Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Fobik Bozukluklar

Bu konu Psikoloji ve Psikiyatri forumunda Pasakli_Prenses tarafından 18 Kasım 2007 (18:01) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
7781 kez görüntülenmiş, 3 cevap yazılmış ve son mesaj 12 Temmuz 2012 (12:09) tarihinde gönderilmiştir.
  • Bu konuyu beğendiniz mi?   
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 18 Kasım 2007, 18:01

Fobik Bozukluklar

#1 (link)
Pasakli_Prenses
Ziyaretçi
Pasakli_Prenses - avatarı
Fobik Bozukluklar
Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Kişi, bu korkuların aşırı veya anlamsız olduğunu bilse de engelleyemez, mantıksal düşünerek korkularının önüne geçemez. Fobi toplumda sık görülen bir psikolojik rahatsızlıktır. Fobisi olan insanlar “fobik” diye adlandırılırlar. Yapılan araştımalar toplumda %10 oranında fobi tespit etse de tahminen bu değer % 25 dolaylarındadır. Fobiler halk arasında hastalıktan ziyade huy ya da kişilik özelliği olarak düşünüldüğünden tedaviye başvuranların sayısı azdır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasnın en önemli nedeni budur.Kadınlarda erkeklere oranla iki buçuk kat daha faza görüldüğü saptanmıştır.



Fobilerin gerçek nedenleri bilinmemektedir. Öne sürülen fobi nedenleri türlerine göre değişmekle birlikte aynı fobi türünde de hastadan hastaya değişiklik gösterir. Ruhsal rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi fobilerde de neden biyolojik, genetik ve çevreseldir. Bazı özgül fobilerde genetik yakınlık fazladır. Örneğin kan aldırma veya enjeksiyon yaptırma fobisi olan kişilerde ailede benzer hastalık normal topluma göre daha sıktır. Ancak bu yatkınlığın genetik veya çevresel etkenlere bağlı olarak gelişip gelişmediğini aydınlatacak araştırmalar henüz yetersizdir. Bazı insanlarda adrenalin ve noradrenalin salınımının fazla olmasının veya etkilenen organların bu maddelere normal insanlara göre daha duyarlı olmasının bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmektedir. Verilen ilaç tedavileri de bu maddelerin salınımını veya bedensel duyarlılığı azaltmaya yöneliktir. Psikiyatride fobilerin geçmiş yaşantılara bağlı olarak geliştiği yolunda ispatlanmamış çeşitli teoriler mevcuttur. Watsonun öğrenme teorisinde fobilerin şartlandırılmış refleks davranışlar sonucu oluştuğu ileri sürülür. Bu teoriye göre daha önce kaygı uyandırmayan bir uyaran kaygılı bir uyaranla bir araya geldiğinde öğrenme yolu ile kaygı uyandıran bir uyaran haline gelmektedir. Örneğin asansör korkusu olmayan bir kişi elektrik kesintisi ile asansörde mahsur kalma sonucunda asansör korkusu geliştirebilir. Bu olay öncesinde rahatlıkla asansöre binebilirken asansöre binemez hale gelebilir veya asansöre bindiğinde aşırı kaygı duyma görülebilir. Freud’a göre fobiler bilinç dışı çatışmalarla ilgilidir ve ödipal kompleks ile ilişkisi vardır. Bastırılmış, bilinç dışına itilmiş bazı korkular yer değiştirerek normalde kaygı yaratmayacak bir nesne veya duruma yöneltilir ve bu şekilde fobiler gelişir. Yapılan araştırmalarda sürekli strese maruz kalan çocuklarda yaşamın ileri dönemlerinde yaygın fobik davranışlar görülebimektedir. Sürekli stres yaratan nedenler arasında erken yaşta anne veya babanın kaybı, anne veya babadan ayrılma, ev içinde şiddete maruz kalma sayılablir. Bazı bedensel hastalıklar, nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda fobk semptomlar görülebiir. Bu rahatsızlıkların ayırıcı tanı yapılırken dikkate alınması gerekir.





Kaç çeşit fobi vardır?



Fobiler başlıca üç guruba ayrılabilir:


-Sosyal Fobi -Agorafobi -Özgül Fobiler







Sosyal fobi



Sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu korkusu performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme yada küçük düşme korkusunun yaşanmasıdır.Ve kişi bu korkunun yaşanmasından kurtulamak için bu tür sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Kaçınma nedeniyle kişinin sosyal, meslekî ya da aile yaşamı etkilenir.





Sosyal fobi iki farklı şekilde görülür:

Genel: Korkular hemen her durum için geçerlidir.
Özel:Yalnızca özel bazı durumlar için geçerlidir. (Başkalarının önünde imza atmak, yemek yemek vs gibi.)

Sosyal fobisi olanlar genelde aşağıdaki durumlarda sosyal fobi belirtilerini yoğun olarak yaşarlar:

-Topluluk önünde konuşmak.
-Bir işle uğraşırken seyredilmek.
-Başkalarının önünde yemek yemek-içmek.
-Otorite konumundaki kişilerle temas etmek.
-Misafir kabul etmek.
-Başkaları ile tartışmak.
-Toplulukta telefonla konuşmak.
-Tanımadığı kişilerin gözlerinin içine bakmak.
-İlgi odağı olmak.
-Başkalarının önünde yazı yazmak.


Agorafobi




Fobiler arasında sık görülen agorafobi eskiden yalnız meydanlardan, açık yerlerden korku olarak bilinirdi. Şimdi ise agorafobi çok daha geniş bir anlam taşımaktadır.Yalnız başına kamaktan, yalnız sokağa çıkmaktan, kalabalık yerlere girmekten, örneğin sinema, tiyartro, tünel, köprü, pasaj, asansör, otobüs, vapur, uçak gibi yerlerde duyulan korkular artık agorafobi sayılmaktadır. Panik bozukluğuna bağlı olmayan fobinin nadir olduğu anlaşılmaktadır. Çoğu agorafobinin temelinde panik nöbetleri bulunmaktadır. Yani hasta panik nöbetleri geçireceği korkusu yüzünden yalnız başına sokağa çıkamamakta, kalabalığa girememektedir. Agorafobi bireyin herhangi bir yerde panik nöbeti geçirme ve ordan çıkamama, tıkanıp kalma, hiç bir seçeneği olmama korkususdur.

Ağır agorafobikler yaşamın bir çok etkinliğinden uzaklaşır. Bir süre sonra yaşamları o kadar kısıtlanabilir ki zamanla ciddi çökkünkük durumlarına da girebilirler.





Özgül fobiler



Belirli nesneler veya durumlardan anormal korkudur. Bunları agorafobi ve sosyal fobilerden ayırdettiren özellik korkunun özgül durumlar ve nesneler karşısında belirmesidir. Bu özgül durumlar ve nesneler olmadığında hastada rahatsızlık belirtisi yoktur. Bunlardan uzak olduğu sürece hastanın yaşamı etkilenmemektedir. Yalnız fobi nesnesi ya da durumuyla yüz yüze gelince panik derecesinde korku ortaya çıkmaktadır. Hasta bu nesne veya durumların nerede bulunabileceğini daha önceden inceler ve ona göre sakınarak sıkıntıdan kendini korumaya çalışır. Fakat çok sık karşılaşılan nesneler karşı korku yaşamı çok kısıtlayıcı olabilir.









Fobiler korkunun ortaya çıktığı uyarana göre üçe ayrılabilirler






A.Nesne fobileri (böcek, kelebek, köpek, sivri uçlu eşya gibi...)

B.Durum fobileri (kapalı yer, açık yer, asansör, yüksek yer gibi...)

C.İşlev fobileri (altına kaçırma, gaz kaçırma, terleme, yüz kızarması gibi...)

BAZI ÖZGÜL FOBİLER




Kapalı ve basık yerde kalma korkusu (klaustrofobi)



Kapalı ve basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. Hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır.



Kan-yaralanma korkusu



Halk arasında “kan tutması” olarak bilinen kan-yaralanma fobisinde hasta kan görünce rahatsızlık duyma dışında, tıbbi işlemlerde bayılacak gibi olma, kalp hızında değişme, bulantı ve bayılma gibi tepkiler gösterebilir.



Hayvan korkusu (zoofobi)



İnsanların bir kısmında korkulan hayvanlara karşı kötü bir deneyim yaşadıktan sonra fobi başlarken, bir kısmında da böyle bir başlatıcı bulunmaz.



Gök gürültüsü ve fırtına korkusu (astrofobi)



Gök gürültüsü ve fırtına fobisi olan kişiler sürekli hava durumunu izler. Havanın fırtınalı,gök gürültülü ve yağışlı olma ihtimali olduğu günlerde büyük korku ve panik duyguları yaşarlar.



Yükseklik korkusu (akrofobi)



Yükseklik korkusunda kişi yüksek binalara çıkamaz, yüksekten bakamaz. Birçok kişi için keyifle oturulacak balkonlar bu hastalar için eziyet olur.



Yalnızlık korkusu (manofobi)



Yalnızlık fobisi duyanlar tek başlarına kalmazlar. Bu fobi akşamları evde tek başlarına kaldıklarında artar. Nedensiz olarak huzursuz olurlar. Evde duydukları tüm sesleri, gördükleri tüm gölgeleri hırsızın ve yabancı birisinin varlığına yorarlar.



Uçak korkusu



Uçak korkusunda kişi gideceği yere ne kadar eziyetli olursa olsun uçak dışında herhangi bir araçla gitmeye razıdır. Uçağa binmek zorunda kalırsa şiddetli korku duyar. Uçağın her hareketini, her sarsıntıyı büyük bir korkuyla izler, duyduğu her sesi motorun arızasına yorar.



Yutma korkusu



Yutma fobisinde kişi yemek yerken, su içerken boğazına birşey kaçacağı ve boğulacağı düşüncesindedir. Kuruyemiş ve küçük taneli yiyecekler onun için çok korkutucudur. Ciddi sorunlardan biri de ileri derecede kilo kaybıdır.



-Gece korkusu (niktofobi)

-Canlı canlı toprağa gömülme korkusu (tapofobi)

-Ateş korkusu (pirofobi)

-Giyecek korkusu (endofobi)

-Yenilik korkusu (kainatetofobi)

-Sivri cisim korkusu (amofobi)

-Karanlık korkusu (kenofobi)

-Dışkı korkusu ( koprofobi)

-Yamaçtan iniş korkusu (orofobi)

-Toplum içinde yüz kızarması korkusu (ertirofobi)

-Beyaz sayfa korkusu (lökoselofobi)

-Yabancı kokusu (xenofobi)

-Tozi pislik korkusu (mizofobi)

-Herşeyden korkma korkusu (pontofobi)

-Korkudan korkma korkusu (fabofobi)

-Cinsel ilişki korkusu

-Eşcinsel olma korkusu

-Aklını yitirme korkusu

-Hastalık korkusu





Bütün özgül fobiler tek tek anlatılamayacak kadar çoktur. Hepsi ayrı ayrı tanımlanmıştır.



Örneğin Amerikalı psikiyatrlar tarafından 65000 değişik tür fobi saptanmıştır(ör: sebze fobisi:lachonophobie,bir masada on üç kişi oturma fobisi:triskaidderkaphobie)



FOBİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:

-Titreme-Terleme
-Bulanık görme
-Nefes darlığı
-Ağız kuruluğu
-Yutkunma güçlüğü


-Yüz kızarması

-Çarpıntı

Sosyal fobinin panik bozukluktan tek farkı belirtilerin belli durumlarda ortayaçıkmasıdır. Panik bozukluğu olan kişiler ne zaman panik atak geçireceklerini bilirler ve panik atak geçirmemek için fobik durumlardan kaçınırlar. Örneğin asansör korkusu olan kişiler asansöre bindiklerinde panik atak geçirebilirler ve bundan korunmak için üst katlara merdivenlerden çıkıp inmeyi tercih ederler bu şekilde panik atak gelmesini önlerler. Yine uçak korkusu olan kişiler uçağa binmek yerine başka vasıtaları kullanarak yolculuk etmeyi tercih ederler. Fobisi olan kişiler bu kaçınma davranışını kullanarak panik atak gelişmesini önlerler.
Panik bozukluğu olan kişilerde fobilerden farklı olarak panik ataklarının ne zaman, nerede geleceği belli değildir ve atağın gelmesi genelde önlenemez.




FOBİLERİN TEDAVİSİ


İlaç tedavisi




Fobik bozuklukta ilaçların önemli bir etksi yoktur ve fobilerin tedavisinde genellikle ilaç kullanılmaz, davranış tedavisi uygulanır. Anksiyete bozukluğu olan hastalarda da kişilik sorunları sık görüldüğü için bu sorunların çözümünde psikanalitik tedavi uygulanması önerilir.




Psikoterapi




Fobilerin ve panik bozukluğunun sağlatımında davranışçı yöntemlerin etkisinin başka psikoterapi türlerinden daha yüksek olduğu kanıtlanmıştır.

Panik bozukuğunda ve agorafobide en etkili yöntemin “üstüne giderek alıştırma” tedavisi olduğu anlaşılmaktadır. Alıştırma yönteminde hastanın fobik durumlarla özellikle karşılaşması ve korku doğuran durumun ya da nesnenin üzerine azar azar artan derece ve sürelerle gitmesi istenir.



Örneğin yalnız başına sokağa çıkmaktan korkan hastaya, giderek artan süre ve uzaklıkta, sokağa çıkma ve korkuya dayanma talimleri yaptırılır. Buna ek olarak ters niyetlenme (paradoxial intention) yönteminin de birlikte kullanılması daha etkilidir. Yani yalnız başına sokağa çıktığında bir panik nöbeti ile bayılmaktan ya da ölmekten korkan bir kişiye korkuyu davet ederek, korkunun gelmesini isteyerek sokağa çıkması önerilir. Bu hastalar zaten korkudan korkmaktadırlar. Korkuyu çağırarak üstüne gitme ve alıştırma yönteminde hastaya korktuğu yerde korkunun gelmesini isteme öğretilir. Korku ya gelirse diye korkan kişi gelmesini istemeyi öğrenince korku ve panik zaten gelmemekte; gelse bile bu korkunun etkisi ile kendisine bir şey olmayacağını öğrenmektedir. Giderek artan sürelerle yapılan bu alıştırma talimleri ile kendine bir şey olmadığını gören hastanın güven duygusu artar, kaçınma gereksinimi azalır ve söner. Özellikle panik nöbeti geçiren hastalarda bu yöntemin yansı sıra klompiramin gibi bir ilacın da kullanılması ile çok iyi sonuçlar alınabilmektedir. Eskiden hiç iyileşmez sanılan ağır ve kronik agorafobiklerin bu yolla çok düzeldikleri görülmektedir.


Özgül fobilerde ve sosyal fobilerde de alıştırma yöntemi etkilidir. Bunlarda ayrıca sistematik duygusuzlaştırma yöntemi ile de iyi sonuçlar alınabilmektedir.
Benzer Konular: Etiketler:
  • gok gurultusu fobisi
  • kan aldirma fobisi nasil yenilir
  • kan tutmasi nasil engellenir
  • kan tutmasi nasil onlenir
Rapor Et
Reklam
Eski 18 Kasım 2007, 18:09

Fobik Bozukluklar

#2 (link)
Sedef 21
Ziyaretçi
Sedef 21 - avatarı
Sosyal Fobinin Ayırıcı Tanısı

Yazar Prof.Dr. Oğuz E. Berksun


Ayırıcı tanıya gitmek bazı hastalarda oldukça zordur. Bir kere normal utangaçlık ve performans anksiyetesinden bu durumu ayırmak oldukça güçtür. Örneğin topluluk önünde konuşmak çoğu insan için kolay değildir. Hiç tanımadığı insanların içine girmek, olumsuz bir davranışını gördüğü bir iş arkadaşı ile yüzleşmek çoğu insanın isteyerek yapmadığı şeylerdir. Bunlardan dolayı insanlar sıkıntı, korku, utanma yaşarlar. Ancak sosyal fobiyi sosyal fobi yapan şey, ortaya çıkan, normal insanların da yaşayabilecekleri türden sıkıntı ve korku değil, sıkıntı ve korkunun şiddeti, dirençliliği, süresi ve bunlarla bağlantılı olarak günlük yaşamı etkilemesidir. Sosyal fobisi olan insanların yaşadıkları korku ve sıkıntı, örneğin o insan öğrenci ise akademik, çalışıyorsa iş performansını, bunlara ek olarak pek çok sosyal ve diğer önemli aktivitelerini etkiler boyuttadır.

Sosyal fobinin, sosyal ortamlardan kaçınma yaratan diğer psikiyatrik bozukluklardan ayırdedilmesi gerekir. Bu bozukluklar depresyon, şizoid kişilik bozukluğu, panik bozukluğu gibi bozukluklardır. Depresyonu olan hastaların çoğu arkadaşları ile veya bir insan grubu ile vakit geçirmezler veya geçirmek istemezler. Bunun en önemli nedeni motivasyon eksikliği ve sosyal oluşa yönelik ilginin yitirilmesidir. Sosyal fobik hastaların aksine depresyondaki hastalar düzeldiklerinde sosyal fobik gibi görünmelerine sebep olan kaçınma davranışı görünümündeki davranışları bir kenara koyarlar. Buna ek olarak sosyal fobik hastalar sosyal ortamlara aslında girmek istediklerini, kaçındıkları şeyleri yapmak istediklerini söylemeleri tipiktir ama depresyon içinde olan bir hastanın böyle bir isteği yoktur. Benzer olarak şizoid kişilik bozukluğu olan hastalar sosyal ortamlardan kaçınır ama bundan rahatsızlık duymazlar. Buna karşın kaçıngan kişilik bozukluğu olan hastalar diğer insanların kendilerini eleştirecekleri korkusuyla sosyal ortamlardan uzak dururlar.
Kaçıngan kişilik bozukluğunu, ağır yaygın sosyal fobiden ayırmak çok güçtür. Ağır yaygın sosyal fobik hastalar zaten kaçıngan kişilik bozukluğu ölçütlerini karşılarlar. Bugün bu iki bozukluğun aslında aynı bozukluk olduğu düşünülmektedir. Ayırıcı tanıda panik bozukluğu olan bazı hastalar karışıklık yaratırlar. Çünkü bu hastaların, diğer insanların içinde panik atağı geçireceklerine ilişkin korkuları sosyal fobi de yaşanan türden bir kaçınma davranışı ortaya çıkarır. Tablo tamamen sosyal fobik gibi görünebilir. Ayrıca bazı sosyal fobik hastalarda panik nöbetlerinin görülmesi de bu karışıklığı artıran bir faktördür. Bu hastalarda anamnez eğer dikkatli alınırsa aradaki fark anlaşılabilir. Panik bozukluğu olan hastalarda sosyal ortamlardan kaçınma agorafobik bir nitelik gösterir. Sosyal fobide bilindiği gibi küçük düşme, rezil olma, eleştirilme korkuları kaçınma davranışına sebep olur. Yeme bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk gibi bir takım bozukluklarda da insanlar sahip oldukları ruhsal rahatsızlıklar anlaşılmasın diye topluluk içine girmek istemezler. Bu tür bir kaçınma davranışı gösteren hastalar ayırıcı tanıda dikkatle ele alınmalıdır. Yaşanan sosyal anksiyete tamamıyla diğer bozukluğa ait bir sebepten kaynaklanıyorsa sosyal fobi tanısı konmaz. Sosyal fobik hastalarda ayırıcı tanıda alkolizm, benzodiazepin bağımlılığı, kafein veya uyarıcıların kullanımı, hipertiroidizm ve diğer anksiyete bozuklukları dikkatle araştırılmalıdır.
Rapor Et
Eski 6 Mayıs 2008, 22:46

Fobik Bozukluklar

#3 (link)
Özel Üye-VIP
Bluesorrow - avatarı
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Psikiyatr Vedat Şar'ile söyleşi

Fobilerin tedavisi

Fobiler nasıl tedavi edilir?

- Fobilerin tedavisinde temel olarak iki yöntem izlenir. Bunlardan birincisi ilaç tedavisidir. İlaç tedavilerinin fobilerin ele alınmasında oldukça etkili olduğu birçok çalışma ile gösterilmiştir. Günümüzde en çok "serotonin geri alım inhibitörü"(SSRI) olarak bilinen antidepresan ilaçlar bu amaçla kullanılmaktadır. Genellikle tedaviye başladıktan sonra 1-2 ay içersinde sonuç elde edilmektedir. Bu süre içersinde söz konusu ilaca cevap alınmaması daha sonra da alınmayacağı anlamına gelmektedir. Eğer olumlu cevap alındı ise genellikle tedaviye en az bir sene süre ile aynı dozda devam etmek gerekmektedir. İlacın erken dönemde kesilmesi hemen her zaman fobinin tekrar alevlenmesine neden olmaktadır. Antidepresan ilaca tolerans ya da bağımlılık gelişmesi gibi bir durum yoktur. Kimi zaman SSRI tipi antidepresanlarla sonuç alınmadığında trisiklik olarak bilinen daha eski antidepresanlara da başvurulabilir. Nöroleptik (antipsikotik) ilaçların fobi tedavisinde hiçbir yeri yoktur. Anksiyete çözücü ilaçlara ise kısa bir süre için, acil durumlarda yer verilebilir. Ancak bunlara tolerans geliştiği ve etkisi kısa süreli olduğundan acil ve kısa süreli müdahaleler dışında yararlılıkları yoktur.

İlaç tedavisinden olumlu sonuç alınamadığı oluyor mu?

- Evet. Bazı kişilerde ilaçla tedaviden sonuç alınamaz. Bazı durumlarda ise sadece ilaç tedavisi ile yetinmek tam sonuç alınmasına yeterli olmayacağı gibi ilacın kesildiği dönemde yakınmaların tekrar etmesine yol açılmış olur. Bu nedenle ilaç tedavisi yapılsa dahi, bunun yanı sıra davranış tedavisi olarak bilinen, temelde kişinin korktuğu şeye dereceli olarak alıştırılması ve duyarsızlaştırılması anlamına gelen tedavilere başvurulması yerinde olmaktadır. Davranış tedavisi en az ilaç tedavisi kadar etkilidir, ancak uygulanması daha büyük bir çaba, zaman ve insan gücü, hastadan yoğun işbirliği gerektirir. Bu nedenle çoğu zaman ilaç tedavisine nazaran ikinci plana bırakılmaktadır.

EMDR tekniğinin de fobi tedavisinde kullanıldığı biliniyor. Nedir bu yöntem?

- Özellikle ruhsal travma sonucu başlayan fobilerde ise kısaca EMDR olarak bilinen (Eye Movement Desensitization and Reprocessing) göz hareketleri eşliğinde duyarsızlaştırma ve yeniden proses etme yönteminden yararlanılabilir. Bu tedavi yönteminde kişinin daha önce yaşadığı ve kendisinde korku yerleşmesine yol açan olay etrafında çağrışımları toplanmakta, gözden geçirilmekte ve işlenmektedir. Hızlı ve kalıcı etki bırakan bir yöntem olması nedeniyle uygun olan vakalarda kullanılmaktadır.

Ve davranış tedavisi hakkında biraz daha açıklama yapar mısınız?

- Davranış tedavisinin iki türü olabilir. Bir türünde in vivo tabir edilen, kişiyi korktuğu durumla doğrudan karşılaştırma esas alınır. Ancak bunu derecelendirilmiş biçimde yapmak gerekir. Önce daha az korktuğu bir durumla karşılaştırılıp, giderek günler ve haftalar içersinde uyaranın dozu artırılır. Örneğin önce girmekten korktuğu kalabalık bir alışveriş merkezine sadece yaklaşması istenirken sonraki seanslarda o merkezin içine girmesi istenebilir kişiden. Davranış tedavisinin bir başka türünde kişi imgelemde, yani hayalinde korktuğu durumla karşılaştırılır. Bazı fobi türleri buna daha uygundur ya da bazı kişiler bunu tercih eder.

Fobilerin tedavisindeki terapi sürecini değerlendirmek gerekirse yüzleşme yöntemini örneklerle anlatabilir misiniz?

- Söylediğim gibi, yüzleşme yöntemi imgeleme, yani hayal etme yolu ile yapılabileceği gibi in vivo, canlı yani doğrudan korkulan nesne ya da durumla karşılaştırma yolu ile de olabilir.
Genellikle bu işlem yavaş yavaş alıştırma biçiminde basamaklandırılmış olarak uygulanır. Ancak yoğun uyaranla karşılaştırma ve sıkıntının her aşamada azalmasını bekleme biçiminde de olabilir. Örneğin agorafobisi olan, yani tek başına kalabalık bir çarşıya girip orada vakit geçirmekten korku duyan ve bunu yapamayan bir kişiyi ele alalım. Uygulama için bu duruma uyan bir yer tespit edilir tedavi olacak kişi ile birlikte. Bu o bölgedeki birçok katlı ve kalabalık çarşı olabilir. Başlangıçta o çarşıya yalnız başına giderek orada sıkıntı duymasına rağmen yarım saat geçirmesi istenir. Oraya girdiğinde duyduğu sıkıntıyı 10 puan üzerinden değerlendirmesi istenir. Daha sonra aynı değerlendirmeyi orada geçirdiği sürenin sonunda da yapması ve bir not defterine kaydetmesi istenir. Çok fazla sıkıntısı olanlar için bir yardımcı terapist hastayı belirli bir mesafede belirli bir yerde bekleyebilir. Daha sonra aynı uygulama tamamen tek başına da yapılacaktır.
Yarım saatlik uygulamalar sıkıntıda bir "sönme" yani kişinin kendisinin yaptığı ölçümlerde bariz bir düşme olana dek sürdürülür. Daha sonra bu uygulama bir saate çıkarılır. Çoğu zaman ilk uygulamalardan sonra kısa süre içersinde sıkıntıda azalma görülür. Terapist bu uygulama dışında belirli aralıklarla hasta ile ayrıca görüşür ve hem genel durumunun nasıl gittiğini hem de uygulamada neler olduğunu takip eder, destekleyici olur.
Böyle bir uygulama devam ederken çeşitli problemler ortaya çıkabilir ya da alevlenebilir, kişinin aile bireyleri içersinde tedavi açısından problem yaratanlar varsa davranışları olumluya çevrilir ya da ortaya çıkan bir ek sorun varsa kısa sürede çözümü ve tedavinin önünü tıkamaması için çalışılır. Tedavi olumlu sonuçlandıktan sonra bu uygulamaların bir süre daha seyrelerek de olsa devam ettirilmesi istenir ve kontrol görüşmelerinde takip edilir.

İnsan korktuğu bir şeyin üstesine gitmeyi neden kabul etsin ve istesin?

- Gerek fobik durumlar gerekse obsesyon (takıntı), konversiyon (sıkıntıların bedene vurması), panik (sıkıntının doğrudan ifadesi) gibi benzeri durumlar kişinin hem kurtulmak istediği hem de devam ettirmekten kendini alamadığı hallerdir. Örneğin evli ama gizlice ikinci bir ilişkiyi sürdüren ve giderek "ikinci" kadına daha çok bağlandığını hisseden ve hastalık hastası olan bir erkeğin durumunu düşünelim. Bir karar vermek zorunda olduğu düşüncesi ile karşılaşmak istemez. Bu ona azap vermektedir. Buna karşılık günler boyu kendisindeki bir bedensel şikayeti pireyi deve yapacak hale getirip korku içersinde yaşadığı zaman en azından çözmek zorunda olduğu problemini düşünmekten uzak kalmaktadır. Bu en basit bir açıklamadır. Yoksa insan ruhu pek çok labirentlerle doludur ve bundan çok daha karmaşık mekanizmalar oluşur. Bu mekanizmalar kişiyi değişmek isteğinden alıkoyar. Buna karşılık kişi yine de belirtilerin zorlaması ile tedaviye başvurur. İşte bu durumda başvuran kişiyi tedavide tutmak çok önemlidir. Tedavinin sürmesini tedavici de istemeli ve hastasını teşvik etmelidir. Aksi halde başvuran kişinin kısa süre sonra tedaviyi yarım bırakması çok görülen bir durumdur. Ya da kısa süre içersinde bir başka doktora gitmek yoluyla her tedaviyi yarım bırakır ve böylece durumunu sürdürmüş olur.

Doğru terapisti seçebilme

Kişi kendisine iyi gelen doktoru ya da terapisti nasıl saptayabilir?

- Bu önemli bir konudur. Genellikle birçok kişi, hakkında "iyi şeyler söylenen", hatta "meşhur" olan bir doktora gider. Bir dönem bu "televizyona çıkan doktor" idi. Televizyon kanallarının çok artması ile bu alan içinden çıkılması güç bir bilgi karmaşıklığı yarattı. Bu yolu kullananlar televizyona çok çıkan her doktorun kendisi için iyi sonuç vermediğini gördü. Bunun yerini kısmen internet almaya başladı. İnternet yazılı bilgi alma olanağı getirdiği için televizyon yayınlarının kısa süreler nedeni ile yarattığı yüzeyselliği aştı, daha derinlemesine bilgi toplama olanağı getirdi. Hatta internette oluşan çeşitli portallar ve mektuplaşma grupları da tedaviler konusunda bilgi toplama kaynağı haline geldi.
Buna karşılık en doğru bilgiyi kişinin yüz yüze görüşme sonucu edinmesi olanaklıdır ve kararı bunun sonucunda kendisi vermelidir.
Kişilerin doktor ve terapist seçme hakları olmalıdır, çünkü gerçekten de arada çeşitli farklar olabilir. Gereksinime göre çeşitli fiyatlandırmalarla karşılaşabilir. Günümüzde bedava olanından oldukça yüksek bedellere kadar uzanan değişik ücretlendirmelere rastlanmaktadır.
İyi bir terapistin dinlemenin yanı sıra öneriler de getiren, kısa, orta ve uzun vadeli planlar yapan ve sunan, etik kurallar konusunda dikkatli bir yapısı olmalıdır. Karar ilk görüşmede verilemeyip bir kaç görüşme sonunda verilebilir. Ortalama olarak her hangi bir psikoterapi birkaç ay içersinde terapistin yapabilecekleri konusunda bir fikir verir. Altı ay gibi bir sürede bir takım sonuçlar elde etmiş olunmalıdır. Ayrıca her bir görüşme de kendi içinde anlamlı olmalıdır. Birkaç ay ara ile terapist ile durumun ne yönde gittiği konusunda bir değerlendirme yapmak yararlı olur.

İyileşen fobiler tekrar ortaya çıkar mı?

- Özellikle ilaç tedavilerinde bu çok görülmektedir. Bu nedenle yıllarca ilaç kullanmak zorunda kalan kişilere rastlanmaktadır. Psikoterapi bu konuda ilaçtan üstündür.
Çünkü iyi yürütülen psikoterapi sonrasında tedavi kesilse bile kişi iyileşmeye devam eder. Çünkü bir kez zihni açılmış ve düşünmeye başlamıştır. Ancak ilaç tedavilerinde olduğu kadar olmasa da psikoterapiyi sürdürmenin de değişik avantajları vardır. Yoğun olarak sürdürülmese bile aralıklı olarak terapiste bir gidip son durumu birlikte değerlendirmek ve yeni çıkan bilgileri eskilerle birleştirmek faydalı olur ve tedavinin etkisinin sürmesini destekler.
Yaşam olayları da iyileşmiş olan bazı fobik belirtilerin tekrar alevlenmesine neden olabilir. Çünkü unutmayalım ki her tür fobi bir yandan kişinin sıkıntıları için bir supap görevi yapmakta ve stres karşısında artabilmektedir. Ancak bu durum kişiyi karamsar yapmamalıdır. Herkesin yatkın olduğu bir psikiyatrik tablo vardır ve stres karşısında o tabloya girme eğilimindedir. Her zaman için iyi bir tedavi yine yapılabilir ve fobi en iyi tedavi edilebilen, kişiye bedeli en az olan psikiyatrik bozukluklardan biridir.

Fobisi olan kişiye aile bireyleri nasıl davranmalıdır?

- Her türlü psikiyatrik problem daima aileyi de ilgilendirir. Bazen aileler psikiyatrik problemlerin oluşumunda rol oynarlar ama yine de tedavide yardımlarına gereksinim vardır. Daha da önemlisi ailenin bazı tutumları problemin devam etmesine katkıda da bulunabilir ki, bunu düzeltmek önemlidir. Fobisi olan aile bireyleri birkaç değişik tutumla karşılaşabilirler. Bunlardan bir tanesi "bir şeyin yok" tutumudur, yani problemin inkar edilmesidir. Ancak bu gibi problemler inkar edilmekle kaybolmaz ve fobisi olan kişi bundan olumsuz etkilenir. Bir başka yanlış tutumun ise fobinin desteklenmesidir. Örneğin agorafobisi nedeniyle bağımlı hale gelen bir kişinin bu bağımlılığını sürdürmesine gereksiz yere yardım edilmesidir. Onun yerine tedaviye motive edilmesi daha doğrudur. Başka bir yanlış tutum ise fobisi olan kişiye öfkelenmek, onun bu yönünü bir zayıflık olarak kullanmaktır. Böyle bir yanlış tutum daha çok istismarcı aile bireylerinden gelir ve problemi kronikleştirir. Fobiler üzerine gidilmedikçe iyileşmezler. Tedavide bu prensip önemlidir. Ancak her şeyin bir zamanı vardır. Erken bir dönemde ve birden bu yönde baskı yapmak ters sonuç verir. Adım adım ilerlemelidir. Fobiden kurtulmak bir alışma meselesidir.

Grup tedavisi

Fobik kişilerin bir araya gelmesi ve sorunlarını tartışması yararlı mıdır?

- Bilgi alışverişi tedaviye yönlendirdiği sürece yararlıdır, ama birçok amatör grupta tedaviye yönelmeden çok, problemlerin bitmek tükenmek bilmez bir şekilde tartışıldığını ve kimi zaman da şikayet sahibi kişilerin ümitlerinin kırılmasına neden olunduğunu görüyoruz. Türk toplumunda problemi çözmekten çok dert yanma biçiminde tutumlar yaygındır ve yararlı değildir.
Ancak fobi tedavisinin grup terapisi biçiminde yürütülmesi mümkündür. Bu ise mutlaka profesyonel bir terapistin varlığını gerektirir. Kişilerin kendi aralarında toplanıp konuşmaları hemen her zaman hedefin kaybolmasına ve olumsuz etkileşimlere neden olur.
Fobi tedavisi grup halinde yürütülse de her bir kişinin tek olarak tedavisi esastır. Ancak gruptan o kişinin tedavisini güçlendirme anlamında yararlanılır. Başkalarının da benzer sorunları olduğunu görmek ya da başkalarının iyileşerek bu sorunlardan kurtulmalarını izlemek kişiye kendi durumu ilgili iyimserlik ve motivasyon verir.
Grubun bir yararlı tarafı da iyi davranışlar ve çözümler konusunda kişiye uygun modeller sunabilmesidir. Model alma en kolay öğrenme yollarından biridir ve krizdeki insanı düzlüğe çıkarmada yararlıdır. Zaten fobik yaşantısı olanlar model almaya oldukça yatkın kişilerdir.
İlaçla tedavi

Fobi tedavisinde kullanılan psikiyatrik ilaçların bulunmasında neler rol oynamıştır?

- Fobi tedavisinde antidepresan ilaçlar kullanılır. Antidepresan ilaçların bulunması birçok keşif gibi tesadüfen olmuştur. Tüberküloz hastalarında depresyon sık görülmektedir. Özellikle eski yıllarda modern tedavilerin daha az etkili olduğu ve tüberkülozun hele ki, sosyoekonomik durumu zayıf kişilerde yaygın görüldüğü dönemlerde bu hastalarda depresyon çok sıktı. Tüberkülozun tedavisi için kullanılan trisiklik özellikli bir maddenin kullanan hastalarda psikolojik açıdan bir rahatlama yaptığının görülmesi ile bu ilacın antidepresan özellikleri olduğu düşünülmüş ve sonra ilk trisiklik ilaçlar 1950'li yıllarda üretilmiştir. Şimdi bu grup ilaçlar çok az kullanılmakta, yerini yan etkileri azaltılmış çoğu serotonerjik özellikli yeni nesil antidepresan ilaçlar almıştır. Ancak trisiklik antidepresanların bazıları da fobi tedavisinde başarı ile kullanılmakta idi.
? Günümüzde fobi tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçların yan etkileri var mıdır?
- Günümüzde serotonerjik ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar kullanıldıkları ilk günlerde baş ağrısı ve mide bulantısı yapabilirler. Çok sık rastlanmamakla birlikte uyku verici bir etki bazen da gece uygu kaçırma şeklinde yan etkileri olabilir. Ancak genellikle bu yan etkiler bir kaç gün içersinde kaybolmaktadır. Hatta kimi zaman hafif yan etkiler olması ilacın istenilen doza geldiğinin ve etkili olmaya başladığının bir işareti olabilir. Ancak bu yan etkiler rahatsızlık verici düzeyde ise ve azalmıyorsa ilacı değiştirmek gerekir. Çünkü günümüzde birçok alternatif ilaç bulunmaktadır. İlaç tedavisi görmek ille de birtakım yan etkilere tahammül etmek zorunluluğu anlamına gelmemektedir.

Bu ilaçlar aynı zamanda cinsel sorunlara neden olur mu?

- Serotonerjik antidepresanların bir yan etkisi de cinsel ilişki sırasında erkeklerde boşalmayı geciktirmesidir. Her kullananda bu etki çıkmayabilir. Bazı durumlarda şikayet konusu olabilir. Doz ayarı ile bu problem aşılır. Bazen de bir başka serotonerjik antidepresana geçmekle bu yan etki kaybolur. Bu, sadece ilacın kullanıldığı sürede ortaya çıkmakta olup kalıcı bir durum değildir. Serotonerjik ilaçlar alışkanlık ya da bağımlılık yapmamaktadırlar. Ancak yine de bazı kişilerde ilacı kesme döneminde bir iki hafta kadar mide bulantısı ve yorgunluk gibi belirtiler olabilir. Serotonerjik antidepresanlar kalp hastalıkları bakımından da oldukça güvenlidir ve ileri yaşlarda da kullanılabilir. Ancak ilacın kesilmesi ile fobi yakınmasının yeniden başlaması olasılığı vardır. Bunu önlemek için ilaç tedavisinin sürdüğü dönemde psikoterapi ile tedavinin desteklenmesi yerinde olur. Psikoterapinin etkisi daha kalıcıdır. Ancak ilaç ve psikoterapinin birlikte uygulanmasında bir sakınca yoktur. Tersine, tedavinin etkinliğini artırdığı sanılmaktadır.

İlaçlar hangi sürede etkili olmaktadır?

- İlaç tedavisinin bir özelliği de olumlu sonuçların ancak bir süre düzenli kullanımdan sonra ortaya çıkmasıdır. Bu süre üç haftadan az değildir. Bazen iki aya kadar uzar. Ancak genellikle ilk bir ayda önemli ölçüde düzelme elde edilir. Bir ay sonunda hiçbir şey değişmemişse ilaç değişikliği yapmak gerekli olabilir. Hiçbir sonuç elde edilmediği halde aynı ilaçta aylarca ısrar edilmesinin bir mantığı yoktur. İlaç tedavisinin bir özelliği de kişiyi bir süre için dış stres etkenlerine karşı koruma altına almasıdır. Bu her zaman gerekli bir şey olmasa da iyileşme döneminde kişinin buna ihtiyacı vardır. Ancak daha iyi olduğu dönemde kişinin zaten dış stres verici olaylara dayanıklılığı artacaktır.

Elektroşok tedavisi fobiye iyi gelir mi?
- Elektroşok tedavisinin fobide yeri yoktur. Yararlı olmaz. Günümüzde fobi tedavisinin uluslararası tek standardı ilaç ve psikoterapidir. Elektroşok tedavisinin en çok kullanıldığı yerler şizofreni ve depresyondur. Bunun dışında kullanımı oldukça nadirdir. Ancak uygun kullanıldığı durumlarda yan etkisi olmayan ve etkili bir tedavi olduğuna kuşku yoktur.
Fobi hastaları tıbbın başka dallarına başvurur mu?

- Bu sıkça görülür. Baş dönmesi ve mide bulantısı nedeniyle KBB uzmanına ya da gastroenterologa, kalp çarpıntısı nedeni ile kardiyologa, nefes darlığı nedeni ile solunum hastalıkları uzmanına başvuru sık görülür. "Sinir" ile ilişkisi olduğu düşünülüp nöroloji uzmanına başvuranlar da görülmekle birlikte gündelik dildeki kullanımı ile psikiyatrik hastalıklardaki "sinir" daha çok öfke ve sıkıntı anlamında iken nörolojideki "sinirin" bununla hiçbir ilgisi yoktur. Fobiler nörolojik kökenli değildir.

Tersine niyetlendirme nedir? Böyle bir tedavi var mıdır?
- Tersine niyetlendirme (paradox intention) bir davranış tedavisi yöntemidir. Uygun görülen vakalarda yararlı olduğu görülmüştür. Burada yapılan yaklaşım kişiyi korktuğu duruma yavaş yavaş alıştırmaktan çok onunla birden yüzleşmesini sağlamaktır, ama bunu yaparken kişinin tam da korktuğu durumu istemesi beklenmektedir. Örneğin sokağa çıkınca bir kriz geçirip öleceğinden korkan bir kişiden sokağa "ölmek üzere" çıkması istenecektir. Kendisinin ölmüş halini düşünmesi, buna kendini hazırlaması gerekecektir. Tamamen zihinde yaşanan bu durumun farkı kişinin korktuğu şeyi kendi kontrolü altında bir durum olarak düşünmesinin sağlanmasıdır. Örneğin burada ölüm beklenmedik bir zamanda gelen kontrol dışı bir şey olmaktan çıkıp "niyetlenilen" bir şeye dönüşmektedir. Gerçekten de her türlü fobide insanı en çok rahatlatan şey korktuğu şeyin kendi kontrolü altına girdiğini bilmesidir. Örneğin depreme karşı korku geliştirenlerde bu korkuyu yaşamalarını ama kendi kontrolü altına almalarını sağlayan bir "kumandalı deprem odası" egzersizi birçok kişinin bu korkuyu yenmesini sağlayabilmiştir.

Çocuklarda tedavi
Tedaviden bahsedecek olursak?
- Bazı durumlarda çocuklarda da sıkıntı azaltıcı ilaçlar kullanılabilmektedir, ancak genellikle uzun süre verilmesi gerekmemektedir. Çocukla iletişim çok önemlidir tedavide de. Çocuklar sorunları doğrudan anlatamasa da birlikte oyun oynama, resim çizdirme gibi araçlar yolu ile sıkıntılarının nedenlerini öğrenmek mümkündür.
Aile ile çocukla birlikte görüşme yapmak çoğu zaman geniş bilgi sağlar. Ancak, çocuğun dışında kalan ama onu etkileyen birçok konu olabileceğinden anne ve baba ve gerekirse diğer aile üyeleri ile ayrıca da görüşmeler yapılır.
Çocukların tedavisinde belirti üzerinde çok durulmaması fakat arkasında yatan etkenlere dikkatin yöneltilmesi, tedavi süresini kısaltacak ve başarı oranını yükseltecektir. Ancak pek çok ruhsal problem özellikle ergenlik çağı sonrasında tedavisi daha güç ve zahmetli hale gelir. Bu nedenle erken müdahalenin yararları çoktur. Toplumumuzda bu yönde artan bir bilinç gözlenmektedir.

Gevşeme egzersizleri yararlı olur mu?

-Gevşeme egzersizleri yararlıdır. Yalnız fobilerde değil her türlü gerginlik ve anksiyete hallerinde kullanılabilir. Çünkü anksiyete, genellikle kas gerginliğine yol açmakta ve bu da ağrılar ve uykuya dalmakta güçlük yaratmaktadır. Gevşeme egzersizleri şu şekilde yapılmaktadır. Kişi önce bir kas grubunu seçmekte ve onu kasmaktadır. Daha sonra bunu gevşeterek aradaki farkı hissetmekte ve sonra aynısını tekrar tekrar yapmaktadır. Daha sonra aynısını başka kas grupları ile de yapmaktadır. Bu şekilde bütün vücudunu kasmayı ve gevşetmeyi, aradaki farkı tanımaktadır. Bu çalışmayı 5-15 dakika içersinde gün içersinde yapmak mümkündür. Önce kol ve bacaklarla başlanmakta ve sonra da kafa ve ense kasları ile devam edilmektedir. Bu çalışmayı bir terapistin öğretmesi mümkün olduğu gibi kişiye yardımcı olan ses kasetleri de bulunmaktadır. Ancak gevşeme egzersizleri tek başına duyarsızlaştırma tedavisinin yerini tutmaz. Ancak duyarsızlaştırma tedavisi ile kombine etmek mümkündür.

Tedavi edilemeyen fobiler var mıdır?

- Çoğu fobik insan çok kısa zamanda tedavi edilmeyi beklemektedir. Bu nedenle birkaç kez terapisine gittikten sonra doktorunun kendisini tedavi edemeyeceğine inanır ve tedavisini yarım bırakıp bir başka doktora gider. Birkaç kez ona da gider ve yine bırakabilir. Başka kişilere de gidip tedavisi bitmeyince artık kendisinin tedavi edilemeyeceğine inanmaya başlar. Bu tarz kişilerin tedavisi çoğu zaman uzar. Bazı kişiler ise bunun için bir doktora gitmekten utanır, bazıları ise kendince geçici önlemler alır ve fobik davranışının ortaya çıkma ihtimalini azaltarak kontrol etmeye çalışır. Fakat bu vakalar bir dönem sonra tedaviye dirençli bir hale dönüşebilir. Öte yandan psikiyatride her hastalığın dirençli olanına rastlanır. Bununla kastedilen normal standart tedaviler uygulanıldığı halde beklenilen iyi sonucun bir türlü alınamamasıdır. Dirençli depresyon ya da dirençli obsesyon gibi dirençli fobiler de vardır. Bir psikiyatrik rahatsızlığı dirençli kılan en büyük etken stres etkenlerinin devam ediyor olmasıdır. Kişi bir yandan aile bireyleri ile problemli bir ilişki içindeyse ya da iş hayatında çözümsüz sorunlar içersinde bulunuyorsa koyla kolay sıkıntısı yatışmayacağından fobilerinden de kurtulmakta güçlük çekebilir. Böyle bir durumda tabloyu dirençli hale getiren etkenler üzerinde de çalışmak ve konuşmak gerekecektir. Fobi tedavisinin yanı sıra genel olarak psikoterapiden yararlanmak gerekir böyle durumlarda. Dirence neden olan etkenlerden biri de "sekonder kazanç" olarak bilinir. Bu ise kişinin psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle bazı kazanımları olmasıdır. Örneğin agorafobisi olan bir ev kadınının belki iş hayatını düşünebilecekken, bu şekilde daha rahat etmesi gibi. Bu tür sekonder kazançların fark edilmesi ve kişiyle konuşulması önemlidir. Çünkü pek çok sekonder kazanç aslında uzun vadede bir kazanç değildir kısa vadede kişiyi rahatlatsa bile. Kişiye uzun vadede gördüğü zararlar fark ettirilebilirse bu tutumundan vazgeçecektir. Sekonder kazancı olan kişiye de bu tutumundan dolayı öfkelenmemelidir, çünkü onun da bir şeyleri fark etmeye ihtiyacı vardır.
Rapor Et
Eski 12 Temmuz 2012, 12:09

Fobik Bozukluklar / Özgül Fobiler

#4 (link)
SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI
nötrino - avatarı
Fobik Bozukluk Olasılığı

Dünyada en sık görülen psikiyatrik hastalık fobi. Öyle ki dünyadaki nesne ve durum sayısı kadar fobi çeşidi olabiliyor. Basit fobiyle birlikte başta depresyon olmak üzere diğer ruhsal hastalıkların da sık görüldüğünü belirten Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Erhan Kurt, dünyadaki nesne ve durum sayısı kadar fobi çeşidi olabileceğini söyledi. Kurt, “Sosyal fobi ve agorafobi gibi spesifik fobileri konunun dışında tuttuğumuzda geriye kalan fobileri modern psikiyatri, özgül (basit) fobi olarak nitelendirmektedir” dedi.

Özgül fobinin durumlar veya nesnelerden duyulan mantıksız, aşırı korku şeklinde tanımlanabileceğini ifade eden Kurt, özgül fobisi nedeniyle doktora başvuran hasta sayısını çok az olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

“Bunun en önemli nedeni fobilerin hastalık değil huy veya kişilik özelliği olduğunun düşünülmesi, tedavisinin olmadığının sanılmasıdır. Özgül fobilerde korkulan belirli ve bilinen bir durum veya nesne olduğu için hastalar kaçınma taktikleriyle sorunsuz bir yaşam şekli oluşturmuş olabilirler. Örneğin, kedi fobisi olan bir kişi evinde kedi besleyen arkadaşlarına gitmeyerek, kedilerin dolaşma ihtimali olan sokaklarda dolaşmayarak, nispeten rahat bir hayat sürebilir.

Bazen hastalar belli bir yaşa gelinceye kadar özgül fobilerinin farkına varmamış olabilirler. Bunun nedeni, o fobik ortamla hiç karşılaşmamış olmalarıdır. Basit gibi görünen hayvan fobileri ağır olduklarında hayatı büyük oranda kısıtlayabilir, hatta evden çıkmamaya neden olabilir. Yükseklik korkusu olan kişi yükseğe çıkmayı gerektiren işlerde çalışamayabilir. Uçak fobisi kişinin seyahat etmesini engelleyebilir. Yutma fobisi olan kişi yemesi-içmesi bozulduğu için ciddi kilo kaybı yaşayabilir.”


Fobiyi Pekiştiren Etkenler

Kişinin özgül fobisinin olmasının ek bir psikiyatrik hastalığının olması ihtimalini artırdığını belirten Kurt, “Fobi oluştuktan sonra gelişen kaçınma, fobinin kendiliğinden düzelmesini engelleyen, fobiyi pekiştiren en önemli etmendir. Bu yüzden kişinin kafasındaki muhtemel felaket senaryosu sınanamamakta ve felaket olup olmadığı anlaşılamamaktadır” diye konuştu.

Değişiklikler olmakla birlikte fobik nesne veya durumla karşılaşan kişide gerçek korkularda ortaya çıkan belirtilerin aynısının görüldüğünü hatırlatan Kurt, “Yani kişinin kalbi çarpar, sıkışır, nefesi daralır, titreme-terleme, uyuşma, karıncalanma, baş dönmesi, bayılma hissi olur, sık idrara gitme isteği görülür. Özgül fobilerin en önemli özelliği kişinin korku duyduğu durumun oldukça belirli ve sınırlı olmasıdır. Ancak, kişi fobik nesne ve durumla karşılaşmadan da anksiyete yaşayabilir. Bu durumu düşünmek-hayal etmekle veya karşılaşma öncesinde de kişi korku duyabilir” ifadesini kullandı.

Korkuyu Fobiden Ayırın

Doç. Dr. Erhan Kurt, özgül fobi tanısı alanlarda görülen en sık korku türlerini ise şöyle sıraladı: “Hayvan fobileri, yükseklik korkusu, kan ve yaralanma fobisi, uçak korkusu, kapalı yer korkusu ve yalnız kalma korkusu.” Normal korkuları fobiden ayırt etmek gerektiğini de aktaran Kurt, kişinin ve çevresinin saçma ve aşırı bulmadığı, işini ve sosyal hayatını etkilemeyen korkuların fobi sayılmadığını da sözlerine ekledi.



Kaynak : Ntvmsnbc (12 Temmuz 2012,10:02)
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.431 saniyede (88.41% PHP - 11.59% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 07:13
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi