| | #11 (mesaj-linki) |
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler Hoşgörülü ve esnek kişiler strese daha dayanıklı Acıbadem Bağdat Caddesi Tıp Merkezi’nden Psikolog Ayşegül Aydın, strese en dayanıklı olanların dünyaya ve insanlara hoşgörüyle yaklaşan, esnek kişilik yapısına sahip insanlar olduğunu söylüyor. Psikolog Ayşegül Aydın, stres ve baş etme yolları hakkında merak edilen soruları yanıtladı. Stres nedir? Stres kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepki durumudur. Stresi kaygı, aşırı uyarılmışlık hali, engellenme, duygusal çöküntü, gerginlik ve çatışmaların hepsi yaratıyor. Kaç çeşit stres var? Günlük stresler (trafik sıkışıklığı ve ev yaşamındaki sıkıntılar, aksamalar), gelişimsel stresler ve hayat krizleri olarak üçe ayırabiliriz. Gelişimsel stresler, kişinin kronolojik yaşıyla bağlantılı yaşanan ergenlik, orta yaş krizleri, menopoz dönemi krizleri olarak sıralanabilir. Hayat krizleri ise, insan hayatına önemli ölçüde yön veren, etkileyebilecek olaylardır; ölümler, boşanmalar, ayrılıklar, hastalıklar gibi. İki kişi de aynı stresi yaşıyor. Ama biri daha çok etkileniyor, neden? Genel anlamda stres, kişinin biyolojik ve psikolojik dengesinin bozulmasına gösterdiği tepkidir. Psikolojide kullanılan stres ise kişinin stres kaynaklarını nasıl algıladığı ve yorumladığına ilişkin bir tanım. İki kişi de aynı şeyi yaşıyor ama biri diğerinden daha çok etkileniyor, diğeri ise psikolojik strese daha dayanıklı oluyor. Çünkü herkesin dayanma gücü birbirinden farklı. Bunun altında kişilik özelliklerimizin, sosyal desteğin olması, maddi yeterlilikler ve de en önemlisi geçmiş yaşantıların çok önemi var. Geçmişte şu andaki durumuna etki edecek bir stres yaşamışsa kişinin bakışı daha farklı oluyor. Streste yüksek risk altındakiler kimler? Günlük yaşam krizlerinin ve mücadelenin çok fazla yaşandığı ve başa çıkmanın zorlaştığı meslekler. Örneğin öğretmenlik, polislik, fiziki koşulları zorlayıcı, tozlu, gürültülü, aşırı sıcak ya da soğukta çalışılan, vardiyalı işler ya da gece işleri, yoğun rekabet ve zaman baskısı altında çalışan cerrahlar ve gazeteciler yüksek risk altındaki kişiler. Bir de psikolojik talebin fazla olduğu ama inisiyatif kullanılamayan sekreterlik gibi meslekler yüksek risk altında. Strese dayanıklı kişilerin en belirgin özellikleri nelerdir? Strese dayanıklı olabilmek için katı olmamak gerekiyor. Yani bu esnek yapıyı insan ilişkilerine yansıtmak, en küçük hatalarda parlamamak, affedici olmak, şans vermek gerekiyor. Esnek kişilik deyince şu özellikler ön plana çıkıyor: Esnek kişilik yapısındaki kişiler iş ve sosyal çevrelerinden kopuk olmamak Olaylara daha geniş açıdan bakabilmek İyi iletişim kurmak Rekabet, saldırganlık, gibi durumlarını kontrolde tutabilmek Yaşamdan ve insanlardan olumlu beklentileri olmak Gelecek planları bulunmak Mücadele ve değişiklikten zevk almak Aşırı mükemmeliyetçi olmamak Her şeyi kontrol saplantıları bulunmamak Hoşgörülerini hep en üst düzeyde tutmaya çalışmak Stres yönetiminde başarısız olan kişiler neden başaramıyor? Çünkü bu kişiler yanlış baş etme stratejilerini çok kullanıyor. Ya uygun olmayan kaçma, saldırganlık ya da içe kapanma gibi davranışlar geliştiriyorlar. Ya da çok fazla mücadele ederek kendi imkanlarını zorluyorlar. Başarısız olunca da alkol ve sigaraya başvuruyorlar ki bu da uzun vadede fizyolojik ve psikolojik bağımlılığa yol açıyor. Bir diğer yanlış strateji de görmezden gelme, başkalarını suçlama, inkar gibi kendini aldatmaya yönelik davranışlar. Fiziksel aktiviteyi öneriyor musunuz? Kesinlikle öneriyorum ama bunun doğru nefes teknikleri ve birtakım gevşeme teknikleri ile uygulanmasının daha yararlı olacağı inancındayım. Bedende rahatlama sağlanması bireyin duygu ve düşüncedeki olumsuzluklarla çok daha kolay baş edebilmesini sağlar. Ağır sporları önermiyoruz; sevdikleri fiziksel egzersizleri yapmalarını istiyoruz. Zorlanmadan yapabilecekleri açık hava yürüyüşlerinin bile çok yararlı olduğuna inanıyoruz. Bu aynı zamanda kaliteli ve derin uyku alınmasını da sağlar ki bu durum stresle baş etme için önemli faktörlerden biridir. İşyerinde stres yaratan zor kişiliklerle çalışmak nasıl bir durum? Bu tür kişiliklerle çalışılırken, eğer zor kişilik bir yöneticiyse birlikte çalıştığı kişiler zaman kısıtlaması yaşıyor. Yönetici, altında çalışan kişiye zaman baskısı altında birçok iş verebiliyor. Böyle oluca da, o kişi o işi zamanında ve tam yapamıyor; "Başarısız mıyım acaba" diye kendini değersiz, yetersiz hissedebiliyor. Yetiştirememesini kendi başarısızlığı olarak algılıyor, yükselememe endişesi taşıyor. Stresi yenmede hangi yöntemler kullanılıyor? Stresli kişinin, öncelikle içinde bulunduğu olumsuz fiziksel koşulları ve yanlış davranış biçimlerini değiştirmesine yönelik birtakım davranışçı tekniklerle bu işe başlıyoruz. Örneğin, kişinin kendine sakin bir çalışma ortamı yaratmasını, daha etkin bir zaman planlaması içine girmesini sağlamak gibi. Daha sonrasında kişinin otomatik olumsuz düşüncelerini olumlularla değiştirmeye çabalıyoruz. Bazı durumlarda, stresle kişinin depresif belirtileri, kaygıları artıyor, uyku sorunları oluşabiliyor ya da yanlış başa çıkma sonucu alkol, sigara tüketimine bağlı bağımlılıklar oluşabiliyor. Böyle olunca sorunu daha kapsamlı çalışmamız gerekiyor. Psikolojik testler, uygun psikoterapi ve gerekli durumda farmakolojik tedavinin birlikte uygulanması en etkin tedavi oluyor. | |
|
| | #12 (mesaj-linki) |
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler Uyku Pozisyonuna Göre Kişiliğiniz Uyku üzerine araştırma ve analizler yapan uzmanlara göre, 6 ortak uyku pozisyonu ile farklı kişiliklerle ilişkili.. İşte uyurken yatış pozisyonunuzun anlamları.. ![]() Cenin şeklinde yani anne karnındaymış gibi kıvrılarak yatmak, dışa dönük ancak duygusal, hassas bir kalbe sahip olduğunuzu gösteriyor. Bu tür kişiler birisiyle ilk buluşmalarında utangaç olabilir ancak kısa sürede rahatlarlar. Araştırmalarda 1000 kişiden % 41'i bu şekilde uyuduğu belirlenmiş. Kadınların erkeklerden 2 kat daha fazla bu poziyonda uyuduğu da tespit edilen diğer bir bulgu.. Kollar yanda dik yatış.. Çoğu kişi kollarını her iki tarafa sarkıtıp dik şekilde uyuyamaz. Bu şekilde uyuyunlar rahat, kalabalığa alışkın, yabancılara güvenen, sosyal insanlardır.. Buna rağmen, bazen kolay aldanabilirler.. Her iki kolunu kıvırarak ellerini yastığın yanına veya omuz hizasına koyan kişiler doğal insanlardır. Şüpheci, kuşkucu, iyiliğe şüpheyle bakan özellikler taşıyabilirler. Düşünceleri zor veya yavaş değişir. Bir karar aldıklarında, bunu değiştirmekten hiç çok hoşlanmazlar. Asker yatışı.. Kollar vücudun yanlarında rahat bırakılmış yüz yukarı şekilde, sadece baş sağa sola dönecek şekilde yatanlar, sakin, sessiz, vakur, ağzı sıkı kişilerdir. Gereksiz yere konuşanlardan, ortalığı velveleye veren insanlardan hoşlanmazlar. Kendilerini diğer kişilerden yüksek olarak konumlandırırlar. Yüzü koyun (serbest düşüş) yatış.. Yüzü koyun yani bacaklarınız aralık ve düz, kollar baş hizasında yastığın üzerinde olacak şekilde, başını sağa-sola çevirerek yatanlar, topluluk, sürü halinde yaşamayı sever. Başkalarından çok kendilerini önemserler.. Bunun yanında sinirli, huzursuz ve içli, kolay incinen kişilerdir. Eleştirilmeyi veya uç durumları sevmezler. Deniz yıldızı yatışı.. Yüz yukarı, kollar başın her iki yanına yastığa konulmuş açık, bacakları sağa ve sola açık biçimde yatanlar iyi arkadaş olurlar. Bu tür kişiler her zaman başkalarını dinlemeye hazırdır ve yardım istediğinizde yardımcı olurlar. Genellikle ilgi odağı olmaktan hoşlanmazlar. Hangi pozisyon sağlıklı? Sağlık açısından yüzü koyun yatmak sindirimi durdurur, deniz yıldızı ve asker pozisyonlarında horlama ile sıkça karşılaşılır, kötü uyunmasına neden olur. Midenin baskılanmadığı, kolay nefes alınan düz bir yatış gece boyunca sağlıklıdır. Rahat uyku sağlar, horlamayı azaltır. Uyuyan kişiler nasıl yattığının farkında olmadığı için, bu şekilde yattıklarında bile çok iyi yku uyumaları her zaman mümkün olmayabilir. Bu tür araştırmalarda ayrıca, çoğu insanın uyku pozisyonunu değiştirmekten hoşlanmadığını da ortaya koyuyor. Buna göre insanların sadece % 5'i her gece farklı bir pozisyonda uyuduğunu belirtiyor. | |
|
| | #13 (mesaj-linki) |
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler Sigara Bıraktıran İlaç Psikoloji Bozuyormuş Tiryakinin derdine zehirsiz çözüm olarak tanıtılan , sigarayı bıraktıran ilaç Chantix’in başta intihar olmak üzere bir dizi davranış bozukluklarına ve psikolojik sorunlara yol açtığı belirlendi. Chantix'e ilişkin açıklama yapan Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), bunu kullanan insanlarda intihar girişimi, intihar etmeye eğilim ve depresyon gibi psikolojik sorunlar ortaya çıktığını duyurdu. FDA, beyinde nikotinden haz alma merkezlerini körelterek sigara içme isteğini azaltan Chantix'in üreticisi Pfizer'dan ilacın kutusunun üstüne yan etkilerini gösterir uyarı yazısı eklemesini istedi. Uzmanlar ilacın insanın psikolojisini bozduğu gibi, aynı zamanda geçmişte yaşanan bir psikolojik rahatsızlığın yinelemesine de neden olabileceği uyarısında bulunuyor. Pfizer firmasından yapılan açıklamada ürünün olası yan etkileri konusunda ilacın kullanma talimatı ve kısa ürün bilgilerinin gücellendiği, ancak, kutu üzerine uyarı yazısı yazılmasının gündeme gelmediği belirtildi. Yapılan açıklamada şöyle denildi: “Pfizer ve FDA tarafından, Chantix ürününün Amerika'da pazara sunulmasını takiben yapılan değerlendirme sonucunda; hastaların ve sağlık çalışanlarının ilacın olası yan etkileri konusunda bilgilenmeleri amacıyla ilacın kullanma talimatı ve kısa ürün bilgileri güncellenmiştir. İlaç kutusu üzerinde ise herhangi bir uyarı yazısının yer alması gündeme gelmemiştir. Söz konusu güncellemeler, Türkiye'deki ruhsat otoritelerine ve Sağlık Bakanlığı'na bildirilmiştir.” Türkiye'de satışı ruhsat aşamasında olan ilacın bazı kesimler tarafından kullanım amacıyla yurt dışından bu ilacı getirtildiği belirtiliyor. 2006 yılında FDA'dan satış izni alan Chantix, bugüne kadar, doktorlar tarafından sadece ABD'de 4 milyon kez reçetelere yazıldı. Viagra'dan sonra Pfizer’in ürettiği en başarılı ilaçlardan olarak bilinen Chantix, üretici kuruma 2007 yılı içinde 883 milyon dolarlık gelir sağladı. | |
|
| | #14 (mesaj-linki) |
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler Üniversite Öğrencilerinin depresyon haritası! Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) öğrencileri arasında yapılan araştırmada, sınıf seviyesi yükseldikçe depresyon puanının arttığı, kız öğrencilerin, erkek öğrencilere göre daha depresif olduğu belirlendi. AİBÜ Tıp Fakültesince, merkez kampüsteki 7101 öğrenciye uygulanan anketle ruhsal bozukluklar açısından tarama yapıldı. Prof. Dr. Cengiz Kılıç ve Yrd. Doç. Dr. Özden Arısoy’un önderliğinde psikolog ve araştırma görevlilerinden oluşan ekibin yürüttüğü "AİBÜ Öğrencilerinde Depresyon" araştırmasının "genel ve ilk sonuçlarına" göre, sınıf seviyesi yükseldikçe depresyon puanı artıyor. İki yıllık bölümdekilerin depresyon puanı en düşük, 6 yıl ve üstü gruptaki öğrencilerin ise en yüksek olduğu belirlenen araştırmada, Pamukkale Üniversitesi ve GATA’daki çalışmalarda da benzer bulgu saptandığı, ODTÜ’de ise 1. sınıflarda depresyon puanının daha yüksek olduğu dile getirildi. Ayrıca AİBÜ’de kızlar, erkeklere göre "anlamlı olarak" daha depresif. Bunun, kadınlarda depresyonun erkeklerden daha fazla görüldüğü bulgusu ile uyumlu olduğu bildirildi. DEPRESYON PUANI MÜHENDİSLİKTE EN YÜKSEK Depresyon puanı, Mühendislik’te en yüksek iken, Tıp Fakültesi’nde en düşük çıktı. Eğitim ve İktisat Fakültesi öğrencilerinin bu puanları, Fen-Edebiyat Fakültesindekilerden "anlamlı olarak yüksek." AİBÜ öğrencilerinin ortalama depresyon puanı 10.83 olarak bulundu. Araştırmada ODTÜ, Hacettepe, Cumhuriyet ve Pamukkale üniversiteleri ile GATA’daki taramalarda ortalama 13 puan iken, ABD’deki üniversite öğrencilerinde bu rakamın 7.6 olduğu vurgulandı. Kızlarda depresyon puanı erkeklerden yüksek. GATA ve Kanada’daki çalışmalarda da kız öğrencilerde depresif belirtiler yüksek bulundu. Araştırmaya göre, "stresli yaşam olayı" sayısı, okuldaki yıl sayısına bağlı olarak artıyor. Bu sayı, yaş artıkça da artıyor. Depresyon gelişimi açısından en güçlü belirleyicinin özellikle "son 1 yıldaki yaşam olayları" olduğu belirlendi. DEPRESYON, SOSYAL DESTEK VE DİNDARLIK İLİŞKİSİ Araştırmada, depresyon düzeyleri ile öğrencilerin kendi bildirimine göre sosyal destek algısı ve dindarlık düzeyi ilişkisi de incelendi. Kız öğrencilerin ve ailesiyle beraber yaşayanların "dindarlık puanları" daha yüksek çıkarken, erkeklerin ve ailesiyle yaşamayanların sosyal desteğinin daha yüksek olduğu görüldü. Dindarlık puanı, Sağlık Yüksek Okulu’nda en yüksek, Tıp’ta en düşük. Bu puanın en yüksek 1. yıl öğrencilerinde, en düşük 6 yıl ve üstü okuyanlarda olduğu belirlendi. Sosyal destek puanı ise en düşük Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu, en yüksek Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencilerinde tespit edildi. Bu puanın, 2 yıllıklarda en yüksek, 6 yıl ve üstü okuyanlarda en düşük olduğu belirlendi. Analizde, "Ailesiyle yaşayanların daha dindar olmasının, geleneksel aile yapısıyla", "Aileden ayrı yaşayanların sosyal destek algısının daha yüksek olmasının, yaşam koşulları gereği sosyal alışkanlıklarının farklılaşması ve arkadaşları ile daha fazla zaman geçirmesiyle" ilgili olabileceği belirtildi. Analizde şöyle denildi: "Depresyon düzeyi, dindarlık düzeyi ile negatif yönde ilişkilidir. Literatürde bu konuda uzlaşma yoktur. Depresyon düzeyi, sosyal destek algısı ile negatif yönde ilişkilidir. Bu bulgu literatürle uyumludur. Yani sosyal destek arttıkça depresyon azalmaktadır. Sosyal desteğin ruhsal hastalıkları önleyici etkisi bilinmektedir." Anketlerde depresyonu olduğundan şüphelenilen öğrenciler, tam tanıya ulaşılabilmesi amacıyla AİBÜ İzzet Baysal Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğinde muayene edildi. 37’si erkek, 48’i kız toplam 85 öğrencinin 30’unda majör depresyon tespit edildi. -EN YAYGIN RUHSAL BOZUKLUK DEPRESYON- Araştırmada, üniversite çağının, yaşamın önemli bir parçasını oluşturduğu, ergenlik dönemi gibi bir yaşam krizinin hemen ardından başladığı vurgulanarak şöyle denildi: "Buna ek olarak farklı bir ortam ve çevresel değişiklikler de genci zorlamakta ve değişik problemlerle yüz yüze getirmektedir. Bu problemler öğrencilerin akademik, sosyal, kişisel ve ruhsal yaşantılarını önemli düzeyde etkileyebilmektedir. Ülkemizdeki saha araştırmalarında tespit edilen en yaygın ruhsal bozukluk depresyondur." 1997’de toplumda klinik depresyonun hayat boyu tekrarlanma sıklığının yüzde 10 dolayında olduğu, üniversite öğrencilerinde de depresyonun sık rastlanan bir bozukluk olduğu vurgulandı. Öğrencilerdeki depresif ruh hali, dikkatini toplayamama, halsizlik, isteksizlik, uyku bozuklukları gibi belirtilerin ders başarısı için gerekli işlevi olumsuz etkilediği kaydedildi. Ders başarısının düşmesinin de depresif belirtileri arttırabileceği dile getirildi. | |
|
| | #15 (mesaj-linki) |
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler Bilinç Altına İnmeye Sınırlama İngiltere'de psikoterapi seanslarına yeni düzenleme getirme hazırlıkları, uzmanlar ile hükümet arasında yeni bir polemiğin fitilini ateşledi. Düzenlemeyle, ruhsal bozuklukları tedavi etmek için konuşma seansları düzenleyen ve hastanın bilinç altına inen terapistlerin, hastada görülen semptomlarla nasıl mücadele ettiğini, bağlı olduğu bir kuruma açıklaması zorunlu olacak. Ayrıca seansların nasıl ve hangi yöntemlere göre yapılacağına dair rehber niteliğinde bir uygulama kitapçığı da hazırlanacak. Böylece yanlış yöntemler kullanılarak hastaların sorunlarının daha da ağırlaşmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor. Ancak, temeli ilk kez ünlü bilimadamı Sigmund Freud tarafından atılan ve hastanın bilinç altına inerek sorunların çözülmeye çalışıldığı psikanaliz yönteminin belirli bir düzenlemeye ve sınırlamaya tabi tutulacak olması, tepki çekti. BİRÇOK VAKADA İŞE YARAMAZ Yeni düzenlemeye muhalif bilimadamları, hastanın bilinç altına inmeden sadece spesifik semptomlara dayalı bir tedavi yönteminin bir çok vakada işe yaramayacağı görüşünde birleşiyor. Psikanalistler, "açık uçlu ve terapinin keşif yöntemini izleyen" doğasının, yasaların dışına çıkmak anlamına gelmemesi gerektiğini savunuyor. İngiltere'deki Freud yöntemleri Analiz ve Araştırma Enstitüsü Başkanı Darian Leader da konu hakkında şu yorumu yaptı: "Bu yeni sistem yalnızca beslenme bozuklukları ve depresyon gibi birtakım fiziksel semptomları olan sorunların çözümü için belki yetebilir. Ancak psikanaliz yönteminde terapinin ne noktaya gideceği, ne kadar seans devam edeceği, nasıl geri dönüşümler alınacağının ucu hep açıktır. Kavramsal terapi yöntemlerinin aksine yalnızca belirgin bir semptomu yok etme amacı taşımaz." 2011'DE UYGULAMAYA GİRİYOR Henüz hazırlık aşamasındaki yeni uygulama önümüzdeki yıl kamuoyu ile paylaşılacak. 2011 yılında da uygulamaya sokulması bekleniyor. Düzenlemeye uymayan uzmanlaa ise, ceza verilmesi öngörülüyor. Düzenleme gereği psikanalistlere, farklı durumlarda nasıl bir terapi yöntemi izleneceklerini gösteren 450 farklı rehber hazırlanacak. Leader ise "Eğer bu kural uygulamaya konursa asla işlemez. Freud'un izinden giden psikanalistler için bu ülkede çalışmanın bir anlamı kalmaz" diyerek uyarıda bulunuyor. PSİKANALİZ NEDİR? Psikanaliz, Sigmund Freud'un çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik kuramlar ve yöntemler ailesidir. Bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır. Amaç, hastanın özgürlüğü kısıtlayan eski ilişki kalıplarından kurtulmasına yardım etmektir. Günümüzde ise, yöntemin bilimsel geçerliliği konusunda şüpheler bulunuyor. TÜRK UZMANLAR NE DİYOR? Uygulamada zorluk çıkabilir İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan: İngiltere'deki gibi kriter getirme şeklinde bir yöntem, uygulamada bazı zorluklar çıkartabilir. Bu konuda bir standardizasyon yapılabilir mi kesin birşey söylemek zor. Tıpta hiçbir zaman yüzde 100 ya da yüzde 0 gibi rakamlar yoktur. Hele iş psikiyatri olunca bu daha da zordur. Çünkü özneye göre uygulanan yöntemin başarısı da farklılık gösterir. Türkiye'de hiç kontrol yok Psikiyatr Özkan Toktaş: Türkiye'de psikiyatr olup psikanaliz yöntemini kullanan oldukça az. Böyle bir durumda kişiler çok rahatlıkla yetkileri olmamasına rağmen tedaviyle uğraşabiliyorlar. Danışmanlık adı altında psikanaliz yaptığını söyleyebiliyor. Türkiye'de kurs bitirmiş herkes bunu yapabiliyor. Bizde ne bir kontrol var ne bir sorumluluk. Ciddi psikozlara bile sebep olsalar sorumlu kabul edilip haklarında dava açılamıyor. | |
|
![]() |
Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Psikoloji ile ilgili Makaleler | _PaPiLLoN_ | Psikoloji ve Psikiyatri | 38 | 4 Gün Önce 22:47 |
| Ermenilerin Türklere yaptığı katliamla ilgili haberler nelerdir? | Ziyaretçi | Soru-Cevap | 1 | 3 Hafta Önce 15:55 |
| Adli Psikiyatri | _PaPiLLoN_ | Psikoloji ve Psikiyatri | 0 | 16-09-2008 17:08 |
| Anti-Psikiyatri Nedir? | AeraCura | Psikoloji ve Psikiyatri | 0 | 09-03-2008 04:25 |
| Psikiyatri ve Psikoloji Arasındaki Farklar | _PaPiLLoN_ | Psikoloji ve Psikiyatri | 0 | 22-11-2007 00:22 |
| |||||
| MsXLabs® MK - Copyright ©2005 - 2008 | MsXLabs® ve Mavi Karanlık® tescilli markalardır. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||