Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Duygu ve Duygu Çeşitleri

Bu konu Psikoloji ve Psikiyatri forumunda Blue Blood tarafından 21 Ekim 2008 (11:55) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
37345 kez görüntülenmiş, 1 cevap yazılmış ve son mesaj 22 Mart 2010 (17:17) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.14  |  Oy Veren: 28      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 21 Ekim 2008, 11:55

Duygu ve Duygu Çeşitleri

#1 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Duygu
MsXLabs.org & Temel Britannica

Duygu, insanın mutlu, kederli, öfkeli, coş­kulu ya da korku içinde olmasını anlatan bir sözcüktür. Herhangi bir duygu bir düşünce­den kaynaklanır. Örneğin, sınav öncesinde aklınızdan ne gibi düşünceler geçer? Eğer iyi hazırlanmışsanız sınav, kazanmaya kesin göz­le baktığınız heyecanlı bir yarıştır. Ama yete­rince çalışmadıysanız sınavı kendinize yönelik bir tehlike ya da tehdit gibi düşünürsünüz. İlk durumdaki düşünce biçimi heyecan, güven ve umut gibi duygulara yol açar. İkinci durum ise sıkıntı, kaygı ya da korku gibi duygular uyandırır.
İkinci önemli nokta ise, duyguların vücutta ne gibi değişikliklere yol açtığıdır. Bu içsel değişiklikler duyguların yoğunluğuna göre çeşitlilik gösterir. Örneğin, kaygı mide bu­lantısına ve mide kramplarına; üzüntü boğazı­miza bir yumru tıkanmış gibi olmasına; öfke ise yüzümüzün kızarmasına neden olabilir. Kalp atışlarının hızlanması, gözlerin faltaşı gibi açılması, tüylerin diken diken olması, solunumun artması ya da ter basması, heye­can, korku ve şaşkınlık durumlarında oluşan içsel değişimlerin dışa vurmasıdır. Ayrıca vücutta bunlar kadar belirgin olmayan deği­şimler de yer alır.
Duygulara ilişkin üçüncü önemli nokta vücuttaki gözle görülür değişimlerdir. Bunlar kol, bacak ya da beden kaslarının gerilmesi biçiminde ortaya çıkar. Örneğin, insanların öfkelenince yumruklarının kendiliğinden sı­kıldığı gözlenir. Ama dışa vuran en büyük değişiklik yüzde kendini gösterir. Karşımızda­ki bir kimsenin yüzünü inceleyecek olursak bir duygunun etkisi altında olup olmadığını, hatta hangi duyguyu yaşadığını tahmin edebi­liriz. Öyle insanlar vardır ki, duyguları yüzle­rinden okunur. Sevinç, üzüntü, şaşkınlık, nefret, korku ve öfke gibi en azından altı duygu yüzün aldığı biçimler yardımıyla bili­nebilir. Örneğin, dudakların iki ucunun aşağı sarkması üzüntünün, kaşların çatılması öfke­nin, gözlerin içi parlayarak gülümseme mutlu­luğun göstergesidir.
Bir bebeğin yüzüne yansıyan acı, sevinç ya da öfke bazı duyguların çok erken yaşta belirdiğini gösterir. Çocuklar büyürken çevre­lerindeki dünyaya ilişkin yeni şeyler öğrenir; başlarından geçen değişik olaylar, buldukları yeni ilgi alanları, yaşadıkları kaygılar ve sevinçler duygularının çeşitlenmesine yol açar. Sözgelimi çok küçük çocuklar bazı şeyleri yapmanın "yanlış" sayıldığını bilmez­ler. Doğru ve yanlış olanı öğreninceye kadar utanç ve suçluluk duygularını yaşamayacaklardır. Çocuklar büyüdükçe, duygularını be­lirtme biçimleri de değişir. Mamasının tadın­dan hoşlanmayan bir bebek, bunu yüzünü buruşturarak, bağırarak ya da lokmasını tü-kürerek belli eder. Ama biraz daha büyüdü­ğünde, hoşnutsuzluk duygusunu değişik biçimlerde dışa vurur. Yetişkin biri ise, bir arkadaşının pişirip sunduğu bir yemeği beğen­memiş olsa da, duygularını denetlemeyi öğ­rendiği ve karşısındakini incitmek istemediği için, beğenmiş gibi davranabilir.
Çocuk, duygularını ne zaman ve nasıl belirteceğini, anne, baba ve öğretmenlerin­den aldığı eğitimle öğrenir. Kişinin tepkilerini denetleyebilme yetisi yetişkinliğin bir ölçüsü sayılır. Bazı durumlarda hoşnutsuzluğumuzu hiç denetlemeye gerek duymadan dile getir­mek karşımızdakini incitebilir; örneğin, biri size hoşlanmadığınız bir armağan verdiğinde düş kırıklığınızı göstermeniz onu üzebilir. Ne var ki, her duyguyu gizlemek doğru değildir. Sevdiğimiz kişilere içtenlikli davranmak ve sevgimizi belli etmek, kırıldığımız ya da öfke­lendiğimiz zaman açık sözlülükle bunu dile getirmek ve karşı tarafın nedenlerini açıkla­ması için fırsat yaratmak ilişkilerin sağlıklı yürümesi için son derece önemlidir.
Etiketler:
  • duygu cesitleri
  • duygu cesitleri nelerdir
  • duygu turleri
  • duygularimiz nelerdir
  • insan duygulari nelerdir
Benzer Konular:
Rapor Et
Eski 22 Mart 2010, 17:17

Duygu ve Duygu Çeşitleri

#2 (link)
_KleopatrA_
Ziyaretçi
_KleopatrA_ - avatarı
Duygu
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Duygu, his düşünce ve davranışlarla ilişkilendirilen, zihinsel ve psikolojik durumdur. Kişiye özgü sağlık duyusunu belirleyen temel faktördür ve insanın günlük yaşamında merkezi bir rol oynar. Bu yüzden pek çok bilim dalı ve sanat biçimi tarafı tarafından araştırılmıştır. Duyguların sayısı ve sınıflandırılması konusu tartışmalıdır.

Duyguların ifadesi ve toplumsal gelişime etkisi
Duyguların her dilde ve kültürde farklı ifade edilmektedir. Taşıdığı değer farklılaşmakta, ifade sayısı azalmakta ya da artmaktadır. Bazı dillerde sadece basit ayrımlar varken bazı dillerde duygu ifade ayrımları binlerle ifade edilmektedir. Duygusal ifade ayrımlarına hakim olan kişilerin topluluk psikolojisinde etkinlikleri artmakta, anlaşabilme, anlaşılabilme yetilerindeki gelişimlerle daha hızlı ilerleme kaydedebilmekteler. Buna bağlı olarak duygusal ayrımların eğitsel entegrasyonu yoğun olan ülkelerde ilerleme daha hızlı olmakta. Duygu ayrımında rekor kırabilecek diller Farsça, Arapça, Çince gibi diller olmasına karşın eğitsel yoğunlukları az olduğu için başarılı olma oranları çok düşük olan ülkelerdir.
Kişisel gelişimde önemli rol oynayan duygu dağarcığını geliştirmek için her dilde kullanılan farklı hislerin ifadesi, derecelendirmeler arasındaki doyum farklarının ve hatta karışımlarının bilinmesi için bu ifadeler ayrımlarıyla incelenmelidir. Duygu ve doyum hallerinde bulunan kişilere takılan sıfatlar konusu da incelenerek duygu konusu kişilikte gelişir.


Duygu Çeşitleri (Duygular)
  • Acıma
  • Aidiyet Aldırmazlık Anksiyete
  • Annelik
  • Arzu
  • Aşağılama
  • Aşk
  • Azap
  • Başkasının zararına sevinme
  • Beklenti
  • Bıkkınlık
  • Boşluk
  • Böbürlenme
  • Coşkunluk
  • Dehşet
  • Depresyon
  • Dikkat
  • Dinginlik
  • Duyarsızlık
  • Düşmanlık
  • Empati
  • Endişe
  • Fanatiklik
  • Ferahlama
  • Gıpta
  • Gurur
  • Gücenme
  • Halinden memnunluk·
  • Hayal kırıklığı
  • Hayret
  • Heves
  • Hışım
  • Histeri
  • Hoşnutluk
  • Hoşnutsuzluk
  • Huzur ·
  • Istırap
  • İçine doğma
  • İğrenme
  • İlgi duyma
  • İlham
  • Kabullenme
  • Kafa karışıklığı
  • Kafaya takma
  • Kaygı
  • Kendine acıma Kınama
  • Kıskançlık
  • Kızgınlık
  • Korku
  • Küçümseme
  • Mahcubiyet
  • Melankoli
  • Merak
  • Merhamet
  • Minnet
  • Mutluluk
  • Nezaket
  • Nefret
  • Özlem
  • Panik
  • Pişmanlık
  • Rahatlık
  • Rahatsızlık
  • Sabır
  • Sahiplenme
  • Sempati
  • Sevinç
  • Sıkıntı
  • Suçluluk
  • Sükûnet
  • Sürpriz
  • Şaşkınlık
  • Şehvet
  • Şefkat
  • Şüphe
  • Tövbe
  • Umut
  • Umutsuzluk
  • Utanç
  • Utangaçlık
  • Üşüme
  • Üzüntü
  • Vicdan azabı
  • Yalnızlık

Duygu Çeşitleri (Duygular)

Acıma
Acıma, bir insanın, güç durumda olan veya herhangi bir yönü bakımından belirgin bir eksikliği olan canlılara veya varlıklara karşı beslediği bir duygudur. Bu his, üzüntü, şefkat ve sevgi kavramlarının oluşturduğu karmaşık bir duygudur. Kısaca; "Başka bir kimsenin veya canlının mutsuzluğuna karşı duyulan üzüntü veya merhamet"tir.Örnekle, görülen muhtaç bir dilenciye karşı duyulan üzüntü, şefkat ve sevgi içeren duygu, acıma duygusudur. İnsanda bu duygunun eksikliği durumunda acımasızlık adı verilen durum ortaya çıkar. Aynı şekilde bu kişilere de merhametsiz veya acımasız adı verilir.


Aldırmazlık
Aldırmazlık veya umursamazlık, bir duruma karşı önemsememe tavrı almaktır. Aldırmazlık, kişinin kendini konuyu çözümleyebilecek seviyede olmaması sebebiyle geri çekmesi ya da kızgınlık duyduğu için görmezden gelmesi durumuyla ortaya çıkar. Durumun kendisiyle alakalı olmaması durumunda da konuya önemli gözüyle bakmayacaktır. Kişi henüz konuya duyarsızlaşmamış fakat tavırları umursamazcadır.

Anksiyete
Yazılanlar, doktor uyarısı ya da önerisi değildir. Ayrıntılar için Vikipedi'nin tıbbi sorumluluk reddini okuyunuz. Anksiyete veya endişe, canlılarca deneyimlenen kaygı, korku, gerilim, sıkıntı halidir. Canlıların dış ortama uyum çabasında koruyucu bir tepkidir. Denetim dışına çıkıp kişinin işlevselliğini aksattığında Anksiyete bozuklukları olarak incelenir. Psikiyatride bir grup hastalığın genel adıdır.
Terleme, titreme, çarpıntı vs. gibi bedensel belirtileri görülebilir. Başına kötü bir şey geleceğini düşünme, rezil olmaktan veya komik duruma düşmekten korkma gibi bilişsel (düşünsel), fakat çoğu kez nedeni belirsiz, tanımlanamayan bir gerginlik durumudur.
Anksiyete, genelde kavramsal, somatik, duygusal ve davranışsal bileşenlere sahip olmak biçiminde tanımlanır (Seligman, Walker & Rosenhan, 2001). Kan basıncı ve kalp atışının artması, terleme, ana kas gruplarına ani kan akışının hücum etmesi nedeniyle kaslarda gerginlik, bağışıklık ve sindirim sistemi fonksiyonlarının yavaşlaması gibi fiziksel etkileri vardır. Bunlara ek olarak mide bulantısı, el ve ayaklarda soğukluk, titreme -üşüme hissedilir.
Duygusal açıdan ise hastalık korku ve panik hissine neden olur. Kişi her şeyi olabilecek en olumsuz yönüyle ele alır, moral seviyesi an alt düzeydedir. Davranışsal olarak ise hasta, anksiyete kaynağından kaçma eğilimi gösterir. Yine de anksiyeteden sadece patolojik bir durummuş gibi bahsetmek yanlış olur. Bu his, korku, kızgınlık, üzüntü ve mutluluk gibi duygularla beraber gelen, insanoğlunun hayatta kalmasıyla bağlantılı temel duygulanımlardan birisidir.
Anksiyete tedavisi en az bir yıllık ilaç tedavisi şeklinde seyreder. Bunun yanı sıra derin nefes alıp vermek endorfin salgılanmasına neden olduğu için hastaları rahatlatır. Masaj, aromaterapi, telkin gibi yöntemlerin de işe yaradığı bilinmektedir.
Arzu
Arzu, istek demektir. Bir şeyi istemek, olması konusunda büyük bir dürtü duymaktır. Arzular kişilik yapılarına göre ayrılır. İsteğine ulaşmak için ihtiyaç duyduğunu farzettiği değerleri isterler. Bu değerler insanlarda akıl-bilgi, başarı, cinsellik, acınma duygusu, sürekli duygusal pohpohlanma açlığı, çevre edinme, maddi değerler elde etme konuları etrafından dönen bir çerçeveye sahiptir. İhtiyacına ulaşmak için, kişiliğin kendi normallerine göre iyi ya da kötü birçok duruma karşı istek duyulabilir.
Aşağılama
Aşağılama veya küçümseme, bir insanın, bir durumu veya bir kimseyi, kendinden daha az sahip olduğu değerler için kendinden küçük görmektir. Bu kavram çoğu zaman kibir ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Bir kimseyi aşağılayan insanlar için çoğu zaman "kibirli" sıfatı kullanılmaktadır.
Her ne kadar aşağılama duygusu, belli bakımdan üstün insanlar tarafından yapılsa da, bu; her üstün kimsenin kibirli olacağı anlamına gelmemektedir. Bununla beraber, bir durumda üstün olmayan herhangi kimse dahi bu duyguyu yaşayabilir. Kısacası kibir, bir durumdaki üstünlüğe göre değil, kişinin kendini gördüğü duruma göre değişkenlik gösterir.

Aşk

Aşk veya Sevda[1], tutku ve bağlılık düzeyinde sevme olayı.[2] Olağan sevmeden kişinin duygularını yönetememesi durumu ile ayırt edilebilir.

Sevginin fizyolojik belirtileri
Sevginin bir başka belirtisi ise meydana getirdiği fizyolojik değişmelerdir. Aslında bu fizyolojik değişmeler sevginin varlığı konusunda en temel göstergelerdir. Bunların farkedilmesi sevginin fark edilmesinden, tanılanmasından başka bir anlama gelmez. Nitekim İbni Sina'nın bu fizyolojik hareketleri saptayarak Horasan yöresindeki bir gencin kara sevdasını tanıladığı bilinmektedir. Ünlü hekim bu tanılamadan sonra hastanın iyileşmesi için sevdiği kızla evlenmesi gerektiğini öğütlemiştir.

Bilimsel tanım
Aşkın ve sevginin hormonlarla da ilgili olduğu kanıtlanmıştır. Örneğin, annenin çocuğuna duyduğu karşılıksız, sonsuz sevginin kaynağı doğum sonrası salgılanan hormonlardır. Bu hormonlar yalnız kadınlarda(ve memeli hayvanların dişilerinde) bulunur ve yalnız doğum sonrası salgılanmaya başlar. Ancak aşk olarak tanımlanan ve karşı cinse duyulan tutkulu sevgide farklı hormonlar görev yapar. "Aşk hormonu" olarak tanımlanabilen tek bir hormon henüz bulunamasa da yapılan çalışmalarda bir deneğe aşık olduğu kişi gösterilince kanında mutluluk hormonu, cinsel istek hormonu, stres hormonu ve adrenalinin arttığı tesbit edilmiştir. Aşk olgusunda birden çok hormonun rol oynadığı ve bu hormonların görsel, işitsel veya psikolojik etkilerle salgılandığı öne sürülmüştür.
Bazı deneysel çalışmalarda PET (Position Emission Tomography) ve MRI (Magnetic Resistant Imaging) yardımıyla beyindeki aktif bölgeler gösterilerek Aşkın beyindeki merkezi gösterilmeye çalışılmıştır. bulunan bazı verilerin olmasına karşılık hala tam olarak bir fikir bütünlüğüne varılamamıştır.

Türleri
Bu sözcük tüm dillerde ortak olmak üzere bir erkeğin bir kadını, bir kadının bir erkeği tutkuyla sevmesine gönderme yapmaktadır. Ancak, gene başka dillerde olduğu gibi, Türkçe`de de sevgi sözcüğü bilimi, Tanrı'yı, şiiri vb. tutkuyla sevmeye de gönderme yapabilmektedir. Bu bağlamda bilim aşkı, tanrı aşkı, şiir aşkı denebilmektedir. Sözcüğün bu tür kullanımları onun zaman içinde anlam genişlemesine uğramış olduğu konusunda bir belirti olarak değerlendirilebilir.
Bu sözcük ileride belki de taşımakta zorluk çekeceği ölçüde çok anlamla yüklü olacaktır. Belki de şimdiden böylesine anlam yüklü bir duruma gelmiştir. Kavramın uzlaşılabilir bir tanımının bir türlü yapılamaması, belki böyle bir duruma ulaşmış olduğu konusunda bir kanıttır.
Ancak insanlık ölçüsünde eski olan bu tür sözcüklerin anlamca genişlemeleri kaçınılmazdır. Sigmund Freud da sevgi sözcüğü için benzer bir sav ileri sürmektedir. O, sevginin cinsellikten şefkate dek uzanan pek çok sözcüğün işini tek başına gördüğünü söylemektedir. Bunlar arasında doğallıkla sevi sözcüğü de bulunmaktadır. Sevgi sözcüğünün tanımlanmasındaki güçlükler de buradan kaynaklanmaktadır.
Yukarıda değinilen cinslerüstü örnekleri de olabilmekle birlikte sevi denildiğinde daha çok Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, İnanna ile Dumuzi, Romeo ile Juliet gibi kişilerin birbirlerine kavuşma çabaları anlatılmak istenmektedir. Bu yaklaşımın nedeni belki de halk deyişleri arasında "Kavuşamayınca aşk olur" gibi ünlü bir sözün bulunmasıdır. Ne var ki, bu yaklaşım çok hoş görünmekle birlikte doğruya yaklaşmamaktadır. Aslında kavuşamayınca sevi olmamaktadır, çünkü birbirlerini seven kişilerin geçmişlerinde bakışmayla sınırlı kalsa da en az bir kez kavuşma vardır. Bu da demektir ki, sevinin başlama anı aslında bir çeşit kavuşma anıdır. Bu kavuşmanın şu ya da bu nedenle bir ayrılığa dönüşmesi ise sevgiyi acılı bir duruma getirir ve onun toplumsal bir ilgi konusu olmasını sağlar. Dolayısıyla bir topluluğun bir sevgiyi fark edebilmesi için onun bu acılı aşamaya varması gerekir. Ancak bir noktayı belirtmek gerekir ki, topluluğun bir seviyi fark etmesini sağlayan acılı ayrılık sona erip de bakışmanın ötesindeki kavuşma yaşantısı gerçekleşince sevinin sona ermesi gerekmez (Kavuşamayınca aşk olur sözü aşkı değil, aşkın toplulukça fakedilmesini anlatan bir söz olarak değerlendirilebilir).
Bu bağlamda denebilir ki, sevinin işlevi karşıt cinsler arasındaki birlikteliği kurmak ve bu birlikteliğin bozulmasını önlemektir. Dolayısıyla yukarıda değinilen bu işlev, birlikteliğin oluşturulması ölçüsünde sürdürülmesini de içerir. Öyleyse sevi varlığını kavuşamama borçlu olan bir tutku değildir; yalnızca kavuşmama durumunda varlığını en çok duyuran bir itici güçtür. Nitekim kavuşamamanın sonuçları dramatik olabilmektedir. Sevdiğine kavuşamamış oldukları için intihar eden kişiler bu dramatik sonuçların nerelere dek uzanabileceği konusunda her yıl bir ipucu sunmaktadır. Sevdiğine kavuşamamış olduğu için intihar eden yüzlerce kişinin varlığına işaret eden istatistikler bu konuda yadsınamaz kanıtlar sunmaktadır.
Başkasının zararına sevinme
Başkasının zararına sevinme tutumu; bir insanın, başta insanlar olmak üzere başka bir canlının ziyanına karşı sevinç duymasıdır. Bu davranış, çoğu toplumda olumsuz bir davranış olarak gösterildiği gibi, bu tutumu gösteren insanların yaygın olarak ruhsal sorunlara sahip olduğu öne sürülmektedir.
Anadolu'da bu insanlara kısaca haset denilmektedir. Ayrıca bu tür tutum sergileyen insanlar toplum tarafından da hoş karşılanmamaktadır. Bu tutum, ruh doktorlarına göre bencilliğin ve ego karmaşasının bir ürünüdür.
Beklenti
Beklenti, herhangi bir konuda gerçekleşmesi istenilen veya umulan her türlü olguyu içeren duygudur. "Beklenti" ile "umut" her ne kadar birbirleri ile özdeşleştirilse de; beklenti, umut edilmesi şart olmayan durumlarda da var olabilir. Kısacası bir insan bir beklentide bulunduğunda, onu tam karşılığıyla ummuş olmayabilir. Bir başka deyişle, ummak yerine istenilen tüm değerler, beklenti tanımına dahildir.
Bıkkınlık
Bıkkınlık, bir durum karşısında bitap düşme, yorgunluk ve isteksizlik hissidir. Belli bir olgu, bir insanın beynini gereğinden fazla meşgul ettiği zaman, bıkkınlık belirtileri görülebilmektedir. Bıkkınlık, her insana göre değişebildiği gibi, -eğer yapılan iş ilgi alanları arasında yer almıyorsa- aynı olay karşısında daha geç bıkkınlık hissi yaşayan insanlar sabırlı olarak nitelendirilmektedir. Bıkmak çoğu zaman Usanmak ile aynı doğrultudadır.

Boşluk duygusu
Boşluk hissi veya boşluk duygusu, sevilen veya varlığından hoşlanılan bir varlığın, kişinin eli altında bulunmaması sonucunda beliren eksiklik duygusudur.Bir başka deyişle, "boşluk duygusu", insanın istediği ancak o anın koşullarından dolayı sahip olamadığı her türlü varlığa duyduğu özlemdir. Herhangi bir insan bu duyguyu en belirgin biçimde, kaybettiği veya yakınında olmayan bir başka insan için duyabilir.

Dikkat
Düşünceyi belli bir şey üstünde yoğunlaştırabilme gücü. Dikkat, bilincin odağıdır. Nesnel olarak, bütün duyumsal ya da belleğe yerleştirilmiş bilgilerden, daha sonra kullanmak için bir bölümünü seçmeyi gerektirir. Bir toplantıda konuşan çeşitli kişiler arasında yalnızca birini dinlerken bir resme bakarken şekilleri dikkate almaksızın yalnızca renklere yoğunlaşırken, kalabalıkta bir tanıdığı ararken ya da akıl bir problemi çözmeyi yoğunlaştırılırken, farklı verimlilik derecelerinde farklı dikkatler söz konusudur. Bireyin seçmek zorunda kalması algılamanın, düşünmenin ya da birçok şeyin aynı anda yapmanın bir sınırı olduğunu gösterir.
Dikkat bazen istemeden ve elde olmadan uyanır: Yoğun, tuhaf ya da önemli dış uyarıcılar tarafından çekilebilir. Bunlar yönlendirici tepki sağlar. Uyarıcı arttıkça organizma uyarıcıya yönelerek dikkatı hem düşüncesel, hem de [iziksel olarak başlatır. Herhangi bir biçimde uyarıcı tekrarlanır ya da sürekli olursa, dikkat tepkisi bütünüyle azalır ya da bütünüyle ortadan kalkar. Belirli bazı etkinlikler için dikkat gerekli değildir: Bir sahnenin gerekli fiziksel özellikleri (renk, boyut, biçim ve haraketi) dikkat harcama gerektirmeden belleğe yerleştirilebilir. Aynı biçimde, başlangıçta yoğun dikkat gerektiren bazı işler, daha sonraları öylesine otomatikleşir ki, öbür etkinliklerle birleştirilebilir. Fizyoloji uzmanları, dikkatin algılama sürecini hangi bölümlerin etkilediğini araştırmaktadırlar. Seçici dinleme deneyleri sırasında, deneklerden dinledikleri mesajlardan birini tekrarlamaları istenince, öbür mesajla ilgili dikkatleri dağılmış ve sonuçlar, bir kişinin iki mesajın genel özelliklerini aynı anda kaydedebildiğini, ama yalnızca birinin sözlü içeriğini tekrarlayabileceğini göstermiştir.


Duyarsızlık
Duyarsızlık, ilgisizlik ya da kayıtsızlık bir insanın toplumun veya diğer insanların duygusal, sosyal veya fiziksel yaşamlarına ilgi duymamasıdır.
Duyarsızlık fertleri tek başına etkileyebileceği gibi toplumları veya grup halinde insanları da etkileyebilir. Örneğin diğer ülkelerde veya ülkenin diğer bölgelerinde yaşanan savaş, ölüm, açlık gibi zorlukları önemsemeyerek sadece kendi sorunlarıyla ilgilenmek duyarsızlık olarak nitelenir.
Bazı hastalıkların insanlarda duyarsızlığa yol açtığı gözlenmiştir. Örneğin Alzheimer hastalığı, Demans, Huntington hastalığı ve Şizofreni gibi hastalıklara yakalanmış kişilerde duyarsızlık durumu gözlenir. Ayrıca bazı ilaçlar ve uyuşturucu maddeler de duyarsızlığa yol açabilir.

Düşmanlık
Düşmanlık bir insana karşı duyulan öfke ve nefretin birleşmesiyle insanın, öfke ve nefret duyduğu kişiye beslediği bir tür kötü duygu.

Genel Bilgi

Düşmanlık aslında insanın nefret beslediği kişiye bağlı olarak yaşamıs ya da yaşamaya devam ettiği olaylar sonucunda ona karşı beslediği bir duygudur. Bu duygu insanın karşındaki kişiyi sevmemesinden de kaynaklanır. Sonuçta düşmanlık beslediği kişiye karşı iletişimsizlik ve daha da kötü olaylar olmasına yol açar. Ancak kin duygusu daha farklıdır.
Düşmanlık bazen değişik durumlarda karşımıza çıkabilir. Daha önce açıkladığımız olaydan farklı olarak hem duygu hem de eylem niteliğinde de karşımıza çıkar. Daha çok az gelişmiş toplumlarda nefret duyguları daha sık görülür. Düşmanlığın sadece insanın içinde kalması iki insana fiziksel olarak zarar vermemesi yönünden tehlikeli değildir. Ancak düşmanlığın eyleme ve duyguyla birlikte düşünceye geçmesi insanlara ve çevredekilere zarar verebilir ve bu yüzden tehlikelidir.

Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.287 saniyede (82.66% PHP - 17.34% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 16:03
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi