Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs > :: Akademik Forumlar :: > Psikoloji ve Psikiyatri
Cevap Yeni Konu Aç
 
Konu Araçları
Eski 06-04-2006   #11 (mesaj-linki)
Psikolojide Araştırma Yöntemleri Psikolojide Araştırma Yöntemleri

Psikolojide Araştırma Yöntemleri

Bilimlerin amacı, olaylar hakkında kanıtlanabilir bilgiler elde etmektir. Bu amaca erişmek için izledikleri sistemli yola, her türlü araştırma tekniğine yöntem denir. Değişik bilim dallarında birçok yöntem kullanılır. Psikoloji de diğer bilimlerin kullandığı yöntemlerin çoğunu kendi konusuna göre kullanır. Bunların başlıcaları betimleyici ve tanımlayıcı yöntemler, korelasyonel yöntemler, deneysel yöntemlerdir.

Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler:
Betimleme ve tanımlama amacıyla tarama yöntemi, doğal gözlem, görüşme ve vaka incelemesi yöntemlerinden yararlanılır.

Tarama Yöntemi:
Belirli sorunlarla ilgili olarak geniş kitlelerin görüşlerinin alınmasıdır.

Test:
İnsanların zekalarını, ilgilerini, yeteneklerini, tutumlarını, kişiliğini v.b. ölçmek amacıyla kullanılır.


Anket:
Bilgi verecek kişinin doğrudan kendisinin okuyarak cevaplandıracağı sorulardan oluşmuş soru kayıtları kullanarak yazılı cevaplar aracılığı ile gözlemde bulunma işidir.

Doğal Gözlem:
Olayların doğal durumda izlenmesidir.


Görüşme:
Görüşme, karşılıklı konuşmadır.Bu konuşma bir kişiyle olabileceği gibi bir gurup insanla da olabilir.

Vaka:
Bazı durumlarda insan davranışını tanımlamak pek kolay olmaz. Olayın derinliğine inmek gerekir. İnsanın geçmiş yaşantıları ve çevresi davranışlarına önemli etkiler yapar. İnsan davranışını tanımak için bu geçmiş yaşantıların, önemli olayların ve ilişki kurduğu insanların ona nasıl bir etkide bulunduğunu öğrenmek gerekir. Bunun için psikolog incelediği kimsenin ailesi, arkadaşları ve diğer ilgililerle konuşur. Elde ettiği bilgileri nesnel olarak kaydeder. Davranışların nedenlerini ortaya çıkarırkan bu bilgilerden yararlanır.


Korelasyonel Yöntemler:


Korelasyonel:
Birlikte değişme gösteren olaylar arasında çeşitli anlamlılık düzeylerinde belirlenen ve nedensellik bağları kurmanın başlangıç noktası olan ilişki.

Deneysel Yöntemler:
Doğal gözlem, varsayım (Hipotez) ve deneyleme aşamasından geçer.


Doğal Gözlem:

Olayların akışına gözlemcinin karışmadığı gözlem biçimidir.


Varsayım:
Olaylar ve olgular arasında neden- sonuç ilişkisi kuran ve gözlem yolu ile test edilecek olan öngörü.


Gözlem:
Olayın başından sonuna kadar izlenerek görülenlerin kaydedilmesidir. Deneysel yöntemde, bu aşamada kastedilen, doğal olmayan gözlemdir.


Güdümlü Gözlem:
Olayların yeri, zamanı ve koşullarının gözlemci tarafından hazırlandığı gözlem biçimidir. Nelerin, nasıl gözlenebileceği, nasıl kaydedileceği önceden kararlaştırılır. Aktif gözlem ya da deneyleme de denilebilir.

Deney:

Bir değişkenin etkilerini gözlemek üzere koşulları hazırlanmış gözlem yada deneyleme sürecinin ürünüdür. Diğer bilimlerde olduğu gibi deney yöntemi, psikolojide de araştırmaların temelidir

Son Düzenleyen GusinapsE; 16-04-2006 @ 22:16.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Eski 06-04-2006   #12 (mesaj-linki)
Panik Atak Panik Atak

Son bir-iki yıldır günlük yaşantıda adını sıkça duyduğumuz, basın ve medya yoluyla insanların tanıştığı bir anksiyete bozukluğudur.Anksiyete bozukluklarında, kişiler yaşadıkları durumların tehlikeli olduklarına dair, düşünce ve imajlara sahiptirler.

Ortamı ve kendilerini yanlış algılamaları ve yorumlamaları anksiyeteye sebep olmaktadır. Panik-atak litaratürde tek başına kodlanan bir bozukluk değildir. Genelde agorafobi ile (sokakta, kalabalık yerlerde, açık alanlarda tek başına kalamama) birlikte görülür. Aşağıda belirtilen semptomlardan dördünün veya daha fazlasının bir ay veya daha fazla süredir yaşanıyor olması gerekmektedir.

· ÇARPINTI
· TERLEME
· TİTREME
· NEFES DARLIĞI - BOĞULUYORMUŞ HİSSİ
· SOLUK KESİLMESİ
· GÖĞÜSTE SIKINTI - AĞRI
· BULANTI - KARIN AĞRISI
· BAŞ DÖNMESİ-BAYILACAKMIŞ HİSSİ
· ÖLÜM KORKUSU
· GERÇEK DIŞI DUYGULAR
· KONTROLÜNÜ KAYBETME KORKUSU
· KARINCALANMA - UYUŞMA
· ÜŞÜME-ÜRPERME-ATEŞ BASMASI

Yaşantıyı oldukça kısıtlayan, sorunu yaşayan kişilerin tekbaşlarına faaliyetlerini sürdürmelerini engelleyen bu bozukluk, doğru ve istikrarlı terapi sürecinden sonra kontrol altına alınabilir.Endişe hali tanımlanması zor olan davranış modelleri sergiler.

Kaygı (Anksiyete) herkes tarafından yaşanan bir durumdur genelde korkuya benzer; ama sözgelimi saldırgan bir hayvanın yarattığı korkudan farklı olarak kaygıda bir korku nesnesi yoktur.

Panik atak (panik bozukluk) günlük yaşamda sık karşılaşılan karmaşık bir kaygı türüdür. Bu durumdaki kişiler birden başlayan ağır panik nöbetlerine tutulurlar. Panik atağın tipik belirtileri kalp çarpıntısı, baş dönmesi, yönelim bozukluğu, soluk alma güçlüğü, kontrolünü kaybetme duygusu ve bulunulan yerden hemen uzaklaşma dürtüsüdür. Birkaç dakika ya da birkaç saat sürebilir.

Panik ataktan sonra kişide yeni bir atakla karşılaşmaya ilişkin ikincil bir kaygı oluşur. Bu korku kolayca ve anlaşılabilir biçimde ,yeni bir atak geldiğinde toplum içinde olma korkusuna dönüşür. Dolayısıyla kişi toplu yerlerden kaçmaya başlar (agorafobi).

Toplumun yüzde 2-4' lük bir kesmini etkileyen bu sorun özellikle 15-40 yaş arasındaki kadınlarda sık görülür. Günümüzde panik atak ve agorafobinin ruhsal durumdan çok genetik yapıdan kaynaklandığı kabul edilmektedir. Bu varsayımı destekleyen bulgular aşağıdaki gözlemlere dayanmaktadır:
- Panik atak bazı ailelerin bireylerinde daha sık görülmektedir.
Tek yumurta ikizlerinin ikisinde birden görülme sıklığı çift yumurta ikizlerine göre daha yüksektir.

- Panik atak bazen sodyum laktat gibi özgül biyokimyasal uyaranlarla başlayabilmektedir. (Sodyum laktat normalde aşırı çalıştırılan ya da kan dolaşımı yeterli olmayan kasların saldığı bir maddedir.)

- Kaygı giderici olarak kullanılan bir çok ilaç panik atakta etkisiz kalmaktadır.

- Geleneksel psikoterapi panik atak tedavisinde yararlı olmamaktadır.

- Panik atakta ilaç tedavisinin amacı, kişide ataktan sonra ortaya çıkan ve yeni atak beklentisine karşı oluşan ikincil kaygıyı gidermektedir. Bu tedaviden sonra kişinin topluluk içindeki etkinliklere katılmasını sağlayıcı sosyal rehabilitasyon da uygulanmalıdır.

Ayrıca panik atakları başlatabilecek durumların üstesinden gelmede kişiye yardımcı olmak gerekir. Panik atakların tedavisinde ilaçları ya da davranışçı yaklaşımı üstün tutan görüşler arasında öteden beri süren bir tartışma vardır. Bununla birlikte ilaç tedavisini izleyen ruhsal tedavinin bu hastalarda denenmesi gereken yol olduğu söylenebilir.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 06-04-2006   #13 (mesaj-linki)
Şizofreni Şizofreni

Şizofreni, yüz yıl önce tanımlanmış bir psikoz türü. Geçmişi çok daha eskilere dayanıyor. Bugünkü bilgilerimizle geçmişe baktığımızda, Orta Çağ Avrupa'sında şeytana tutulmuş diye bilinenlerin büyük bir bölümünün bu hastalığa yakalanmış kişiler olduklarını söyleyebiliriz. Şizofreni, ruh hekimlerinin olduğu kadar sanatçıların da ilgisini çekmiş. Bu hastalığa yakalanmış kişileri anlatan çok sayıda kitap yazılmış ve film çevrilmiş. 'Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri' ve 'Anayurt Oteli' Türk sinemasında şizofreniyi konu alan başarılı tiplemelere örnek olarak gösterilebilir.
Şizofreni, politikacılar ve özellikle muhalif gruplar için de uzun süre ilgi odağı olmuş. Şizofreninin bir ruh hastalığı değil, olumsuzluklarla dolu bir dünyaya karşı atılmış bir protesto çığlığı olduğunu ileri süren bir çok makale ve kitap yazılmış.
Ancak, son yıllarda şizofreniyi çevreleyen entellektüel çember giderek dağılıyor. Hastalar, onları bir beyin hastalığına yakalanmış kişiler olarak gören ruh hekimleri ve kendilerine destek olmaya çalışan aile üyeleriyle başbaşa kalıyorlar. Bu gelişmede, hızla ilerleyen araştırma teknolojisi ve ilaç tedavisi yoluyla sağlanan başarılar önemli bir rol oynuyor.
Beyinde neler oluyor?

Şizofreniye yakalanmış kişiler üzerinde yapılan araştırmalar, bu kişilerin beyinlerinde önemli değişiklikler olduğunu düşündürüyor. Bazı beyin bölgelerinde küçülme ve hücrelerde düzensizlikler sık rastlanan bulgular arasında. Ayrıca, beyin kan akımının bölgelere göre dağılımı da bu hastalarda değişiklikler gösteriyor. Bir başka bulgu, gelişmiş bir bilgisayar sistemi gibi çalışan insan beyninde, mesaj iletimini sağlayan bağlantıların değişikliğe uğraması.

Şizofreni iyileşebilir mi?
Bu hastalığa yakalanmış kişilerin ve yakınlarının en çok sordukları soru, bir iyileşme olasılığının olup olmadığı. Eğer varsa bu iyileşme ne oranda olacak? Kişinin yeniden eski toplumsal ilişkilerine ve işine geri dönmesi olanaklı mı?
Şizofreni iyileşebilen bir ruhsal bozukluk. Bu iyileşmenin derecesi kişiye göre değişiklikler gösteriyor. genç yaşta başlayan ve yıllar içinde giderek ilerleyen şizofreni genellikle daha zor iyileşiyor. İleri yaşta ve aniden ortaya çıkan şizofreninin seyri daha iyi. Ayrıca, son yıllarda kullanıma giren bazı ilaçlar, bilinen diğer tedavilerle düzelmemiş kişiler için de bir iyileşme umudu yaratıyor.
Hastaya nasıl davranılmalı?
Şizofreni, toplumda yüz kişiden birisini etkileyen bir hastalık. Dolayısıyla hemen herkesin bu hastalığa yakalanmış olan bir akrabası, bir arkadaşı ya da bir tanıdığının olduğu söylenebilir. Eğer bu kişilere yardımcı olmak ya da en azından zarar vermemek isteniyorsa bir temel ilkeye özellikle dikkat edilmeli. Bu ilke, hasta kişiye ölçülü bir yakınlık gösterilmesi ve aşırı duygusal tepkilerden uzak durulması şeklinde özetlenebilir. Hastanın yanında tartışmaktan kaçınılmalı ve aile üyeleri arasında yumuşak bir iletişim tarzının korunmasına dikkat edilmeli.
Ayrıca, hastaların ilaçlarını düzenli bir şekilde alıp almadığına dikkat edilmeli ve gerektiğinde ilaç almaları yönünde uyarıda bulunulmalı. İlaç kullanmayan bir kişide, bir yıl içinde yeniden hastalanma olasılığı yüzde yetmiş. Düzenli ilaç kullananlarda bu oran yüzde otuzbeşe düşüyor. İlaç tedavisinin yanısıra, hastanın ailesine evde nasıl davranılacağı konusunda eğitim verilmesi durumunda, hastalanma olasılığı daha da düşerek, yüzde yirmi dolayına iniyor.
Bir Şizofreni Kızın Güncesinden:

Renée, uzun süre şizofreni tanısıyla tedavi görmüş bir genç kız. İyileştikten sonra hastalık dönemine ait anılarını yazıyor. Aşağıda bu ilginç gözlemden iki kesit bulacaksınız. İlki hastalığın başlangıç dönemine, ikincisiyse ileri aşamalarındaki yaşantılara ışık tutuyor.

Birinci kesit: şizofreniye giriş
"Bu olayın başıma geldiği günü çok iyi anımsıyorum. Zaman zaman yaptığım gibi, yalnız başıma gezmeye çıkmıştım. Birdenbire, o an önünden geçmekte olduğum okuldan müzik dersindeki çocukların söylediği Almanca bir şarkı yükseldi. Dinlemek için durdum. İşte o anda içimde, çözümlenmesi güç ancak daha sonraları hissettiklerimin tümüne benzer garip bir duygu uyandı: Bu gerçekdışılık duygusuydu. Okulu tanıyamıyormuşum gibi geldi; bir kışla kadar büyümüştü, şarkı söyleyen çocuklar da şarkı söylemeye zorlanan tutuklular olmuşlardı. Sanki okul ve çocukların şarkısı dünyanın geri kalan bölümünden kopmuştu. Yine o anda gözlerim uçsuz bucaksız bir başak tarlasına takıldı. Güneşin altında parlayan bu sarı sonsuzlukta kaygan taştan yapılmış kışla okuldaki tutuklu çocukların şarkısı bende öylesine yoğun bir kaygı uyandırdı ki hıçkırarak ağlamaya başladım."
İkinci kesit: şizofreninin derinliklerinde
"Önümden peş peşe, geniş kaftanlar giymiş insanların durmadan, sessizce geçtiklerini görüyordum. Onları yakalamaya çalışınca ellerim boşlukta asılıp kalıyordu; ortada hiç bir şey yoktu. Kafamın içinde çığlıklar, haykırışlar, kulağı sağır edici gürültüler patlıyordu. Ancak o durumda da yine işitsel olarak bir şey duymuyordum. Yalnızca içimden, duyduğum o anlamsız sözleri bağırarak tekrarlamak geliyordu: 'Trafalgar Savaşı, Ateşle yok etme - Ateşle yok etme - kesin, kesin - Gao gao' gibi. Bir süre sonra nesnelerin garip görünümü ortadan kalktı, beni çevreleyen dünyayı bir düşteymiş gibi algılamaya başladım. Ardından kendime zarar verme doğrultusunda buyruklar, daha doğrusu dürtüler gelmeye başladı. Ellerimi, kollarımı acımasızca ısırıyor, başımı duvarlara vuruyor, göğsümü öylesine çok yumrukluyordum ki çevremdeki insanlar yetişip beni kendime karşı koruyana kadar çürük içinde kalmış oluyordum. İçimde görülmemiş bir yok edici güç büyüyor ve beni her ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırmayı istiyordu. Aynı zamanda kendimi korkunç derecede suçlu hissediyordum. Öylesine bir suçluluktu ki bu.. Bütün enginliği ve dehşeti içinde 'Ben suçluyum' diye bas bas bağıran bir suçluluk. Neden dolayı suçlu olduğumu bilmiyordum. Tek bildiğim, açık seçik, derin ve uçsuz bucaksız bir suçluluk içinde olduğumdu."
Hasta ve Ailesi İçin Büyük Acı Kaynağı:

Dışarıdan bakınca, psikozlu hastanın kendine özgü bir dünyada mutlu olduğu sanılabilir. Gerçekte ise psikoz son derece acı verici bir hastalıktır. Hasta duyduğu hayali sesler, gördüğü görüntüler ya da mantıksız korkuları nedeniyle çok rahatsızdır.

Ruh hastalıklarının en ağırı olan psikoz, genellikle hastanın sosyal uyumunu da bozar. Psikozun etkisi altında olan insan çalışma gücünü büyük oranda kaybeder. Yakınları ile ilgilenmek, konuşmalara katılmak zor gelmeye başlar. Sevdiklerine karşı ilgisizdir. Dışarı çıkmak, insan içine girmek istemez. Bazen zamanının büyük bölümünü yatakta geçirir. Birçoğu işini kaybeder.
Bu durum onun hem aile hem de sosyal yaşamını büyük ölçüde etkiler. Ailesi onun maddi ve manevi katkılarının eksikliğini hisseder. Kimi zaman da kendilerine nedensiz yere düşman kesilmesi ve tedavi olmak istememesi bu üzüntüyü daha da arttırır. Bazen ailenin hastalığı utanılacak bir şey olarak algılayıp gizlemeye çalıştığı, bu nedenle de tedaviyi geciktirdiği görülür.
Günümüzde psikozlar oldukça etkili biçimde tedavi edilebilmektedir. Ancak hastalığın tekrarlama olasılığı yüksektir. İyilik halini sürdürmek ve tekrarları azaltmak için tedaviyi uzun süre düzenli bir şekilde sürdürmek gerekir.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 06-04-2006   #14 (mesaj-linki)
Psikolojik Tanıda Resmin Rolü Psikolojik Tanıda Resmin Rolü

Psikolojik Tanıda Resmin Rolü

Resim, küçük yaşlarda çocuğun sözcüklerinden daha güçlü bir anlatım aracıdır. Bu nedenle çocuğun iç dünyası hakkında bilgi edinmek üzere resimden yararlanılır.
Çizgilerin Yorumu
Resmin bırakacağı ilk izlenim son derece önemlidir. Resmin kağıt üzerinde sunuluşunun önemi büyüktür. Örneğin, bir adam resminde ellerin kalçaya konması, ağza sigara konması, ayakların geniş olması, saldırganlık duygularının bir ifadesi olarak kabul edilir.

Özel Belirti ve İşaretler


1. BÜYÜKLÜK:
Çok büyük ve küçük resimler anlamlı olabilir.

Büyük Resimler: Sayfanın tümünü kaplayan büyük resimler çoğu kez iç kontrolü zayıf saldırgan çocuklar tarafından çizilmektedir. Hiperaktif çocuklar sayfanın tümünü kontrolsüz bir biçimde kullanırlar. Ender olarak çekingen, ürkek çocuklar zayıf benlik kavramlarıyla geniş figürlere yer vermekte ve daha güçlü olabilmeyi arzuladıklarını bu yolla dile getirirler.


Küçük Çizgiler: Birkaç santimetre büyüklüğündeki resimler korkak, çekingen, içe dönük çocukların ürünüdür. Küçük boyut, onların güvensizliklerinin simgesi olur. Bu çocuklar kendilerini güvensiz, yetersiz ve küçük görmektedirler. Ender olarak saldırgan çocuklar zayıf benlik imajı içinde küçük figürlere yer vermektedir.



2. ABARTILI ÇİZGİLER:
BAŞ: Resimdeki çok büyük ye da küçük kafa, zihinsel bakımdan kendisini yetersiz gören çocuklar tarafından çizilir. Büyük kafa resimleri genellikle yetenekli ve daha başarılı olmak için arzu duyan çocukların tercihidir.


AĞIZ: Ağzın önemi temel iletişim aracı olmasından kaynaklanır. Konuşma ve dil sorunu olan çocuklar bu eksiklikleriyle çok yakından ilgiliyseler, kalın çizgilerle büyük ağız resmi yaparlar. Çoğunlukla bağımlı çocukların resimlerinde ağız alanına saplandıkları dikkat çeker.


GÖZLER: Gözbebeği olmadan çizilen baş ve anlamsız gözler, görmeye bağlı öğrenme sorunu olan çocuklarca çizilir.

BURUN: Astımlı çocuklar çoğunlukla bu solunum güçlüğünden kaynaklanan sorunları nedeniyle burun çizgilerini vurgularlar.


KULAKLAR: Çok büyük kulaklar, işitme zorluğu olan çocuklar tarafından çizilebilir. Kuşkucu çocuklarda bunu abartabilir.


3. EKSİK BIRAKILAN ÇİZGİLER

Çocuklar yakından ilgilendikleri ye da endişe duydukları beden kısımlarını ihmal edip eksik bırakabilirler. Eksik bırakmayı (omission) vurgulamamakla eş anlamlı görebiliriz.

ELLER: Ellerin ihmali güvensizliği, çevreye uyumda zorluk çekmeyi simgeler

KOLLAR: Güvensizliği anlatır.


BACAKLAR: Çocuğun kendini desteksiz ve hareketsiz algılamasıdır.

AYAKLAR: Kendini güvensiz ve yardım muhtaç hissetmesi anlamındadır.

BURUN: Çocuğun güçsüzlüğünü temsil eder.

AĞIZ: İletişimde zorlanması anlamındadır.

DİŞLER: Aşırı saldırganlığın simgesi olabilir.

CİNSEL ORGANLAR: Aşırı çizilen cinsel organlar problemli ya da cinsel organıyla ilgili aşırı endişe sahibi ve dürtüleri zayıf çocuklardır.


İLKÖĞRETİMDEKİ ÇOCUKLARIN GELİŞİM AŞAMALARI
Şematik Dönem(7-9): Belirgin bir kavram gelişimi görülür. Kavram biçimleri kesinlik kazanmıştır. Çocuk geliştirdiği adam resmini sık sık yineler. Bu dönemde çocuk ev dışı konulara yer verdiğinde, figürleri yerleştirmek üzere bir yer çizgisi çizer.
Gerçeklik (çete çağı) Dönemi (9-12): Bu yaştaki çocuk artık toplumun bir üyesi olduğundan haberdardır. Daha ayrıntılı ve daha gerçekçi bir yaklaşımda görülür. Özgürce çizimden uzaklaşır. Gelişi güzel renkler yerine, gerçeğe uygun bir biçimde seçer.
Mantık Dönemi(12-14): Objeleri orantılarına göre çizmeye başlar. İnsan figürü büyük bir ayrıntıyla çizilir. Cinselliğin farkına varmasıyla bu resmede yansır.


Prof. Dr. Haluk Yavuzer

Son Düzenleyen GusinapsE; 16-04-2006 @ 22:17.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 06-04-2006   #15 (mesaj-linki)
Cvp: Psikoloji Cvp: Psikoloji

Travma
Genelde kişinin başına gelen veya şahit olduğu hayatı tehdit edici bir olaydan sonra gelişen kaygı belirtileri , olaya bağlı kaçınma davranışları ve korku reaksiyonlarını içerir. Bu herhangi bir ölüm olayı , tabii afet , herhangi bir kaza ve buna benzer kişiyi ve hayatı tehdit edici bir olaydan sonra yıllar içerisinde gelişebilir. Çocuk böyle bir durum karşısında tepkisiz ve çaresiz kalmış olabilir.
Genelde maruz kalınan olay ile ilgili kabuslar , yaşanılan olayın yeri , yıldönümü ve onu hatırlatan şeylerden kaçış ve onunla ilgili korkular , uyku bozuklukları , depresif düşünceler , kaygı belirtileri , o olayın aniden tekrar yaşanıyor gibi olması , kişiyi düşünce olarak da o olayla ilgili rahatsız eden düşünceler şeklinde yakınmalar olur.
Çocuklar genelde oyunlarında ve oyuncaklarında o olayı tekrar tekrar canlandırarak bir tür rahatlama sağlamaya çalışırlar. Yine çocukların resimlerinde , sordukları sorularda o olayla ilgili çok şey olabilir. Genelde uyku bozuklukları ve gece kabuslar gelişir. Anne babadan ayrılmak istememe veya onların başına kötü bir şey geleceği endişesi olabilir.
Travma sonrası stres bozukluğu olay yaşandıktan sonra yıllar içerisinde gelişebilir . Eğer olayın yaşanmasından hemen sonra şikayetler başlar ve bir ay içinde şikayetler geçer ise bu durumda akut stres bozukluğundan bahsederiz.
Tedavi olarak çocuğun yaşına göre psikoterapi , oyun terapisi , ilaç tedavisi yapılabilir.
Travma sonrası stres bozukluğu durumu çocuk için gerçekten çok sıkıntılı ve belirgin işlev kaybına yol açan bir durumdur. Çocukta bu durumda depresyon , okul başarısızlıkları , sosyal fobi , içe çekilme , arkadaşlardan uzak kalma , hayata ve geleceği yönelik ümitsizlik görülebilir. Bu durumda olan her çocuğa aile - hekim - okul üçgeni içerisinde belirgin bir psiko sosyal destek sağlanmalıdır.

Son Düzenleyen GusinapsE; 06-04-2006 @ 22:54.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 15 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
anksiyete nasıl geçer, beynin algılama yetersizliği nasıl geçer, dil uyusmasi neden olur, dil uyuşması, dil uyuşması nasıl geçer, insan ba veya kafas nasl geliir, kişide panik atak olmadığı nasıl anlaşılır, korkular nasıl geçer, panik atak hastaligindan nasil iyileşir, panik atak örnek olay vaka ariv, ruhsal bozukluğu olan kişiye nasıl davranılmalıdır, şizofren nasıl anlaşılır,
Konu Araçları

Psikoloji Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Mantık Terimler Sözlüğü Misafir Felsefi Mevzular 5 1 Hafta Önce 03:10
Çocuk Sağlığı NoRanynn Tıp Bilimleri 109 4 Hafta Önce 22:45
Gelişimsel Psikoloji ThinkerBeLL Psikoloji ve Psikiyatri 0 17-11-2007 23:34
Mantıksal-Matematiksel Zeka (Psikoloji) Misafir Psikoloji ve Psikiyatri 0 29-01-2007 04:38
Din Psikolojisi virtuecat Din/İlahiyat 0 05-12-2006 16:02
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 18:48Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.22132301 saniyede (79.76% PHP - 20.24% MySQL) 8 sorgu ile oluşturuldu
Top Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun ~ MaviKaranlik.com Have Fun @ MsXLabs! Designed by LC aka NeutralizeR