Konu Kapalı Önceki Konu Sonraki Konu

Osmanlı Padişahları

Gösterim: 72538 | Cevap: 5
  • babadan ogula osmanli padisahlari
  • osmanli
  • osmanli padisahlari soy agaci
20
  • 8 Gönderen Blue Blood
  • 5 Gönderen Blue Blood
  • 1 Gönderen asla_asla_deme
  • 2 Gönderen Suzy
  • 4 Gönderen insomnia42
Blue Blood
19 Eylül 2006 20:49   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Osmanlı Padişahları

Osmanlı Padişahları
Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  osman1.JPG
Gösterim: 378
Boyutu:  26.6 KB
Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  osman2.JPG
Gösterim: 377
Boyutu:  36.7 KB
Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  osman3.JPG
Gösterim: 373
Boyutu:  35.7 KB

1 OSMAN GAZİ
  • Hayatı
  • Kuruluş
  • Vasiyeti
2 ORHAN GAZİ
  • Hayatı
  • Askeri Başarılar
  • İdari Düzenlemeler
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
3 MURAD HÜDAVENDİGÂR
Hayatı
İdari Düzenlemeler
Sırpsındığı Savaşı
I. Kosova Savaşı
Mimari Eserler
Tuğra
Harita
4 YILDIRIM BAYEZİD
  • Hayatı
  • Beyliklerle Mücadele
  • İlk İstanbul Kuşatması
  • Niğbolu Zaferi
  • Ankara Savaşı
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
5 MEHMED ÇELEBİ
  • Hayatı
  • Fetret Devri
  • Birlik Mücadelesi
  • Rumeli Faaliyetleri
  • Şeyh Bedrettin İsyanı
  • Düzmece Mustafa İsyanı
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
6 İKİNCİ MURAD
  • Hayatı
  • Düzmece Mustafa İsyanı
  • Beyliklerle Mücadele
  • Rumelideki Faaliyetler
  • Segedin Antlaşması
  • Şehzade Mehmed (Fatih)
  • Varna Savaşı
  • II. Kosova Savaşı
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
7 FATİH SULTAN MEHMED
  • Hayatı
  • İstanbul'un Fethi
  • Yapılan Hazırlıklar
  • Kuşatma ve Savaş
  • Fethin Sonuçları
  • Kırım'ın Fethi
  • Otlukbeli Savaşı
  • Denizlerdeki Durum
  • İdari Düzenlemeler
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
8 İKİNCİ BAYEZİD
  • Hayatı
  • Cem Sultan
  • Balkanlarda İlerleme
  • Safeviler ve Şah Kulu
  • Venedikle Savaş
  • Şehzade Selim
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
9 YAVUZ SULTAN SELİM
  • Hayatı
  • Çaldıran Savaşı
  • Mercidabık Zaferi
  • Ridaniye Zaferi
  • İlk Halife Sultan
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
10 KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN
  • Hayatı
  • İç İsyanlar
  • Şarlken ve Avrupa
  • Viyana Kuşatması
  • Seferler
  • Macaristan Seferleri
  • Malta Seferi
  • Hint Seferleri
  • Fetihler / Zaferler
  • Belgrad'ın Fethi
  • Rodos'un Fethi
  • Cezayir'in Katılışı
  • Trablusgarp'ın Alınışı
  • Cerbe Savaşı
  • Mohaç Savaşı
  • Zigetvar Kalesi
  • Preveze Zaferi
  • Kapitülasyonlar
  • Safeviler
  • Mimari Eserler
  • Mimar Sinan
  • Tuğra
  • Harita
  • Doğu Seferi Haritası
11 İKİNCİ SELİM
  • Hayatı
  • Sakız Adasının Fethi
  • Endonezya Seferi
  • Yemen Seferi
  • Kıbrıs'ın Fethi
  • İnebahtı Savaşı
  • Tunus'un Alınması
  • Kanal Projeleri
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
12 ÜÇÜNCÜ MURAD
  • Hayatı
  • Lehistan İlişkileri
  • Venedikle İlişkiler
  • İngiltere ile İlişkiler
  • Fas'ın Fethi
  • İran ile İlişkiler
  • Avusturya ile İlişkiler
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
13 ÜÇÜNCÜ MEHMED
  • Hayatı
  • Avusturya ve Eflak
  • Eğri Kalesinin Fethi
  • Haçova Zaferi
  • Kanije Kalesi'nin Fethi
  • İran ile İlişkiler
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
14 BİRİNCİ AHMED
  • Hayatı
  • İran ile İlişkiler
  • Celali İsyanları
  • Zitvatorok Antlaşması
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
15 BİRİNCİ MUSTAFA
  • Hayatı
  • Abaza Paşa İsyanı
  • Tuğra
16 GENÇ OSMAN
  • Hayatı
  • İran ile İlişkiler
  • İtalya Seferi
  • Lehistan Seferi
  • Yenilik Hareketleri
  • Şehit Edilmesi
  • Tuğra
17 DÖRDÜNCÜ MURAD
  • Hayatı
  • İran Seferleri
  • Bağdat Seferi
  • Lehistan Seferi
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
18 BİRİNCİ İBRAHİM
  • Hayatı
  • Gelişmeler
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
19 DÖRDÜNCÜ MEHMED
  • Hayatı
  • Kösem Sultan'ın Katli
  • Tarhuncu Ahmed Paşa
  • Köprülüler Devri
  • Buçaş Antlaşması
  • II. Viyana Kuşatması
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
20 İKİNCİ SÜLEYMAN
  • Hayatı
  • Eğriboz Zaferi
  • Tuğra
21 İKİNCİ AHMED
  • Hayatı
  • Salakamen Savaşı
  • Tuğra
22 İKİNCİ MUSTAFA
  • Hayatı
  • Karlofça Antlaşması
  • Tahttan İndirilmesi
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
23 ÜÇÜNCÜ AHMED
  • Hayatı
  • Prut Savaşı
  • Pasarofça Antlaşması
  • Lale Devri
  • Patrona Halil İsyanı
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
24 BİRİNCİ MAHMUD
  • Hayatı
  • İsyan Kargaşası
  • Islahat Hareketleri
  • İran ile İlişkiler
  • Rus-Avusturya Savaşları
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
25 ÜÇÜNCÜ OSMAN
  • Hayatı
  • Siyasi Gelişmeler
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
26 ÜÇÜNCÜ MUSTAFA
  • Hayatı
  • Osmanlı-Rus İlişkileri
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
27 BİRİNCİ ABDÜLHAMİD
  • Hayatı
  • Küçük Kaynarca Antlaşması
  • Kırım
  • Rusya ve Avusturya Savaşı
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
28 ÜÇÜNCÜ SELİM
  • Hayatı
  • Osmanlı-Rus Savaşları
  • Ziştovi Barışı
  • Yaş Antlaşması
  • Nizam-ı Cedid
  • Mısır ve Fransa
  • Son Dönemler
  • Kabakçı Mustafa İsyanı
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
29 DÖRDÜNCÜ MUSTAFA
  • Hayatı
  • Alemdar Mustafa Paşa
  • Tuğra
30 İKİNCİ MAHMUD
  • Hayatı
  • Osmanlı - Rus İlişkileri
  • Sırp İsyanı
  • Navarin Olayı
  • Edirne Antlaşması
  • Kavalalı İsyanı
  • Boğazlar
  • Islahat Hareketleri
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
31 BİRİNCİ ABDÜLMECİD
  • Hayatı
  • Tanzimat Fermanı
  • Kırım Savaşı
  • Islahat Fermanı
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
32 ABDÜLAZİZ
  • Hayatı
  • Siyasi Gelişmeler
  • Karadağ İsyanı
  • Mısır Seyahati
  • Romanya Sorunu
  • Girit Sorunu
  • Belgrad'ın Elden Çıkması
  • Avrupa Seyahati
  • Bosna Hersek ve Bulgar İsyanı
  • Islahatları
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
  • Harita
33 BEŞİNCİ MURAD
  • Hayatı
  • Tuğra
34 İKİNCİ ABDÜLHAMİD
  • Hayatı
  • I. Meşrutiyet'in İlanı
  • 93 Harbi
  • Ayastefanos Antlaşması
  • Dağılma Süreci
  • II. Meşrutiyet'in İlanı
  • 31 Mart Olayı
  • Mimari Eserler
  • Tuğra
35 MEHMED REŞAD
  • Hayatı
  • Trablusgarp Savaşı
  • I. Balkan Savaşı
  • II. Balkan Savaşı
  • I. Dünya Savaşı
  • Tuğra
36 MEHMED VAHİDÜDDİN
  • Hayatı
  • Mondros Mütarekesi
  • Sevr Antlaşması
  • Kurtuluş Savaşı
  • İstanbul'dan Ayrılışı
  • Ölümü
  • Tuğra
Kaynak: osmanli700.gen.tr
kompetankedi, asla_asla_deme, evo ve 5 kişi bu mesajı beğendi.
Son düzenleyen Blue Blood; 17 Şubat 2007 19:28.
Blue Blood
22 Mayıs 2007 21:45   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
“Soyağacı, I. Osman-III. Selim”, 1790-1800 dolaylar, yağlıboya, 100 X 71 cm

“Osmanlılar”, 19.yy tuval üzerine yağlıboya, 170 X 220 cm

9 Nisan 2010 15:04   |   Mesaj #3   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
UnderWorld

37832
5.219 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 12-10-2005

Osmanlı Devlet Yönetimi - Osmanlı Padişahları

Osmanli hânedani, Oguzlarin Kayi boyuna mensuptu. Bu boy, Avsar, Beydili ve Yiva gibi hükümdar çikaran boylardandi. Bir uç beyligi olarak tarih sahnesine çikisindan itibaren bünyesinin gerektirdigi dini, sosyal ve ekonomik degisIklikleri yapmaktan çekinmeyen Osmanli Beyligi, kisa bir müddet içerisinde köklü bir devlet haline geldi. Döneminin sartlarina göre çok kisa denilebilecek zamanda, tarihin akisini degistirecek kadar büyüyen bu devletin gelismesini, basit ve bazi tesadüflerle izah etmeye çalismak mümkün degildir.
Gerçekten, çok genis topraklar üzerinde hakimiyetini tesis eden Osmanli Devleti, çesitli din, dil, irk, örf ve âdetlere sahip topluluklari asirlarca âdil bir sekilde idare etmisti. Ulasim teknolojisi bakimindan günümüzle mukayese edilemeyecek derecede imkansizliklar içinde bulunan o asirlarin dünyasinda, bunca farkli yapidaki topluluklari cebir ve tazyik kullanmadan idare etmek basit bir hakimiyet anlayisinin sonucu olmasa gerekir. M. Fuad Köprülü'nün n bir madde halinde siraladigi ve Rasonyi'ye göre batili tarihçilerce de kabul edilen basarinin bu sebepleri de pek tatmin edici görünmemektedir. Zira onun isaret ettigi bu on bir maddenin birçogunda diger Anadolu beylikleri de ortakti. Osmanlilarin din, irk ve cografi ortam bakimindan Anadolu beyliklerinden pek farki yoktu. Hal böyle olunca Osmanli basarisinin sebeplerini baska sahalarda da aramak gerekir. Öyle anlasiliyor ki Osmanlilar, diger beyliklerin sahip olmadiklari veya yapamadiklari bazi seyleri basarmislardi. Bu konuyu arastiran pek çok tarihçi gibi Mustafa Nuri Pasa da baslangiçta küçük bir uç beyligi olan bu devletin basarisini, maddî ve manevî sebeplere baglar. Ona göre bu sebepler sunlardir:
1- Kurulus dönemindeki hükümdarlarin tamami, Islâm dinine ve bu dinin prensiplerine bagli olan kimselerdi. Onlar, hukukî ve ser'î meseleleri bütünüyle kadilara havale etmislerdi. Bu mevzuda kendilerini halktan ayri görmezlerdi. Dolayisiyla halktan herhangi birine yapilan muamele, kendileri için de geçerli idi. Keza onlar, hukuk adamlarina baski yapmadiklari gibi, tamamen Islâm hukukunun ruhuna uygun olarak verilen kararlarina da müdahalede bulunmazlardi. Bu da ülke içinde saglam bir adlî mekanizmanin çalismasina ve adaletin gerçeklesmesine sebep oluyordu. Iste bu adalet anlayisi sayesindedir ki, devletleri büyüyüp gelisti.
2- Osmanlilar, kuruluslarindan itibaren Anadolu Selçuklu Devleti'ne bagli kaldilar. Bu baglilik, adi geçen devletin varligina son verildigi ana kadar devam etti. Onlarin bu baglilik ve vefalarindan dolayi Allah, kendilerini mükâfatlandirdi. Zaman zaman ortaya çikan isyan ve bas kaldirmalarda hep onlara yardimci oldu.
3- Selçuklu Devleti'nin ortadan kalkmasi ve Bizans'in içinde bulundugu sIkIntili durumlar yüzünden çevresinde kuvvetli bir devletin bulunmamasi.
4- Osmanlilar, Islâm dünyasinin hudud boylarinda kurulmuslardi. Cihad ve ilay-i kelimetullah için devamli harp edip ganimet elde ettiklerinden san ve söhretleri de artiyordu. Onlarin bu durumunu ögrenen ve baska ülkeler ile topraklarda yasayan Müslümanlar, gelip kendilerine iltihak ediyorlardi. Bu da onlarin kuvvetlenmesine sebep oluyordu.
5- Osmanli hükümdarlari, ilim adami ile fazilet ehli kimselere karsi son derece hürmetkâr davranip onlari gözetiyorlardi. Devlet için hizmet edip yardimci olanlara timar arazisi vermek suretiyle onlari devlete ortak ediyorlardi. Ayrica topraklarini genisletip Müslüman nüfusunu artirmak için büyük bir gayret sarf ediyorlardi. Çikardiklari kanunlara da sIkI sIkIya bagli kaliyorlardi. Mustafa Nuri Pasa'ya göre, Osmanli Devleti'nin kisa bir zamanda büyüyerek müesseselerinin kemal mertebesine ulasmasina ve emsâllerine göre daha uzun ömürlü olmasina sebep olan âmiller, onlarin bu anlayis ve davranislaridir.
Selçuklu-Bizans hududlarinda tesekkül eden bir uç beyliginin, yeni bir din ve kültürün tasiyicisi olarak eski Bizans Imparatorlugu'nun enkazi üzerinde kurulan bu yeni devlete bir Türk ve Islâm damgasi vurmasi hadisesi, çagdas tarihçiler arasinda henüz tam anlamiyla izah edilemeyen bir mesele olarak münakasa edilmektedir. Öyle anlasiliyor ki bu münakasa daha uzun süre devam edecege benzemektedir. Nitekim Leopold Von Ranke gibi bazi kimseler de bu gelismeyi padisah sahsiyetlerine, askerî sisteme ve toprak uygulamasi gibi maddî manevî bazi unsurlara baglarlar.
Tarihin uzak dönemlerinden itibaren kurulmus bulunan bütün Türk devletlerindeki töreye göre, Osmanlilarda da ülke, ailenin müsterek mali olarak kabul ediliyordu. Osmanlilarda saltanatin intikalinde yerlesmis bazi merasimler önemli yer tutmaktadir. Bunlarin basinda bey'at, cülûs ve kiliç kusanma merasimleri gelmektedir. Saltanatin intikali, baslangiçtan 1617 tarihine kadar ilk on dört padisahta "amûd-i nesebî" denilen babadan ogula geçmek suretiyle olmustur. Eski Türklerdeki devletin, hânedanin ortak mülkü olma telakkisi Osmanlilarda özellikle Fâtih döneminde degisIk bir anlayisa bürünmüstür. Kanunnâmenin meshur olan maddesi ile saltanatin babadan ogula intikalinde kolaylik saglanmistir. 1617'de I. Ahmed'in ölümü üzerine "ekberiyet" usûlü benimsenmis. Daha sonraki dönemde bir iki istisna disinda "ekberiyet ve ersediyet" usûlüne göre hânedanin en yasli erkek üyesi padisah olmustur. Hükümdarlik ailesinin reisi olan ve "Ulu Bey" adini tasiyan kisi, ayni zamanda devletin de reisi olurdu. Osmanli Beyligi'nin ilk zamanlarinda da görülen bu âdet, I. Murad zamanindan itibaren sadece hükümdarin çocuklari için geçerli hale gelmisti. Buna göre belirtilen dönemden itibaren saltanat, hükümdar olan kimsenin çocuklarinin hakki olarak telakki edilmeye baslandi. Bununla beraber bir veliahd tayini söz konusu degildir. Devlet adamlari ve askerlerce sevilip takdir edilen sehzade, ölen babasinin yerine hükümdar ilan olunurdu.
Osmanli padisahlari cülûslan münasebetiyle çikardiklari fermanda Allah'in lütfu ile "bi'l-irs ve'l-istihkak" saltanatin kendilerine müyesser oldugunu ifade ederler. Öyle anlasiliyor ki ilk dönemlerde devletin kurulus hamurunda mayasi bulunan ahi teskilatinin da bu seçimde büyük bir payi bulunmaktadir. Çok nadir de olsa, zaman zaman padisahlarin, yerlerine geçecek sehzadeyi devlet ileri gelenlerine vasiyet ettikleri görülmektedir. Mesela Çelebi Mehmed, Bizanslilarin yaninda bulunan kardesi Mustafa Çelebi'nin tekrar hükümdarlik iddiasiyle ortaya çikma ihtimalini göz önüne alarak hayatindan ümidini kestigi sirada yanindaki vezir ve beylerine oglu Murad'in hükümdar yapilmasini ve o yetisinceye kadar ölümünün gizli tutulmasini vasiyet etmisti. Böylece Çelebi Mehmed, kardes kavgasinin sebep olacagi politik ve ekonomik huzursuzluklar için tedbir almis oluyordu.
Biraz önce temas edildigi gibi, Osmanlilarda hükümdarin çocuklarindan kimin padisah olacagina dair kesin bir saltanat kanunu yoktu. Hükümdarlar, bir isyan hareketinin önüne geçmek için kardeslerini öldürürlerdi. Kardes katli, Yildirim Bâyezid zamanindan beri tatbik edilmekle beraber Fâtih kanunnâmesiyle yazili hale getirilmistir. Bu kanunnâmede "Ve her kim esneye evladimdan saltanat müyesser ola, karindaslarini nizâm-i âlem içün katl etmek münasibtir. Ekser ulemâ dahi tecviz etmistir. Aninla âmil olalar" denilerek memleketin selameti için kardeslerin katline bir nevi izin verilmistir.
Töreye göre Osmanli padisahi, memleketin sahibi sayilirdi. Bu sebeple tebeasinin mali ve cani üzerinde tasarruf hakki vardi. Vasitali vasitasiz bunu kullanirdi. Her türlü kuvvet padisahin elindeydi. Fakat o bunu keyfî olarak degil, kanun, nizam ve ananenelere dayanarak muamelatin icaplarina göre yürütürdü. Fâtih Kanunnâmesi (s. 16)'nde, padisahin yetkilerini nasil kullandigina isaretle söyle denilmektedir: "Ve tugrayi serifim ile ahkam buyrulmak üç canibe mufazzdir. Umur-i âleme müteallik ahkâm vezir-i azam buyruldusu ile yazila ve malima müteallik olan ahkâmi defterdarlarim buyruldusu ile yazalar. Ve ser'-i serîf üzre deavi hükmünü kadiaskerlerim buyruldusu ile yazalar." Bu ifadelerden anlasildigina göre bütün dünyevî ve dinî idare padisah adina yapilmaktadir. Buna dayanilarak padisahin, dünyevî yetkilerinin idaresinde sadrazamlari, dinî yetkilerinin idaresinde ise önceleri kadiaskerleri, daha sonra da seyhülislâmlari vekil tayin ettigi söylenebilir. Nitekim bu iki makama yapilacak tayin ve azillerde padisahin mutlak selâhiyet sahibi oldugu bilinmektedir. Bundan baska divan toplantilarinda alinan her türlü kararin "arz" yolu ile onun tasdikine sunulmasi da padisahin nihaî karar mercii oldugunu teyid etmektedir.
Islâm hukukuna göre devletin basinda bulunan hükümdarin, hakkinda nass bulunmayan mevzularda tebeasinin maslahatini gözeterek çikardigi kanunlarina uymak dinin emridir. Islâm hukukuna göre hükümdar her istedigini yapan ve her türlü arzusuna uyulmasi gereken bir kisi degildir. O da ser'î hukukun gerektirdigi emirlere uymak zorundadir. Aksi takdirde Hz. Peygamber'in "Allah'in emirlerine uymayana itaat yoktur" Hadis-i Serifi ile Hz. Ebu Bekir'in halife seçildigi zaman yaptigi ilk konusmasinda dedigi gibi emirlerine itaat mecburiyeti kalkar.
Müslüman bir topluma istinad eden bünyesi ile Osmanli devlet adamlari, bundan baska türlü hareket de edemezlerdi. Zira bu devletin geleneginde hâkim bulunan anlayisa göre "devlette din asil, devlet ise onun bir fer'idir" Kanun, hüküm, ferman ve uygulamada dinî anlayisin disina çikmamak için Osmanlilar, kuruluslarindan itibaren Islâm fikhina (hukuk) yakindan âsina olan ulemâya devlet idaresinde yer veriyorlardi. Nitekim Orhan Gazi'nin vezirlerinden Sinan Pasa ile Çandarli Halil ulemâdandi. Esasen, XIV. asir Türk dünyasini gezip onlar hakkinda canli levhalar gibi saglam bilgiler veren Ibn Batuta'nin müsahede ettigi gibi, Anadolu Türkmen beyliklerinin hemen hepsinde fakihler, beylerin yaninda en serefli mevkide yer almakta idiler.
Bernard Lewis'in dedigi gibi; "Kurulusundan düsüsüne kadar Osmanli Devleti, Islâm gücünün ve inananin ilerlemesine veya savunmasina adanmis bir devlet idi. Osmanlilar, alti yüzyil, ilk önce esas itibariyla basarili olarak, Avrupa'nin genis bir kisminda Islâm egemenligi kurma çabasiyla, daha sonra da Bati'nin amansiz karsi saldirisini durdurmak ya da geciktirmek için uzun süreli hareketleriyle hemen hemen devamli olarak Hiristiyan Bati ile savas halinde idiler. Yüzyillar boyu süren bu mücadele, Türk Islâmliginin tâ köklerindeki kaynaklari ile Türk toplumunun ve kurumlarinin bütün yapisini etkilememezlik edemezdi. Osmanli hükümdarinin halki, her seyden önce kendini Müslüman sayardi. Daha önce gördügümüz gibi Osmanli ve Türk, nisbeten yeni kullanilan deyimlerdir. Osmanli Türkleri, kendilerini Islâm ile özdes görmüslerdir. Diger herhangi bir Islâm ulusundan çok daha büyük ölçüde hüviyetlerini Islâmiyet içinde eritmislerdi. Türk kelimesi, Türkiye'de hemen hemen kullanilmaz iken, Bati'da Müslümanin es anlami haline gelmesi ve Müslüman olmus bir Batiliya, olay Isfahan veya Fas'ta olsa bile "Türk olmus" denmesi ilginçtir."
Osmanli pâdisahlarinin, kanun ve nizamlara göre hareket etme mecburiyetini hissetmeleri, onlarin keyfî bir sekilde hareket
etmelerine mani oluyordu. Hatta öyle ki, bazan devlet güvenligi için tehlike teskil edenlerin durumu bile hükümdarlarin fevrî hareketlerine terk edilmiyordu. Nitekim II. Murad dönemi olaylarindan bahs edilirken görüldügü gibi Haçlilarla birlik olup Osmanli vatandasi olan Müslümanlari arkadan vurup öldürmekten çekinmeyen Karamanoglu Ibrahim Bey'in bu tecavüzünü, Islâmla bagdastiramayan hükümdar, döneminin Ehl-i Sünnet âlimlerine müracaatla Karamanoglunu yola getirmek üzere onlardan fetva istemisti. Ibn Hacer el-Askalanî, Saadeddin Deyrî, Abdu's-Selâm el-Bagdadî, Bedreddin Tenesî ve Bedreddin el-Bagdadî gibi dört mezheb otoritesi, onun, Karamanoglu ile mücadele etmesi için fetva vermislerdi. Sultan Murad, bu fetvalara dayanarak Karamanoglu üzerine yürümüstü. Keza Çelebi Sultan Mehmed döneminde etrafina topladigi bazi çapulcularla birlikte isyan baslatarak halk ve devlet için büyük bir tehlike haline gelen Seyh Bedreddin Mahmud, yakalandigi zaman hemen öldürülmedi. Hareketinin Islâm'a uygunluk derecesinin arastirilmasi ve cezanin, âlimler tarafindan kurulacak bir heyet tarafindan takdir edilmesini bizzat padisah istemisti. Padisahlar, her zaman bir kurulun danisma niteligindeki kararlarini almazlarsa bile hiç olmazsa en az seyhülislâm veya müftüden fetva aldiktan sonra hüküm verirlerdi. Onlarin bu emir ve iradeleri, hatt-i hümâyun, biti, ferman, berat, irâde, ahidnâme ve emannâme gibi belgelerle ifade edilirdi. Bunlardan hatt-i hümâyunun bizzat padisahin kendi el yazisi oldugu, digerlerinin onun adina Divan-i Hümâyundan çiktigi bilinmektedir.
Osmanlilarda, devlet islerinde kesin bir karar verilmeden önce, isler, Divan'da görüsülürdü. Bu görüsmelerden sonra son karar hükümdarin olurdu. Hükümdarin herhangi bir mesele hakkinda verdigi karar ve kesin olarak beyan ettigi fikir, kanundu. Bununla beraber pâdisah, devlet isleri ile ilgili meselelerde ser'î ve hukukî konularda gerekli gördügü kimselerle görüsüp onlarin fikirlerini alirdi. Bu durumdan anlasilacagi üzere zâhiren genis ve hudutsuz selâhiyeti oldugu görülen padisah, gerçekte bir takim kanunlarla bagli di. Bu da bir devletin devam ve bekasi için sartti. Osmanli hükümdarlarinin ilk ve en kudretli zamanlarinda bile divan kararlarina tamamen riayet ettikleri ve alinan kararlarin disina çikmadiklari görülmektedir.
Osmanli padisahlari, XVI. yüzyil sonlarina kadar sehzadeliklerinde hizmet ve muharebelerde ordunun kollarinda komutanlik yaparak memleket idaresinde ve muharebe usûllerinde tecrübe kazaniyorlardi. Hükümdar olduklari zaman bu bilgi ve tecrübe birikiminden istifade ediyorlardi. Osmanli hükümdarlari, ordularinin baskomutani idiler. Büyük ve önemli savaslara bizzat kendileri istirak edip komutanlik yapiyorlardi. Küçük savaslara ise selahiyetli bir komutan tayin ediyorlardi.
Fâtih Sultan Mehmed döneminin ortalarina kadar Osmanli padisahlari, Divan-i Hümâyuna baskanlik ederlerdi. Divan'da halki ve devleti ilgilendiren isleri görüp gereken hükümleri verirlerdi. Hastalik veya baska bir sebepten dolayi padisahin istirak etmemesi halinde onun yerine vezir-i azam baskanlik ederdi. Solakzâde'nin bir ifadesine dayanilarak Fâtih'in, Divan baskanligini terk edisi söyle bir hadiseye baglanir: Bir gün Fâtih'in baskanliginda Divan toplantisi yapildigi sirada isini takip etmek üzere payitahta gelmis olan bir Türk köylüsü, Divan çavuslarinin ellerinden kurtularak toplanti yerine girer ve "Devletlû Hünkâr kanginizdir, sIkayetim var" demis. Bir suikast tehlikesini de beraberinde getiren bu hareket, padisahin canini sIkmis. Vezir-i A'zam Gedik Ahmed Pasa'nin tavsiyesiyle hükümdarin Divan müzakerelerini bir perde arkasindan dinlemesi ve vezâret mührünün yani mühr-i hümayunun vezir-i a'zama verilmesi sistemi kabul edilmisti. Bundan sonra adi geçen vezir-i a'zamin teklifi üzerine padisahlar için toplanti mahallinin arkasinda biraz yüksekçe ve önü kafesli bir yer yapilmisti. Bundan sonra padisahlar, divan müzakerelerini oradan dinleyip takip etmeye baslamislardi.
Bu hadiseden sonra Fatih Sultan Mehmed, divan müzakerelerine baskanlik etmeyip bir perde veya kafes arkasindan dinlerdi. Meshur kanunnâmesinde de "Cenab-i serifim pes-i perdede oturup" demek suretiyle bunu bir kanun hükmü haline getirmisti. Görüldügü gibi II. Murad da dahil olmak üzere Osmanli hükümdarlari devamli olarak halkla temasta bulunuyor, bizzat davalari dinleyip devlet islerini görüyorlardi.
Öyle anlasiliyor ki, Osmanlilarin ilk dönemlerinden itibaren hükümdarlar, halk ile temas ediyor, her firsatta halka yardimci olmaya çalisiyorlardi. Bunu bilen halk, sIkâyet, taleb ve arzularini çesitli vesilelerle hükümdarlara ulastiriyordu. Bu anlayis, kökleri mazide olan eski bir an'anenin yerlesmesine sebep oluyordu. Bu an'anelerden biri, Hz. Peygamber'den beri devam edegelmekte idi. Buna göre Medine sehir devletinde, oldukça sade bir yapi içerisinde halk, külfetsizce Hz. Peygamber ile görüsüyordu. Süphesiz ki bu davranis, daha sonraki Müslüman hükümdarlar için ideal bir örnek teskil ediyordu. Hulafa-i Rasidîn döneminde gelisen fetihlerle büyüyen idarî yapida, çok farkli inanç ve düsüncede olan kimselerin mevcud olmasi, bazi suikast ve cinayet ihtimallerini de akla getiriyordu. Bu yüzden halifelerin halk ile temaslarinda bazi tedbirlerin alinmasi ihtiyaci dogdu.
Halk ile Osmanli hükümdarlari arasindaki münasebeti saglayan çesitli vesileler vardi. Cuma ve bayram namazlari, ava çikma, Istanbul'un içi ve çevresindeki mesire yerlerine, saray ve kasirlara
yapilan ziyaretler, halka hükümdara ulasma imkani veren firsatlardi.
Osmanli hükümdarlari, daha Osman Bey'den itibaren mesru mazeretlerinin disinda Cuma namazini sarayin disinda ve halka açik bir camide kilmaya büyük bir itina gösteriyorlardi. Bu durum, vekayinâme, hatirat ve seyahatnâmelerden açikça anlasilmaktadir. Cuma selamligi sirasinda üzerinde durulmasi gereken en önemli husus, halkin dilek ve bilhassa sIkayetlerini bizzat hükümdara ulastirmis olmasidir. Osmanli tarihi boyunca bunun pek çok örnegini görmek mümkündür. Aslinda Osmanli Devleti'nde tebeanin padisaha ulasmasi yerlesmis bir gelenekti.
Padisahlarin zaman zaman kiyafet degistirerek halk arasinda dolasip kamuoyunu yoklamalari (tebdil gezmeleri), günlük hayatlari, yemekleri, Istanbul ve civarinda çesitli gezintiler' saltanat kurumu açisindan önemli hususlardir.
Gerek günümüzde gerekse tarihteki devletlerde oldugu gibi Osmanlilarda da hükümdarin hakimiyet (egemenligini)'ini temsil eden ve adina "Hükümdarlik alametleri" denilen isaret ve semboller vardi. Kaynaklar, yeri geldikçe bu sembollerden söz ederler. Buna göre kurulus döneminde Osmanli padisahlarinin hakimiyet sembolü olan hükümdarlik alametleri sunlardir: Payitaht, saray, çadir (otag), taht, tac, hutbe, sIkke, ünvan ve lakaplar, nevbet, kiliç, bayrak, tiraz, tug.
Padisahlarin kullandiklari unvanlar, bunlarin kullanildigi yerler Osmanli hâkimiyet anlayisi açisindan önemlidir. Halil Inalcik ("Padisah", ÎA, IX) bunlari, ser'î ve örfî ünvanlar olarak iki kisimda degerlendirmekte ve resmî belgelerde bunlarin itina ile kullanildigina isaret etmektedir. Bunlar: bey, han, hâkan, Hüdavendigâr, gazi, kayzer, sultan, emîr, halife ve padisah gibi ünvanlardir. Bundan baska Yavuz Sultan Selim, Mercidabik zaferinden hemen sonra Haleb'de "Hadimu'l-Haremeyn es- Serifeyn" ünvanini kullandi. Bu ünvan daha sonraki padisahlarca da kullanildi.

MsXLabs.org & OT
The Unique bu mesajı beğendi.
ataberk7
23 Ocak 2011 17:05   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Osmanlı Padişahları











Suzy
15 Mayıs 2012 20:22   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Osmanlı Padişahları

BİRİNCİ PADİŞAH SULTAN OSMAN I (OSMAN GAZİ)
(1258 - 1326)

Osmanlı Devletinin kurucusudur. Ertuğrul Bey'in oğludur. Söğüt'te doğdu. Bizans sınırlarına yakın bir uç beyi olan babasının ölümü üzerine1288 yılında başa geçti. Bizanslılarla çeşitli savaşlar yaptı. Karacahisar, Göynük ve Mudurnu'yu fethetti. Yerhisar ve İnegöl'ü de aldı. Anadolu Selçuklu Devletinin son bulması uzerine 1299 yılında bağımsız oldu. Bu devlete, kurucusunun adından dolayı OSMANLI DEVLETİ dendi. Osman Gazi bundan sonra da savaşlarına devam etti. Malkara, Kocahisar, Akhisar, Lefke ve Geyve'yi almayı başardı. Oğlu Orhan beyin Bursa'yı alma haberini aldığı sıralarda öldü. Yerine oğlu Orhan Bey geçti.


İKİNCİ PADİŞAH SULTAN ORHAN (Gazi)

(1288 - 1359)

İkinci Osmanlı Padişahı, Osman Bey'in oğludur. Babasının ölümü üzerine 1326 yılında tahta geçti. İlk işi, Osmanlı Devleti sınırları içine Bursa'yı katmak oldu. Bundan sonra, kardeşi Alâeddin Paşa ile birlikte, genç Devleti yönetti. Küçük bir beyliği büyük bir Devlet durumuna getirdi. Orhan Bey, devletin merkezini Yenişehirden Bursa'ya nakletti. Orhan Gazi zamanında Rumeli'ye geçildi. Hayrabolu, İpsala, Gelibolu, Bolayır Osmanlı sınırlarına katıldı. Rumeli'ye geçen oğlu Süleymen Paşa'nın ölümü üzerine, üzüntüden öldüğü söylenir. "Gazi" unvaniyle anılan Orhan Bey, Osmanlı tarihinin en kahraman en temiz ve kusursuz hükümdarlarından biridir.


MURAT I.

(1325 .- 1389)

Üçüncü Osmanlı padişahı. Orhan Bey'in oğludur. Dedesi Osman Bey'dir. Babasının ölümü üzerine 1359 yılında tahta çıkmıştır. Osmanlı Devleti'ni, beylik halinden çıkarıp bir devlet haline getiren hükümdardır. Saltanatının ilk yıllarında Ankara'yı almıştır. Daha sonra Rumeli'ye geçmiş, Edirme'yi almış, Hırıstiyanlara karşı Sırp Sındığı savaşını kazanmıştır. Rumeli'de ilerlemelerine devam etmiş, Sofya ve Selânik alınmıştır. Balkan devletlerinin, Osmanlıların Rumeli'de ilerlemelerine engel olmak için giriştikleri büyük bir meydan muharebesi olan Birinci Kosova Meydan Muharebesi'nde büyük başarı kazanmıştır. Ancak, savaş alanını dolaşırken, bir Sırplı tarafından şehit edilmiştir. Murat I, 'Hüdavendigâr' sanı ile anılır.


YILDIRIM BAYEZİT (BAYEZİT I.)

(1360 - 1403)

Dördüncü Osmanlı padişahı. Babası Murat I.in Kosova Savaşı'nı kazandıktan sonra, savaş alanında şehit düşmesi üzerine tahta çıkmıştır. Hükümdar olduktan sonra Sırbistan istilâsını tamamlamış, Bizans'taki taht kavgalarını kendi isteğine göre düzene sokmuş, Anadlu'daki beyliklerin çoğunu ülkesinin sınırlarına katmıştır. Bundan sonra Selânik'le birlikte Kuzey Yunanistan'ı almış, Avrupa devletlerinin birlik olarak kurdukları büyük bir ordu ile Niğbolu'da karşılaşmış ve Niğbolu Zaferi'ni kazanmıştır. Bundan sona İstanbul'u kuşatmış, Trabzon Rum İmparatorluğu'nu haraca bağlamıştır. Fakat bu sıralarda Anadolu'da ilerlemekte olan Timur'un üzerine yürümek zorunda kalmıştır. 1402 yılırda yapılan Ankara Savaşı'nda yenilgiye uğrayarak esir düşmüştür. Sekiz ay sonra da, Akşehir'de ölmüştür. Yıldırım, Osmanlı padişahlarının büyüklerinden biridir.


ÇELEBİ MEHMET I.

(1387 - 1421)

Beşinci Osmanlı padişahı. Yıldırım Bayezit'in oğludur. Yıldırım Bayezit'in, Timur'a karşı yaptığı Ankara Savaşı'nda yenilmesinden ve ölmesinden sonra, hükümdar olmak isteyen üç kardeşinin çıkardığı ayakanmalarla uğraşmış, on iki yıl süren bu didişmelerden sonra kardeşlerini yenilgiye uğratarak 1413 te padişah olmuştur. Padişahlığı sırasında, Yıldırım'ın yenilgisinden sonra başkaldıran beylikleri yeniden egemenliğine almaya uğraşmış, Eflâk ve Macaristan'a sefer yapmış, mezhep ayaklanmalarını bastırmaya uğraşmıştır. Osmanlı tarihçilerinin "İkinci Kurucu" unvanını verdikleri Çelebi Sultan Mehmet 34 yaşında iken attan düşerek felç olmuş kısa bir süre sonra da ölmüştür.


MURAT II.

(1402 - 1451)

Altıncı Osmanlı padişahı, Çelebi Sultan Mehmet'in oğludur. Babasının ölümü üzerine 1421 yılında tahta çıkmıştır. Saltanatının ilk yıllarında, ayaklanan amcası Mustafa ile uğraşmış, sonra da "Düzmece Mustafa" olayında, onu yakalatarak Edirne'de astırmıştır. Bundan sonra Bizans'ı kuşatmıştır. Fakat Macarlar ve Karamanoğulları ile uğraşmak zorunda kaldığı için, kuşatmayı bırakmıştır. 1444 yılında tahtı, bir çocuk olan oğlu Mehmet'e (Fatih) bırakmış; Manisa'da dinlenmeye çekilmiştir. Fakat Haçlıların Osmanlılar üzerine saldırmaları üzerine, yeniden tahta çıkmış, haçlılar ordusunu Varna Meydan Muharebesi'nde bozguna uğratmıştır. Bundan sonra Yeniçerilerle uğraşmış, haçlılara karşı Kosova savaşını kazanmış ve 49 yaşında Edirne'de ölmüştür.


FATİH SULTAN MEHMET

(1430 - 1481)

Yedinci Osmanlı padişahı. Murat II. nin oğludur. Babasının ölümü üzerine, ikinci defa olarak 1451 yılında tahta çıkmıştır. Padişahlığınının ilk yıllarında, herşeyden önce İstanbul'u almıştır. Bu nedenle "Fatih" sanı ile anılır. Fatih Sultan Mehmet, bundan sonra Sırbistan üzerine yürümüş, Belgrad'ı almış, Mora'yı Osmanlı sınırlarına katmış. Eflâk üzerine yürümüş, Arnavutluk seferlerini sonuca bağlamış. Midili ve Limni adalarını almıştır. Başarıları bunlarla kalmayan Fatih, Osmanlı devletini bir imparatorluk durumuna getirmiştir. 1481 yılında büyük bir sefere çktığı sırada Gebze yakınlarında ölmüştür. Fatih, Osmanlı padişahlarının en büyüklerinden biridir.


BAYEZİT II.

(1447 - 1512)

Sekizinci Osmanlı padişahı. Fatih Sultan Mehmet'in oğludur. Babasının ölümü üzerine 1481 yılında tahta çıkmıştır. Ancak, padişahlığının ilk yılları, tahta çıkmak isteyen kardeşi Cem Sultan'la uğraşmakla geçmiştir. Cem'in ölmesinden (1495) sonra, sonu alınmayan savaşlara girişmiştir. Büyük komutanların yönetiminde Türk orduları Macaristan, Bosna ve Mora'da başarılı savaşlar yapmışlardır. Fakat, yönetimindeki gevşeklik yüzünden, çocukları arasında anlaşmazlıklar çıkmış; Trabzon'da vali olarak bulunan Yavuz'un tahta geçmesi Yeniçeriler tarafından istendiğinden, tahttan indirilmiş ve yerine oğlu Yavuz Sultan Selim geçmiştir. Kendini sofuluğa verdiği için "Veli" unvanı ile anılır.


YAVUZ SULTAN SELİM

(1467 - 1520)

Dokuzuncu Osmanlı padişahı. Bayezit II.nin oğludur. Babasının tahttan indirilmesi üzerine 1512 yılında tahta çıkmıştır. Padişahlığının ilk yıllarında Anadolu'da şiîlik dâvasını çıkaran İran hükümdarı Şah İsmail üzerine yürümüş, Çaldıran Savaşı'nda onu büyük bir yenilgiye uğratmıştır. Bundan sonra Doğu Anadolu'nun bir çok illerini Osmanlı sınırlarına katmış, Suriye ve Mısır üzerine yürümüştür. Mısır'daki Abbas'ın halifeliğine son vererek, Osmanlı padişahlarının, "halife" olmasını sağlamıştır. Bu büyük zaferlerinden sonra İstanbul'a dönen Yavuz Sultan Selim, yeni bir sefere hazırlanırken, Çorlu civarında ölmüştür. Yavuz Sultan Selim, Osmanlı tarihinin olduğu kadar, dünya tarihinin de büyük hükümdarlarından biridir.


KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN

(1494 - 1566)

Onuncu Osmanlı padişahıdır. Yavuz Sultan Selim'in oğludur. 1520 yılında tahta çıktı. Zamanında Osmanlı İmparatorluğu en parlak zamanını yaşadı. Türkler, Viyana kapılarına kadar dayandılar. Akdeniz bir Türk gölü oldu. 46 yıllık saltanatı sırasında, Viyana önlerinden Basra körfezine, Hazar denizinden Cezayir'e kadar yayılan, devrin en büyük İmparatorluğunu yaratan bir hükümdar oldu. Kazandığı en önemli muharebe, Mohaç Meydan Savaşı'dır. Son seferi olan Zigetvar seferi sırasında, 72 yaşında iken öldü. Başarıya ulaştırdığı İmparatorluğun muhteşemliği karşısında, kendisine "Muhteşem" sanı da verilir. Hükümdarlığı sırasında, ülkenin yönetimi ve örgüt için meydana getirdiği kanunlar nedeni ile de "Kanuni" sanı ile anılır.


İKİNCİ SELİM

(1524 - 1574)

On birinci Osmanlı padişahıdır. Kanuni Sultan Süleyman'ın oğludur. Babasının ölümü üzerine, Sokollu Mehmet Paşa'nın gönderdiği haberi alarak, Anadolu'dan İstanbul'a gelmiş, 1566 tarihinde tahta çıkmıştır. Babası kadar değerli bir hükümdar olmamakla beraber, Osmanlı İmparatorluğu'nun en kudretli zamanlarında hükümdar olduğu için; zayıf kişiliğinin devlete bir zararı olmamıştır. Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa'nın yöneticilği altında Osmanlı İmparatorluğu, en kudretli zamanlarını yaşamaya devam etmiştir. Zamanında Kıbrıs alınmış, Aden cevresi fethedilmiş, Sinan Paşa, Kılıç Ali Paşa, Piyale Paşa gibi ünlü komutanların yönetiminde Osmanlı orduları, zaferler kazanmaya devam etmiştir. Zamanını eğlence içinde geçimiştir.


ÜÇÜNCÜ MURAT

(1546 - 1595)

On ikinci Osmanlı padişahıdır. Selim II.nin oğludur. Babasının ölümü üzerine 1574 tarihinde tahta çıkmış, ilk iş olarak beş kardeşini öldürtmüştür. Sokollu Mehmet Paşa'nın sadrazam bulunduğu ilk yıllarda önemli olaylar olmamıştır. Fakat, Sokollu'nun ölümünden sonra, devlet işleri karışmaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu için başarısızlıkla sonuçlanan İran savaşları yapılmış, Avusturya ile de başarısız savaşlara girilmiştir. Zamanında, Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük gücü, yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır. Üçüncü Murat, Osmanlı İmparatorluğu'nun güçlü zamanlarında hükümdar olduğu ve Sokollu Mehmet Paşa'nın gücünden yararlandığı için, devlet yönetimine önem vermemiş, zamanını zevk ve safa içinde geçirmiştir.


ÜÇÜNCÜ MEHMET

(1567 - 1603)

On üçüncü Osmanlı padişahı. Murat III. ün oğludur. Babasının 1595 tarihinde ölümü üzerine tahta çıkmıştır. Padişah olunca, 19 erkek kardeşini boğdurmuş, 24 kız kardeşini Eskisaray'a hapsettirmiştir. Babasından çocuk doğuracak olan 10 kadını da boğdurtmuştur. Askerlerin isteği üzerine Eğri seferine çıkmış, 1596 da Eğri Kalesi'nin alınmasını sağlamıştır. Bundan sonra yapılan Haçova Meydan Muharebesi, Hoca Sadettin Efendi'nin zorlaması üzerine, padişahın savaştan çekilmemesi sağlanmış ve kazanılmıştır. Mehmet III. zamınında Kanije Kalesi de alınmış, Anadolu'da Celâli ayaklanmaları başlamıştır. Eğri fatihi unvanı ile anılan Mehmet III. devri, Osmanlı İmparatorluğu'nun gerilemeye başladığı devirdir.


BİRİNCİ AHMET

(1590 - 1617)

On dördüncü Osmanlı padişahı. Üçüncü Mehmet'in oğludur. Babasının ölümü üzerine on dört yaşında padişah oldu. Küçük kardeşi Mustafa'yı ataları gibi öldürtmedi. Fakat sarayda hapsettirdi. Zamanından önce devam eden Avusturya ve İran savaşlarına son verdirtti. Anadolu'daki Celâli ayaklanmaları, Kuyucu Murat tarafından bastırıldı. Birinci Ahmet, yirmi sekiz yaşında öldü. On dört yıl padişahlık yaptı. Padişahlık yılları hep sarayda geçirmiş, saray kadınlarının etkisinden kendini kurtaramamıştır. Birinci Ahmet'in yaptığı en önemli işlerden biri, tahta çıkanların, kardeşlerini öldürmelerine son verdirmesidir. Buna göre, Osmanlı soyundan en yaşlı olan veliaht olacak ve padişah öldüğünde tahta çıkacaktı.


BİRİNCİ MUSTAFA

(1591 - 1623)

On beşinci Osmanlı padişahı. Üçüncü Mehmet'in oğludur. Padişah olan kardeşi Birinci Ahmet, kendisini öldürtmediği, saraya hapsettirdiği için, zamanını saraydaki odasında, kafes arkasında geçirdi. Zekâ ve görgüden yoksun, akıl yeteneğini kaybetmiş bir durumda idi. Birinci Ahmet'in ölümü üzerine padişah oldu. Yirmi altı yaşlarında bulunuyordu. Fakat zekâsı, iki yaşındaki bir çocuğunki kadardı. Çoğu zaman havuzlardaki balıklara para atarak eğlenirdi. Padişahın bu durumu halk arasında yayılınca padişahlıktan alındı. Saraydaki odasına hapsedildi. Yerine İkinci Osman padişah oldu. Fakat çok geçmeden İkinci Osman Yeniçeriler tarafından öldürülünce yeniden tahta çıkarıldı. Devlet yönetimi valide sultanın eline geçti. Deli olduğu için, devlete yararı dökünmamış bir padişahtır.


İKİNCİ OSMAN (Genç)

(1604 - 1622)

On altıncı Osmanlı padişahı. Birinci Ahmet'in oğludur. Amcası Birinci Mustafa'nın tahttan indirilmesi üzerine on dört yaşında padişah oldu. Genç bir çocuk olduğu için, kendini saray eğlencelerine kaptırdı. Devlet işleri, annesi tarafından yönetildi. İkinci Osman, on sekiz yaşına geldiğinde, çevresini sarmış olan bu hileci insanlardan kurtulmak istedi. Çeşitli seferlere çıktı. Fakat, yönetimindeki seferlerde başarı kazanamadı. Yeniçerilerle arası açıldı. Sonunda Yeniçeriler ayaklandılar. Saraya yapılan bir baskın sonunda İkinci Osman, Yeniçerilerin eline geçti. Tahta Birinci Mustafa yeniden çıkarıldı. İkinci Osman Yeniçeriler tarafından Yedikule zindanlarına götürülerek, feci bir şekilde öldürüldü. İkinci Osman on sekiz yıl yaşamış, dört yıl padişahlık yapmıştır.


DÖRDÜNCÜ MURAT

(1612 - 1640)

On yedinci Osmanlı padişahı. Birinci Ahmet'in oğludur. Amcası Mustafa I. den sonra tahta çıkmıştır. Saltanatının ilk on yılında , kendisi çocuk olduğu için devlet işleri Mahpeyker Kösem Sultan tarafından yöretilmiştir. Zamanında Anadolu'da Abaza Mehmet Paşa ayaklanmış, Bağdat İranlılar tarafından alınmıştır. Yirmi yaşına geldiğinde devlet işlerini kendisi yönetmeye başlayan Dördüncü Murat, ayaklanmaları bastırmak için çok kan döktürmüş, içkiyi yasaklamıştır. İran üzerine zaferle sonuçlanan iki sefer yapmıştır. Reyan seferi adıyle ünlü olan birinci seferinde Reyan ve Tebriz'i almış; ikincisinde Bağdat'ı İranlılardan kurtarmıştır. Bu nedenle "Bağdat Fatihi" sanı ile anılır.


BİRİNCİ İBRAHİM
(1615 - 1649)

On sekizinci Osmanlı padişahı. Kardeşi Dördüncü Murat'ın ölümü üzerine, yirmi beş yaşında tahta çıkmıştır. Sarayda hapsedildiği ve her an öldürülme korkusu içinde büyüdüğü için, sinirleri bozuk bir hükümdar olmuştur. Zamanla sinirliliği delilik derecesine çıkmıştır. Sekiz buçuk yıllık padişahlık devresi, Osmanlı Devletinde yolsuzlukların ve rüşvetin arttığı bir devre olmuştur. Yeniçerlerin bir ayaklanması üzerine tahtan indirilmiş, sarayda hapsedilmiştir. Fakat, aradan çok geçmeden yeni bir ayaklanmaya neden olacağı düşüncesiyle boğdurularak öldürülmüştür. Osmaünlı İmparatorluğu'nda tahta çıkması ile yararlıkları değil, büyük ölçüde zararları olmuş hükümdarlardan biridir.



Arkadaşlar umarım yardımcı olmuştur...
ThinkerBeLL ve buz perisi bu mesajı beğendi.
11 Haziran 2013 01:10   |   Mesaj #6   |   
insomnia42 - avatarı
MsXLabs Üyesi
KONYA
129
126 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 22-03-2010

Osmanlı Padişahları

Resimlerle Osmanlı Padişahları
MsXLabs.org

























Tarafımca riplenmiştir, bir teşekkürü çok görmeyin, faydalanmanız dileğiyle.
Mira, AndThe_BlackSky, tuğba31 ve 1 kişi bu mesajı beğendi.
Konu Kapalı
Önceki Konu Sonraki Konu

Osmanlı Padişahları Konusuna Benzer Konular

Osmanlı Padişahları - Orhan Gazi
Gönderen: kompetankedi Forum: Osmanlı İmparatorluğu
Cevap: 10
Son Mesaj: 9 Haziran 2012 14:20
Osmanlı Padişahları - Osman Gazi
Gönderen: Blue Blood Forum: Osmanlı İmparatorluğu
Cevap: 14
Son Mesaj: 9 Haziran 2012 04:10
Osmanlı padişahları kimlerdir?
Gönderen: Ziyaretçi Forum: Soru-Cevap
Cevap: 11
Son Mesaj: 21 Şubat 2012 22:04
Osmanlı Padişahları - Sultan Abdülaziz
Gönderen: kompetankedi Forum: Osmanlı İmparatorluğu
Cevap: 9
Son Mesaj: 29 Mart 2011 21:38
Osmanlı Padişahları (Video 1)
Gönderen: AreX Forum: Resimlerle/Fotoğraflarla Türkiye
Cevap: 0
Son Mesaj: 30 Kasım 2006 19:18
Sayfa 0.879 saniyede 10 sorgu ile oluşturuldu