Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Osmanlı Devleti'nde Islahat Hareketleri

Bu konu Osmanlı İmparatorluğu forumunda Kroot tarafından 28 Eylül 2010 (13:48) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
9430 kez görüntülenmiş, 0 cevap yazılmış ve son mesaj 28 Eylül 2010 (13:48) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.50  |  Oy Veren: 6      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 28 Eylül 2010, 13:48

Osmanlı Devleti'nde Islahat Hareketleri

#1 (link)
Kroot
Ziyaretçi
Kroot - avatarı
Osmanlı Devleti'nde Islahat Hareketleri

İkinci Viyana kuşatmasında Osmanlı ordusu ağır bir yenilgi almış ve ardından Karlofça Antlaşması imzalanmıştı. (1689) Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, ilk defa ve önemli ölçüde toprak kaybına uğramış ve "Gerileme Dönemi" başlamıştır.

Bu dönemden kurtulmak için bazı yenilikler yapılmaya çalışılmıştır. Batı dünyasının tesirleri, Tanzimat'tan bir yüzyıl önce 3. Ahmet zamanında girmeye başlamıştı. Tanzimat'ı, Osmanlı Devleti'nin yenilenmesi için yapılan çalışmaların bir başlangıcı değil, bir devamı olarak almak daha doğrudur. Bununla beraber Tanzimat'tan önce yer alan yeni düzen hareketleri arasında karakter bakımından köklü bir takım farklır vardır. Kısa olarak Tanzimat veya resmi ardıyla "Tanzimat-ı Hayriyye" diye anılan hareket Osmanlı Devleti'ne Batılı anlamda bir ruh ve şekil vermek ve Fransız İhtilali ile ortaya çıkan insan hakları prensiplerine Osmanlı memleketlerinde yaşayan halka da tanımak amacıyla girişilen büyük bir devrim hareketidir.
2. Mahmut'un Yeniçeri Ocağı'nı kaldırdıktan sonra giriştiği ıslahat hareketlerinin maddi ve manevi amacı buydu. Bunların hepsi fiilen uygulanmıştır. Ancak bunun memleket çapında resmen ilanı kalmıştı. 2. Mahmut'un en büyük sıkıntısı, yanında yeteri kadar ıslahat taraflısı devlet adamının bulunmamasıdır. Bu hareketin aşağı yukarı tek samimi ve inanmış taraftarı Mustafa Reşit Paşa idi. Kendisi özellikle dışişlerinde ihtisas sahibi olmuştu. En büyük rakibi ve düşmanı ise Dahiliye Nazırı Akif Paşa idi. Buna sebep Akif Paşa'nın can düşmanı Pertev Paşa'nın, Mustafa Reşit Paşa'nın ilk hamisi olmasıydı. Nitekim, tanzimatın 2. Mahmut zamanında ilanına Akif Paşa engel olmuştur.

A. MUSTAFA REŞİT PAŞA'NIN İLK ÇALIŞMALARI VE MÜCADELESİ

Mustafa Reşit Paşa ilk Hariciye Nazırlığı sırasında padişaha Avrupa'da gördüklerinden bahsedip onuda bunları uygulamaya teşvik ederdi. Avrupa devletlerinde insanların eşit olduğunu devlet yönetimini anlatır, Osmanlı Devleti'ninde Avrupa devletleri arasında yer alması için Hattı Hümayun'un ilanının şart olduğunu söylerdi. 2. Mahmut Tanzimat'ın ilanına karar vermiş fakat meseleyi bir kerede Akif Paşa'ya danışmayı doğru bulmuştur.
Akif Paşa, bu fikirlerin kimden geldiğini sezdiğinden bu karara şiddetle karşı çıkmıştır.
Mustafa Reşit Paşa bunun üzerine kendi ileri düşüncelerinin takbikine en büyük engel saydığı ve esasen hamisi Pertev Paşa'nın haksız idamına sebep olduğu için ayrıcı nefret ettiği Akif Paşa ile

Akif Paşa'nın uzaklaştırılmasından sonra Mustafa Reşit Paşa istediği Hattı Hümayun'un çıkarılması için tekrar uğraşmış fakat muvaffak olamamıştır.
2. Mahmut Tanziman'ın ilanını geciktirirken sebep olarak meselenin bütün teferruatı ile düşünülüp hazırlanması gerektiğini de ileri sürüyordu. Ayrıca ayaklanan Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın durumuda Tanzimat'ın ilanını geciktiriyordu. 2. Mahmut, Mustafa Reşit Paşa'ya Mısır meselesinin çözümü için İngiltere'ye gönderdi. Mustafa Reşit Paşa İngilizlere Mehmet Ali Paşa'ya karşı birleşmeyi teklif etti. Ancak İngiltere, Osmanlı Devleti'ni savaşa teşvik edeceğine düşünerek teklifi geri cevirdi.
Bu sırada serasker Hüsrev Paşa yönetimde tek başına etkili olmak için padişahı, Mustafa Reşit Paşa'ya karşı kışkırtıyordu. Gerekçesi Mustafa Reşit Paşa'nın, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa ile işbirliği yapmasıdır. Bu idianın aslı olmamasına rağmen 2. Mahmut Mustafa Reşit Paşa'nın idamına karar verir.
Mustafa Reşit Paşa Londra'dan yola çıkacağı sırada durumu öğrenir ve İstanbul yerine Paris'e gider. Paris'te temaslarda bulunduğu sırada 2. Mahmut'un öldüğünü yerine Abdülmecit'in geçtiğini haber alır ve hemen İstanbul'a gider. Hüsrev Paşa'nın sadrazam olduğunu görünce ilk iş olaraka onu tebrik etmeye gider. Hüsrev Paşa onu görünüşte sevinçle karşılar ve beraber çalışmayı teklif eder. Mustafa Reşit Paşa milletin selameti için teklifi hemen kabul eder. Hüsrev Paşa güya içinde Mustafa Reşit Paşa'nın Hariciye Nazırı olması gerektiği yazılı tezkereyi Mustafa Reşit Paşa'ya verip padişaha götürmesini söyler. Bu tezkerede Reşit Paşa'nın idamına karar verilen kişi olduğu ve öldürülmesi gerektiğini okuyan Abdülmecit tezkereyi fırlatır ve Reşit Paşa'yı huzuruna çağırır. Küçüklüğünden beri büyük saygı duyduğu Reşit Paşa'ya Avrupa'yı sorar. O da Avrupa'yı uzun uzun anlatır ve tanzimatın ilanının şart olduğunu söyler.
Abdülmecit Reşit Paşa'ya tezkereyi gösterir. Reşit Paşa tezkereyi okuyunca büyük üzüntüye kapılır. Ancak Padişah Hariciye Nazırlığının Reşit Paşa'ya verildiğine dair bir irade yazıp bunu Reşit Paşa'ya verir ve sadrazama götürmesini söyler.
Hüsrev Paşa Reşit Paşa'yı karşısında görünce çok şaşırır. Bu olay Hüsrev Paşa'nın itibarını yitirmesine neden olmuştur. Tanzimata karşı olduğu içinde tanzimatın ilanından sonra görevinden azledilmiştir.

B. MUSTAFA REŞİT PAŞA'NIN TANZİMAT'IN İLANINI PADİŞAHA İKNA ETMESİ

Abdülmecit pek genç yaşta padişah olduğu halde, mükemmel bir tahsil ve terbiye görmüştü. gayet açık fikirli, batı usüllerinin her türlü yenilik ve ıslahatın tatbikinde taraftar ve o zaman tabiriyle tam manasıyla "alafranga" bir padişahtı.
Reşit Paşa'ya ilk görüşte ısınmış, o da kendisini batıdan misaller vererek hemen Tanzimat'ın ilanına teşvik etmişti. Reşit Paşa'nın uzun müddet Avrupa'da bulunması Avrupa devletlerinin politikasına herkesten fazla vakıf olması, padişah nezdindeki nüfuz ve itibarını herkesin üzerine çıkarmıştır. Reşit Paşa, bu sayede padişaha Tanzimat'ın ilanını kabul ettirdi. Abdülmcit'in bunu kolayca kabul etmesinde birazda tecrübesizliğinin ve babası gibi mutlak hakimiyetin tadını tam manasıyla tatmamış olmasının da etkisi olmuştur.

C. TANZİMAT'IN İLANINI GECİKTİREN SEBEPLER

Batılı tarih yazarları Osmanlı Devletinin tanzimatı ilan etmesinin gerekçesi olarak, Osmanlı Ordusu'nun Nizip'te Mısır Valisi M.Ali Paşa'nın kuvvetlerine yenilmesi üzerine oluşan buhranlı durum karşısında Avrupa devletlerinin yardım ve taraftarlığını temin için yeni padişah tarafından alınan bir karar olarak görürler. Halbuki, bu hareket uygiulamaya daha 2. Mahmut zamanında geçirilmekteydi.
19.yy'dan itibaren millet ve milliyet fikirleri yavaş yavaş uyanmaya ve müslüman olmayan Osmanlı halkı arasında yayılmaya başlamıştı. Asırlarca Osmanlı toprakları içinde kardeşçe yaşayan ayrı unsurlar arasında çözülme baylamıştı. Avrupa, Osmanlı halkı içinde hristiyanların bazı haklardan mahrum olmalarına tahammül edemiyor ve Osmanlı Devleti'ne karşı birleşiyorlardı.
Diğer yandan memleketin çeşitli bölgelerinde bulunan idarecilerin derebeyi sistemine dayanan tutumlarından dolayı halk acı çekiyordu. Halktan adaletsiz vergiler alınıyor, mal ve ırz emniyetinin devlet kanunlarının himayesi altında bulunmaması toplum düzenini bozacak olayların doğmasına neden oluyordu. Buna bağlı olarak memlekette ticari faaliyetlerden dolayı memleketin tam anlamıyla ıslahı ve bunun içinde evvela içtimai, idari, ve siyasi müesseselerin mutlak rasyonel bir düzene bağlanması lazımdı. İşte Tanzimat'ı hazırlayan asıl sebepler bunlardır.

D. TANZİMAT-I HAYRİYYE FERMANININ İLAN EDİLMESİ

Tanzimat hareketinin başında bulunan Reşit Paşa, Avrupa devletlerini ve onların politik ve ütolumsal yapısını gayet iyi tanıyordu. Bu sistemin iyi ve kötü taraflarını gözü ile görmüş ve Osmanlı memleketlerinde tatbiki halinde nasıl bir değiştirmeye tabi tutulması gerekeceğini de tasarlamıştı. Yine de bütün düşüncelerinin birden uygulanmasının imkansızlığını takdir ettiğinden önce bunların prensip olarak ilan edilmesini, bütün teferruatı ile tatbikini daha geniş bir zamanda yapılmasının kaçınılmazlığını anlıyordu.
Bütün bu merhaleler aşıldıktan sonra Reşit Paşa önce Hattı Hümayun'un müsveddesini hükümdara okudu ve onay aldıktan sonra ilanı kararlaştırıldı.
Reşit Paşa, üstünde padişahın Hattı Hümayun'u, altında devlet ricalinin mühürleri bulunan Bakanlar Kurulu kararını hazırladı. Bu sayede, Tanzimat'ın ilanını resmi dayanağı meydana getirilmiş olunuyordu. Merasimde okunacak Hattı Hümayun ise basit ve açık, halkın anlayacağı bir dille, adet olduğu gibi sadrazama hitaben kaleme alınmıştır.
Bu Hattı Hümayun, Topkapı Sarayı'nda Gülhane meydanında okunmuştur. Bu yüzden bir adı da "Gülhane Hattı Hümayunu"dur.
Hattı Hümayun 3 Kasım 1839 Pazar günü okunmak suretiyle Tanzimat resmen ilan edilmiştir.
Törende padişah, devlet ricalı ve erkanı, ileri gelen bütün memurlar, ilmiye sınıfının yüksek kısmı, İstanbul'da bulunan bütün yabancı elçilerle, elçilik erkanı, bütün gayrı müslim cemaat temsilcileri, esnaf kethüdaları ve halkın ileri gelenleri bulunmuştur.
Reşit Paşa, Hattı Hümayun'u yüksek ve pürüzsüz bir sesle okumuştur.

C. TANZİMAT FERMANI'NIN GETİRDİKLERİNİN ANA HATLARI


1- Osmanlı memleketlerinde yaşayan hangi din ve millete mensup olurlarsa olsun bütün tebaa can, mal ve namus garantisine sahip olacaklardır.
2- Herkes mülkiyet hakkına sahip bulunacak ve bu hak ferdin lehine olarak devlet tarafından müdafaa edilecektir.
3- Vergiler için belli ve adil nisbetler tayin edilecek ve vergi mükellefiyeti eşit olacaktır.
4- Askerlik hizmeti için belli bir süre ve her yerin nüfusu nisbetinde mükellefiyet konulacaktır.
5- Suç işlediği iddia olunanlar hakkında tahkikat açık olarak yapılacak ve bunlar alenen mahkeme edileceklerdir.
6- Kimse hakkında mahkemenin kararı olmadan idam cezası tatbik olunamayacaktır.
7- Mahkum olanların varisleri veraset hakkından mahrum edilmeyeceklerdir.
8- Bütün bunlar hakkında çeşitli din ve milletlerden olan tebaaya eşitlik tanınacaktır.
9- 2. Mahmut devrinde kurulan ve bazı teşrii ödevleri de bulunan Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adliye'nin bir taraftan üyeleri çoğaltılacak ve bir taraftan devletin ileri gelen vükela ve ricali de belli zamanlarda toplantılara katılıp bütün bunlar hakkında kanunlar ve bu arada bir ceza kanunu hazırlayacaklardır.
10- Bütün devlet memurları belli maaşlara bağlanacaktır.
11- Rüşvet, kat'i olarak kalkacak ve buna cesaret edenler şiddetle cezalandırılacaktır.
12- Hükümdar bizzat kendisi bu usüllere riayet etmediği ve bunlara aykırı davranmamayı kabul ettiği gibi, ulema vöe devlet ricali de bu hususta yemin edeceklerdir.

Gülhane Hattı Hümayun'u islam tebaa ile hristiyan tebaanın kanun önünde eşitliğini tanıdığı ve halk ile padişah arasındaki münasebetleri yazılı bir vesika ile belirttiği için sosyal bir kontrol karakteri kazanmaktadır. Padişah Gülhanehattındaki prensiplere ve bunlara dayanacak kanunlara riayet edeceğine yemin etmekle kutsal yetkileri üstünde bir kuvvet tanımış oluyordu ki bu kuvvet kanundur.

Gülhane Hattı, ilan edildikten sonra prensiplerinin belirtilmesine yürütülmesine geçildi. Reşit Paşa, İstanbul'da okunan hattın Rumeli'de ve Anadolu'da anlaşılmasını sağlamak için halk yanında saygı gören ulema sınıfından iki kişiyi ödevlendirdi. Gülhane hattı prensiplerini en güç yürütülecek karakterde olanı İslam ve Hristiyan tebaanın kanun önünde eşitlik manasına geleni idi. Padişah ve sadrazam fırsat buldukça nutuklarıla bu eşitliği belirtmeye çalıştılar.

D. TANZİMAT'IN GETİRDİĞİ YENİLİKLER

a. Hukuk Alanında Tanzimat
Yukarıda da belirttiğimiz gibi padişah artık mutlak hakim değildi. Onun üstünde kanunlar vardı.
Gülhane Hattı Hümayun'undan altı ay sonra gibi kısa bir zamanda ceza kanunu ortaya konmuştur.
Fransızcadan kısmen tercüme şeklinde düzenlenmiş olan bu kanun tebaaya padişah tarafından verilmiş hakların bir garantisi olarak alanabildiği gibi tebaanın kanun önünde eşitliğinin bir sembolu olarak da kabul edilebilir.
1846'da memurların öjdev, yetki ve sorumluluğunu göstermek için tertiplenen idare kanununda işleyecekleri suçlara karşılık tutan cezalar belirtildi. Böylece haksız yere adam öldürme, sürgüne gönderme, mala el koyma ve rüşvet olayları engellenmiş oluyordu.
Osmanlı Devleti'nde adaletin sağlanması yolunda üç tip mahkeme vardı.
1- Şeriat Mahkemeleri
2- Cemaat Mahkemeleri
3- Kapitülasyonlardan Faydalanan Devletlerin Mahkemeleri
Tanzimat ile bunlara iki yenisi eklendi. Bunlardan birisi Ticaret Karma Mahkemesi diğeri de Asliye Karma Mahkemesi'dir.
Ticaret karma mahkemesi, yabancı devlet tebaası ile Osmanlı tebaası arasında ticaret münasebetleri ile çıkan durumu, Asliye Mahkemesi ise aynı tebaalar arasında yer alan cinayet suçlarını görmek için kuruldu. (1846)

Zenci esaretinin yasak edilmesi, mezhepten diğerine geçmeyi yasak eden 1834 tarihli yasanın kaldırılması insan hakları ile vicdan hürlüğü bakımından işaret edilmesi gereken önemli hareketlerdir.

b. Maliye Alanında Tanzimat

Tanzimat'tan önce devletin siyase ve mali işleri devlet adamlarının isteğine ve insafına bırakılıyordu. Halkın haksızlığa uğramaması için bazı tedbirler alınmıştır.
1- Valilerin yetkilerinden olan mali işlerini üzerlerinden alarak defterdara verilmesi,
2- Vergilerin toplanmasından sorumlu maliye memurlarının ve tahsildarların atanması,
3- Vergilerin ayarlanmasında ve toplanmasında yetkileri olan belediye meclislerinin yetklerinin genişletilmesi ve vilayet meclislerin kurulması,
4- Devlet memurlarından mültezimlik yapma hakkının alınması.
Mustafa Reşit Paşa'nın maliyetle ilgili çok geniş hedefleri vardı. Anbu düşüncelerinden fedakarlık etmek zorunda kalmıştır. Kağıt para ilk defa onun teşebbüsleriyle bastırılmıştır. Yabancı paraların geçimi yasak edilmiştir. Pareanın değerini düşmesi nedeniyle Avrupa paralarının değerine denk "Mecidiye" basımına başlanmıştır. Bu çalışmalar bir kaç yıl sonra kurulacak olan milli bankanın ilk hazırlıklarıdır.

c. Askerlik Alanında Tanzimat

Tanzimata kadar yapılan askerlik düzeyinde ocak şeklinin dışına çıkılamadı. Bu sebeple askerlik bir vatab ödevi olamadı. Gülhane Hattı Hümayun'u ilk defa olarak tebe için haklar ve ödevler kabul edildi. Tebanın ödevleri arasında askerlik hizmeti önemli bir yer tutuyordu.
Nizami askerliğin süresi 5 yıl olarak belirlenmiştir. 5 yıl ödevden sonra bırakılan nizami askerler 7 yıl redif sınıfında hizmet görecekler ve her yıl 1 ay nöbetle bağlı oldukları kazalar merkezlerine çağrılacaklardır. Her yıl martın 1. günü nizami askerler her ordunun 5/1'i nisbetinde yenilenecektir.
Bundan böyle subaylar üzerlerine sivil memurluklar alamayacaklardır. Osmanlu toprakları genişlik ve coğrafya durumu göz önünde tutularak 5 büyük orduya ayrılacaktır.
Askerlik alanında alınan kararlar müslüman ve hristiyan halk tarafından tenkide uğradı ve kargaşalık doğurdu.
Müslüman halktan henüz göçebe halinde yaşayan, dağlık bölgelerde yarı bağımsız bir hayat sürenler askerlik ödevini kabul etmek istemediler.
Hristiyan halkta dinlerinden dolayı müslümanlarla yanyana askerlik yapmayı hiç istemediler ve yüzyıllardır askerlik yapmadıkları için kabiliyetsizlikte vardı. Bu nedenle hristiyanların askerlik yapmaları bir süre sonraya bırakıldı.
Askerlik bakımından tebanın farklı muameleye tabii tutulması Gülhane Hattı'nın yapmak istediği eşitlik prensibinin kısmen kağıt üzerinde kalmasına neden olmuştur.

d. Eğitim Alanında Tanzimat

Abdülmecit, ilim ve sanat öğretimini sağlayan okulların kurulmasını istiyordu. Padişahın emirlerini yelrine getirmek, eğitim ve öğretim programını düzenlemek için özel bir komisyon kuruldu.
Komisyonun, milli eğitime verilmesi gereken karakter hakkındaki çalışmaları bir kanuna bağlandı. Bu konuda medresenin dışında devletin kontrolü altında bir darülfünun kurulmasını, ortaokulların açılması, bu okullarla ilkokulların ulema elinden alınarak devlete verilmesi kararlaştırıldı. Kanunun yayınlanmasından sonra çıkarılan bir hat ile milli eğitim işlerinin yürütülmesi ve kontrolü takip etmek maksadıyla bir de "Meclis-i Daimi-i Maarif-i Umumiye" kuruldu. Bu meclis ilk, orta, ve yüksek öğretim kurullarını medresenin nüfusundan kurtararak devlet otoritesi altına almaya çalıştı.
Encümen-i Daniş ile eğitim ve kültür işlerine hız verildi. Görünüşte Darülfunun'da okutulacak dersler için lazım olan ders kitaplarının hazırlanması için kurulan Encümen-i Daniş'in asıl amacı Avrupa'daki ilim ve fikir hayatıyla temas sağlamaktır. Yabancı dil bilen gençler yetiştirmek için kalemler kurulur. Bunların başında Tercüme Odası, Nabeyn Kalemi, Tophane Kalemi ve Gümrük Kalemi gelir.
Medreseler Tanzimat'tan önceki yapısını korumuştur. Medreseler ile Batı tarzında açılan okullar yan yana yaşamaya devam etmiştir. Bu okullarda yetişen nesiller sürekli çatışmaya düşmüşlerdir. Milli eğitimmdeki bu ikilik Cumhuriyet dönemine kadar sürmüştür.

e. Yönetimde Tanzimat

Hattı Hümayun'da geçen prensiplerin değerlendirilmesi için memleket yönetiminde de köklü bir değişiklik yapılması gerekiyordu. Tanzimat öncesinde memleket yönetimi çığrından çıkmış bir durumda idi. Eyaletlerde, devlet otoritesine karşı sık sık isyanların çıkması yönetim rejiminin bozukluğunu açığa vurmaktadır.
Memleket yönetimini problemi, daha temelli olarak ele alındı. Memleketin eyaletlere bölünmesine devam edildi. Eyaletler sancaklara, sancaklar kazalar, kazalar da köyleri içine alan nahiyelere bölündü. Eyaletlerin yönetimi valilere bırakıldı. Her valinin yanına, mali işleri yürütecek defterdarlar verildi. Bundan başka Fransa'daki departman meclisleri örnek alınarak bazı sancaklarda meclisler kuruldu. Bu meclislerde her sınıf halktan temsilcilerin bulunmasına dikkat edildi.
Meclis, valilerin yardımcısı olmaktan başka , onların ezici ve haksız işler yapmasını önlemek gibi bir maksatla da kurulmuştu. Valiler bölgenin yönetim, mal ve adalet ile ilgili bütün işleri hakkında meclis tarafından ileri sürülecek düşünceleri dinlemek ve uygulamak zorundaydılar.

f. Sosyal Hayatın Değişmesinde Tanzimat

Devletin Batı'ya bu şekilde açılmasıyla İstanbul'da hayat birden bire değişir. Başta, daha 2. Mahmut devrinde Avrupalılaşmaya başlayan saray, genç hükümdar, Reşit Paşa olmak üzere yenilikler halk arasına sokulur. Yabancı kıyafet ve adetlerini müslüman halk Beyoğlu'nda da görmeye başlar. Beyoğlu yeniliklerin merkezi haline gelir. Avrupa'daki müesseseler, terziler, manifatura tüccarları, mobilya satan dükkanlar çoğalmaya başlar. Bunlar müslüman halkın da sık sık uğradığı yerler haline gelir.
Devrin gazetelerinde görülen ilanlar, hergün Avrupa'dan yeni bir modanın girdiğini gösteriyordu.
1842'de yabancı kumpanyalar memlekete gelir ve temsiller verir. O zamana kadar Avrupa'dan hokkabazlar ve pehlivanlar gelir, bize ait bir dekor içinde gösteriler yaparlardı. Bu tarihten sonra yabancılar tiyatrolar sahnelemeye başlamışlardır. Bu gösterilerinde kendi kıyafet ve dekorlarını kullanıyorlardı.
Abdülmecit Dolmabahhçe sarayının yanına küçük bir tiyatro kurdurmuş ve saray orkestrası kurdurmuştur.
O zamana kadar kapalı olan ve çok mütevazi yaşayan kadın dışarıya açılır.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.256 saniyede (80.42% PHP - 19.58% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 05:15
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi