Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs > :: Türk Dünyası :: > Osmanlı İmparatorluğu
Sponsor Bağlantılar
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 06-11-2005   #6 (mesaj-linki)

BU DESTAN 18 MART 1915'DE BAŞLADI.ÇANAKKALE'Yİ GEÇECEĞİNİ SANAN DÜŞMAN BOUVET ZIRHLISININ PATLAYIP BATMASIYLA BİR GERÇEĞİ ANLADI...



ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!!!!!





ÇANAKKALE İÇİNDE AYNALI ÇARŞI



ANA BEN GİDİYOM DÜŞMANA KARŞI OF GENÇLİĞİM EYVAH
ÇANAKKALE İÇİNDE BİR UZUN SELVİ
KİMİMİZ NİŞANLI KİMİMİZ EVLİ OF GENÇLİĞİM EYVAH
ÇANAKKALE İÇİNDE VURDULAR BENİ
ÖLMEDEN MEZARA KOYDULAR BENİ OF GENÇLİĞİM EYVAH








Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar



Mustafa Kemal ATATÜRK





Her kuşakta bi defa insanların içlerine esrarlı bir savaş arzusu doğar...İçgüdüleri bunlara,istemedikleri alışkanlıklardan kurtulup ilerlemenin artık başka bir yolu olmadığını telkin eder.Bir memleketin bütün bir kuşağı,savaş ilanından bir hafta sonra kanlı bir şekilde yapılacak reformları bütün hayatları boyunca aranır,dururlar.Bunun başka bir yolu yoktur.Milletler büyük acılarla gelişirler...Tıpkı yılanın,artık bozulmuş olan derisini,yılda bi kere sırtından acı içinde çıkarıp atması gibi.....



Sir Ian Hamilton





Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,


Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“ Gömelim gel seni tarihe ” desem, sığmazsın

Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;






BU BİRLİK 18 MART 1915'DE KURULDU.BU BİRLİĞİ VATANI UĞRUNA GÖZÜNÜ KIRPMADAN ÖLÜME KOŞAN MEHMETÇİK KURDU.BU BİRLİK ASLA ÖLMEYECEK.ÇÜNKÜ ÇANAKKALE ASLA GEÇİLEMEYECEK....

GEÇEMEDİLER, GEÇEMEYECEKLERDE..!!!


ALıntıdır..

Son Düzenleyen Misafir; 19-02-2006 @ 01:24.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 07-11-2005   #7 (mesaj-linki)
Çanakkale, Çanakkale Savaşı, Çanakkale Destanı, Çanakkale Zaferi

ÇANAKKALE CEPHESİNDE KADIN SAVAŞÇILARIMIZ
.
.Çanakkale Savaşları�nın henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal, sosyal ve askeri yönünün daha olduğu bir gerçek. Örneğin; bu savaşların bizde belki de hiç bilinmeyen bir diğer yönü, Çanakkale�de bazı kadın Türk kadın savaşçılarının da, Mehmetçik ile birlikte çarpıştıklarıdır.
Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzac askerlerinin Çanakkale�de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. Örneğin, The Age adlı Avusturalya gazetesinde, 8 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır.
�Kadın bir keskin nişancı: ilk günkü çarpışmada vuruldu: J. C. Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir: �... Vurulduğum 18 Mayıs günü, keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Gerçi bir çok adamımızı vurdu ama gün bitiminden önce Avusturalyalı bir asker tarafından vurulunca, gene de üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkeğinin cesedini de bulduk. Kadının vücudunda tam 52 kurşun vardı... Bu savaş korkunç�
Arşivlerde aynı konuyu dile getiren birkaç mektup ya da günlük daha bulunmaktadır. Gerçi bu tür haberlerin Anzak askerlerinin, zor siper koşullarında, aylarca süren çarpışmaların yıpratıcı etkisinde geliştirdikleri hayal ürünü şeyler olduğu da düşünülebilir. Ancak, �Keskin nişancı Türk kadınları� ve �Türk kadın savaşçılarını� anlatan diğer asker mektupları da incelenip, birbirleriyle karşılaştırıldığında, anlatılanların doğru olma olasılığının çok yüksek olduğu söylenebilir. Kısacası, Çanakkale Savaşları�nın daha birçok yönü, genç araştırmacılarımızın çalışmalarını ve aydınlatılmayı beklemektedir.

Son Düzenleyen Morrigan; 02-04-2007 @ 22:14.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 09-11-2005   #8 (mesaj-linki)
Çanakkale, Çanakkale Savaşı, Çanakkale Destanı, Çanakkale Zaferi

İlk Türk Hemşiresi: SAFİYE HÜSEYİN (ELBİ)



Ahmet YURTTAKAL

Dünyada modern anlamdaki hemşireliğin Kırım Savaşı (1854-56) sırasında, Florance Nightingale (1820-1910) ile başladığı kabul edilmektedir. Türkiye de; Üsküdar Selimiye Kışlası'nda dünyaca ünlü hemşire liderin verdiği hizmetlerle mesleğin doğuşuna tanıklık etmiştir.[1]

F. Nightingale rahibelerden ve sivil hastanelerdeki kişilerden seçilen 38 kişilik bir hemşire kafilesi ve malzeme ile 1854 Ekimi'nde İstanbul’a gelmiş ve disiplinli çalışmaları neticesinde savaştan dönen yaralılar arasındaki ölüm oranını yüzde 42’den yüzde 2’ye düşürmüştür. F. Nightingale’in yaralı ve hastalara bilgi ve şefkatle bakması onun efsaneleşmesine neden olmuştur.

Hemşirelik ve hastabakıcılığın ülkemizde nasıl başladığına kısaca değinecek olursak; hemşirelik, 1911 yılında Trablusgarp ve 1912 yılında Balkan Savaşları'nda yaralanan askerlerin büyük kayıplar vermesiyle ve bu askerlerin bakımı için duyulan gereksinimle başlamıştır.

Kızılhaç'ın Washington Kongresi'ne katılan Dr. Besim Ömer Paşa ve Dr. Nihat Reşat Belger, hemşireliğin bir meslek olduğunu ve branşlara ayrıldığını gözlemişler; yurda dönüşlerinde, Besim Ömer Paşa Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ni (Kızılay) uyararak, ülkenin hemşirelik mesleğine olan gereksinimini dile getirmiş ve bir hemşire okulunun açılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. [2]



Türk tıp tarihinin önde gelen isimlerinden olan Dr. Besim Ömer Paşa (masada oturan), ilk hastabakıcılarımızdan Safiye Hüseyin (yanındaki)


Hilal-i Ahmer Cemiyeti, bu öneri üzerine ilk defa İstanbul’da Kadırga semtindeki hastanede 6 ay süreli gönüllü hasta bakıcı kursu açmış ve ilk dersi de Prof. Dr. Besim Ömer Akalın vermiştir. Balkan Savaşları ile birlikte Türk kadını hastanelerde çalışmaya başlamıştır.

1913–1914 yıllarında üniversite konferans salonlarında tertiplenen kurslara çok sayıda öğrenci katılmış; bu öğrencilere hasta bakımı üzerine çeşitli bilgiler verilmiştir. Kursları bitiren Safiye Hüseyin (Elbi), Kerime Salahar, Münire İsmail gibi Türk hanımları; Çanakkale ve Balkan Savaşlarında gönüllü hasta bakıcılığı yapmışlar ve büyük fedakârlıklar göstermişlerdir.[3]

1920 yılında, Amerikalılar tarafından, Amiral Bristol Özel Sağlık Meslek Lisesi açılmış ve öğretim süresi ortaokuldan sonra 2 yıl, 6 ay olarak belirlenmiştir. Cumhuriyet döneminin ilk Hemşire Okulu 21 Şubat 1925 yılında açılan Kızılay Özel Hemşire Okuludur.[4] Daha sonra açılan hemşirelik okulları ise şöyle sıralanabilir:

1955 Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1961 Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

Florance Nightingale Hemşirelik Yüksek Okulu

1977 Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1982 Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1985 GATA Hemşirelik Yüksek Okulu

1992 Marmara Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1992 Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1994 Başkent Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu [5]





1915 yılında Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde hemşirelerimiz toplu halde...

SAFİYE HÜSEYİN (ELBİ) (1881-1964)




Safiye Hüseyin İngiltere’de denizateşeliği hizmetinde bulunan Ahmet Paşa’nın kızıdır. Öğrenimini Avrupa’da yapmıştır. Batı kültürüyle yetişen bu ilk hemşiremiz, saltanat döneminde Almanya ve İsviçre’de düzenlenen milletlerarası kongrelere katıldı. İlk defa ulusumuzu bu alanda temsil etti. Yabancı devletlerden iftihar ve takdir nişanları aldı. Cumhuriyetin ilanından sonra da tüm hayır kurumlarında ve derneklerde üstün bir feragatle çalıştı. hemşirelik mesleğiyle ilgili hayli yazılar yazdı ve konferanslar verdi. Ömrünün son gününe kadar mesleğinin tutkusu içerisinde yaş***** sürdüren ilk hemşiremiz Safiye Hüseyin, 1964 Temmuz’unda 83 yaşında, yetiştirdiği hemşirelerin kucağında gözlerini kapadı. [6]

Safiye Elbi Çanakkale Savaşı'nda

Çanakkale Savaşı başladığında Safiye Hüseyin gönüllü hastabakıcı olarak yazılmış; Balkan Muharebelerinde de hastabakıcı olarak görev aldığı için Reşit Paşa Hastane gemisine baş hastabakıcısı olarak verilmişti.

Çanakkale Savaşları başladığında birçok vapur hastane gemisine dönüştürülmüştü. Reşit Paşa da bu vapurlardandı. Hastane gemileri Akbaş veya Kilya iskelesinden yaralıları alıp İstanbul hastanelerine, Hilal-i Ahmer ve Vatan hastanelerine yaralı sevk ediyorlardı.

Reşit Paşa vapuru, Akbaş İskelesi'nde, gelen yaralılara ilk müdahalelerin yapılması için demirli vaziyette tutuluyordu. Gemiye sürekli yaralı taşınmakta, yüzlerce yaralı Mehmetçik deniz üzerinde günlerce acılar içinde kıvranmaktaydı. Gemi dolunca da bu alınan yaralılar Hilal-i Ahmer hastanelerine taşınmaktaydı. İstanbul’dan dönerken asker ve mühimmat taşıma görevini de üstlenen Reşit Paşa vapuru, bu nedenle yaralı taşıma işlemini yaparken de birçok defa rahatsız edilmişti.

Çanakkale Müstahkem Mevki Mayın Grup Komutanı Binbaşı Nazmi Bey, günlüğünde Reşit Paşa vapuru hakkında şöyle diyordu:

"27 Nisan 1915

Reşit Paşa vapuru İstanbul’dan asker yüklü olarak geldi. Nara Burnu'nda durduğu sırada düşman ateşine maruz kalmış ve yanındaki Üsküdar vapuru beş dakika içinde batmıştır. Bir çarkçı ve iki er şehit olmuştur. Diğerlerinde hamdolsun bir zarar olmamıştır...”[7]

Çanakkale Savaşları'nı Safiye Hüseyin şöyle anlatmıştı: [8]

"Evet savaşa da iştirak ettim Çanakkale’de uzun müddet kaldım. Çanakkale’de savaş başladığında Alman Salibiahmer (Alman Kızılhaçı) ile bizim Hilal-i Ahmer Cemiyeti birleşmiş, Reşit Paşa vapurunu hastane gemisi yapmıştık. Ben bu geminin hasta bakıcısı olmuştum. Reşit Paşa Çanakkale’ye gidecek, orada yaralıları tedavi edecek, yarası ağır olanları alıp İstanbul’a getirecekti.

….Vaziyet tehlikeli dediler… Ne vapuru olursa olsun… İster hastane vapuru ister Kızılay ister Salibiahmer, İngilizler ---- tutuyorlar. Ben aldırış etmedim. Zaten umumi harp başladığı zaman ben hastabakıcılık için gönüllü yazılmıştım. Gönüllü olarak gidiyordum… Peşinen şunu söyleyeyim ki hayatımda hiçbir zaman ölümden korkmuş değilim.

Reşit Paşa’ya bindik. Çanakkale’ye geldik, Akbaş Mevkii'nde demirledik. Hastaları, yaralıları toplamaya başladık. Ne yaralılar, ne yaralılar. Şu parmakları görüyor musunuz? Ben bu parmaklarımla kaç delikanlının gözlerini bir daha açılmamak üzere kapattım. Kaç delikanlının…"

********************

"Yaralıkları aldık, dönüyorduk… Birdenbire tepemizde bir uçak belirdi, güverteye çıktık. Süvari müthiş bir haber verdi:

- İngiliz uçağı...

Mamafih zerre kadar korkmuyorduk. Reşit Paşa gemisinin bir tarafında kızıl bir ay, bir tarafına da kızıl bir salip (haç) vardı. Belli ki hastane vapuru… İçimizden “dünyada bize ateş edemezler” diyorduk. Uçaktan kırmızı bir ışık yükseldi, ve üstümüze dehşetli gürlemeler oldu…

Yine bir gün yaralıları aldık dönüyorduk. Etrafımızda müthiş gürlemeler oldu dehşetli gülle yağmurunun altında kaldık. Reşit Paşa ’nın sağına soluna gülleler yağıyordu, o zaman anladık ki bize ateş ediyorlar. Attıkları gülle bize o derece yakın düşüyordu ki tasavvur edemezsiniz.

Yaralı gaziler vapurlara taşınırken…

Fakat bütün bu tehlikelere rağmen korkmak için vaktimiz olmadı. Çünkü hastalar bizi bekliyorlardı. Ameliyat edecek, yaraları sarılacak yüzlerce hasta vardı. Bunlardan biz kendimiz için korkacak vakit bulamıyorduk.

Bundan sonra düşman adet edinmişti. Ne zaman Reşit Paşa vapurunu görseler tepemize İngiliz işaretli bir tayyare dikiliyor, düşman topçusuna bizim bulunduğumuz yeri işaret ediyor. Bundan sonra o dehşetli gülle yağmuru başlıyordu. Her defasında ölüm tehlikesi geçiriyorduk.

Hele bir keresinde müthiş bir bombardımana tutulmuştuk. İstanbul’a “Reşit Paşa vapuru battı” diye haberler gitmiş. İstanbul’a döndük ki, herkes vapur batmış zannediyordu. Akrabam matem içinde, İstanbul’a adeta ahretten döner gibi döndüm. Hayatımda işte böyle bir ahretten döner gibi döndüm. Hayatımda işte böyle bir ahretten dönüş faslı vardır."

En tesirli kelime: Su, su...

"Bir gün bir İngiliz yaralısı bulduk, gemiye getirdik. Zavallı çiçek gibi bir delikanlıydı. Başından aldığı bir yara ile gözlerini kaybetmişti. Gözlerinin üstüne siyah uzun bir sargı sarmıştık. Ağzına damla damla su akıttık. Yaralıların sayıkladıkları en tesirli kelimelerden biri de budur. Su…

Hiçbir ağır yaralının susuz ölmemesine son derce dikkat ederdik. Bir İngiliz yaralısının da ağzına su akıttık. Çok üzgündü, İngilizce mütemadiyen “öleceğim” diyor, arkasından nişanlısının ismini söylüyordu. Ölüm halinde bulunan adama son vazifemi düşündüm… Ve onun düşman askeri olduğunu bir an için aklıma getirmeyerek kendisini İngilizce, kendi ana dili ile teselli ettim:

- Katiyen ölmeyeceksin, yaşayacaksın… Bütün bu korkulu günler geçecek. İyi olup memleketine gideceksin, nişanlına kavuşacaksın…

Bu İngilizce teselli onun öyle hoşuna gitti ki, bir müddet sonra yüzünde müsterih, hatta memnun çizgiler peydahlandı ve öldü…

Biz öleceğini bildiğimiz bütün umutsuz hastaları böyle teselli ederdik.

Ölmeyeceksin daha çok yaşayacaksın diye diye kendilerini bazen buna inandırırdık. Adeta yaşayacaklarına inanmış oldukları halde ölürlerdi.

Gördüğüm en müthiş yaralılar gözlerini kaybedenler. Bunların halleri pek feci oluyor. İçin için eriyorlar... Günden güne sönüyorlar.

Gözlerinin yarası iyi olmak ihtimali bile olsa kendilerini kurtulamıyorlar… Ölüyorlar. Gözlerini kaybedenlerin hali kadar feci bir şey yoktur.

Biz bu Reşit Paşa hastane gemisinin ne kahırlarını çektik. Bazen haftalarca savaş boylarında kalıyorduk. Hele bir keresinde aç kaldık, bite boğulduk. Kömürümüz bitti. Soğukta kaldık."

Son sözleri: Anne !!!

"Yüzlerce yaralının önümde öldüğünü gördüm hemen hemen hepsi de aynı kelimeyi, bu sözü sayıklayarak, “Anne ” diyerek öldüler.

Vapurda muhtelif milletlere mensup yaralılar vardı. Almanlar, Avustralyalılar, cepheden topladığımız İngiliz yaralılar ve bizim yaralılarımız… Hepsi kendi dilleri ile ekseriya tek bir kelime sayıklardı,

— Anne !..."

Bir hastabakıcı arkadaşım...

"Bir Alman doktor vardı. Genç karısı Avusturyalı iyi bir hastabakıcı kadın. Bir gün Reşit Paşa vapurunun üstüne gülle yağmuru yağarken:

— Beni deniz tutuyor, dedi. Hastanede çalışmak istiyorum.

Kendisini cepheden biraz gerideki hastaneye tayin ettirdi. Bu küçük bir cephe hastaneydi. Bir müddet sonra haber aldık ki, hastane büyük bir uçak bombardımanına tutulmuş, tahrip edilmişti. Arkadaşım bombaların altında can vermişti. Bizden de 8 şehit vardı.

İşte bu benim en acı hatırlarımdan biridir. Bu hastaneye ben de gitmek istemiştim. Hatta gönderiyorlardı da… Gitseydim muhakkak ki bugün bulunamayacaktım."

Bekir Çavuş: Kumandanım emrinizi yapamadım!...

"Reşit Paşa vapuruna bir gün Bekir Çavuş isminde bir ağır yaralı getirdik. Onun cephenin ön saflarında bulmuştuk. Bir ayağı kangren olmuştu. Hemen Reşit Paşa vapurunda ameliyat masasına yatırdık.

Ayağını kestik. Bir tek ayağı ile kalmıştı ama vaziyeti çok tehlikeli idi. Kangren çok ilerlemişti. Aynı zamanda pek fazla kan kaybetmişti. Adeta ölmesini bekliyorduk.

O gece sabaha karşı kamaramın kapısı hızlı hızlı vuruldu. Kalktım dışarıda bir ses:

Çanakkale Menzil Hastanesi'ndeki Türk yarılaları...

— Başhemşire… Başhemşire… diye bağırıyordu….

Hemen giyinip fırladım, genç bir Alman hastabakıcısı:

— Hani ayağını kestiğimiz yaralı yok mu?

— Bekir Çavuş mu?

— Evet.

— Ne oldu peki?

— Kendisine bir hal geldi hemşire, tek bacağıyla ayağa kalktı. Odanın içinde dolaşmak istiyor.

Hemen koştum. Bekir Çavuş yaralarından kanlar aka aka ayağa kalkmıştı. Yanına koştum. Bileğinden tuttum, müthiş ateşi vardı.

— Aman Bekir Çavuş dedim, Ne yapıyorsun? Bu hal ile ayağa kalkılır mı?

Bekir Çavuş kendini kaybetmiş bir halde idi.

— Aman dedi, Ne diyorsun? Emir geldi, emri yerine getirmek lazım.. Tabii kalkacağım.

Ve sabaha karşı Bekir Çavuş kollarımız arasında dünyaya gözlerini büsbütün kapadı. Bu adamcağız son dakikasına kadar kumandanın emrini, kendisine verilen vatan vazifesini yapmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Son dakikasında bile ne annesini ne sevdiğini düşünüyordu.

Kansız beyaz dudaklarından çıkan en son cümle:

— Emri yapamadım, oldu.

Fakat ben ona kani idim ki Bekir Çavuş vazifesini son derece yapmıştı."

Safiye Hüseyin Anafartalar'da...

"… Maydos’a (Eceabat) gittim. Sonra Anafartalar’a doğru ilerledik. Tepemize iki düşman tayyaresi peydahlandı. Bize adım attırmıyorlar, mütemadiyen bombaları yağdırıyorlardı. Üç saat yürümüş, fena halde yorulmuştuk.

Ölüm muhakkaktı. Tayyareler adamakıllı alçalıp bizi bombardıman etmeye başlayınca gözümün iliştiği bir sıçan deliğine girdik. Üzerimizde epey dolaştıktan sonra gittiler. Biz de karargâha geldik. Tepeden düşman donanması çanak gibi görünüyor. O zaman geçirdiğim bütün tehlikeleri unuttum. Bir kadın için işte bu görülebilmesine ihtimal olmayan bir manzara idi…"

*****************************

KAYNAKLAR

[1] Yrd.Doç.Dr. Huriye VURAL- Hemşireliğin Tarihsel Gelişimi. http://www.gata.edu.tr
[2] a.g.e.
[3] a.g.e.
[4] Sevcan BALAN - Dünden Günümüze Hemşireliğin Tarihçesi..
M. Güven Karahan - Bandırma Devlet Hastanesi (www.bandevhastane.com)
[5] Emel ARMUTÇU - Semahat Arsel ile röportaj 15 Mayıs 2000 (www.hurriyetim.com)
[6] Yakın Tarihimiz - Fasikül 25, Milliyet Gazetesi Kültür Eki s.395
[7] Binbaşı Nazmi Bey - Çanakkale Deniz Savaşları Günlüğü s. 61-62
[8] Safiye Hüseyin, Çanakkale savaşları hatıralarını 12 Haziran 1935 tarihinde gazeteci Hikmet Feridun Es’e anlatmıştır. Bu Röportaj Aziz Kaylan'ın "Çanakkale İçinde Vurdular Beni" adlı eserinde de yer almaktadır. Hatıralar hazırlanırken o eserden yararlanılmıştır..
Alıntıdır...

Son Düzenleyen Morrigan; 02-04-2007 @ 22:13.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 09-11-2005   #9 (mesaj-linki)

http://www.canakkalesehitleri.org

özellikle de introyu izlemenizi öneririm.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 11-11-2005   #10 (mesaj-linki)

KRONOLOJİ

1914

28 Haziran Avusturya-Macaristan veliahdının öldürülmesi
28 Temmuz Avusturya'nın Sırbistan'a harp ilan etmesi
1 Ağustos Almanya'nın Rusya'ya harp ilan etmesi
2 Ağustos Türk Ordusunun seferberlik ilanı ve tarafsız kalacağını açıklaması
3 Ağustos İngiltere inşa edilmekte olan Sultan Osman I ve Reşadiye gemilerine el koyulması, Çanakkale boğazı mayınlanmaya başlanması. Almanya'nın Fransa'ya ve Belçika'ya harp ilan etmesi.
5 Ağustos İngiltere'nin Almanya'ya harp ilan etmesi
10 Ağustos Goben (TCG.Yavuz) ve Breslav (TCG Midilli) 'nin Çanakkale Boğazından içeri girmeleri
10 Ağustos Almanya'nın Fransa'ya harp ilan etmesi
23 Ağustos Japonya'nın Almanlara harp ilan etmesi
9 Eylül Amiral Souchon'un Osmanlı Donanması Komutanlığına getirilmesi
26 Eylül İngiliz torpido botlarının Çanakkale'den çıkan Türk torpido botlarını geri çevirerek ateş etme emrini aldıklarını bildirmeleri
27 Eylül Çanakkale Boğazı'nın tamamen kapatılması
6 Ekim Türk Donanması'na Karadenize çıkma emrinin verilmesi
18 Ekim Amiral Souchon'un izinsiz olarak Donanmayı Karadeniz'e çıkarması ve geri çağrılması
29 Ekim Türk Donanması'nın Karadeniz'de Rus Donanması ile çatışması
2 Kasım Rus,İngiliz,Belçika,Sırp,Japon,Karadağ Hükümetlerinin Osmanlı İmparatorluğu ile siyasi ilişkilerini kesmeleri
3 Kasım Çanakkale Boğazı'nın 6 düşman zırhlısı tarafından bombalanması (Seddülbahir-Kumkale)
11 Kasım Osmanlı İmparotorluğu'nun üçlü anlaşma devletlerine harp ilanı
17 Kasım Rus Donanmasının Trabzon'u bombalaması
29 Kasım Mesudiye Zırhlısının İngiliz Denizaltısı (B-11) tarafından Çanakkale Boğazı'nda batırılışı

1915

19 Şubat Seddulbahir,Kumkale,Ertuğrul ve Orhaniye istihkamlarının 12 düşman zırhlısı tarafından bombardıman edilişi ve karaya az miktarda asker çıkarmaları
18 Mart 18 Zırhlı ve Muhrip ,Denizaltılardan müteşekkil İngiliz ve Fransız Donanmalarının, 506 topla 6 saat 45 dakika Boğazı geçmek için zorlamaları, mağlup olarak çekilmeleri
25 Nisan Çanakkale Boğazı'ndan Deniz kuvvetleriyle zorlayarak geçmek imkanı olmadığını anlayan düşmanın Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya başlaması
10 Ağustos Anafartalar, Conk Bayırı ve Kanlısırt muharebeleri
13 Ağustos 2.Anafartalar Muharebesi
21 Ağustos 3.Anafartalar Muharebesi
19 Aralık Düşmanın Çanakkale Cephesi'nden çekilmeye başlaması

1916

9 Ocak Düşmanın Çanakkale Cephesi'nden çekilmesi. "MEHMETÇİK" namının dünyaya yayılışı.
01 Şubat Albay Mustafa Kemal'e Anafartalar Grup Komutanı olarak gösterdiği üstün başarılar nedeniyle "İkinci Rütbeden Osmanlı Nişanı" verilmesi.

Kaynak:http://www.gallipolidigger.com/2004.....kronoloji.htm

Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 15-02-2006 @ 21:00.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 10 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
canakkale savasi ingilizce, savaşlarda yazılan günlükler, çanakkale askerlerinin günlükleri, çanakkale bogazı batan vapur, çanakkale savaşı kanlısırt, çanakkale savaşı kaç tarihinde başlamıştır, çanakkale savaşı kaç yılında bitti, çanakkale savaşı ne zaman bitti, çanakkale zaferi kaç yılında, çanakkale zaferi kaç yılında olmuştur,
Çanakkale Destanı (Çanakkale Zaferi - Çanakkale Savaşı) Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Osmanlı Padişahları - İndeks ThinkerBeLL Osmanlı İmparatorluğu 1 22-05-2007 21:45
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 14:47Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.13555503 saniyede (55.97% PHP - 44.03% MySQL) 8 sorgu ile oluşturuldu
Top Have Fun @ MsXLabs! Designed by NeutralizeR