| | #1 (mesaj-linki) | |
| İslam'da İman ve İmanın Şartları İslam'da İman Vikipedi, özgür ansiklopedi İslam dinine göre kişinin kurtuluşa erebilmesi için îmân etmesi gerekir. İslâm'da îmân, İslâm dîninin esaslarına inanmaktır. Farklı mezheplerin farklı görüşleri varsa da burada sâdece kısa ve genel bir çerçeve çizilmiştir. Îman mezheplerinin imânâ dair görüşleri için ilgili maddelere bakmak gerekir. İslâm dîninde inanılması lâzım olan altı temel esasa Âmentü denir. Âmentü ve mânâsı: Âmentü billahi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî vel yevmilâhiri ve bil kaderi hayrihî ve şerrihî minellahi teâlâ vel-ba'sü ba'delmevti hakkun eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlühü. "Allaha, meleklerine, kitablarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kaderin, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna îmân ettim. Öldükten sonra dirilmek haktır. Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed aleyhisselâmın Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna şehâdet ederim."Âmentü'de bildirilen altı şeyin manalarını bilip, beğenip, kabul eden kimseye mü'min denir. İslam'da kişi âmentüye inanmadığı sürece mü'min yani inanan kabul edilmez. Îmânın Şartları 1. Allah'a Îmân Tevhid, yânî Allah'ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Şu noktaları içerir:
Meleklere inanmaktır. Buna göre: Melekler, Allah'ın yalnız ona ibâdet etsinler ve onun emirlerini yerine getirsinler diye yarattığı üstün kullarıdır. Allah onlara özel görevler vermiştir. Cebrail, Allah'ın katından peygamberlere vahiy (mesaj/kitap) indirmekle; Mikail, yağmur ve bitkilerle; İsrafil, sura üflemekle; ölüm meleği olan Azrail, hayatı sona erdirmekle görevlidir. 3. Kitaplara Îmân Allah'ın peygamberlerine içinde doğru yolu, iyiliği ve kurtuluşu gösteren kitaplar indirdiğine inanmak. Buna göre:
4. Peygamberlere Îmân Allah'ın peygamberler gönderdiğine inanmak. Buna göre: Onların (emir getiren) ilki Nuh sonuncuları da Muhammed'dir. İçlerinde Meryem oğlu İsa ve Üzeyr de dahil olmak üzere peygamberlerin hepsi birer insandır. Rablık sıfatlarından hiçbirini taşımazlar. Onlar Allah'ın kendilerine peygamberlik vermekle lütufta bulunduğu kimselerdir, Allah'ın elçileridirler. Allah, Muhammed'i bütün insanlığa göndermekle peygamberliği sona erdirmiştir. İslam'a göre ondan sonra peygamber yoktur. Kur'an'da adı geçen peygamberler şunlardır:
5. Ahiret Gününe Îmân Ahiret'e, yânî âhiret gününe inanmak. Buna göre: Ahiret günü; Allah'ın insanları kabirlerinden diri olarak çıkarıp onları bir arada toplayacağı gündür. O gün onlar ya nimetleri bol cennet yurduna ya da elem verici azabın olduğu cehennem yurduna gireceklerdir. Ahiret gününe îmân; öldükten sonra kabirde karşılaşılacak ceza ve ödül, sonraki diriliş, toplanma ve hesap verme, ardından da cennete ya da cehenneme girilmesi gibi ölümden sonra gerçekleşecek olan şeylere îmân etmektir. 6. Kaza ve Kader'e Îmân Kader'e inanmak. Buna göre: Allah'ın ezeli ilmi ve bilgeliğinin gereği olarak evrenin yönettiğine, her şeyin onun bilgisi dahilinde olduğuna ve huzurundaki “Levh-i Mahfuz” da yazıldığına inanmaktır. Allah evreni dilemiş ve yaratmıştır. Onun iradesi ve yaratışı olmadan olmuş hiçbir şey yoktur. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| iman Nedir İman nedir Sual: İman nedir? CEVAP İman, bildirilen altı esasa inanmak ve Allahü teâlâ tarafından bildirilen, Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâ tarafından getirdiği emir ve yasakların hepsine inanmak ve inandığını dil ile söylemek demektir. Amentü şöyledir: Âmentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel ba'sü ba'del mevti hakkun. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülühü. [Yani, Allah�a, meleklerine, gönderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah�tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah�tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah�ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.] İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği dini, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenip, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba [görmedikleri halde Resulümün bildirdiği her şeye] iman ederler) buyuruyor. (Bekara 3) Resulü de, (Dini [hükümleri, dinde bildirilenleri] aklı ile ölçenden daha zararlısı yoktur) buyurdu. (Taberani) Nazara yani göz değmesine inanmayan bir kimse, (Bugün fen, gözle görülemeyen şuaların iş yaptığını açıklıyor. Mesela bir kumanda ile TV�yi, radyoyu veya arabamızı açıp kapatabiliyoruz. Bunun için gözlerden çıkan şuanın zarar verebileceğine artık inanıyorum) dese bunun kıymeti olmaz. Çünkü bu insan dine değil, kumandadan çıkan şuaya inanıyor. Yahut şua ile birlikte Peygambere inanıyor. Yani fen kabul ettiği için, şuaların etkisini gözü ile gördüğü için inanıyor ki bu iman olmaz. Dinde bildirilen her şeyi, fen ispat edemese de, fayda veya zararını gözü ile görmese de, yine inanmak lazımdır. Hakiki iman gayba inanmaktır yani görmeden inanmaktır. Gördükten sonra artık o iman olmaz. Gördüğünü itiraf etmek olur. Bekara suresinin 3. âyetinde, gayba inanmak, görmeden inanmak övülüyor. İmanın altı şartı da gayba inanmayı gerektirmektedir. Çünkü hiç birisini görmüş değiliz. Peygamber efendimiz, aşağıda bildirilen iman ile ilgili âyetleri açıklayarak imanı şöyle tarif etti: (İman; Allah�a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah�tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah�tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai] Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Asıl iyilik; Allah�a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.) [Bekara 177](Onlar gayba [Allah'a, meleklere, kıyamete, cennete, cehenneme görmedikleri halde] inanırlar.) [Bekara 3] (Onlar, sana indirilene, senden önceki kitaplara ve ahirete iman ederler.) [Bekara 4] Bu üç âyette, Allah�a, ahirete, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve gayba inanmak bildiriliyor. (Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) [Bekara 255] (Ölümü Allah�ın iznine bağlı olmayan hiç kimse yoktur.) [Al-i İmran 145] (Ölüm zamanını takdir eden ancak Allah�tır.) [Enam 2] Bu üç âyet, takdirin Allah tarafından olduğunu bildirmekte, kadere iman etmeyi göstermektedir. (Kendilerine bir iyilik dokununca, "Bu Allah�tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "Bu senin yüzünden" derler. �Küllün min indillah� [Hepsi Allah�tandır] de, bunlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar.) [Nisa 78] Bu âyet, hayır ve şerrin Allah�tan olduğunu bildirmektedir. (Muhammed [aleyhisselam], Allah�ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40] Bu âyet de, Resulullahın peygamber olduğunu bildirmektedir. Amentü�nün manası Amentü�yü bildiren hadis-i şerif şu mealdedir: (İman; Allah�a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah�tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah�tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai] Allah�a inanmak: Allahü teâlânın varlığına, birliğine, Ondan başka ilah olmadığına, her şeyi yoktan yarattığına, Ondan başka yaratıcı olmadığına kalben inanmak, kabul etmek demektir. Âlemlere rahmet olarak gönderdiği son Peygamberi Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla bildirdiği dinin hepsini kabul etmek, beğenmek demektir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah�a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158] Meleklere inanmak: Melekler nurani cisimlerdir. Hiçbirinde erkeklik dişilik yoktur. Hepsinin günahsız, emin olduğunu kabul etmek, tasdik etmek, yaptıkları işleri beğenmek şarttır. Bir âyet-i kerime meali: (Asıl iyilik; Allah�a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.) [Bekara 177] Kitaplara inanmak: Zebur, Tevrat, İncil, Kur�an ve diğer kitapların Allahü teâlâ tarafından gönderildiğine, hepsinin hak olduğuna, ancak son kitap Kur�an-ı kerimle diğerlerinin [Hiç birisi değişmemiş bile olsa] Allahü teâlâ tarafından nesh edildiğine yani yürürlükten kaldırıldığına iman etmek, böyle olduğunu kabul etmek demektir. Ayrıca, Kur�an-ı kerimden önceki kitapların insanlar tarafından değiştirildiğini, Allah kelamı olmaktan çıktıklarını bilmek, bunu kabul ve tasdik etmek demektir. Bir âyet-i kerime meali: (Onlar, sana indirilene [Kur�an-ı kerime], senden önceki indirilen kitaplara iman ederler.) [Bekara 4] Peygamberlere inanmak: Peygamberlerin hepsinin Allahü teâlâ tarafından seçilmiş olup, sadık, doğru sözlü, günahtan masum olduklarını kabul ile tasdik etmek demektir. Onlardan birini bile kabul etmeyen, beğenmeyen kimse, kâfir olur. Peygamberlerin ilkinin Âdem aleyhisselam ve sonuncusunun, Muhammed aleyhisselam olduğuna iman etmek, kabul ve tasdik etmek demektir. Peygamber efendimizin bildirdiği dini hükümlerin hepsini, en güzel şekilde ve eksiksiz tebliğ ettiğine inanmak, bu emir ve yasakların hepsini kabul edip, hepsini beğenmek demektir. Bir âyet-i kerime meali: (Bütün Peygamberlere iman edip, hiçbirini diğerinden ayırmayanlar Allah�ın mükafatına kavuşacaktır.) [Nisa 152] Kaza ve kadere inanmak: Allahü teâlânın insanlara cüzi irade verdiğini, insanların bu cüzi iradeye göre tercih ettikleri ve yaptıkları her şeyi Allahü teâlânın yarattığına iman etmek demektir. Hayır ve şer, her şeyi kulların talep ettiklerini, Allah�ın da bunu dilediği takdirde yarattığını bilmek, bunu kabul ile tasdik etmek ve beğenmek demektir. Bir âyet-i kerime meali: (Allah�ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir.) [Ahzab 38] Ahirete inanmak: İnsanların kıyamet kopunca, dirileceklerine, hesap ve mizandan sonra, Müslümanların Cennete, kâfirlerin Cehenneme gideceklerine ve orada ebedi kalacaklarına iman etmek, bunu kabul etmek ve beğenmek demektir. Bir âyet-i kerime meali: (Onlar [Müslümanlar], ahiret gününe iman ederler.) [Bekara 4] Kelime-i şehadete inanmak şöyle olmalı: Ben şehadet ederim ki, yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki, Allah�tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu, resulü ve son Peygamberidir. İki âyet-i kerime meali: (Muhammed [aleyhisselam], Allah�ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40] (Allah�a ve resulüne inananlara, rableri katında nurları ve ecirleri vardır.) [Hadid 19] İnanmak ne demek? Sual: Müslüman olmak için Amentü�deki altı esasa inanmak şarttır, ama inanmak ne demektir? CEVAP İnanmak, görmüş gibi, kabul etmek, tasdik etmek, beğenmek demektir. Bir insanın Müslüman olabilmesi için, iman sahibi olması, yani dinimizin emir ve yasaklarına inanması şarttır. Yalnız inanması da kâfi değildir; bu emirleri beğenmesi ve sevmesi de şarttır. Bu da bir bilgi işidir. Yapıp yapmamak ayrı, bunları kabul etmek, beğenmek ve sevmek ayrı şeydir. Yapıp yapmamak günah ve sevapla ilgili, kabul etmek ve beğenmek imanla ilgilidir. İmanın altı esası bir bütün olup, çok önemlidir. Ufak bir şüphe götürmez. İnandığı halde, birini bile beğenmemek kâfirliktir. İmanın tarifi nedir? İmanı şöyle tarif ediyorsunuz: "İman, Muhammed aleyhisselamın, peygamber olarak bildirdiği şeyleri, tahkik etmeden, akla, tecrübeye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve itikat etmektir, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur, resulü tasdik etmiş olmaz. Veya, resulü ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki, o zaman peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, iman olmaz. İman, Amentü�deki 6 esasa kesin olarak inanmaktır. Çünkü iyiler övülürken, (Onlar gayba inanır) buyuruluyor." Bu tarif, Kur'ana zıttır, Bekara suresinin 62. âyetine aykırıdır. İman sadece Allah�a ve ahirete olması gerekir. Bu tarifin Muhammedi tavırla hiç bir alakası yoktur. CEVAP (Muhammedi) ifadesi uygun değildir. Bu, Peygamber efendimizin Allah�ın Resulü olduğuna inanmayan, Kur'anın Allah�ın kelamı değil, Muhammed aleyhisselamın sözü olduğunu savunan müsteşriklerin ve misyonerlerin ifadesidir. İman edilmesi gereken hususlar sadece Bekara 62 de mi bildiriliyor? Diğer âyetleri niye gizliyorsunuz? Güneş balçıkla sıvanmaz. İman sadece Allah�a ve ahirete değil, Amentü�deki altı esasa inanmaktır. Bekara suresinin 3. âyetinde, gayba inanmak, görmeden inanmak övülüyor. İmanın altı şartı da gayba inanmaktır. Çünkü hiç birisini görmüş değiliz. Peygamberlerden sonra bütün insanların en üstünü olan Hazret-i Ebu Bekir bu üstünlüğe kavuşup nasıl Sıddık lakabını aldı biliyor musunuz? (Allah ne diyorsa doğrudur, Allah�ın resulü ne diyorsa doğrudur) demesi yüzünden bu dereceye yükselmiştir. Kâfirler, (Muhammed, Ebu Bekir�e galiba sihir yapmış, çünkü görmeden inanıyor, bir anda onun Miraca gidip geldiğini tasdik ediyor) diye hayrette kaldılar. Peygamber efendimiz, aşağıda bildirilen iman ile ilgili âyetleri açıklayarak imanı şöyle tarif etti: (İman; Allah�a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, [yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], kadere, hayrın ve şerrin Allah�tan olduğuna, ölüme, öldükten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah�tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmektir.) [Buhari, Müslim, Nesai] Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Asıl iyilik; Allah�a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.) [Bekara 177](Onlar gayba [Allah'a, meleklere, kıyamete, cennete, cehenneme görmedikleri halde] inanırlar.) [Bekara 3] (Onlar, sana indirilene, senden önceki kitaplara ve ahirete iman ederler.) [Bekara 4] Bu üç âyette, Allah�a, ahirete, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve gayba inanmak bildiriliyor. (Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) [Bekara 255] (Ölümü Allah�ın iznine bağlı olmayan hiç kimse yoktur.) [Al-i İmran 145] (Ölüm zamanını takdir eden ancak Allah�tır.) [Enam 2] Bu üç âyet, takdirin Allah tarafından olduğunu bildirmekte, kadere iman etmeyi göstermektedir. (Kendilerine bir iyilik dokununca, "Bu Allah�tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "Bu senin yüzünden" derler. �Küllün min indillah� [Hepsi Allah�tandır] de, bunlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar.) [Nisa 78] Bu âyet, hayır ve şerrin Allah�tan olduğunu bildirmektedir. (Muhammed [aleyhisselam], Allah�ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur.) [Ahzab 40] Bu âyet de, Resulullahın Peygamber olduğunu bildirmektedir. İman herkese lazım Sual: İman etmek akıl icabı değil midir? CEVAP İmanı olmayan kimsenin sonsuz olarak Cehennem ateşinde yanacağını Peygamber efendimiz haber verdi. Bu haber elbette doğrudur. Buna inanmak, Allahü teâlânın var olduğuna, bir olduğuna inanmak gibi lazımdır. Sonsuz olarak ateşte yanmak ne demektir? Herhangi bir insan, sonsuz olarak ateşte yanmak felaketini düşünürse, korkudan aklını kaçırması lazım gelir. Bu korkunç felaketten kurtulmak çaresini arar. Bunun çaresi ise, çok kolaydır. (Allahü teâlânın var ve bir olduğuna ve Muhammed aleyhisselamın Onun son Peygamberi olduğuna ve Onun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak ve beğenmek) insanı bu sonsuz felaketten kurtarmaktadır. Bir kimse ben bu sonsuz yanmaya inanmıyorum, bunun için böyle bir felaketten korkmuyorum, bu felaketten kurtulmak çaresini aramıyorum derse, buna, (İnanmamak için elinde senedin, vesikan var mı? Hangi ilim, hangi fen inanmana engel oluyor?) denirse ne cevap verecektir? Elbette hiçbir vesika gösteremiyecektir. Senedi, vesikası olmayan söze ilim, fen denir mi? Buna zan ve ihtimal denir. Milyonda, milyarda bir ihtimali olsa da, (sonsuz olarak ateşte yanmak) korkunç felaketinden sakınmak lazım olmaz mı? Az bir aklı olan kimse bile, böyle felaketten sakınmaz mı? Sonsuz ateşte yanmak ihtimalinden kurtulmak çaresini aramaz mı? Görülüyor ki, her akıl sahibinin iman etmesi lazımdır. İman etmek için vergi vermek, mal ödemek, yük taşımak, zevkli tatlı şeylerden kaçınmak gibi sıkıntılara katlanmak lazım değildir. Yalnız kalb ile, ihlas ile, samimi olarak inanmak yeterlidir. Bu inancını inanmayanlara bildirmek de şart değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki, (Sonsuz ateşte yanmaya inanmayanın, buna çok az da bir ihtimal vermesi, zannetmesi akıl icabıdır). Sonsuz olarak ateşte yanmak ihtimali karşısında, bunun yegane ve kesin çaresi olan iman nimetinden kaçınmak, ahmaklık, hem de çok büyük şaşkınlık olmaz mı? İmandan mahrum olan Sual: (İman edenin, neyi yok; imandan mahrum olanın neyi var ki?) sözü, ne demektir? CEVAP Hüküm, neticeye göre verilir. Ebedi kâr ve zarara bakılır. Ebedi nimetlere kavuşmanın veya ebedi azaplara düşmenin sebebi, insanda bir hazinenin varlığına veya yokluğuna bağlıdır. Bu hazine imandır, Müslüman olmaktır. Bu hazineye malik olanın her şeyi var demektir. Bu hazineden mahrum kalanın da, hiçbir şeyi yok demektir. Mesela dünyanın en fakir insanı salih bir Müslüman olsun. Bu çok fakir Müslümana, (Dünyanın bütün servetini, her şeyin tapusunu sana vereceğiz, dünyanın lideri de, sen olacaksın, ama; imanını bırak) deseler. O, çok fakir Müslüman, bunu asla kabul etmez. Demek ki, iman sahibi, dünyadaki bütün servetin satın alamayacağı bir hazineye ve erişilemeyecek bir makama sahiptir. Netice olarak, Allahü teâlâya iman eden kimse, o haliyle de ölürse, ebedi Cennetliktir. Başka hiç bir şeyi olmasa da, ne önemi var? İmandan mahrum olanın akıbeti ise, ebedi Cehennemdir. Bütün dünya onun olsa da, neye faydası olur? Onun için bir iş yaparken, bu işten Allahü teâlâ razı mı, değil mi ona bakmak gerekir. O, razı ise başka hiç kimse razı olmasa da, önemi yoktur. O razı değilse, herkes razı olsa da, beğense de, hiç kıymeti olmaz. O halde her işte ölçümüz, Allahü teâlânın rızası olmalıdır. Dil ile ikrar Sual: Bir ingiliz arkadaşım var. Müslüman olmuş, namaz kılıyormuş ama, hiç kimseye söylememiş. İngilizler Müslüman olduğunu duyarsa, iyi gözle bakmayacaklarını söylüyor. Kitaplarda okumuş, kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmek gerekiyor, şimdi ben kaç kişinin yanında Müslümanlığımı ikrar etmem gerekir diyor. İkrar etmeden veya edemeden ölsem Müslüman sayılmaz mıyım diyor. CEVAP Evet iman etmek için kalb ile tasdik dil ile de ikrar gerekir. Ancak, onun dil ile başkalarına ikrar etmesi gerekmez. İslam ülkesinde ikrar etmesi gerekir ki, Müslüman olarak bilinsin ve Müslümanlara yapılan muamele ona yapılsın ve Müslüman mezarlığına defnedilsin. İnanmak ve beğenmek Sual: Cennete, Cehenneme ve Allah�a inanan herkes mümindir ve Cennete gider deniyor. Böyle bir şey var mıdır? CEVAP Çok yanlış bu! Şeytan da Allah�a inanıyor, o da Cennete Cehenneme inanıyor. Hatta imanın diğer şartlarına da inanıyor. Meleklere inanıyor, Peygamberlere inanıyor, gönderilen kitaplara inanıyor. Öldükten sonra dirilmeye inanıyor. Hesaba, kitaba inanıyor yani bunları biliyor. Demek ki Amentü�ye sadece inanmakla, bunları bilmekle iman olmuyor. Amentü�de bildirilen altı esasa inanmakla birlikte, Allahü teâlâ tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek ve hepsini beğenmek de şarttır. Birini bile beğenmeyen müslüman olamaz. Bir de, Hubb-i fillah, buğd-i fillah var. Yani Allah dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek gerekir. Tersi, yani Allah dostlarını düşman, düşmanlarını da dost bilen kimse mümin olamaz. Demek ki Amentü�ye şeytan da inanıyor, hepsini teker teker biliyor. Ancak şeytan, inandığı, teker teker bildiği bu şeyleri kabul etmiyor, beğenmiyor ve Allah dostlarını düşman, düşmanlarını da dost biliyor. Şeytan gibi bilen ve inanan kimse mümin olmaz. En faziletli iman Sual: En faziletli iman nedir? CEVAP İmanın altı şartına inanıp, hubb-i fillah ve buğd-i fillaha sahip olduktan sonra, hep Allahü teâlâyı hatırlamak, her işini dine uygun olarak, Allah için yapmaktır. Bir hadis-i şerif meali: (En faziletli iman, nerede olursan ol, Allahü teâlânın seninle beraber olduğunu bilmendir.) [Taberani] | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Doğru İman ve imanı Korumak Doğru iman ve imanı korumak Sual: Ahirette kurtulmak neye bağlıdır? CEVAP Bazıları Allah�a inanan herkesin Cennete gideceğini sanıyor. Bu çok yanlıştır. Amentü�deki altı esastan birine inanmayanın imanı geçersizdir. Bunun için inanmak değil, doğru inanmak önemlidir. Ahirette kurtulmak, ibadetin çok olmasına değil, doğru imana bağlıdır. İhlaslı ameli az da olsa, hatta hiç ameli olmasa, zerre kadar doğru imanı olsa yine Cennete girer. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Kalbinde zerre kadar imanı olan Cehennemde kalmaz.) [Buhari, Müslim] Dünyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek önemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. Kâbe�ye gitmek için niyet edip Paris�e giden uçağa binen, niyeti halis olsa da Kâbe�ye varamaz. Allahü teâlâ, doğruyu azcık merak edene, doğruyu arayana doğru yolu yani hakiki İslamiyet�i nasip edeceğine söz vermiştir. [Ankebut 69, Şûra 13], Allah sözünden dönmez. (Al-i imran 9) Demek ki bâtıl yollardaki insanlar istemek bir yana merak bile etmiyorlar. Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir. Doğru iman sahibi olmaya çalışmalıdır. İtikadı düzeltmeden önce ibadet etmenin faydası olmaz. Doğru itikad, ehl-i sünnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, yani riya ile yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. İtikad doğru olunca ibadetleri arttırmak, insanın gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar artırır. Ancak, doğru itikadı, yani ehl-i sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir. Mutezile ve benzeri akılcı gruplara göre ibadetler imandan bir parçadır. Onlara göre günah işleyen ve farzları yapmayan kâfir olur, yani iman X amel diyorlar. Bunlardan birisi sıfır olursa netice de sıfır olur diyorlar. Yani imansız amel de amelsiz iman da makbul değil diyorlar. Ehl-i sünnet, Amelsiz iman makbul, imansız amel makbul değildir. Ehl-i sünnete göre amel X ihlas denebilir. Ancak amel işlemeden, (Param olsaydı şu fakire yardım ederdim diye ihlasla düşünen de, vermediği halde, amel işlemediği halde ihlaslı niyetinden dolayı sevaba kavuşur. Bir kimsenin ihlası ne kadar çoksa, amel ile çarpılınca netice büyük olur. Bizim ihlasımız 1 ise, bin fakire birer ekmek versek, 1x1000 = bin sevap eder. Eshab-ı kiramın ihlası çok kuvvetli olduğu için, mesela onların ihlası 1 milyon olsun, bir fakire bir ekmek verse bir milyon sevap alır. Nitekim hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.) [Buhari] Eshab-ı kiramın imanları çok kuvvetli ve ihlasları çok fazla olduğu için böyle sevaplara kavuşuyorlar. Eshab-ı kiramdan biri diğerinden daha yüksek idi. Bunun için Hazret-i Ebu Bekir�in verdiği bir avuç hurmanın sevabı, diğer sahabeden birinin vereceği sevap arasında dağlar kadar fark vardır. Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki: (Benden sonra, Eshabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Rabbim bana �Senin eshabın benim yanımda gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Onlardan birisine uyan hidayet üzerindedir� buyurdu.) [Deylemi] Sual: İmanın doğru olması için gerekli şartlar nelerdir? CEVAP İmanın doğru olması için gerekli şartlardan bazıları: 1- İmanda sabit olmak: Üç yıl sonra dinden çıkacağım diyen, o anda dinden çıkar. 2- Havf ve reca arasında olmak: Yani Allah�ın azabından korkup, rahmetinden ümit kesmemek. 3- Can boğaza gelmeden iman etmek: Ölürken, ahiret hallerini gördükten sonra kâfirin imanı geçerli olmaz. Fakat o anda da, müslümanın günahlardan tevbesi kabul olur. 4- Güneş batıdan doğmadan önce iman etmek: Güneş batıdan doğunca tevbe kapısı kapanır. 5- Gaybı yalnız Allahü teâlâ bilir: Fakat Allah�ın bildirdiği peygamber veya evliya da bilebilir. 6- Kâfirliğe sebep olan bir şeyi kullanmamak ve söylememek gerekir: Mesela haç takmamak, şakadan da olsa, ben kâfirim dememek gerekir. 7- Dini bir hükümde şüphe etmemek: Mesela namaz farz mı, şarap haram mı diye tereddüt etmemek. 8- İtikadını İslam dininden almak: Tarihçilerin, felsefecilerin değil, Muhammed aleyhisselamın bildirdiği şekilde iman etmek gerekir. 9- Hubbi fillah, buğdi fillah üzere olmak: Sevgi ve nefreti yalnız Allah için olmak. Allah düşmanlarını sevmek, onları dost edinmek, Allah dostlarına düşman olmak küfrü gerektirir. Mesela Sokratı sevmek, imam-ı Gazali hazretlerine düşman olmak gibi. 10- Ehl-i sünnet vel cemaate uygun itikad etmek. Bu itikattan bazıları şunlardır: 1- Allahü teâlâ zamandan, mekandan münezzehtir. Hiçbir şeye benzemez. 2- Cennetteki Müslümanların Allahü teâlâyı göreceğine inanmak. 3- Muhammed aleyhisselam son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmez. 4- Ehl-i kıbleye [namaz kılan Müslümana], işlediği günahlardan dolayı kâfir dememek. 5- İbadetler, imandan parça değildir. Yani ibadet etmeyen ve günah işleyen mümine kâfir denmez. Allahü teâlâ, küçük günaha azap edebilir, büyük günahları affedebilir. 6- İman ya vardır ya yoktur, artıp eksilmez. [Parlaklığı, kuvveti artıp eksilir.] 7- Mest üzerine mesh etmek caizdir. 8- Miracın ruh ve bedenle birlikte olduğuna inanmak. Miracın Mescid-i aksaya kadar olan kısmını inkâr eden dinden çıkar. Bundan sonrasına inanmayan ise, bid'at ehli, sapık olur. 9- Mucize ve keramet haktır. 10- Eshab-ı kiramın tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek. 11- Kabir ziyareti caizdir. 12- Kabirde yatan peygamber ve evliyadan yardım istemek caizdir. 13- Okunan Kur'an-ı kerimin ve verilen sadakanın sevabını ölülere bağışlamanın caiz olduğuna, bu sevapların ve duaların ölülere ulaşarak, azaplarının azalmasına sebep olacağına inanmak. 14- Kabir suali haktır. 15- Kabir azabı ruh ve bedene olacaktır. 16- Sırat köprüsü vardır. 17- Şefaate, hesaba ve mizana inanmak. 18- Cennet ve Cehennem şu anda vardır. 19- Günahkâr müminler, Cehennemde sonsuz kalmaz, kâfirler sonsuz kalır. 20- Cennet ve Cehennem ebedidir yani sonsuzdur. 21- Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-ül-arz, Hazret-i Mehdi�nin geleceğine, Hazret-i İsa�nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve diğer bildirilenlere inanmak. (R. Nasıhin, Feraid, İtikadname) Şüphe ve korku Sual: Şimdi imanım var mı veya imanım devam edecek mi diye şüphe etmekle, son nefeste imansız gitmekten korkmak farklı mıdır? CEVAP Evet, farklıdır. İmanı olduğundan veya ileride imanının devam edeceğinden şüphe etmek caiz değildir, küfür olur. Mümin imanı hakkında hiç şüphe etmemeli, ölünceye kadar imanlıyım diye karar vermelidir. Son nefes için ise, korku ve ümit arasında olmalıdır. Son nefeste imansız gitmekten korkmak, şüphe değil iman alametidir. İmanı korumak için Sual: En kıymetli nimet iman olduğuna göre, bunu korumak için ne yapmak gerekir? CEVAP İmanı korumak için şunlara uymak gerekir: 1- Gayba iman etmiş olmalı. Melekleri, Cenneti, Cehennemi gösterseler, gözümüzle gördüğümüz için, "Cennet, Cehennem vardır" demek iman olmaz. Gayri müslimlerin hepsi, ölürken Cenneti Cehennemi görüp, "İman ettik" diyecekler; ama kabul olmayacaktır. Müminler övülürken, (Onlar gayba inanırlar) buyuruluyor. (Bekara 3) 2- Gaybı yalnız Allahü teâlânın bildiğine inanmaktır. Peygamber, melek, cin gaybı bilmez. Ancak Allahü teâlâ dilerse, bildirebilir. Bu bakımdan mucizeyi, kerameti inkâr etmek caiz değildir. 3- Haramı haram, helalı helal bilmek yani kabul etmek. Kasten, harama helal, helale haram diyen dinden çıkar. 4- Allahü teâlânın azabından emin olmamak ve gazabından çok korkmak gerekir. Kur�an-ı kerimde, Rabbin azabından korkanların, Onun azabından emin olmadığı bildiriliyor. (Mearic 27-28) 5- Bir insan ne kadar çok günah işlerse işlesin, kendini garanti Cehennemlik bilmemeli. Bir hadis-i kudsi meali: (Kulum, göklere ulaşacak günah işlese; fakat rahmetimden ümidini kesmeyip, benden mağfiret dilerse, affederim.) [Tirmizi] Bir âyet meali: (Ey günahı çok olan kullarım, Allah�ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah günahların hepsini affeder. O sonsuz af ve merhamet sahibidir.) [Zümer 53] 6- Allah�ın azabından emin olmamalı, rahmetinden de ümit kesmemeli! Bir hadis-i şerif meali: (Mümin havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunursa, Allahü teâlâ, o kuluna ümit ettiğini verir ve korktuğundan onu emin kılar.) [Tirmizi] 7- Hubb-i fillah, buğd-i fillah üzere olmak. Yani sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğini de Allah için sevmemektir. Bu, imanın temelidir. Bir hadis-i şerif meali: (İmanın temeli Müslümanları sevmek ve Allah düşmanlarını sevmemektir.) [İ. Ahmed] Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa�ya buyurdu ki: (Yer ve göklerdeki bütün mahlukatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe, hiç faydası olmaz.) [K.Saadet] 8- İmanın makbul olması ve korunması için gerekli şartlardan bazıları da şunlardır: Allahü teâlâ, vacib-ül-vücud ve hakiki mabud ve bütün varlıkların yaratıcısıdır. Dünya ve ahiret âleminde bulunan her şeyi, maddesiz, zamansız ve benzersiz olarak yoktan var eden, ancak Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ mekandan ve zamandan münezzehtir. [Necdiler ve selefiyeciler gibi Allah gökte veya Arşta demek küfürdür.] Allahü teâlâ ahirette Cennette görülecektir. Tevekkül farzdır. Zaruri olarak ve icma ile bilinen, inanılacak şeylerde, kıyas olmaz. Bunlarda ictihad veya kıyas edip yanılan kâfir olur. Zaruri olarak ve icma ile bildirilmemiş olan iman bilgilerinde ictihad edip de yanılan, kâfir olmaz ise de, bid'at sahibi olur. İman artıp eksilmez. Yani iman edilmesi gereken şeyler yönünden artıp eksilmez, fakat yakîn ve tasdik yönünden parlaklığı, kuvveti artıp eksilir. Müminler, iman ve tevhid hususunda birbirlerine eşittir. Fakat amel itibariyle birbirlerinden farklıdır. Kendi imanından şüphe etmemek. İmanım var mı yok mu dememeli, elhamdülillah müslümanım demelidir. İtikadını İslam dininden almak. Resulullah efendimizin bildirdiği şekilde iman etmek. Can boğaza gelmeden iman etmek. Kâfirin son nefesteki imanı makbul değildir. Güneş batıdan doğmadan önce iman etmek. Güneş batıdan doğunca tevbe kapısı kapanır. Allahü teâlâ, küçük günaha azap edebilir, büyük günahları affedebilir. Günah işleyen, fakat tevbe etmeden mümin olarak ölen kimseyi Allah dilerse ona Cehennemde azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba uğratmaz. Melekler, kâfirlerin dediği gibi, Allahü teâlânın ortakları veya kızları değildir. Günah işlemezler. Meleklerde erkeklik dişilik yoktur. Kur�an-ı kerimdeki veya diğer din kitaplarımızdaki dini bir hükümden şüphe etmemek: Mesela tesettür acaba farz mı diye şüphe etmemek. Helal da haram da rızktır. Herkes kendi rızkını yer, kimse kimsenin rızkını yiyemez. Elfaz-ı küfürden bir sözü, anlamını kabul etmese de söyleyen kâfir olur. [Yani şaka olarak veya güldürmek için söylese yine küfür olur. Mesela şakadan ben peygamberim dese küfür olur.] Sarhoş iken, elfaz-ı küfrü söyleyene kâfir dememelidir. Bu kâinat sonradan yaratılmıştır. [Felsefeciler, bunu kabul etmiyor, kâinat böyle gelmiş, böyle gider diyerek kâfir oluyorlar.] Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek, yani namaz kılan müslümana işlediği günahlardan dolayı kâfir dememek. [Ehl-i kıble denilen kimsenin bir inanışı, manası çok açık olan kati bir delile zıt ise, küfür olur. Böyle bir kimse, namaz kılsa da, her ibadeti yapsa da kâfir olur.] Tasavvufu inkâr etmemek. (Avarif-ül-mearif) Kabir ziyareti haktır. Vefat etmiş Enbiyadan ve evliyadan yardım istemek [tevessül] caizdir. (İrşad-üt-talibin, Et-tevessül-ü bin-Nebi...) Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Hazret-i Ebu Bekir, sonra sırası ile diğer üç halifedir. Eshab-ı kiramın hepsi Cennetliktir. (Hadid suresi 10) Allahü teâlânın Eshab-ı kiramdan razı olduğu Kur�an-ı kerimde bildiriliyor. Onlardan birini kötülemek, bu âyet-i kerimelere inanmamak olur. (Tathir-ül-cenan) İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zararın hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir. Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile, insanların ve diğer mahlukatın yapacağı işleri bilmesi ve dilemesidir. Bunun yaratılmasına kaza, ikisine birden kaza ve kader denir. Allahü teâlâ, dilediğini bir lütuf olarak hidayete ulaştırır. Dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa düşürür. Çünkü insanların işlerini Allahü teâlâ yaratır, fakat insana da irade-i cüziye vermiş, yaptığından sorumlu tutmuştur. Öldürülen de, intihar eden de eceliyle ölmüştür. Ecelsiz ölüm olmaz. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Hiç kimse, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.) [Araf 34] İntihar eden müslümanın namazı kılınır. (Dürr-ül-muhtar) Öldükten sonra herkes dirilecektir. Kabir suali kabirde ruhun cesede iadesi ve kâfirler ile günahkâr müminler için kabir azabı vardır. Kabir azabı ruh ve bedene olacaktır. Buna inanmayan bid'at sahibi olur. [Hadis olsa da, olmasa da, kabir azabına inanmam. Akıl ve tecrübe, bunu kabul etmiyor, diyen ise kâfir olur.] Müminlerin, Cennete girmesi Allah�ın fazlındandır. Çünkü kimse ameliyle Cenneti hak edemez. İnsanlar, dirilince hesaba çekileceklerdir. Ameller mizanda tartılacaktır. Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkârlara şefaat edecektir. Peygamber efendimizin şefaati büyük günah işleyenleredir. Dağlar kadar büyük günahı olanlar da, az veya çok şefaate kavuşacaktır. Affa ve şefaate kavuşanlardan başka bütün günahkârlar, günahlarının cezalarını çekeceklerdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Her peygamberin, müstecab [kabul olan] bir duası vardır. Ben duamı, ümmetime şefaat etmek için ahirete sakladım.) [Buhari] Şefaati inkârdan sakınmalı. Çünkü hadis-i şerifte, (Şefaatime inanmayan, ona kavuşamaz) buyuruldu. (Şir�a) Günahkâr müminler, Cehennemde sonsuz kalmaz, kâfirler sonsuz kalır. (Bekara 81) Sırat köprüsü vardır. (Nuhbet-ül-Leali) [Köprü denilince, bilinen köprüler zannedilmemelidir! �İmtihan köprüsü� diyoruz. Halbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur. Sırat köprüsü de, bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez. Kıyamet alametlerine inanmak: Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Şu alametler çıkmadan kıyamet kopmaz: Güneş batıdan doğar, üç yer batar, İsa gökten iner, Duman, Dabbetül arz, Deccal, Yecüc Mecüc ve Aden�den bir ateş çıkar.) [Müslim] Hazret-i Mehdinin geleceğine inanmak da, Ehl-i sünnet itikadındandır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kıyamet kopmadan önce, Allahü teâlâ, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.) [Tirmizi, İ. Asakir] [Bu bilgilerin hepsi, Fıkh-ı ekber, Emali, R. Nasıhin, Mektubat-ı Rabbani, Feraidül fevaid kitaplarından alınmıştır. Başka kitaplardan alınanların ise kaynağı sonunda bildirildi.] Doğru itikadın önemi Sual: İtikad üzerinde çok durmanızın sebebi nedir? CEVAP Çünkü, itikadı düzeltmeden önce ibadet etmenin faydası olmaz. Doğru itikad, ehl-i sünnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 çekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, [riya ile] yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. Ehl-i sünnet itikadı yoksa ibadetlerinin hiç faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir. İşte bu kadar önemli olduğu için Ubeydullah-i Ahrar hazretleri (Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız düzgün değilse, hâlimiz haraptır. Eğer bütün çirkinlikleri verseler itikadımız düzgün ise, hiç üzülmeyiz) buyuruyor. İtikadı düzgün olan Sual: İtikadı düzgün Müslümanlar Cehenneme girmez deniyor. Günahları ne olacaktır? CEVAP Haramlardan kaçan ve ibadetlerini yapan Müslüman Allah�ın dostudur. Allah dostunu Cehenneme koymaz. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Vallahi, Allah dostunu ateşe atmaz.) [Cami-us-sagir] Eğer Müslümana küfre düşmemişse, dünyada çektiği sıkıntılar günahlarına kefaret olur, şefaate de kavuşur ve Cehenneme hiç girmez. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| İman, İmanın, İslamda, Şartları |
| islamin ve imanin sartlari nelerdir, |
İslam'da İman ve İmanın Şartları Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Pilot olma şartları nelerdir? | Ziyaretçi | Soru-Cevap | 3 | 22-12-2008 17:16 |
| Kur'an ve Sünnet Işığında İman ve İslam | gulyarasi | Kur'an-ı Kerim | 0 | 08-11-2008 23:56 |
| İslam'da Sağ ve Sol Eli Kullanma | asla_asla_deme | Müslümanlık/İslamiyet | 0 | 01-11-2008 16:54 |
| Kıbrıs'ta Şirket Kurma Şartları | Bia | Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti | 0 | 12-06-2008 16:29 |
| İman - İman Nedir - İman Hakkında | asla_asla_deme | X-Sözlük | 1 | 09-02-2008 17:46 |