![]() |
Veda Hutbesi 1 ek VEDA HUTBESİ![]() Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birlesemeyecegim. Ashabim! Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil mübarek bir sehir ise, canlariniz, mallariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir; her türlü tecavüzden korunmustur. Ey Ashabim ! Yarin Rabbinize kavusacaksiniz ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksiniz. Sakin benden sonra eski sapikliklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunupta isitenden daha iyi anlayarak, muhafaza etmis olur. Ashabim ! Cahiliyet devrinde güdülen kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Rebia'nin kan davasidir. Ey Ashabim! Bugün seytan sizin su topraklarinizda yeniden tesir ve hakimiyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmistir. Fakat siz; bu kaldirdigim seyler disinda, kücük gördügünüz islerde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakininiz! Ey insanlar ! Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah emaneti olarak aldiniz; onlarin namuslarini ve iffetlerini Allah adina söz vererek helal edindiniz. Sizin kadinlar üzerinde hakkiniz, onlarin da sizin üzerinizde haklari vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkiniz, onlarin aile yuvasini, sizin hoslanmadiginiz hiçbir kimseye çignetmemeleridir. Eger razi olmadiginiz herhangi bir kimseyi aile yuvaniza alirlarsa, onlari hafifce dövüp, sakindirabilirsiniz. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki haklari mesru bir sekilde, hertürlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir. Ey Mu'minler ! Size bir emanet birakiyorum ki, ona siki sarildikça yolunuzu hiç sasirmazsiniz. O emanet Allah kitabi Kur'an'dir. Ey Mu'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz. Müslüman müslümanin kardesidir; böylece bütün müslümanlar kardestir. Din kardesinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz baskasina helal degildir. Meger ki, gönül hoslugu ile kendisi vermis olsun. Ey Ashabim ! Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakki vardir. Ey Insanlar ! Cenab-i Hak her hak sahibine, hakkini (Kur'an'da) vermistir. Varise vasiyet etmege lüzum yoktur. Çocuk kimin döseginde dogmussa, ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardir. Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan nankör, Allah'in gazabina, meleklerin lanetine ve bütün müslümanlarin ilencine ugrasin. Cenab-i Hak, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet ve sahadetlerini kabul eder. Ey Ashabim ! Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir; hepiniz Adem'in çocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz, ona en çok saygi göstereninizdir. Arabin Arab olmayana takva ölçüsünden baska bir üstünlügü yoktur. Ey Ashabim! Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? "Allah'in elçiligini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve ögütte bulundun diye sahadet ederiz!" (bunun üzerine Resul-i Ekrem, mübarek sahadet parmagini göge dogru kaldirarak, sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek söyle buyurdu.. ) Sahit ol ya Rab! Sahit ol ya Rab! Sahit ol ya Rab! |
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara şöyle seslenmişti:"Soylarla övünülmez. Araplar, Arap olduklarından Acemlerden; Acemler de, Acemi olduklarından Araplardan üstün sayılamazlar. Çünkü Allah katında en yüce olanınız, ona karşı gelmekten en fazla kaçınanınız (en takvalınız)dır."12 Arap Yarımadasının güney kısmındaki Hıristiyan Necran Halkı ile yapılan bir antlaşma da Peygamber Efendimizin adaletine çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Bu antlaşmanın maddelerinden biri şöyledir: "Necranlıların ve maiyetindekilerin canları, malları, dinleri varları ve yokları, aileleri, kiliseleri ve sahip olduları herşey Allah'ın ve Allah'ın Peygamberinin güvencesi (himayesi) altına alınacaktır."13 |
VEDA HUTBESİ BİZE NE ANLATIYOR? Veda Hutbesi, Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in, hicri 10. yılda yaptığı Veda Haccı'nda sayıları yüz on dört bini bulan hacıya hitaben irad ettiği hutbe. Peygamber (s.a.s) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyebileceğini bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de onun bu sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında irad ettiği hutbeye de Veda Hutbesi adı verildi. Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat ta, Mina da ve bir gün sonra yine Mina'da olmak üzere Arafe günü ile bayramın birinci ve ikinci günlerinde parça parça irad edilmiştir (Tecrid-i Sarih, Terc. X, 396). Değişik yer ve zamanda irada buyurulduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından birbirinden farklı şekillerde rivâyet edilmiş; kişinin ya da grubun duyduğunu diğerleri işitmediğinden, hutbenin tamamının biraraya toplanmasında bu farklı rivâyetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç ayrı yer ve zamanda buyurulan hutbe tek bir hutbe olarak bir araya getirilmiştir.Rasûlüllah, haccın bütün erkâmını bizzat kendisi yaparak Müslümanlara öğretmiş, İslâm'ın hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmıştı. İslâm'ın tamamlandığını bildiren bazı âyetler de bu Veda Haccı'nda nâzil oldu. Cahiliye döneminde dışarıdan gelen hacılar Arafat'ta vakfeye dururken, Kureyş eşrafı diğer insanlardan üstün olduklarını belli edercesine Arafat yerine Müzdelife'de vakfeye dururlardı. Rasûlüllah (sav) cahiliye döneminin bu sınıf üstünlüğüne dayalı âdetini ortadan kaldırdı ve bütün hacılar gibi Arafat'ta vakfeye durdu. Rasûlüllah'a orada bu dinin tamamlandığı şu âyet-i kerimeyle müjdelendi: "Ey Mü'minler, şu küfreden müşrikler bugün dininizi söndürmekten ümidlerini kesmişlerdir. Artık bundan böyle onlardan korkmayınız; ancak benden korkunuz. Bugün dininizi kemale erdirdim; ve size ihsan ettiğim nimetimi tamamladım. Din olarak da size İslâm'ı seçtim" (Mâide, 5/3). Dinin kemale erdirilmesine bütün Müslümanlar sevinirken, yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer (r.hma), bunun, Hz. Peygamber'in vefatının yaklaştığına delalet ettiğini anlamışlar ve gözlerinden yaşlar akmıştı. Gerçekten de bundan sonra Rasûlüllah seksen iki gün yaşamış ve vefat etmiştir. Arafat'ta yüz binin üzerindeki hacıya hitaben bir hutbe irad eden Rasûlüllah sesinin bütün hacılar tarafından işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabilerden bazılarını görevlendirdi. Rasulüllah'ın sözlerini tekrar eden bu kişiler hutbenin bütün hacılar tarafından duyulmasını sağlıyorlardı. Devesi Kusva'nın sırtında olduğu halde Rasûlüllah şu hutbeyi irad etti: " Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha buluşamayacağım. Ey İnsanlar bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir. Ashabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayın. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur. Ey ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımız altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerekir. Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.Ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır,' ilk kaldırdığım kan davası da Abdulmuttalib'in torunu (yeğenim) Rebîa'nın kan davasıdır. Ey İnsanlar! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız. Ey İnsanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah' tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız; onların, aile şerefini korumaları ve evlerinizi sizin hoşlanmadığınız hiç kimseye açmamaları, çiğnetmemeleridir. Eğer onlar, razı olmadığınız herhangi bir kimseyi evinize alırlarsa onları hafif bir şekilde dövebilir, azarlayabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları; örfe göre her türlü giyim ve yiyeceklerini temin etmenizdir. Ey mü'minler! Size bir emanet bırakıyorum ki siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiçbir zaman şaşırmazsınız. O emanet Allah'ın kitabı Kur'ândır. Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi muhafaza ediniz. Müslüman müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Ancak gönül hoşluğuyla verilen başka. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Varis için vasiyete gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zinakâr için mahrumiyet cezası vardır. Babasından başkasına nesep iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına uymaya kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların düşmanlığına uğrasın. Cenab-ı Hak bu insanların ne tevbelerini ne de şehadetlerini kabul eder." Rasûlüllah sözlerinin burasında dinleyenlere sordu: - Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Ne dersiniz? Ashab-ı Kiram cevap verdi: -Allah'ın risâletini tebliğ ettin; risalet görevini yerine getirdin, bize vasiyyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz. Rasûlullah şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez: - Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab! Buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi. Hz. Peygamber güneş batıncaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda yukarıda zikredilen Mâide sûresinin üçüncü âyeti nazil oldu. Daha sonra devesine binen Rasûlüllah yavaş adımlarla Arafat'tan inerek Müzdelife'ye geldi. Burada bir ezan iki kamet ile akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahata çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazını kaldı ve ortalık iyice ağardıktan sonra Müzdelife'den Cemretü'l Akabe mevkiine geldi. Şeytan taşlamadan sonra Mina'ya geçen Rasûlüllah burada da Veda Hutbesi'nin diğer bölümünü irad etti. Allah'a hamdü senadan sonra devamla: "Ey insanlar! Sizi Allah'ın kitabına bağlayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, ona itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem." Rasûlüllah bundan sonra halkla sorulu cevaplı sürdürdüğü hutbesini: -Ey insanlar! Ayların yerini değiştirerek geri bırakmak inkârda aşırı gitmektir. Kafirler böyle yapmakla doğru yoldan saptılar. Allah'ın haram kıldığı ayların sayısını uygun yapmak için, bir yıl haram ayını helal, diğer yıl onu haram sayarlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal kabul ederler. Zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gün gibi aynı duruma döndü. Allah'ın katında ayların sayısı on ikidir. Bunların dördü mukaddes (haram) aylardır ki üçü arka arkaya gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, dördüncüsü de Cemaziyelahir ile Şaban'ın arasındaki Receb'tir. Ey mü'minler! Bu ay hangi aydır?" -Allah ve Rasûlü daha iyi bilir. -Zilhicce ayı değil midir? -Evet Zilhiccedir. -Bu içinde bulunduğumuz belde hangi beldedir? -Allah ve Rasûlü daha iyi bilir. -Mekke Şehri değil midir? -Evet Mekke'dir. -Bugün hangi gündür? -Allah ve Rasûlü daha iyi bilir. -Yevmü'nnahr (kurban kesme günü) değil midir? -Evet yevmünahr'dır. Bu diyalogdan sonra Rasûlüllah sahabelere dönerek: -Şu halde iyi bilin ki; bu şehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes (haram) olduğu gibi birbirinize kanlarınızı dökmek, mallarınızı haksız yere olmak, namuslarınızı kirletmek de haramdır, her türlü saldırıdan masumdur. Muhakkak ki, siz Rabbinize kavuşacaksınız, o zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız. Ey İnsanlar! Aklınızı başınıza alın da benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalâlete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin. Ey insanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız burada bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliği edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur, ardından Rasûlüllah iki kez: - Tebliğ ettim mi? buyurdu. Sahabîler: -Evet ettin, deyince O; -Şahit ol ya Rab! dedi ve tekrar hatırlattı: "Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin. " Rasulüllah (s.a.v.) Mina'daki bu hutbesinden sonra kurban kesim yerine gelerek önceden hazırlanan yüz devenin altmış üçünü bizzat kendi kurban etti diğerlerini de Hz. Ali (r.a.) kestikten sonra her deveden birer parça et alınarak pişirilip yenildi. Daha sonra traş olan Hz. Peygamber ihramdan çıktı ve Kabe'yi tavaf etti. Öğle namazını da orada kıldıktan sonra Zemzem suyunun yanına gitti ve kendisine sunulan bir bardak suyu içtikten sonra tekrar Mina'ya döndü. Rasûlüllah Mina'da geçirdiği teşrik günlerinde şeytan taşlama görevini yerine getirmiş, bu arada çevresinde bulunan insanlara hutbeler irad buyurmuştu. "Allah'ın yardımı ve fetih geldiği ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman Rabbini överek tesbih et. O'ndan mağfiret dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir" (en-Nasr, 110/1-3) mealindeki Nasr sûresinin nâzil olduğunu duyan Müslümanlara, hem yeni nâzil olan bu sûreyi okumuş hem de kendilerine nasihat ettiği hutbelerinden birini irad buyurmuştur. Bu hutbesinde de yine Müslümanların mal, can, namus emniyetinden bahseden Rasûlüllah insan haklarının temelini oluşturan bu üç hakkı tekrar tekrar ümmetine hatırlatmıştı. *** Sosyal Hayata Etkisi Hutbenin toplum hayatına getirdiği prensipler: İncelendiği zaman Veda Hutbe'sinde Peygamber (sav)'in başlıca şu noktalara değindiği görülür: - Her işte daima Allah'a hamd-ü sena etmek gerekir. - Nefis, insanı her zaman şerre yöneltmek ister. Bu sebeple nefislerin şerrinden de Allah'a sığınmak lâzımdır. - Can, mal ve ırz kutsaldır. Yaşama hakkı tabii bir haktır. Irz, şeref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldırıdan korunmuş haklardır. - Cahiliyye gelenekleri kaldırılmıştır. İnsanlar alışa geldikleri kötü şeyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidirler. - Faiz haramdır. - Kan davası gütmek haramdır. - Emânetler yerlerine verilmelidir. Emânete hıyanet edilmemelidir. - Küçük büyük önemli-önemsiz her işte şeytana uymaktan sakınılmalıdır. - Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak, vazife ve sorumlulukları vardır. Kadınlara nezâketle davranılacaktır. - Hem kadın hem de erkekler zinadan şiddetle kaçınacaklardır. - Köle ve hizmetçilere iyi davranılacaktır. - Bütün Müslümanlar kardeştir. Her türlü sınıf farkları ve ayrıcalıklar kaldırılmıştır. Üstünlük fazilet ve takvadadır. - Zulümden sakınmak gerekir, halkın malı haksız yere yenemez, birine ait bir şey sahibinin izni olmadıkça başkası için helâl olmaz. - Müslümanlar birbirleriyle savaşmaktan sakınacaklardır. - Allah'ın Kitab'ına ve Peygamber'in sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmezler. - İslâm sadeliğinden ayrılmamak, aşırılıklara sapmamak gerekir. - Hak Teâlâ'ya ibadet olunacak; beş vakit namaz kılınacak, oruç ayında oruç tutulacak, Hz. Peygamber'in tavsiyelerine uyulacaktır. Bunları hakkıyla yerine getirenlerin mükâfatı cennettir. |
1 ek Veda hutbesi'nin Evrensel Mesajı![]() Peygamberimizin ölmeden önce yaptığı son haccında, Müslümanlara yaptığı son konuşmaya veda hutbesi denir. Peygamberimiz yirmi yıldan fazla bir süredir sürdürdüğü İslam'ı yayma mücadelesinde önemli bir başarı elde etmiş Arabistan yarımadasının her tarafına İslam'ı yaymıştı. Yüce Allah dinini tamamlamış, insanlara iletmek istediği ayetler tamamlanmıştı. Peygamberimiz görevinin bittiğini, yakında Yüce Sevgili'ye kavuşacağını umuyordu. Bu nedenle İslam'ın evrensel değerlerini özetleyen bir hutbe verdi. Peygamberimiz bu hutbede Allah'ın birliğine vurgda bulunarak, tekrar putperestliğe ve onun batıl uygulamalarına dönmemeleri konusunda uyardı. Herkesin Rabbinin huzuruna kavuşacağını ve yaptıklarndan dolayı hesap vereceğini bir kez daha hatırlattı. İslam'ın en önemli özelliklerinden biri hak ve adalet konusudur. Bu nedenle Peygamberimiz insanların birbiri üzerindeki haklarını hatırlattı. Bu haklar konusunda dikkatli olmalarını istedi. Cahiliye döneminin en büyük kötülüklerinden biri, kadınları değersiz görmeleri, kız çocuklarnı diri diri gömmeleriydi. Peygamberimiz kadınların haklarına bir kez daha dikkat çekti ve onları gözetmelerini istedi. İslam'dan önceki dönemin bir başka kötülüğü, soy üstünlüğünü iddia etmeleri bu nedenle birbiriyle sürekli savaşmalarıydı. Peygamberimiz bütün insanların Adem'den geldiğini hatırlattı ve üstünlüğün ırk ve soyla değil, yapılan güzel iş ve davranışlarla olduğunu vurguladı. Peygamberimiz, iki emanet bıraktığını bunlara sımsıkı sarıldıkları sürece hiçbir zaman yollarını şaşırmayacaklarını, bu iki emanetin Kur'an ve kendisinin uygulamaları olduğunu bildirdi ve en son şöyle dedi: İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Ne diyeceksiniz? Orada bulunanlar hep birlikte şöyle dediler: "Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz,vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz,bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz diye şehadet ederiz." Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz(sav) şehadet parmağını kaldırdı,sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu: "Şahid ol yâ Râb! Şahid ol yâ Râb! Şahid ol yâ Râb!" |
1 ek Veda Hutbesi ![]() MsXLabs.org & İslam Ansiklopedisi Veda Hutbesi Bu hutbe, MS 632 yılında Peygamber Efendimiz -sallâllahü aleyhi ve sellem- tarafından yüz bin'i aşkın Müslümana irad edilmiştir. Hz. Peygamber Allah'a hamd ve senadan sonra şöyle buyurdular:
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak, sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu: Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab! |
VEDÂ HUTBESİ VE EVRENSEL MESAJLARIPeygamberimizin ölmeden önce yaptığı son haccında, Müslümanlara yaptığı son konuşmaya veda hutbesi denir.İnsanoğlunun bilebildiğimiz tarihinden bugüne kadar sosyal olaylarının çok çeşitli şekillendiğini görmekteyiz. Savaşlar, sınıf ayrımları, zalimlerin iktidarı, mazlumların enînleri, toplu katliamlar… Hep bir mücadelenin insanoğlunun varoluşundan itibaren söz konusu olduğunu görmekteyiz. Neydi bu mücadele? İnsanlar ne elde etmek için bu mücadeleleri veriyordu? Zalimlerin zulüm yaparken veya mazlumun elinden geldiğince zalimlerle mücadele etmesinin amaçları neydi? Bu soruların yanıtı; insanın en temel hakkı olan yaşama hakkını, özgürlüklerini ede etme mücadelesidir.Son din olan İslam geldiği asırda, yani zaman-ı Saadette mücadelelerin yönünü değiştirmiş, ortaya yeni bir toplum düzeni koymuştur. Cahiliye dönemi diye ifade edilen zulmün en tepe noktasına çıktığı, kabile savaşlarının hâkim olduğu, zorba bir düzenin had safhaya ulaştığı, kız çocukların diri diri toprağa gömüldüğü, fuhşiyatın son noktaya ulaştığı, kölelerin insan-dışı varlıklar olarak görüldüğü ve daha bunun gibi ahlaksızlıkların son noktaya ulaştığı bir dönemdir. Miladî 6. asır Arap coğrafyası kültürel bir buhran geçirmekteydi, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi. İşte böyle bir zamanda Miladî 6. asır Arabistan'ına o dönemde öyle bir nur inmiştir ki, daha emsali görülmemiştir. İslamiyet'in o nurlu yüzü bütün Arap âlemini kaplamıştı.Cahiliye adetlerinin üzerine büyük bir çizgi çekilmiş, onun yerine İslam'ın evrensel adaleti temin eden, barış-kardeşlik temelleri üzerine inşa edilmiş, mücadele yerine muavenet esasına dayalı sistemi ortaya koyulmuştur. Bu sistemi ortaya koyan Resul-i Ekrem (asm) idi.Resulullah'ın ortaya koyduğu ve bizzat sünnet-i seniyyesi ile pratiğe döktüğü ilahi ilkeler ilk önce Allah'a iman esasına dayalı ve sonra da sosyal hayatta adaletin temini esası üzerine bina edilmiştir. Nitekim Resulullah'ın son hutbesi olan Veda Haccı Hutbesi de ilk yazılı İnsan Hakları Bildirgesi olarak mütalaa edilebilir.Bu değerlendirmeye geçmeden önce insanlık tarihinin ilk yazılı anayasası olan Medine Site Devleti Anayasası üzerinde durmakta fayda olduğu kanaatindeyiz. 47 maddeden oluşan bu anayasa Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicret ettiğinde şehrin Müslüman sakinleriyle Arap ve Yahudiler arasında imzalanmıştır. Amacı sosyal hayatı teşkilatlandırmak, adlî, dinî ve siyasî organizasyon kurmak ve İslamiyet'in tamamlanmasını sağlamaktı. O, böylece dini meselelerin yanında dünyevî işlerin de idaresini üstlenmişti. Tatbikatlarıyla, gelecek Müslümanlara kaynak teşkil edecek kriterler koymuştu. Bu anayasa muhteva itibariyle ayrıntılara pek fazla girilmese de gerek yönetimin, gerekse vatandaşların hak ve görevlerinin yer aldığı bir metindi. Bu metinde müntesiplere eşitlikten ayrılmamaları ve ulu'l-emre itaat etmeleri tavsiye edilmektedir. Bunun yanında devlet idaresinin şura prensibine uygun olarak yürütülmesi, devlet işleri için alınacak kararların, seçilmiş ve yetkili meclisler tarafından alınması vurgulanmaktaydı. Medine Site Devleti dâhilinde bulunan Ehl-i Kitab'a ve diğer dinlerin müntesiplerine karşı "Dinde zorlama yoktur" esasına müsteniden cizye vermek şartıyla herhangi bir baskının söz konusu olmadığını görmekteyiz. (Ahmet Akgündüz, Eski Anayasamız, Hukukumuz ve İslam Anayasası, Timaş Yay., İstanbul 1991, s. 38.) Veda Hutbesi ise hicri 10. yılda Hz. Peygamber'in hac farizasını ifa için Mekke'ye gelip, Veda Haccı sırasında irad ettiği hutbelere verilen isimdir. Bunlardan meşhur olanı Arafat'ta, sayıları kadın erkek 140 bini aşan bir topluluğa irad edilen hutbedir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu mahşeri kalabalıkta hutbesine başlamadan önce Cerir b. Abdullah vasıtasıyla sükûneti temin etmiş ve Sahabelerden Rebi'a b. Ümeyye gibi gür sesli münadiler görevlendirerek hutbe cümlelerinin tekrar edilip, uzaklara kadar duyurulmasını temin etmişti. Hz. Peygamber hutbesine Allah'a hamd ve senadan sonra 'Eyyühe'n-nâs! (Ey İnsanlar) nidasıyla başlamış ve önce Sahabelerin dikkatlerini çekerek, oradan bütün dünyaya hitap etmiştir.Bu hutbe, İslam'ın temel konularına temas etmesi, Cahiliye adetlerini ortadan kaldırması, eşitlik, hürriyet, kan davaları, faiz, emanet, özellikle insan hakları, aile hukuku içinde yer alan karı-koca hakları, vasiyet, nesep, zina, borç ve kefalet gibi hukukî meselelere yer vermesi açısından oldukça önem taşır. Hz. Peygamber'in (s.a.v) bu hutbesi, yalnız Müslümanlara okunmuş sıradan bir hutbe olmayıp, bütün insanları kapsayan tarihî bir hutbe ve bir insan hakları evrensel beyannamesidir. Şimdi bu bağlamda hutbede yer alan evrensel prensipleri maddeler halinde ortaya koyalım: 1. Paragraf başlarını oluşturan 'Ey İnsanlar!' ifadesi hutbenin sadece Müslümanlara değil bütün insanlara hitap eden yönünü, başka bir deyişle hutbenin evrenselliğini ortaya koymaktadır. 2. 'Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur. 3. Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu hemen sahibine versin! 4. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır. 5. Ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. 6. Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların, aile mahremiyetinizi sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, hafifçe dövüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde her türlü giyim ve yiyimlerini temin etmenizdir. 7. Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Meğer ki, gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun. 8. Ashabım! Nefsinize (kendinize) zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır. 9. Ey İnsanlar! Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Varise vasiyete lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankördür. 10. Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdemin çocuklarısınız. Âdem ise, topraktandır. Allah yanında en kıymetliniz, takvası çok olanınızdır. Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir. Bahsedilen bu konular cihanşümul nitelikte olan evrensel hukuk kaideleridir. Batı dünyası bu değerleri ancak 1950'li yıllarda elde etmiştir. Nice savaşlar, zulümler, işkenceler, sınıf ayrımları ve nihayetinde insan haklarına uzanan uzun bir yol…Peygamberimiz yirmi yıldan fazla bir süredir sürdürdüğü İslam'ı yayma mücadelesinde önemli bir başarı elde etmiş Arabistan yarımadasının her tarafına İslam'ı yaymıştı. Yüce Allah dinini tamamlamış, insanlara iletmek istediği ayetler tamamlanmıştı. Peygamberimiz görevinin bittiğini, yakında Yüce Sevgili'ye kavuşacağını umuyordu. Bu nedenle İslam'ın evrensel değerlerini özetleyen bir hutbe verdi.Peygamberimiz bu hutbede Allah'ın birliğine vurguda bulunarak, tekrar putperestliğe ve onun batıl uygulamalarına dönmemeleri konusunda uyardı. Herkesin Rabbinin huzuruna kavuşacağını ve yaptıklarından dolayı hesap vereceğini bir kez daha hatırlattı.İslam'ın en önemli özelliklerinden biri hak ve adalet konusudur. Bu nedenle Peygamberimiz insanların birbiri üzerindeki haklarını hatırlattı. Bu haklar konusunda dikkatli olmalarını istedi. Cahiliye döneminin en büyük kötülüklerinden biri, kadınları değersiz görmeleri, kız çocuklarını diri diri gömmeleriydi. Peygamberimiz kadınların haklarına bir kez daha dikkat çekti ve onları gözetmelerini istedi. İslam'dan önceki dönemin bir başka kötülüğü, soy üstünlüğünü iddia etmeleri bu nedenle birbiriyle sürekli savaşmalarıydı. Peygamberimiz bütün insanların Adem'den geldiğini hatırlattı ve üstünlüğün ırk ve soyla değil, yapılan güzel iş ve davranışlarla olduğunu vurguladı.Peygamberimiz, iki emanet bıraktığını bunlara sımsıkı sarıldıkları sürece hiçbir zaman yollarını şaşırmayacaklarını, bu iki emanetin Kur'an ve kendisinin uygulamaları olduğunu bildirdi ve en son şöyle dedi:İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Ne diyeceksiniz? Orada bulunanlar hep birlikte şöyle dediler: "Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz diye şehadet ederiz." Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz(sav) şehadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu:"Şahid ol yâ Râb! Şahid ol yâ Râb! Şahid ol yâ Râb!" |
Veda Hutbe'sinde Peygamber (s.a.v)'in baslica şu noktalara değindiği görülür:1- Her işte daima Allah'a hamd-ü sena etmek gerekir. |
Veda Hutbesi |
| Saat: 23:57 |
©2005 - 2026, MsXLabs - MaviKaranlık