Olumsuz Kanılar Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Psikoloji ve Psikiyatri
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 21-09-2009   #1 (mesaj-linki)
sedat sencan - avatarı
Olumsuz Kanılar



Önyargı,bir grup ya da o grubun üyeleri hakkında önceden varılmış olumsuz kanılardır.
Hedef alınan insanlar değişik toplumsal,etnik veya dinsel gruplara aittir.
Birisinin veya birilerinin önyargılı olmalarının birbirine bağlı farklı nedenleri vardır.
Ama en önemli etken,önceden varılan kanıların veya peşin hükümlerin,bir grup tarafından paylaşılmasıdır.
Şu halde bir konu hakkında önyargıya sahip olan insan sayısı birden fazladır,öyle ki grup diyebileceğimiz nicelikte olmalıdır.
Çoğu kişi genellikle ana-babalarının,dostlarının veya önem verdikleri insanların yargılarını doğru olarak varsayarlar,onların kararlarını hemen benimserler.
Şüphesiz böyle yapmakla,başkalarının yargılarını düşünme süzgecinden geçirmeden kabullenmiş olmaktadırlar.
Aslında kanıların paylaşılması insan kültürünün en önemli özelliğidir.Bu kanılar önyargı biçiminde olsa bile durum böyledir. Hemen hemen her toplumda uzun zaman değişmeyen, veya ancak uzun zaman süreci içinde değişen önyargı biçimleri vardır.
Bu nedenle sosyologlar önyargının önce kültürel yönünü belirlemek isterler.
Bir grubun üyeleri çoğunlukla aynı önyargıları paylaşır ve bunları konuşma ya da davranışlarına yansıtırlar.
Pek çoğumuz,belli bir gruba mensup olan insanların neler konuşacağını ve nasıl bir davranış sergileyeceğini kolaylıkla tahmin eder.
Bu nedenle önyargılar,insanların toplumdaki yerleri ve kişilikleriyle birlikte ele alınır.
Pratik yaşamda önyargı sözcüğü duygusal veya katı bir tutumu tanımlamak için kullanılır.
Zaten çoğumuz için de konu bu şekli ile bilinir.
Nitekim,bir mesele hakkında önyargılı olan kimseye kendi düşüncesinin yanlış olduğunu kanıtlasak bile,bu kişi önceden varmış olduğu kanıya sarılır ve gösterdiğimiz kanıtları kendi düşüncesine uyacak biçimde çarpıtır.
Diğer taraftan,önyargılı kişilerin davranışları diğer insanlardan farklıdır.
Bunlar,belirli grupların bireylerine karşı tavır alırlar,özellikle onları ekonomik veya toplumsal açıdan tehdit olarak gördüklerinde bu tavır daha keskindir.
Oysa insanlar aynı toplum içinde doğup büyümüşlerdir.Ancak değişik önyargılara sahiptirler.
Bu nedenle konunun kişisel yönünü belirleme gereği vardır.
*
Üstünlük duygusu en çok rastladığımız bir olgudur.
Birçok konuya uyarlanan bu duyguyu kabaca iki bölümde ele alabiliriz.
1-Kültürel önyargı,kültürel ve toplumsal başarılardan gurur duymaya dayanan üstünlük duygusudur.
2-Irkçılık,içsel ve genetik özelliklere dayanan üstünlük duygusudur.Irkçılık,başka gruplardan insanların aşağılık sayılmasıdır.
Hemen hemen her toplumda insanların genel bir eğilimi vardır.
Herkes dostlarını,iş arkadaşlarını ve akrabalarını kendi cinsinden olanlar arasından seçmeye özen gösterir.
Buradaki cins kelimesini sosyal anlamı ile kullanıyoruz.
Örneğin yabancı bir ülkede kendi ulusumuzdan birini,veya başka bir kentte bir hemşerimizi,hatta bir toplantıda tuttuğumuz bir kulübün taraftarını yanımızda görmek isteriz.
Her toplumun bireylerinin büyük bir çoğunluğu,uluslar arası olayları kendi uluslarının bakış açısı ile görme eğilimindedirler. Giderek başka toplumların insanlarına ve onların göreneklerine daha az değer verirler.
Bu arada bu insanların hepsinin de ırkçılık yaptığını söyleyemeyiz.
Daha çok kültürel yönden üstünlük hissettiklerini düşünebiliriz.
İnsanlar,uluslarını ve nesnelerini kendi kişilikleri ile özdeşleştirme eğilimindedirler.
Gerçekten de bütün toplumlarda insanların çoğu,ait oldukları milletin ortak karakterinin kendi benliğinde yansıdığını hisseder. İşte,insanların kendi kişilikleriyle özdeşleştirdikleri ulusları ve nesneleri daha üstün tutma eğilimi, toplumbilimde etnosantrizm olarak tanımlanır.
Bu eğilim,farklı görülen objelere karşı önyargıyı içerir.Bu konuda ilginç bir örnek vardır.
1793 yılında Çin imparatoru,diplomatik ilişki kurmak isteyen İngiliz elçisine şunları söyler:
’Elçilik heyetiniz uygarlığımızın ilkelerini öğrense bile,bizim görenek ve terbiyemizi sizin yabancı topraklarınızda geliştiremezsiniz.Biz her şeye sahibiz.’
Etnosantrizm,dünya tarihinde çok etkili olmasına rağmen,uluslararası ilişkiler,bu duyguyu git gide azaltmaktadır.
Bu konuda en önemli etken,farklı gruplara ait bireylerin farklı niteliklerinden çok,ortak geçmişlerinin bilincine varılmasıdır.
Üstünlük duygusunun bizce daha çok hissedilen ortamı yakın çevremizdir.
Kasaba ve kentlerde,özellikleri birbirine benzeyen insanların hem arkadaşlık hem de korunma için belirli mahallelerde toplandıklarını biliyoruz.
Böylece toplum içinde çeşitli üstünlük ve kuşku duygularını güçlendirmiş olurlar.
*
Önyargı ve ayırım geçmiş dönemlerde çoğu toplumda görülmekle birlikte daha çok etnosantrizm ve ırkçılık şeklindeydi.
Örneğin Dravid’lerle istilacı Ariler arasındaki kültürel ayrımı yansıtan Hindu kast sistemi böyledir.
Orta Afrika’da birtakım grupların diğerleri üzerindeki egemenlikleri fiziksel özellik ile paraleldi.
Ancak eski toplumlardaki ırkçılığın bugünkü anlamıyla olmadığını söylemeliyiz.
Bunun nedeni,toplumların küçük olması,gezginlerin birey sayısı az gruplar halinde veya istilacılarla birlikte dolaşmaları yüzünden,gittikleri yerlerin halklarıyla yakın ilişkiye girmemeleridir.
Bu konunun tarihte incelenmesi gereken yönü köleliktir.
Zira sömürgecilik ve Afrikalı köle ticareti,halklar arasında yeni tür ilişkiler yaratmış ve yepyeni bir önyargının doğmasına yol açmıştı.
Amerika’daki kölelik,eski Roma ve ortaçağ Avrupa’sındaki kölelikten farklıydı.
Amerika’da köleler eşya veya evcil hayvanlar gibi bir ticaret konusuydu.
Öyle ki,köle sahibi ölünce toprağı paylaştırılır,köle aileleri de parçalanırdı.
Kölelerle çiftlik hayvanları ve mallar arasında bir farkı olmadığı yasalarla belirlenmişti.
Eski Roma ve ortaçağ Avrupa’sındaki yasalara göre köleler insan statüsüne sahiptiler,evlenme hakları vardı ve belirli ölçüde haksızlığa karşı korunurlardı.
Burada yasaların böyle olduğunu,uygulamanın çoğu kez böyle olmadığının altını çizmeliyiz.
Ama gene de her iki ortamın farklılık içerdiğini de ilave etmeliyiz.
Kölelere tanınan haklar arasındaki farkı anlayabilmek için bu ülkelerdeki emek talebini incelemek gerekir.
Amerika’daki topraklar genişti.
Toprak sahipleri,yanlarında çalışan beyaz işçilerin işi bırakıp kendi çiftliklerini kurma ihtimali ile karşı karşıya idiler.
Toprak sahipleri bu nedenle yaptıkları anlaşmalara yedi yıl çalışma şartı maddesi koyma yoluna gittiler.
Bu tür uygulamalar köleliğe giden yolu açmış oluyordu.
Avrupa’da yaşayan insanlar yüzyıllarca zencileri ve zenciliği kötü olarak nitelemişlerdi.
Ama zencilik kölelikle eş anlama gelince ve kara derililere kötü davranmaktan ileri gelen suçluluk duygusu arttıkça insanlarda yeni bir duygu oluştu.
Ama bilim adamları,19.yüzyıl gibi yakın tarihlerde insanlığı çeşitli türlere ayırıyorlar,zencileri daha aşağı bir ırk olarak niteliyorlardı.
Aynı yüzyılın sonlarına kadar ırklar konusunda sürdürülen bu tutum sahte bilimsel kuramların oluşmasına neden oluyordu.
Böylece daha sonraki kuşaklar bu kuramları,hem insanların önyargılarını doğrulamak,hem de çıkarları için belirli insan gruplarını kendilerinden ayırıp bir alt sınıfta tutmak amacıyla kullandılar.
Daha dün sayılacak bir tarihte,1920 ve 1930’lu yıllarda Amerikan filmlerinin birçoğu doğulu insanları şeytani,batılı insanları masum olarak gösteriyor, kara derili insanları aptal ve köle ruhlu,sarı insanları tehlikeli olarak canlandırıyorlardı.
*
Toplumlardaki önyargının hangi konularda ve nasıl olduğunu düşünmek isteyen bir kişiye göstereceğimiz ipuçlarından birisi çok yakınımızdadır.
Bu da erkeklerin kadınlar konusundaki önyargılarıdır.
Özellikle 20.yüzyılın ikinci yarısından sonra bu konu erkeklere karşı bir suçlama nedeni bile olmuştur.
Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir suçlamayı tümüyle kabul edemeyiz.
Zira erkeklerin hepsinin hatta çoğunun,kadınların var olmalarına karşı olduklarını dile getirmek hiç te gerçekçi değildir.
Buna rağmen birçok erkek,kadınların toplumsal eşitlik talebine pek sıcak bakmaz.
Yani,geleneksel erkek ve kadın rollerin değiştirilmesi isteğinde önyargılıdırlar.
Aslında erkeklerin kadınlar karşısında önyargılı olduğunu suçlamaya kadar vardıran kişilerin haklı olduğu bazı durumlar vardır.
Birçok toplum kadınlarla ilgili bazı kavramlar geliştirmiş ve onlara güçsüz,yumuşak ve pasif gibi nitelikler yakıştırmıştır.
Bu tip nitelikler kültürel içerik taşır.
Ama insanlar bu yakıştırmaları doğal bir niteleme olarak algılamışlardır veya o şekilde algılamaları sağlanmıştır.
*
Önyargı,genellikle belirli toplumsal roller,yani toplumsal konumlar ve beklentilerle birlikte oluşur.
Bu tanımın batı toplumunu ilgilendiren yönü her şeye rağmen gündemdedir,veya artık halledilmiş olduğu varsayılsa bile önemini alttan alta sürdürmektedir.
Bazı beyaz tenli insanlar,zencileri toplumsal basamakların en altında tutmak isterler.Bunun nedenini hemen söyleyebiliriz.
Bu istekleri,kendilerinin de altında insanlar olduğunu bilmek istemelerinden kaynaklanır.
Böylece duygusal açıdan rahatlayacaklardır.
Veya benim de uygun bulduğum bir açıklamayla,zencilere uygulanan baskı sayesinde onların kendileriyle ekonomik rekabete girmelerinin önlenmesini düşünürler.
Nedeni ne olursa olsun,zencilerin en alt sınıf olarak görülmesi,zamanla bazı insanlar için doğal bir olgu olarak algılanmıştır.
Doğaldır ki,baskı altındaki sınıfın toplumsal düzeni tehdit ettiği varsayılırsa ırksal önyargı belirir.
Toplumlardaki önyargının hangi biçimde olduğunu düşünmek isteyen bir kişiye göstereceğimiz yöntem,toplumsal farklılıkların derecesini ölçmektir.
Bu konudaki en uygun örnek Hindistan’dan verilebilir.
Geleneksel Hindu kast sisteminde var olan toplumsal farklar,fiziksel uzaklıkla belirtilirdi.Yani birilerinin başkalarından uzak durması için saptanmış olan mesafeler vardı.
Bu bağlamda,alt kasttakilerin üst kasttan olanlardan birkaç metre uzakta durmaları gerekirdi.
Bu kural çiğnenirse,yüksek kasttaki kişi kirlenmiş sayılırdı.Yeniden arınabilmek için belirli bir dinsel tören gerekiyordu.
Hintlilerin kendi toplumlarından olmayan uluslara karşı olan tutumları da ilginçtir.
Örneğin Avrupa’lılar Hindistan’ın bağımsızlığından önce kendilerini bu ülkenin en yüksek sınıfı sayıyorlardı.
Ama Brahmanlar aynı görüşü paylaşmıyorlardı.
Bir Brahman bir Avrupa’lı ile görüşmek zorundaysa bu ziyareti günün erken bir saatinde yapardı.
Zira sabah kahvaltısına dinsel olarak arınmışlık içinde oturabilmek için temizlenme işlemine zaman ayırmalıydı.
Kurallar bu derecede katı olmadığında bile sınıfsal farklılıklar gene de engelleyicidir.
Karışık ırklardan oluşmuş toplumlarda beyazlar,bazı toplumsal ilişkilerde zencileri aralarına almamak için çaba gösterirler.
Elbette direnişin,yani önyargının en çok gösterildiği yer,çok yakın bir ilişkiyi belirlediği için,evlilik kurumudur.
Bu konuyu işleyen ve ülkemizde ‘Beklenmeyen Misafir’ adıyla gösterilen filmi görmüştüm.
O filmde,evlenmek isteyen beyaz kız ve zenci erkek ile onların anne-babaları başarılı şekilde canlandırılmıştı.
Yaşamın yoğun olarak sürdüğü ortamlarda kişilerin kuramsal olarak benimsedikleri tutumlar,yani teorik olarak beyinlerinde yer alan sosyal kalıplar,çoğu zaman gerçek davranışlarıyla çelişir.
Bunu New York’ta yapılan bir araştırma sonuçlarından anlıyoruz.Zencilerin tezgahtarlık yapmalarına karşı olduğunu açıklayan her dört beyazdan biri,alış veriş ettikleri yerlerde kendisine beyaz birisinin mi,yoksa zenci birisinin mi bakmış olduğunu fark edememiştir.
*
İnsanların birçoğu,ait oldukları toplulukların göreneklerini, ve bunları haklı gösterecek tutumları benimseme eğilimi gösterirler.
Bu yolla tutum ve görenekler karşılıklı olarak birbirini etkilerler.
Ancak her sosyal olgu gibi bu da pratik yaşam içinde değerlendirilmelidir.
Bu konuya yapılan bir araştırma ile açıklık getirelim.
1934 yılında Amerikalı bir toplumbilimci yanına kendi karısını ve bir Çinli çifti alıp ülkenin batısına gitmişti.
Hep birlikte 184 lokanta ve 66 otele uğramışlar,sadece bir yerden geri çevrilmişlerdi.
Araştırma bitip Amerikalı toplumbilimci çalıştığı üniversiteye döndükten sonra,ziyaret ettikleri bütün otel ve lokantalara birer soru kağıdı gönderdi.
Çinli müşteri kabul edip etmeyeceklerini soruyordu.Verilen yanıtların yüzde 92’sinde kabul etmeyecekleri belirtilmişti.
Başka bir araştırma sonucu,çocuk kamplarında öğrencilerin rakip gruplar oluşturulduğu zaman önyargının arttığını,işbirliği ilişkisi içinde bulundukları zaman içinde ise azaldığını ortaya koymuştu.
İnsanların birbirlerine karşı duydukları kuşkuların savaş veya bunalım gibi ortak hedeflerin bulunduğu zamanlarda azaldığı ileri sürülmüştür.
Bu nedenle,önyargının çoğunlukla toplumsal örgütlenmeden kaynaklandığı söylenebilir.
*
Son olarak konunun ruhsal yönüne bakalım.
Önyargı,çoğu zaman psikolojik yapı ile ilgili olduğu için ifadesini mantık dışı bir davranışla gösterir.
Yapılan araştırmalarla pekiştirildiği gibi,güçlü önyargıları olan kişiler,toplumsal olarak kendilerinden küçük gördükleri tüm yabancı gruplara karşı düşmanca davranırlar.
Öyle ki bunlar hayali gruplara bile düşmanlık beslerler.
Bu durum,ruhbilimin önemli bir tezi ile ilişkilidir,yani,bazı insanların kendi eksikliklerini kapatmak için önyargılarına sarıldıklarını ileri süren görüşlere uygundur.
Diğer taraftan,önyargılar,herkeste var olan bir eğilimin aşırı biçimidir.
Örneğin, çoğu kişi,eziklik duygusundan kurtulmak için,bu duyguyu başkasına yönelterek kurtulma eğilimindedir.
Ancak insanların çoğu,kendi eksikliklerini yükleyecekleri kişilerle karşılaşamazlar,bu nedenle önyargıları süreklilik kazanır.
Çevremizdeki gerçek dünya ile ilgisi olmayan,nesnel gerçekleri dışlayan ve içerikleri çok basit olan inançlar,gene çok basit olan yargı kalıpları içindedir.
Bir ırka ait kişileri cinsel yönden güçlü gören,başka bir toplumun fertlerini para canlısı olarak yorumlayan ve bunun gibi başkalarını belli çerçeve içinde gören ve de bunlara inanan bir kişi,gerçekleri kendi düşüncesine uyacak biçimde algılama eğilimindedir.
Böyle bir anlayış,o kişinin toplum içindeki davranışını etkiler.
Böylece önyargının kişisel ve toplumsal yönleri,birbirlerini güçlendirme sürecini başlatırlar.
Kaynak : The Joy of Knowledge Encyclopaedia
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
kanılar, olumsuz
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Olumsuz Kanılar Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Genleşmenin olumsuz etkileri nelerdir? furkan81 Soru-Cevap 7 19 Saat Önce 22:23
Sürtünmenin olumsuz etkileri nedir? şevvall sam Soru-Cevap 1 20-01-2009 11:51
Yeniliklerin olumsuz etkileri nelerdir? Ziyaretçi Soru-Cevap 1 19-01-2009 23:29
Genleşmenin olumsuz etkilerinden nasıl korunulur? furkan81 Soru-Cevap 1 23-11-2008 23:59
Cep Telefonlarının Sağlığa Olumsuz Etkileri Aynacan Sağlıklı Yaşam 0 29-11-2007 19:57