Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Misak-ı Milli Sınırları ve Sınırötesi Müdahale

Bu konu Satırlarla Türkiye forumunda RoxBury tarafından 8 Eylül 2007 (22:19) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
14428 kez görüntülenmiş, 0 cevap yazılmış ve son mesaj 8 Eylül 2007 (22:19) tarihinde gönderilmiştir.
  • Bu konuyu beğendiniz mi?   
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 8 Eylül 2007, 22:19

Misak-ı Milli Sınırları ve Sınırötesi Müdahale

#1 (link)
RoxBury
Ziyaretçi
RoxBury - avatarı
Irak, Osmanlı Devleti'nin çöküşünün ardından Ortadoğu'da kurulmuş olan devletlerden birisidir. Tarih içinde daha önce yaşamış bir Irak devleti veya bir Irak halkı olmamıştır.

Irak adı da Osmanlı İmparatorluğu döneminde merkeze olan uzaklığından (ıraklığından) dolayı Irak kelimesiyle isimlendirilmesinden gelmektedir. Osmanlı döneminde Arabistan bölgesinden kervanlarla gelen tüccarlara sorulurmuş: Yolculuk Nereden ? Tüccarlar da Irak-ı Arap (Irak) veya Irak-ı Acem (İran) olarak yanıt verirlermiş. Zamanla bu iki bölgeye Irak ve İran adı verilmiştir. Tarihi metinlerde bu bölgeye verilen isimse Mezopotamya ve Bilad Ma Beynel Nahrey (iki nehir arasındaki memleket anlamına gelmektedir). En eski şark medeniyetlerinin doğduğu Mezopotamya, 633-642 yılları arasında İslam toprakları arasına girdi. Emeviler ve Abbasiler dönemlerinde, en parlak devresini yaşadı. O zamanlar Bağdat dünyanın en önemli kültür ve ticaret merkeziydi.

MİSAK-I MİLLİ

12 Ocak 1920’de İstanbul’da çalışmalarına başlayacak ve tarihe son Osmanlı Mebusan Meclisi olarak geçecek olan parlamentoyu oluşturan milletvekillerinin bir kısmına, Ankara’da bir eylem planı çerçevesinde çok önemli bir “misak” (yemin)tan söz edilmiştir. Bu misak ileride, Türk Kurtuluş Savaşı’nın siyasi programı ve cumhuriyet Türkiyesi’nin dış politikasının dayandığı temel argümanlarından biri olacaktır.

Bu misak, Erzurum ve Sivas Kongreleri temel alınarak saptanan prensip kararlarını içermekte olup, 1920 yılının ilk günlerinde, tek tek ya da ikisi üçü bir arada Ankara’ya gelen milletvekilleriyle yapılan görüşmeler sırasında saptanıp kaleme alınmış, Heyet-i Temsiliye’nin tüm üyelerine imzalatılmış, heyette yazmanlık ve sözcülük görevi yapmakta olan Trabzon milletvekili: Hüsrev Sami (Gerede) Bey’e teslim edilip, İstanbul’a gönderilmiştir.

“Misak-ı Milli” (Ulusal Yemin) olarak bilinen ve tanınan bu metin, 28 Ocak 1920 tarihinde Osmanlı Mebusan Meclisi’nde yapılan bir gizli toplantıda “Ahd-ı Milli Beyannamesi” adı altında kabul edilmiştir. 12 Şubat 1920 tarihinde Mebuslar Meclisi, Edirne Milletvekili Şeref Bey’in önerisi üzerine, Misak-ı Milli’nin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanmasını kararlaştırmıştır.


Bu konuda yüce önder Mustafa Kemal Atatürk düşünzesini belirtmiş ve son noktayı koymuştur


" Efendiler, meselenin bir daha tekrarlanmaması ricasiyle bir iki noktayı arz etmek isterim: Burada istenilen ve Yüce Meclis’imizi oluşturan kişiler, yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Lâz değildir. Fakat hepsinden oluşmuş İslâm ögeleridir. Samimî bir topluluktur. Bundan dolayı, bu yüce heyetin temsil ettiği, hukukunu, hayatını, şeref ve şanını kurtarmak için karar verdiğimiz emeller, yalnız bir İslâm unsuruna ait değildir. İslâmi unsurlardan oluşmuş bir kütleye aittir.

Bunun böyle olduğunu hepimiz biliriz. Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan, sınır meselesi tâyin ve tespit edilirken, millî sınırımız İskenderun’un güneyinden geçer, doğuya doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi, Kerkük’ü içine alır. İşte millî sınırımız budur dedik! Halbuki Kerkük’ün kuzeyinde Türk olduğu gibi Kürt de vardır. Biz onları ayırmadık. Bundan dolayı korunması ve savunmasıyla uğraştığınız millet doğal olarak bir ögeden ibaret değildir."


Türk Milletini Oluşturan Müslüman Unsurlar (Ögeler) Hakkında
1 Mayıs 1920



kaynak : Atatürk Araştırma Merkezi

Ayrıca yüce önder Mustafa Kemal Atatürk bu konuda yapılması gerekenleri de izah etmiştir:


"Tanrı nasip eder, ömrüm vefa ederse; Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım ! Atatürk ( "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sözünü saptıranlara ithaf olunur"

Ancak ne yazık ki Atatürk bu hedefini gerçekleştirmeden önce hakkın rahmetine kavuşmuştur.


Yıllardır görmezden gelinen bu sözler 1990'lı yıllarda tekrar gündeme gelmiştir. Gündeme gelme şekli ise (sınır ötesi operasyon) veya (Hudut ötesi müdahale) olmuştur.

Biz Irak Türkleri olarak Misak-ı Milli Sınırlarının Geri Alınmasının ve Sınır ötesi Müdahalenin aynı anlama geldiğini düşünüyoruz, veya en azından umuyoruz.



Sınırötesi Operasyon (Hudut ötesi müdahale)



Konuya başlamadan önce bazı gerçeklere değinmemizin yarar sağlayacağı kanaatindeyiz.


Yazımızın başında belirttiğimiz gibi tarih boyunca Irak Devleti veya Irak Halkı diye bir metin yoktur. Bu terim 1920'li yıllardan sonra ortaya çıkmıştır. Yine tarih boyunca Kürdistan veya kürdistan halkı diye bir metin yoktur. Bu termin 1950'li yıllardan itibaren tanıtımına başlanmıştır. Bu iki termin de ortaya çıkmasındaki mekanizmalar farklı olsa da, amaçlar ve planlar aynıdır. Düşüncenin kaynağı ise birdir.



1991 yılında Erbil ve Kerkük Türkmen şehirlerini ele geçiren kürt peşmergeleri Irak askerinin gelmesi ile birlikte şehri terk edip sınır dışına kadar kaçmıştır.



1966 yılında Barzani ve Talabani gurupları arasındaki çatışmalarda yaklaşık 3 bin kürt hayatını yitirmiştir. 1996 yılında ise yine Barzani ve Talabani gurupları arasındaki çatışmalarda 5 binin üzerinde kürt insanı öldürülmüştür. Bu çatışmaların tek amacı ise maddi gelirlerin paylaşmasındaki anlaşmazlıktır.



Bu bölgenin kontrolü Türkiye, Suriye ve İran için önemlidir. Bu önem vurgulanmalı, gerekirse birlikte hareket edilmelidir.

Misak-ı Milli sınırlarını geri almak Atatürk'ün bir vasiyetidir.


Yapılması muhtemel olan müdahalelerin sınırları: (Şekil-4)



1- Ön sınır ötesi müdahale: ( ) Bu müdahalede sadece sınır bölgesinde (5-15 km kadar) bir tampon bölge oluşturulabilir. Bu müdahaleye Habur sınır kapısı dahil edilmez ise müdahale sonrası kontrol mekanizması zorlaşacaktır. Bu müdahale şekli Türkiye açısından kısa dönemde terörün kontrol edilmesinde yarar sağlayabilir ancak Irak'ın kuzeyinde örgütlenmek için genişçe bir bölge olduğundan uzun vadede pek fazla katkısı olmayacaktır. Türkmenler bu müdahaleden sonra yerel kürt guruplarının yoğun baskısına maruz kaldığı için zararlı çıkacaktır.



2- Orta sınır ötesi müdahale : ( ) burada ön sınır ötesi müdahale alanını genişletip sınırdan en az 100-150 km kadar bir mesafe dahil edilmelidir. Bu alana tarihi Türkmen şehri Telafer mutlaka dahil edilmeli. Bu müdahale şekli orta vadeli bir istikrar sağlayacaktır. Türkiye Telafer şehrini merkez olarak değerlendirip Irak'ın kuzeyini kontrol edebilir. Habur sınır kapısına ilave olarak 2. bir sınır kapısı (Telafer sınır kapısı) oluşacaktır. Türkmenlerin bu müdahaleden yararlı çakabileceği muhtemeldir. En azından Türk askerinin bu bölgede bulunması kürt guruplarının Türkmenlere karşı baskısını azaltıp Irak Türklerine manevi destek verecektir.



Türk askerinin bu bölgeden hareket etmesi ve isyancı güçlerin bastırılması daha kolay ve daha az kayıplarla gerçekleşmesi mümkündür.



3-Musul-Erbil Müdahalesi : ( ) Bu müdahale şekli çok önemlidir. Musul ve Erbil şehirleri kontrol altına alındığında bu bölgelerde çoğunluğu ile bilinen Barzani gurubu etkisiz hale gelecektir. Dolayısıyla Süleymaniye çevresinde yoğunlaşan Talabani gurubu ile anlaşmalar daha kolay olacaktır. Bu süreçte Talabani ve Barzani arasındaki tarihi anlaşmazlıklardan da yararlanabilir. Talabani'ni gurubunun bir ideolojik yapısı, Barzani gurubunun ise bir aşiret yapısına sahip olduğu hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Erbil ve Musul şehirlerinden tüm Kuzey Irak bölgesini kontrol etmek mümkündür. Müdahale sonrası bu bölgede kürt guruplarının baskısı altında yaşayan Türkmen ve Kürt toplumu tekrardan barış ve huzura kavuşması kesindir.



4-Kerkük'e müdahale : ( ) Kerkük'e müdahale etmek diğer müdahalelerden farklıdır. Sebebi ise Kerkük'ün bir petrol şehri olmasıdır. Ancak Kerkük'e müdahale etmek neredeyse bütün sorunları ortadan kaldıracaktır. Bölgenin istikrar ve emniyeti sağlanacaktır.



5-Misak-ı Milli sınırlarına müdahale: ( ) Burada Osmanlı devletinin çöküşünden sonra gasp edilen topraklar geri alınacaktır. Sınırın ötesinde Araplar ve Farslar olacaktır. Terörün kökü burada kazılmak isteniyorsa kazılacaktır. Musul-Kerkük-Erbil-Süleymaniye şehirlerinde yaşayan Türk, Kürt, Arap, ve Hıristiyan toplumları kardeşçe bir yaşamı paylaşıp bu bölgenin tüm nimetlerinden eşit bir şekilde yararlanacaktır.

Yapılması muhtemel olan müdahalelerin şekilleri:



1-Tampon oluşturma: (Şekil-5) Bu müdahale şekli yukarıda bahsettiğimiz 1. ve 2. müdahale sınırları için geçerlidir. Bu durumda çok fazla bir askeri harekat yapılmasına gerek yoktur. Kayıplar minimumdur. Bu müdahale şekline Habur sınır kapısının kontrolü mutlaka sağlanmalıdır aksi takdirde açık kalan bu kapıdan sızmaların engellenmesi güçtür. Müdahalede Kandil Dağına kadar ilerlemek kayıpların artmasına neden olabilir. Her tampon şeridin arkasında bir direnişin ve örgütlenmelerin olağanüstü olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla bu müdahale şekli 100-150 km mesafede yapılmalıdır.

2- Kandil Dağının kuşatılması: (Şekil-6) Burada tampon bölgenin olmaması daha fazla kayıplara yol açabilir. Ayrıca Kandil Dağı sadece kuzey ve batıdan kuşatıldığı için isyancıların güneye ve doğuya doğru dağılmasına ve tekrardan örgütlenmesine yol açabilir. Bu müdahale nokta atışı tarzında olmalıdır ve yapılması gerekiyorsa çok dikkatli ve hızlı bir şekilde yapılmalıdır.

3-Geniş Harekat planı: (Şekil-7) Burada sınırda tampon bölgesi oluşturmasına ilave olarak Habur'dan Telafer'e ve Kerkük'ün güneyine doğru ilerleme gerçekleştirilmelidir. Kerkük'ün güneyine gelindiğinde isyancı guruplar etkisiz hale gelecektir. Kuzey-batıda ve güneyde Türk ordusu, doğuda İran sınırları içerisinde kalan isyancı guruplar teslim olmaktan başka bir yol bulamayacaktır.

Bu çalışmanın amacı son aylarda sınır ötesi operasyon kavramına bir açıklık getirmektir. Bazılarına göre sınır ötesi 10-15 km, diğerleri içinse 10-200 km. Irak Türkleri ise bu sınırın neresi olduğunu yüce önderimiz Atatürk'ün belirlediği gibi görüyoruz. Burada yapılacak olan müdahalelerin bir kısmından Irak Türkleri yararlı olduğu gibi bazılarından da zararlı çıkacağı kesindir.
Son Düzenleyen RoxBury; 8 Eylül 2007 @ 22:21. Sebep: .
Rapor Et
Reklam
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.184 saniyede (74.15% PHP - 25.85% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 18:10
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi