Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Savunma Mekanizmaları

Bu konu Psikoloji ve Psikiyatri forumunda Pasakli_Prenses tarafından 10 Aralık 2007 (12:07) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
17652 kez görüntülenmiş, 1 cevap yazılmış ve son mesaj 9 Şubat 2010 (22:13) tarihinde gönderilmiştir.
  • Bu konuyu beğendiniz mi?   
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 10 Aralık 2007, 12:07

Savunma Mekanizmaları

#1 (link)
Pasakli_Prenses
Ziyaretçi
Pasakli_Prenses - avatarı
Savunma Mekanizmaları

Freud kişinin küçük yaşlardan itibaren kendi benliğini korumak, sorunlar,iç ve dış çatışmalardan en az etkilenmek için çeşitli şekillerde kendini rahatlatmaya çalışan savunma mekanizmaları geliştirdiğini ileri sürmüştür.bunlardan narsisistik savunmalar en ilkelleri olup, daha çok çocuklar ve psikotik grup olarak adlandırılan hastalıklardaki kişiler tarafından kullanılır. Olgun olmayan (immature) savunma mekanizmaları yeni yetişme ,erişkinliğe geçiş dönemindekiler ve psikotik olmayan psikiyatrik hasta grubu tarafından kullanılmaktadır. Nevrotik savunmalar obsesif*kompulsif bozukluk ve histerik yapıdaki kişilerde ya da stres altında bulunan kişiler tarafından kullanılır.Olgun savunmalar ise sağlıklı kişilerce kullanılabilen, sağlıklı ve üretime yönelik iş gören uyum mekanizmalarıdır.

a) Narsisistik savunma mekanizmaları:
İnkar (denial ): Kişi sorunun bilinçli olarak dayanılamayan acı veren ve rahatsız eden istek, gereksinim, duygu ve düşünce gibi yönlerinden uzaklaşmak için, olayın varlığını kabul etmez, önemsemez, bunlarla ilgili bilgi edinmekten kaçınır, görmezden gelir. Başlangıçta bu durum kişinin hissettiği sıkıntıyı azaltsa da, olaya yönelik gerekli tedbir ve çareleri planlamayıp zarar görmesine ve gerçeklerden uzak kalmasına yol açabilir. ( hastalığı olup, tedavisi görmesi gereken bir kişinin hastalığını kabul etmemesi gibi)

Çarpıtma (distortion) : Birey kendi iç dünyasının gereksinmelerine göre, kendi dışındaki durum ya da süreçleri gerçekçi olmayan bir şekilde değişikliğe uğratır( kötü alışkanlıkları nedeniyle sevilmeyen bir kişinin, “ben çok güzelim,akıllıyım, o yüzden meyve veren ağacı taşlarlar” diyerek sevilmediğini belirtmesi gibi). Kişi bir takım istek, düşünce, duyguları gerçekte varoldukları gibi kabul edip, sıkıntı ve içsel çatışma yaşamamak için, daha farklı hale getirerek sıkıntı yaratmayacak şekilde kabul etmeye çalışır.

Primitif idealizasyon ( olgun olmayan örnek alma): Kişinin etrafındaki tüm bireyler ya tamamı ile iyidir ya da tamamı ile kötüdür. İyi olarak görünenlerin iyilik dereceleri abartılır ve tanrılaştırılarlar, kötü olarak algılanmış olanlar ise yerden yere vurulurlar. Yani ya siyah ya beyazdırlar. İkisi bir kişide bir araya getirilemez. Bu nedenle karşılarındakiler haksızlığa uğrar ya da aşırı güvendiklerinden kendileri aldanabilirler.

Yansıtma (projection): Kendinde ya da kendisi ile ilgili durumlarda varolan istenmedik ya da katlanılamayan bir özelliğin, karşısındaki kişiler ya da durumlarda var gibi algılanılmasıdır. Bu kişiler kendi hataları olmasına karşın başkalarını suçlarlar. Özellikle paranoid bozukluklarda görülen, kişinin kendisinin çevresindekilere yönelik hissettiği öfkeyi “herkes bana karşı, bana düşmanlık besliyorlar” şeklinde ifade etmesi bir örnek olarak verilebilir.

Yansıtmalı özdeşim (projective identifacation) : Kişi ya dayanamadığı,acı veren özelliklerini ya da karşısındakine güven duymak için iyi bulduğu özelliklerini karşısındakine yansıtır. Bu yansıtılan özelliklerin karşıdaki kişinin olumlu özellikleri ve kendisine göre sağlam kişiliği tarafından daha da olumlu hale getirildiği (ham maddenin işlenmesi gibi) inancı ile bu işlenmiş özellikler tekrar kişi tarafından geriye alınarak kendi özellikleri arasına katılır. Bu şekilde olumsuz özellikler sürekli kontrol altında tutulurken, enerji harcanır. Bu savunmanın sıklıkla kullanılması kişinin sürekli olarak dışarıdaki başkalarına bağlanmasına yol açabilir.

Ayırmak (splitting) : Kişinin dışındaki tüm varlıklar, durumlar iyi ya da kötü diye ikiye ayrılır. Buna zaman zaman kendisini de dahil eder. İyiler hoşlanılan duygulanımları ve güzel hatıralar olarak; kötüler hoş olmayan duygulanımlar ve olumsuz anılar olarak zihinde korunur. Birbirine karşıt ve çatışan duygulanımları bölümlere ayrılır. Bu iyi ve kötü hisler, durumlar bütünleştirilemez. Karşıdakilere yönelik olarak hissedilen şüpheci hislerin sonucudur, ancak bunun ona karşı kendi hislerinden kaynaklandığının bilincinde değildir. Bu savunma mekanizması çocukluk döneminde güzel deneyimlerin , olumsuz deneyimler tarafından baskılanmamasını sağlamaya çalışır. Sınırda (borderline) kişilik bozukluğunda gözlenir. Herhangi bir sorun esnasında, daha önce iyi olarak nitelendirilen kişi ya da durum aniden kötü hale getirilir. Karşıdaki kişinin değeri iyi ile kötü durum arasında sürekli yer değiştirir. Çocuk gelişiminde bireyleşme-ayrılma evresinde ebeveyn-çocuk ilişkisinin bozuk olmasından kaynaklanmaktadır.

b)Olgun olmayan savunma mekanizmaları:
Eyleme dökme (acting-out): Kişi yaşadığı olumsuz bir durumun getirdiği duygu yükünü, bilinçli olarak taşıyamayacak ve üstesinden gelemeyecek olgunluk düzeyinde ise, aniden düşünmeksizin ve olumsuz sonuçları hesaba katmadan vücutsal ya da sözel bir tepki göstermesi durumudur. Bu davranış ile olayın kendi üzerindeki tepkisini yoketmeye geçici bir rahatlama yaratmaya çalışması durumudur. “Pire için yorgan yakmak” ya da “keskin sirke küpüne zarar verir” bu durumu belirtmeye çalışan ata sözleri arasındadır.

Kilitlenme (Blocking): Geçici olarak düşüncenin ya da konuşmanın , bazen de duygusal görünümün ve dürtülerin de bir anda,istemdışı olarak kesilmesi halidir. Psikozlarda , beyin damarlarına ait sorunlarda ve aşırı duygulanım hallerinde normal kişilerde de görülebilir.

Hipokondriazis: Birey yaşadığı olumsuz duygulanımları ve karşısındakilere yönelik kabul edemeyeceği saldırganlık dürtülerini, kendinde ağrı ve vücutsal hastalık olduğu şeklinde bir düşünceye dönüştürerek kaygıdan uzaklaşabilir. Bunu yaparken de

Özdeşleşme (identification): Gerçek ya da hayal edilen sevilen bir kişiyi kaybetme durumunda hissedilebilecek olan acıyı hafifletebilmek için, bir kişiyi örnek alma , onunla özdeşleşme şeklinde gözlenen bir savunma mekanizmasıdır.

İçe atma (İntrojection): Bir durum ya da bir başkasının özelliklerinin, kişinin düşünce yapısına uydurularak benimsenmesi durumudur. Bu şekilde sevilen bir kişinin özellikleri, onu kaybetme tehlikesi ya da ondan ayrı kalmanın bünyeyi sarsan acı etkilerinden korunmaya yönelik olarak, içte yaşatılır. Benzer bir şekilde korkulan durum ya da kişilerin özellikleri de, bunlardan doğabilecek olan kaygıyı azaltmak için içe alınarak, öfke ve saldırganlık hisleri kontrol altına alınmaya çalışılır.

Pasif agresif ( edilgen-saldırgan)davranış: Başkalarına yönelik olarak hissedilen öfkeli,saldırgan hislerin, doğrudan söz ya da davranışla ifadesi yerine, işte başarısızlıklar, işi geciktirme, oyalama ve hastalıklar ile başkalarını dolaylı olarak olumsuz etkileme şeklinde göstermektir. Bu davranışlar zaman zaman mazohizm ya da öfkeyi kendine yönlendirme ile de kendini gösterebilmektedir.

Gerileme (Regresyon): Kişi eğer zor bir durumla karşılaşırsa, erişmiş olduğu olgunluk ya da gelişme dönemine ait davranışlar yerine, daha alt gelişme basamaklarında verilebilecek, daha ilkel davranışlarla karşılık verebilir. Bu durum çocuklarda, yeni bir kardeşleri olduğunda idrar, dışkı tutamama ya da bebeği kıskanarak onun gibi davranma şeklinde görülebileceği gibi; büyük düş kırıklıklarında, hastalık geçiren kişilerde ya da yatılı okul öğrencilerinin eve dönüşleri sırasında, daha çocuksu davranışlar şeklinde görülebilmektedir. Bağımlı ve pasif bir davranış yapısı geliştirebilirler.

Bedenselleştirme (somatizasyon): Birey sıkıntısını , gerilimini vücutsal belirtilerle dile getirir. Ruhsal belirtiler yerine, vücudun farklı yerlerinde farklı yakınmalar gözlenir.

c-)Nevrotik savunma mekanizmaları:
Yer değiştirme (displacement): Kişinin duygu,düşünce,istek ve dürtülerini daha kabul edilebilir olan,asıl duruma herhangi bir açıdan benzerlik gösteren ancak daha düşük öneme sahip başka bir duygu, düşünce,istek ve dürtüye dönüştürmesidir. Böylece saf hali ile çıkması durumunda kabul görmeme ve sıkıntıya neden olabilecek durumlardan kurtulunarak, daha az sıkıntı verebilecek olan durumlara dönüştürülür. Örneğin fobilerde asıl korkulan şey örneğin cinsellik ise, bu kapalı yer korkusuna ya da başka bir korkuya dönüştürülmüş olur. Ayrıca rüyalarda da bu dönüşüm gözlenir.

Bastırma (represyon): İstenmeyen,duygulanım, anı ya da dürtülerin bilinçten uzaklaştırılması durumudur. Eğer o düşünce gerçekleştirilecek olsa, kişinin kendisi ve çevresi tarafından olumsuz karşılanabileceği, bunun sonucunda kaygı ve gerilime yolaçabileceği için o düşünce bilinçaltına hapsedilir. Hapsedilen bu birikimlerin bilince çıkmaya yönelik yoğun baskılarına karşın, bunların bilinçten uzaklaştırılması ve bilinçaltında tutulabilmesi için sürekli olarak enerji harcanır.Bunlar unutulmuş olarak bilinçaltında depo edilir. İsteyerek hatırlanamazlar. Bu dürtü ve anılar, bilincin hakimiyetini yitirdiği uyku esnasında rüyalar şeklinde ortaya çıkarlar. Fazladan enerji harcandığı için de kişinin işlevselliği olumsuz yönde etkilenir.

Yalıtma (İzolasyon) : Bir fikir ya da anının duygusal yönünün hissedilmeyerek, bastırılarak anlatılması ya da yaşanması durumudur. Duygusal birikiminden ayrılan kalan içerik, tekdüze, çok anlam ifade etmeyen, renksiz bir özellik taşır. Obsesif kişilik yapısına sahip kişilerde daha çok görülmektedir.

Kontrol etme(Controling): Çevredeki olay,kişi ve nesneleri kişinin kendi içinde yaşadığı çatışmaları azaltmak ve kaygısını düşürmek için, aşırı derecede düzenlemeye, kontrolü altına almaya çalışmasıdır. Öyle ki hiçbirşey belirsiz olmamalı ve kendi istediği düzen içinde olmalıdır. Bu her zaman mümkün olamayacağı için kişinin gerilimi bu durumlarda daha da artabilir. Başkalarının hareket alanını daraltıp, uzun erimde sorunlara yol açabilir.

Ayrıştırma(Dissosiasyon): Bilincin kişiye zor ve katlanılamaz gelen bölümleri bilinç alanından uzaklaştırılarak, bunların zaman zaman ayrı bir şekilde faaliyete geçmesi durumudur. Örnek olarak işkence görenlerde ya da ağır duygusal,fiziksel ve cinsel taciz yaşantıları olurken, bunların hissedilmeyip, sanki başkasına yapılıyor gibi algılanması durumudur. Bu anlara ait hatıraların normalde hatırlanmayıp, ansızın o anlar tekrar yaşanıyor gibi meydana çıkması görülebilmektedir. Dissosiyatif füg, dissosiyatif amnezi, depersonalizasyon bozukluğu ve dissosiyatif kimlik bozukluğunda, akut stres bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ya da ağırı stres ve yorgunluk halleri sonrasında görülebilmektedir.

Dışarlama (Externalization): Kişi kendi içsel denetimi altında olan dürtü, çatışma , duygulanım, düşünme tarzı ve davranış şekillerini dış etmenlere bağlaması, onların denetiminde hissetmesi, dış çevre ile ilgili görmesi durumudur.

Kısıtlama ,ket vurma (İnhibition): Kişilerin üst ve altbenlikleri arasındaki iç çatışmalarını azalmak için , kendi düşünce, duygulanım, davranış içerik ve hızlarını sınırlandırmaları ya da yavaşlatmalarıdır. Kişi bu nedenle duraklayabilir, yapabileceği bazı şeyleri yapamayabilir. Dolaylı olarak kendini cezalandırma yoluna gider.

Düşünselleştirme (İntellectualization): Kişi belli bir dürtüyle ilişkili olarak normalden daha yoğun bir ilgi içindedir. Ancak bu artmış ilgi sadece düşünmekte kalır. Sonuç olarak o konunun konuşulması çözüme yönelik değil, o düşüncenin etkisini azaltmaya yönelik, havanda su dövmekten ibaret olmaktadır. Kişiler bu şekilde kendilerini rahatsız eden durum veya duygulanımlardan, soyut düşünceler üreterek kurtulmaya çalışırlar.

Bahane bulmak (Rationalization): Bir duygu,düşünce ya da davranışın gerçek halinin tam olarak görülemeyip, kişiye uygun gelen, etrafça da kabul görebilir başka açıklamalarla dile getirilmesidir. Bu şekilde kişi haklı olmadığı durumlarda, kendini haklı gibi hissetmeyi ve davranışının sonuçlarından huzurlu olmayı amaçlayan bir düşünce içindedir. Böylece hata ve eksiklerini kapatmaya çalışır.

Tersine çevirme (Reaction-formation): Bir konuya yönelik aynı anda hissedilen, birbiriyle çatışan iki duygudan biri önem kazanıp, daha çok ortaya çıkarken, diğer duygunun yokolması durumudur. Ortaya çıkan duygu, o kadar yoğun bir şekilde ifade bulur ki, o duygunun tek başına varolmadığı, ondan farklı bir duygunun da gizli olarak tutulduğu düşünülür. Bireyler bilinçli ya da bilinçdışı gizledikleri duygu, davranış ya da düşüncelerinin tam tersi şekilde hareket etmeleri durumu gerşekleimektedir.Kişi kendisi için kabul edemediği “ondan nefret ediyorum” düşüncesini, “onu seviyorum” haline dönüştürür ve bu yönde davranır. Ancak bunu normalden daha aşırı bir şekilde göstererek, etraf tarafından yapmacıklıkla suçlanabilir.


d-)OLGUN SAVUNMA DÜZENEKLERİ
Altruism: kendisi için değil, başkaları için yaşamak bencillik yapmamak çevresindekilere destek vererek korumaya ve onların ne hissettiğini anlamaya çalışmak.

Anticipation: gelecekte karşılaşabilecek zor ve kötü sonuçları gerçekçi olarak hesap edip ona göre amaca yönelik planlar yapmak. Kötü olasılıkları düşünüp, en kötüye yönelip plan yapıp zorluklara hazırlıklı olmak. Bir satranç oyuncusu gibi ileriki hamleleri düşünerek hareket etmek.

Asceticizm: bilinçli olarak zevk almaya dayanan tüm şeylerden vazgeçerek belli hedefe ulaşmak, büyük bir hedef, ülkü peşinden koşarak rahatlık, keyif vb. davranışları bir kenara gitmek.

Humor (mizahi bakış açısı oluşturmak): hem kendisi hem de etrafındakiler üzerinde kötü etkiler bırakmadan düşünce ve duygularını, mizahi bir bakış acısıyla ifade etmeye yarar. Gelecekte oluşabilecek olumsuz olayları tolere edebilmeye olanak sağlar. Kişinin kendisini çok fazla yermeden, kendisiyle ve etrafıyla dalga geçebilmesi, bıyık altından gülmesi kendisiyle barışık olmasına yol açar.

Yüceltme (sublimation): Bireyin sahip olduğu dürtülerin (örneğin cinsel dürtü) değişim göstererek, sosyal olarak kabul edilebilir bir alanda çaba harcamaya yönelmesidir. Örneğin güzel sanatlarla uğraşmak gibi. Ferhat’ın Şirin’e ulaşabilmek için su yollarını aşması gibi. Bilinçli olarak kabul edilemeyecek cinsel doyum gibi dürtüleri sosyal açıdan beğenilen bir amaca yöneltmek. Konuyu ve hedefi cinsellikten uzaklaştırma işlemi gerçekleştirmektedir. İd dediğimiz her türlü şeyi (cinsellik, saldırı vb) yapmaya çalışan sistem bu şekilde kendisini ifade etmeye çalışır.

Supression: (bastırma): bilinçli olarak bir fikir yada duygulanımı unutmak ertelemek bastırmak. Represyondan farkı, bu işlemin bilinçli olarak isteyerek yapılmasıdır.
Etiketler:
  • ahlaksallastirma
  • savunma mekanizmalari
  • savunma mekanizmalari yuceltme
  • tersine cevirme savunma mekanizmasi
  • yuceltme savunma mekanizmasi
Benzer Konular:
Rapor Et
Reklam
Eski 9 Şubat 2010, 22:13

Savunma Mekanizmaları

#2 (link)
_PaPiLLoN_
Ziyaretçi
_PaPiLLoN_ - avatarı
Savunma Mekanizmaları Nelerdir?


Günlük yaşamda isimlerini bilmesekte bir çoğumuz savunma mekanizmalarına başvururuz. Ancak, savunma mekanizmalarının çok kullanılması bazı bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabilir. Belli başlı savunma mekanizmaları şunlardır;


Benlik organizmanın çevreye uyumunu sağlamak için çaba gösterir. Altben'den gelen istekler doyum ararken, üstben'in kurallarına da uymaya çalışır. Eğer üstben altben'den gelen isteklerin doyurulmasına izin vermezse ve katı kuralları beni zorlarsa ben güç duruma düşerse çözüm yolu olarak çeşitli savunma mekanizmaları kullanır. Bu savunma mekanizmaları eğer benliği kuvvetlendirici etkilerde bulunurlarsa sağlıklı, fakat benliğin işlevini engelleyici etkilerde bulunurlarsa patolojik olarak görülürler. (Özdoğan 1997) Freud'a göre bebek "id" adını verdiğimiz içgüdüsel enerji ile dünyaya gelir ve id yaşamak için gerekli olan cinsellik ve saldırganlık içgüdülerinin deposudur. İd aralıksız olarak sonucu ne olursa olsun haz alma ve doyurulma çabası içindedir Süper ego ise toplumun istek ve sorumluluğunu içerir. Süper ego çocuğa ailesi ve toplum tarafından aktarılan geleneksel değerlerin temsilcisi olup ödül ve cezalarla pekiştirilir. Süper ego bireyin, davranışlarının doğru ve yanlış olduğuna karar verip toplum tarafından onaylanan değer yargılarına göre davranmasını sağlar ve 3 yaşından sonra gelişmeye başlayıp, 5-6 yaşından sonra sağlıklı fonksiyon gösterebilir. İd'in sürekli haz almayı istemesi ve süper egonun onu hazı ertelemesi kişide çalışmaya ve kaygının artmasına neden olur. Böyle bir durumda ego akıllı bir araç olarak ikisinin ortasını bulmaya ve çatışmanın azalmasını sağlamaya çalışır. Ego id'i denetim altında tutar ve gerçek dünya ile id arasında aracı görevi görür. Ego, akılcı ve pratik olarak; id'in arzu ve isteklerini mümkün olduğunca yerine getirmeye çalışır ve onu eğitmeye çalışmaz. (Cüceloğlu 1992) Bu üç öğeden birinin bozukluğu kişilik bozukluğuna yol açar. Ego'nun yeterince gelişemediği ve çocukta kaygının çok fazla olduğu durumlarda denge sağlanamayabilir ve böyle durumlarda kişi savunma mekanizmalarını kullanmaya başlar. Ancak, savunma mekanizmalarının çok kullanılması da bazı bozuklukların ortaya çıkmasına neden olabilir. Belli başlı savunma mekanizmaları şunlardır;


Bilinçaltına Bastırma:
Üstben tarafından izin verilmeyen duygu ve düşüncelerin, altben'den gelen isteklerin bastırılması, bu bastırılma için kuvvet sarf etmesi ve yanlış bir dünya algısının ortaya çıkmasıdır. Kısaca, bizde derin kaygı uyandırabilecek düşünceleri bilinç altına iterek bastırır ve böylece olumsuz düşüncenin etkisi altında ortaya çıkabilecek kaygıyı önlemiş oluruz. Kişinin istemediği ve ona acı veren istek ve arzuları bilinçdışına iterek orada tutar. Ancak baskı altına alınan ya da bastırılan bu duygular düşünceler ve geçmiş yaşantılar çoğu kez simgesel bir biçimde rüyalarda ya da dil sürçmeleri şeklinde kendini gösterir.Baskı mekanizması kişiye tehlikeli isteklerini denetim altında tutmada ve sarsıcı olayların ilk tehlikeli isteklerini denetim altında tutmada ve sarsıcı olayların ilk etkilerini hafifletmede yardımcı olur. Ancak bu mekanizma bazen kişinin yüzleşerek gerçekçi yollardan halletmesi gereken yaşantıları da bilinçten uzaklaştırarak sağlıksız bir nitelik kazanabilir.

Yansıtma:
Bireyin kendinde bulunan kusurları başkalarında görme davranışına yansıtma denir. Yansıtmada kişi kendi eksikliklerinin ve yenilgilerinin sorumluluğunu veya suçunu başkalarına yüklediği gibi, kendinde suçluluk sorumluluğunu veya suçunu başkalarına yüklediği gibi, kendinde suçluluk uyandırarak nitelikteki dürtü, düşünce ve isteklerini diğer insanlarda mal edebilir. Örneğin, derslerinde ve sınavlarında başarısız olan öğrencinin başarısızlığını öğretmene yüklemesi bu türden bir savunma mekanizmasıdır. Veya oyuncak koltuktan düşen küçük bir çocuğun koltuğu tekmelemesi de bu tür yansıtma mekanizmasının bir sonucudur. Bazı insanlar ise düşmanlık duygularını çevrelerinden kendilerine yönelmiş gibi yorumlayabilir veya kendisi ile ilgili değersizlik duygularını insanların onu küçümsediği şeklinde yorumlayabilir. Böyle insanlar, çevrelerindeki insanların kendilerine karşı çok duyarlıdırlar ve içsel güvensizliğin dış dünyaya bu şekilde yansıtmasına halk dilinde "alınganlık" da denir. Nevrotik kişilerde bu duygu çok yoğun olduğundan, kendilerine verilen değeri ve yakınlığı kabullenmez ya da psikoz sınırlarını zorlayan,mantık dışı duyarlılıklar gösterirler. Bu tür tepkileri sürekli gösteren kişilerde "Paranoid eğilimlerin" varlığı söz konusudur. Paranoid kişiler, çevrelerindeki insanların davranış ve sizlerini yanlış yorumlama eğilimindedirler.

İnkar:
Bazı durumlarda kişi çok zor ve rahatsız edici türdeki yaşantılar karşısında, bu olayların varlığını veya yaşanmış olduğunu bilmezlikten anlamazlıktan gelerek inkar edebilir. Bu şekilde olayları inkar etmek yolu ile onların yaratacağı heyecansal ve anlıksal sarsıntılardan ve uyum zorluklarından kurtulmaya ve doğabilecek kaygıları önlemeye çalışır. Örneğin; babasını kaybeden küçük bir çocuk sürekli olarak arkadaşlarına akşam veya hafta sonu yaptıkları ile ilgili hikayeler anlatabilir ve onun sağlığındaki davranış ve tutumları devam edebilir.

Yön değiştirme:
Kişinin isteklerini ve kızgınlıklarını gerçek kızılan kişiye değil de daha az zarar gelecek bir kişiye yöneltmesi veya o tepki yerine başka bir tepkinin gösterilmesidir. Yön değiştirme, kızgınlık veren duygunun ait olduğu nesne ya da durumla hiçbir ilgisi olmayan bir nesne ve duruma yönlendirilmesi veya tehlikeli sayılan duygunun yarattığı tepkinin yerine başka bir tepkinin gösterilmesi şeklinde iki biçimde görülebilir. Birinci gruptaki tepkilere günlük yaşantımızda çok sık rastlayabiliriz. Örneğin; müdürüne kızan memurun karısına, kocasına kızan kadının çocuğuna, öğretmenine kızan öğrencinin arkadaşına gösterdiği tepkiler bu türden tepkilerdir. Yön değiştirme mekanizmaları bazen küfür, yıkıcı eleştiri veya dedikodu şeklinde simgesel bir çağrışım sürecinden geçerek farklı bir nitelik kazanabilir. İkinci tur yön değiştirme mekanizmasında ise tehlikeli sayılan duygu bir nesneden veya durumdan diğerine yön değiştirebildiği gibi, fobiler dediğimiz farklı bir tepkiler şeklinde de ortaya çıkabilir. Fobilerde tepkinin yönlendirildiği bu yeni nesne veya durum gerçekte bir tehlike taşımaz.

Mantığa Bürünme:
Kişi yapamadığı veya başaramadığı bir şeyi mantıksal açıdan ele alarak kendince nedenler ve mazeretler bularak, kendi davranışını olduğundan daha az yanlış veya farklı gösterme eğilimindedir. Örneğin, kırmızı ışıkta geçen şoför "yol boştu" veya "herkes geçti" gibi mazeretler göstererek, kendi davranışını makul göstermeye çalışabilir.

Özleştirme:
Kişinin bir diğer insanın ya da bir grubun bazı özelliklerini ve inançlarını benliğine katarak kişiliğinin parçası durumuna getirmesidir. Özleştirilen nesneler ve kavramlar kişi tarafından ya kullanılır ya da yıkılıp yok edilir. Örneğin, çocuk süper egosunu anne-babasının diğer yargılarını özleştirerek geliştirir. Önceleri anne-babasından sürekli olarak alınan bu değerler zamanla kişiliğinin bir parçası durumuna gelir.

Özdeşleşme:
Okulöncesi yıllarda anne-babayı model olarak başlayan özdeşleşme ile çocuklar onların hareket, tutum, konuşma ve diğer tepkilerini taklit ederler. Daha sonraki yıllarda anne-babanın yerini öğretmenler, arkadaşlar, toplumda değer gören sporcular, yıldızlar gibi kişiler kişinin özdeşim modellerinin yerini alır. Eğer birey kendinde bulunan özellikleri özenilir bulmazsa, kendisi olmaktan çıkıp istenilen özelliklere sahip başka biriymiş gibi kendini algılamaya ve davranmaya başlar. Kişinin kendini bir başkasının yerine koyma ve davranma eğilimine "özdeşleşme" denir Özleştirme ve özdeşleşme mekanizmalarının ortak yönleri bulunmakla birlikte; özdeşleşmede kişi kendi değer ve beklentilerine uyan insan veya kavramları benimserken, özleştirmede kişi kendi değerlerine karşıt da düşse bunları kabul eder. Örneğin, bir kişinin düşüncelerine uygun düşen bir siyasal öğretiyle özdeşleşmesi kendi seçimiyle olur.

Yüceltme:
İlkel nitelikteki eğilim ve istekler doğal amaçlarından çevrilerek toplumca beğenilen etkinliklere dönüştürülürler. Gerçekleştirilmesi olanaksız olan gereksinmelerin, düşünsel ya da sanatsal yönden gerçekleştirme, toplumun kabul edileceği yönde enerjinin boşaltılmasıdır. Tüm başarılı savunma mekanizmaları "yüceltme" başlığı altında toplanabilir. Örneğin; şiir yazmak, resim yapmak gibi.

Gerileme:
Kişinin o andaki gereksinimleri yaşına uygun doyurulmazsa, daha önceki gelişim aşamalarına dönüş görülür. Örneğin, yeni bir kardeşin dünyaya gelişiyle kendisine gösterilen ilginin azaldığını fark eden çocuk, daha çok ilgi gördüğü dönemlere dönerek parmağını emebilir, bebeksi konuşmaya başlayabilir veya altını ıslatabilir. Kimi yetişkinler sevgiden yoksun kaldığında ya da zorlamalı bir durumda aşırı yemek yiyerek oral döneme geriler. Yaşlı insanlarda ise sık sık geçmişten söz etme ve anılarda yaşama biçiminde görülür.

Saplanma:
Kişiliğin duygusal ve zihinsel yönlerinin sürekli gelişmesi ve olgunlaşmasıyla aşılır. Ancak bazı insanda kişiliğin bazı yönleri belirli bir düzeyde takılır ve gelişimini sürdüremez. Bu durum, bazı olgunlaşmamış kişilik öğelerinin sürekli olarak yaşanmasına neden olur. Böyle bir kişilik uyumlu bir bütünleşmeden yoksun kalır. Dolayısıyla duygular olgun bir düzeye ulaşamaz ve biyolojik olgunlaşma ile duygusal tepkiler arasında bir uyuşmazlık ortaya çıkar. Kişiliğinin bazı yönlerinin gelişiminin belirli bir düzeyde durması ve bu nedenle olgunlaşmasının gerçekleştirilememesine "saplanma" denir. Bu takılma kişiliğin zihinsel yönüyle değil duygusal öğeleriyle olduğundan bazı kişiler yetişkin döneme ulaşmalarına ve iyi bir öğrenim görmüş olmalarına karşın sorumluluk üstlenemeyen veya bağlılık biçiminde yaşamını sürdüren insanlar vardır. Kusurlu ana-baba tutumları sonucu oluşan saplanma mekanizmasında kişiliğin bazı bölümleri normal evrimleri sürdürürken, bazı bölümleri belirli bir gelişim dönemine ait özellikleri yaşam boyu taşır ve kişiliğin karakter yapısına mal ederler.

Dönüştürme:
Zorlayıcı duyguların yön değiştirmesi ve bedensel olarak yaşanmasıdır. Dönüştürme, anksiyete yaratabilecek bilinçdışı duyguların bilinç düzeyine erişmesini engelleyebilmek ya da zorlama yaratan çevresel durumlardan kaçabilmek amacıyla "histerik kişilik" denilen karakter özellikleri gösteren kişiler tarafından kullanılan ve gerçek organik bir nedeni olmayan bedensel hastalık belirtileri düzeyinde ortaya çıkan, nevrotik düzeyde bir savunma mekanizmasıdır. Örneğin, baş ağrısı, nefes alma güçlüğü, bazı bayılmalar ve felçlerde bu türden belirtilerdir.

Çözülme:
Kendi aralarında birlik oluşturan bir ruhsal etkinlik kümesinin, kişiliğin geri kalan bölümüyle bağlarını kopararak, bağımsız bir biçimde etkinlik göstermesi durumuna "çözülme" denir. Anksiyetenin çok yoğun olduğu durumlarda kişilik düzeni o denli bozulabilir ki, savunma mekanizmaları, bilinçli, belleği ve hatta bazen kişinin tümünü egemenliği altına alır ve psikozu andıran dramatik belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur. Kişi bir düş dünyasının içindeymişçesine aşırı duygusal tepkiler gösterir, şaşkındır ve dramatik davranışlarda bulunur, saçma ve bağlantısız biçimde durmaksızın konuşur. Bu tür çözülme tepkileri, kişinin bazı isteklerini bir düş dünyasında gerçekleştirme çabasının veya geçmişteki sarsıcı bir yaşantının yeniden canlandırılmasının anlatımı olabilir. Bazen de kişinin duygusal doyumdan yoksun yaşamına duygusal bir öğe katmak çabası olarak da ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda, kişi genellikle kendisine ilişkin romantik ve dramatik nitelikte, olağandışı öyküler yaratır ve anlatır. Geçici olarak ortaya çıkan çözülme tepkilerinden sonra kişi tepki sürecinde yaptıklarını veya anlattıklarını hatırlamaz.

Duygusal Soyutlanma:
Bu savunma mekanizması farklı biçimlerde görülebilir. Bazı kişiler, diğer insanlardan bağımsızlık kazanarak iç ve dış gereksinimlerinin onlar tarafından etkilenmesine karşı önlem almasıdır. Örneğin, bazı insanlar çevrelerinden bağımsız olabilmek için para biriktirebilir. Ancak bu para zevkler için kullanılmayıp, daha sonraki olası zor günler için saklanır. İçsel gereksinimler yönünden bağımsız olma ise, ilişkilerinde duygusallığa yer vermeyerek düş kırıklığına ve incitmeye karşı konuma biçiminde görülür.

Yapma-Bozma:
Ana-babanın ve daha sonraları toplumun özleştirilen değerleri kişiye uygunsuz davranışlardan ötürü kendisini suçlama, yargılama ve cezalandırma sorumluluğunu yükler. Yapma-bozma mekanizması kişinin kendisi ve çevresi tarafından onaylanmayacak düşünce veya davranıştan vazgeçmesi ve eğer böyle bir söz ya da eylem dışa vurulmuşsa, ortaya çıkan durumu onarması ile belirlenir. Bu mekanizma suçluluk duygularına karşı geliştirilir. Bu mekanizma günlük yaşamda çok sık kullanılır. Örneğin, hatalı davranışlarımız için dilediğimiz özürler, günahlarımıza karşı verdiğimiz sadakalar bu mekanizmanın ürünleridir.

Karşıt-Tepki Oluşturma:
Suçluluk duygusu yaratan tehlikeli istekler çok yoğun olduğunda bunların baskı altında tutulması da güçlendiğinden kişi, bu isteklerinin tam karşıtı olan bilinçli tutum ve davranışlar geliştirerek kendini korumaya çalışır. Bu şekilde, baskıya alınmış düşmanca duygular sevgi gösterileriyle, saldırgan istekler sevecenlikle, cinsel istekler ahlak savunuculuğuyla, eşcinsel eğilimler karşı cinse yönelik abartılmış ilgi ve etkinliklerle maskelenir. Böylece kişi, içsel dürtülerine kesin engeller koyarak baskı mekanizmasını pekiştirir ve duygularını bilinç düzeyinden uzak tutmuş olur. Karşıt-tepki mekanizmasını kullanan kişiler, kendi yaşamlarını olduğu gibi, yakın çevresindeki insanların davranışlarını da baskı altında tutma eğilimindedirler. Yaşam alanlarını dar tutarak kendilerini koruduklarından, içsel isteklerini kışkırtabilecek her türlü değişikliğe ve yeniliğe karşı çıkarlar.

Neden Bulma:
Günlük yaşamda herkesin kullandığı bir mekanizmadır. Bu mekanizma, geçmiş, şu an veya gelecek için tasarladığımız davranışlara, mantıklı ve toplumun onayladığı açıklamalar getirme biçiminde işler. Neden bulma mekanizması, gerçekleştirilememiş isteklerin yarattığı düş kırıklığını yumuşatma amacıyla kullanılır. Neden bulma her ne kadar kişiye gereksiz engellenme duygularından korur ve yetersizlik duygularının hafiflemesine yardımcı olursa da karşılığı kişinin kendini aldatmasıyla ödenir.

Duygudaşlık ve Boyun Eğme:
Kişinin normal ilişkilerde kendine olan saygısını koruyabilmesi için sevgi alışverişinin eşit koşullarda olması gerekirken, duygudaşlık mekanizmasında kişi sürekli bir şeyler vererek kendini kabul ettirme ya da tam karşıtı diğer insanlarla ilişkilerinde asalak bir yaşantı sürme eğilimindedir. Çevresinde sürekli iyi insan olarak olma ve sevgi kazanma eğilimindedirler. Ancak bazı insanlar sevgi kazanma çabası yerine, zorlanımlı bir boyun eğme tutumu da gösterebilirler. Bu kişilerin diğer gruptakilere göre sevgiyi kazanma umutları da yoktur ve uysallık davranışlarını sevgi kazanmaktan çok güvenlik sağlayabilmek amacıyla geliştirilmişlerdir. Bu kişiler, anksiyete yoğunluğu nedeniyle sevgiye inançsızlık kesindir ve bu nedenle çevrelerindeki insanların tümüne ayrım yapmaksızın boyun eğerek güvenlik sağlarlar.

Hayal Dünyasına Kaçma:
Kişinin içinde bulunduğu durum eğer kaygı uyandıran bir durumsa, hayal dünyasına kaçıp orada daha hoş bir durum içinde kendini düşünerek, içinde bulunduğu bir durumun ortaya çıkardığı kaygıdan kurtulmuş olur. Örneğin, fakir bir genç kendini sürekli zengin bir ortamda hayal ederek bu kaygılarından kurtulabilir.

Telafi:
Kişi kendini zayıf gördüğü bir alandaki eksikliğini kuvvetli olduğu başka bir alandaki başarısı ile örtmeye çalışarak, ortaya çıkabilecek kaygılardan kurtulabilir. Örneğin, zeka kapasitesi sınırlı bir kişi sporda veya el becerilerinde daha başarılı olabilir ve eksikliğini giderebilir.

Parçalanma:
Anksiyetenin normal ya da nevrotik düzeyde işleyen savunma mekanizmalarıyla denetim altına alınamadığı bazı durumlarda ego, bu katlanılması güç duygudan kurtulabilmek amacıyla kendini parçalama yolunu seçebilir. Parçalanma mekanizması sonucu ortaya çıkan ruhsal duruma "psikoz" denir. Zorlanma karşısında bir insanın nevrotik ya da psikotik savunma yöntemlerinden hangisine başvuracağını belirleyen etmen yapısal farklılıktır. Kişiliği parçalamanın amacı yok olmak değil, varoluşu sürdürmeye çalışmaktır.

Çocuklukta ruhsal hastalıkların içinde en ciddi olanı psikozlardır. Psikozlar iki genel kategori içinde incelenir; Fonksiyonel bozukluklar, herhangi bir beyin zedelenme veya bozukluğuna bağlanmadığı zaman görülen psikozdur. Fonksiyonel psikozlardan en yaygın olanları şizofreni ve psikotik duygusal bozukluktur. Beyin zedelenmesi, tümörü ya da beynin çalışmasındaki aksaklıklardan doğan psikozlara ise organik psikozlar denir. Genel felç, ihtiyarlık bunaması, alkolik psikoz ve sara organik psikozlara örnektir. Ağır bir kişilik parçalanması söz konusu olan psikozlarda nevrozlara göre daha ileri ve daha ağır ruhsal dengesizlikler görülür. Psikozlu kişi toplum içindeki durumunu koruyacak ve sorumluluklarını sürdürebilecek durumda değildir. Nevrozlarla psikozlar arasında bazı farklılıklar vardır Bunlar;
  • Nevrozlarda, kişisel ve toplumsal işlevlerde sınırlı oranda bir bozulma ile birlikte uyumsuz kaçınma davranışları görülürken psikozlarda ağır bir kişilik parçalanması söz konusudur. Bu nedenle gerçek dünya ile ilişkiler, kişisel ve toplumsal işlevler önemli oranda bozulmuştur.
  • Nevrozlarda, birçok psikolojik ve bedensel belirtilere karşı sanrılar (sanrı: birçok olağandışı nesne veya olayların dış bir uyaran olmaksızın algılanmasıdır), düşünce,duygu ve eylem sapmaları görülmez.
  • Nevrotik kişi uyumsuz davranışlarının oldukça farkındadır, ancak bunları değiştirmek istemez. Psikozlarda ise iç görü tümden yitirilmiştir.
  • Psikozlarda kişi kendisi ve diğer insanlar için tehlikeli eylemlerde bulunurken, nevrozlarda bu tür davranışlara rastlanmaz. Psikozlu, hasta olduğunun farkında değildir ve hasta olduğunu asla kabul etmez. Kişiliğin tümü hastalığın etkisi altında olduğundan hasta nerede olduğunu bilmeyebilir, yakınlarını tanımayabilir ve normal işlevlerini yerine getiremeyebilir.
Kaynak
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.354 saniyede (85.19% PHP - 14.81% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 15:40
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi