Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi (Türk - Fransız Cephesi)

Bu konu Satırlarla Türkiye forumunda ThinkerBeLL tarafından 23 Haziran 2009 (11:55) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
56614 kez görüntülenmiş, 8 cevap yazılmış ve son mesaj 2 Ocak 2013 (20:49) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 2.73  |  Oy Veren: 11      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 23 Haziran 2009, 11:55

Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi (Türk - Fransız Cephesi)

#1 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi
MsXLabs.org & Vikipedi, özgür ansiklopedi
Sykes-Picot Antlaşması'na göre Fransa'nın kontrol alanı (mavi) ve etki alanı (açık mor rengi)
sykespicot1916
Tarih: Mayıs 1920 - Ekim 1921
Sonuç: Ankara Anlaşması ile Fransızların çekilmesi
Taraflar:
  • Fransa ve Ermeni Lejyonu
  • Kuvayi Milliye
Kumandanlar
  • Henri Gouraud
  • Şahin Bey
Türk-Fransız Cephesi veya Güney Cephesi Kurtuluş Savaşı Milli kuvvetlerin Fransız lejyoner birliklerine (Fransız, Cezayir ve Ermeni askerlerinden oluşan) karşı verdikleri savaşı kapsamaktadır.
Ermeni Lejyonu
armenianlegion

Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra İngilizler Antep, Maraş ve Urfa'yı; Fransızlar da Adana, Mersin ve Osmaniye'yi işgal etmişlerdi.
15 Eylül 1920'de iki ülke arasında yapılan bir anlaşmayla, ortadoğu bölgesi'ni aralarında manda yönetimleri altında paylaşılırken, Antep, Maraş ve Urfa da İngilizlerden Fransızlara geçmiştir. Fransızlar, 30 Ekim 1920'de Maraş ve Urfa'yı 5 Kasım 1920'de Antep'i İngilizlerden devralmışlardır.
Birinci Dünya Savaşı, İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya devletleri arasında gizli antlaşmalar yapılmıştır. Fransızlar Sykes-Picot Antlaşması ile Suriye’den başka bütün Güney Anadolu’yu alacaklardı. Böylece Anadolu’da, İskenderun ve Mersin limanları ile Ergani bakır madenleri ve Kilikya (Çukurova) pamuk tarlaları Fransızlar’a bırakılıyordu. Fakat, İngilizler Musul petrollerini ellerinden kaçırmak niyetinde değillerdi. Bunun için işgal edecekleri Antep, Maraş ve Urfa illerini koz olarak tutmak kararı ile yaptıkları sözleşmenin uygulanması yönünde harekete geçtiler.

Fransa ile İngiltere 15 Eylül 1919’da ikili bir antlaşma yaparak Ortadoğu’yu nasıl paylaşacaklarını belirlediler. Irak ve Filistin İngiliz Mandası, Suriye, Lübnan da Fransız Mandası altına sokuldu. Antep, Maraş, Urfa da el değiştirerek Fransa’ya geçti. İngiltere işgal ettikleri yerler ile Çukurova’yı Fransızlar’a bırakarak aralarındaki anlaşmaya ters hareketle Musul bölgesini (Petrol Bölgesi) işgal ettiler. Musul bölgesinin işgali, Fransızlarla aralarının açılmasına sebep oldu.
Koloni olarak tasarladıkları yerlere Suriye ve Mısır’dan getirdikleri Ermenileri yerleştirmeye başladılar. Ermenilerin bu bölgede örgütlenerek Fransaya bağlı bir koloni yaratma amacını görmektedirler. Bu devletin ismi Kilikya Devleti olarak adlandırılmaktaydı.

Çatışmalar
Mondros Ateşkes Andlaşması’nın koşullarına aykırı olarak İngilizler Musul, İskenderun, Kilis, Antep, Maraş ve Urfa’yı işgal ettiler. Fransızlar ise Adana, Mersin ve Osmaniye’yi işgal ettiler.
Buna karşın savunma hatları oluşturuldu:
  • Ermeni saldırılarına karşı başlayan direniş hareketlerine, Sivas Kongresi’nde bu yöre için Kuvayı Milliye kurulmasına karar verilerek, halkın da katılımı sağlanmıştır.
  • Maraş’ta, Sütçü İmam’ın önderliğini yaptığı mücadeleye tüm Maraş halkı katıldı. Maraş’ta tutunamayan düşman şehri terk etmek zorunda kaldı (12 Şubat 1920). Maraş adı TBMM kararı ile 1973’te Kahramanmaraş olarak değiştirildi.
  • Urfa şehrinde Ali Saip (Ursavaş) Bey tarafından teşkilatlandırılan Türk direnişi başarıyla sonuçlandı. Fransızlar 11 Nisan 1920’de şehri boşalttılar. Urfa’ya TBMM kararı ile 1984 yılında Şanlıurfa adı verildi.
  • Antep halkı 1 Nisan 1920’de Fransızlara karşı ayaklandı. Teğmen Mehmet Sait’in ‘Şahin’ takma adıyla Kuvayı Milliye Komutanlığına atanması halkı daha da örgütlü bir güç haline getirdi. Hiçbir yerden yardım alamayan Anteplilerin Fransızlara karşı direnişi yaklaşık 1 yıl sürdü. Antep şehri, tüm olanaksızlıkları yaşadıktan ve altı bin şehit verdikten sonra onurundan taviz vermeden 9 Şubat 1921’de teslim olmak zorunda kaldı. TBMM Antep’in direnişini ödüllendirmek için kente ‘Gazi’ unvanı vererek adını Gaziantep olarak değiştirdi.
  • Fransızlar halkın direnişleri sonucunda askeri harekatlarını durdurduktan sonra Sakarya Zaferi’nin arkasından TBMM ile Ankara Antlaşması’nı yaptılar ve işgal ettikleri yerleri boşalttılar.
Rapor Et
Eski 23 Haziran 2009, 12:06

Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi (Türk - Fransız Cephesi)

#2 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Maraş Savunması
Fransız işgalinin İngiliz işgalinden daha katı olması, Ermenilerle işbirliği yapılması ve bunların yaptığı zulümlere göz yumulması bölgede Fransızlara karşı sert bir tepkinin doğmasına yol açmıştır. Bu tepki üzerine Fransızlar, Ocak 1920'de Maraş'taki asker sayılarını arttırmışlardır.
Getirilen bu yeni birlikler daha yolda iken yapılan saldırılarla yıpratılmaya başlanmıştı. Kentte kalabilmek için kuvvetlerini devamlı olarak takviye eden Fransızlar, halkın tahammül edemeyeceği taktiğe başvurmaya başlamışlardır. Kaledeki Türk Bayrağı'nı indirmeleri, sokaklarda kadınlara yaptıkları terbiyesizlikleri ve suçsuz kişileri katletmeleri tepkileri arttırmıştır.
Rıdvan Hoca'nın"kalesinde bayrağı dalgalanmayan ülkede cuma namazı kılınamaz" sözleri halkı Fransızlara karşı toplu isyana sevk etmiştir. Büyük bir kent savaşı başlatan Türk halkı elinde yeterince cephane olmamasına rağmen, modern silahlarla donatılmış Fransız birliklerine karşı kahramanca çarpışmıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın yayınladığı bir bildiri ile de moral bulmuşlardır. Suriye'de de saldırılara maruz kalan Fransızlar, zor durumda kalmışlar ve İngilizler aracılığıyla Temsil Heyeti'ne müracaat etmişlerdir. Mustafa Kemal Paşa verdiği cevapta "Fransız birliklerinin işgal ettikleri yerleri boşaltmalarını" istemiş ve diğer Fransız işgal bölgelerindeki halkı da isyana sevk etmiştir. Bu sırada Maraş'ı terketmeye karar veren Fransızlar 11 Şubat 1920'de şehri boşaltmışlardır.
I. Dünya Savaşı’nin sonlarına doğru Müttefiklerinin yenilmesi üzerine, Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Anadolu'nun birçok yeri gibi Maraş'ta işgal altına girmesi ile işgal güçlerine karşı 11 Şubat 1920'de başlayan savunma 5 Mart 1920 tarihinde işgalin ortadan kalkması ile sonuçlanmıştır.

İngiliz Koloni Yönetimi
Maraş önce, İngiliz kuvvetleri tarafından 23 Şubat 1919’da işgal edildi. 8,5 ay süren İngiliz işgali sırasında pek kayda değer bir olay cereyan etmedi. Bunun da en büyük nedeni işgal kuvvetleri arasında çok sayıda Cezayir’li, Tunus'lu ve Hint’li Müslüman askerlerin bulunmasıydı. Ancak şehirde bulunan bazı Ermeniler bundan rahatsızlık duyuyorlardı. İşgal Komutanlıklarına yaptıkları başvuru neticesinde 29 Ekim 1919'da İngiliz işgali sona erdi. Şehir bu defa da Fransız kuvvetlerinin işgali altına girdi. Fransız kuvvetlerinin şehre girişleri bazı Ermeniler tarafından büyük bir coşku ve taşkınlıkla karşılandı. Bu durum yerli Maraş halkını çok rahatsız etti. Şehir içten içe kaynamaya başladı…

Çatışmaların Başlaması
Fransızlar'ın şehrin kalesindeki Türk Bayrağını indirmeleri, suçsuz kişileri öldürmeleri, Maraş ileri gelenlerini tutuklamaları tepkileri artırdı. Ulu Camii İmamı Rıdvan Hoca'nın, "Kalesinde bayrağı dalgalanmayan ülkede cuma namazı kılınmaz" sözü, halkı Fransızlar'a karşı harekete geçirdi. İşgal güçlerinin şehirde yaptığı taşkınlıklar tam bir terör havası estirir. Olaylar bir türlü durmak bilmez. 27 Kasım 1919 gecesi Ermenilerin ileri gelenlerinden Hırlakyan'ın evinde işgal komutanının şerefine bir balo tertiplenir. Balo da Komutanın dansa davet ettiği genç Ermeni kızı "Sizinle dans etmekten mazurum. Çünkü kendimi esarette hissediyorum Kale de Türk Bayrağı dalgalandığı sürece, sizinle dans edemem!" diyerek teklifini red eder. Bunun üzerine askerlerine derhal emir veren Komutan, Kaledeki Türk Bayrağını indirtir.
28 Kasım 1919 Cuma günü Maraş'ın kara sabahıdır. Yatağından kalkan Maraş'lılar, asırlardan beri Kale burcunda dalgalanan Şanlı Bayraklarını göremezler. Bu olay şehri infiale sürükler. Savcı - Avukat Mehmet Ali Kısakürek derhal kaleme sarılarak "Alem-i İslam'a Hitap" beyannamesini yazarak şehrin muhtelif yerlerine dağıttırır. Halkı Bayrağın indirilmesine tepki göstermeye davet eder. Bir Milletinin İstiklaline son verilmesi anlamına gelen Bayrağının indirilmesi karşısında Maraş'lılar sesiz kalmazlar ve Cuma namazı vakti Ulu Cami’de halk toplanır. Ezan Okunduktan sonra, Cami'de toplanan halk "Bayraksız Namaz kılınmaz" diye bağırır. O esnada Cami İmamı "Aziz Cemaat, Kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir Millet Hürriyet'ini kaybetmiş sayılır. Hürriyet olmayan bir yerde Cuma namazı kılmak caiz değildir" diyerek dağıtılan beyannamenin doğuru olduğunu tasdik eder. Bunun üzerine Maraş’lılar topluca Kaleye hücum ederek, indirilen Bayrağı yeniden Kale burçlarına diker ve Cuma namazı orada eda edilir.
Bayrak olayının ardından şehir adım adım savaşa sürüklenir. Aslanbey Başkanlığında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, her mahallede kurularak faaliyete geçer.
20. ve 3. Kolordudan subayların gelişi ve Mustafa Kemal'in Ankara'dan yayınladığı bildiriler neticesinde Maraş Halkı 11 Şubat 1920'de mücadeleye başladı. 72 gün süren mücadele sonunda Fransızlar yenilgiye uğratılır ve şehir Fransızlar'dan temizlenir.
Bir taraftan da Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile temasa geçerek direniş hazırlığına başlanır. 21 Ocak 1920 günü Şehir Harp'i başlar. 22 gün ve gece süren bir Mücadeleden sonra Maraş’lılar 7 den 70'e silaha sarılarak tek yürek tek bilek halinde bütün mevcudiyetini ortaya koyar. Sonunda kendisini yok etmek isteyen düşmanı yerli işbirlikçileri ile birlikte mağlup ederek, büyük bir zafere imzasını atar. Bu uğurda pek çok evladını Şehit verir. Maraş'ın düşman istilasından kurtulması, Türk Kurtuluş Savaşı'nın da ilk hareketini teşkil eder. Maraş’lılar, daha o tarihte "Kendini Kurtaran Şehir" unvanı ile anılmaya başlamakla birlikte, çevre illerinde yardımına koşarak Milli dayanışmanın en güzel örneklerini verir.
Rapor Et
Eski 23 Haziran 2009, 12:08

Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi (Türk - Fransız Cephesi)

#3 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Urfa Savunması
Güneyde Fransızlara karşı başarılı savaşların yapıldığı Urfa'dır. Ekim 1919'da İngilizlerden sonra Urfa'ya giren Fransızlar burada da Maraş'takine benzer uygulamalarda bulunmuşlardır. Bununla yetinmeyerek, Haçlı Seferleri sırasında kurulun Urfa Haçlı Kontluğu'na kadar geriye giden bir takım haklar ileri sürmüşlerdir.
Ali Saip Bey'in jandarma komutanı olarak atanmasından sonra yapılan çalışmalarla 3 bin kişilik bir kuvvet meydana getirildi. Hacı Mustafa Hacıkamiloğlu başkanlığında oluşturulan Kuva-i Milliye ordusu 7 Şubat 1920'de şehirdeki Fransız komutana bir ültimatom vererek 24 saat içinde Urfa'yı boşaltmalarını istedi. Fransız komutanın zaman kazanmaya yönelik cevabı ve devreye İngilizleri sokarak Osmanlı Hükumetine baskı yapmaya kalkışmaları üzerine 8-9 Şubat gecesi Fransızlara karşı taarruza geçildi. Çarpışmalar 10 Nisan'a kadar devam etti. Bu tarihte Fransızlar, birliklerinin yarısını kaybetmiş olarak Urfa'yı terk ettiler.
Maraş ve Urfa'da yapılan kent savaşlarıyla Fransızların yenilgiye uğratılması bölge halkına moral vermiştir. Ermeni faaliyetlerinin en yoğun olarak görüldüğü Antep'te de Fransızların Ermenileri kullanmaları,Akyol Câmi'ndeki Türk Bayrağını indirmeleri ve kadınların çarşaflarına saldırmaları halkı Fransızlara karşı savaşmaya yöneltmiştir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin şubesinin açılması, Üsteğmen Salih'in "Şahin" takma adıyla buraya gönderilmesi ve buradaki Kuva-i Milliye Komutanlığı'na atanması tepkiyi örgütlü hale getirmiştir.
Maraş'ta savaşan Fransız birliklerine yardıma giden askerlerin yol üzerindeki köylerde halka kötü davranmaları ve mallarını yağmalamaları üzerine halk, kendilerinden silah ve sayıca çok üstün olan Fransız ve Ermenilere karşı saldırıya geçti. Bu arada Mart 1920'de Antep'e karşı büyük bir saldırı başlatan Fransızlara karşı Şahin Bey savaşmış ve şehit olmuştur. Şahin Bey'den sonra bölgeye Kılıç Ali Bey gönderilmiştir. Antep halkı 1921 yılına kadar kentini savunmuştur. Bu arada Fransızlardan gelen teklif üzerine kısa süreli bir ateşkes yapılmış fakat bu ateşkes yine Fransızlar tarafından bozulmuştur. Tekrar başlayan savaşta bölge halkı direnmeye devam etmiştir. bu direniş TBMM tarafından Antep'e "GAZİ" unvanı verilmiştir.
Rapor Et
Eski 23 Haziran 2009, 12:15

Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi (Türk - Fransız Cephesi)

#4 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Antep Savunması
Tarih: Mart 1920 - 9 Şubat 1921
Sonuç: Fransa'nın zaferi
Taraflar
  • Fransa
  • Kuvay-ı Milliye
Fransızlar'ın teşvik ve desteğiyle şehirde bir Ermeni Polis Örgütü oluşturuldu. Akyol Camii'ne asılan Türk Bayrağı indirildi ve kadınlara saldırılarda bulunuldu. Annesinin başörtüsünü açmak isteyen Fransız askeri kıyafeti giyen bir Ermeni komitacısını döven Mehmet Kamil Fransız askerleri tarafından şehit edilince Şehit Kamil'in cenaze töreninde halk galeyana geldi. Bu durum üzerine, Ankara'dan Adana'ya gelen Umum Kuvva-i Milliye Komutanı Ali Fuat Paşa tarafından Kuvayı Milliye Teşkilatı kuruldu ve Üsteğmen Mehmet Said Şahin, Şahin Bey adıyla Kuvva-ı Milliye Komutanlığına getirildi. Şehir 27 bölgeye ayrıldı.
Antepliler, Ermeni kıtalarının şehirden çıkarılması, Türk idaresine Fransızlar'ın karışmaması şeklindeki taleplerini Fransızlara bildirdiler. Fransızlar bu notayı reddettiler. Mart 1920'de 8000 piyade, 200 süvari ve l topçu ile 16 makineli tüfekten oluşan bir kuvvetle Antep'e saldırdılar. Şahin Bey ve grubu büyük bir direnç gösterdiler. Şahin Bey'in şehit olmasından sonra Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle Kılıç Ali Bey bölge sorumluluğuna getirildi.

Antep'in Düşmesi
1 Nisan 1920'de Fransız taarruzları yeniden başladı. 1921 yılına kadar mücadeleyi sürdüren Antep halkı, 6.317 kayıp verdi ve 9 Şubat 1921'de Fransız kuvvetleriyle savaşacak cephesi, yiyeceği olmadığından ve salgın hastalıklarından da başlamasından da dolayı şehir Fransız kuvvetlerine teslim oldu.
9 Şubat 1921'de Antep'in teslimiyle Fransız Ordusuna esir düşen Türkler
786pxantepgaziler
Rapor Et
Eski 23 Haziran 2009, 12:24

Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi (Türk - Fransız Cephesi)

#5 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Çukurova (Adana ve Pozantı) Savunması
Tarih: 1 Ocak 1919 - 9 Mart 1921
Sonuç: Türk zaferi
Taraflar:
  • Fransa
  • Kuvay-ı Milliye
Fransızlara karşı güneyde savaşılan başka bir yer de Adana-Pozantı bölgesidir. Fransızların Maraş, Urfa ve Antep'teki uygulamaları buralarda da görülmüştür. Bölgede Ermenilerle işbirliği yapmanın Türklerin tepkisini çektiğini önemsemeyen Fransızlar, burada Ermeni çetelerinin köyleri basmalarına da göz yummuştur. Halkın, Ermeni ve Fransız baskısı sonucu Toroslara çekilmesini fırsat bilen Fransız askerleri Pozantı'ya kadar ilerlemişlerdir. Burada Kuvâ-yı Milliye ile zorlu çarpışmalar agirişen Fransız birliklerine ağır kayıplar verdirilmiştir. Fransızlar Türk direnişini kırmak için bir binbaşı komutasında yeni bir birlik bölgeye sevk etmiştir. Bu binbaşı, kendisini çeviren Kuvâ-yı Milliye birliklerinin çemberini kırmayı başarmışsa da, köylülere esir düşmüş ve Kuvâ-yı Milliye'ye teslim edilmiştir (28 Mart 1920). Bu bölgede Fransızlarla direniş Ankara Anlaşmasına kadar devam etmiştir.
Adana Savunması veya Çukurova savunması Frans' nın Adana ilini ve ilçelerinde hakimiyet kurma ve Ermenilerin bu bölgeye yerleştirilmesi politikalarına karşı çıkan bir halk haraketi sonucu oluşmuştur. 1 Ocak 1919 başlayan işgal 9 Mart 1921'de T.B.M.M.'in Ankara Antlaşması'yla sona ermişdir.
Birinci Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi hükümlerine dayanarak, Güney Anadolu’yu denetimi altında tutacak olan Fransızlar 17 Aralık 1918’de Mersin’e çıkarma yaptılar. Mersin’i işgal ettiler. 18 Aralık 1918’de Tarsus, 20 Aralık 1918’de Adana işgal edilmiştir. Eylül 1919’aa gelindiğinde ana merkez Çukurova da olmak üzere Urfa, Antep, Maraş ve Kayseri’nin Develi Kazası'nın 20 km. yakınlarına dek ilerlemişlerdi. Zamantı suyunu sınır kabul etmişler ve Bakırdağ Nahiyesi'ni denetimleri altına almışlardır.
Fransa bu bölgeyi kendi kolonisi ilan ederek, 1 Ocak 1919'da Fransız valisi Édouard Brémond'u atamış, bu valinin Ermeni politikaları halk karşıtlığı doğurunca 4 Eylül 1920'de bu valiyi Eylül 1920'de Julien Dufieux'le değiştirmiştir.
Rapor Et
Eski 6 Temmuz 2009, 09:47

Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi (Türk - Fransız Cephesi)

#6 (link)
Admin
ThinkerBeLL - avatarı
Birinci ve İkinci Kavaklıhan Muharebeleri
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Birinci Kavaklıhan Muharebesi

Tarih: 27 Aralık 1918-11 Nisan 1920
Sonuç: Türk zaferi
Taraflar:
  • Fransa
  • Kuvay-ı Milliye
Fransızlar, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından sonra işgal ettikleri Çukurova bölgesini işgal etmeye başlamışlardı. Aralık 1918'de Fransızlar Orta Toros Geçitleri'ni ele geçirip, 27 Aralık 1918 günü de Binbaşı Mesnil ile taburu Pozantı'ya yerleştirilmişti. Ancak, bu kuvvetler Türk direnişi karşısında bölgede tutunmanın zor olduğunu kısa sürede anlayacaklar ve buraya hakim olabilmek için her türlü tedbiri almaktan kaçınmayacaklardı. Nitekim Verdün'de Almanlara karşı büyük başarılar kazanan ve Legion D'honneur nişanı ile ödüllendirilen seçme Fransız birliklerinden birisi olan Mesnil taburuPozantı'ya yerleştirildiği gibi, işgal komutanı Mesnil de tel örgülerle modern siperler ve silahlarla bölgeyi büyük ölçüde tahkim etmiş, adeta zabtedilemez bir hale getirmişti.
11 Nisan 1920 tarihinde Ankara'dan verilen bir emirle Tekelioğlu Sinan Bey'in müfrezesi, bölgesinde bulunan 11. Tümene bağlanmıştı. Sinan Bey işgal altında bulunan Pozantı bölgesine çok önem veriyordu. Daha Nisan 1920 başlarında, Pozantı'dan Tarsus'a kadar giden bütün yollar Türk kuvvetleri tarafından denetim altına alınıp, Fransızların geri ile irtibatları tamamen kesilmişti. Artık iyice sıkışan Fransız birliği, Pozantı'dan çıkmak için fırsat kolluyor ve canlarını kurtarmak için ne yapacaklarını bilemiyorlardı.
Mesnil'in sadece havadan uçaklarla bağlantısı kalmıştı. Türk birliklerinin taarruzu karşısında bir süre dayanabilmişti. Bu taarruzlar birçok defa tekrar edildiyse de iyi tahkim edildiğinden Pozantı ele geçirilememişti. Bundan sonra Fransızlar bu taburu kurtarmak üzere taarruza geçmeye kararlaştırmışlardı.

Bu karar üzerine Fransızlar Mesnil'e yardım yapabılmek için 11 Nisan 1920 günü Kavaklıhan'a taarruza geçtiler. Türk kuvvetleri buna şiddetle karşı koydular .Burada müfreze komutanlarından Cemal Efe'nin anılarından öğrendiğimize göre, Fransız kuvvetlerine nazaran Türk birlikleri çok az ve teçhizatları yalnız mavzerden ibaretti. Fakat bunların hepsi birçok savaşlar görmüş, yetişken kahramanlar olduklarından, yaptıkları manevralarla üstün düşman kuvvetlerini yenmişlerdi.
İkinci Kavaklıhan Muharebesi
Tarih: 19 Mayıs 1920-22 Mayıs 1920
Sonuç: Türk zaferi
Taraflar:
  • Fransa
  • Kuvay-ı Milliye
İkinci Kavaklıhan Muharebesi, Birinci Kavaklıhan Muharebesinde başarıya ulaşamayan Fransızlar, 19 Mayıs 1920 tarihinde başlayıp, üç gün süren yeni bir taarruza girişmişlerdi. Bu taarruzdan da Fransızların amacı; Pozantı yolunu açarak, kuşatılmış olan Fransız işgal komutanı Mesnil kuvvetleriyle irtibat sağlamak ve bu kuvvetleri kurtarmak idi. Fransızların bu taarruzu üzerine, Millî Kuvvetler bazı tedbirler almışlardı. Yolların dar yerlerinde hendekler açılıp, üzerleri kapatılmıştı. Üstelik yol boyunca çeşitli yerlere silahlı kişiler yerleştirilmişti.
Millî Kuvvetler tarafından alınan bu ciddi tedbirler üzerine, Fransızların bu taarruzu üç gün sürmüş, neticede Millî Kuvvetler tarafından geri püskürtülerek, Adana'ya çekilmek zorunda kalmışlardı . Bu savaşın en önemli tarafı ise, Fransızların top, tank ve uçaklarla takviyeli bir tugayına karşılık ve onların onda birinden az olan Türk'ün düşmana ağır kayıplar verdirmiş olmasıdır .
Bu savaşlardan sonra Fransızların Pozantı ile irtibatı tamamen kesilmişti . Bunun yanında Fransız kuvvetleri büyük moral çöküntüsüne uğramışlardı. Ayrıca Millî Kuvvetlerin de moralleri yükselmiş ve saflarını da sıklaştırmışlardı.
Rapor Et
Eski 11 Mayıs 2011, 19:46

Antep Cephesi

#7 (link)
Daisy-BT
Ziyaretçi
Daisy-BT - avatarı

Antep Cephesi

Türk İstiklâl Savaşı'nda kurulan millî cephelerin en önemlilerinden biri.

Antep, 1919 yılı ocak ayında İngilizler tarafından işgal edildi; Ekim 1919'da da Fransızlar'a devredildi.Türk polisi ve jandarmasının, Fransız subaylarının kumandasına verilmesi, Fransızların Ermeniler'i teşkilâtlandırmaları ve şımartmaları, her cuma günü Akyol Camii'ne çekilmesi mutat olan bayrağın çekilmesini önlemeleri ve çarşaflı Türk kadınlarına saldırışları, annesini kurtarmak isteyen on iki yaşındaki bir Türk çocuğunun şehit edilmesi halkı galeyana getirdi.

Antep'te önce Cemiyet-i İslâmiye adlı bir mukavemet cemiyeti kuruldu. Sıvas Kongresi'nden sonra da Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin bir şubesi açıldı. Bu iki cemiyet el ele vererek çalışmaya başladılar. Teşkilât köylere kadar yayılarak eli silâh tutan her Türk genci Antep'te harekete geçti. Bunun üzerine Fransızlar Kilis'ten Antep'e takviye kuvvetler getirmek istediler; bu teşebbüse, "Şahin" takma adıyla tanınan genç teğmen Sait Bey karşı koydu. Köprüleri ve telgraf hatlarını tahrip etti. 7 Şubat 1920'de Kızılburun mevkiinde Fransızlar'ı bozguna uğrattı. 24 Martta Fransızlar, toplar ve makineli tüfeklerle taarruz ettiler. Şahin Bey tek başına kalıncaya kadar dövüştü ve şehit düştü. Bu durum halkı büsbütün coşturdu. 31 Mart 1920'de Mustafa Kemal'in emriyle Kılıç Ali Bey, Antep'e gelerek Kuvayı Milliye'nin başına geçti. 1 Nisan 1920'de Antep şehri, Fransız istilâsına karşı tam bir cephe meydana getirdi. Fransızlar çok üstün kuvvetlerle saldırdıkları hâlde Antep'e giremediler. Kanlı savaşlar oldu.

Antep hiçbir taraftan takviye alma imkânı bulamadı ve nihayet 9 şubat 1921'de düştü. Türkiye Büyük Millet Meclisi, gazi, şehit ve kahramanlar diyarı Antep'e "Gazi" unvanını verdi.

MsXLabs & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Rapor Et
Eski 28 Kasım 2011, 20:00

Maraş Savunması Kurtuluş savaşı

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Birinci Dünya harbi'nin sonlarına doğru Müttefiklerin yenilmesi üzerine, Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesini imzaladı. Bu antlaşmaya göre, Anadolu'nun Bir çok yeri gibi Maraş'da işgal altına girdi. Maraş, önce İngiliz kuvvetleri tarafından 23 Şubat 1919 da işgal edildi. 8,5 ay süren İngiliz işgali sırasında pek kayda değer bir olay cereyan etmedi. Bunun da en büyük sebebi işgal kuvvetleri arasında çok sayıda Cezayirli, Tunuslu ve Hintli Müslüman askerlerin bulunmasıydı. Ancak şehirde bulunan Ermeniler bundan rahatsızlık duyuyorlardı.

Fransızların Maraş'a gelişi ve işgali
Osmanlı Devleti , daha I. Dünya Savaşı devam ederken 1916'da yapılan ve Sykes-Picot adı verilen gizli bir anlaşma ile İtilaf Devletleri arasında paylaşılmıştı. Bu antlaşmaya göre Musul Fransızlara bırakılmıştı.
İngilizler, çok eskiden beri devam ettirdikleri araştırmalar sonucunda ekonomik tespitler yaptırmışlardı. Bundan dolayı Musul'da zengin petrol yataklarının varlığını ve önemini çok iyi biliyorlardı. İngilizlerin amacı Irak petrolleri ile Basra Körfezi'ne hakim olmaktı. Çünkü Hindistan yolunun güvencesi ancak böyle sağlanacaktı.
15 Eylül 1919'da İngilizlerle Fransızlar arasında kararlaştırılan Suriye İtilafnamesine göre; Musul ve çevresini, bu bölgedeki petrol alanlarını İngiltere'ye devreden Fransa, buna karşılık onlardan boşalacak olan Maraş, Antep ve Urfa Sancaklarını işgal edecekti. Maraş halkı arasında 15 Ekim 1919 tarihinden itibaren İngilizlerin gideceği, yerlerine Fransızların geleceği söylentileri dolaşmaya başlandı. Her geçen gün bu haber daha da netleşti. İngilizlerden yakınlık göremeyen Ermeniler Fransızları dört gözle beklemeye başladılar. Çukurova bölgesinde halka karşı sert ve kırıcı bir tutum sergileyen Fransızların, Maraş'ı işgal edeceklerini duyduklarında halk endişeye kapıldı. Fransızların Maraş'a girmelerini önlemek için çareler düşündüler ve mitingler yaptılar. Ayrıca İngiliz ve Amerikan makamlarına çekilen telgraflarla olayı protesto ettiler. Fakat halkın bu gayret ve istekleri netice vermedi.
29 Ekim 1919 Çarşamba günü Fransız öncü kuvvetleri Yüzbaşı Julie komutasında Maraş'a geldi. 30 Ekim Perşembe günü de De Fontzine komutasında 1000 Fransız ve 500 Cezayir asıllı asker ile Fransız askeri elbisesi giymiş 400 Fransız eşkiyası Maraş'ı işgal etmeye başladılar. Maraş'ta bulunan Ermeniler Fransız işgal ordusunu coşkun gösterilerle karşıladılar. İşgalci Fransızlara çiçek buketleri sunularak "Yaşasın Fransızlar ve Ermeniler, Kahrolsun Türkler" diye bağıran Ermeniler taşkınlık ve çılgınlıklar gösterdiler. Türklerin milli ve dini değerlerine saldırdılar. İngilizlerin Türklere karşı Yunan ve Arapları kullandığı gibi Fransızlar da Ermenileri kullanıyorlardı. Suriye'deki Ermenilerden temin edilen askerlere Fransız üniforması giydirildi. İşgal etmek için bu askerleri Maraş'a getirildi. Fransızların Maraş'ı ve çevresini işgali İstanbul'da mitingler yapılarak pretesto edildi. Maraş halkının da yaptığı mitingle işgal pretesto edildi. İngiliz ve Fransız komutanlıklarına telgraflar çekildi.
Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Mustafa Kemal Paşa Maraş ve Antep'te halkı teşkilatlandırmak için yüzbaşı Kılıç Ali Bey'i ve Süvari Yüzbaşısı Yörük Selim Bey'i görevlendirdi. Yapılan görev taksimine göre Kılıç Ali Bey Pazarcık'ta karargahını kurarak halkı teşkilatlandıracaktı. Ayrıca Fransızların Antep'teki birliklerinin Maraş'taki birlikleri takviye etmelerine engel olacak ve İslahiye Türkoğlu üzerinden Maraş'a intikal edecek Fransızların yolunu kapayacaktı. Yüzbaşı Yörük Selim Bey ise Fransızların Maraş üzerinden İç Anadolu'ya doğru ilerlemelerine engel olmak için Göksun'da teşkilatlanacaktı. Ayrıca bunlar, gerektiğinde Maraş içindeki muharebelere katılacaklardı.

Sütçü İmam Olayı
31 Ekim 1919 günü Ermeniler, Fransız askerleriyle birlikte şehri dolaşırlarken önlerine gelen Türklere hakaretler ederek saldırılarda bulunuyorlardı. Bu esnada bir grup Fransız askeri hükümet konağındaki nöbetçi askerlere sataşarak, devleti küçültücü ve tahrik edici sözler söylediler. Oradan geçmekte olan bir posta dağıtıcısını da dövdüler. Bütün bu haberler şehre yayıldı. Fransız askerleri, hürriyetine bağlı, şeref ve namusuna son derece düşkün, bu uğurda ölümü hiçe sayan Maraş halkını henüz tanımıyor, her yaptıklarının yanlarına kalacağını sanıyorlardı. Türkler için son derece çileli ve ağır geçen bu gün sona ermek üzereydi . İkindi üzeri bir grup Fransız askeri ve Ermeni, kışlalarına dönüyorlardı. O sırada Uzunoluk Hamamı'ndan çıkıp evlerine gitmekte olan kadınları gören işgalcilerden biri onlara yaklaşarak; "Burası artık Türklerin değildir. Fransız memleketinde böyle gezilmez" dedi. Bu sözlere önem vermeyen kadınlara güçlerini göstermek isteyen Fransız askerler sataşmaya başladılar. Kadınlardan biri olayın etkisiyle bayılınca diğer kadınlar da feryada başladılar. Hamamın yakınındaki Kel Hacı'nın kahvesinde bulunan Maraşlılar olay yerine gelerek Ermenileri uyardılar. Fakat Bunları dinleyen olmadı. Bunun üzerine Çakmakçı Said ve Gaffar Kabuloğlu Osman, hanımları işgalcilerin elinden almak isterken dipçik ve kurşunla ağır yaralandılar. Bu sırada yan tarafta küçük bir dükkanda süt satan ve olayları soğukkanlılıkla seyreden Sütçü Hacı İmam, Karadağ tabancasını alarak olay yerine geldi. Silahını, kadınlara sataşan ve Çakmakçı Said'i yaralayan Ermeni'nin üzerine doğrultarak ateşledi. Kurşun isabet eden Ermeni yere düştü diğerleri ise kaçtılar. Maraş'ta düşmana sıkılan bu ilk kurşun ile Türk milletinin işgalcilere ve Ermenilere, yaptıklarının yanlarına kalmayacağı gösterildi. Olay yerine Fransız askerleri geldi. Bu esnada Sütçü İmam, Nalbant Bekir'den aldığı bir atla Bertiz'in Ağabeyli köyünde bulunan Beyazıt oğlu Muharrem Bey'in yanına gitti.
Ermenilerin ve Fransızların bütün çabalarına rağmen Sütçü İmam bulunamadı. Ancak olayın intikamını almak isteyen Ermeniler sağa sola ateş ederek Zülfikar Çavuş oğlu Hüseyin'i şehit ettiler. Bu arada; Türkleri öldürüp kadınlarını alacaklarını, camilerine çan takacaklarını söylemeye başladılar.
Bu olayda aldığı yaradan ile daha sonra Çakmakçı Said Şehit oldu. Yaralanan Ermeni ise öldü. Ölen Ermeni için 1 Kasım 1919 tarihinde kalabalık bir cenaze töreni düzenlendi. Fransızlar da misilleme hareketlerine girişerek Sütçü İmam'ın dayısının oğlu Tiyeklioğlu Kadir'in ellerini ve ayaklarını arkasından bağlayıp burun ve kulaklarını kestikten sonra boğazlayarak şehit ettiler.

Bayrak Olayı

İşgalci güçlerin şehirde yaptığı taşkınlıklar tam bir terör havası estirir. Olaylar bir türlü durmak bilmez. 27 Kasım 1919 gecesi Ermenilerin ileri gelenlerinden Hırlakyan'ın evinde bir balo tertiplenir. Ziyafette yemekler yenilip içildikten sonra baloyu açmak ve Hırlakyan Ailesini şereflendirmek düşüncesiyle Guvernör Andre, Agop Hırlakyan'ın iki torunundan Osep'in kızı müstakbel Ermenistan Prensesi diye adlandırılan Helena'yı dansa davet eder. Genç kız; "Sizinle dans etmemekten üzgünüm, çünkü kendimi hala esaret ve zillet içinde yaşayan bir kadın olarak görüyorum. Kalesinde Türk Bayrağı dalgalanan bir memlekette, Fransızların hakim oldukları ve bizim emniyet ve hürriyet içinde yaşadığımızı nasıl düşünebiliyorsunuz?" diyerek, Guvernör Andrenin teklifini red eder. Bunun üzerine askerlerine emir veren Komutan, Kalede ki Türk Bayrağı'nı indirtir.
28 Kasım 1919 Cuma sabahı Maraş'lının kara sabahıdır. Yatağından kalkan Maraş'lılar, asırlardan beri Kale burcunda dalgalanan şanlı bayraklarını göremezler. Bu olay şehri infiale sürükler. Savcı Avukat Mehmet Ali Kısakürek derhal kaleme sarılıp "Alem-i İslam'a Hitap" beyannamesini yazarak şehrin muhtelif yerlerine dağıttırır. Halkı Bayrağın indirilmesine tepki göstermeye davet eder.
"Ey Milleti Necibe-i Osmaniye! Vaktine hazır ol. Bin üç yüz küsur seneden beri Hz. Allah'ı ve Peygamber-i Zişan'ını hizmetinle razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı pahasına fethettiği bir kal'anın burcu balasındaki Al Sancağın, bugün Fransızlar tarafından indirilip yerine kendi bandıraları konuldu. Şimdi, acaba bunu yerine koyacak sende birkaç yüz İslam gayreti hiç mi yok. İgtişaş arzu etmeyelim. Yalnız pür vekar-ü azamet olarak, ol Al Sancağımızı geri yerine koyalım. Tekrar Kemal-i muhabbetle yerlerimize avdet edelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen Allah'a kendi mevcudiyetini gösterecek olursan, değil birkaç Fransız kuvveti, hatta bütün Fransız milleti kıramaz. Buna emin ol ve yürü... 28 teşrin-i sani yevm-il cum'a 1335"
Bir Milletin İstiklaline son verilmesi anlamına gelen Bayrağının indirilmesi karşısında Maraşlılar sessiz kalmazlar ve halk Cuma namazı vakti Ulu Cami'de toplanır. Ezan okunduktan sonra, camide toplanan halk "Bayraksız namaz kılınmaz" diye bağırır. O esnada cami imamı "Aziz cemaat, kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir millet hürriyetini kaybetmiş sayılır. Hürriyet olmayan bir yerde Cuma namazı kılmak caiz değildir" diyerek dağıtılan beyannamenin doğru olduğunu tasdik eder. Bunun üzerine Maraşlılar topluca Kaleye hücum ederek, indirilen bayrağı yeniden Kale burçlarına diker ve Cuma namazı orada eda edilir.

Büyük Savaş Başlıyor
Bayrak olayının ardından şehir adım adım savaşa sürüklenir. Aslanbey Başkanlığında kurulan Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, her mahallede kurularak faaliyete geçer. Bir taraftan da Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile temasa geçerek direniş hazırlığına başlanır. 21 Ocak 1920 günü şehir harbi başlar. 22 gün ve gece süren bir mücadeleden sonra Maraşlılar 7'den 70'e silaha sarılarak tek yürek tek bilek halinde bütün mevcudiyetini ortaya koyar. Sonunda kendisini yok etmek isteyen düşmanı yerli işbirlikçileri ile birlikte mağlup eder, büyük bir zafere imzasını atar. Bu uğurda birçok evladını şehit verir. Maraş'ın düşman işgalinden kurtulması, Türk Kurtuluş Savaşının da ilk hareketini teşkil eder. Maraşlılar daha o tarihte "Kendini Kurtaran Şehir" unvanı ile anılmaya başlanmakla birlikte, çevre illerin de yardımına koşarak Milli dayanışmanın en güzel örneklerini verir.

Kurtuluşun Kronolojisi
21 Ocak 1920 Çarşamba günü General Keret'in çağrısı üzerine yapılan toplantıdan taraflar yay gibi gerildi. Fransızlar tarafından atılan kurşunla bir Türk jandarmasının yaralanması ve hükümete doğru ilerlemekte olan bir Fransız birliğine, Türkler tarafından ateş açılmasıyla savaş başladı. Daha evvel kararlaştırılan parola gereğince her mahallede birer el silah atıldı.
Mustafa Kemal Paşa tarafından desteklenen Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Arslan Bey, savaşın başladığını ilan eden bir beyanname yayınladı. Bu beyannamede şöyle deniliyordu: "Arkadaşlar harp başlamıştır. Allah'ın inayeti, Peygamber'in ruhaniyeti, din kardeşlerimizin fedakarlığı ile her şey göze alınmıştır. Vatanımız tek kişi kalana kadar düşmana teslim olunmayacaktır. Gayret bizden yardım Allah'tan". 21 Ocak 1920 Çarşamba savaşın ilk günü, silahlar patlar patlamaz, Fransızlar şehrin her tarafını makineli tüfek ateşiyle taradılar. Toplar, Ahır Dağı'nı ve çevrede bulunan yolları dövmeye başladı.
23 Ocak 1920 Cuma günü Antep'ten Maraş'a gelmekte olan bir Fransız kolu Şeyh Adil mevkiinde Türk çeteleri tarafından pusuya düşürüldü. Komutanları ve bir çoğu çatışma sırasında öldürüldü. Bu olay üzerine Türklerin toplu olarak bulunduğu mahalleler, Fransızlar tarafından şiddetli topçu ateşi altına alındı. Şehir bir yangın yerine döndü, her taraftan dumanlar yükselmeye başladı. Şehrin zenginleri ellerindeki bütün erzakı teşkilat emrine verdiler. Mahalleler arasında yiyecek, içecek, silah ve malzeme yardımını kolaylaştırmak için yollara hendekler kazıldı. Evlerin avlu duvarları yıkılmak suretiyle geçitler açıldı. Kadınlar ve çocuklar çetelere yiyecek yetiştiriyorlardı.
Harbin başladığını haber alan Kılıç Ali Bey, Antep'ten gelmesi muhtemel olan Fransız birliklerine karşı, Aksu Köprüsünü tutmak üzere bir miktar kuvvet bıraktıktan sonra Maraş'a geldi. Karargahını Arapkirli Çiftliği'nde kurdu. Daha sonra halkın maneviyatını yükseltmek için şu beyannameyi yayınladı. " Memleketi kurtarmak, düşmanla göğüs göğüse çarpışmak için şehre girdim. Düşmanı şehirden çıkaracağız. Allahın inayeti bizimle beraberdir."
24 Ocak'ta Kayabaşı Cephesi'nin düşme ihtimalinin belirmesi üzerine, Abarabaşı Kilisesi'nin baskı altına alınması ve Fransız karargahı ile bağlantısının kesilmesi için Karakızoğlu Muhittin Bey, bir teneke gaz dökerek kendi evini yaktı. Aynı şekilde Abdullah Çavuş da kışla bölgesindeki evini yakarak bölgedeki Ermeni evlerinin yanmasını sağladı.
25 Ocak'ta Mustafa Kemal Paşa'nın emri üzerine Sivas'ta hazırlanan 200 kişilik süvari bölüğüyle iki Şınaydır topunu Maraş'a getiren Yüzbaşı Kamil (Polat) karargahını Cancık'ta kurdu. Kışlayı ateş altına aldı. Evliya Efendi'nin emrindeki çeteler ile diğer çeteler bundan sonraki günlerde şehirdeki Ermeni kilise ve evlerini yakarak bunları ortadan kaldırmaya çalıştılar.
İslahiye ve Antep'ten Maraş'a gönderilen Fransız takviye kuvvetleri durdurularak şehre girmeleri engellendi. Bir kısmı da tamamen yok edildi.
29 Ocak Perşembe günü çocuklar, kadınlar ve savaşamayacak durumda olanlar şehir dışına ve civar köylere gönderildi. Soğuk ve karlı bir ortamda güçlükle gerçekleştirilen bu harekattaki amaç, çetelerin çoluk çocuğunu düşünmeden daha rahat bir şekilde savaşabilmelerini sağlamak ve insan kaybını en aza indirmekti.
30 Ocak Cuma günü hakim bir noktada bulunan ve etrafını ateş altında tutan Tekke Kilisesi'ni Evliya Efendi'nin çeteleri kuşattı. Bir bakır sürahiye (güğüm) çivi, nal parçaları ve barut koyup bir fitil taktıktan sonra ağzını kapattılar. Kilisenin içerisine atılan bu yerli bomba, yangına da sebep oldu. Kaçan Ermenilerin hemen hepsi öldürüldü. Bu çatışmalar sırasında kahramanlık destanı yazan Göllü'lü Yusuf Çavuş şehit oldu.
1 Şubat 1920 tarihinden itibaren savaş şiddetini daha da arttırmaya başladı. O gün Fransızlar çarşıyı ateşe verdiler. Mevlevîhaneyi, Üdürgücü Camii'ni ve Belediye Dairesi'ni yaktılar. Şehir yangın alanına döndü.
2 Şubat 1920 günü Yörük Selim, Göksun ve çevresinden topladığı seksen süvari ve 120 piyade ile Maraş'a gelerek, Sulutarla mevkiinde düşmanla savaşa başladı. Kuzey taraftan başlatılan bu saldırı, arazinin açık ve örtüsüz olması nedeniyle başarısız oldu.
3 Şubat 1920; Kuyucak mıntıkasında düşmanla göğüs göğüse savaşan, gözü pekliği ile tanınan Mıllış Nuri, Kümbet Kilisesi'ne yapılan baskın sırasında karnından yaralanarak şehit oldu.
4 Şubat 1920 Çarşamba günü Evliya Efendi bütün kuvvetleriyle Taşhan'a yüklenmişti. Burada sıkıştırılan düşman kuvvetleri beyaz bayrak açıp teslim olacaklarını belirterek Evliya Efendi'yi kapıya istediler. Evliya Efendi kapıya yaklaşır yaklaşmaz bu askerler arasında bulunan Ermeniler, derhal ateşe başlayarak Evliya Efendi'yi şehit ettiler. İşgalin başından beri cansiperane çalışan, Ermeni ve Fransızları korkutan Evliya Efendi'nin şehâdeti, millî kuvvetlerin maneviyatını bozdu ve Evliya Efendi'nin çeteleri dağıldı.
5 Şubat 1920 Perşembe günü de şehirde savaş bütün hızıyla devam ederken, Ermenilerin çoğunlukta olduğu köylerden gelen haberlere göre Türk ahaliye yapılan zulüm son noktaya geldi. Alınan bilgilere göre çocuklar ve bebekler duvarlara çarpılarak, elleri ve ayakları koparılarak, gözleri oyularak öldürüldü, kızartılarak analarına zorla yedirildi.
6 Şubat 1920 Cuma günü İslahiye tarafından gelen bir Fransız uçağı şehrin üzerinde uçarak kışla ile haberleşmeye çalıştı.
7 Şubat 1920 Cumartesi, büyük bir düşman takviye kuvvetinin gelmekte olduğu haberi üzerine tedbir almak, takviye kuvvetlerini şehre sokmamak ve şehirde mahsur bulunan düşmanla birleşmesine engel olmak için çalışmalar başlatıldı. Ayrıca şehrin tamamen boşaltılarak yakılması ve düşmanın bu yangınla yok edilmesi fikri ağırlık kazanmaya başladı. Bu arada Miralay (Albay) Norman komutasındaki takviye kuvvetlerinin Aksu Köprüsü civarında Atizi'nde karargah kurduğu haberi şehre yayıldı. Bu kuvvetler iki süvari bölüğü, iki piyade taburu ve biri uzun menzilli olmak üzere dört top bataryasından ibaretti. Ağırlığını ise 400 araba taşıyordu.Günlerden beri geceli gündüzlü devam eden top, tüfek ve bomba sesleri cephaneliklerin havaya uçurulması sırasında meydana gelen sesler, barut ve kan kokuları yangın dumanı ve alevleri, adım başı görülen kafa, kol, bacak ve parçalanmış insan cesetleri yaralanan ve şehit olanların dayanılmaz halleri, bilhassa kadın ve çocukların sinirlerini bozdu. Bununla beraber şehit olan kocasının yerine silaha sarılan kadınlar, cephane taşıyan ve posta görevi yapan çocuklar da vardı.
8 Şubat 1920 Pazar günü Albay Norman'ın askerleri şiddetli bir topçu ateşinin desteğinde Mercimektepeyi işgal ettiler. Düşman Mercimektepe, Sıtma Pınarı ve Aksu'ya yerleştirdiği toplarla şehri döverken bir taraftan da var gücüyle batıda bulunan kuvvetlerimiz üzerine yüklendi. Amacı kışlada mahsur kalan General Keret'le bağlantı kurabilmekti. Batıdaki kuvvetlerimiz geri çekilmek zorunda kaldı. Maraş, kışladaki topların da şehri dövmeye başlamasıyla iki ateş arasında kaldı. Bu yardım kuvvetinin gelişi, kısa sürede halk arasında umutsuzluğa neden oldu ise de pek uzun sürmedi. Düşmanın ateş hakimiyeti altında olmayan yerler tamamen boşaltıldı. Fransızlar şehri terk eden yaşlı kadın ve çocukların üzerine de top ateşi açtı.
Albay Norman, Maraş'taki Fransız Generali Keret'e Adana Genel Valisi General Dufieux'un geri çekilmek istemiyordu. fakat Fransızlılar için tek kurtuluş yolu Maraş'ı terk etmekti. Bu yüzden bu karara uymak zorunda kadı.
9 Şubat 1920 Pazartesi, durum her iki taraf için tehlike arz etmeye başladı. Fransızlar şehrin her tarafını yoğun top ateşine tuttular. Cephanenin tükenmesi nedeniyle Türkler çok sıkıntılı anlar yaşadılar.Bir kısım halk arasında teslim olunacağı korkuları yaşandı. Fransızlar ve özellikle Ermenilerin yapabileceği bir katliamdan korkuluyordu. Fransız cephesinde durum Türklerinkinden daha kötü idi. Fransız askerleri yarım öğün besleniyorlardı. Hayvanlarına ancak günde bir kilo un verebiliyorlardı. Haberleşme hatları kesilmişti. Fransızlar ancak uçaktan verilen işaretler veya atılan bildirilerle haberleşebiliyorlardı. Kısaca ifade etmek gerekirse şehirde mahsur kalmışlardı. Şehrin güneyinde bulunan Ermenileri korumak için Binbaşı Corneloup komutasında on piyade ve üç makineli tüfek bölüğü görevlendirildi. Her şeye rağmen o gün Türklerin baskısı daha da arttı. Kışın şiddeti, açlık ve yokluklar Türklerin azminden hiçbir şey kaybettirmedi, hatta topyekün hücuma kalktılar.
10 Şubat 1920 Salı günü de Fransız bombardımanı devam etti. Buna karşılık çetelerimiz de tesirli ve isabetli atışlarına devam etti. Fransızların hareket serbestisine meydan verilmedi.
9-10 Şubat günlerinde belirli bir sahayı ateş altında tutan Fransız bombardımanından, kendileri çekilmek için yol açma çabasında oldukları anlaşılıyordu. Şehir bu günlerde yanmış, yıkılmış ve harabeye dönmüştü. General Keret geri çekilme planı hazırladı. Aralarında vardıkları karara göre, General'in vereceği ışıklı mermi işareti üzerine geri çekilme başlayacaktı.
10-11 Şubat 1920 gecesi saat 21.00'de geri çekilme başladı. Fransızlar geri çekilişlerini maskelemek için şehri son defa top ateşine tuttular. Maraş'tan çekilirken atlarının ayaklarını keçelerle sardılar. Fazla yüklerini attılar. Yanlarına aldıkları Ermenilerle birlikte kışladan ayrılan Fransız kuvvetleri, sessizce şehri kuzeybatısındaki araziyi aşarak Mercimek Tepe'ye ulaştılar. Daha sonra da ovaya inerek Sıtma Pınarı mevkiinde kendilerini bekleyen diğer Fransız kuvvetleriyle birleştiler.
11 Şubat 1920 Çarşamba günü Fransız'ların Maraş'tan çekilmekte ve kaçmakta olduğu haberi şehrin her tarafına yayıldı. Fransızlar şiddetli soğuk ve kar altında ilerlerken çok perişan oldular. Maraş-Fevzi Paşa yolunda ağırlıklarının büyük bir kısmı kar altında kaldı ve askerlerinin çoğunu kaybettiler. Ayrıca kaçan düşmanı takip eden birliklerimiz ağır kayıplar verdirerek onları İslahiye'ye kadar takip ettiler. Fransızların çekilmesine rağmen Maraş'ta bulunan Ermeniler ateşe devam ettilerse de, kısa zamanda susturuldular. Silahlarını teslim ederek kurtuluşu milli Türk Hükümetinin adaletine sığınmakta buldular.
Kadın-erkek, çoluk-çocuk her yaştan Maraşlının tüm yokluklara rağmen 22 gün 22 gece büyük özveri ile sürdürdüğü bu savaş, Türk'ün vatanı, bayrağı, din ve namusu uğruna ölümü hiçe saymasının ve yenilmezliğinin ifadesi olan bir kahramanlık örneğiydi. Kurtuluş savaşımızın ilk zaferi olarak tarihe geçen bu mücadele daha sonra ülkenin diğer şehir ve yörelerine de örnek olması bakımından son derece önemlidir. Maraşlı mücahitler memleketlerini kurtardıktan sonra çevre illerin de yardımına koşarak milli bütünleşmenin en güzel örneğini gösterdiler. 12 Şubat 1920 günü şehrin düşmandan temizlenmiş olması ve zafere ulaşılması nedeniyle bayram yapıldı. O günden beri her yıl Maraş'lı 12 Şubat gününü büyük bir heyecan içinde, o günleri yad ederek kutlamaya devam etmektedir.

İSTİKLAL MADALYASI VE "KAHRAMANLIK" ÜNVANININ VERİLMESİ
Maraş'ın Kurtuluş Savaşında şehir halkı ile birlikte topyekün direniş göstermesi ve çevre vilayetlerininde yardımına koşması büyük takdir toplar ve Kurtuluş Savaşı sonrasında Maraş'a bir yazı gönderilerek Milli Mücadeleye katılanların listesi istenir. Şehrin ileri gelen yöneticileri toplanır, bir durum tespiti yapar. Sonunda Ankara'ya "Maraş'ta Milli Mücadeleye katılmayan tek fert bile yoktur" cevabı verilir. Bunun üzerine 5 Nisan 1925 yılında toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi İstiklal Madalyası'nın Maraş'ta fertlere değil, şehir halkına verilmesi kararlaştırılır. Maraş'a bir adet Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirilir. Maraş şehri yine Milli Mücadeledeki fedakarlığından ötürü TBBM tarafından 7 Şubat l973 tarihinde de "Kahramanlık" payesiyle de ödüllendirilir. Kahramanmaraşlı 1925 yılından beri her yıl kurtuluş günü olan 12 Şubat Bayramında İstiklal Madalyasını Şanlı Bayrağına törenle takarak, geçmişini yadeder.
Rapor Et
Eski 2 Ocak 2013, 20:49

Kurtuluş Savaşı Güney Cephesi (Türk - Fransız Cephesi)

#9 (link)
Salça
Ziyaretçi
Salça - avatarı
GÜNEY CEPHESİ
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın, İtilaf Devletleri tarafından tek taraflı, haksız ve yanlış bir şekilde uygulanışı çerçevesinde Güney Anadolu’nun işgali, bu bölgede milli mücadele cephelerinin kurulmasına ve düşman saldırısına karşı direnmeye sebep olmuştu.
Fransızların Adana’yı, İngilizlerin ve Fransızların beraberce Urfa, Maraş ve Antep’i işgal etmeleri halk arasında korku, nefret ve endişe oluşturmuştu. Fransızların, Ermenilerle işbirliği yaparak sömürge yönetimi usullerini burada uygulamaları, yer yer bölgesel savunma tertiplerinin alınmasına ve milli kuvvetlerin kurulup teşkilatlanmasına etken oldu.

URFA CEPHESİ
Diğer Güney illeri gibi, Urfa’da önce İngilizlerin sonra da 30 Ekim 1919′da Fransızların işgaline maruz kaldı. Fransızlar, Urfa’da da Ermenilerle işbirliği yaparak, Urfalıların can ve mal güvenliklerini ihlal ettiler. Fransız işgaline karşı 9-10 Şubat 1920 tarihinde yapılan, Urfa ve Havalisi Kuvayı Milliye Komutanı “Namık” takma adlı Yzb.Ali Saip Bey (Ursavaş)’in komutasındaki 3000 kişilik, baskınla Urfa kısmen kurtarıldı. Karargah binasındaki Fransız bayrağı yerine Türk bayrağı çekildi. Uzun ve çetin mücadeleler sonucu, Fransız askeri birlikleri, 11 Nisan 1920 günü Urfa’yı boşalttı. Urfa da tek başına istilacı bir devlete karşı savaşmış ve zafer kazanmıştır. Böylece, Şanlıurfa olmuştur.

ANTEP CEPHESİ
Önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından, Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerine aykırı olarak işgal edilen Antep, yabancı işgaline boyun eğmedi ve direndi. Fransızlar, Antep’te bir Ermeni fırkası kurarak, yerli Ermeni azınlığı ile birlikte Anteplileri sindirmeye çalıştı. Halkı korku ve endişeye sürüklediler. Annesini saldırıya karşı savunmaya çalışan 12 yaşındaki bir çocuğu (Şehit Kamil) öldürdüler. Bütün bunların üzerine Antepliler de teşkilatlandı. Kılıç Ali Bey komutasındaki Kuvay-ı Milliye birlikleri de başarılı direnişler ve mücadelelerde bulundu. Antep, önce 3 ve 18 Şubat 1920 tarihlerinde ilerleyen iki Fransız taburuna karşı direndi. Daha sonra, Mart 1920 sonunda takviyeli Fransız birliklerine karşı çetin bir güç ve azimle savaştı. Fransız birliklerine karşı kahramanca savaşan ve milli bir sembol olan Şahin takma adıyla Teğmen Sait Bey’in şehit düşmesi, Fransızlara karşı direnişi daha çok artırdı. 1 Nisan 1920′de de bütün şehir Fransızlara karşı ayaklandı. 10 ay 9 gün düşmana karşı en kötü imkanlarla yiğitçe ve mertçe savaşan Antep, 9 Şubat 1921 de teslim olmakla beraber, Türk tarihine kahramanlar diyarı olarak “Gazi” ünvanını alarak geçti. Gaziantep, 6000 evladını savaşarak şehit verdikten, binlerce yaralı ve sakat bıraktıktan sonra, sırf açlık yüzünden (ekmek yerine acı zerdali çekirdeğini yiyerek) kapılarını düşmana açmak zorunda kaldı.

MARAŞ CEPHESİ
Çukurova, Antep ve Urfa’yı işgal ettikleri gibi, Maraş’ı da ele geçiren Fransızlar, burada da Ermenilerle işbirliği yaptılar. Tarihi Maraş Kalesine Türk bayrağı yerine Fransız bayrağının asılması, Maraşlıları harekete geçirdi ve olay milli onuru zedeleyici bir durum olarak değerlendirilmişti. Fransız işgaline karşı, bir camide vazeden “Sütçü İmam” Şeyh Ali Sezai (Kurtaran) Efendi, halka “Kalelerinde hür bayrağı dalgalanmayan, esir bir memlekette, Cuma namazı kılınmaz” diyerek Maraşlıları coşturdu. Maraş, çocuğu, genci, ihtiyarı, erkeği ve kadını ile beraber tarihi kaleye yönelerek, Fransız bayrağını indirip, yerine Türk bayrağını çekmiştir. Fransızlara karşı yapılan kanlı mücadele, 11 Şubat 1920′de Fransızların bozguna uğramaları ve Maraş’tan çekilmeleri ile son buldu. Maraşlıların, gösterdikleri kahramanlık, şehrin adının da Kahramanmaraş olarak değişikliğini gerekli kılmıştır. Ayrıca Maraş şehri TBMM hükümetince İstiklal Madalyası ve Beratına layık görüldü.

ÇUKUROVA CEPHESİ
Kilikya adı ile andıkları Çukurova’yı sömürge haline getirmek için Fransızların çabaları, daha ilk işgal anından itibaren Çukurovalıların protestosu ile karşılanmıştır. “Feryatname” adlı vesika ile kamuoyuna duyurulmuştu. Fransız idarecilerinin, Ermeni komitecilerine alet olması, hatta Fransız Valisi Bremond’dan cesaret almaları ve teşvik görmeleri Ermeni Fedailerini yağmacılık ve katliama da yönlendirmişti. Fransız ve Ermenilerin insanlık dışı hareketleri, milli kuvvetleri teşkilat kurarak, çete savaşı yolu ile karşı koymaya yöneltti. Aralarında Zamir Damir Arıkoğlu’nun da bulunduğu Çukurovalılar Toroslarda ve Çukurova’da yer yer direnişler, yiğitçe çarpışmalar yaptılar. I.Kavaklıhan, Aflak, II.Kavaklıhan, Yarbaşı, Hinnepli, Taşçı, Mercin Büyük Fadıl savaşları ve Kar Boğazı Baskını Fransızları yirmi günlük ateşkes Antlaşmasına ve daha sonra da Ankara Antlaşması’nı imzalamaya zorladı. Antlaşmanın imzalanması Çukurova’nın kurtuluşunu sağladı.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.485 saniyede (88.91% PHP - 11.09% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 00:12
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi