| | #1 (mesaj-linki) | |
| Stres Yönetimi Yaşamdaki pek çok şey stresli olabilir. Yeni bir kente taşınmak,iş değiştirmek,evlenmek,boşanmak,çocuk sahibi olmak,yakınlarımızdan birinin ölümü,hayatınıza etki edebilecek sınav,mülakat vs. Bunların yanında , yediğiniz yiyecekler ve başınızın üzerindeki tavan bile stres kaynağı olabilir. Aynı zamanda , kronik bir hastalık da , getirdiği diğer problemler ile birlikte , stres doğurabilir. Strese girdiğinizde , kaslarınız gerilir . Bu gerilim ağrı yaratabilir yada mevcut ağrıyı arttırabilir. Stresin aşağıda görülen kısır döngüsü her zaman işler. Ancak,stresi yönetmeyi öğrenirseniz , bu kısır döngünün kırılmasını sağlayabilirsiniz. Vücudun strese karşı verdiği reaksiyonların bir bölümü önceden kestirilebilir. Stresli zamanlarda , vücut , kana süratle bazı kimyasallar salar . Bu durum bir dizi fiziksel değişikliğe yol açar. Bunların arasında, yüksek nabız ,hızlı nefes alıp verme , yüksek kan basıncı ve kaslardaki yüksek gerginlik , en belirgin olanlarıdır. Bu gibi fiziksel değişiklikler , vücuda güç ve enerji katarlar. Bu durum , vücudu stresli olaylara karşı hazır tutar; topluluk önünde konuşma , bir kazada yaralılara yardım , savaşmak , bir saldırıdan kaçmak vs. Stres ile pozitif şekilde ilgilenilirse (yönetilirse) , vücut kendini kolayca restore eder ve stresten kaynaklanan hasarları onarabilir. Özetle , stres bazlı gerilim artar ve bu gerilim bir çıkış yolu bulamazsa , vücuda kalıcı hasarlar verir. Zihnin strese karşı reaksiyonlarını önceden görmek (predict) daha zordur. Bu reaksiyonların arasında , öfkeli hissetmek , korku , endişe , can sıkıntısı ,hayal kırıklığı sayılabilir. Düşük seviyede bir stres , insanların en iyi performanslarını gösterebilmelerine yardımcı olabilir.(bir sınav , atletik bir yarışma ) Yüksek seviyede stres durumunda , insanlar kaza yapma eğiliminde olurlar . Stres keman yayına benzetilebilir. Eğer keman teli çok gevşek ise (yeterli stres yok ise ) ,müzik üretemeyecektir. Keman teli çok gergin ise (aşırı stres var ise ) kopacaktır. Sonuç olarak , bir miktar stres yaşamı / fonksiyonları sürdürmek için gereklidir. İnsanlar durumlara ve koşullara farklı tepkiler veririler . Kimileri bir çok aktivite ile çok meşgul olmaktan hoşlanır , kimileri de daha yavaş bir tempoyu ve daha az aktivite tercih ederler. Ve ayrıca , bir kişinin rahatlatıcı bulduğu bir şey , bir diğeri için stres kaynağı olabilir. Stres yönetmek , stresin işaretlerini ve semptomlarını öğrenmekle başlar. En çok rastlananlar : · Yorgunluk / bitkinlik · Kas gerginliği · Endişe · Hazımsızlık · Asabiyet / titreme · Uykusuzluk · Soğuk ve terli eller · İştahsızlık/ aşırı yeme isteği · Diş gıcırdatma /çeneleri sıkmak · Zayıflık / baş dönmesi / baş ağrısı /mide ağrısı /sırt ağrısı / adale ağrısı Tabii ki , bu belirtilerin , stres dışında başka bir nedenden kaynaklanma olasılığı da vardır. 1 haftadan daha uzun süren semptomlar için doktorunuza başvurun. Stres yönetiminin anahtarı ,stresin , size karşı oynaması yerine , Sizin yanınızda sizin için çalışmasını sağlamaktır. Stres yönetimi programı 3 bölümden oluşmaktadır. · Neleri değiştiremeyeceğinizi öğrenmek. · Stresin rahatsız edici etkileri gidermek /aşmak. Stres Seviyesini Düşürmeyi Öğrenmek. En çok neler ilginizi ve merakınızı uyandırır? Hangi durumlar kendinizi endişeli , asabi ve ürkek hissetmenize neden olur ? Yaşamınızın stresli alanlarını bir kez keşfettikten sonra , onları değiştirebilip değiştiremeyeceğinize karar vermeye çalışın. Yaşamınızda strese neden olayları kaydetmek için bir “Stres Günlüğü” tutun Yaşadığınız her fiziksel semptomu kaydedin. Bu programda önerilen yöntemleri deneyin ve etkili olup olmadığını not edin . Çok geçmeden , sizi en çok öfkelendiren konuları belirlemiş olacaksınız. Sonra , bu durumların oluşmasını önlemeye çalışın. 2. Düşünceleriniz ve duygularınızı paylaşın ; · Yoğunlaşmış olduğunuz konular ile ilgili başkaları ile konuşmak genellikle yararlıdır. Bir aile dostunuz , bir arkadaşınız , bir çalışma arkadaşınız , yanınızda çalışanlardan biri problemlerinizi farklı yönden görmenizi sağlayabilir. · İnsanlara, belli şeyleri yapamayacağınızı söylemeyi öğrenin. “Hayır “ demek önemlidir ve bunu yaptığınız zaman kendinizi suçlu hissetmemelisiniz. Ekstra işleri reddetmeniz , kısa süre için bile olsa , stres düzeyinizi düşürecektir. · Enerji , acı ve zaman limitlerinize saygılı olun . Olmadığınız gibi bir eş , bir ebeveyn olarak davranmaktan kaçının. · Öfkenizi ve diğer olumsuz duygularınızı , başkalarını incitmeden ifade etmeyi öğrenin. Sinirli olmak normal bir şeydir. “Sinirlerimi bozuyorsun ! “ yerine , “kendimi sinirli hissediyorum “ demeyi deneyin. Bu , öfkenizi , başkalarını suçlamadan ifade etmenizi sağlar. Böylece başkaları ile ilişkilerinizi de güçlendirebilirsiniz. · Sinirli olduğunuzda , sakinleşmek için , bir “emniyet valfı “ geliştirin . Müzik dinlemek, şarkı söylemek (mırıldanmak) , güvenebileceğiniz biri ile konuşmak , duygularınızı dışa vurmak için yararlı örneklerdir. Yürümek ve bahçede çalışmak veya EXZERSİZ’ yapmakta iyi bir örnektir. 3. Depresyona girmemeye çalışın. ( bastırılmış ) ; Genellikle , depresif hissetmek , yaşamınızdaki olayları nasıl ele aldığınız ile ve bu olayların gerçek yada hayali olması ile ilgilidir. Kendinizi nasıl hissettiğiniz , kendi sorumluluğunuzdadır. Kendinizi iyi hissetmeye çalışın. Kendinizi iyi hissettirecek şeyler yapın. 4. Hayatınızı , mümkün olduğunca basitleştirin . Aktivitelerinizi gözden geçirin , anlamlı olanları seçin . Yapmaktan hoşlanmadıklarınızı çıkarın. 5. Zamanınızı yönetin ve enerjinizi tasarruflu kullanın. 6. Kısa vadeli ve yaşamsal hedeflerinizi belirleyin. 7. Alkol ve uyuşturucunun yaşam sorunlarını çözemeyeceğini göz önünde bulundurun. 8. Fiziksel ve zihinsel olarak, mümkün olduğu kadar sağlıklı olmaya çalışın. 9. Mizah duygunuzu geliştirin , eğlence için zaman ayırın. 10. Çözümü güç problemler için yardım isteyin , alın. Değerli hocamız Prof. Dr. Köksal ALPTEKİN 'i saygıyla selamlıyoruz. Türkiyenin neresinde olursanız olun önerebileceğimiz enönemli psikiyatrist. Stres yönetimi stresle başetme • Stres Yönetimi Stresle Başetme : Stresle etkin mücadele direkt olarak stres kaynağının tanımının doğru yapılmasına ve doğru reaksiyonun verilmesine bağlıdır. Birinci bölümde kontrol algısının, hissedilen stres seviyesi ile ilişkili olduğundan bahsedilmişti. Bu yüzden psikososyal stres kaynaklarını kontrol edilebilirlikleri açısından da inceleyerek daha etkin mücadele yapabilmek mümkün olabilir √ 1. Kontrol edilemeyen psikososyal kaynaklar Bu kategoriye verilebilecek en tipik örnek trafikte yaşanan sıkıntılardır. Kimi insan kendisini tehlikeli bir şekilde sollayan bir aracı araç sahibine bir ders vermek amacı ile takip edip tehlikeli bir şekilde sollar. Bu tür bir ders verme amacı ile trafik kuralları dışında yapılan hatalı sollamalar diğer araç sahibini kızdırmaktan başka bir işe yaramadığı gibi hatalı sollamaların sayısını arttırmaktadır. Ancak ders verme girişiminde olan kişi durumu kendisinin kontrol edebileceği ve değiştirebileceği bir durum olarak gördüğünden yanlış bir tanım yapmakta ve yanlış bir müdahalede bulunmaktadır. Trafik içerisinde sizin hakkınızın yenmemesini, hayatınızın başkaları tarafından tehlikeye atılmamasını sağlayacak durum herkesin kurallara uyması ile mümkündür. Bu olaylarda insanın kontrol edebileceği şeyler kendi uyumu ile kısıtlıdır, başkalarının trafik kurallarına uymadığını görerek aynı uyumsuzluklarla müdahale etmek daha fazla uyum getirmez. O halde bu durumda şöyle bir soru akla gelir: Başkalarının bana yaptığı haksızlıkların neden olduğu öfke kaygı gibi olumsuz duygularla bütün günümün rezil olmasına izin mi vermem gerekir? Buradaki kilit nokta, olaylar müdahalelerle olumlu yönde değiştirilemiyorsa, olumsuz duygularla baş etmenin yolunun öğrenilebileceğidir. Yani başkalarının bize haksızlık etmesi gibi bir stres kaynağını o anda belki engelleyemeyiz ama duygularımıza olan hakimiyetimizle günün rezil olmasını değiştirebiliriz. Bu konu duygularla baş etme olarak aşağıda incelenecektir √ 2. Kontrol edilebilen psikososyal kaynaklar Yukarıda bahsedilen trafikte seyreden diğer araçların kurallara uymaması gibi bir stres kaynağına o anda müdahale etmek kontrolümüzün dışındadır, bununla beraber bazı stres kaynaklarına direki olarak müdahale edebilir ve stres kaynağı olmaktan çıkarabiliriz. Bu duruma tipik bir örnek olarak alınan fazla sorumluluklardan dolayı aşırı çalışmak zorunda kalmayı verebiliriz. Bazı insanlar sorumlulukların kendilerine aşırı derecede yüklenmesini istemezler ama bir otorite figürü kendilerine yeniden bir iş verince "hayır' da diyemezler. Strese sebep olan otorite figürleri ile ilişki tarzı sosyal beceri kazanımları ile daha az stres verici hale getirilebilir. Girişkenlik ve sosyal beceri eğitimleri ileride detaylı bir şekilde incelenecektir. Psikososyal stres kaynakları ile aslında stres vermeyebilecek bir olayın yanlış algılanması sonucunda da karşılaşılmaktadır. Bu durumda kaynağın kendisi değil algılanış tarzı strese neden olmaktadır. Bu tür durumlardaki Stres Yönetimi için durumu çeşitli yönleriyle muhakeme edebilmenin öğrenilmesi iyi bir yol olabilmekledir. √ Olumsuz Duygularla Mücadele : Duygularımız hayatımızın renkleridir. Olumsuz duygularımız uzun süreli ve çok yoğun olmadıkları sürece hayatımıza anlam katarlar. Bununla beraber yaşanan anlık ve çok yoğun olumsuz duygular davranışlarımızı yönlendirdiği zaman, olumsuz duygunun daha uzun sürelerde devam etmesini sağlar. Yoğun yaşanan duygularda genellikle görülen tipik bir özellik vücudun uyarılma seviyesinin artışıdır. Uyarılmışlığın çok yüksek olduğu ve yapılması gereken işin komplike olduğu durumlarda performansın düştüğü bilinmektedir. Yaşanan durumun uyarılmışlık seviyesini arttırması sempatik sinir sisteminin aktivasyonu ile ilgilidir ve bu sistemin temel görevi, durumla başa çıkılabilmek için yeterli gücü sağlamaktır. Uyarılmışlık seviyesi kızgınlık ve öfke gibi duygularda ne kadar yüksekte ise, insan o anda ürettiği gücü boşaltma ihtiyacı hissedebilir. Bu gücü kavga etmek, karşıdakini sindirmek gibi davranışlara dönüştürme muhtemeldir. Bununla beraber bu tür davranışlar da durumdaki olumsuz duyguların yatışmasını getiremezler. Dolayısıyla uyarılma seviyesini çok yukarılara taşıyan olaylarda soğuk kanlılığın korunması ve kendimizi koruyacak kararların bu anda alınarak davranışlarımıza aktarılması oldukça yararlı olabilir. Bu manevra bir nevi semptom tedavisi olarak düşünülebilir. Yani eğer bir hastalık varsa en etkin mücadele hastalığın kaynağının ortadan kaldırılması olabilir. Bununla beraber kaynağa ulaşamadığımız veya etkileyemediğimiz durumlarda, hastalıkla ortaya çıkan semptomları hedef alan bir tedavi uygulamak mantık kazanır. Stres Yönetimi de kaynağın üzerinde çalışmıyorsak kaynağın neden olduğu semptomlar (burada aşırı uyarılmışlık) seçilerek müdahale yapılabilir. O halde burada önem kazanan soru uyarılmışlık seviyesine nasıl müdahalede bulunulacağıdır. Son Düzenleyen EagLesTeaM; 14-06-2009 @ 13:39. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Stres Yönetimi Stres Belirtileri I. AŞAMA 1. Büyük haz duygusu. 2. Alışılmamış duyarlıkta algılama. 3. Alışagelmişin üzerinde iş yapabilme yeteneği ve aşırı sinirsel enerji. II. AŞAMA 1. Yataktan kalktığında yorgunluk hissi. Öğle yemeğinden sonra veya akşam üstü erkenden gevşeyen enerji. 2. Mide ve barsak fonksiyonlarının zaman zaman bozulması ( diyare veya kabızlık ), kalp çarpıntıları. 3. Sırtta ve kafatası civarındaki kaslarda büzülme ( yaygın ağrılar ). 4. Dinlenememe duygusu. III. AŞAMA 1. Barsak fonksiyonlarında daha ciddi sorunlar. 2. Mide sorunları. 3. Kas büzülmeleri, ağrılar. 4. Artan gerginlik duyguları. 5. Uyku bozuklukları. 6. Baygınlık hissi ( bayılmaksızın ). IV. AŞAMA 1.Günü geçirmede büyük zorluk. 2. Daha önce zevk veren faaliyetlerin artık fazla zevk vermemesi. 3. Sosyal olaylara tepki gösterme yeteneğinin kaybolması. Arkadaş toplantılarının artık sıkıcı olmaya başlaması. 4. Daha büyük uyku bozuklukları, sabah 3 ve 5 arasındaki kabus şeklindeki rüyalarla uyanma. 5. Olumsuzluk duygusu. 6. Konsantre olamama. 7. Belirsiz korkular. V. AŞAMA 1. Aşırı yorgunluk 2. Çok basit işleri yönetmede zorluk. 3. Barsak ve mide fonksiyonlarında aşırı bozukluklar. 4. Yaygın korku duygusu. VI. AŞAMA 1. Kalp çarpıntıları ve panik hali. 2. Nefes kesilmesi. 3. Titreme, terleme. 4. El ve ayak uyuşmaları. El ve ayaklarda sızlamalar. 5. Tükenme. En basit işleri bile yapmak için enerji bulmada güçlük. STRES ve KAYGI ILE MÜCADELEDE ÖNEMLI NOKTALAR 1. Gevşeme Egzersizlerinin Uygulanması : Bu egzersizleri size önerildiği şekilde her gün kendi kendinize uygulayın ve mümkün olduğu kadar günlük yaşantınızda kullanmaya çalışın. Daima gevşek bir pozisyonda oturmaya, yürümeye, konuşmaya iş yapmaya gayret edin. Siz gevşedikçe yaptığınız işte daha başarılı olduğunuzu, daha az hata yaptığınızı ve daha az yorularak daha az efor sarfettiğinizi göreceksiniz. Bunun yanı sıra kendinize her gün ara ara gevşeme molaları vermeyi adet haline getirin ve vücudunuzu kontrol ederek mümkün olduğu kadar gevşetin. 2. Bekleyin, Düşünün ve Yavaşça Ilerleyin : Yaşam temponuzu yavaşlatın. Bir işe başlamadan önce durup bekleyin, nasıl yapacağınızı düşünün ve yapacağınız işte yavaşça ilerleyin. Lüzumsuz hız vücudunuzun fazla enerji tüketmesine ve gereksiz yere enerji harcamasına yol açacaktır. Yapmanız gereken diğer işlere enerjiniz kalmayacaktır. 3. Geleceği Planlayın Sizi strese sokacak durumları önceden belirleyin ve bu gibi durumlarla nasıl baş edebileceğinizi kendinizi nasıl gevşetebileceğinizi planlayın. Geçmişteki deneyimlerinizi, stresle stresle mücadele yollarınızı geleceği planlamakta kullanın. Geçmişteki yanlış düşünce, tutum ve davranışlarınızı belirleyip onlardan kurtulun. Başarısızlıklarınızdan neyi yanlış yaptığınızı bulun ve gelecek defa aynı hatayı yapmamaya gayret edin. Öncelikle, kolay durumlarla nasıl baş edeceğinizi planlayın. Elde edeceğiniz başarı gelecekteki güç durumların üstesinden gelebilmeniz için size güven kazandıracaktır. Başarılarınızı inceleyin, aynı yöntemleri tekrar kullanmayı planlayın. Çevrenizdeki kişilerin bu gibi durumlarla nasıl başettiklerini gözleyin ve onların yollarından yararlanın. Ne söyliyeceğinizi ve ne yapacağınızı önceden planlayın, acele etmeyin, unutkanlığınızın azaldığını göreceksiniz. 4. Olumlu düşünüp iyimser olmaya çalışın Kaygılanacağınızı düşünerek hastalık belirtilerini beklemeyi bırakın. Bu tür düşünceleri kafanızdan uzaklaştırıp gevşemeyi ve rahatlamayı düşünerek zihninizi dinlendirin. Farkettiğiniz her yanlış tutum ya da elde ettiğiniz her küçük başarı doğru yolda atılmış büyük bir adımdır. 5. Gününüzü Daha Iyi Planlayın : Güne başlamadan önce o günü nasıl geçireceğinize dair plan yapın. Bu planda gevşeme molaları, sadece kendinize ayırdığınız saatler, düzenli ve sakin öğünler, yapacağınız işler yer alsın. Böylece günlük belirsizliğinden sıyrılıp daha sakin, daha az kaygılı ve daha huzurlu, neşeli bir gün geçirdiğinizi göreceksiniz. 6. Uykunuzun Düzenli Olmasına Gayret Edin : Yatağa yatmadan yarım saat ya da bir saat önceden kendinizi gevşetin ve bu hissi yatağınızda da devam ettirmeye çalışın. Yatmadan önce eğer mümkünse ılık bir banyo sizi rahatlatacaktır. Geceleri çay, kahve, kolalı içecekler içmemeye gayret edin; onun yerine ılık bir süt ya da bazı geceler çok hafif bir içki yararlı olabilir. Yatacağınız saate yakın ağır öğünler yememeye gayret edin. Yattığınız zaman uyuyamıyorsanız, sürekli oradan oraya dönerek yatakta vakit geçirmeyin, kalkın ve kendinize ılık bir süt ya da ıhlamur hazırlayın, uykunuz gelene kadar rahatlatıcı, hoş bir şeyler okumaya çalışın. Uyumak için kendinizi zorlamayın. Gevşek bırakın. 7. Yaratıcı Hobiler Edinin : Hiç bir şey, insanın düşünecek uğraşacak bir şeyi olmamasından, sadece iş düşünüp endişelenmesinden daha kötü değildir. Kafanızın da bedeninizin olduğu kadar dinlenmeye ihtiyacı vardır. Edinebileceğiniz pek çok hobi bulabilirsiniz; fotoğrafcılık, yeni bir lisan gibi. Bütün meşgaleler aynı zamanda sosyal yaşantınızı da canlandıracak yeni arkadaşlar, dostlar edinmenize yol açacaktır. 8. Rutin Işler Arasında Kaybolmayın : Yaşamın getireceği streslerle karşı karşıya kaldığınız zaman en büyük düşmanınız can sıkıntısı ve monotonluktur. Yaşantınızda yapacağınız ufak değişiklikler vücudunuza istirahat kadar yararlı olacaktır. Kafanızı sabit şeylere saplanmaktan koruyacaktır. Farklı bir yaşam tarzı, değişik bir öğle yemeği, yeni bir saç biçimi, değişik bir eğlence, seyahat, ilgilendiğiniz yeni bir konu, avin içinde ufak bir değişiklik, programınızda yapacağınız değişiklik size yardımcı olacaktır. Asap bozucu, gerilimli kitapları, haberleri okumayın. O tür filmleri önceden öğrenebiliyorsanız seyretmeyin. Üzücü olayları, haberleri detayları ile öğrenmeye çalışmayın. Seher Akdeniz Sigara Strese Neden Olur Mu? Sigara içmek ile stres arasýndaki iliþki uzun zamandýr tartýþma konusu olmuþtur. Sigara içen yetiþkinler, sigaranýn rahatlamalarýna yardýmcý olduðunu söyleseler de; paradoksal bir biçimde sigara içmeyen kiþilere göre biraz daha fazla stresli olduklarýný belirtmektedirler. Stres ve sigara içimi arasýndaki pozitif baðlantý, sigara içen ergenlerde de görülmektedir. Sigarayý býrakan kiþilerin, stres düzeylerinde azalmalar meydana gelmektedir. Bilimsel sonuçlar sigara baðýmlýlýðýn stresi arttýrdýðýný göstermesine raðmen, neden sigara içenler sigaranýn streslerini azalttýðýný söylemektedir? Bu makalenin amacý, sigara içimi ve stres arasýndaki iliþki ile ilgili bilimsel sonuçlarý, öncelikle sigara içen yetiþkinler ve ergenler deðerlendirmek ve daha sonra sigara býrakma aþamasýnda nelerin olduðuna yer vermektir. Sigara Ýçenler Yetiþkinlerde Sigara ve Stres Ýliþkisi Sigara içenlerin bir çoðu, sigaranýn kendilerini rahatlattýðýný ve duygu kontrolünün sigara içme nedenlerinden biri olduðunu söylemektedir. Ikard, Gren, ve Horn (1969) araþtýrmalarýnda, sigara içenlerin % 80’nin sigara içmek ile ilgili “keyif verici” ve “ rahatlatýcý” þeklindeki olumlu cümlelere katýldýðýný belirtmiþtir. Anket kullanýlan araþtýrmalarda, sigara içen çoðu kiþi “ kendimi gergin veya üzgün hissettiðimde sigara içmek beni rahatlatýr”, “sigara beni yatýþtýrýr” þeklindeki cümlelere katýldýðýný belirtmiþtir. Bu sonuçlar, sigaranýn duygu kontrolüne yardým etmek gibi bir iþlevi olabileceðini göstermektedir. Warburton (1992, p. 57) araþtýrmasýnda, sigaranýn kaygý ve öfke duygularýný yatýþtýran bir iþlevi göstermiþtir. Fakat, sigara içenler, kýsa bir süre önce sigara içmemiþlerse olumsuz duygular, veya sigarayý býraktýktan sonra stres düzeylerinde artma, gerginlik gibi duygular belirtmektedirler. Aslýnda; sigara içimi sýrasýnda hissedilen olumlu duygular, sigaradan uzak durmaktan kaynaklanan olumsuz hislerin yok olmasýdýr. Sigara içenlere gün içindeki duygularý sorulduðunda, genellikle tekrarlayan duygu deðiþimleri belirtmektedirler. Sigara içerken normal duygu durumu ve sonra sigaralar arasýnda artan stres (O’Neil & Parret, 1992). Bu duygu deðiþimleri tiryakilerde daha fazla görülmektedir. Sigara içenlerin stres düzeyleri sadece sigara içtikten hemen sonra, sigara içmeyenlerin stres düzeyleri ile eþittir. Ayrýca, sigaradan mahrum kalmýþ ve kalmamýþ kiþilere sadece tek bir sigara içme izni verildiðinde, duygu durumunda iyileþme sadece mahrum kalmýþ kiþilerde görülmüþtür. Bu da gösteriyor ki, sigaranýn duygu durum üzerindeki olumlu etkileri, sadece mahrum kalmýþlýðýn yarattýðý olumsuz etkilerin tersine çevrilmesidir (Schacter, 1978). Sigaralar arasýnda tekrarlayan negatif duygular, sigara içenlerin normale göre, biraz daha fazla günlük stres yaþadýklarýný göstermektedir. Nikotin baðýmlýlýðý, stresin bir nedenidir. Birçok anket çalýþmasý, sigara içenlerin içmeyenlere göre biraz daha yaþadýklarýný gösterdi. Ýngiltere’de, yaklaþýk 9000 kiþi ile yapýlan bir çalýþmada, sigara içmeyenlere göre daha fazla sayýda içen kiþi sürekli stres ve gerginlik altýnda olduðunu belirtmiþtir. (Warburton, Revell, & Thompson, 1991).Vardiyalý çalýþan erkekler üzerinde yapýlan bir araþtýrma, sigara içen erkeklerin daha çok stres yaþadýklarýný göstermiþtir (Jones & Parrot, 1997). Sigaraya Baþlama ve Ergenlikteki Stres Eðer nikotin baðýmlýlýðý stresi arttýrýyorsa, ara sýra sigara içenler, düzenli sigara içme paterni geliþtirdiklerinde, stres düzeylerinde beklenir. Bilimsel sonuçlar, bu modele uygunluk göstermektedir. Kanadalý okul çaðýndaki 1684 çocukla yapýlan araþtýrma sonuçlarýna göre, sigara tiryakileri, sigara içmeyenlere oranla daha fazla kaygý, endiþe, sinirlilik belirtmiþlerdir (Mitic, McGuire, & Neumann, 1985). Britanya okullarýndaki ergenlerle yapýlan çalýþmalarda, en az stres hiç sigara içmeyen grupta, biraz daha fazla stres ara sýra sigara içenlerde, en fazla stres ise düzenli olarak sigara içenlerde görülmüþtür. Amerikan ergenlerinden, iki yýl öncesini düþünerek, sigara içme alýþkanlýklarýndaki deðiþiklikleri ve duygu durumlarýndaki deðiþikleri belirtmeleri istenmiþtir. Bulgulara göre, sigara içme alýþkanlýðýnda, durumsal sigara içmeden, düzenli sigara içmeye geçiþle birlikte duygusal sýkýntýlarda artýþ olmuþtur (Hirschman, Leventhal, & Glynn, 1984). Ýki yýllýk bir çalýþma da, daha sýk sigara içen çocuklarýn stres düzeylerinde artýþ görülmüþtür 1986). Okul çaðýndaki kýz çocuklara sigara içerken nasýl hissettikleri sorulduðunda, düzenli sigara içenler, sigara içerken kendilerini daha sakin hissettiklerini ama içmediklerinde mahrumiyet tepkileri gösterdiklerini söylemiþlerdir. Mc Neill,(1991) göre, sigara içtiðinde sakinleþme ve içmediðinde olumsuz tepkiler gösterme, sigara içmeye baþlamanýn ilk yýlýnda mevcut olabilir. Sigara içmek, stres düzeyini arttýrýyorsa, sigarayý býrakmanýn da stres düzeyini azaltmasý gerekir. Bu varsayým, bir çok çalýþma tarafýndan doðrulanmýþtýr. U. S. Surgeon General’ýn verdiði bilgilere göre, bazý çalýþmalarda, geçmiþte sigara içenler, bugün sigara içenlere göre, daha az stresli çýkmýþlar, bazý çalýþmalarda ise iki grup arasýnda fark bulunamamýþtýr fakat hiçbir çalýþmada sigara içenlerin, bugün sigara içenlerden daha stresli olduðu bulunmamýþtýr (Davis, 1990). Boylamsal çalýþmalarýn sonuçlarý, sigarayý býraktýktan sonraki birkaç haftanýn olumsuz duygularla geçtiðini fakat daha sonraki dönemde olumlu duygu deðiþimleri olduðunu göstermektedir. Hughes (1992) çalýþmasýnda, sigarayý býrakma sonrasýndaki birkaç gün içinde öfke, kaygý ve rahatsýzlýk hislerinde buldu. 14 günlük seans sonrasýnda, grubun ortalama duygu skorlarý normale döndü ve daha sonrasýnda olumlu duygularda artýþlar baþladý. Cohen & Lichtenstein (1990) herhangi bir yardým almadan sigarayý býrakmaya kalkan kiþileri izlediler ve bu kiþiler 6 ay boyunca, düzenli olarak algýlanan stres ölçeðini doldurdular. Sigarayý býrakmakta baþarýsýz olanlar, deðiþmeyen yüksek stres düzeyleri belirttiler. Buna karþýlýk, sigarayý býrakmakta baþarýlý olanlarýn, stres düzeylerinde devamlý bir azalma görüldü. Diðer çalýþmalar da bu sonuçlarý pekiþtirmektedir. Parrott (1995) sigarayý býrakanlarýn, 3 ay sonrasý stres düzeylerinde biraz düþüþ, sonrasýnda ise ciddi düzeyde bir düþüþ bulmuþtur. Carey, Karla, Halperin, Richard (1993) sigarayý býrakan Avusturalya’lýlarýn stres düzeyinde düþüþ bulmuþtur. West ve Hajek (1997) sigarayý býrakmanýn kaygý skorlarýnda düþüþle sonuçlandýðýný bulmuþlardýr. Fakat, bir çalýþmada, sigarayý býrakanlarýn duygu durumunda herhangi bir deðiþikliðe rastlanamamýþtýr hatta bazý kiþiler duygu durumlarýnda, sigara içtikleri zamanlara göre bozulmalar olduðunu belirtmiþlerdir. Fakat bu çalýþmadaki, yoksunluk biyokimyasal olarak kontrol edilmemiþtir ve kiþiler birkaç sigara içebilmelerine raðmen sigarayý býrakmýþ sayýlmýþlardýr. Sigara ve Stres Arasýndaki Ýliþkiye Dair Geleneksel Açýklamalar Stres ve sigara arasýndaki iliþkiye dair geleneksel açýklamalar sigaranýn stresi azalttýðý yönünde. Sigara içen kiþiler sigara içtiklerinde rahatlamýþ, nikotinden uzak kaldýklarýnda ise gergin hissediyorlar. Bu önemli bir soruyu gündeme getiriyor. Neden sigara içen kiþiler nikotin olmayýnca gergin hissediyorlar?. Bu sorunun iki muhtemel cevabý var gibi gözüküyor. Sigara içen kiþiler yapýsal olarak nevrotikler veya gerginlikleri ve stresleri sigara içmekten kaynaklanýyor. Ýlk açýklamayý destekleyen bazý araþtýrmalarda, araþtýrmacýlar sigara içen kiþilerde normalin üzerinde nevrotiklik skoru buldular (Gilbert, 1995). Bu sonuçlara göre, sigaranýn yapýsal olarak kaygýlý olan kiþiler tarafýndan stresle baþ etmek için kullanýldýðý söylenebilir. Fakat bu varsayýmla ilgili bazý sorunlar var. Bu sonucu destekleyen bilimsel kanýtlar yok. Ayrýca, hiç sigara içmemiþ kiþiler sigara içtiklerinde rahatlama deðil, kaygý ve gerginlik bildirmiþlerdir (Newhouse et al., 1990). Ayrýca sigaranýn gerginliði azalttýðýna dair nörokimyasal bir rasyonel de yoktur çünkü nikotin sempatik sisteme agonist bir kolinerjiktir (Davis, 1990). Nikotinin stresi azaltmadýðý düþünülürse, nevrotiklik ve sigara kullanýmý arasýndaki en ufak bir baðlantýyý araþtýrmak gerekiyor. bir açýklama, nevrotik kiþilerin baðýmlýlýk geliþtirmeye daha yatkýn olduðudur. Diðer bir açýklama ise, nikotin baðýmlýlýðý stresi sigara içen kiþilerin biraz daha nevrotikleþmesi mümkündür. Nikotin Baðýmlýlýðý Stresin Sonucu mu? Sigaranýn stresi arttýrdýðýný biliyoruz. Düzenli sigara içen kiþinin, ruh halinin stabil halde tutabilmesi için nikotine ihtiyacý vardýr nikotin yoksunluðu gerginlik yaratabilir. Yoksunluk belirtileri, nikotin baðýmlýlýðýný anlamak için önemlidir. Nikotin ve diðer maddeler arasýndaki en temel fark, nikotin alýmý sýrasýnda kiþinin normal hissetmesidir. Düzenli sigara içenlerin nikotin seviyelerini belli bir düzeyde tutmalarý gerekmektedir. Bu, uzun bir süreden sonra içilen sigaranýn neden çok daha keyif verici olduðunu açýklamaktadýr. Sigara içenler düzenli sigara içmenin yokluk semptomlarýn oluþmasýný engellediðini fark etmiþlerdir. Düzenli sigara içme ve ruh belli bir düzeyde tutma bir süre sonra koþullanýr. Sigara öðrenilen bir davranýþtýr ve býrakmak bu nedenle zordur. Çoðu sigara içen sigarayý olumsuz duygularla baþ etmek için kullanýr (Schachter,1978). Fakat, bu yöntem kiþiye zarar verebilir, çünkü kiþi kendini rahatlamýþ hissettiði için problemini çözme giriþiminde bulunmayabilir (Lloyd & Lucas, 1997). Sigara içen kiþilerde sýk rastlanabilen bu tür davranýþlar, sigara içen kiþilerin içmeyenlere göre neden daha çok stres yaþadýðýný açýklayabilir. Sunduðumuz model bilimsel olarak araþtýrýlmasý gereken bazý teorik ve pratik sorularý beraberinde getirmektedir. Eðer sigara stresi arttýrýyorsa, stres ve sigara arasýndaki baðlantý nasýl bir baðlantýdýr? Direkt, nedensel veya dolaylý? Sigara içenlerin, olumsuz duygularla sigara içerek baþ etme yöntemi, sigara içenleri problemlerle baþ etmede daha etkisiz hale getiriyor mu? Nikotin yoksunluðu sýrasýnda olumsuz duygu durumlarýn ortaya çýkmasýnda bireysel farklýlýklarýn rolü var mý? Yoksunluk belirtileri, nikotin baðýmlýlýðýný açýklamakta ne kadar önemlidir? Shiffman’a (1989) göre, sigara baðýmlýlarý, sigara içmediklerinde yoksunluk belirtileri gösteriyorlar fakat arada sýrada sigara içen kiþilerde bu belirtiler görülmüyor. Sigara içme þekilleri sosyoekonomik gruplara, cinsiyete, psikiyatrik duruma göre farklýlýklar göstermektedir. Ayrýca, sigara içme yasaklarýnýn etkileri nelerdir? Baðýmlý kiþilerde stres tepkilerinin artmasýna neden olabilir mi? Fakat, madde kullanýmý ve kullanma ihtiyacý kontekste baðlý olduðu için, bu politikalar arada sýrada sigara içen kiþilerin baðýmlý hale gelmesini önleyebilir. Referanslar Carey, M. P., Karla, D. L., Carey, K. B., Halperin, S. & Richards, C. S. (1993). Stres and unaided smoking cessation:A prospective investigation. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 61, 831-838. Cohen, S. & Lichtenstein, E. (1990). Perceived stres, quitting smoking, and smoking relapse. Health Psychology, 9, 466 – 478. Davis, R. M. (1990). The health benefits of smoking cessation: A Report of the Surgeon General. Gilbert, D. G. (1995). Smoking: Individual differences, psychopathology, and emotion. London, Taylor & Francis. Hirschman, R.S., Leventhal, H. & Glynn, K. (1984). The development of smoking behaviour: Conceptualization and supportive cross sectional survey data. Journal of Applied and Social Psychology, 14, 184-206. Hughes, J.R., Higggins, S.T. & Hatsukami, D. (1990). Effects of abstinence from tobacco: A critical review. Recent advances in alcohol and drug problems. New York: Plenum. Modern Yaþ** Stres Kaynağı ingiltere'de yapýlan iki araþtýrma daha, modern yaþ**ýn büyük strese yol açtýðý ve bireyleri uykusuz býraktýðý görüþünü destekledi. Bir sigorta þirketi tarafýndan yapýlan, 1001 kiþinin katýldýðý araþtýrmanýn sonuçlarý, büyük kentlerde yaþayanlarýn hýrsýzlýk, terör problemleriyle karþý karþýya kaldýðý için uykusuz geceler geçirdiðini ortaya koydu. Büyük kentlerde modern yaþ** sürdüren bireylerin ayrýca iklim deðiþikliði ve giderek artan ev fiyatlarý yüzünden strese girdikleri, öncesine göre çok daha stresli olduklarý belirtildi. Bir seyahat firmasýnýn 1700 kiþiyle yaptýðý araþtýrmaya göre de yetiþkinlerin sadece yüzde 3'ü, gerektiði kadar uyuyabiliyor. Uykusuzluðun kaynaðýný ise stres oluþturuyor. Ankete katýlanlarýn yarýsýndan fazlasý, stres ve uykusuzluk yüzünden kendisini yorgun hissettiðini, konsantrasyon bozukluðu yaþadýðýný bildirdi. Nöropsikolog David Lewis, insanlarýn özellikle kontrolleri dýþýnda geliþebilecek olaylar yüzünden büyük stres yaþadýklarýný belirterek, modern toplumun anksiyeteye teslim olduðunun görüldüðünü söyledi. Bireyin pek çok durumda kendini “çaresiz” hissettiðini kaydeden Lewis, son 5 yýlda stresin arttýðýný, bu artýþýn da büyük ihtimalle süreceðini ifade etti. Hürriyet Son Düzenleyen EagLesTeaM; 14-06-2009 @ 13:45. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Stres Yönetimi inanmıyorum yaa bütün stres belirtileri var bende bende doktora gitmeyi düşünüyodum ne bu diye baygınlık hissi çabuk yorgunluk uykudan dinlenmiş bi şekilde uyananama el ve ayaklarda uyuşukluk :'(çok sağolun aydınlattığınız için.. | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Stres Yönetimi | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Stres Yönetimi Stres Testi Stres, duygularımızın vücudumuz üzerinde yarattığı tepkidir. Diğer bir deyişle, bizlerin farklı durumlara verdiğimiz tepkilerin, vücudumuza olan bir yansımasıdır. Stres, pozitif veya negatif olabilir. Pozitif stres, yeni bir olay, yeni bir başarı karşısında heyecanlanmayı ifade e der . Negatif stres ise, anksiy et e, depresyon, redd et me ve hatta kızgınlık ile sonuçlanabilir. Bu tür duygular, baş ve mide ağrıları, uykusuzluk, ülser, kan basıncında değişiklikler, kalp hastalıkları ve felç ile sonlanabilen sağlık sorunlarına yol açabilirler. Her yeni günle, bir bebeğin doğumu, sevilen bir kişinin vefatı, terfi, iş kaybı, sevilen bir kişiyle tartışmak veya yeni bir ilişkiye başlamak gibi stres yaratabilecek değişik olaylar yaşarız. Her durumda, stresle o an başa çıkmayı öğrendiğimiz gibi, hayatımızda karşımıza çıkabilecek değişik olaylarla da başa çıkmayı ve stresi kontrol altında tutmayı öğrenmeliyiz. Aşağıdaki test, ne gibi olayların sizde stres yaratabileceğini ve sizin bununla nasıl başa çıkabileceğinizi belirlemek için hazırlandı. Vereceğiniz kesin doğru veya kesin yanlış yanıtlar yoktur. Bu test bir teşhis koymak amacıyla değil, yalnızca sizin hayatınızda bir denge kurmanıza yardımcı olmak amacıyla hazırlandı. Stres düzeyiniz ve stresin hayatınızı nasıl et kileyebileceği hakkında bir profesyonelle konuşup bilgi almanız önerilir Stres Düzeyinizi Öğrenin Aşağıdaki durumlara genel olarak nasıl tepki gösterdiğinizi işar et leyerek stres düzeyinizi ölçün. 4- Her zaman 3- Sık sık 2- Bazen 1- Hiç Her soruya sizeuygun olduğunu düşündüğünüz bir sayı verin. Anketi tamamladığınızda sayıları toplayın. Anketin sonucunu elde ettiğiniz sayıya göre değerlendirin. 1-Birçok farklı işi kısa zamana sığdırmaya çalışıyor musunuz? 2-İş aksaklıkları veya gecikmeler durumunda sabırsızlanıyor musunuz? 3-Eğlenme amaçlı da olsa oynadığınız oyunlarda hep kazanmak zorunda hissediyor musunuz? 4-Trafikte kırmızı ışık yanmak üzereyken arabanızla hemen geçmeye çalışıyor musunuz? 5-Yaptığınız bir işte yardıma ihtiyacınız olsa da sormaktan kaçınıyor musunuz? 6-Sürekli olarak başkalarının hayranlığını kazanmak ve saygı duyulma ihtiyacı hissediyor musunuz? 7-Başkalarının işlerini yapma biçimlerini sıklıkla eleştiriyor musunuz? 8-Sıklıkla saate bakar mısınız? 9-Başarılarınızı ve pozisyonunuzu yükseltme konusunda aşırı hırs yaptığınız oluyor mu? 10-Zamanın size yetmediği düşüncesine kapılıyor musunuz? 11-Bir anda birden çok iş yapma alışkanlığınız var mıdır? 12-Sıklıkla gergin veya sinirli hissediyor musunuz? 13-Hobilerinize ve kendinize vakit ayırmakta zorlanıyor musunuz? 14-Çabuk konuşma veya sohbetleri hızlandırma eğiliminiz var mıdır? 15-Kendinizi geçinilmesi zor biri olarak kabul ediyor musunuz? 16-Arkadaş veya akrabalarınız sizinle geçinmenin zor olduğunu söylerler mi? 17-Birden fazla projede yer alma eğiliminiz var mıdır? 18-Kendinize sıklıkla işinizi bitirme tarihleri koyuyor musunuz? 19-Dinlenmeye ayırdığınız veya boş oturduğunuz vakitlerde kendinizi suçlu hissediyor musunuz? 20-Kendinize çok fazla sorumluluk yüklediğiniz oluyor mu? DEĞERLENDİRME
Stresinizi bu oyunla giderebilirsiniz ![]() Stres Giderici Oyunu Tam Ekran Oyna, Stres Giderici Oyunları Oyna Son Düzenleyen EagLesTeaM; 14-06-2009 @ 17:27. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Stres Yönetimi Stres Vikipedi, özgür ansiklopedi Git ve: kullan, ara Stres, vücudun çeşitli içsel ve dışsal uyaranlara verdiği otomatik tepki. Stres; fizyolojik ve psikolojik olmak üzere ikiye ayrılabilir. Fizyolojik stres sadece HPA aksılimbik sistem de –özellikle hipokampus ve amigdala- dahil olmaktadır[1]. üzerinden etki gösterirken, psikolojik stres varlığında bu aksa Stres maruziyetin artması; katekolaminler, adrenalin, noradrenalin ve adrenal glukokortikoitlerin sempatoadrenal salınımını artırarak katabolizmayı artırmaktadır. Bunun sonucunda lipolizi ve glikoz reservlerinin mobilizasyonunu artırır. Bu olay, enerji substratlarının dağılımını ve kullanılabilirliğini artırmada rol oynamaktadır[2]. Davranışsal, otonom, immün ve endokrin sistemlerle ilişkili nöronlarda bulunan CRF, memelilerde öğrenme ve duygulanımla ilgili nöronal yapılarda bol miktarda bulunmakta, memelilerde stres yanıtında önemli bir rol oynamaktadır[3]. HPA aksı kompleks geribildirim mekanizmalarına sahip nöroendokrin bir yolaktır. Bu yolağın, stres maruziyeti sonucu artan aktivitesi hipotalamik corticotropin-releasing hormone (CRH)'ın salınımı ile ilgilidir[4][5][6][7]. Strese tekrar maruz kalma, hipotalamus-pituitary-adrenal (HPA) aksında stres yanıtını düzenleyen önemli bir alandan salınan CRF; hipatalamo-hipofizer portal sistemde taşınarak ön hipofiz bezine ulaşmaktadır. Burada anterior lobun proopiomelanocortin (POMC) üreten hücreleri –POMC öncülünün bir son maddesi olan ACTH'ı üretmek için- eşzamanlı olarak aktive olur. Dolaşımdaki ACTH adrenal kortekse vardığında, steroidogeneze ve plazma glikokortikoit miktarının artmasına neden olmaktadır[4]. STRES, NEDENLERİ VE ÇÖZÜM YOLLARI Stres Nedir? Stres aslında her birimizin -küçük, büyük ayırt etmeden- yaşadığı belli bir olay ya da durum karşısında duygusal ve fiziksel dünyamızın gösterdiği “zorlanıyorum” reaksiyonudur. Stresten arındırılmış bir yaşam söz konusu olamaz. Hatta stres belli bir ölçüde “yaşamın zorlayıcısı” olarak gereklidir de. Ama duygusal ve fiziksel dünyamız zaman zaman karşılaştığı zor durumun kalıcı olmaya başlaması halinde ciddi bir yıkım sürecine girer. Bu yıkım içsel yıkım şeklinde olabileceği gibi, dışsal yıkım da yani çevremizdekilere (canlı,cansız) zarar verme şeklinde de olabilir. Stresin etkisini bir yıkım şeklinde göstermesi durumuna “stres fırtınası” diyebiliriz. Stres fırtınası önlem alınmadığı takdirde kolaylıkla kalıcı ruhsal ya da fiziksel hastalıklara bizi götürebilir. (Panik-atak, anksiyete, tansiyon ilk akla gelen bu türden rahatsızlıklar arasında kolaylıkla sayılabilir.) Stresin Belirtileri Stres altındaki kişilerde görülen en temel fiziksel belirtiler : Terleme Ateş yükselmesi Tansiyon artışı Kan atışlarında hızlanma Ağız kuruluğu Baş ağrısı Baş dönmesi Mide bulantısı Sebepsiz kasılmalar Halsizlik İştahsızlık Boşaltım sistemlerinde bozukluk (kabızlık ya da ishal) Nefes darlığı Stres altındaki kişilerde görülen en temel duygusal belirtiler : Sinirlilik hali Duygusal yorgunluk İsteksizlik Konuşma zorluğu ya da tam tersi fazla konuşma Hatalı konuşma (sözcükleri karıştırma) Unutkanlık Çeşitli korkuların belirmesi (yakınlarını kaybetme kaygısı, uçuş korkusu, hastalanma korkusu, ölüm korkusu,…) Cinsellikten uzaklaşma ya da tam tersi aşırı cinsel ilgililik Küfürlü konuşma Başarısızlık hissi Kendini küçük ve yetersiz görme Zaman zaman saldırganlık Duygusal dengesizlik Stresin Nedenleri Bedenimiz mükemmel bir mekanizmadır. Bu mekanizma kendisine yönelen bir saldırı halinde savunmaya geçer. Ama saldırının geliş kaynağı, etkisi ve yıkımı ölçüsünde bu savunma başarılı olur. Saldırının savuşturulamaması halinde bu mükemmel mekanizma yara almaya ve parçalanmaya, sistemini oluşturan öğeleri teker teker kaybetmeye başlar. Stres de duygusal ve fiziksel bütünlüğümüze yönelmiş bir saldırıdır. Bu saldırının geliş kaynağı çok çeşitli olabilir. En çok rastlanan nedenler : İşyerinde yaşanan huzursuzluklar Aile içi anlaşmazlıklar Aile içi şiddet Boşanma Cinsel taciz Cinsel engellenme Ekonomik geçim zorluğu Ağır eğitim Ağır aile içi sorumluluklar Belirli bir korkuya sebep olan durumun ortaya çıkması Ölüm Aniden ortaya çıkan fiziksel hastalıkların yarattığı korku Stresin Neden Olduğu Sorunlar Kendisine yönelen saldırı karşısında bedenin kimyasal dengesi, hormonal salgı durumunda değişme olur. Stresin uzun sürmesi ya da saldırının bedence savuşturulamaması durumunda bedenin kimya dengesi bozulmaya başlar. Midede asit düzeyinin yükselmesi, adet döneminde düzensizliklerin ortaya çıkması stresle de alakalı olabilir. Özellikle stres halinde üretilen adrenalin bedenin kimya dengesini olumsuz yönde etkileyebilir. Özellikle engellenme duygusunun yarattığı stres, deri dökülmeleri, kaşınma, uzun süre banyo yapmama gibi durumlara yol açabilir. Stres altındaki kişi bir korku yaşamaktadır. Bu korku onun normal yaşamını sürdürmesine engel olmaktadır. Bir çok şeyden kaçar ve normal yaşam sürecini hızla değiştirmeye zorunlu olarak yönelir. Özellikle sosyal yaşamdan kopuş, içe kapanıklılık ve kendisi ya da sevdikleri ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmeden kaçınmaya başlama stresin neden olabileceği durumlardandır. Zira stres altındaki kişi kendini “hiç bir yükü taşıyamayacak derecede yorgun” hissetmektedir. Bir şeyleri yapmaya yönelik istek düzeyinde ciddi bir düşüş söz konusudur. “Bir şeyleri yapmaya” yeltense de “başarısız olacağına” inanmaktadır. Stresi Çözmek Ne yazık ki bir çoğumuz eğer yaşadığımız stres kalıcı hale dönüşmüş ve duygusal ile fiziksel dünyamıza zarar vermeye başlamışsa fark etmeyiz bile. Bu durumu “ılık suda pişirilen bir kurbağa” ile benzeştirebiliriz. Ilık suda kendini güvende hisseden kurbağa, suyun yavaş yavaş ısınması ile gelecek tehlikeyi fark etmez. Stresinin yıkıcı hale geldiğini hisseden kimilerimiz çareyi bir tıp adamından/kadınından danışmanlık almada buluruz. Bu aslında oldukça sağlıklı bir yöntemdir. Öte yandan kimilerimiz ise özellikle metafizik alana yoğun bir yönelme gösterir, yaşadığımız bu olumsuzluğun ne zaman sona ereceğini öğrenebilmek için falcılara, astrologlara, dua okuyucularına yöneliriz. Modern insanın stres düzeyinin eskisine oranla çok artmış olmasından dolayıdır ki, alternatif tıp diye tabir edilen tedavi ya da rahatlama yöntemleri son yıllarda bu sebeple çok yaygınlaşmıştır. (Reiki, taşlarla tedavi gibi) Söz konusu yöntemlerin faydalı ya da faydasız olabileceği bu yazının konusunu teşkil etmemektedir. Önemli olan stresi çözecek yolun doğru seçilebilmesidir. Bu çözümdeki kilit kişi öncelikle “biz”izdir. Yani stresi çözmek konusunda ilk adımı atması ve kararlılık göstermesi gereken kişi bizzat kendimizdir. Pekiyi stresi nasıl çözeceğiz. Tıbbi ya da dilediğimiz bir yöntemi seçerek yardım alabiliriz. Ama bu yardımı alsak da almasak da öncelikle bizi neyin strese soktuğunu tespit etmeye çalışmalıyız. Özellikle “iç sorgulama” bu anlamda faydalı bir yaklaşım olacaktır. Günlük yaşamımızda stres altında yaşadığımız ortamda bir kaç gün süre ile mümkün olduğunca kendimizle ve yaşadığımız durumlarla ilgili not tutmaya çalışabiliriz. “Olan neydi?”, “Ne hissettik?”, “Bize nasıl davranıldı?”, “Biz nasıl davranılmasını istiyorduk?”, “Bizi ne mutlu etti”, “Bizi ne mutsuz etti?”, “Sıkıntılarımız saat kaçta başladı?” yanıtını arayacağımız sorulardan olabilir. Bu sorular sizin durumunuza özgü olarak değişebilir. Sorularınızı kendiniz de oluşturabilirsiniz. Önemli olan stresinizin “anatomisi”ni çıkarabilmektir. Notlarınızı oluşturduktan sonra, herkesten uzak bir kaç saate ya da bir kaç güne ihtiyacınız olacaktır. Notlarınıza bakarak geriye dönerek durumları çözümlemeye çalışın. “Sizi neyin mutsuz ettiğini”, “sizi mutsuz eden bu durumun sona erebilmesi için olası çözümlerin neler olduğunu”, “çözümlerin bedellerinin ve ödüllerinin neler olabileceğini” düşünün. Bu düşünme egzersizini yaparken olabildiğince gerçekçi olmaya çalışın. Kendinize kızmayın, acımayın, kendinizi şövalye ya da kurban olarak nitelemeyin. Kaldırabileceğinizden daha ağır ya da yapabileceğinizden daha hafif çözümlere hemen heves etmeyin. Böylesi bir iç sorgulamayı yaparken sadece çevrenizi ve çevrenizdekileri değil kendinizi de eleştirin. Ama eleştirin yıkmaya yönelmeyin. “Ne yapsa idiniz durum daha iyi olabilirdi?” ve “bunu neden yapamadınız ya da yapmadınız?”, “bunu nasıl yapabilirsiniz?” sorularına yanıt arayın. Bu iç sorgulamayı yaparken notlar almayı ihmal etmeyin. Olabildiğince yazık, kağıt tüketin. Sorunlarınızı ya da sorgulamanız sırasında başlık haline gelebilen durumlara ait sözcükleri bir kağıda büyük harflerle yazarak çevrenizdeki duvarlara asın. Unutmayın ki, stresi çözebilmek için mevcut durumun değiştirilmesi gerekir. Mevcut durum bize bağlı sebepler içerebileceği gibi bize bağlı olmayan ama bizi etkileyen sebepleri de barındırabilir. Örneğin, insanlara sert konuşan birinin çevresinden aldığı tepkinin sebep olduğu stres belki kişinin konuşma tarzını değiştirebilmesi ile belli bir vadede çözülebilir. Ama işyerinde yeteneklerinin dışında çalıştırılan bir kişinin stresini yenmesinin belki de en önemli çözümü mümkünse yeteneklerine uygun bir işe yönelmesidir. Kuşkusuz stresi yenebilecek her çözüm kolay ve çabuk değildir. Zaten böyle olsa idi, stresi çözmek de belli bir çaba isteyen bir eylem olmazdı. Stresin çözümü, belli vazgeçişleri ya da belli çabaları gerektirebilir. Bu durumda yapılacak en doğru şey, “neyi gerçekten yapabileceğimize” ve ” bu çözümün bizi mutlu edip etmeyeceğini” kurgulayabilmektir. Yaşamı bu anlamda bir “kumar” olarak algılamaktansa “akıl ile çözümler üreterek problemleri çözme eylemi” olarak görmek daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Post-Stres Dönemi Eğer stresi çözmek için bulduğumuz çözüm, işe yaradı ise bu durumda çalışmamızı hemen sona erdirmemeliyiz. Zira stresin tekrar aynı şekilde ortaya çıkmaması için post-stres (stres sonrası) dönemde de “stresin tekrarlamaması” için yapmamız gerekenli bilmeliyiz. Öncelikle bizi strese götüren şeyden uzaklaşmış isek ona yaklaşmamak/yaklaşmamaya çalışmak iyi bir önlem olacaktır. Stresimizi yenmek için bir özelliğimizi değiştirmiş isek bunu devam ettirmek de yine iyi bir önlemdir. Stresten uzaklaşmanın verdiği rehavet ve mutluluk ile “önlemler listesini” bir kenara atmamalıyız. Stresten Uzak Durmak Stresten uzak durabilmek pek mümkün değilse de kalıcı hale dönüşen ve başka duygusal ve fiziksel sıkıntılara yol açan yıkıcı stresten uzak durabiliriz. Bu uzak duruşta başlangıç noktamız yine “biz”iz. “Kendimizi unutmamalıyız. Sadece başkaları ya da işler için yaşamamalıyız. Yaşamı kendimiz için de yaşamalıyız. “Kendini çocuklarına feda eden anne/baba” ya da “işi için kendisini unutan kişi” tiplemeleri toplumsal düzeyde bir tür “kahraman” mertebesi ile adlandırılırsa da aslında böylesi bir durumda bir “kahraman”dan değil bir “kurban”dan söz etmek daha uygun olacaktır. Siz kendinizi unutabilirsiniz. Ama beden kendini unutmaz. Siz bedeninize karşı sorumluluğunuzu yerine getirmediğiniz takdirde bedeniniz de sizinle yapmış olduğu barış anlaşmasını bozacaktır. Kendimizi nasıl hatırlayacağız? Kendimizi sevmeliyiz. Her kusurumuzu değiştirmemiz gerekmeyebilir. Bazı “kusurlarımız” bizi biz yapan şeylerdir. Bir diğerine benzemektense biz olabilmek daha sağlıklı bir şeydir. Bir başkasının bizi sevmesi, bizim benzediğimizi sevmesinden daha elle tutulur bir sevinçtir. Kendimize zaman ayırmalıyız. Mutlaka günde belli bir zaman dilimini kendimize ayırmalıyız. Bu zaman diliminde bencil olma hakkımız vardır. Bu zaman dilimini sevdiklerimizle paylaşmaya yeltenmemeliyiz. Ayırdığınız zaman size ait olmalıdır. Bu zaman diliminde sizi ne mutlu ediyorsa onu yapmalısınız. Bu koşma, yürüyüş, kitap okuma, resim yapma, dikiş dikme, bilgisayarda oyun oynama, .. olabilir. Kısacası seçtiğiniz eylem her ne olursa olsun o eylem sizi mutlu eden eylemdir ve size ait zamanda bu eyleme yönelmenizde hiç bir sakınca yok. (Tabii söz konusu eylem stresinize de dolaylı olarak katkıda bulunan eylem olmamalıdır.) Stres altında oluşan bağımlılıklarımızla mücadele etmeliyiz. Stres altında başta sigara, alkol, ilaç kullanımı olmak üzere kimi bağımlılıklara meyil edebiliriz. Aynı şekilde yalan söyleme, gerçeği süsleme, abartı da bu tür bağımlılıklara benzer şekilde gelişir. Bunlar nomal doğamızın dışındaki durumlardır ve bunlardan kurtulabilmek de belli bir çaba göstermemizi gerekli kılar. Gülmeyi unutmamalıyız. Gülmek insanı gevşeten, yenileyen bir eylemdir. Beden güldüğünde mutluluk hormonları salgılar. Nükteden, küçük tatlı şakalardan, komik hikayelerden uzak durmayalım. Kahkaha atmaya utanmayalım. Kahkanızı sevin. Çünkü bu kahkaha dünyaya “ben mutluyum” demektedir. Onu susturmayın. Sinirlendiğimizde sinirimizi yenmesini öğrenmeliyiz. Sinirlendiğimiz bir anda ilk elde sinirimizi boşaltmak yerine ya da dişlerimizi sıkmak yerine karşımızdaki kişiye içimizden geçen kötü şeyleri söylemek yerine “bu sözlerin beni yaralıyor” diyebilmek emin olun daha faydalıdır. Karşımızdaki kişinin bize yaptığının bizde hissettirdiklerini rahatlıkla söyleyebildiğinizde karşımızdaki kişinin sinirini bile kontrol edebiliriz. Özür dilemekten ya da barışmaktan çekinmeyelim. Bazen bir özür, bir çiçek, bir tebessüm ve de en önemlisi bir “seni seviyorum” seslenişi her şeyi çok hızlı bir şekilde çözer. İnsanları olduğu gibi kabul etmeye çalışalım. İnsanları değiştirmek kolay değildir. Eğer bazı durumlarda karşımızdakini olduğu gibi kabul eder ve onu olamayacağına değiştirmeye zorlamaktan vazgeçersek hem kendimiz hem de onun için faydalı bir şey yapmış oluruz. Spor aktivitelerine katılalım. Düzenli spor yapmak, bedeni fizik olarak bir şeyle meşgul etmek hem fiziksel hem de duygusal olarak faydalıdır. Ama aşırı spor aktivitesinin de stresle alakası olduğunu göz ardı etmeyelim. Dünyadan kopmayalım. Dünya değişirken köşemizde kalamayız. Değişen renklerle birlikte büyümeliyiz. Okumaktan, dinlemekten, öğrenmekten vazgeçemeyiz. Yeni öğrendiğimiz şeyler bizi yeniler. Öğrendiğimiz yeni şeyleri paylaşalım, tartışalım. Düşünce dünyamızdaki yoksulluk gelişmemizin, sorunları çözmeyi öğrenebilmemizin önündeki en temel engeldir. Düzenli ve dengeli beslenmeye çalışmalıyız. Bedenimizin stresle mücadelesinde kimyasal dengesini koruyabilmek ve ona bu mücadelede gerekli olan enerjiyi verebilmek adına doğru şeyleri yemeliyiz. Bu açıdan sağlıklı ve dengeli beslenme önemlidir. Aşırı yağlı ya da aşırı şekerli yiyecekler bedenin fiziksel dengesini, metobolizmasını bozabilir. KAYNAK: kedimveben STRES, NEDENLERİ VE ÇÖZÜM YOLLARIStres Nedir? Stres aslında her birimizin -küçük, büyük ayırt etmeden- yaşadığı belli bir olay ya da durum karşısında duygusal ve fiziksel dünyamızın gösterdiği “zorlanıyorum” reaksiyonudur. Stresten arındırılmış bir yaşam söz konusu olamaz. Hatta stres belli bir ölçüde “yaşamın zorlayıcısı” olarak gereklidir de. Ama duygusal ve fiziksel dünyamız zaman zaman karşılaştığı zor durumun kalıcı olmaya başlaması halinde ciddi bir yıkım sürecine girer. Bu yıkım içsel yıkım şeklinde olabileceği gibi, dışsal yıkım da yani çevremizdekilere (canlı,cansız) zarar verme şeklinde de olabilir. Stresin etkisini bir yıkım şeklinde göstermesi durumuna “stres fırtınası” diyebiliriz. Stres fırtınası önlem alınmadığı takdirde kolaylıkla kalıcı ruhsal ya da fiziksel hastalıklara bizi götürebilir. (Panik-atak, anksiyete, tansiyon ilk akla gelen bu türden rahatsızlıklar arasında kolaylıkla sayılabilir.) Stresin Belirtileri Stres altındaki kişilerde görülen en temel fiziksel belirtiler : Terleme Ateş yükselmesi Tansiyon artışı Kan atışlarında hızlanma Ağız kuruluğu Baş ağrısı Baş dönmesi Mide bulantısı Sebepsiz kasılmalar Halsizlik İştahsızlık Boşaltım sistemlerinde bozukluk (kabızlık ya da ishal) Nefes darlığı Stres altındaki kişilerde görülen en temel duygusal belirtiler : Sinirlilik hali Duygusal yorgunluk İsteksizlik Konuşma zorluğu ya da tam tersi fazla konuşma Hatalı konuşma (sözcükleri karıştırma) Unutkanlık Çeşitli korkuların belirmesi (yakınlarını kaybetme kaygısı, uçuş korkusu, hastalanma korkusu, ölüm korkusu,…) Cinsellikten uzaklaşma ya da tam tersi aşırı cinsel ilgililik Küfürlü konuşma Başarısızlık hissi Kendini küçük ve yetersiz görme Zaman zaman saldırganlık Duygusal dengesizlik Stresin Nedenleri Bedenimiz mükemmel bir mekanizmadır. Bu mekanizma kendisine yönelen bir saldırı halinde savunmaya geçer. Ama saldırının geliş kaynağı, etkisi ve yıkımı ölçüsünde bu savunma başarılı olur. Saldırının savuşturulamaması halinde bu mükemmel mekanizma yara almaya ve parçalanmaya, sistemini oluşturan öğeleri teker teker kaybetmeye başlar. Stres de duygusal ve fiziksel bütünlüğümüze yönelmiş bir saldırıdır. Bu saldırının geliş kaynağı çok çeşitli olabilir. En çok rastlanan nedenler : İşyerinde yaşanan huzursuzluklar Aile içi anlaşmazlıklar Aile içi şiddet Boşanma Cinsel taciz Cinsel engellenme Ekonomik geçim zorluğu Ağır eğitim Ağır aile içi sorumluluklar Belirli bir korkuya sebep olan durumun ortaya çıkması Ölüm Aniden ortaya çıkan fiziksel hastalıkların yarattığı korku Stresin Neden Olduğu Sorunlar Kendisine yönelen saldırı karşısında bedenin kimyasal dengesi, hormonal salgı durumunda değişme olur. Stresin uzun sürmesi ya da saldırının bedence savuşturulamaması durumunda bedenin kimya dengesi bozulmaya başlar. Midede asit düzeyinin yükselmesi, adet döneminde düzensizliklerin ortaya çıkması stresle de alakalı olabilir. Özellikle stres halinde üretilen adrenalin bedenin kimya dengesini olumsuz yönde etkileyebilir. Özellikle engellenme duygusunun yarattığı stres, deri dökülmeleri, kaşınma, uzun süre banyo yapmama gibi durumlara yol açabilir. Stres altındaki kişi bir korku yaşamaktadır. Bu korku onun normal yaşamını sürdürmesine engel olmaktadır. Bir çok şeyden kaçar ve normal yaşam sürecini hızla değiştirmeye zorunlu olarak yönelir. Özellikle sosyal yaşamdan kopuş, içe kapanıklılık ve kendisi ya da sevdikleri ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmeden kaçınmaya başlama stresin neden olabileceği durumlardandır. Zira stres altındaki kişi kendini “hiç bir yükü taşıyamayacak derecede yorgun” hissetmektedir. Bir şeyleri yapmaya yönelik istek düzeyinde ciddi bir düşüş söz konusudur. “Bir şeyleri yapmaya” yeltense de “başarısız olacağına” inanmaktadır. Stresi Çözmek Ne yazık ki bir çoğumuz eğer yaşadığımız stres kalıcı hale dönüşmüş ve duygusal ile fiziksel dünyamıza zarar vermeye başlamışsa fark etmeyiz bile. Bu durumu “ılık suda pişirilen bir kurbağa” ile benzeştirebiliriz. Ilık suda kendini güvende hisseden kurbağa, suyun yavaş yavaş ısınması ile gelecek tehlikeyi fark etmez. Stresinin yıkıcı hale geldiğini hisseden kimilerimiz çareyi bir tıp adamından/kadınından danışmanlık almada buluruz. Bu aslında oldukça sağlıklı bir yöntemdir. Öte yandan kimilerimiz ise özellikle metafizik alana yoğun bir yönelme gösterir, yaşadığımız bu olumsuzluğun ne zaman sona ereceğini öğrenebilmek için falcılara, astrologlara, dua okuyucularına yöneliriz. Modern insanın stres düzeyinin eskisine oranla çok artmış olmasından dolayıdır ki, alternatif tıp diye tabir edilen tedavi ya da rahatlama yöntemleri son yıllarda bu sebeple çok yaygınlaşmıştır. (Reiki, taşlarla tedavi gibi) Söz konusu yöntemlerin faydalı ya da faydasız olabileceği bu yazının konusunu teşkil etmemektedir. Önemli olan stresi çözecek yolun doğru seçilebilmesidir. Bu çözümdeki kilit kişi öncelikle “biz”izdir. Yani stresi çözmek konusunda ilk adımı atması ve kararlılık göstermesi gereken kişi bizzat kendimizdir. Pekiyi stresi nasıl çözeceğiz. Tıbbi ya da dilediğimiz bir yöntemi seçerek yardım alabiliriz. Ama bu yardımı alsak da almasak da öncelikle bizi neyin strese soktuğunu tespit etmeye çalışmalıyız. Özellikle “iç sorgulama” bu anlamda faydalı bir yaklaşım olacaktır. Günlük yaşamımızda stres altında yaşadığımız ortamda bir kaç gün süre ile mümkün olduğunca kendimizle ve yaşadığımız durumlarla ilgili not tutmaya çalışabiliriz. “Olan neydi?”, “Ne hissettik?”, “Bize nasıl davranıldı?”, “Biz nasıl davranılmasını istiyorduk?”, “Bizi ne mutlu etti”, “Bizi ne mutsuz etti?”, “Sıkıntılarımız saat kaçta başladı?” yanıtını arayacağımız sorulardan olabilir. Bu sorular sizin durumunuza özgü olarak değişebilir. Sorularınızı kendiniz de oluşturabilirsiniz. Önemli olan stresinizin “anatomisi”ni çıkarabilmektir. Notlarınızı oluşturduktan sonra, herkesten uzak bir kaç saate ya da bir kaç güne ihtiyacınız olacaktır. Notlarınıza bakarak geriye dönerek durumları çözümlemeye çalışın. “Sizi neyin mutsuz ettiğini”, “sizi mutsuz eden bu durumun sona erebilmesi için olası çözümlerin neler olduğunu”, “çözümlerin bedellerinin ve ödüllerinin neler olabileceğini” düşünün. Bu düşünme egzersizini yaparken olabildiğince gerçekçi olmaya çalışın. Kendinize kızmayın, acımayın, kendinizi şövalye ya da kurban olarak nitelemeyin. Kaldırabileceğinizden daha ağır ya da yapabileceğinizden daha hafif çözümlere hemen heves etmeyin. Böylesi bir iç sorgulamayı yaparken sadece çevrenizi ve çevrenizdekileri değil kendinizi de eleştirin. Ama eleştirin yıkmaya yönelmeyin. “Ne yapsa idiniz durum daha iyi olabilirdi?” ve “bunu neden yapamadınız ya da yapmadınız?”, “bunu nasıl yapabilirsiniz?” sorularına yanıt arayın. Bu iç sorgulamayı yaparken notlar almayı ihmal etmeyin. Olabildiğince yazık, kağıt tüketin. Sorunlarınızı ya da sorgulamanız sırasında başlık haline gelebilen durumlara ait sözcükleri bir kağıda büyük harflerle yazarak çevrenizdeki duvarlara asın. Unutmayın ki, stresi çözebilmek için mevcut durumun değiştirilmesi gerekir. Mevcut durum bize bağlı sebepler içerebileceği gibi bize bağlı olmayan ama bizi etkileyen sebepleri de barındırabilir. Örneğin, insanlara sert konuşan birinin çevresinden aldığı tepkinin sebep olduğu stres belki kişinin konuşma tarzını değiştirebilmesi ile belli bir vadede çözülebilir. Ama işyerinde yeteneklerinin dışında çalıştırılan bir kişinin stresini yenmesinin belki de en önemli çözümü mümkünse yeteneklerine uygun bir işe yönelmesidir. Kuşkusuz stresi yenebilecek her çözüm kolay ve çabuk değildir. Zaten böyle olsa idi, stresi çözmek de belli bir çaba isteyen bir eylem olmazdı. Stresin çözümü, belli vazgeçişleri ya da belli çabaları gerektirebilir. Bu durumda yapılacak en doğru şey, “neyi gerçekten yapabileceğimize” ve ” bu çözümün bizi mutlu edip etmeyeceğini” kurgulayabilmektir. Yaşamı bu anlamda bir “kumar” olarak algılamaktansa “akıl ile çözümler üreterek problemleri çözme eylemi” olarak görmek daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Post-Stres Dönemi Eğer stresi çözmek için bulduğumuz çözüm, işe yaradı ise bu durumda çalışmamızı hemen sona erdirmemeliyiz. Zira stresin tekrar aynı şekilde ortaya çıkmaması için post-stres (stres sonrası) dönemde de “stresin tekrarlamaması” için yapmamız gerekenli bilmeliyiz. Öncelikle bizi strese götüren şeyden uzaklaşmış isek ona yaklaşmamak/yaklaşmamaya çalışmak iyi bir önlem olacaktır. Stresimizi yenmek için bir özelliğimizi değiştirmiş isek bunu devam ettirmek de yine iyi bir önlemdir. Stresten uzaklaşmanın verdiği rehavet ve mutluluk ile “önlemler listesini” bir kenara atmamalıyız. Stresten Uzak Durmak Stresten uzak durabilmek pek mümkün değilse de kalıcı hale dönüşen ve başka duygusal ve fiziksel sıkıntılara yol açan yıkıcı stresten uzak durabiliriz. Bu uzak duruşta başlangıç noktamız yine “biz”iz. “Kendimizi unutmamalıyız. Sadece başkaları ya da işler için yaşamamalıyız. Yaşamı kendimiz için de yaşamalıyız. “Kendini çocuklarına feda eden anne/baba” ya da “işi için kendisini unutan kişi” tiplemeleri toplumsal düzeyde bir tür “kahraman” mertebesi ile adlandırılırsa da aslında böylesi bir durumda bir “kahraman”dan değil bir “kurban”dan söz etmek daha uygun olacaktır. Siz kendinizi unutabilirsiniz. Ama beden kendini unutmaz. Siz bedeninize karşı sorumluluğunuzu yerine getirmediğiniz takdirde bedeniniz de sizinle yapmış olduğu barış anlaşmasını bozacaktır. Kendimizi nasıl hatırlayacağız? Kendimizi sevmeliyiz. Her kusurumuzu değiştirmemiz gerekmeyebilir. Bazı “kusurlarımız” bizi biz yapan şeylerdir. Bir diğerine benzemektense biz olabilmek daha sağlıklı bir şeydir. Bir başkasının bizi sevmesi, bizim benzediğimizi sevmesinden daha elle tutulur bir sevinçtir. Kendimize zaman ayırmalıyız. Mutlaka günde belli bir zaman dilimini kendimize ayırmalıyız. Bu zaman diliminde bencil olma hakkımız vardır. Bu zaman dilimini sevdiklerimizle paylaşmaya yeltenmemeliyiz. Ayırdığınız zaman size ait olmalıdır. Bu zaman diliminde sizi ne mutlu ediyorsa onu yapmalısınız. Bu koşma, yürüyüş, kitap okuma, resim yapma, dikiş dikme, bilgisayarda oyun oynama, .. olabilir. Kısacası seçtiğiniz eylem her ne olursa olsun o eylem sizi mutlu eden eylemdir ve size ait zamanda bu eyleme yönelmenizde hiç bir sakınca yok. (Tabii söz konusu eylem stresinize de dolaylı olarak katkıda bulunan eylem olmamalıdır.) Stres altında oluşan bağımlılıklarımızla mücadele etmeliyiz. Stres altında başta sigara, alkol, ilaç kullanımı olmak üzere kimi bağımlılıklara meyil edebiliriz. Aynı şekilde yalan söyleme, gerçeği süsleme, abartı da bu tür bağımlılıklara benzer şekilde gelişir. Bunlar nomal doğamızın dışındaki durumlardır ve bunlardan kurtulabilmek de belli bir çaba göstermemizi gerekli kılar. Gülmeyi unutmamalıyız. Gülmek insanı gevşeten, yenileyen bir eylemdir. Beden güldüğünde mutluluk hormonları salgılar. Nükteden, küçük tatlı şakalardan, komik hikayelerden uzak durmayalım. Kahkaha atmaya utanmayalım. Kahkanızı sevin. Çünkü bu kahkaha dünyaya “ben mutluyum” demektedir. Onu susturmayın. Sinirlendiğimizde sinirimizi yenmesini öğrenmeliyiz. Sinirlendiğimiz bir anda ilk elde sinirimizi boşaltmak yerine ya da dişlerimizi sıkmak yerine karşımızdaki kişiye içimizden geçen kötü şeyleri söylemek yerine “bu sözlerin beni yaralıyor” diyebilmek emin olun daha faydalıdır. Karşımızdaki kişinin bize yaptığının bizde hissettirdiklerini rahatlıkla söyleyebildiğinizde karşımızdaki kişinin sinirini bile kontrol edebiliriz. Özür dilemekten ya da barışmaktan çekinmeyelim. Bazen bir özür, bir çiçek, bir tebessüm ve de en önemlisi bir “seni seviyorum” seslenişi her şeyi çok hızlı bir şekilde çözer. İnsanları olduğu gibi kabul etmeye çalışalım. İnsanları değiştirmek kolay değildir. Eğer bazı durumlarda karşımızdakini olduğu gibi kabul eder ve onu olamayacağına değiştirmeye zorlamaktan vazgeçersek hem kendimiz hem de onun için faydalı bir şey yapmış oluruz. Spor aktivitelerine katılalım. Düzenli spor yapmak, bedeni fizik olarak bir şeyle meşgul etmek hem fiziksel hem de duygusal olarak faydalıdır. Ama aşırı spor aktivitesinin de stresle alakası olduğunu göz ardı etmeyelim. Dünyadan kopmayalım. Dünya değişirken köşemizde kalamayız. Değişen renklerle birlikte büyümeliyiz. Okumaktan, dinlemekten, öğrenmekten vazgeçemeyiz. Yeni öğrendiğimiz şeyler bizi yeniler. Öğrendiğimiz yeni şeyleri paylaşalım, tartışalım. Düşünce dünyamızdaki yoksulluk gelişmemizin, sorunları çözmeyi öğrenebilmemizin önündeki en temel engeldir. Düzenli ve dengeli beslenmeye çalışmalıyız. Bedenimizin stresle mücadelesinde kimyasal dengesini koruyabilmek ve ona bu mücadelede gerekli olan enerjiyi verebilmek adına doğru şeyleri yemeliyiz. Bu açıdan sağlıklı ve dengeli beslenme önemlidir. Aşırı yağlı ya da aşırı şekerli yiyecekler bedenin fiziksel dengesini, metobolizmasını bozabilir. Son Düzenleyen EagLesTeaM; 14-06-2009 @ 21:30. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #7 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Stres Yönetimi Başımız neden ağrıyor? Baş ağrısı yaşamayan insan neredeyse yok gibidir. Baş ağrısının sebepleri nelerdir? Ne zaman başlar, nasıl devam eder? İşte bunun gibi daha birçok sorunun cevabı... Hangi fiziksel ve psikolojik hastalıklara eşlik eder? Hangi hastalıklar tetikler ve pekiştirir? Obezite, uyku düzensizlikleri, baş ağrısı ilaçlarının kontrolsüz bir şekilde fazla kullanımı, yeme düzenindeki bozukluklar baş ağrısına nasıl etki eder? Mükemmeliyetçilik, öfkenin dışa vurulamaması, horlama, uyku apnesi, insomnia baş ağrısında nasıl bir yerde durmaktadır? Baş ağrısı dinamik bir süreçtir. Şiddetinde, sıklığında, tipinde her an değişiklik olabilen baş ağrılarında sosyo-ekonomik düzeyin düşmesi bir etken midir? Tüm bu konulara Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi`nden Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. M. Kemal Arıkan açıklık getirdi. - Liyezon psikiyatride ağrının yeri nedir? Ağrı sadece konsültasyon-liyezon psikiyatrisinin değil, genel tıbbın kardinal semptomlarından birisidir. Yani `ağrı`sız tıp düşünülemez. - Somatik belirti veren her hastalık organik midir? Bu soruya prensip olarak hayır diyebilirim. Yani bazı somatik belirtiler organik değil, psişik kökenlidir. Hatta daha ileri giderek şunu söyleyebilirim ki, somatik bulguların ağırlıklı bir bölümü organik kökenli değildir. Ancak, günümüz tıp anlayışında her şey ince moleküler mekanizmalarla açıklanmaya çalışılmaktadır. O yönde elde edilen bulgular söz konusu anlayışı desteklemektedir. - Baş ağrısı nedir? Baş ağrısı kişinin yaşam kalitesini ileri derecede etkileyen non-spesifik bir semptomdur. Yani salt baş ağrısına dayanarak her hangi bir tanı konulamaz. - Baş ağrısı hangi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar? Birçok nedenle ortaya çıkabilir. Örneğin anemi gibi sistemik nedenleri olabilir. Ya da baş-boyun bölgesini etkileyen lokal sebeplere dayanabilir. Bunların dışında psişik kökenli baş ağrısı da ortaya çıkabilir. En sık rastlanan sebep migrendir. Diğer sık rastlanan ağrı türleri ise gerilim tipi baş ağrısı ve `cluster` baş ağrısıdır. - Peki baş ağrısı vakalarına psikolojik sorunların fiziksel sonucu diyebilir miyiz? Fiziksel sorunlarla psişik sorunlar baş ağrısı söz konusu ise karşılıklı bir etkileşim içindedir. Yani biri diğerinin sonucudur diyemiyoruz. Ama aynı ortak mekanizma ile ortaya çıkan iki yönlü etkileşim içindedirler. Bunun tipik örneği depresyondur. Hem migren hem de depresyon aynı nörotranstmitter mekanizmaları ile ortaya çıkmaktadır. Böylece migrende depresyona ve depresyonda migrene çok sık rastlanmaktadır. - Baş ağrısı patalojilere eşlik eder mi? Patoloji derken psikopatolojiden söz ediliyorsa, yukarda da ifade ettiğim gibi, örneğin depresyonda evet diyebiliriz. - En çok hangi psikolojik hastalıklara eşlik ettiği görülür? Depresyon, bipolar bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, panik ve obsesif kompulsif bozukluklara baş ağrısının sıklıkla eşlik ettiğini görüyoruz. Bu türden birince eksen bozukluklarının yanı sıra ikinci eksen dediğimiz kişilik bozukluklarını da içeren hastalıklardan B kümesi kişilik bozukluklarında (narsisistik kişilik bozukluğu, borderline kişilik bozukluğu ve antisosyal kişilik bozukluğu) baş ağrsına sık rastlıyoruz. - Baş ağrısının tekrarlaması neye bağlıdır? Baş ağrısının kronik hal almasını etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar arasında obezite, uyku düzensizlikleri, baş ağrısı ilaçlarının kontrolsüz bir şekilde fazla kullanımı, yeme düzeninde bozukluklar ilk sıraları oluşturmaktadır. Bu arada bir takım psişik faktörlerin de etkili olduğuna dair ipuçlarına sahibiz. Mesela, mükemmeliyetçilik, öfkenin dışa vurulamaması, eşlik eden psikiyatrik bozuklukları sıralayabiliriz. - Baş ağrısı ile uykusuzluk arasında direkt bir bağlantı kurmak mümkün müdür o halde? Kesinlikle yakın ilişki vardır. Horlama, uyku apnesi, insomnia denilen az uyuma, uykuya dalmakta ve sürdürmekte güçlük, sabah yorgunluğu. Bunlar hep baş ağrısını tetikleyen faktörlerdir. - Baş ağrısı tanısı için laboratuardan nasıl yararlanılmaktadır? Ne yazık ki elimizde baş ağrısını ortaya koyacak spesifik bir teknoloji yoktur. Ama baş ve boyun bölgesini etkileyen muhtemel patolojileri ortaya koymak üzere MR ve BT den yararlanabiliriz. - Baş ağrısında EEG`nin fonksiyonu ne kadardır? Burada neyi görmeyi önemsersiniz? Epilepsinin bazı türlerinde baş ağrısı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla böyle bir olasılığı ekarte etmek için EEG den yararlanabiliriz. Yine bazı araştırmacılar, migrene bağlı olarak ağrı tarafında EEG de zemin aktivitesinin yavaşlama ortaya çıktığını vurgulamakta ve EEG nin migrende işe yarar bir teknoloji olduğunu iddia etmektedirler. - Baş ağrısı atakları nedir, neye bağlı olarak gelişir? Psikiyatrik sebepleri var mıdır? Baş ağrısı atakları aniden ortaya çıkan bazen geleceği önceden kestirilebilen (aura) semtoma verilen isimdir. Atakların psikososyal streslerle tetiklendiğine dair bazı ipuçları olmakla beraber bunlar henüz spekülatif niteliktedir. - Halk arasında en yaygın bilinen baş ağrısı tipi migren. Bunun sebebi nedir? Halk arasındaki yaygın inanış doğrudur. Gerçekten de baş ağrılarının büyük çoğunluğu migren nedeniyle ortaya çıkar. - Tedavi sırasında baş ağrılarında tip değişimlerine rastlanıyor mu? Evet. Baş ağrısı dinamik bir süreçtir. Şiddetinde, sıklığında, tipinde her an değişiklik olabilmektedir. O nedenle sürekli doktor kontrolü ve tedavinin dinamik değişime paralel olarak belirlenmesi gerekmektedir. - Baş ağrısı vakalarında aile öyküsünün önemi var mıdır? Evet. Bazı baş ağrıları genetik geçiş göstermektedir. Ayrıca kişinin içinde yaşadığı sosyoekonomik düzeyi saptamak açısından aile hikayesi değer taşımaktadır. Malum sosyo-ekonomik düzey düştükçe baş ağrısına rastlanma olasılığı artmaktadır. - Gerilim tipi baş ağrısının diğerleri ile temel farkı nedir? Gerilim tipi baş ağrısı kaygıyla ortaya çıkmakta ve genellikle kronik seyir izlemektedir. Relaksasyon tekniklerinden en fazla yararlanan grup bu gruptur - Baş ağrısı ne zaman kronik hale gelir? Baş ağrısının kronikleşmesi, yukarıda da ifade ettiğim gibi şişmanlıkla, ilaçların kontrolsüz kullanımı ile, eşlik eden psikiyatrik bulgularla vb birlikte ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla herhangi bir baş ağrısı olgusunda bu türden şekil eden faktörlerin tedaviye alınması önemlidir. - Cinsel aktivite ile baş ağrısının bir bağlantısı var mıdır? Bazı baş ağrıları cinsel aktivite sırasında ortaya çıkabilmektedir. - Hangi fiziksel hastalıklar baş ağrısı nedenidir? Bu soruya `kütüphaneler dolusu` fiziksel sebep baş ağrısına yol açabilir şeklinde cevap verirsem yanlış olmaz. En basit bir diş çürüğünden, ilaç yan etkisine, ani basınç değişikliklerinden anemiye yüzlerce sebep sıralanabilir. - Soğuk ile, enfeksiyon, öksürük ile hatta uzun süren yorucu tekdüze bir iş yapmakla baş ağrısının bağlantısını kurmak mümkün müdür? Evet. Burada özellikle baş ve çevresini etkileyen enfeksiyonlara özel önem vermek gerekir. - Madde kullanımı baş ağrısına sebep olur mu? Madde kullanımı, yüksek doz alınması ve yoksunluğu ciddi baş ağrısı sebepleri arasındadır. Burada herhangi bir maddeden söz ediyorum. Sigara, alkol, opiat vs hepsi� - Hocam havayolu uçuşları sırasında da bazen baş ağrıları görülüyor. Buradaki mekanizma nedir? İki mekanizma akla gelmektedir. Ani basınç ve oksijen satürasyon değişiklikleri ve panik. - Diş çürüklerinin baş ağrısı nedeni olduğu söylenir hep. Bunun gerçekliği var mıdır? Bu olgu gözden kaçırılmaması gereken bir şeydir. Tempromandibüler eklem dediğimiz çene eklemindeki sorunların da baş ağrısının önce gelen sebepleri arasında olduğunu bu arada zikretmek isterim. - Baş ağrılarında tedavi başarısı nedir? Oldukça yüksektir. Eğer sıklık %50`yi aşacak düzeye gelmişse başarı sağlanmış sayılmaktadır. - Doğru tedavi için psikiyatri ve nöroloji disiplininin beraber yaklaşmasının ne gibi avantajları vardır? Baş ağrısı psikiyatri, nöroloji ve algolojinin ortak alanına girmektedir. İlaç aşırı kullanımı, obezite, uyku bozukluğu, depresyon, anksiyete, bipolarite ve kişilik bozukluklarının sıklığı göz önüne alınırsa psikiyatrisiz bir baş ağrısı polikliniğinin başarısız olacağı açık ve kesindir. Nörolojisiz bir baş ağrısı polikliniği ayırıcı tanıyı imkansız kılar. Algoloji ise her tülü ağrının en ince mekanizmalarının ele alındığı bir tıp disiplini olarak süreçte mutlaka yerini almalıdır. - İlaç tedavisi önemli bir seçenek, terapide gerekli oluyor mu baş ağrısı tedavisinde? İlaç tedavisine ek olarak, biofeedback, kognitif davranışçı tedavi ve relaksasyon tedavilerinin büyük önemi vardır. - Baş ağrısı terapi seçenekleri içinde EFT ve IMDR yöntemlerini değerlendirebilir misiniz? Eğer baş ağrısı bir takım psişik travmalara tepki olarak ortaya çıkmışsa elbette. - rTMS olarak bilinen TMU(Manyetik Uyarım Tedavisi) nin baş ağrısında önemli bir seçenek olduğu söyleniyor. Baş ağrısı tedavisinde TMU`nun işlevi ve üstünlüğü nedir? TMU her türlü tedavi girişimine bir türlü yanıt vermeyen olgularda denenebilecek iyi bir seçenektir. | |
|
| | #8 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Stres Yönetimi Çocukta stres baş ağrıtıyor Nörologlar, yüzlerce çeşit baş ağrısı olduğunu ve çocuklarda da artık strese bağlı çoğu baş ağrısının yaygınlaştığını dile getirdi. Nörologlar, yüzlerce çeşit baş ağrısı olduğunu ve çocuklarda da artık strese bağlı çoğu baş ağrısının yaygınlaştığını dile getirdi. Baş ağrısının sadece yetişkinlerde olabileceği düşünülür. Oysa 5-7 yaş arası çocukların yaklaşık % 20 sinde kronik baş ağrıları oluşuyor. Daha büyük çocuklar baş ağrılarını tanımlayabilirler ancak bu yaştaki çocuklar ve daha küçükler bunu yapamazlar. Araştırmacılar baş ağrılarını tiplerine göre ve ağrı oluşma mekanizmalarına göre sınıflandırmaktadırlar. Çocuklarda baş ağrılarını oluşturan 5 mekanizma vardır: Gerilim Tipi: Birçok baş ağrısı boyun çevresindeki kasların kasılması ile oluşur. Çocuğunuzun Gerilim tipi baş ağrıları yanlış postür, sıkıntı, üzüntü, depresyon sebepli olabilir. Damarsal: Kafatası içindeki ve çevresindeki kan damarları ve arterler genişleyebilirler.Bu genişlemiş damarlar beraberlerindeki sinirlere bası yaparak ağrılara sebep olurlar. Kafa içi basıncı: Bazı tumorler, hematom vs organik sebepler kafa içi basıncını arttırarak ağrılara sebep olabilir. İltihaplar: Göz, kulak, burun, diş, sinus iltihaplanmaları baş ağrılarına sebep olabilirler. Nörojenik veya Epileptik Baş ağrıları: Epilepsi( sara) gibi bazı sinir rahatsızlıkları baş ağrısı sebebi olabilirler. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Babür Dora, yüzlerce çeşit baş ağrısı olduğunu ve çocuklarda da strese bağlı baş ağrısının yaygınlaştığını açıkladı. Dora, yüzlerce çeşidi olan baş ağrılarını iki grupta değerlendirdiklerini belirtti. Birinci grubun genetik geçişli migren ile gerilime bağlı baş ağrıları, ikinci grubun ise hastalık sonucu oluşan baş ağrıları olduğunu ifade eden Dora, çalışanlarda en sık görülen baş ağrısının, yoğun iş temposu, sıkıntı ve stres sonucu ortaya çıktığını söyledi. Dora, özellikle 20 ile 50 yaş arasındaki grupta gerilime bağlı bu çeşit ağrıların yüksek olduğunu kaydetti. Eğitim koşullarının ağırlığı ve sınavlar nedeniyle ilkokul çağındaki çocuklarda da strese bağlı baş ağrılarının arttığına işaret eden Dora, `Çocuklara sınavlar nedeniyle büyük yük bindiriliyor. Stresten bunalan çocuklarda da baş ağrısı görülüyor. Erişkinler streslerini ifade edebiliyorlar ama çocuklar stresli olduklarını ifade edemedikleri için baş ağrısından şikayet ediyorlar` dedi. Doç. Dr. Babür Dora, yüzlerce çeşit baş ağrısından en sık görülenin migren olduğunu söyledi. `Türkiye`de 5 kadından ve 15 erkekten birinde migren olduğunu` bildiren Dora, migreni olan kişilerin, normal insanların aksine ışık, ses ve kokudan rahatsız olduklarını anlattı. Dora, migrenli kişilerin bazı ilaçlar sayesinde yaşam kalitesinde artış sağlanabildiğini vurguladı. Sürekli ağrı kesici ilaç kullanmanın bağımlılık yapabileceğini ifade eden Dora, baş ağrısında hemen ilaç kullanmak yerine ağrının nedeninin belirlenmesi gerektiğini söyledi. `Bir kişi 10 günden fazla ağrı kesici ilaç kullanıyorsa o kişi ilaç bağımlılığına gidiyor demektir` diyen Dora, başı üç günden fazla ağrıyanlar mutlaka nöroloğa muayene olmaları gerektiğini sözlerine ekledi. Stres ile erken tanışıyor baş ağrısı çekiyorlar Yetişkinler gibi gençler de stres ile boğuşuyor.10 gençten 7`si stresli bir hayata sahip olduklarını söylüyor. Streslerini arkadaşları ile sohbet ederek atıyorlar. Baş ağrısı çekiyor ve haftada bir kez ağrı kesici kullanıyorlar. Günümüz modern insanının en çok yakındığı konuların başında stres geliyor. Adeta günlük yaşamın bir parçası haline gelen stresten gençler de kendilerini kurtaramıyor. Stres onların da yaşamında çok önemli bir alanı işgal ediyor ve çok erken yaşta stres ile tanışıyor. Araştırmaya katılan 15-22 yaş grubundaki gençlerin üçte ikisinden fazlası biraz da olsa hayatlarının stresli olduğunu düşünüyor. Yüzde 17.2`si `Çok stresli hayata sahip olduklarını` ifade ederken, yüzde 50`si `Biraz stresli hayatları olduğunu` söylüyor. Kısaca gençlerin yüzde 67`si az ya da çok stresle iç içe yaşıyor. 18 yaş üstü erkek ve kızlarda ise stres oranı yüzde 70 oranına dayanıyor. Hayatlarında az ya da hiç stres olmadığını belirten gençlerin oranının ise yalnızca üçte bir ile sınırlı olması günümüz gençliğinin en büyük sorununun stres olduğunu gösteriyor. Kısaca stres cinsiyet, eğitim, çalışma gibi faktörleri saf dışı bırakarak tam gençlerin yaşamında önemli bir alanı işgal ediyor. KIZLAR DUA EDİYOR Gençler stresten kurtulma yolu olarak da arkadaşları ile sohbet etmeyi görüyor. Arkadaşlarının entelektüel düzeylerinden şikayet ediyor olsa da başları sıkıştığında ilk adresleri onlar oluyor. Arkadaşın ardından genç kararsız kaldığı konuda `anne`ye gidiyor. İkinci sırada ise müzik dinlemek geliyor. Gençler bunun dışında kitap okumak, sinema, açık hava gezintileri ile streslerini azaltmaya çalışıyor. Gençlerin büyük çoğunluğunun sigarayı stresle mücadele yöntemi olarak kullanmaları da dikkat çekici. Stresten kurtulmak için sigara içme oranı kızlarda yüzde 25, erkeklerde ise yüzde 32`ye ulaşıyor. İçki de stresten kurtulma yollar arasında yer alıyor. Erkeklerin yüzde 20`si kızların ise yüzde 10`nu streslerini içki ile atmaya çalışıyor. Erkeklerin yüzde 19`unun şans oyunları ya da kağıt oyunları oynayarak, kızların da yüzde 14`ünün de dini aktivitelerde bulunarak stresten arınmaya çalışmaları araştırmada dikkat çeken bulgular arasında yer alıyor. Yine internette dolaşmak ve chat yapmak da gençler arasında stresle başa çıkma yolları arasında yer alıyor. Kızların yüzde 22.7`si erkeklerin yüzde 26.3 chat ile stres atıyor. Araştırma gençlerin `kendilerini dinç ve enerjik hissetmediklerini` ve baş ağrısı ile boğuştuklarını gösteriyor. `Kendinizi bu günlerde nasıl hissediyorsunuz` sorusuna 15-22 yaş grubundaki gençlerin ancak üçte biri yani yüzde 29`u `çok dinç` yanıtını veriyor. Dinç ve enerjik hissetmeyeenlerin oranı ise yüzde 63.9 Sağlık söz konusu olduğunda ise her 100 gençten 35`i sağlık sorunları yaşıyor. En büyük sağlık sorunları ise hem kızlarda hem de erkeklerde baş ağrısı. Her 100 gençten 16`sı başağrısı çekiyor. 15-22 yaş grubu genç kızların yarısına yakın bir kesimi yüzde 44`ü düzenli olarak kendilerini rahatsız eden bir sağlık problemi yaşadıklarını dile getirirken bu oran erkeklerde yüzde 27. Genç kızların en çok yaşadığı rahatsızlıkta ilk sırayı yüzde 21 oranıyla baş ağrısı alıyor. Yüzde 10 oranlarındaki sinir bozukluğu ve mide rahatsızlıkları ise baş ağrısını takip ediyor. Araştırmanın dikkat çeken bulgusu da düzenli olarak baş ağrısı yaşayan genç kızların oranının, Türkiye geneli kadınların baş ağrısı yaşama oranının üç katı olması. TNS Piar Profil`05 Araştırması`nda yetişkin kadınlardaki baş ağrısı oranı yüzde 6.5 olarak saptanmıştı. HAFTADA BİR AĞRI KESİCİ Erkeklerde de baş ağrısı yüzde 11 oranıyla ilk sırayı alıyor. İkinci ve üçüncü sırada gelen bel ağrısı ile sinirsel problemlerin oranı ise yüzde 5. Gençler düzenli olarak haftada bir kez ağrı kesici kullanıyor. `Haftada en az bir kez kullandığınız herhangi bir ilaç, mineral ya da vitamin var mı?` sorusuna verilen yanıtlara göre 15-22 yaş grubundaki genç kızların üçte biri yüzde 30`u erkeklerin dörtte biri yüzde 26`sı haftada en az bir kez düzenli ilaç alıyor. Bunların başında ise yüzde 14.2 oranıyla baş ağrısı ilaçları geliyor. Kızlar ağrı kesicileri erkeklerden daha çok kullanıyor. Kızların yüzde 18.5`i erkeklerin 9.9`u ağrı kesici alıyor. 18 yaş üstü kızlarda ağrı kesici kullanma oranı yüzde 20.2`yi buluyor. Ağrı kesicilerin ardından düzenli olarak kullanılan ilaç yüzde 5.2 oranı ile vitaminler. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| stres, yönetimi |
Stres Yönetimi Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Osmanlı yönetimi ile Cumhuriyet yönetimi arasındaki farklar nelerdir? | Ziyaretçi | Soru-Cevap | 2 | 3 Hafta Önce 11:09 |
| Stres - Stres Nedir - Stres Hakkında | careless_WhispeR | X-Sözlük | 0 | 07-06-2009 22:43 |
| Çatışma ve Stres | Bia | Psikoloji ve Psikiyatri | 0 | 06-07-2008 15:58 |
| Stres Atma | I3uz_KaLpLi | Flash Oyunlar | 17 | 24-02-2008 23:26 |
| Stres | Blue Blood | Flash Oyunlar | 0 | 17-03-2006 01:00 |