Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Psikoloji ve Psikiyatri
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 11-01-2008   #1 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler



Kişilik bozukluğunun sebebi çocukken yaşanan travmalar


Borderline, tıp dilinde 'kişilik bozukluğu' olarak tanımlanıyor. 20'li yaşlarda gözlenen bu hastalık, en fazla çocukluk dönemi zor ve sıkıntılı geçen insanlarda ortaya çıkıyor.

Aşırı sevgisiz ve sorunlu büyümenin kaynağı da boşanma ve alkol alan ebeveynler olarak gösteriliyor. Anne-bebek ilişkisinde, bebeğin anneyle oluşturması gereken bağlanma-ayrılma ve kendine özgü bir insan olma sürecini tamamlayamayan kişilerde görülen hastalığı değerlendiren psikolog İlknur Peder Bıyık, hastalığın genellikle aşırı ihmal edilmiş çocuklarda görüldüğünü belirtiyor.


Terk edilme korkusu yaşarlar

Borderline kişilik bozukluğu olanlar, aşırı terk edilme korkusu yaşar. Bunu engellemek için tehdit etme, intihar girişiminde bulunma gibi yollara başvurabilir. İnsanlara aşırı bağlıyken nefret etmeye başlar. Yani, bir borderline kişilik bozukluğu olan kişi ile herhangi bir ilişkiniz varsa, dünyanın en mükemmel insanı, eşi, doktoru ve arkadaşı iken, aşırı idealize edilmişken, aniden yerin dibine batırılma riskiyle karşı karşıyasınızdır.

Borderline özelliklerine sahip kişilerin, çocukluk dönemlerinde fiziksel, cinsel veya duygusal olarak taciz edildiklerini aktaran psikolog İlknur Peder Bıyık, parçalanmış ailelerde çocuğa anne, teyze, anneanne, babaanne ve bakıcıların sürekli değişerek bakması ya da bu durumdaki çocukların anne-babaları tarafından duygusal açıdan ihmal edilmelerinin hastalığı tetiklediğini kaydediyor. Özellikle ayrılma önce ve sonrasında yetişkinlerin psikiyatrik sorunlar yaşadığını, annelerde kararsızlık ve depresyon, babalarda ise eve gelmeme ve sürekli kavga etmenin karakter bozukluklarını ortaya çıkardığını, sürekli alınan alkolle birlikte ailelerin saldırgan davranışlarının en başta çocuklar üzerinde arttığını belirtti.
Psikolog Bıyık, "Duyguları sürekli değişir, insanlarla olan ilişkileri yoğun ve fırtınalıdır. Büyük ihtimalle, değer verdiği insanlara tutunmak için çılgınca bir çaba sarf ederken bir yandan da kaybetme korkusundan kaçınmak için onları önemsizleştirmeye alışır. Yalnızlık duygularını uzaklaştırmak için çevresini insanlar ile doldurur, hatta sevmediği ya da anlaşamadığı insanları bile kabul eder." dedi.

Yıllar içinde bu durumun kendine güven duygusunu ortadan kaldırdığını, güvensizliğin kendisini seven kişilere karşı bile dışlanmış ve yalnız hissetmesine sebep olacağını anlatan Bıyık, muhtemel bir ölüm, ayrılık ya da terk edilme ihtimali karşısında kendisini tehdit altında hissedip, çevresine karşı aşırı öfke, aşağılama ya da sözlü saldırılar ile tepki vermeye başlayacağını söyledi. Borderline özellikleri olan kişiler kendini aşırı başarılı ve güvenli bulurken, bir anda çok kötü de hissedebilir.
Borderline kişilik bozukluğu olan kişiler öfkelerini kontrol etmekte zorlanır. Baş edemedikleri bir sorun olduğunda kontrollerini tamamen kaybedebilirler. Aşırı şüpheler, korkular oluşabilir. Depresyon sıklıkla görülür ve riskleri artar. Söz konusu davranışları ergenlik yıllarında gençlerde görülen davranışlarla karıştırılmamalıdır.


Tedavi için zorlu bir terapi gerekir
Borderline, yani kişilik bozukluğu rahatsızlığı olanlar için uzun ve zor bir terapi gerekir. Alkol, uyuşturucu ve sigaradan uzak durulması sağlanmalıdır. İnsanları iyi ve kötü diye ayırdıkları için, herkese buna uygun rol verir, o rollere girmemek gerekir. Melek ya da şeytan olmadığınızı, hem iyi hem kötü özellikleri olan bir insan olduğunuzu ona gösterin. Hastalığı iyi anlayarak, olayları değerlendirmek gerekir. Yakınındaki kişilerinde zor ve yıpratıcı bir dönem geçireceği için profesyonel yardım almaları gerekir. Onlara sürekli dengeli sevgi ve ilgi, sağlıklı aile ortamında verilmelidir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-01-2008   #2 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile İlgili Haberler

Stresle başetmenin 6 yolu

Strese karşı canlının durumu, düşmanla karşılaşan ordu gibidir. Savaşı kazanamaz ya da kaçamazsa bu hastalık demektir

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, ''Strese karşı canlının durumu, düşmanla karşılaşan ordu gibidir. Savaşı kazanamaz ya da kaçamazsa bu hastalık demektir'' dedi.

Prof. Dr. Çelikkol, stresle baş edebilmenin önemine dikkat çekti. Stres karşısında canlının durumunun, düşmanla karşılaşan orduya benzediğini anlattı.

Prof. Dr. Çelikkol, "Strese karşı canlının ilk tepkisi savaşmak veya kaçmaktır. Bir ordu düşmanla karşılaşırsa savaşır, eğer gücüne güvenemezse geri çekilir veya
kaçar. Stres karşısında canlının durumu da böyledir. Stresten kaçabilirse kaçar. Kaçamazsa savaşır, yener veya yenilir. Yenilmesi hastalık demektir" diye konuştu.

Stresin, yöntemini bilmek koşuluyla korunabilecek bir düşman olduğunu anlatan Prof. Dr. Çelikkol, " Stres psikosomatik bozukluk dediğimiz hastalıkların meydana gelmesine ya da belirtilerinin artmasına yol açar. Hipertansiyon, mide ülseri, cilt bozuklukları gibi hastalıklar, bedensel olmakla birlikte, oluşumunda ruhsal nedenlerin, stresin etkili olduğu bilinmektedir" dedi.

Stresle baş etmenin yolları

Prof. Dr. Çelikkol, stres konusunda herkesin başvurabileceği, birden fazla koruyucu ve tedavi edici tekniklerin olduğunu belirterek, şu tavsiyelerde bulundu:

* Hayata karşı olumlu bir tutum benimseyin.
* Her şeyi kontrol edemeyebileceğinizi kabul edin.
* Gevşeme tekniklerini öğrenin ve uygulayın, düzenli olarak egzersiz yapın.
* Sağlıklı ve dengeli beslenin, yeterince uyuyun ve dinlenin.
* Stresinizi azaltmak için alkol veya sigaradan yardım beklemeyin.
* Sosyal bir çevre edinin, zamanınızı etkili şekilde kullanmaya çalışın.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-01-2008   #3 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile İlgili Haberler

Tek çocuklar depresyon riski altında

Tek çocuklu ailelerin yaptığı tutum yanlışlarının olumsuz sonuçları olabilmektedir. Evde çocuğu için adeta bir taht hazırlayan ve tek amacı çocuğunun mutlu olmasını isteyen ebeveynler aslında çocuklarına zarar veriyorlar.

NP GRUP Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi’nden uzman çocuk ergen psikiyatristi Dr. Serdar Alparslan ebeveynleri uyardı ve " Tek çocuğu olan anne babalar hem ilk kez böyle bir deneyim yaşamalarından hem de anne baba sevgisinden istemeden çocuklarına sınırları öğretmek de ve disiplinize etmekte zorluk çekmektedirler. Buna aile büyüklerinin de çocuğun her istediğini yapması da eklenince çocuk o evin kralı gibi hissetmeye başlarlar" dedi.

Alparslan, "Tek çocuklu ailede çocuk bir nevi anne-babayı köleleştirir. Çocuğun her istediğini o mutlu olsun diye anında yaparlar" hatırlatmasında bulunarak, "Anne babaların birde biz bunları görmedik bari çocuğumuz rahat yaşasın diye çocuğu hediye ve paraya boğarlar. Buraya kadar problem yok çünkü burada anne-baba da çocukta memnundur.

Çocuk büyüdükçe toplum içine girmeye başladıkça durumun farklı olduğunu anlar. Okula başlayınca gerçekle yüzleşir. Aslında bir kral olmadığını okulda anlamıştır ve hayal kırıklıkları yaşamaya başlar. Öteki arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşer. Diğer arkadaşlarda çocuğun aşırı ilgi istemesinden ve her istediğini yaptırmaya çalışmasından hoşlanmaz ve onu aralarına almayarak dışlarlar" şeklinde konuştu.

Alparslan, "Dışlanan çocukta depresyon başlar ve bu durum derslerini yavaş yavaş etkilemeye başlar. Böylece çocuk asosyal bir insan olma yolunda ilk adımları atılmıştır. Bir anne-babanın iyi niyetli başlayan davranış modeli çocuğun ileriki yaşamında kötü etkiler bırakabilir. Bu nedenle yeni anne baba olanlar muhakkak bir danışmanlık almalıdırlar. Yoksa çocuklarına nasıl davranacakları konusunda hata yapabilir ve çocuğa kalıcı zararlar verebilirler" dedi.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-01-2008   #4 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile İlgili Haberler

Aldatan erkekler panikatak oluyor

Uzman klinik psikologu Yıldız Burkovik, panitak rahatsızlığını anlattı ve belirtilerini sıraladı. Burkovik, bu rahatsızlığın en çok aldatan erkeklerde görüldüğünü açıkladı.


Panik atak en çok yaşanan psikiyatrik şikayetlerden birisi. Ani olarak, beklenmedik bir anda ve yerde ortaya çıkan bir hastalık. Çoğunlukla 5-10 dakika veya 20-30 dakika ya da ender olarak bir veya birkaç saat sürebiliyor. Panik Bozukluğu tanılı hastaların % 75-80'i kadınlardan oluşuyor. Toplum içinde görülme sıklığı % 1,5-3,5 arasındadır.

Kişi atak sırasında şu duygulara kapılıyor:

·Eyvah kalp krizi geçiriyorum.
·Kalbim ağzımdan çıkacak.
·Boğuluyorum
·Nefesim kesiliyor
·Göğsümü bir yumruk tıkadı
·Dengemi kaybediyorum
·Bayılacağım
·Beyin kanaması geçiriyorum
·Yer ayağımın altından kayıyor
·Aklımı kaçırıyorum
·Çıldırıyorum
·Kontrolümü kaybediyorum
·Yüz felci geçiriyorum
·Kollarım benim değil gibi
·Bacaklarım kopmuş gibi
·Dizlerimin bağı çözüldü
·Tüm vücudum yanıyor, biber sürülmüş gibi

Yıllardır bu konular üzerinde çalışan NP GRUP Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi Uzman Klinik Psikologu ve 4 yıldır SKY TURK’te PSİKOYORUM programını sunan Yıldız Burkovik ilginç bir klinik deneyimini bizlerle paylaştı.

Psk. Yıldız Burkovik, "Eşlerini aldatan erkler genellikle panik atağa maruz kalıyor" diyor. Klinik deneyimlerinin kendisini bu sonuca vardırdığını belirtiyor. Aldatmanın temelindeki heyecanının önemli bir duygu durumu olduğunu söyleyen Burkovik, klinik gözlemlerine ilişkin olarak şunları paylaşıyor:

“Gizli ve saklı bir olayı yaşamak insanı daha çok heyecana sevk eder. Başarma, başarılı olma, iki veya üç ya da birkaç kişiyi birden idare edebilme kolay bir durum değildir, tüm tilkilerin kuyruklarını birbirine dolamadan kendi çevrelerinde dönmeleri gibi.

İdare edebilme derken, bir kişinin bir diğerinden haberdar olmaması yani kuyrukların bir diğerine dolanmaması, aldatmayı yapan kişi için bu durumu sağlayabilmek stratejik bir hadisedir ve kişi bunu başardıkça haz duyar, kendisini güçlü hisseder. Ancak bir zaman sonra kayıplarının ne olabileceğini fark etme düşüncesi devreye girmeye başlar, başlarda bir oyun gibiyken bu durum giderek daha gerçekçi olmaya başlar. Çünkü artık, günlük yaşam içinde daha çok zaman geçirilen ikinci kişi, kendisine daha fazla zaman, sevgi ve şefkat istemeye başlar ve kıyaslamalarla sorumlulukların artışı devreye girer.

Başlangıçta bu durumu hesaplamayan, ‘gerekirse daha sonra düşünürüm’ diye boş veren ya da düşünmeyi erteleyen erkek veya kadın bir zaman sonra kaygı duymaya başlar. Ve aslında yasak bir ilişki başlangıçta tatlı bir heyecan iken sıkıntıya dönüşmeye doğru yol alır ve iç sıkıntısı kaygı diye adlandırılan anksiyete kendisini göstermeye başlar.

Bu sefer ortaya eşin ve sevgilinin birbirlerini fark etmemeleri üzerine stratejiler kurma oyunu devreye girer, ancak bu oyun daha tehlikeli olmaya başlar, çünkü başlarda” önemli değil sadece zamanı beraber hoş geçirelim” diye başlanan ilişki artık ciddi düşüncelerle dolmaya başlamıştır. Hesaplar değişir, diğer kişi sürekli telefonlarla aramaya başlar ki, bu sefer asıl eş de çeşitli işaretlerden dolayı durumu fark etmeye başlayacaktır.

Doğal olarak sıkıntı artar ve kişiler artık her an bir şey olabilir beklentisine kapılırlar. Kimi zaman nefesler tutulur; düşünceye dalıp da kaygı çoğaldıkça insanın nefesi de değişmeye başlar, sık ya da tutuk alınan nefesler düzeni bozar ve iç sıkıntısı derin düşünceyle birlikte karşılaşınca hatalı nefeslerle birlikte panik atak kendisini göstermeye başlar.

Hatalı nefes kişinin kasılmasını, kaslarının gergin olmasını sağlar ve algılamada zorluklar kaygının çoğalmasına sebebiyet veriri ve kalp çarpıntısı kendisini gösterir. Her an bir şey olacak hissi ve beklentisiyle panik duygusu artık daha belirginleşir. Rahat bir yaşamda iken bir küçük heyecan uğruna hesaplanamayan rahatsızlık bu şekilde devreye girer. Terapilerde panik atak ya da bozukluk şikayeti ile gelenlerde daima bir kaygı oluşturacak durum vardır, bu kaygının niteliği herkese göre farklıdır. Tedirginlikler birleşerek sıkıntıyı daha da arttırır
.
Sıkıntının kaynağı evlilik dışı ilişkiler

Terapilerde panik atak hastalarıyla yapılan görüşmelerde daima sıkıntının ana kaynağına inmeye çalışırız bu kaynağa baktığımda pek çok olayda altta aldatma olayı sonrasında yaşanan panik ataklar dikkatimi çekti, bu nedenle sıkıntının kaynağını araştırırken sorduğum soruların içinde ‘evlilik dışı bir ilişkiniz var mı?’ sorusunu da mutlaka soruyorum.

Sanal aldatmada da bir heyecan var ama kişiler kendi kimliklerini gizliyorlar, gizlenme kişiyi rahatlatıyor, ancak yine de bazı kişilerde kaygı yapıyor; tanınırsam kaygısı da heyecan yapıyor elbette ki, ancak her heyecanın panik atak ortaya çıkartması beklenmez.
Gerçek aldatma elbette ki daha reel olduğundan, yani yüz yüze ve tensel temasa dayalı da olduğundan daha çok heyecanlandırıyor ve kişiler de altta yatan herhangi bir kaygı varsa onunla da birleşerek daha çok heyecan ve panik duygusunun ortaya çıkmasına sebep oluyor. 20 yıllık izlenimim daha çok erkeklerde bu durumun kendini gösterdiği yönünde. Bu olay kadınlarda daha çok mutsuzluk ve depresyona sebebiyet veriyor çünkü hayal kırıklığı ön plana çıkıyor” diyor.

İkinci ilişki kaygı nedeni

Yıldız Burkovik’in şimdiye kadar izlediği örneklerin içinde çok sık rastladığı enteresan bir durum var. Ve Burkovik bunun, daha çok erkeklerde ortaya çıktığını görmüş. Burkovik; “Ya da benim karşıma çıkan örneklerin içinde erkekler fazlaydı. Sonuç olarak çoğunlukla, bir başka ilişki olduğu zaman kaygı içinde oluyor eşler.
İki tarafı idare etmek insanı zorlayan bir durum. Ve bu örnekte öyle bir bey vardı. Sürekli ‘öldüm, öleceğim, kötüyüm’ diyordu ve alkolle kendini durdurmaya çabalıyordu. Bu nedenle işten bile atıldı, çok büyük sıkıntılara girdi. Evliydi bir oğlu vardı…Bir terapi seansında kendisine gevşeme egzersizi yaptırıyordum. Ve kendisine hayal kurdurttum.

Deniz dalgalarını hayal etmesini istedim. ‘Deniz kenarında yürüyorsun’ dedim ve bir anda beyin dalgaları tepelere vurmaya başladı. Ona rahatlama yaptırıyordum ve ‘deniz dalgasından insan neden korkar?’ diye bir yandan da kendime sormaya başladım. Seans sonunda, ‘Burada gerildiniz, nedir nedeni?’dedim en sonunda birisiyle bir ilişkisi olduğunu ve ondan da Deniz adında bir kızının olduğunu anlattı. Karısı durumu bilmiyordu, kimsenin de bilmesini istemiyordu ve çok tedirgindi.

Çok ilginçtir ki, pek çok kişi de ikinci sevgiliyi idare etme durumu varsa, onda panik atak kendini gösteriyor. Hatta gelen erkeklere artık her defasında soruyorum, ‘başka bir ilişkin var mı?’ diye ve sonuç genelde öyle çıkıyor. Bu bana çarpıcı geliyor. Ancak elbette ki, her panik atak sahibi kişi bir aldatma durumuyla karşı karşıya demek değildir” diyor.

Panik atak yaşayan ve eşlerini aldatan erkeklere örnek

Evli ve 2 çocuğu olan bir bey, sürekli kalp çarpıntısı, öleceğim kriz geçireceğim diye sürekli bir korku ve kaygı ile gelmişti ve kalp ile ilgili olarak doktora gittiğinde anjiyo dahi yapılmış ve hiçbir fiziksel sorunun olmadığı söylenip psikolojik destek alması, psikiyatriste gitmesi söylenmişti
.
Psikiyatrist vasıtasıyla da stresini, bedensel şikayetlerini kontrol etmeyi öğrenmesi için bana yönlendirilmişti, kendisiyle konuştuğumda, eşinin de bilmediği bir diğer bayanın olduğunu ve ondan da 2 çocuğu olduğunu anlattı ve diğer bayanla daha mutlu olduğunu ama yine de eşinden ayrılmak istemediğini, çocuklarının: “niye okuluma hiç gelmiyorsun, neden bu kadar çok çalışıyorsun?” dediğini ve onların da bu nedenden ötürü çok mutsuz olduklarını, kimseye bir şey diyemediğini, fark edilirse her şeyi kaybedebileceğini anlattı.

Ailesinden kimsenin haberi yoktu ve son derece çaresizdi, uzun zamandır kaygılıydı.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-01-2008   #5 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler

Psikiyatrik vakaları çoktan ‘topluma kazandırdık’

Tedaviye ulaşmalarında yaşanan aksaklıklar nedeniyle ağır psikiyatrik hastalığı bulunanlar toplumla iç içe yaşamaya devam ediyor. Türkiye’de bu yönüyle tedaviye muhtaç insanlar çoktan topluma kazandırılmış. Yalnız tedavi etmeden.

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ramazan Özcankaya, ''Psikiyatrik hastalıkları bulunanların tedaviye ulaşmalarında yaşanan aksaklıklar nedeniyle ağır psikiyatrik hastalığı bulunanlar toplumla iç içe yaşamaya devam ediyor'' dedi.

Prof Dr. Ramazan Özcankaya, son günlerde cinnet sonucu aile bireylerinin katledildiği çok sayıda olay yaşandığına dikkati çekerek, bu olayların ağır psikiyatrik hastalıklar nedeniyle meydana geldiğini söyledi.

Toplumun sosyal değerlerinin hızlı değişiminin kendini şiddet olarak gösterebildiğini belirten Prof. Dr. Özcankaya, özellikle tarım nüfusunun kentlere hızlı göçü ve yeni sosyal ortamda uyum probleminin yaşanmasının, psikolojik ve toplumsal sorunlar ve şiddet olarak ortaya çıktığını kaydetti.

Hızlı sosyal değişime ayak uyduramayan bireylerde psikiyatrik sorunlar meydana gelebildiğini bildiren Prof. Dr. Özcankaya, ''Psikiyatrik hastalıkları bulunanların tedaviye ulaşmalarında yaşanan aksaklıklar nedeniyle ağır psikiyatrik hastalığı bulunanlar toplumla iç içe yaşamaya devam ediyor'' dedi.

Türkiye'de psikiyatrist sayısının yetersiz, hastaların bir uzmandan tedavi alma imkanlarının oldukça kısıtlı olduğunu belirten Prof. Dr. Özcankaya, devletin sosyal projelerle toplumun ruh sağlığını denetlemesi ve ağır ruhsal problemi olanların tedavi edilmesi gerektiğini bildirdi. Prof. Dr. Özcankaya, ruh sağlığına, en az ekonomik ve güvenlik sorunlarına olduğu kadar önem verilmesi gerektiğini söyledi.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-01-2008   #6 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler

Karadenizli'nin havaya göre suça eğilimi değişiyor


RİZE Valiliği’nin bölgedeki şiddet olaylarına yönelik yaptığı araştırma ilginç bir saptamayla sonuçlandı. Karadeniz insanının suç işleme eğiliminin iklim şartlarına göre değişkenlik gösterdiğini belirlendi. Sürekli yağmur, kar yağışı, don ve sis gibi olumsuz hava koşullarının, Karadeniz insanının suç işleme eğilimini artırdığı saptandı.

Rize Valisi Kasım Esen, bölgede yaşanan şiddet olayları ve çözüm yollarına yönelik araştırma yaptıklarını açıkladı. Esen, Rize ve Trabzon ilinde özellikle Aralık ve Ocak ayları içerisinde çok sayıda cinayet işlendiğinin ortaya çıktığını belirterek, şunları söyledi:

“Trabzon’da öfke patlaması sonucu bir kişi yedi kişilik ailesini öldürdü. Benzer bir olay yine Trabzon’un Çaykara ilçesinde yaşanmıştı. Son birkaç gün içerisinde ilimizin Pazar ve Ardeşen ilçelerinde cinayetler işlendi. Kasten yaralamalar ve cinayetle sonuçlanan şahsa karşı suçlar analiz edildiğinde kendi başına coğrafya da önemli bir etkendir. Yeryüzü şekli, toprak ve bitki örtüsü, akarsu, göl ve denizler, tarım ve ekonomi de etkenlerdir. Suçların dağılışında iklim önemli bir rol oynar. Soğuk iklim şartları mala karşı, sıcak iklim şartları ise şahsa karşı işlenen suçların artmasına neden olmaktadır. Basınç değişiklikleri insanların sinirlilik hallerini artırmakta, bu durum suç işlemeye yönelik davranışları tetiklemektedir. Sürekli yağmur, kar yağışı, don ve sis gibi olumsuz hava koşulları suç işleme eğilimini artırmaktadır. Rize Valiliği olarak Doğu Karadeniz coğrafi şartlarında görülen sorunların çözümü konusu ile suçluluk oranlarının düşebileceğini değerlendirmektedir.”

Vali Esen, Ocak ayındaki iklim şartlarının yöre insanında öfke patlamasına neden olduğunu tespit ettiklerini belirterek, “İnsanımız Ekim ayından itibaren çalışmamaya başlıyor. Bilindiği gibi çay tarımı Mayıs ve Ekim tarihleri arasında yapılmaktadır. Ekim ayından sonra çalışmayan vatandaşlarımız vakitlerinin çoğunu kahvehanelerde geçiriyorlar. Bu arada çaydan aldıkları paraları bir şekilde harcamış oluyorlar. Bu ekonomik çöküntü insanları karamsarlığa itiyor. Karamsar bir ruh hali insanlarda öfke patlamasına neden olabiliyor. Önce iklim insanları etkiliyor, sonra dört ay çalışıp 8 ay çalışmama insanların suç işlemesine dolaylı etkisi oluyor” dedi.

Okullarda öğrencilerin sürekli yağmur yağdığı için teneffüslerde bahçeye çıkamadıklarını da hatırlatan Vali Kasım Esen, “Öğrencilerimiz teneffüsleri, tuvalet, sınıf ve koridor arasında geçiriyor. Bazı öğrenciler enerjilerini birbiriyle itişip kalkışarak deşarj ediyor, bazıları ise deşarj olmadan enerjileri içine atıyor. Bu da bir şekilde ailede veya sokakta patlıyor” dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Karadeniz insanının yapısının, kültürle, sanatla ve sporla değişeceğine inanıyoruz. Okullarımızda da özellikle kapalı bahçeler yapılmasını tavsiye ediyoruz. Kahvehanelerde zaman geçiren vatandaşlarımız oyun oynuyor, televizyon seyrediyor. Birde orada ki sohbetler karamsar bir ülke tablosu çiziyorsa insanlar bundan olumsuz etkileniyor. Bir kıvılcım çakıldığında hemen ateşleniyorlar. Bu ateşlenme sonucunda ani gelişen suçlar oluşuyor. Bu suçların çözümü polisiye tedbirlerle değil; bilim, kültür, sanat ve spor gibi faaliyetleri ile olabilir. Bu yönde çalışma yapıyoruz. Bunlar zaman alacak işlerdir.”
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 02-02-2008   #7 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler

Karne azarı intihara sürükleyebilir

Bolu İzzet Baysal Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesi Başhekimi psikiyatri uzmanı Hülya Ensari, karnesinde zayıfı olan çocukları kırmak ve incitmenin, bağırıp-çağırarak hakaretler etmenin, iyi örneklerle kıyaslamanın, onları evden kaçmaya ve intihara sürükleyebileceğini söyledi.

Çocuklarda ve ergenlerde intihar girişimi için, kişinin ille de ruhsal hastalığının olmasının beklenilemeyeceğini belirten Ensari, “Ergenlik yaşlarındaki çocuklar, beklenmedik bir anda ve bir anlık duygu durumuyla hiç istenilmeyen tutum ve davranışlar içerisine girebilirler. Karne gibi çok hassas bir dönemde velilerin zayıf karneler getiren çocuklarına bağırıp çağırmaları, hakaret edip aşağılamaları ve başkalarıyla kıyaslamaları, çocuğun onurunun kırılarak özgüvenini kaybetmesine neden olur. Bu da, çocuğun evden kaçmasına ve intihar girişiminde bulunmasına yol açar'' dedi.

Ensari intihar girişiminin ergenlik çağlarındaki gençlerde çok sık görüldüğünü ifade ederek, şöyle devam etti; “Çocukların ihtiyacı olan şey, büyüklerinden onay görmektir. Karnesi iyi olan çocukları taktir ederken, zayıfı olan çocuklara da anne ve babanın yapacağı tek şey, her zaman çocuklarının yanında olduğunu hissettirmek, derslerinde daha başarılı olabilmesi için de ona her türlü desteği vermek olmalıdır. Erişkinlikleri daha oturmamış olan ilk ve orta öğretim çocuklarına ‘zayıf karne getirdin’ diye bağırıp-çağırmak, hakaret ederek aşağılamak, çocuğun büyük bir hata yaptığı kaygısına kapılarak evden kaçmasına, intihar girişiminde bulunmasına, ya da alkol ve kötü arkadaşlar edinmesine neden olur.''
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 18-06-2008   #8 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler

Ruh sağlığımız kötüye mi gidiyor?

Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıları Hastanesi'nin 2004 yılında 35 bin olan poliklinik sayısının 2008 yılı sonuna kadar 100 bini geçeceği tahmin ediliyor.

1926'da kurulan Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıları Hastanesi'ne yeni bir ek bina daha yapıldı. Açılışa törenine Vali Celalettin Güvenç, Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Rektörü Prof.Dr. Semra Öncü, AK Parti Manisa Milletvekilleri Mehmet Çerçi, İsmail Bilen, Belediye Başkan Yardımcısı Kemal Sevinç, İl Sağlık Müdürü Ziya Tay, AK parti Merkez İlçe Başkanı Ömer Faruk Çelik, bazı daire müdürleri ve hastane personeli katıldı.

Törende konuşma yapan Ruh Sağlığı ve Hastalıları Hastanesi Başhekimi Ahmet Ayer, "1926 yılında Atatürk ve dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam Beyin imzalarıyla Doğu'da Elazığ, Batı'da Manisa'da hastane kurulmasına karar verilmişti.

1927 yılında faaliyete geçen hastanemiz Ege Bölgesinde 9 ve Batı Akdeniz bölgesinde 3 olmak üzere toplam 12 il'e hizmet vermektedir. Hizmet verdiğimiz illerin toplam nüfus sayısı 13 milyondur.
Hastanemiz özellikle son 5 yılda daha belirgin büyüme ve gelişme trendine girmiştir. Bu dönemde 2003 yılında olan brüt bütçe 3,5 milyon YTL iken 2008 yılında 20 milyon YTL'ye yükselmiştir.
Halen 325 memur, 145 sözleşmeli, 21 özel güvenlik olmak üzere 491 personel ile halkımıza hizmet veriyoruz." dedi.

Hasta sayısı hızla arttı

Hastanenin poliklinik ve personel durumundan da bahseden Başhekim Ayer, "10 psikiyatri kliniği, 1 adli psikiyatri kliniği, 1 çocuk ve ergen psikiyatri kliniği, 1 nöroloji kliniği, 1 amatem kliniği, 1 anestezili EKT kliniği, olmak üzere toplam 15 klinikle hizmet veriyoruz.

Bugün açılışını yapacağımız ek poliklinik binamız, 2005 yılında yapılan 14 odalı poliklinik binamıza ek olarak bu yıl 98 bin YTL'ye 7 odalı olarak yapılmıştır. Poliklinik iç donanımını Sanovel İlaç Aş. Şirketi üstlendi. Bu sayede poliklinik ağımız genişlemiştir.
Hastanemizin dış bölümüne yerleştirilen poliklinik sayesinde 2004 yılında 35 bin olan poliklinik sayısı 2007 yılında 93 bine, 2008 yılının ilk 5 ayında 47 bine çıkmıştır. Böylece 2008 yılı için tahmin edilen 100 bin poliklinik sayısına hızla yaklaşılmaktadır.

Polikliniğimizde; 9 psikiyatri odası, 2 nöroloji, 1 aile hekimliği, 3 psikolog görüşme odası, 1 hasta hakları odası, 1 İlaç rapor odası, 1 kan alma odası ünitesi bulunuyor.

Amacımız hastanemizi Türkiye Cumhuriyeti'nin en iyi bölge hastanesi yapmaktır. Bize duyulan sevgi ve güvene layık olmaya çalışmaktayız. Bu başarıda katkıları ile hastane yönetimime, doktor, hemşire, psikolog, sosyal hizmet uzmanı olmak üzere tüm hastane personeline teşekkür ederim."dedi.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-06-2008   #9 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler

IQ seviyesi giderek düşüyor

İsveçli araştırmacılar, düşünmeye gerek bırakmayan basit hayat tarzının yükselmesiyle birlikte insanoğlunun ortalama zekasının ve IQ seviyesi giderek düştüğünü bildirdi.

Yerel basın, ülkenin tanınmış profesörlerinden James R. Flynn'ın "İnsanlık olarak gittikçe ahmaklaşıyoruz ve zekamız geriliyor. Araştırmalara göre IQ'muz sürekli düşüyor" sözlerini gündeme taşıdı. James R. Flynn, zeka üzerine önemli çalışmalarıyla tanınıyor ve What is Intelligence? (Zeka Nedir?) isimli bir kitabı bulunuyor.

Zekası belli bir seviyenin üzerindekilerin kurduğu uluslararası organizasyon MENSA'ya üye bir başka İsveçli de Flynn'in sözlerine destek veriyor. Üniversiteden yeni mezun olan dizayn mühendisi Etienne Forsström (24) İsveç'in 'süper zekisi' olarak tanınıyor. Forsström son zamanlarda eline geçen raporların düşünme kabiliyeti noktasında azalma yaşandığını gösterdiğini belirtti.

1990'ların ortasından 2000'li yıllarının başına kadarki dönemde insanların IQ seviyelerinin 40 yıl önce yaşayanlardan 15 puan daha fazla arttığını belirten araştırmacılar, bu dönemden sonra ani bir düşüşün yaşandığını ve halen de devam ettiğini kaydediyor. Bilimadamları, dünyadaki eğitim sisteminin gelişmesiyle birlikte, insanların IQ seviyesinin arttığını, 2000'lerde zirveye ulaştığını ve o yüzden bir tıkanmanın yaşanabileceğine dikkat çekiyor.

Forsström, gerilemenin nedenlerini şu şekilde sıralıyor: "İnsanların midesi çöplüğe döndü, gereksiz gıdalar yüzünden yeterli besin alamıyorlar. Etraftaki herşey çok basitleşti. Bilgisayar ve cep telefonu gibi araçlarla sadece bir düğmeye basarak işlerimizi halleder olduk. Artık düşünmemize bile gerek kalmadı. Mesafelerin ne kadar uzaklıkta olduğunu düşünmemize gerek kalmadı, otobüslerde her durakta ne kadar mesafe kaldığını gösteren saatler ve tablolar var. Beynimize idman yaptırmıyoruz. Belki de buyüzden solakların IQ'su biraz daha yüksektir. Çünkü onlar olaylara tersten bakmak ve düşünmek zorundalar"
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 29-07-2008   #10 (mesaj-linki)
_PaPiLLoN_ - avatarı
Cvp: Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler

Güçlü hafıza için 11 öneri


Unutkanlık herkesin en büyük düşmanlarından biri. Aklimizi daha iyi kullanmak ve unutkanlığı azaltmak elimizde. Nasıl mı?


Unutkanlık sorunu, yaslanan insanin en önemli korkularındandır. Özellikle 50'li yaslar sonrasında ufak tefek unutkanlıklar ile ciddi bellek sorunları birbirine karıştırılır.

Orta yaslıların nerdeyse yarısı kendilerinde bir bellek kaybı sor ununun başladığını zanneder. Hemen belirtelim! Bunların çoğu küçük ve hös unutkanlıklardır. Hayati tatlandıran ve keyif katanlar biraz da bu nükteli olaylardır!

Belleği güçlü tutmanın pek çok püf noktası, uyulması gereken çok sayıda kuralı var. Harvard Tip Okulu öğretim üyesi Dr. Horon P. Nelson zinde bir beyne sahip olmanın temel kurallarını söyle sıralıyor:


*Hipertansiyonu ve kolesterol yüksekliği sorununu önleyin ya da kontrol altına âlin.

Kalbiniz için kötü olanın beyniniz için de kötü olduğunu unutmayın.

*Alkolü azaltın.

Erkeklerin iki, kadınların bir ölçüden (bir ölçü içkiyi ‘bir bardak şarap' olarak kabul edebilirsiniz) daha fazla alkol kullanması beyin hücrelerini tahrip etmektedir.

* İyi ve kaliteli uyku uyuyun.

İyi bir uyku için ortalama 8 saat gerekir. Kaliteli uyku beynin yeni öğrenilenleri pekiştirmesini sağlar. Öğrenilmiş bilgilerin pekiştirilmesinin uzun süreli belleğin en önemli desteği olduğu biliniyor.

*Stresinizi iyi yönetin.

Ölçülü ve kontrollü stres dikkati yoğunlaştırmakta, odaklanmayı arttırmaktadır. Kontrolsüz, uzun süreli ve aşırı stres ise dikkati sürdürme kapasitesini yok etmekte, unutkanlığı tetiklemekte, kortizon hormonunu yükselterek beynin bellek için önemli bölümlerinde hasar geliştirmektedir.

*Yeni şeyler öğrenmeye devam edin.

Her yeni bilgi ve beceri birer bellek egzersizidir. Yeni sporlar, hobiler, araştırma alanları, heyecanlı ve zevkli problemler, ezberlenen yeni şiirler ve yeni diller beyniniz için en güçlü vitaminlerdir.

*Tembelliği bırakın.

Zihinsel faaliyetlerinizi sınırlamayın. Özellikle televizyon seyretmek gibi pasif faaliyetleri azaltın. Televizyon karsısında geçirdiğiniz saatler sadece bedensel değil, ruhsal sağlığınızı da kötü yönde etkiler.

*Her gün egzersiz yapın.

Günde 30–45 dakika, haftada en az 4 gün yürümeye, is saatlerinde daha çok aktif olmaya, kısa mesafelerde taşıt kullanmamaya çalısın. Özellikle yürümenin beyin sağlığı ve yeniden yapılanma sürecini olumlu yönde etkilediğini gösteren çok sayıda kanıt var. Beynin yeni yetenekler kazanabilmesi beyin hücreleri arasında güçlü ve yoğun yeni bağlantılar oluşturabilmesinin baslıca desteklerinden biri de düzenli ve ilimli egzersizlerdir. Bizim önerimiz fırsat buldukça yürümenizdir.

*Kullandığınız ilaçları yeniden gözden geçirin.

Özellikle beyni etkileyen ilaçları doktor önerisi olmadan kullanmayın. Depresyon giderici, uyku verici, ruhsal gevşetici ilaçlara komsu, es dost tavsiyeleri ile başlamayın.

*Reçetesiz satılan ilaçları rasgele yutmayın.

Doğal ya da zararsız diye kullanabileceğiniz bitkisel ürünlerin (valerianlar), besin desteklerinin (melatonin) ve diğerlerinin (hüperzin, Sem’e) beyin hücrelerinizi üzebileceğini, zihinsel fonksiyonları bozabileceğini unutmayın. Antihistamik- antialerjik ilaçları özellikle alüminyum içeren antiasitleri ve uyku kolaylaştırıcıları doktorunuzla konusmadan uzun süre kullanmayın.

*Vitaminlerden yararlanın.

E ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerin, selenyum gibi serbest radikal avcısı minerallerin hücreleri oksitlenmekten koruyan güçlerinden faydalanabilirsiniz. Yeteri kadar B vitamini, özellikle B12 vitamini aldığınızdan emin olun. Dengeli bir beslenmenin de yaslılıkta vitamin eksikliğine yol açabileceğini hatırlayın.

*Hayata bağlı kalın.

Hayatınıza önem katan bağları iyice sıkılaştırın. Huzurunuzu koruma ve güçlendirmeye bakin. Aileniz, dostlarınız, isiniz, hemşerilik ve vatandaşlık bağlarınıza, inançlarınıza daha sıkı sarılın, insanlarla daha sık birlikte olmaya, aileniz ve arkadaşlarınızla olumlu ilişkiler kurmaya ve sosyal aktivitenizi çoğaltmaya çalısın. İyi sosyal ilişkileri olan yaslılarda bellek fonksiyonları bozulmuyor. Sosyal ilişkiler bir taraftan zihinsel egzersizleri yoğunlaştırıyor, diğer taraftan çeşitli olayların ruhsal travmalarını hafifletmeye yardımcı oluyor.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
Yok
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Psikoloji ve Psikiyatri ile ilgili Haberler Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Psikoloji ile ilgili Makaleler       _PaPiLLoN_ Psikoloji ve Psikiyatri 156 20-09-2009 20:59
Anti-Psikiyatri Nedir? AeraCura Psikoloji ve Psikiyatri 1 13-08-2009 21:33
Ermenilerin Türklere yaptığı katliamla ilgili haberler nelerdir? Ziyaretçi Soru-Cevap 2 05-01-2009 20:15
Adli Psikiyatri _PaPiLLoN_ Psikoloji ve Psikiyatri 0 16-09-2008 17:08
Psikiyatri ve Psikoloji Arasındaki Farklar _PaPiLLoN_ Psikoloji ve Psikiyatri 0 22-11-2007 00:22