| | #1 (mesaj-linki) |
Psikoloji ile ilgili Makaleler HAYAL VE YARATICILIK "Bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı bir şey yoktur." Sözü size ne düşündürüyor ? Hayallerin gerçekleşmesi o hayalleri kurduğumuz anlarda hissedeceğimizi düşündüğümüz tatminden neden daha yavan geliyor bizlere acaba, hiç düşündünüz mü? Hatta gerçekleşen bir hayalinizi hatırlayın hemen şimdi, neler ummuştunuz, hayaliniz gerçek olunca ne buldunuz karşınızda, duygularınız sizi hayal kırıklığına mı sevk etti? Çok mu karamsar bir tablo çizdim, artık hayal kurmayın mı demek istedim acaba ! Hayır sevgili dostlar, lütfen okumaya devam edin. Hayal kurma eylemine farklı bir açıdan bakalım; hayal, hedef ve yaratıcılık arasındaki ilişkiye… Hayal kurmak beyni o hayali gerçekleştirmek için fikir üretmeye sevk eder ki bunun bir adı da yaratıcılıktır. Yaratıcılık için temel olarak; merak duygusuna, zekaya ( IQ ve EQ beraber tabii ki), üretme isteğine ( çalışkanlığa ) ve espri yeteneğine ihtiyaç duyarız ama bunlar yetmez hayalimizi hedefimiz haline getirebilmeye… Hayalle hedef arasındaki fark nedir? EYLEMDİR… Hayalin bizi zorlaması gerekir hedefe ulaşabilmek yani başarabilmek için... Peki başarınca ? Eğer onun kadar güçlü yeni bir hayal ( hedef ) bulamazsak, işte o zaman sorun çıkar; bizi yaşama bağlayan, üretime iten gücümüzü yitiririz. Hayal yoğun değilse yaratıcı olmaya gerek duymaz beynimiz. Eyleme geçmeye üşenir, acaba neden? Hepimizin beyninde “Retiküler Korteks” diye adlandırılan özel bir organ var. Bu organın işlevi duyularımız tarafından algılanan her bilgiyi beynimizin ilgili kısımlarına dağıtması. Retiküler Korteksimizde özel bir faaliyete geçirme sistemi bulunur. Retiküler Korteksimize belirli bir hedef için mesajı gönderdiğimizde, beynimiz radarını o hedef için açar. Bizim hedeflerimize ulaşmamız için algımızı hedefimiz yönünde çalıştırır. Günlük aktiviteler içinde biz unutsak dahi hayalimizi gerçekleştirecek fikirleri aramaya devam eder. Hedefimizle ilgili bir bilgi veya fırsatla karşılaştığında anında bizi uyarır, hatta beyni alarma geçirir. Maalesef bu inanılmaz organın küçük bir sorunu var, Retiküler Korteksimize ve bilinç altımıza yeterince açık talimatlar vermezsek ne aradığını bilemiyor, bilmeyince algılayamıyor, algılayamayınca bizi uyaramıyor. Bizde hep bir şeyleri hayal ediyoruz ama çok ayrıntılı, renkli ve coşkulu hayaller kurmadığımız için gerekli “ara-bul” komutunu vermemiş oluyoruz bu değerli organa. Demek ki yapılacak işlem çok basit, hayalimizi çok ayrıntılı, renkli, gerçekleşebilecek boyutlarda, zaman kısıtları koyarak senaryolaştıracağız ( düşünsel olarak filme çekeceğiz ) Beynimizde bu filmi ara sıra oynatıp düzeltmeler yapacağız ki buna “görselleştirme” deniyor. Bazı spor takımları hiç antrenmana çıkmadan sadece bu teknik ile çalışıyor ve antrenmana çıkanlar kadar hatta fiziksel antrenmanda yapmışlarsa diğerlerinden çok daha iyi sonuçlar alıyorlar. Şimdi gözlerinizi kapatın ve düşünün ulaşmaya değer bir hayaliniz var mı? Bu hayali hedef haline getirmeye hazır mısınız? Zor değil, bir kez başlayın gerisini beyniniz halledecek ama emrin sizden gelmesi lazım. Ne zaman geleceğini bilmeyi istemediğimiz o son ana kadar hayal kurmaktan vazgeçmeyelim ve başardığımız her hedeften sonra onun yerini alacak ondan daha zorlu bir hedef ( hayal ) yaratalım. Gökkuşağı renklerinde hayallerimiz, başarmaya değecek hedeflerimiz, bizi yaşama bağlayacak umutlarımız hiç bitmesin. Barışın, demokrasinin, insana ve fikre saygının tam anlamıyla temel değerler olarak kabul edildiği bir dünyada yaşama hayalimizi hiç yitirmeyelim. Dostçakalın, Dilek Uçay Yönetim ve Eğitim Danışmanı | |
|
| | #2 (mesaj-linki) |
Cvp: Psikoloji ile ilgili Makaleler DEPRESYONDASINIZ… Peki Bu Sıkıntılı Ruh Halinden Nasıl Kurtulabilirsiniz ? Yaşamakta olduğunuz bu mutsuzluğa karamsarlıkla bakıp “umutsuz, çaresiz “ olarak görüyor olabilir ya da depresyon belirtilerini yok sayıp ve ya görmezden gelmeye çalışarak onlara bir kılıf uydurmak istiyor olabilirsiniz. Ancak bu iki yol da sizi depresyondan kurtarmak için yeşil ışık yakmaz. Oysa ki depresyonu dürüstçe kabul edip, onu göğüslemeye karar verdiğinizde yaşanılan sıkıntılar, olumlu sonuçlara doğru şekil almaya başlayabilir. Peki, sıkıntıdan kurtulmaya nereden başlamalıyız, en önemli soru bu…
Psikolog Esin AŞKIN | |
|
| | #3 (mesaj-linki) |
Cvp: Psikoloji ile ilgili Makaleler ÇOCUK , ERGEN VE MEDYA ÇOCUĞUM MEDYADAN ZARAR GÖRÜR MÜ? Televizyon , video , bilgisayar gibi iletişim araçlarının çocuk ve ergenler üzerindeki etkileri , yıllardır psikologların ve diğer disiplinlerdeki pek çok bilim adamının ilgisini çeken bir konu olmuştur. TELEVİZYON Televizyon ; bilgi verme , ürün tanıtma , eğlendirme gibi işlevleri olan önemli bir kitle iletişim aracıdır. Televizyon hemen her evde bulunması ve kolay ulaşılabilir bir araç olması nedeniyle , çocuklar tarafından çok erken yaşlarda kullanılmaya başlanan bir araçtır. Türkiye’de çocukların , ortalama 4 saat televizyon izlediklerini söyleyen araştırma bulguları mevcuttur.çocukların bu kadar yoğun bir şekilde maruz kaldıkları ve onlara oldukça açık ve net mesajlar sunan televizyonun birçok alandaki etkileri ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Televizyon ve saldırgan davranışlar arasındaki ilişki Çocuklar , televizyonda şiddeti bir yol olarak öğrendiklerinde ve bunun geçerli ve kabul edilebilir olduğunu düşündüklerinde , bu tür davranışlara yönelme riskleri çok daha fazla olmaktadır. Bu sebeple çocuğu yaşamda karşılaşacağı ve izleyeceği şiddet olgularını olası olumsuz etkilerinden korumak ailenin ve toplumun sorumluluğundadır. Televizyon ile zihinsel değişim-dil gelişimi arasındaki ilişki Çocukların yaşlarına uygun ve özel hazırlanmış televizyon programlarını izledikleri ve televizyona ayırdıkları sürenin diğer faaliyetlerini engellemediği durumlarda çocukların zihinsel gelişimleri üzerinde olumlu etkilerinin olabildiği açıktır. Özellikle okul öncesi dönem için hazırlanmış özel programların , çocuklara büyük katkıları olduğu bilinmektedir. Bu amaçla hazırlanmış programları izleyen çocukların izlemeyen çocuklara göre daha fazla sıfat , eylem ve isim bilgisine sahip oldukları görülmektedir. Televizyon ile Sosyal Roller ve Cinsiyet Rolleri Arasındaki İlişki Bir çocuğun bir şeyi öğrenmesi için omu görmesi , model alması yeterli olmaktadır. Çocuk televizyondaki karakterin davranışını gözlemlediği taktirde , benzer bir durumda , gördüğü davranışa benzer bir davranış ortaya koyar. Böylece çocuk televizyonda farklı durumları izleyerek yeni öğrenmeler gerçekleştirebilirler. Bu bilgilerden hareketle televizyonun , çocuklara sunduğu kadın ve erkek modelleriyle çocuklar için birer örnek olduğu görülmektedir. Televizyonun Çocuk ve Ergenler Üzerindeki Genel Etkisi Çocuklar ve ergenler , zihinsel süreçlerindeki özelliklerinden dolayı izlediklerini yetişkinler gibi algılayamamakta ve bu nedenle yetişkinden farklı bir biçimde etkilenmektedirler. Yetişkinlerin çoğu televizyonu eğlenmek amacıyla izlerken , çocuklar ise eğlendirici buldukları televizyonu , dünyayı tanımak ve anlamak için izlemektedirler. Çocuklar , kurmaca ve gerçek arasındaki farkı çoğu kez yetişkinler kadar kolay bir biçimde algılayamamaktadırlar. Bir çok açıdan çocuklar televizyon karşısında yetişkinlere oranla daha korunmasız durumdadırlar. Olaya bu açıdan bakıldığında zararlı çıkanlar ”çocuklar” gibi görünmektedir. Çocukların Televizyondan Olumsuz Etkilenimlerini En Aza İndirebilmek İçin Ailelere Düşen Görevler · Çocuğun televizyon izleme süresi ile ilgili olarak ; yaşı , yapması gereken diğer faaliyetler ve uyku ihtiyacı göz önüne alınarak onunla birlikte bir kural belirleme · Çocukların hangi televizyon programlarını izledikleri , hangi filmleri izledikleri hakkında bilgi sahibi olma · Televizyon programlarında ve sinemalarda izledikleri şiddet hakkında onlarla konuşma · Şiddet davranışının , gerçek hayatta ne kadar acı verici olduğunu ve ne tür ciddi sorunlara yol açabileceklerini anlamalarını sağlama · Sorunların , şiddet kullanmadan nasıl çözülebileceğini onlarla tartışma · Şiddete karşı davranışlar sergiledikleri her ortamda çocukları destekleyip ve ödüllendirme · Şiddete karşı durmanın ve direnç göstermenin daha fazla cesaret gerektirdiğini anlatma · Anne ve babanın , kendi tavır ve tutumları ile çocuğa olumlu modeller olunması İNTERNET Doğru kullanıldığında birçok bilgiye kolaylıkla ulaşmayı sağlayan internet , özellikle gençler arasında son yıllarda giderek rağbet görmektedir. İnternetin kimi özellikleri onu çekici kılmaktadır. · İlgi alanları benzeşen kişilerin birbirleriyle haberleşmelerini sağlar. · Birbirleriyle hiç karşılaşma şansı olmayan kişilerin temas kurmalarını sağlar. · İletişim maliyeti düşüktür. · İnternet kullanımının gizemli bir yönü de vardır. Pek çok kişi bu gizemli yönü cazip bulmaktadır. · Kullanıcılar arkadaşlarıyla , minimum düzeyde zaman ve para harcayarak iletişimlerini sürdürebilirler. · İnternet , kullanıcılara kendine güven duygusunu destekleyici nitelikte olabilecek bir statü sahipliği ve modernlik duygusu verir. · Kullanıcının ciddiye alınmasına ve dinlemesine olanak sağlar. İnternetin rahat ve özgür bir sohbet ortamı sağlaması , gençler için cazip gelen yönlerinden biridir. Bulundukları yaş dönemi itibariyle bir kimlik geliştirme çabası içinde olan ergenler , İnternetin onlara sunduğu çok çeşitli kimlikleri deneyimleme , onlarla ilgili geribildirim alabilme imkanını yaşayabilmektedirler. Çocukların internet başında geçirdikleri zaman , bazen aileleri endişelendirmektedir. Oysaki çocukluğundan itibaren gerekli ve doğru donanımlarla gelmiş bir ergenin , internetten ve orada kurulan arkadaşlıklardan etkilenmesi mümkün olmayacaktır. Çocukluk döneminden itibaren aile ile iletişim içinde büyümüş , demokratik bir anne-babaya sahip bir çocuk , internetin bilgiye ulaşma ve kimi zaman eğlenceli vakit geçirme olanakları arasındaki dengeyi kendisi sağlayabilecektir. Uzman Psk. Özgür Kızıldağ | |
|
| | #4 (mesaj-linki) |
Cvp: Psikoloji ile ilgili Makaleler OKS VE ÖSS SINAVLARINA HAZIRLANAN ÖĞRENCİLERDE SINAV KAYGISI OKS ve ÖSS 'ye hazırlanan öğrencilerin omuzlarında önemli bir yük oluşturan ve hazırlanma sürecinde ayak bağı olan sınav kaygısı aileleri de üzmekte ve sıkıntıya sokmaktadır. Bu kaygı öğrenciler tarafından yaşanılmakta fakat bir ucunda aileler bir ucunda da öğretmenler durmaktadır. Üç sacayağının iyi iletişim kurması ve işbirliği yapması sonucu sınav kaygısı ile başa çıkabilmek daha kolaylaşacaktır. Öğrencinin sınava yüklediği anlamlar, sınavla ilgili kafasında oluşturduğu imaj sınav olmanın ötesine geçince kaygı kendisini göstermeye başlamaktadır. Öğrencinin sınavla ilgili düşünce ve tutumları kendi kontrolünden çıkarak kendisini esir etmeye başlar. Böylece kişinin mücadele edeceği bir sorun yaratılmış olur. Adı sınav kaygısı. Sınavlara hazırlanan öğrenci bilinçli olarak ve isteyerek bu kaygıyı oluşturmuyor. Bu sınavın önce ailede ne anlama geldiği sorgulanmalı ve ailenin sınav konusundaki tutum ve yaklaşımları sorgulanmalıdır. Sınava ilişkin kaygıların gelişmesinde ailenin hangi tutumunun payı olabileceği saptanmalı ve ailenin sınav ile ilgili yaklaşımı ve bakış açısı değişmelidir. Bazı durumlarda aileler kendi kaygılarını dolaylı olarak öğrenciye farkında olmadan aktarırlar. Öğrenci ailede kendisini ortaya koymanın, kanıtlamanın ve prestij sahibi olmanın en birinci yolunun sınav sonucu ile ilgili olacağı düşüncesini kafasına yerleştirmeye başlar. Anne-babanın ve yakınlarının bazı yaklaşımlarından bu sonucu çıkarabilir. Böyle düşünce bazında oluşturulan bu bakış açısı kişide inanç haline gelmeye başlar. Bu aşamadan sonra bu konu ile ilgili güvensizlikleri ve duyguları devreye girmeye başlar. Farkında olmadan ailedeki bazı telkinler, öğretmenlerin bazı yaklaşım ve telkinleri kaygıyı oluşturmaya başlar. Kişinin bazı hataları ve eksiklikleri kendisinde fark etmesi ile beraber güven kaybı gittikçe çoğalır ve kaygının dozu artmaya başlar. Ailede sınav konusunun sıklıkla gündeme gelmesi ve sınavla ilgili olağan olmayan bir durum yaratılması sınavı gittikçe daha önemli bir hale getirmeye başlar. Buna ailenin öğrencideki beklentilerinin ifade edilmesi ve sıklıkla konuşulması da eklenince sınav ile ilgili korku gelişmeye başlar. Sınav sadece bilgilerin test edildiği sınandığı bir durum olmaktan çıkarak kişinin kendisini kanıtlaması aracı haline gelir. Sadece kendi isteklerinin yerine getirilmesine yarayan bir mekanizma olmaktan çıkarak ailenin ve çevrenin beklentilerinin gerçekleşeceği bir olgu olmaya başlamaktadır. Sınav kaygısı duygusal düzeyden ileriye gidip fiziksel düzeyde de yaşanılmaya başlanınca ailelerdeki tedirginlik artmakta ve tutum değişikliğine gitmektedirler. Birden bire sınavın önemli olmadığını çocuğun önemli olduğunu , sonuçlarla ilgili beklentileri olmadığını ifade etmeye başlarlar fakat bu çok gerçekçi bir durum olarak algılanmaz öğrenci açısından. Bu aşamaya gelinceye kadar anne-babalar kaygı yaratan tutumlarının farkına varamazlar. Sınav kaygısının öğrenci üzerindeki etkisi: Öğrenci yoğun kaygının etkisine girmeye başladıkça huzursuzluk artar, başarısızlık korkusu ve sıkıntı belirgin hale gelmeye başlar. Ders çalışmaya karşı ilgisizlik, isteksizlik,endişe ve tedirginlik gittikçe yoğunlaşmaya başlar. Kaygının etkileri bir süre sonra fiziksel düzeyde de hissedilmeye ve yaşanılmaya başlar. Mide bulantısı, kalp atışlarında hızlanma, ellerde titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları ve kasılmalar gibi belirtiler ortaya çıkar. Dikkat ve konsantransyon bozulmaya başlar, hiçbir şey bilmiyormuş duygusu gelişir. Kendisini yetersiz görme, değersiz görme gibi benliği ile ilgili olumsuz ve gerçek dışı değerlendirmeler oluşur. Kaygıyı arttıran düşünceler: Sınavın kendisini ortaya koyacağı, kanıtlayacağı ve kendi kişiliğinin ölçüleceği bir durum olarak algılanması ve kabul edilmesi. Çevredeki insanların kendisini bu sınavın sonucuna göre değerlendireceği duygusu ile kazanamaması durumunda onlarla ilişkisinin nasıl olacağı, onların kendisini nasıl değerlendireceği düşüncesi. Öğrencinin sınav sonucu ile ilgili kafasında kurduğu olumsuz senaryolar. Bir süre sonra bu senaryolar gerçekleşmiş gibi algılanmaktadır. Öğrencinin ailesinin beklentilerini boşa çıkaracağı korkusu ve onların beklentileri karşısında düşeceği olası durumlar. OKS/ ÖSS 'nin kişinin geleceği ve hedeflerinin gerçekleşmesi için tek bir yol olduğu düşüncesi. Anne babalara öneriler: Sınava hazırlanan ve kaygı yaşamaya başlayan çocuğunuza daha fazla ilgi göstermeye başlayın. Yaşadığı kaygıları ve duyguları onunla paylaşın anlamaya çalışın. Yaşadığı duygularını yok saymayın. Evde olağanüstü bir ortam ve durum varmış gibi davranmayın. Sınavı olağan üstü bir durum haline getirmeyin. Başkaları ile çocuğunuzu kıyaslamayın ve aldığı puanları karşılaştırmayın. Sınav sonuçlarının ilişkinizi etkilemeyeceği ve çocuğunuzun değerini önemini değiştirmeyeceği duygusunu hissettirmeye çalışın. Çocuğunuzun sınava ilişkin performansı ile ilgili beklentilerinizi sıklıkla dile getirmeyin ve böyle bir baskı oluşturmayın. Öncelikle kendi kaygılarınızla yüzleşin ve bu kaygılarınızdan kurtulmaya çalışın. Sizin yaşadığınız bir kaygı varsa bunu ne kadar hissettirmemeye çalışsanız da çocuğunuza aktarırsınız. Kendi kaygınızı yenmediğiniz sürece çocuğunuzun kaygısını gidermek için ortaya koyacağınız çabalar inandırıcı olarak algılanmayacaktır. Öğrencinin gerçek hedefler oluşturmasına ve hedeflerin kişisel performans ve gerçeklerine uygun olmasına destek olunuz. Onun eğilimlerini ve potansiyelini tanımaya çalışın, olduğu gibi kabul edin, zorlamayın. Öğrencinin yaşadığı kaygıları küçümsemeyin, önemsemezlik etmeyin ve gerektiği durumlarda profesyonel yardım almaktan çekinmeyiniz. Öğretmenlere öneriler: Öğrencilere yönelik olarak güven kırıcı telkin ve sözlerden uzak durmaya çalışın. Yönlendirmede bulunurken öğrencinin duygusal özelliklerini hesaba katınız. Öğrencinin eksik olduğu konularını telafi etmeye çalışırken yetersizlik duygusu yaşamamasına özen gösterin. Öğrencinin bireysel özelliklerine uygun yönlendirmelerde bulunmaya çalışın. Destek olduğunuzu ve başarabileceği duygusunu vermeye çalışın. Pozitif bir bakış açısı aşılamaya çalışın. Öğrencinin dikkatini sürekli yetersiz olduğu eksik olduğu konulara yöneltmeyin, iyi olduğu ve başarılı olduğu alanları da vurgulayın. Olumsuzluğa odaklanmamasına dikkat ediniz. Öğrencinin herhangi bir konudaki eksikliğini dile getirirken uygun bir yöntem bulun ve duygusal olarak olumsuz etkilenmemesine dikkat ediniz. Kaygı yaşayan öğrencilerin anne - babaları ile birlikte karşılıklı bu kaygıları ve öğrencinin durumunu konuşun paylaşın. Öğrencilere öneriler: Yaşadığınız kaygıların kaynağını keşfetmeye çalışın ve içsel duygularınızla yüzleşin. En çok hangi düşünceler kaygınızı arttırmaktadır. Bu düşünceleriniz ne kadar gerçekçidir. Bu düşüncelerinizi öğremtnelrinizle, ailenizle konuşun paylaşın. Sınavın anlamı sizin için nedir. Bu anlamları parçalara ayırmaya çalışın, yazın. Olumsuzluğa odaklanmaktan ve sürekli olumsuz düşünmekten vazgeçin. Şimdiye kadar elde ettiğiniz başarıları düşünün. Bu sınavın tamamen bir bilgi ölçme mekanizması olduğunu kişiliğinizi ve değerinizi ölçmediğine kanaat getiriniz. Olumsuz senaryolar kurmaktan vazgeçiniz. Kurduğunuz olumsuz senaryolar olumsuz duygular geliştirmenize neden olacaktır. Fiziksel egzersizler yaparak, yürüyüş yapmaya zaman ayırarak , nefes agzersizleri yaparak rahatlamaya çalışınız. Hoşunuza giden aktivitelere zaman ayırınız. Kendinize hata yapma hakkı tanıyınız, kusursuzluğa odaklanmayın. Düşünce düzeyinde sınavı kendiniz için bir tehdit olmaktan çıkarın. Sınavla ilgili kullandığınız dili değiştirin. Yapamam edemem, başaramam, ne yapacağım gibi sözleri çıkararak yapacağım, başaracağım, üstesinden geleceğim gibi kelimeleri dilinize yerleştirin. Sınavı bir şikayet konusu olmaktan çıkarın. Günlük konuşmalardaki bu değişim duygularınıza olumlu olarak yansıyacaktır. Psikolojik Danışman Ali Rıza Erdoğan | |
|
| | #5 (mesaj-linki) |
Cvp: Psikoloji ile ilgili Makaleler Agresif ve Öfkeli Çocuklarla Yaşamak Yaşam devam ederken gün içinde hangi yaştan olursak olalım birçok duyguyu yaşarız. Bunların bir kısmı sevgi, hoşlanma, eğlenme gibi “pozitif” kabul edilen bir kısmı ise nefret, kıskançlık, kızgınlık ve korku gibi “negatif” veya olumsuz görülen duygulardır. Aslında tüm duygularımız birtakım olayların doğal sonucu olarak doğarlar ve bizi doğru-yanlış, iyi-kötü yapmazlar. Burada asıl önemli olan nokta ne hissettiğimizden çok bunları nasıl yansıttığımızdır. Bu durum sadece biz yetişkinlerin dünyasında yaşanmaz. Örneğin, bebekler hoşlanmadıkları veya olumsuz buldukları durumlarla karşılaştıklarında ağlayarak reaksiyon verirken, 2-3 yaş çocukları bağırarak veya vurarak tepkilerini ortaya koyarlar. Bu yaşlarda öfke patlamaları doğru yönlendirilmeyen çocuklar ileride ciddi anlamda sorunlar yaşayabilirler. Bu sebeple, en erken dönemlerden itibaren çocuğun verdiği saldırgan tepkilerin nedenleri anlaşılmalı ve onları yetiştirirken bazı noktalara dikkat etmelidir. Dikkat edilecek ilk nokta, öfke patlamaları olan çocuğun içinde bulunduğu ev ortamının nasıl olduğudur. Anne ve babanın sorunları saldırgan bir şekilde ele aldıkları bir ortamda onun da bu yolu öğrenmesi kaçınılmazdır. Böyle bir durumda anne ve babanın bireysel tutumları üzerinde yoğunlaşması gerekir. Bunun yanı sıra, hayatında son dönemlerde oluşan; yakın bulduğu birinin ölümü, kardeşin olması, taşınma vs. gibi bir takım değişikliklerde çocuğun agresif davranışlarını arttırabilir. Bu noktaların üzerinde durduktan sonra, bazı çocukların da yukarıda saydığımız temel sebepler olmaksızın diğerlerine göre olaylara ani tepkiler verebildiğini görmekteyiz. Saldırgan ve agresif tepkiler aile içinde zaman zaman kabul edilse de okul yaşantısıyla beraber sorunlar oluşturmaya başlar. Öncelikle sınıfta etiketlenen çocuk zamanla okulda da kötü bir ün sahibi olur. Arkadaşları tarafından dışlanan, öğretmenleri tarafından yaka silkinen çocuk da bir süre sonra bu durumla başa çıkmak için değişik davranışlar geliştirir; genellikle ya okula ilgisini kaybedip buradan soğur ya da okulun kabadayısı haline gelir. Bu noktadan sonra değişim daha zor olacağından baştan bazı önlemler almak gereklidir. Anne ve babalar, öfke kontrolünde sorun yaşayan çocuklarını yetiştirirken bazı noktalara dikkat etmelidir. İlk olarak, öfke kontrolü zayıf olan çocuklarla yaşarken etkili disiplin yöntemlerini uygulamak gerekir. Bu çocukların, yaşamındaki kurallar anne ve baba tarafından ortak bir şekilde, net olarak koyulmalı ve tutarlı bir şekilde takip edilmelidir. Onun bir birey olduğunu hissettirirken yaşamı konusunda sınırları olacağını hissetmelidir. Disiplini ev içinde sağlamaya çalışırken onlara aynı kuralları defalarca hatırlatmak veya bağırmak yerine etkili iletişim yolları kurmak gerekir. Özellikle bu tip çocuklarda yerine getirmesi gereken herhangi bir sorumluluğu veya uyması gereken bir kuralı “bozuk bir plak” gibi söylemek, yalvaran veya kızgın bir ses tonu ile konuşmak değil, sakin, kısa cümlelerle göz kontağı kurularak anlatılmalıdır. Bu yöntemler temel alınarak uygulansa da bazı çocuklara aşağıda okuyacağınız gibi daha farklı yollar uygulamak gereklidir.
Klinik Psikolog Merve Soysal | |
|
![]() |
| |||||
| vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||