Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Türk Süsleme Sanatları - Hat

Bu konu Satırlarla Türkiye forumunda Blue Blood tarafından 20 Kasım 2005 (01:56) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
85422 kez görüntülenmiş, 11 cevap yazılmış ve son mesaj 28 Şubat 2013 (09:29) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.00  |  Oy Veren: 2      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 20 Kasım 2005, 01:56

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#1 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Hat Sanatı
MsXLabs.org

Hat sanatı denilince Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatı akla gelir. Bu sanat Arap harflerinin 6.-10. yüzyıllar arasında geçirdiği uzunca bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır.

Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır. Türkler hat sanatıyla Anadolu'ya geldikten sonra ilgilenmeye başladılar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi'nin Anadolu'daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi'nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah'ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman'ı izlemişlerdir.
Türkler altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında, İranlılar'ın bulduğu tâlik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan tâlik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet'in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928'de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi.

0224gx

Yazı Türleri

Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı ile İranlılar'ın bulduğu tâlik dışında başka birçok yazı türü daha vardır. Bunların bir bölümü fazla yaygınlaşamamış, bir bölümü de belli alanlarda kullanılmıştır. Örneğin Türkler'in geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayun'da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanılmıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rik'a da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir. Rik'a ile altı yazı türünden biri olan rika birbirine karıştırılmamalıdır.
Hat sanatında yazılar büyüklüklerine göre de farklı adlarla anılırdı. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında, her tür yazıtta kullanılan ve uzaktan okunabilen yazılara iri anlamında celi adı verilirdi. Daha çok sülüs ve tâlik yazının celisi kullanılmıştır. Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara hurde, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da gubari (toz) denilirdi.
0239nc

Yazı Araç Gereçleri

Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı.

Hat Eğitimi

Hat sanatıyla uğraşan kişiye “güzel yazı yazan sanatçı” anlamına gelen “hattat” adı verilir. Hattatlar yüzyıllar boyu usta-çırak ilişkisi içinde yetişmişlerdir. Hat sanatını öğrenmeye heveslenen kişi bir hattattan ders alırdı. Başlangıçta alıştırma niteliğinde çalışmalara dayanan ve “meşk” adı verilen bu dersler tek tek harflerin yazılışının öğrenilmesiyle başlar, harflerin birleşme biçimleriyle, sözcüklerin ve tümcelerin yazılış tarzlarının öğrenilmesiyle sürerdi. Ortalama üç beş yıl kadar süren bu eğitimin sonunda hattat adayı iki ya da üç hattatın önünde yazı yazarak bir çeşit sınav verirdi. Hattatlar bu yazıyı beğenirlerse altına imzalarını koyarlardı. Buna, başarı ya da izin belgesi anlamına gelen “icazetname” adı verilirdi. İcazetname almamış kişi hattat sayılmaz, dolayısıyla yazdığı bir yazının altına adını koyamazdı.
Rapor Et
Reklam
Eski 20 Kasım 2005, 16:36

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#2 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
TÜRK HAT SANATI
Türk hat sanatını yaratanlar, inançlarını, derin ve renkli kişiliklerini, yazıya getirdikleri yeniliklerle bütünleştiren sanatçılardı. Aynı zamanda yaşadıkları çağı özümsemiş, engin kültüre sahip alçak gönüllü ve bilge kişilerdi. Örneğin Aklam-ı Sitte (Altı Kalem'in) yaratıcısı Yakut, İslâm hukuku uzmanı, şair ve yazardı. Yazıda o gün için ilk olan okunaklı ve hoş kompozisyonlar oluşturarak kaligrafi tarihine geçti. Yazıya estetik, akıcı ve canlı bir yapı kazandırarak yazının temellerini de oturtmuş oldu. Yakut, Osmanlı hattatlarını etkiledi ve kendine özgü bir ekol yarattı. Yazı sanatında “sülüs” ve “nesih” yazılarının estetik kurallarını ise Şeyh Hamdullah'a borçluyuz. Yazı onunla sanat düzeyine yükseldi, yalın, güzel ve estetik bir bütünlüğe ulaştı.

Yazıda bir diğer önemli kaligraf da Ahmet Karahisarî'dir. Karahisarî'nin ekolü ise bugünlere dek uzanmıştır. Aklam-ı Sitte'nin ikinci şeyhi ise Hafız Osman'dır. Olgunluk döneminde yazdığı nesihlerdeki güç ve etki onlara kıvılcımlı nesih denilmesine neden olmuştur. II. Mahmut'un hocası olan Mustafa Rakım Efendi güzel sanatların diğer dallarında da yetenekli olan, “celi” ve “sülüs” stiline ve tuğraya en uyumlu ve mükemmel formunu veren yenilikçi bir kaligraftır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında hat sanatı alanında eser veren ve adı anılmaya değer III. Şeyh ise Mahmud Celalüddin Efendi'dir. Sanatçı olağanüstü yaratıcılığını ve ustalığını yansıtan pek çok yapıt ortaya koymuştur.
Görkemli tarihimiz, uzun geçmişimizde yalnız baş yapıtların yaratılmasına tanık olmadı kuşkusuz. Devletimizin uzun süren savaş yıllarında, geçirdiği dramatik dönemlerde kimi kopukluklar olmasına karşın gelenek etkisini yine de sürdürmüştür. Bu iklimde yaratılmış pek çok seçkin ürünün dünyanın pek çok yerine dağılmış gibi görünmesine karşın yine de en büyük hazine Topkapı sarayında yaşamakta ve ağırbaşlılıkla günümüz kültür ve sanatını beslemeye devam etmektedir. Çağdaş grafik tasarıma baktığımızda Ebüzziya Tevfik ve Emin Barın gibi güçlü köprülerin atıldığını ve İhap Hulusi Görey, Sait Maden, Mürşide İçmeli, Mengü Ertel, Aydın Erkmen, Savaş Çekiç gibi kimi grafik tasarımcılarının daha sonraki bölümlerde göreceğimiz gibi geçmiş kültürümüzden kopmadıkları, bilinçli arayış ve seçimlerle bu köprüyü kurdukları anlaşılacaktır.


Örnekler

4cy7

kanuni1tl3
Rapor Et
Eski 23 Kasım 2005, 17:29

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#3 (link)
NihLe
Ziyaretçi
NihLe - avatarı
9hat8ws
Hat
Arapça'da çizgi ya da bir satır yazı anlamına gelen hat sözcüğü, bugün Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı karşılığı olarak kullanılmaktadır. İslam Dininde tasvir yasağı KURAN'dan camiye kadar çok çeşitli yapıtların bezenmesinde, başka dekoratif ögelerin yanısıra yazının da geniş ölçüde kullanılmasına yol açmıştır. Bundan başka, İslam inançlarına göre yazının Kutsal bir niteliği vardır, çünkü ALLAH'ın buyruğu olan KUR'AN'ın içeriğini de yazı oluşturmaktadır. KURAN'ın çeşitli ayetlerinde de yazının bu Kutsal niteliğine işaret edilmiştir.
Yazıya verilen bu değer, bütün İslam kültürlerinde hat sanatının çok üstünde durulmasına, hatta hatın bir tür ''KUTSAL SANAT'' sayılmasına yol açmıştır. Özellikle Osmanlı kültürü içinde hat sanatı çok ilerlemiş, işlevsel görevinin yanısıra, estetik bir düzeye yükselmiş, adeta batı resim sanatındaki tabloların yerini tutar olmuştur. Gerçek bir tablo gibi çerçevelenerek duvara asılan güzel yazı örneklerinden ünlü hattatların yapıtlarına Osmanlı tarihinde çok büyük paralar ödendiği bilinmektedir. Güzel yazı, yalnız levhalarda değil, bundan başka el yazması kitaplarda, fermanlarda, diplomalarda, cami iç ve dış duvarlarında, çeşitli yapıların yazıtlarında, mezar taşlarında, pencere kapağı ya da kapı kanadı gibi mimarlık ögelerinin üstlerinde, halı bordürlerinde, kutu, vazo, tabak gibi gündelik eşyada da kullanılmıştır.
Hat sanatında yazı gelişigüzel yazılmaz, her yazı türünün kendine özgü özellikleri, inceden inceye saptanmış kuralları vardır. Tarih boyunca ünlü hat ustaları zaman zaman yazı kuralları oluşturmuşlar ve bunları saptamışlardır. Çeşitli yazı türleri birbirlerinden, harflerin büyük ya da küçük olması, biçimi, aralıkları, bazı harflerin birbirlerine bitiştirilip bitiştirilmemesi, bazı yazı işaretlerinin kullanılıp kullanılmaması gibi özellikleriyle ayrılır.
Doğal olarak yazı sanatının ilk gelişmesi Araplar eliyle olmuştur. Bilinen ilk büyük Türk hattatı ise Amasyalı Yakut el Musta'Sami'dir (13. Yüzyıl).
Hat konusunda ciddi ve kapsamlı çalışmayı Amasyalı Şeyh Hamdullah (15. Yüzyıl) yapar, aklam-ı sitte, yani 6 esas yazı diye bilinen yazı türlerini, herbirinden örnekler çıkartıp yanlarına kurallarını yazarak bir murakka içinde toplar. Aynı zamanda Sultan 2. Beyazıd'ın da yazı hocası olan Şeyh Hamdullah'dan günümüze kalan en önemli yapıtlar, İstanbul Beyazıt Camii'nin cümle kapısının üstündeki yazıtla Amasya Beyazıt Camii'nin yazıtıdır. Osmanlı sanatının doruğa ulaştığı 16. yüzyılın en önemli hattatı, yazının yalnız üslubunda değil, tekniğinde de yenilikler getiren Ahmet Karahisari'dir. Altını mürekkep gibi kullanarak yazı yazmak, Altın yaldız harflerin dışını siyah çizgiyle belirlemek, harf kalınlıklarının içini çiçek motifleriyle doldurmak ilk kez onun uyguladığı yeniliklerdendir. En önemli yapıtı İstanbul Süleymaniye Camii kubbesindeki yazısıdır. Türk yazı sanatının başka bir ustası da yapıtlarıyla pekçok başka hattatı etkilemiş, 3. Ahmet ve 2. Mustafa gibi Sultanlara hocalık etmiş olan Hafız Osman'dır (17. Yüzyyl). Taş baskısıyla çoğaltılan KURAN'ları, çağında en uzak İslam ülkelerine kadar yayılmıştır. Bu yapıtlar günümüzde de yazı sanatının en değerli örneklerinden sayılır.
Ünyeli İsmail Efendi, Mustafa Rakım Efendi ve İstanbul'daki pek çok yapının yazıtını hazırlamış olan Mehmet Esad Yesari, 18.yüzyılın ünlü ustalarıdır.
19. Yüzyılda ise başka bir ustayla, Kazasker Mustafa İzzet Efendi'yle karşılaşılır. Ayasofya'daki 8 büyük yuvarlak levha onun en ünlü yapıtlarındandır. Cumhuriyetten sonra harf devrimiyle Arap harflerinin kullanımdan kaldırılması, bütünüyle bu harflere dayanan hat sanatının yaygınlığını birdenbire çok azaltmıştır. Kitapların latin harfleriyle ve baskıyla hazırlanması, bu sanatın kullanım alanını hemen hemen yalnız Cami'lerdeki duvar yazılarına indirgemiştir. Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer, Kamil Akdik, Emin Barın gibi hattatlar bu kısıtlı alanda yapıt vererek 20. yüzyılda hat sanatını sürdüren sanatçılar olmuşlardır.
Çeşitli yazı türleri içinde Kufi, en eski yazıdır. Osmanlı kültür çevresinde az kullanılmış olmakla birlikte dik, kalın, köşeli harfleriyle hemen dikkati çekerek öteki yazılardan ayrılır. Halı bordürlerinden madeni paraya dek çok çeşitli alanlarda kullanılır. Yazıtlarda, KURAN'da ve Divan yazmalarında kullanılan Nesih iri harfli olduğu için duvar yazılarında ve Kitapların bölüm başlıklarında kullanılan sülüs, Din kitaplarında ve murakkaların başındaki besmelelerde kullanylan Reyhani ve Muhakkak, devlet belgelerinde kullanılan Tevki, hattatların öğrencilerine verdikleri icazetnamelerin altındaki üstat imzalarında kullanılan Rik'a, bir arada aklam-ı sitte diye adlandırılan en önemli 6 yazı türünü oluştururlar. Bunlardan başka talik, nestalik, divani, bir tür steno sayılabilecek olan siyakat, menşur, zülf-ü arus, hilali, muini, şikeste, müselsel gibi yazı türleri de vardır.
Hat sanatında Osmanlı sanatçıları çeşitli uslupları denemişlerdir. Bunlardan biri istiftir. Bir sözcüğün harflerinin ya da bir cümlenin hece ve sözcüklerinin güzel bir görünüm oluşturmak amacıyla ve kullanılan yazının çeşidine uygun biçimde yanyana ve üstüste sıralanmasına, istif edilmesine denir. Bir sözcüğün, bir eksenin iki yanına bir ters, bir yüz bakışık olarak yazılmasıyla oluşturulan çeşidine müsenna ya da aynalı yazı adı verilir. 17.yüzyıldan sonra özellikle gelişen bu türün en görkemli örnekleri bugün Bursa Ulucamii'nin duvarlarında bulunmaktadır. Harflerin biçimleriyle oynayarak, çeşitli düzenlerde birleştirip istif ederek yaratılan ve oldukça stilize edilmiş bir tür yazı-resim de hat sanatında önemli yer tutar. Yazıyla oluşturulan böyle resimler arasında en çok sevilen ve rastlanan konular kayık, kuş, aslan, sancak, cami, ibrik, çiçek, insan başı vb.dir. Osmanlı Devleti'nin arması ve padişahın imzası olarak kullanylan tuğra da bir tür istif yazıdır. Oğuz Han'ın yazılı nişanından çıktığı bilinen tuğra, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları'nca da kullanılmıştır...
Yukarıda belirtildiği üzere 18.yüzyılda İstanbul'da pek çok yapının yazıtını oluşturmuş olan meşhur hattat Mehmet Esad Yesari'nin yakın akrabası olan bendeniz Murathan Alınak da bütün bu hat ve yazı çeşitlerinden esinlenmenin dışında tamamiyle kendi geliştirdiği hat ve resimli hat teknikleriyle eserlerini oluşturan bir sanatçıyım. Bilinmelidir ki, Uzak Doğu felsefesi ve sanatları İslamiyetle yakın benzerlikler göstermektedir. Örneğin Zen Budizm'deki TAO, ALLAH kavramıyla çok yakın benzerlik gösterir. Zen Budizm, İslamiyet gibi tek tanrılı bir dindir. Ayrıca Çin alfabesinin de Arapçaya yazı türü olarak benzemesi dolayısıyla bir anlamda Çince hat sanatı ve hattatları oluşmuştur.
Çin Zen ustaları gerek resim gerekse çeşitli Çince, Zen TAO'cu felsefeyi içeren hat eserleri oluşturmuş ve oluşturmaktadır. İşte tarafımdan oluşturulmuş bu İslami hat eserleri, Arapça yazı ve Çin hat tekniğinin ve kendi felsefik ve teknik fikirlerimden doğan bir hat türüdür.
Şu iyice anlaşılmalıdır ki bendeniz Müslüman olan ve ALLAH'a çok inanan bir insanım ve bu eserler tarafımdan ALLAH adına yapılmaktadır.

Gerçek boyutunda görüntülemek için resme tıklayın.

Adı:  yasafi.jpg
Gösterim: 179
Boyutu:  86.3 KB

Celî Sülüs Levha
Ya Şâfi
Hat : Hüseyin Kutlu
Tezhip : Gülbün Mesara
Asıl Ebadı : 31 x 41
www.turkislamsanatlari.org
Son Düzenleyen Blue Blood; 15 Eylül 2006 @ 10:20.
Rapor Et
Eski 7 Nisan 2006, 17:53

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#4 (link)
Harlem
Ziyaretçi
Harlem - avatarı
Hat sanatı örnekleri

0013rp

0023gt

0086zn


0162ci


0181fv
0199ya allahm0qk

bismi7kt
Rapor Et
Eski 8 Nisan 2006, 02:10

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#5 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
besmele3in

beyit9nl

calig565yx

HAT SANATI denilince Arap harfleri çevre­sinde oluşmuş güzel yazı sanatı akla gelir. Bu sanat Arap harflerinin 6.-10. yüzyıllar arasın­da geçirdiği uzunca bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır.

Hat Sanatının Gelişimi

Son dönemlerde kabul edilen bir görüşe göre Arap alfabesi İslamlık öncesi dönemde Kuzey Arabistan ve Filistin'de yaşamış bir kavim olan Nebatiler'in kullandığı alfabeden türe­miştir. Bu alfabe Araplar'ca benimsendikten sonra gelişmeye başladı. İslam dininin yayıl­masından sonraki dönemde ise daha çok, kullanıldığı yerlerde aldığı değişik biçimlere göre mekki (Mekkeli), medeni (Medineli), kufi (Kûfeli) gibi adlarla anıldı. Kufi yazı hat sanatının temelini oluşturan yazı türlerine kaynaklık etmiş, ayrıca olgunlaşmış biçimiyle günümüze kadar da yaşamıştır. Arap yazısı Abbasiler döneminde (750-1258) hem yaygınlaştı, hem de çeşitlilik ka­zandı. 9. yüzyılda kûfi'nin yerini bu yazıdan doğmuş olan ve altı tür yazı anlamına gelen "aklâm-ı sitte" almaya başladı. Muhakkak, reyhanı, sülüs, nesih, tevki ve rika adlan verilen bu yazıları aynı zamanda hattat olan Abbasi Veziri İbn Mukle (ölümü 939) kural­lara bağladı. 11. yüzyılda yaşayan ve Bağdatlı bir hattat olan İbn Bevvab bu yazıları estetik bakımdan daha da geliştirdi. Son Abbasi Halifesi Mustasım'ın kölesi olduğundan Mus-tasımi olarak anılan Yakut da (1209-98) bu altı tür yazıya yeni bir estetik kazandırdı. Bu arada İranlılar da eskiden kullandıkları Pehle-vi alfabesinin etkisiyle Arap yazısında değişik bir tür olan ve talik denen yazı türünü yarattılar.
Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfa­besini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlar­dır. Türkler hat sanatıyla Anadolu'ya geldik­ten sonra ilgilenmeye başladılar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zama­nında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi'nin Ana­dolu'daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başla­yıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi'nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah'ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattat­ların hepsi Hafız Osman'ı izlemişlerdir.
Türkler altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında, İranlılar'ın bulduğu talik yazıda da yeni bir üslup yarattılar. Önceleri İran etkisinde olan talik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet'in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyıl­da ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928'de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurum­larında öğretilen geleneksel bir sanat duru­muna geldi.

Yazı Türleri

Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı ile İranlılar'ın bulduğu talik dışında başka birçok yazı türü daha vardır. Bunların bir bölümü fazla yaygınlaşamamış, bir bölümü de belli alanlarda kullanılmıştır. Örneğin Türkler'in geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayun'da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanıl­mıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rik'a da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir. Rik'a ile altı yazı türünden biri olan rika birbirine karıştırılmamalıdır.
Hat sanatında yazılar büyüklüklerine göre de farklı adlarla anılırdı. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında, her tür yazıtta kullanılan ve uzaktan okunabilen yazılara iri anlamında celi adı verilirdi. Daha çok sülüs ve talik yazının celisi kullanılmıştır. Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara hürde, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da gabari (toz) denilir­di.

Yazı Araç Gereçleri

Hat sanatında da yazının temel aracı kalem­dir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırı­lan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtma­ması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı.

Hat Eğitimi

Hat sanatıyla uğraşan kişiye "güzel yazı yazan sanatçı" anlamına gelen "hattat" adı verilir. Hattatlar yüzyıllar boyu usta-çırak ilişkisi içinde yetişmişlerdir. Hat sanatını öğrenmeye heveslenen kişi bir hattattan ders alırdı. Baş­langıçta alıştırma niteliğinde çalışmalara da­yanan ve "meşk" adı verilen bu dersler tek tek harflerin yazılışının öğrenilmesiyle başlar, harflerin birleşme biçimleriyle, sözcüklerin ve tümcelerin yazılış tarzlarının öğrenilmesiyle sürerdi. Ortalama üç beş yıl kadar süren bu eğitimin sonunda hattat adayı iki ya da üç hattatın önünde yazı yazarak bir çeşit sınav verirdi. Hattatlar bu yazıyı beğenirlerse altına imzalarını koyarlardı. Buna, başarı ya da izin belgesi anlamına gelen "icazetname" adı veri­lirdi. İcazetname almamış kişi hattat sayıl maz, dolayısıyla yazdığı bir yazının altına adını koyamazdı

Msxlabs & TemelBritannica
Son Düzenleyen asla_asla_deme; 25 Ekim 2008 @ 14:29.
Rapor Et
Eski 29 Ağustos 2006, 14:30

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#6 (link)
tulse
Ziyaretçi
tulse - avatarı
Hat Örnekleri

23hattde1


16hathe9


38hattp6


11ms0
Rapor Et
Eski 25 Aralık 2007, 15:42

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#7 (link)
nünü
Ziyaretçi
nünü - avatarı
Hat Örnekleri

hatzm2

hat2vj6
Rapor Et
Eski 11 Ocak 2008, 11:47

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#8 (link)
nünü
Ziyaretçi
nünü - avatarı
Hat Örnekleri

oherseyekadirdirwehuveagr6
Rapor Et
Eski 16 Nisan 2008, 11:00

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#9 (link)
nünü
Ziyaretçi
nünü - avatarı
HÜSN-İ HAT NEDİR?

Hat sözlükte ''ince, uzun doğru yol, birçok noktanın birleşerek sıralanmasından oluşan çizgi, satır veya yazı'' gibi anlamlara karşılık gelen Arapça kökenli bir sözcüktür. Bu kelime özellikle İslam kültüründe, yazı ve güzel yazı (hüsnü'lhat, elhattu'lhasen) anlamlarında da kullanılmıştır.

Hüsn-i hat; estetik ve geometrik kurallara bağlı kalarak, güzel yazı yazma sanatıdır. Ancak, genellikle İslam dinine has kutsal metinlerin yazımı için kullanılan bir tabirdir. Dinsel metinleri güzel yazma ve bunu öğretme yetkinliğine sahip sanatçıya hattat, bu sanata da hattatlık / Hüsn-i Hat denilmiştir.
Hat, sözün veya ruhta gelişen fikir ve duyguların yazı aracılığı ile resmedilmesidir. Büyük matematikçi Öklid'in bir sözü bu fikri çok net ifade etmektedir: ''Hat, her ne kadar maddi aletlerle meydana gelirse de o, ruha ait bir hendesedir."

Hat sanatı; İslam'ın ilk dönemlerinden beri sürekli bir gelişim göstermiştir. Modern çağda geldiği noktadaki soyut anlatım gücü öylesine bir sanat düzeyine yükselmiştir ki; ünlü ressam Pablo Picasso, bir gün usta bir hattatın bir istifi karşısında "işte resim" diyerek, hayranlığını ifade etmiştir. Çünkü karşısında özgün ve somut figür etkileşiminden uzak, salt estetiğin ipucunu görmüştür.
Hat sanatında temel olarak altı çeşit yazı stili vardır."Aklam-ı Sitte" veya "Şeşkalem" denen bu stiller; "Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhani, Tevki ve Rika"dır. Yazıda bazı anatomik kuralların çizdiği sınırlarla ortaya çıkan bu stillerin mimarı Abbasi veziri İbn-i Mukle (886 - 940) olarak bilinse de, kendisinden bir eser elimize ulaşmamıştır. Ali b. Hilal (ölümü 1031), Mukle'nin özellikle eliflerinden etkilenerek, daha canlı ve kıvrak bir stil geliştirmiş, kendisinden sonraki hattatları üçyüz yıl boyunca etkilemiştir. Genel kanıya göre, Şeşkalem veya Aklâm-ı Sitte’nin gerçek yaratıcısı olan 13. Yüzyıl hattatı ünlü Yakut el Mustasımi’dir (ölümü 1298).

O dönemlerde Anadolu’da kök salmaya başlamış olan Türk boylarında da sanat önemli yer tutmaya başlamış ve bu gelişimin meyveleri Fatih Sultan Mehmet devrinin büyük ustası Amasyalı Şeyh Hamdullah'ın çalışmalarıyla devşirilmiştir. Aklâm-ı Sitte’nin rötuşlanarak, yeni sanatsal prensipler edinmesini Şeyh Hamdullah’a ve tabii onu destekleyen Fatih liderliğindeki ve özellikle sonrasında II. Bayezid Osmanlı Sarayı’nın sanat politikasına borçluyuz. Fatih’ten sonra tahta geçen II.Bayezid, eskiden beri irtibatta olduğu, hatta meşk ettiği hocası Şeyh Hamdullah’ı İstanbul’a çağırarak, hazineden Yakut yazıları üzerinde çalışmasına olanak sağlamıştır. Yazıya Osmanlı karakterinin kazandırılmasında bu çalışmalar en büyük paya sahiptir.

Aklam-ı Sitte’de Şeyh Hamdullah’dan sonraki en büyük atılım Hafız Osman Efendi ile olmuştur. Derviş Ali (ölümü 1678) ve Suyolcuzade Mustafa Eyyubi’den yazı meşkeden Hafız Osman Efendi, Şeyh Hamdullah’ın üslubunu derinlemesine öğrenebilmek için Nefeszade İsmail Efendi’den (ölümü 1678) de dersler aldı. Hocalarının vefatından sonra kendi üslubunu ortaya koyarak sanatını gittikçe geliştirmiştir.

Hafız Osman'la Türk yazı üslubu yeni bir yükseliş devrine girmiştir. Zamanın bütün hattatları ondan ders alıp onun yazı sanatını benimsemişlerdir. Sultan III. Ahmet ve Sultan II. Mustafa da onun öğrencileri arasındadır. Taş basmasıyla çoğaltılan Kur'an'larla Hafız Osman'ın şöhreti bugün Uzakdoğu ülkelerine kadar bütün İslam coğrafyasına yayılmıştır.

Sonrasında Mustafa Rakım ve Mehmet Esat Yesari, Kadıasker (Kazasker) Mustafa İzzet Efendi, Yesarizade Mustafa İzzet Efendi, İsmail Hakkı Altunbezer, Kâmill Akdik, Neyzen Emin Yazıcı, Necmeddin Okyay, Mustafa Halim Özyazıcı, Macit Ayral, Rakım Efendi, Sami Efendi, Kemal Batanay, Hamit Aytaç, Emin Barın, Sadi Belger gelmiş geçmiş en büyük hattatlarımız arasında sayılabilirler. Günümüz sanatçıları, bu isimlerden veya onların talebelerinden icazet alarak gelmişler ve bayrağı hakkıyla taşımaktadırlar.
Aklâm-ı Sitenin dışında kullanılan diğer yazı türleri "Kûfi, Rika, Divanî, Siyâkat" türleridir.


naimee14adwwwresimsitesgh2
Rapor Et
Eski 22 Kasım 2010, 01:26

Türk Süsleme Sanatları - Hat

#10 (link)
Daisy-BT
Ziyaretçi
Daisy-BT - avatarı
İslâm yazılarına verilen genel ad­dır. Hat sanatı denince de, güzel ve estetik kurallarına uygun yazı yazmak anlaşılır, islâm dünyasında güzel ya­zı yazmak konusunda büyük ve tak­dire şayan gayretler gösterilmiştir: is­lam'da güzel yazı ile gözlere sunula­cak o kadar çok şey vardır ki bu durum ister istemez bazı kimseleri bu alana eğilmeye zoılamıştır. Hat sana­tının en büyük konusu Allah'ın kita­bı Kur'ân'dır. Kur'ân'ı güzel yazılar­la, yazıldığı sayfaları süslemek Müs­lümanlar arasında bir tutku olmuştur.

Hat sanatı ve Türkler
Atalarımız Kur'ân'daki ilâhî me­sajın bütün muhataplarına ulaşması için yalnızca er meydamnda çaba har­camakla kalmamışlar, Kur'ân'ı oku­maya, ezberlemeye ve yazmaya da bü­yük önem vermişlerdir. Kur'ân'ı en sağlam ezberleyen hafızları, en güzel yazan hattatları Türkler yetiştirmişler­dir. Hat sanatının şaheserleriyle Kur'­ân'ı yazmaya adetâ kendini adamış hattatlar, denebilir ki yalnız Türkler­den çıkmıştır. Kur'an-ı Kerîm'i Türk­ler kadar san'atkârâne yazmaya öze­nen, bunda da gerçekten başarılı olan bir Müslüman millet daha yoktur. Bunun herkesçe kabul edilmesi, bu gerçeğin bütün Müslüman milletler­ce benimsenmesi sebebiyledir ki şu söz yaygınlık kazanmıştır: "Kur'an Mek­ke'de indi, Mısır'da okundu, İstan­bul'da yazıldı."

Kur'an, Peygamber (S.A.V.) ve Dört Halife devrinde "ma'kılî" de­nen bir yazı ile yazılmıştır. Sonra bu­na benzeyen fakat çok gelişmişi olan "kûfî" yazı ile yazılmıştır. Köşeli (bü-bik) bir yazı olan kûfı daha sonra do­ğan bütün yazılara kaynaklık etmiş­tir. Hicrî V. (M. II.) yüzyıldan itiba­ren de Kur'an "Desin" denen yazı ile yazılmaya başlanmıştır. Kur'an yazısı nesih ile kıvamını bulmuş ve o gün bugündür hep nesih ile yazılmıştır. Bundan dolayı nesih'e Kur'an yazısı da denir, Kur'ân'da sûre başlıkları ise nesinin biraz büyüğü olup kıvrak ve göz doldurucu bir yazı olan "sülüs" ile yazılmıştır.

Türkler başta nesih ve sülüs olmak üzere 1 slâm yazı türlerinin hemen hep­sinin yazımında olağanüstü bir başa­rı göstermişlerdir. Bu yazılar yalnız­ca Türklerin elinde güzelliklerinin do­ruğuna çıkabilmişler, gerçek bir san'-at ve sanatkârlık aracı olmuşlardır.
Şeyh Hamdullah (16. yy), Hafız Osman (ll yy), İsmail Zühdi (18. yy), Mustafa Rakım (18-19. yy), Mus­tafa İzzet (19. yy), Hasan Rıza (19-20. yy) başta olmak üzere, Türkler dün­ya çapında hattatlar yetiştirmişlerdir.

Bu saydığımız hattatların yazmış oldukları Kur'ân-ı Kerîm'ler, bütün İslâm ülkelerinde bilinmekte, beğenil­mekte, orijinalleri antika sayılıp, ast­ronomik rakamlara aha bulmaktadır.
Günümüz hat sanatkârlarından Uğur Derman, o büyük hattatların nasıl bir ortamda yetiştikleri konu­sunda bir fikir vermek üzere şu olayı anlatmaktadır: "Hat sanatının bir ka­idesi vardır. Üstad'ın hokkasını (mü­rekkep konan kab), meşk esnasında talebesi tutar. Hafız Osman Sultan İkinci Mustafa'nın hat hocasıdır. Pa­dişah, üstadının hokkasını tutar, o da hat meşkeder. Padişah, hocasının san'at heyecanını görünce gönlü ihtizaa gelir (alçakgönüllülük eder) ve der ki: * Artık bir Hafız Osman yetişmez' Hafız Osman bu takdir do­lu cümleye şöyle karşılık verir: 'Efen­dimiz gibi hocasının hokkasını tutan padişahlar bulundukça, daha çok Ha­fız Osmanlar yetişir."

İslam Ansiklopedisi

islamicarchitecture0610247684c
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.359 saniyede (85.33% PHP - 14.67% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 06:53
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi