonra başlayıp güneşin battığı yerde meydana gelen kızıllık kayboluncaya kadar olan zamandır.
5- Yatsı Namazı: Fıkıhçılara ve hadisçilere göre, Akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlayıp sabah namazının vakti girinceye kadar devam eden zamandır. Eski fıkıh kitapları Salatü'l Işayı ikiye ayırırlardı, ilkine Işa-ı Evvel, Akşam namazı; ikincisine de Işa-ı Ahir, Yatsı namazı derlerdi.
6- Vitir Namazı: Vitir namazının vakti de yatsı namazının vaktidir. Ancak vitir namazı, yatsı kılındıktan sonra kılınır. Vitir namazi vaciptir.
7- Teheccüd Namazı: Gece kılınan bir namazdır.
8- Cuma Namazı: Öğle namazı vakti içinde vaktin başlama anından başlayarak, yerel yetkilinin belirlediği saatte topluca kılınır. Cuma Suresi, 1 ayetine göre "Ey o iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınızda/namaz için toplandığınızda, Allah'ın zikrine koşun." denmesi yüzünden, Cuma günü kılınan Öğle Namazı tam vaktinde kılınmalıdır. Kur'an'a göre; Cuma günü haftalık toplantı günü olduğundan, Cuma günü namazı mülki ya da siyasi otorite kıldırır, Cuma günü kılınan Öğle namazına Cuma namazı denir. Bu namaza sonradan, Cuma namazının belli mesafe içinde tek yerde, ayni zamanda kılınması gerekliliği yüzünden, eşzamanlı olamaz kaygısıyla, ayrıca yeniden standart öğle namazı eklenmiştir. Oysa şimdiki fıkıhçılar neredeyse herkesin kolunda bile saat olmasını delil göstererek, artık bu kaygının gereksizliğini söylemektedirler.
9- Teravih Namazı: Ramazan ayında yatsı namazından sonra kılınabilen sünnet bir namazdır.
10- Bayram Namazı: Bayram günleri sabahleyin güneşin doğuşundan yaklaşık 50 dakika geçtikten sonra başlayıp güneşin tepe noktasına gelmesine kadar devam eden zamandır.
11- Evvabin Namazı: Akşam namazı ile yatsı namazı arasında kılınır.

Namaz Kılınması Sakıncalı Olan Vakitler

Sünni fıkıhçılar ve hadisçilere göre Güneş'e tapanların ibadet vakitlerinde namaz kılmak mekruhtur. Bu vakitlere Kerahat vakti denir.
Bu vakitler:
1- Güneş'in doğmasından itibaren 45 dakika.
2- Güneş tam tepe noktasına geldiğinde.
3- Güneş batarken Akşam ezanı vaktine 45 dakika kaladır.

Rekat Kavramı

Rekat namazın bir kıyam, bir rüku ile iki secdeden ibaret herbir bölümünün adıdır.

Namazın Kılınış ve Tamamlanışı

Niyyet, euzü besmele ile namaz kılmaya niyyet edilir. Örnek "fecir salatını ikamet etmeye / sabah namazını kılmaya" diye.
Kıbleye yönelme, Bakara 2/142-150 ile Yunus 10/87 ayetleri gereği namaz kılarken Kabe'ye yönelinir. Ayetler sunlardir;
Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.(2:144)
Biz ise Musaya ve kardeşine şu vahyi verdik: kavminiz için Mısırda bir takım evler ihzar edin, ve evlerinizi kıble tarafına yapın ve namaz kılın, hem de mü'minleri tebşir eyle (10:87)
Kıyam, ayakta durulur. Namazdaki, zikirdeki, duadaki "Kıyam" ile ilgili ayetler Alu İmran 3/39,191; Nisa 4/103; Yunus 10/12; Zümer 39/9.
İftitah (Başlama) Tekbiri; Kıyam sırasında İftitah tekbiri alınır, hadis kitablarinda belirtildigi gibi eller iki yana kaldırılır, Tekbir alınır/ "Allahü ekber" denir.
Kıraat (Okuma); Gene Kıyam sırasında İfittah tekbiri'nden sonra Kıraat edilir, Müzzemmil Suresi 20. ayet gereği, Kur'an'dan kolaya gelen/bilinen bir kısım okunur. (Resulullah Muhammed SS, Siyer aktarımına göre "fatihasız namaz eksik kalir", "fatiha yedi ayettir" demiştir.
Rüku (Eğilme): Kıraat'tan sonra, tekbir ile Rüku edilir. Rüku, dik durma/dikilme durumunun bozulması demektir, hafifçe kamburlaşmak demektir. Bu sırada Tesbih edilir/ "Sübhanallah ya da Sübhane Rabbiye'l Azim" denir. Rüku'dan sonra yeniden doğrulurken "Semi'Allahü Limen Hamideh" tam doğrulmada ise "Rabbena Lekel Hamd" denir. Sonra da tekbir ile secdeye gidilir. "Rüku" ile ilgili ayetler Bakara 2/43,125; Alu İmran 3/43; Maide 5/55; Tevbe 9/112; Hac 22/26,77; Sad 38/24; Fetih 48/29; Mürselat 77/48.
Secdeteyn (Fıkıhçılara göre Sücud); İki kez alnını yere değdirmek demektir. Bu sırada Tesbih edilir / "Sübhanallah ya da Sübhane Rabbiye'l a'la" denir. "Secde" ile ilgili ayetler Bakara 2/125; Alu İmran 3/43, 113; Nisa 4/102; Hac 22/26,77; Şuara 26/219; Zümer 39/9; Tevbe 9/112; "secdeteyn"de tesbihat ile ilgili ayet Araf 7/206; Hıcr 15/98; İnsan 76/26; Kaf 50/40
Ka'de (Oturuş); Secdeteyn sırasında iki secde arasında mecburi Ka'de / oturuş vardır. İki secde arsında gene secdeden kalkarken ve giderken tekbir alınır. "Ka'de" ile ilgili ayetler Alu İmran 3/191; Nisa 4/103; Yunus 10/12 "Secdeteyn" den sonra gene Tekbir ile İkinci Kıyam'a kalkılır (Ayağa kalkılır). İkinci Kıyam'da gene istenirse Kur'an'dan kolaya gelen bir kısım Kıraat edilir. Sonra tekbir ile rüku edilir, Tesbihat edilir. Tekbir ile Kıyam edilip, Tekbir ile Secdeteyn'e gidilir, Tesbihat edilir. İkinci secde bitince istenirse Kıraat edilir. Vahiy Başyazmanı Zeyd bin Sabit, Resulullah'ın bu sırada Kur'an'dan sure okuduğunu nakletmektedir. Bu Kıraat yapılsın ya da yapılmasın, çevredekilerin namazın bittiğini anlaması için, önünden kimsenin geçmemesi engelinin kalktığını gösterilmesi için sağ ve sola Selam verilir bu yalnızca "selam" sözcüğünden ibarettir. (EsSelamü aleyküm ve rahmetullah.)

Namazın Şartları

1- Manevi Temizlik (Hadesten Taharet): Namazdan önce abdest, gerekli hallerde ise gusül abdesti almak.
2- Maddi Temizlik (Necasetten Taharet): Namaz kılacak kişinin, bedeninde, üzerindeki elbisede ve namaz kılacağı yerde pislik varsa bunları temizlemek.
3- Örtünmek (Setr-i Avret): Namaz kılacak kişinin vücudunda örtünmesi gereken yerleri örtmesi. (Erkeklerin göbek ile diz kapağı arasını (dizkapağı dahil), Kadınların yüz, el ve ayaklardan başka vücudunun her tarafını örtmeleri gerekir)
4- Kıbleye Dönmek (İstikbal-i Kıble): Namazı kıbleye dönerek kılmak.
5- Vakit: Namazları kendi vakitleri içinde kılmak gerekir. Vakti gelmeden bir namazı kılmak caiz değildir.
6- Niyet Etmek: Hangi namazı kıldığını bilmek ve kalbinde hatırlamaktır. Niyetin dil ile söylenmesi sünnettir.

Hadislere Göre Namaz

Allah inancını tevhid çerçevesinde kabul etmiş her müslümanın öncelikle yerine getirmesi gereken bir ibadettir ve bu bakımdan dinde yeri çok önemlidir. Kur'an-ı Kerim'de;
"Sana vahyolunan kitabı oku, namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, hayasızlıktan ve fenalıktan alıkoyar." buyurulmaktadır."
Hadislere göre Namaz dinin direğidir. Hadisi bu ibadetin önemini göstermektedir.
Emevi sonrası Sünni fıkıhçılara ve hadisçilere göre, Kur'an-ı Kerim'den sonra, İslam dininin en önemli yazılı kaynağı olarak kabul edilmiş olan Sahih-i Buhari de geçen bir hadis şöyledir:
Nebi dedi:
Sizden herhangi birinizin kapısı önünde bir nehir bulunsa, ve o kimse nehirde günde beş defa yıkansa kendisinde kirden bir şey kalır mı ?
Dinleyenler:
"Hiç kir kalmaz Ya Rasulallah!" diye cevap verdiler.
Peygamberimiz:
"İşte beş vakit namaz da buna benzer, Allah namazla günahları siler." buyurdu.
Ergenlik çağına girmiş her aklı başında müslümanın, farz olan namazları kılması İslam inancının gereğidir.
Kaynak
Rapor Et
Eski 16 Şubat 2014, 14:17

Beş Vakit Namaz Günahlara Keffarettir

#37 (link)
MsXLabs Üyesi
99haber - avatarı
Beş Vakit Namaz Günahlara Keffarettir
MsXLabs.org

"Kim farz namazların arkasında Âyetü'l-Kürsî'yi okursa o kimse, diğer namaza kadar Allâh'ın zimmetinde (himâyesinde)dir."(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu 'cemu 'l-Kebîr)

Allâhü Teâlâ Hûd Sûresinin 114. âyet-i kerîmesinde (meâlen) "Ve namazı gündüzün iki tarafında ve geceden de gündüze yakın saatlerde dosdoğru kıl. Hasenât seyyiatı giderir (Beş vakit namaz günahlara kefaret olur.) Bu namaz zikir ehline bir va'zdır." buyurmaktadır. Bu âyet-i kerîme beş vakit namazın farz olduğunun açık bir delilidir. Nitekim beş vakit namazın farz olması diğer âyetler ve hadîs-i şerîf ve icma-ı ümmet ile de sabittir. Bunun aksini iddia İslâm itikadına tamamen zıttır. Bu âyetin tefsiri şöyledir:

Ey müslümanlar farz namazları gündüzün iki tarafında (öğle ve ikindi vakitlerinde) ve geceden gündüze yakın saatlerde (yani: Akşam yatsı ve sabah vakitlerinde) dosdoğru ve erkânına ve şartlarına riayet ederek kılın. Şüphe yok ki, (beş vakit namaz) kötülükleri giderir, küçük günahlara keffâret olur ve affına sebeb olur. Fakat büyük günahlardan dolayı herhalde tevbe ve istiğfar etmek icabeder. Namaz imandan sonra ibadetlerin en büyüğüdür. Nitekim Sahih-i Müslim'de bir hadîs-i şerîf şu mealdedir:

"-Kebair denilen büyük günahlardan kaçınıldıkça- Beş vakit namaz ile cuma namazı, diğer cuma gününe kadar aralarındaki günahlar için keffarettir."

Diğer bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) beş vakit namazın fazilet ve ehemmiyetini şöyle haber vermektedir: Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Ashab-ı kirâmına hitaben: "Söyleyin bakalım, birinizin kapısı önünde bir akarsu bulunsa ve günde beş defa içinde yıkansa ne dersiniz? Vücudunun kirinden, pasından bir şey bırakır mı?' buyurdular. Ashab-ı kirâm;

'Yâ Resûlallah! Hiç kir, pas bırakmaz,' dediler. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)

buyurdu ki:

"Beş vakit namaz da işte bunun gibidir. Onlarla Allâhü Teâlâ günahları siler, affeder."
Son Düzenleyen _Yağmur_; 19 Şubat 2014 @ 11:15. Sebep: reklam kaldırıldı.
Rapor Et
Eski 22 Mart 2014, 11:20

Namaz Kılmayana, Kur'an ın Öngördüğü Bir Ceza Var Mıdır

#38 (link)
MsXLabs Üyesi
halukgta - avatarı
İnternette gezinirken, bir yazı dikkatimi çekti. Yazının konusu, namazı terkin dini cezası konusu ile ilgiliydi. Merak ettim ve okudum. Doğrusu okuduklarıma hiç şaşırmadım, çünkü bizler İslam ı Kur’an dan o kadar uzak yaşıyoruz ki, bu konuda da Kur’an ın onay vereceği bir bilgiyle karşılaşmayı, zaten beklemiyordum. Konuyla ilgili yazıdan alıntılar yapalım önce, daha sonra üzerinde Kur’an ışığında birlikte düşünelim.

Namazı terkin dini cezası:

Namazı inkâr eden kâfir olur. Çünkü kat'i delille sabittir. Umursamayarak yani tembelliğinden dolayı kasten namazı terk eden fasık olur. (İbni Abidin, Reddü'l Muhtar, c. 2, s.7).

Farz olduğunu inkâr etmemekle birlikte beraber tembellikle namazı kılmaya uygulanacak dünyevi cezanın ne olacağı mezhepler arasında itilaflıdır.

Hanefîlere Göre; namazı kılmayan fasıktır. Namaz kılıncaya veya ölünceye kadar hapsedilir ve dövülür.

Mâlikîlere Göre; vaktin sonuna kadar beklenir, bu müddet zarfında kılarsa serbest bırakılır, kılmazsa ceza olarak (kâfir sayarak) öldürülür.

Şâfiîlere Göre; vaktin sonuna kadar beklenir, sonra tövbeye davet edilir. Tövbe edip namazını kılarsa, serbest bırakılır. Aksi halde ceza olarak öldürülür. Öğleyi ve ikindiyi terkten dolayı güneş batıncaya kadar, akşam ve yatsıyı terkten fecir, sabahı terkten dolayı da güneş doğuncaya kadar ceza tatbik edilmez. Ancak kendisinden namazı vaktinde eda etmesini istemek şarttır.

Hanbelîler Göre; namazı tembellik göstererek terk eden kimseyi devlet başkanı veya naibi namazı kılmaya davet eder. Eğer sonra ki namazın vakti daralıncaya kadar kılmazsa katli vaciptir. Fakat üç gün kendisi tövbeye davet edilmedikçe ceza infaz edilmez. Mezheplerin her birinin görüşlerini dayandırdıkları akli nakli deliller vardır. Ancak sözü uzatmamak için bu kadarıyla yetindik. (Necati Yeni el, Hüseyin Kaya pınar, Sünen-i Ebû Davud Terceme ve Şerhi c. 2, s. 112)

Değerli din kardeşlerim. Yazılanları okudunuz, siz böyle bir hükmün, Kur’an da Allah tarafından bahsedildiğini hiç okudunuz mu? Çok ilginçtir Allah asla böyle bir hüküm vermediği için, mezheplerde kendi arasında anlaşamadıkları, ihtilafa düştükleri anlaşılıyor, ama yinede kendi nefisleri doğrultusunda karar vermeden de yapamıyorlar.

Mezheplerin namazını kılmayanlara takdir ettikleri cezalar ise, çok düşündürücüdür. Namaz kılmayanlar kılana kadar hapsedilir ve dövülür denebiliyor. Daha da düşündürücü olanı, namaz kılmayanların bu konuda ısrar etmeleri durumunda, öldürüleceği hükmünün verilmesidir.

Allah boşuna Kur’an ın ipine sarılın demiyor. Hüküm Allah ın dır, ondan başka din ve iman adına hüküm verecek kimsenin olmadığını, Allah hükmüne hiç kimseyi ortak etmediğini açıkça söylüyor bizlere. Ama Kur’an İslam toplumunun genelinde, din ve iman adına rehber olmaktan çıkartılmış, beşerin rivayet ve sanı bilgileri ile iman edince sonuç ortada.

Bu konuyu gelin şimdi de, Kur’an öğretisi doğrultusunda düşünelim. Allah Kur’an da inancımızı yaşarken, çok kesin kurallar koymuştur. Toplumun huzuru ve adaletli bir düzenin kurulması için, halkın uyması gereken kanunlarını, çok açık bir şekilde belirtmiştir ve uymayanlarında nasıl cezalandırılacağı konusunda örneklerini de vermiştir. Tekrar hatırlatmak istiyorum bu hükümler, toplumun düzenini kurmak adına verilmiş hükümlerdir.

Kur’an ın genel çoğunluğunu kapsayan konular ise, bizlerin bizzat kişisel olarak sorumlu olduğumuz ibadetler ve bizlere yaşantımızda rehberlik eden bilgilerdir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek hacca gitmek, adaletli olmak, yardım sever olmak. Bu ve buna benzer birçok konular ise, bir Müslüman ın kendi imtihanı ile ilgilidir. Hiç kimse bunlara müdahale edemez, zorlayamaz.

Allah zaten Kur’an da bizleri imtihan ettiğini söylemiyor muydu? Nasıl olurda bir insanın imtihanına müdahale ederiz de sen namaz kılmıyorsun, oruç tutmuyorsun diye ceza veririz. Birde namaz kılmayan öldürülür diyenler bile çıkıyorsa, bizler hala namazın özünde yatan gerçeği anlayamamışız demektir.

İbadetler Allah ile kul arasındadır, hiç kimse müdahale edemez. Yalnız namaz değil, diğer konularda da aynıdır. Allah SALÂT yani dilimize çevirdiğimiz ismiyle, namaz konusunu anlatırken, namazın Allah ile irtibat kapısı olduğunu söyler. Çünkü Rabbimizden namazla istekte bulunacağımızı, ondan yardım isteyeceğimizi, ona dualarımızla namazla, niyazda bulanacağımızı anlatır bizlere.

Namaz kılmıyor mu bir din kardeşimiz. Onun sorunudur bu, onun kaybıdır. Allah tan yardım istemek niyetinde, zikrinde yoksa bize ne. Zora düştüğümüzde Allah a açılacak ellerin cevap bulmasını istiyorsak eğer, gerektiği zaman onun huzuruna durup, ona şükretmeli onu tespih etmeliyiz ki, dualarımız karşılık bulsun. Yardım istemeyene, zorla yardım edilmez.

Kur’an a bu konu hakkında baktığımızda, bırakın namazını kılmayanı eziyet edip, öldürmeyi, kılınmayan namazların daha sonra kılınmasından dahi bahsetmez. Ama oruç konusunda tutamadığımız orucu daha sonra tutmamızı öğütler. Peki neden?

ÇÜNKÜ NAMAZ, YAŞADIĞIMIZ O ANIN SİGORTASIDIR, YAŞANTIMIZIN KONTROL DÜMENİDİR. Geçmişte yaşadıklarımız, yaptıklarımız kayda alınmıştır. Değiştirmekte mümkün değildir. Bizlere düşen şuandan sonra ki hayatımızda yapacaklarımızı en güzel, en doğru bir şekilde yapmak olmalıdır. Doğruyu yaşayabilmek içinde, Kur’an ın gösterdiği yolu hayatımıza geçirmeliyiz. Namaz la bizler Yaradan a bir söz veriyoruz ve diyoruz ki, yalnız senden yardım dileriz, yalnız sana kulluk ederiz. Bizi doğru yola ilet.

Oruç konusunda Allah, tutamadıklarımızı tutmamızı istemesinin nedeni, bir yıl içinde hiç durmadan çalışan organlarımızın ve ruhumuzun adeta bu zaman zarfında bakıma, dinlenmeye, adeta terapiye alınmaya ihtiyacı olduğu içindir.

Eğer bizler bu yakarışlarımızda-dualarımızda samimi ve içten isek, bu sözlerimizde duruyorsak, Allah da bizlerin gönül gözlerini açarak, toplumda doğru bir insan olmamızın yolunu açacaktır. Ama öyle namaz kılanlar var ki, tüm bu gerçeklerden uzak, gösteriş ve menfaatleri adına namaz kılarak, toplumda bozgunculuk yaparlar. İşte Allah bu türlü namaz kılanlara da, MAUN suresinde ne diyordu hatırlayalım.

—YAZIKLAR OLSUN O NAMAZ KILANLARA Kİ, onlar namazlarını ciddiye almazlar.

Sizce böyle namaz kılanlara bile Allah, bizlerin bir ceza vermesinden bahsetmeyip, gerekeni kendisi yapacağını söylüyorsa, hiç namaz kılmayanlar hakkında verdikleri beşeri hükümler, ne kadar Kur’an dan onay alır?

Salâtın bir anlamı da duadır. Allah a dua etmeyen, onun huzurunda rükû edip secde ederek onu yüceltmeyen, gereken saygıyı Rahmana göstermeyen, elbette ihtiyacı olduğunda da Yüce Mevla mızı yanında bulamayacaktır.

Rabbin huzuruna durmak istemiyorsa bir insan, kendi sorunudur zorla saygı olmaz. Dinde zorlama yoktur diyen Yaradan ı, lütfen anlamaya çalışalım. Bir anne baba, evlatlarından nasıl saygı, hürmet bekliyor da, saygısız, hayırsız evlada karşı tavır sergiliyorsa, bizleri Yaradan Allah a karşıda gereken saygıyı, hürmeti göstermeliyiz ki karşılık bulalım.

Tüm bu düşünceler ışığında size bir soru sorsam ve desem ki, İslam dininde asıl olan, öncelik, amaç İBADET midir, iyi AHLAK mıdır? Ne dersiniz? Belki ilk baktığınızda, bu sorduğum tuzak bir soru gibi gelebilir. Bunu özellikle sordum ki, konu daha iyi anlaşılabilsin. Kur’an ın bizlere rehber olarak indirilmesinin amacı, bizleri iyi ahlaklı bir insan olarak yetiştirebilmek adınadır.

Demek ki asıl amaç iyi ahlaklı olmakmış. Peki, ibadetlerin amacı nedir dersek, elbette onlarında amacı, bizleri iyi ahlaklı olmaya yönlendiren ARAÇLARDIR. Eğer yapılan ibadetler bir insanı iyi ahlaklı yapmıyorsa, yapılan ibadetlerin, Allah ın istediği kıstasta yapılmadığı içindir. Namazı kılmak elbette çok önemlidir, ama namazı gösteriş ve çıkarlarımıza alet etmemek şartıyla. Böyle yapanlar namazın gerçekleri ile asla yüzleşemez ve ondan gereken faydayı sağlayamazlar. İBADETLER NİYETLERE, AMELLERE GÖRE DEĞER KAZANIR VE BİZLERE FAYDA SAĞLAR.

Namaz kılmayarak, Yaradan ı her an nefsinde hissetmeyen bir insan, bakın neler kaybediyor.

Ankebut 45: Sana kitaptan vahyedileni oku, namazı dosdoğru kıl! ÇÜNKÜ NAMAZ, YÜZ KIZARTICI ŞEYLERDEN VE KÖTÜLÜKLERDEN ALIKOYAR. Allah'ı anmak en büyük ibadettir. Allah ne yaptığınızı bilir.

Buradan da anlaşılıyor ki, namaz kılmayarak Allah ı zikretmeyen, anmayan, onu yüceltmeyen, onun huzur ve mutluluğundan uzak kalan, namazın getirisinden onun faydalarından da yararlanamayacaktır.

Bunu istemeyene, zorla yaptıramazsınız. İbadetleri yapmayana, Allah ın hükmetmediği bir cezayı vermek, Allah ın bizleri yaratma amacına ters düşer. Çünkü Allah özgür iradesiyle yarattığı insana, din ve iman konusunda, hiç kimsenin müdahale etmesine izin vermez. Hatta elçisine, TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER diyerek, konuya da açıklık getirir. Allah kullarını bakın neden yarattığını söylüyor.

Mülk 2: O ki, HANGİNİZİN DAHA GÜZEL DAVRANACAĞINI SINAMAK İÇİN ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır

Bakın ayet ne kadar açık söylüyor. Kimin daha güzel amel sahibi olacağını, kimlerin güzel şeyler yapıp yapmayacağını görmek için, sizleri imtihan ediyorum diyor bu dünyada. Yine bir başka ayetinde kendisine kulluk edilmesi yani kendisine karşı ibadet edilmesi konusunda ne söylüyor.

Mümin 60: Rabbiniz şöyle dedi: “BANA DUA EDİN, DUANIZA CEVAP VEREYİM. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir hâlde cehenneme gireceklerdir.”

Aslında yukarıdaki ayet konumuza çok güzel açıklık getiriyor ve diyor ki, bana dua edin. Biliyorsunuz bir başka ayetinde de, benden salâtla/namazla yardım isteyin diyordu. Böyle yapanların yardımlarına koşar, dualarına cevap veririm açıklamasını yapıyor. Ayetin devamında da, bana kulluk etme konusunda özençsiz, isteksiz olanlar kaybedeceklerdir diyor.

Şimdi sizlere hatırlatacağım ayet ise, aslında namazın asıl ne maksatla kılınması gerektiğini ve önemini çok güzel anlatıyor.

Taha 14: Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et; BENİ ANMAK İÇİN NAMAZ KIL.

Bu ayetten de açıkça anlaşılıyor ki NAMAZ, Allah ı anmak, onu zikretmek, ondan yardım istemekten başka bir şey değil. Bu durumda Allah ı anmak, ondan yardım almak istemeyene, nasıl olurda müdahale ederde, Allah ın hüküm vermediği bir cezayı bizler vermeye çalışırız. ÇÜNKÜ MUHATAP BİZLER DEĞİLİZ. İbadet/kulluk yalnız Allah a yapılır ve muhatabı da yalnız Allah tır.

Zorla kılınan bir namazdan, hiçbir fayda sağlanamaz. Ne söylediğimizi bilmeden, ayetleri bilinçsizce tekrar ederek, kıldığımız namazdan da gereken faydayı sağlayamayız. Bizler önce namazın özünü doğru anlamalıyız ki, gereken faydayı sağlayabilelim.

Onun için namaz kılmayanı, namaz kılmak için zorlamak, namazın ne olduğunu hiç anlamamak demektir. Ne yazık ki bu acı gerçek, İslam toplumları tarafından anlaşılamadığı için, MAUN suresinde Allah ın şiddetle eleştirdiği namaz kılanlar, genel çoğunluğumuzu oluşturuyor.

Allah yarattığı kullarının kendisine karşı, çok önemli bir görevi olduğunu hatırlatıyor bizlere ve bakın ne diyor.

Hicr 99: Ve sana ölüm gelinceye kadar, RABBİNE İBADET ET.

Bunca güzellikleri bizlere bahşeden, önümüze seren Rabbimiz in bizlerden istediği, kendisine gereken saygıyı, hürmeti yine onun istediği yöntemle yerine getirmemizdir. Kural Allah tarafından konmuştur. İsteyen uyar karşılığını görür, isteyen uymaz sonucuna katlanır. Ama asla hiç kimse, bir diğerinin din ve iman adına imtihanına karışamaz.

Bu durumda kimin haddine, bilmem kim namaz kılmıyor, oruç tutmuyor diye kendi nefsimizce cezalar vermek. Kimin haddine, Allah ın imtihan ettiği kulunun imtihanına karışmak, müdahale etmek. Elbette kimsenin haddine değil, ama bizler Kur’an ı rehber almadığımız sürece, böyle konularla kendimizi avutup, Allah ın yetkisine karıştığımızın farkında bile olamıyoruz.

Bizler toplum olarak önce Kur’an ın ipine sarılmalıyız, emin olmadığımız bilgilere değil. Daha sonrada topluma namazın ne olduğunu doğru anlatmalıyız ki dualarımız karşılık bulsun. Bunu yapmadığımız sürece, MAUN suresinde bahsedilen, bazı Müslümanların kıldığı namazın durumuna düşeriz. Allah bizleri böyle olmaktan korusun.

Dilerim Yüce Rabbimden, Allah ın huzuruna huşu ile duran, ona kıyam, rükû, secde eden, onu gereği gibi zikreden, ondan yardım isteyen, batılın ve hurafenin değil, Kur’an ın ipine sıkı sıkıya sarılan, doğrunun ve güzelliğin arayışında olan, Allah ın halis kullarından oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
İslam'ın Şartları - Namaz Kılmak Konusuna Benzer Konular
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 15
Son Mesaj: 11 Mayıs 2014 13:18
Gönderen: tuanarock10 Forum: Soru-Cevap
Cevap: 27
Son Mesaj: 5 Aralık 2013 23:06
Gönderen: Misafir Forum: Soru-Cevap
Cevap: 2
Son Mesaj: 2 Ocak 2012 14:44
Gönderen: ThinkerBeLL Forum: Müslümanlık/İslamiyet
Cevap: 0
Son Mesaj: 5 Haziran 2009 20:24
Gönderen: Blue Blood Forum: Müslümanlık/İslamiyet
Cevap: 0
Son Mesaj: 5 Mart 2006 12:37
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.657 saniyede (92.23% PHP - 7.77% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 08:08
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi