Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Sanatın Doğuşu

Bu konu Sanat forumunda ThinkerBeLL tarafından 22 Ağustos 2012 (13:15) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
35323 kez görüntülenmiş, 1 cevap yazılmış ve son mesaj 9 Aralık 2012 (02:15) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.75  |  Oy Veren: 4      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 22 Ağustos 2012, 13:15

Sanatın Doğuşu

#1 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Sanatın Doğuşu
MsXLabs.org

Bugün için, sanatın ortaya çıkışına tam ve kesin bir cevap verebilecek durumda değiliz. İlk insandan günümüze kadar geçen zaman içinde insanoğlu, çeşitli amaçlarla maddeye biçim vermiş, maddeye hükmetmeye çalışmıştır. Bütün bu faaliyetler içerisinde, sanatın başlangıç noktasını kestirmek oldukça zordur. Sanatın başlangıcı sorununu aydınlatmak üzere, pek çok yazar, kitaplarının giriş bölümlerinde uzun sayfalar ayırmaktadırlar. Bütün bu çabalara rağmen, bu konunun pek az aydınlatılabildiğini söyleyebiliriz.
Sanatın başlangıcı olarak kabul edilen örnekleri "ilkel sanat" başlığı altında toplamak, alışkanlık halini almıştır. "İlkel sanat" terimi, ilk bakışta ve çabucak bazı şeyleri çağrıştırmakla birlikte; geniş anlamda kullanılan " ilkel" kelimesinin kapsamından dolayı, bazı anlam kaymalarına da yol açmaktadır. Bu yanlış anlamalara fırsat vermemek için, bizi ilgilendiren " ilkel sanat ", tarihî kronolojinin başlangıcında yer alan ilkel sanattır.

1. Paleolitik Çağ
Alet yapabilen insanlar ile ilgili rastlanabilen en eski izler, aşağı yukarı 40 bin yıl önceye aittir. İzlerini, örneklerini bulabildiğimiz bu ilkel el hüneri işlerin bulunduğu çağa Paleolitik çağ ya da Eski Taş veya Yontma Taş Çağı adı verilir. Paleolitik çağın insanı madeni tanımamış, bütün aletlerini taştan, ağaçtan ve kemikten yapmıştır.
İnsan elinin, ilk defa çakmaktaşını işleyip bir bıçak yapıncaya kadar geçen zamanla, bizim bildiğimiz tarihî dönemler arasında, pek büyük bir zaman mesafesinin olduğu açıktır. Taşı eline alan ilk insandan piramitleri yapanlara kadar geçen sürecin uzunluğu, zaman katmanlarının korkutucu derinliği, bir dizi karanlık çağları da içine almaktadır. Fakat, sanat için, ilk aletin yapılmasıyla ilk adım atılmıştır.
Paleolitik çağ insanı ilk buzul çağında yaşamış, taştan yontarak yaptığı baltaları, mızrak uçları, kesiciler, kazıyıcılar gibi çeşitli araçları kullanmışlardır. Bu insanların alet ve araç yapımında kemikten de çok yararlandıkları görülmektedir.
Bu çağdan kalan ilk eserler, bazı küçük heykellerdir. Bunların en eskisi Garonne (Garon) ırmağı vadisinde bulunan fildişi kadın başıdır. Mamut dişinden oyularak yapılmış bu baş, dört santimetre kadardır ve 40 bin yıl öncesine ait olduğu sanılmaktadır. Bu heykelin dışında, 1922 yılında Yukarı Garonne'da bir mağarada bulunan bir kadın heykeline rastlanmıştır. Lespugue (Lespüg) Venüsü denilen bu heykel de mamut dişinden yapılmış olup, 15 cm. boyundadır. Kadın vücudu bu heykelde, bir takım yuvarlakların, küreciklerin üstüste yığılması şeklinde tasvir edilmiştir ve 30 bin yıl öncesine aittir (Halen Paris'de "İnsan Müzesi"nde bulunmaktadır). Viyana Doğa Tarihi Müzesi'ndeki Willendorf (Vilandorf) Venüsü ise 11 cm. yüksekliğinde olup, kireç taşından yontulmuştur. Bu kadın heykelinde baş, tıpkı bir dut ya da böğürtlene benzer şekilde işlenmiştir
Mağaralardaki kadın resimleri ile göğüs, kalça ve karın kısımları şişirilmiş olarak gösterilen kadın heykelciklerinin, soyun devam ettirilmesinde , üremede en büyük rolü oynayan, bereketin sembolü olarak kadını kutsallaştırmak veya doğumun artmasını sağlamak için yapılmış oldukları düşünülmektedir. Bunlar, sihir veya büyü ile de ilgili olabilirler.
Bu seriden sonra, yalnız yontulmuş değil; geyik kemiklerine, taşlara ve mağara duvarlarına kazılmış hayvan figürcükleri gelir. Bunlar, başarı ile ifade edilmiş çok sayıda geyik, yaban öküzü, at, mamut, yaban domuzu gibi hayvanlardır. Mağaralarda bulunan resim kalıntıları, eskilik bakımından ancak yirmi, otuz bin yıl öncesine kadar gidebiliyor. Bu mağaralardan ilk önce keşfedileni, İspanya'daki Altamira Mağarası'dır. Buradaki resimler, kalem biçimine yakın şekillere getirilmiş toprak veya taş çubuklarla yapılmış oldukları anlaşılmıştır. Çünkü, bu çubukların kalıntıları bulunmuştur. Renk olarak yalnız kırmızı, sarı, siyah ve kahverengi kullanılmıştır.
Bu resimler, önce kenar çizgileri taşa oyularak, sonra da araları renklendirilerek yapılmıştır. Renklendirme; odun kömürü, manganez toprağı ve kırmızı tebeşir gibi maddelerin ezilmesi ve su ile karıştırılması ile elde edilen bir boya ile yapılıyordu. Boyalar ise ya parmakla, ya kıldan veya tüyden fırça ile, ya da çomaklarla sürülüyordu.
En son bulunan resimli mağara Fransa'daki Lasque (Laskö)'dür. Bilinen en eski mağara resimleri, bu mağarada bulunmaktadır. 30 bin veya 25 bin yıl eskiye ait olduğu tahmin edilmektedir. Altamira mağarasındaki resimlerden daha güzel, daha iyi korunmuş ve daha zengindir. Duvarlarda beş metre boyunda hayvan resimleri bulunmaktadır. Bu mağaranın duvarlarına beş metre boyunda öküz resimleri çizmek, günümüzde dahi oldukça zor bir durumdur. Çünkü bu figürleri çizerken görebilmek ve iyi çizilip çizilmediğini kontrol etmek için geriye çekilebilecek bir mesafe yoktur. Bu sebeple, oldukça ilkel bir çağdaki bu insanların, bu resimleri nasıl yapabildiği oldukça düşündürücüdür.
İnsanlığın bu en eski sanat eserlerini anlamak ve değerlendirmek için, bugünkü estetik değerlerimizi bir tarafa bırakmamız gerekmektedir. Bütün bu eserler, ne belirli bir güzellik duygusunun ifadesi, ne de sanat için yapılmış eserlerdir. Bunların, bir amaç için ortaya konduğu anlaşılıyor. Yaygın kanaate göre bu resimler, ilkel insanların avcılıktaki başarılarını artırmak için başvurduğu büyüye yardım etmek için yapıldıkları sanılmaktadır. İlkel insanlara göre, bir varlığın hayaline sahip olmak, onu elde etmek demektir. Yani resimdeki hayvanı yaralamak veya öldürmek, gerçek hayattaki av hayvanının da ölmesine veya gücünden kaybetmesine yol aşacağına inanılıyordu. Bu inanış, halen yaşayan bazı ilkel kavimlerde de benzer şekillerde devam etmektedir. Mağaraların duvarlarında resmedilmiş hayvanların üzerinde, parmakları açık eller görülür. Ya da çoğunlukla, hayvan bir okla yaralı gösterilir. Bunlar; ele geçirme işaretleri midir? Şu halde, doğarken; sanatın sihir ve büyü karakteri olması gerekir (Resim 3).
Sonuç olarak paleolitik çağ (Eski taş) mağaralarında özellikle dikkati çeken durum, gün ışığı ile aydınlanan bölümlerde hiç bir tasvirin yapılmamış olmasıdır. Resimli kısımlar, genel olarak mağaraların girişlerinden 90 metre kadar içeride bulunmakta, bazı hallerde de, bu zeminlere ulaşmak için, dehlizlerden sürünerek ilerlemek gerekmektedir. Bütün bunlardan anlaşılan şudur ki; bu resimler, mağara duvarlarını süslesin diye yapılmış olamaz.
Birçok durumlarda mağara resimleri üst üste yapılmışlardır. Yani çizilip boyanmış bir hayvan resminin üzerine bir başkası, sonra onun da üzerine bir başkası yapılmıştı. İlkel insan bu resimlerin güzel olup olmadığına, saklanmaya değip değmediğine bakmıyordu. Eğer resmin büyüsel etkisi kalmamışsa, üstüne bir yenisi yapılabiliyordu.

2. Neolitik Çağ
Bu çağın, M.Ö. 7. bine kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Bu çağın insanları ovalarda, su kenarlarında, verimli ve savunması kolay yerlerde yaşamaya başlamışlardır. Paleolitik çağda olduğu gibi, karada ve suda avcılık halâ önemli bir yer tutmakla beraber, bu çağın insanı hayvanı evcilleştirmiş, üretici olarak tarım yapmış, köyler kurmuşlardır. Kullandıkları taş aletler önceki çağdakilerden çok daha gelişmiştir. Mağaralarda yapılan resimlerin yerini, kerpic evlerin duvarlarını süsleyen ve bugüne kadar canlı renklerini koruyabilen duvar resimleri almıştır.
Neolitik çağ insanları, mağaraları bırakarak kendilerine kerpic, saz ve kamıştan kulübeler yapmışlar ve köyler meydana getirmişlerdir. Bu köyler bazen açıktı; bazılarının etrafı ise hendek ve çitlerle çevriliydi; bazen de göllerin ortasında kazıklar üzerinde yapılan kulübelerden meydana geliyordu.
Yapı sanatının Neolitik çağda başladığı söylenebilir. Meydana getirilen bu yapılara Megalitik yapılar, bu kültüre de Megalitik kültür adı verilir. (Megalit kelimesi, Yunanca "mega" (büyük) ve "lithos" (taş) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur, büyük taş anlamına gelmektedir.) Bu yapıların birer mezar yapıları veya yıldızlarla ilişkili yapılar olduğu sanılmaktadır.
Megalitler başlıca iki grupta toplanabilir:
  • Menhir
  • Dolmen
1- Dayanak gerektirmeden ayakta duran taşlar; bunlar yalnızken "Menhir", bir doğru üzerinde dizilir veya daire şeklinde sıralanırsa "Cromlech" (Kromlek) adını alırlar
Menhirler, Fransa'da ve İngiltere'de çok sayıda bulunmaktadır. Bunlar 10-12 metre yüksekliğinde dev taşlardır. Menhirlerin çoğunun mezar taşı olduğu ispatlanmıştır. Büyüklükleri sebebiyle de, sanki canlıymışlar gibi halk masallarına konu olmuşlardır. İlgili efsanelerde menhirler; doğarlar, büyürler, dans ederler ve ağlarlar.
Bazı menhirler tarihî bir hatırayı sonsuzlaştırırlar. Menhirler, toprak sınırını belirtmek için de kullanılmış olabilirler. Menhirlerin dikilme sebeplerine en uygun açıklama ise, bunların ilkel idoller yani dinî semboller olduklarıdır.
Genel olarak yalnız duran menhirler, bazen bir çizgi üstünde dizilmiş de olabilirler. Daire şeklinde dizilmiş olanlar, belki dinî anıtlar veya kurban sunaklarıydı. Cromlech (Kromlek) denilen bu dizilerin yönleri yıldızlara göre olduğu için, güneş tapınağı da olabilirler.
Dolmenler'in içinde bazı kil eşyalar bulunmuştur. Fakat, çoğu soyulmuş olan bu mezar odalarında, neolitik çağı aydınlatabilecek çok az eşya kalmıştır. Buna karşılık dolmenlerin çoğunun üstünde, geometrik ve sembolik figürler kazılıdır.

2- Paralel düzenlenmiş bir döşemeyi taşıyan taşlardan meydana getirilen odalar ki; bunlara da "Dolmen" denir. Dolmen'ler, birer mezar odalarıdır. Bu mezar odalarının üstü toprakla örtülürse, ortaya çıkan tepeciklere Tümülüs = Höyük adı verilir. Dolmenler, basit dolmen, örtülü koridor, kubbeli dolmen adını alan türlerde olur.
Dolmenler çeşitli şekiller gösterirler:
  • Basit Dolmen: Ayakta duran iki veya birkaç taşın üstünde, yatık durumdaki büyük bir taştan oluşur. Bu ilkel dolmen, bazen bir tümülüs ile örtülüdür.
  • Kubbeli Dolmen: Bu tip dolmende, harçsız taşlarla örtülmüş ve kilit taşıyla kapanmış bir kubbe görülür. Yunanistan'da "Tolos" denilen bu tür inşaata, Fransa ve İrlanda'da bugün dahi çoban kulübeleri arasında rastlanmaktadır.
  • Örtülü Koridor: Son çağ dolmenlerinin hepsi bu türdedir. Bütün anıt, üstü örtülü bir geçitten ibarettir. Bunun bazı kısımları delikli bir taşla ayrılır ve bazılarında rölyeflere rastlanır (Rölyef, kabartma olup, heykel sanatının bir çeşididir. Bir figürün çıkıntıları, derin bir şekilde zemine bağlı olarak çıkarılmışsa "yüksek rölyef", eğer çıkıntılar hafif bir biçimde belirtilmişse "alçak rölyef" adını alır).
Etiketler:
  • sanatin dogusu
  • sanatin dogusu ve gelisimi
  • sanatin dogusu ve gelisimi ozet
  • sanatin dogusu ve gelisimi vikipedi
  • sanatin gelisimi ve dogusu
Benzer Konular:
Rapor Et
Eski 9 Aralık 2012, 02:15

Sanatın Doğuşu

#2 (link)
KAPTAN
Ziyaretçi
KAPTAN - avatarı
Sanatın başlangıcı olarak kabul edilen örnekleri “ilkel sanat” başlığıaltında toplamak, alışkanlık halini almıştır. “İlkel sanat” terimi, ilkbakışta ve çabucak bazı şeyleri çağrıştırmakla birlikte; geniş anlamdakullanılan ” ilkel” kelimesinin kapsamından dolayı, bazı anlamkaymalarına da yol açmaktadır. Bu yanlış anlamalara fırsat vermemekiçin, bizi ilgilendiren ” ilkel sanat “, tarihî kronolojininbaşlangıcında yer alan ilkel sanattır.

1. Paleolitik Çağ
Alet yapabilen insanlar ile ilgili rastlanabilen en eski izler, aşağıyukarı 40 bin yıl önceye aittir. İzlerini, örneklerini bulabildiğimizbu ilkel el hüneri işlerin bulunduğu çağa Paleolitik çağ ya da Eski Taşveya Yontma Taş Çağı adı verilir. Paleolitik çağın insanı madenitanımamış, bütün aletlerini taştan, ağaçtan ve kemikten yapmıştır.
İnsan elinin, ilk defa çakmaktaşını işleyip bir bıçak yapıncaya kadargeçen zamanla, bizim bildiğimiz tarihî dönemler arasında, pek büyük birzaman mesafesinin olduğu açıktır. Taşı eline alan ilk insandanpiramitleri yapanlara kadar geçen sürecin uzunluğu, zaman katmanlarınınkorkutucu derinliği, bir dizi karanlık çağları da içine almaktadır.Fakat, sanat için, ilk aletin yapılmasıyla ilk adım atılmıştır.
Paleolitik çağ insanı ilk buzul çağında yaşamış, taştan yontarakyaptığı baltaları, mızrak uçları, kesiciler, kazıyıcılar gibi çeşitliaraçları kullanmışlardır. Bu insanların alet ve araç yapımında kemiktende çok yararlandıkları görülmektedir.
Bu çağdan kalan ilk eserler, bazı küçük heykellerdir. Bunların eneskisi Garonne (Garon) ırmağı vadisinde bulunan fildişi kadın başıdır.Mamut dişinden oyularak yapılmış bu baş, dört santimetre kadardır ve 40bin yıl öncesine ait olduğu sanılmaktadır. Bu heykelin dışında, 1922yılında Yukarı Garonne’da bir mağarada bulunan bir kadın heykelinerastlanmıştır.Lespugue (Lespüg) Venüsü denilen bu heykel de mamut dişindenyapılmış olup, 15 cm. boyundadır. Kadın vücudu bu heykelde, bir takımyuvarlakların, küreciklerin üstüste yığılması şeklinde tasviredilmiştir ve 30 bin yıl öncesine aittir (Halen Paris’de “İnsanMüzesi”nde bulunmaktadır). Viyana Doğa Tarihi Müzesi’ndeki Willendorf(Vilandorf) Venüsü ise 11 cm. yüksekliğinde olup, kireç taşındanyontulmuştur. Bu kadın heykelinde baş, tıpkı bir dut ya da böğürtlenebenzer şekilde işlenmiştir
Mağaralardaki kadın resimleri ile göğüs, kalça ve karın kısımlarışişirilmiş olarak gösterilen kadın heykelciklerinin, soyun devamettirilmesinde , üremede en büyük rolü oynayan, bereketin sembolüolarak kadını kutsallaştırmak veya doğumun artmasını sağlamak içinyapılmış oldukları düşünülmektedir. Bunlar, sihir veya büyü ile deilgili olabilirler.
Bu seriden sonra, yalnız yontulmuş değil; geyik kemiklerine, taşlara vemağara duvarlarına kazılmış hayvan figürcükleri gelir. Bunlar, başarıile ifade edilmiş çok sayıda geyik, yaban öküzü, at, mamut, yabandomuzu gibi hayvanlardır. Mağaralarda bulunan resim kalıntıları,eskilik bakımından ancak yirmi, otuz bin yıl öncesine kadargidebiliyor. Bu mağaralardan ilk önce keşfedileni, İspanya’dakiAltamira Mağarası’dır. Buradaki resimler, kalem biçimine yakınşekillere getirilmiş toprak veya taş çubuklarla yapılmış olduklarıanlaşılmıştır. Çünkü, bu çubukların kalıntıları bulunmuştur. Renkolarak yalnız kırmızı, sarı, siyah ve kahverengi kullanılmıştır.
Bu resimler, önce kenar çizgileri taşa oyularak, sonra da aralarırenklendirilerek yapılmıştır. Renklendirme; odun kömürü, manganeztoprağı ve kırmızı tebeşir gibi maddelerin ezilmesi ve su ilekarıştırılması ile elde edilen bir boya ile yapılıyordu. Boyalar ise yaparmakla, ya kıldan veya tüyden fırça ile, ya da çomaklarla sürülüyordu.
En son bulunan resimli mağara Fransa’daki Lasque (Laskö)’dür. Bilinenen eski mağara resimleri, bu mağarada bulunmaktadır. 30 bin veya 25 binyıl eskiye ait olduğu tahmin edilmektedir. Altamira mağarasındakiresimlerden daha güzel, daha iyi korunmuş ve daha zengindir. Duvarlardabeş metre boyunda hayvan resimleri bulunmaktadır. Bu mağaranınduvarlarına beş metre boyunda öküz resimleri çizmek, günümüzde dahioldukça zor bir durumdur. Çünkü bu figürleri çizerken görebilmek ve iyiçizilip çizilmediğini kontrol etmek için geriye çekilebilecek birmesafe yoktur. Bu sebeple, oldukça ilkel bir çağdaki bu insanların, buresimleri nasıl yapabildiği oldukça düşündürücüdür.
İnsanlığın bu en eski sanat eserlerini anlamak ve değerlendirmek için,bugünkü estetik değerlerimizi bir tarafa bırakmamız gerekmektedir.Bütün bu eserler, ne belirli bir güzellik duygusunun ifadesi, ne desanat için yapılmış eserlerdir. Bunların, bir amaç için ortaya konduğuanlaşılıyor. Yaygın kanaate göre bu resimler, ilkel insanlarınavcılıktaki başarılarını artırmak için başvurduğu büyüye yardım etmekiçin yapıldıkları sanılmaktadır. İlkel insanlara göre, bir varlığınhayaline sahip olmak, onu elde etmek demektir. Yani resimdeki hayvanıyaralamak veya öldürmek, gerçek hayattaki av hayvanının da ölmesineveya gücünden kaybetmesine yol aşacağına inanılıyordu. Bu inanış, halenyaşayan bazı ilkel kavimlerde de benzer şekillerde devam etmektedir.Mağaraların duvarlarında resmedilmiş hayvanların üzerinde, parmaklarıaçık eller görülür. Ya da çoğunlukla, hayvan bir okla yaralıgösterilir. Bunlar; ele geçirme işaretleri midir? Şu halde, doğarken;sanatın sihir ve büyü karakteri olması gerekir .
Sonuç olarak paleolitik çağ (Eski taş) mağaralarında özellikle dikkatiçeken durum, gün ışığı ile aydınlanan bölümlerde hiç bir tasvirinyapılmamış olmasıdır. Resimli kısımlar, genel olarak mağaralarıngirişlerinden 90 metre kadar içeride bulunmakta, bazı hallerde de, buzeminlere ulaşmak için, dehlizlerden sürünerek ilerlemek gerekmektedir.Bütün bunlardan anlaşılan şudur ki; bu resimler, mağara duvarlarınısüslesin diye yapılmış olamaz.
Birçok durumlarda mağara resimleri üst üste yapılmışlardır. Yaniçizilip boyanmış bir hayvan resminin üzerine bir başkası, sonra onun daüzerine bir başkası yapılmıştı. İlkel insan bu resimlerin güzel olupolmadığına, saklanmaya değip değmediğine bakmıyordu. Eğer resminbüyüsel etkisi kalmamışsa, üstüne bir yenisi yapılabiliyordu.

2. Neolitik Çağ
Bu çağın, M.Ö. 7. bine kadar uzandığı anlaşılmaktadır. Bu çağıninsanları ovalarda, su kenarlarında, verimli ve savunması kolayyerlerde yaşamaya başlamışlardır. Paleolitik çağda olduğu gibi, karadave suda avcılık halâ önemli bir yer tutmakla beraber, bu çağın insanıhayvanı evcilleştirmiş, üretici olarak tarım yapmış, köylerkurmuşlardır. Kullandıkları taş aletler önceki çağdakilerden çok dahagelişmiştir. Mağaralarda yapılan resimlerin yerini, ker*** evlerinduvarlarını süsleyen ve bugüne kadar canlı renklerini koruyabilen duvarresimleri almıştır.
Neolitik çağ insanları, mağaraları bırakarak kendilerine ker***, saz vekamıştan kulübeler yapmışlar ve köyler meydana getirmişlerdir. Buköyler bazen açıktı; bazılarının etrafı ise hendek ve çitlerleçevriliydi; bazen de göllerin ortasında kazıklar üzerinde yapılankulübelerden meydana geliyordu.
Yapı sanatının Neolitik çağda başladığı söylenebilir. Meydana getirilenbu yapılara Megalitik yapılar, bu kültüre de Megalitik kültür adıverilir. (Megalit kelimesi, Yunanca mega = büyük, lithos= taşkelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur, büyük taş anlamınagelmektedir.) Bu yapıların birer mezar yapıları veya yıldızlarlailişkili yapılar olduğu sanılmaktadır.Megalitler başlıca iki grupta toplanabilir:
1- Dayanak gerektirmeden ayakta duran taşlar; bunlar yalnızken “Menhir” , bir doğru üzerinde dizilir veya daire şeklinde sıralanırsa“Cromlech” (Kromlek) adını alırlar
2- Paralel düzenlenmiş bir döşemeyi taşıyan taşlardan meydana getirilenodalar ki; bunlara da “Dolmen” denir . Dolmen’ler, birer mezarodalarıdır. Bu mezar odalarının üstü toprakla örtülürse, ortaya çıkantepeciklere Tümülüs = Höyük adı verilir. Dolmenler, basit dolmen,örtülü koridor, kubbeli dolmen adını alan türlerde olur.
Menhirler, Fransa’da ve İngiltere’de çok sayıda bulunmaktadır. Bunlar10-12 metre yüksekliğinde dev taşlardır. Menhirlerin çoğunun mezar taşıolduğu ispatlanmıştır. Büyüklükleri sebebiyle de, sanki canlıymışlargibi halk masallarına konu olmuşlardır. İlgili efsanelerde menhirler;doğarlar, büyürler, dans ederler ve ağlarlar.
Bazı menhirler tarihî bir hatırayı sonsuzlaştırırlar. Menhirler, topraksınırını belirtmek için de kullanılmış olabilirler. Menhirlerin dikilmesebeplerine en uygun açıklama ise, bunların ilkel idoller yani dinîsemboller olduklarıdır.
Genel olarak yalnız duran menhirler, bazen bir çizgi üstünde dizilmişde olabilirler. Daire şeklinde dizilmiş olanlar, belki dinî anıtlarveya kurban sunaklarıydı. Cromlech (Kromlek) denilen bu dizilerinyönleri yıldızlara göre olduğu için, güneş tapınağı da olabilirler.
Dolmenler’in içinde bazı kil eşyalar bulunmuştur. Fakat, çoğu soyulmuşolan bu mezar odalarında, neolitik çağı aydınlatabilecek çok az eşyakalmıştır. Buna karşılık dolmenlerin çoğunun üstünde, geometrik vesembolik figürler kazılıdır.
Dolmenler çeşitli şekiller gösterirler:
Basit Dolmen :Ayakta duran iki veya birkaç taşın üstünde, yatıkdurumdaki büyük bir taştan oluşur. Bu ilkel dolmen, bazen bir tümülüsile örtülüdür.
Kubbeli Dolmen : Bu tip dolmende, harçsız taşlarla örtülmüş ve kilittaşıyla kapanmış bir kubbe görülür. Yunanistan’da “Tolos” denilen butür inşaata, Fransa ve İrlanda’da bugün dahi çoban kulübeleri arasındarastlanmaktadır.
Örtülü Koridor : Son çağ dolmenlerinin hepsi bu türdedir. Bütünanıt, üstü örtülü bir geçitten ibarettir. Bunun bazı kısımları deliklibir taşla ayrılır ve bazılarında rölyeflere rastlanır (Rölyef, kabartmaolup, heykel sanatının bir çeşididir. Bir figürün çıkıntıları, derinbir şekilde zemine bağlı olarak çıkarılmışsa “yüksek rölyef”, eğerçıkıntılar hafif bir biçimde belirtilmişse “alçak rölyef” adını alır).

Ahmet Polatlı
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.242 saniyede (77.23% PHP - 22.77% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 12:41
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi