Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Beren Saat

Bu konu Sinema tr forumunda burcu143 tarafından 4 Eylül 2007 (23:45) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
606737 kez görüntülenmiş, 12 cevap yazılmış ve son mesaj 16 Mart 2013 (11:02) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.67  |  Oy Veren: 18      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 4 Eylül 2007, 23:45

Beren Saat kimdir, nereli, hayatı.

#1 (link)
burcu143
Ziyaretçi
burcu143 - avatarı
Beren Saat
berensaatjy1
Beren saat 26 şubat 1984 Ankara'da doğdu. Liseden mezun olduktan sonra İngilizce ve İspanyolca dillerine ağırlık verdi. Halen Başkent Üniversitesi'nde öğrenim görmektedir.
Dans etmek, resim yapmak, tenis oynamak ve sinemaya gitmek hobileri arasındadır.

Dizi ve Filmleri

  • Aşka Sürgün (2005) Zilan
  • Aşkımızda ölüm var (2004)
  • Hatırla sevgili (2006) Yasemin
Meraklısına...
  • DOĞUM TARİHİ: 26.02.1984
  • DOĞUM YERİ: ANKARA
  • YABANCI DİL: İNGİLİZCE, İSPANYOLCA
  • BOY/KİLO:1.67/50
  • OKUDUĞU OKUL: BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ
  • HOBİLERİ: DANS ETMEK, RESİM YAPMAK, TENİS OYNAMAK, SİNEMAYA GİTMEK
  • SEVDİĞİ DİZİLER: ASMALI KONAK, BİR İSTANBUL MASALI, LİSE DEFTERİ, SEX& THE CITY, ALLY MC BEAL, TATLI HAYAT
  • SAÇ/GÖZ RENGİ: KUMRAL/YEŞİL
  • SEVDİĞİ OYUNCULAR: MEL GIBSON, JULIA ROBERTS, FİLİZ AKIN, EMRE ELTUĞ, HALUK BİLGİNER, HALDUN DORMEN, FATMA GİRİK
  • EN ÇOK SEVDİĞİ RENK: MOR
  • KENDİSİYLE İLGİLİ İTİRAF ETTİĞİ ÖZELLİKLERE:ÖNYARGILI VE TİTİZ OLMASIYMIŞ
  • ADININ ANLAMI: PAMUK GİBİ BEYAZ VE YUMUŞAK
  • KENDİSİNDEN 5 YAŞ BÜYÜK CEM ADINDA BİR ABİSİ VARMIŞ
  • KÖPEĞİNİN ADI BİTTER
  • RAHAT GİYİNMEYİ SEVİYOR
  • TAKI KULLANAMAYI ÇOK SEVDİĞİNİ RENKLİ VE BÜYÜK OBJELERDEN HOŞALNADIĞINI SÖYLÜYOR
  • ANNESİ ANKARA KOCATEPE MİMAR KEMAL LİSESİNDEN EMEKLİ ÖĞRETMEN
Beren Saat resimleri
5000000003259995na0

berensaatzp1
Rapor Et
Reklam
Eski 31 Temmuz 2008, 09:57

Beren Saat

#2 (link)
TiglonBoYs
Ziyaretçi
TiglonBoYs - avatarı
Beren%20Saat
Rapor Et
Eski 23 Eylül 2008, 10:06

Beren Saat

#3 (link)
Özel Üye-VIP
RoSSoRoSe - avatarı
beren_saat
Rapor Et
Eski 25 Kasım 2008, 11:54

Beren Saat

#4 (link)
Özel Üye-VIP
RoSSoRoSe - avatarı
41000000000786828

Son Düzenleyen RuffRyders; 7 Aralık 2009 @ 00:46. Sebep: Kırık link kaldırıldı
Rapor Et
Eski 29 Aralık 2008, 00:15

Beren Saat

#5 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
berensaat1ti2

berensaatow4

berensaat2xq6


Rapor Et
Eski 28 Haziran 2009, 21:45

Beren Saat

#6 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
Hepimizi ekrana kilitleyen Aşkı Memnu’nun güzel Bihter’i Beren Saat’e bayıldım. Müthiş bir kız.

Buraya yazıyorum, bu kızın adını daha çooook duyacağız. Onu tanıyınca, güzelliğin ikinci planda kaldığını anlıyorsunuz, bu kızda başka bir şey var, evet çok zeki, evet çok parlak, ama sadece bunlar değil. Bir sürü insan parlak. Onda tuhaf bir özgürlük duygusu, bağımsızlık, değişkenlik, dürüstlük, gözüpeklik ve gözükaralık var. İnsanları iplemeyen bir hal. Sevdiklerini kaybetmiş olanlar, büyük acılar yaşamış olanlar, hayattaki tek gerçeğin ölüm olduğunu biliyor ve bizim gibi her şeye üzülmüyor.

Beren Saat’in farkı belki de budur...

Kendinizi ilk hatırladığınızda neredesiniz?
- Ankara’da evde. Aynaya bakıyorum. Elimde deodoran şişesi var, şarkı söylüyorum, dans ediyorum, sahnede olmak istiyorum. Böyle şeyler hayal ediyorum. Ama öyle yırtık bir tip değilim. Dışavurumcu ve haylaz da değilim. Daha çok kendi kendini oyalayan, kendi dünyasında yaşayan bir kız çocuğu...


Anne-baba?

- İkisi de spor akademisinden mezun. Sporcu çocuğuyum ben. Bu tabii hayatıma disiplini getirdi. Ve fit olmayı. İkisi de fitti. Benim hayatımın bir tarafında da spor hep oldu ve dans. Baleyle başladım, sonra salsa, tango...

Sahne?

- Yuvadan beri vardı. Ama TED Ankara Koleji’nde okurken Opera’dan sahne filan kiralanırdı. Bayağı prodüksiyonlu müzikaller. Bir gün sınıfa geldiler, dans seçmesi yaptılar. Kendimi sahnede bulmam dansla oldu, bir sonraki sene, baktım bizim için yazılmış bir metin de vardı. Ben de başrollerden birini oynuyordum ve mutluluktan ölüyordum.

Oyuncu olacağınız belliydi yani...

- E yok, çok da öyle ilerlemedi hayatım. İyi bir öğrenciydim, hep takdir, teşekkür... Babam işletme okumamın benim için daha iyi olacağını düşündü. Baskı yapmadı ama kendimi işletme fakültesinde buldum...

Eyvah!

- Hem de ne eyvah. Hayatımın yanlış yöne aktığını fark ediyordum. Olmamam gereken bir bölümde, beni hiç ilgilendirmeyen şeyler öğreniyordum. Kendimi nasıl sıkışmış hissettiğimi anlatamam.

Ne yaptınız?

- Bunu dillendirmeye başladım...

Kime anlatıyorsunuz?

- Efe’ye.

Efe kim?

- Hayatımın aşkı. O da TED’dendi. 3 yıldır birlikteydik. Hem arkadaştık hem aşık. Bir dakikamız ayrı geçmiyordu. Benden bir yaş küçüktü ama çok olgundu. Bir gün, "Hadi kalk" dedi, o zaman da Türkiye’de acayip bir yarışma kirliliği var, şarkı yarışmalarının da oyunculuk versiyonu yapılıyor, "Gideceğiz bakacağız, ne kaybedersin ki, verirlerse bir form doldururuz" dedi.

Siz ne dediniz?

- Bir şey demeye fırsatım olmadı ki, aldı götürdü. Paldır küldür o elemelerde buldum kendimi. Geçtim elemeyi. İstanbul’dakine çağırdılar. Oraya da gittik. Her şey rüya gibiydi, 20. yaş günümü o yarışmada kutladım. 4 ay çeşitli oyuncu adaylarıyla bir kamptaydım, bir sürü şey öğreniyordum. Efe sonsuz destekledi.

Neydi sizi bu kadar birbirinize bağlayan?

- Muhtemelen hayatımda bir daha yaşayamayacağım kadar gerçek aşk...

BENİ AKŞAM EVE BIRAKTI SONRA MORGDA GÖRDÜM

Efe’nin diğer erkeklerden farkı neydi?


- Bir erkeğin, üstelik 19 yaşındaki bir erkeğin, seni teşvik etmesi, sana bir başka dünyanın, belki de kendisinden uzaklaştıracak bir dünyanın kapılarını açması, çok sık rastlanan bir şey olmasa gerek. Benim hayatım bambaşka tarafa akıyordu, Efe resmen o akışı değiştirdi.

Anneniz babanız tanıyor muydu Efe’yi.

- Tabii, tabii. Biz çok iyi bir ikiliydik. Ayrılmaz ikili.

Sonra peki?


- Yarışma bitti, ben ikinci oldum. Ankara’ya döndüm. Sonra bir akşam beraberdik, beni eve bıraktı, ben yatmaya gittim ve ve ve.... Birkaç saat sonra da onu morgda gördüm.

Aman Allah’ım!

- Evet... Arabayı bir arkadaşı kullanıyormuş... Delikanlılık, gençlik, hız... Trafik kazası geçirmişler...

Size nasıl haber verdiler?

- Kardeşi aradı. Gazi Hastanesi’ne nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. Kopuk oralar. Yol boyu dua ettim. Ama Efe gitmişti, hissettim. Onu hastaneye yetiştirmeye çalışan ambulansta ölmüş. Onu son kez görmek ve dokunmak istedim...

Hiç tereddüt etmediniz mi?


- Deli misin? Aşk bu. Ne halde olursa olsun, o kabulümdü. Onu son bir kere görmek ve ona dokunmak istedim.

SON KEZ NEDEN ÖPMEDİM DİYE PİŞMAN OLABİLİRDİM

"Evladım, yapma etme!" diyen...


- Annem yanımdaydı ama engel olmadı. Kişi ölümü nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşamalı. İleride onu neden son kez öpmedim diye pişmanlık duyabilirdim.

Uyuyor gibi miydi?

- Hayır ama her hali güzeldi.

Bu olaydan sonra hayatı algılamanız değişti mi?

- Orada, o morgda, sevdiğim adama bakarken "Birinci hayatım bitti, şimdi ikinci hayatımdayım" dedim. Gerçekten de doğru, artık başka biriyim. Ben insanların kafayı taktığı şeylere, "Amaaaan, Allah başka dert vermesin!" diyebiliyorum, aldırmıyorum. Çünkü ölüm gibi bir gerçek var bu hayatta.

Peki akabinde neler yaşadınız?

- Tamamen saçmaladım.

Nasıl yani?

- O kadar büyük bir acıydı ki, üzerine geçmeye çalıştım, kendime bir sevgilim yaptım. Zannettim ki bu acıyı aşarım. Tabii Efe’nin arkadaşları "Nasıl olur da biriyle birlikte olabilirsin? Efe’ye bunu nasıl yapabilirsin?" dediler, benden nefret ettiler. Normal karşılıyorum, Efe’yi delicesine özlerken, benden nefret etmek acılarını biraz olsun hafifletti...

Ne kadar sonra hayatınıza biri girdi?


- 4 ay sonra.

E biraz çabuk olmuş.

- Evet. Ama ben "Bundan da çıkabilirim, yapabilirim, hayata devam edebilirim" çabasıyla yaşamış biriyim. Hep böyle şeyler kanıtlamaya çalıştım kendime. Bu da onlardan biriydi. Olmadı tabii. Böyle bir travmanın üzerine olması da imkansızdı. Yine de denedim. Acımı çalışarak unutmaya çalışmamla, ünlenmeye başlamam eşzamanlı oldu. Araya dört dizi ve bir uzun metraj film sığdı. Beş yıl geçti ve işte buradayım.

Peki Efe’nin annesi?

- O anlatılmaz bir şey. "Aşkımı kaybettim!" diye acımdan geberiyorum, annesine baktıkça kendi kendime "Sen ne diyorsun ya! Sen mi acı çekiyorsun?" diyorum.

Bu olay erkeklerle ilişkinizi etkiledi mi?

- Etkilemez mi? Çok uzun bir süre sağlıklı bir ilişki kuramadım. Sonra da... Ben hiç kavga etmem mesela. Öyle bir şey gelişti bende. Çekip gitmem. Pişman olacağım şeyler söylemem. Çünkü biliyorum ki yarın sabah olmayabilir.

Siz erkeklerle arası iyi olan bir kadın mısınız? Bazıları taktiklerin kadınıdır mesela...

- Yok, kadın-erkek ilişkilerinde satranç oynandığında, ben orada samimi bir şey olduğuna inanmam. Bakalım hayat ne getirecek diye yaşıyorum. "Hayat beni hayal edemeyeceğim kadar şaşırtsın!" diyorum. Açıkçası hiçbir şeyi de çok fazla sorgulamıyorum.

"Çok güzel kadınlar kendileriyle o kadar meşguldür ki, ne karşısındaki adamı yeteri kadar sevebilirler, ne sevişirken kendilerini verebilirler..." Katılır mısınız?

- Kameranın çektiği anlarda güzel görünüyorum, çünkü makyajlıyım. Onun haricinde ben gayet normal bir kadınım. Dürüstçe itiraf edebilirim ki, pek çok ilişkide ben daha çok seven taraf olmuşumdur. Bana yüz vermeyen bir sürü adam da oldu.

Pek çok insan Kıvanç Tatlıtuğ ile ilişkiniz olduğunu düşünüyor...

- Bugüne kadar hiçbir rol arkadaşımla ilişkim olmadı ama basın hep "Var" diye yazdı. Normal karşılıyorum.

Bergüzar Korel ve Halit Ergenç sevgili olunca, "Demek ki basının da bir bildiği varmış!" oluyor insan!

- Ben insan partneriyle sevgili olamaz demiyorum ki. Günün 20 saati onunla birliktesin. Haftanın 5-6 günü de settesin. Olabilir. Ama benim olmadı. Ne Mahzun’la (Kırmızıgül), ne Okan’la (Yalabık), ne de Kıvanç’la (Tatlıtuğ). Ama insanlar fotoğraf olarak yakıştırıyorlar. Bir de Kıvanç’a bakıyorlar, "Aman Allah’ım bu adama nasıl karşı koyulabilir ki?" diyorlar. Olabilirdi ama olmadı...

3 ay sonra sizi el ele görsek Bebek Kahve’de... Utanmaz mısınız?

- Yoo. Utanılacak bir şey değil ki. Hayatın ne getireceğini bilmiyorsun. Ama bizim aramızda öyle bir şey yok. Hem Kıvanç’ın sevgilisi var.

Ama siz sevgilinizden ayrıldınız.


- Evet. Birkaç hafta oldu.

Tam da o meşhur sevişme sahnelerinin üzerine... İnsanın sevgilisi oyuncu bile olsa, bozulmuyor mu?

- Aynı işi yapan biri, herhangi bir adam kadar bozulmuyor. O da çeşitli sahnelerde öpüştüğü ama öpüştüğü oyuncuyla sevgili olmadığı için, o sahnede ne hissettiğinizi anlayabiliyor. Öpüşme sahneleri, sevişme sahneleri gerçek değil ki, bir illüzyon. Biliyorum dışarıdan anlaması zor ama iki tarafın da son derece gergin olduğu sahneler. Yönetmen, "Şurada şöyle yapın, buraya gelin, oturun ve öpüşün" diye komutlar veriyor...

"Şimdi alt dudağı öp!" diye bağıran oluyor mu?

- O kadar değil. Ama 50 tane insanın gözünün önünde yaşanan bir an. Sadece seyirciye gerçek, yaşayanlara değil.

Sizin setten birine "Kıvanç’la Beren’in ilişkisi varmış" desek "Hadi len!" der mi?

- Tabii ki der, bütün set söyler! İki insan arasındaki enerjinin değiştiğini herkes hisseder, o saklanabilecek bir şey değildir. Bizde öyle bir enerji yok. Ama tabii bizim ne hissettiğimizden çok, izleyiciye ne hissettirdiğimiz önemli. Ekranda izleyip, "Aralarında müthiş bir elektrik var!" gibi laflar duyduğumda çok da üzülmüyorum, "İşimizi iyi yapıyoruz ki insanlara öyle bir duygu geçiyor" diyorum.

Sevgiliniz gerçekten hiç mi bozulmadı?

- Zannetmiyorum. Zaten ayrılmıştık. Tamamen başka sebepler yüzünden. Bihter’i oynayacağımı biliyordu. Nasıl bir kadın olduğunu da biliyordu. Parterimin Kıvanç olacağını da biliyordu. Niye bozulsun ki?

Karizması çizilmiş gibi hissetmedi yeni...

- Hiç zannetmiyorum. Çok tutkulu bir öpüşme ya da sevişme sahnesini çektiğiniz zaman, biraz da kendinizi kötü hissederek, kırık dönüyorsunuz eve. İyi bir sevgili, "Eyvah benim karizmam çizildi"den ziyade, "Partneri nasıl davrandı? Bugün sette öpüşürken kendini kötü mü hissetti? Soyunurken ne oldu?" gibi şeyler düşünür. Hele bir oyuncuysa, empati yapar. Çünkü gerçekten kolay değil. Biz de robot değiliz, bir şey hissetmiyoruz ama 50 tane sana bakan gözün önünde öpüş, seviş...

Sahne nasıl yönlendiriliyor?

- Baştan mizansen belli oluyor. Yönetmen kameranın nerede olacağını ve nasıl bir şey çekmek istediğini anlatıyor. Sonra bizi kendi halimize bırakıyor. O anda çok müdahale olmuyor. Bu tür sahnelerde dışarıdan gelecek her komut, o ana seni daha çok yabancılaştıran bir şey...

Kıvanç güzel bir adam. Daha çirkin bir adam tarafından öpülmekle, güzel bir adam tarafından öpülmenin oyunculuk açından bir farkı var mı, yok mu?

- Yok tabii. Sen seçmiyorsun ki. O öyle bir şey değil...

İnsan dişini fırçalıyor mu?

- Elbette. O saygı çok önemli. Yediğin şeye de dikkat ediyorsun, o gün bir sevişme sahnesi çekeceğini, öpüşeceğini aklında tutuyorsun. Sigara içen insan, içmeyene özen gösteriyor. Bu tür şeylere özen göstermeyen oyuncular olduğunu duyuyorum. Tamamen alakasız olduğun biriyle öpüşmek zaten zor, daha da zorlaştırmanın manası yok.

Bazen insan aç olabilir, ağzı kokabilir ya da dişinde sorun olabilir...

- İşte o durumlar işi iyice sevimsizleştiriyor. Allah’tan benim partnerlerim bu konuda hep özenli oldular. Ben de elimden geldiğince özen gösteriyorum.

Peki sonra hayat normal devam edebiliyor mu? Ne de olsa bunlar Türk erkeği. "Bu kadını da öptüm!" filan diyorlar mıdır içlerinden?

- Valla, onlara soracaksınız.

Peki tahrik oluyorlar mıdır?

- Bilmiyorum. Bazen öpüşme sahnelerinde dudaklar çekiliyor. İzleyici bizi yakın görüyor, zannediyor ki bedenen de yakınız, oysa o esnada o iki beden birbirinden uzak. Bazen başka numaralar da çekiliyor...

Ne gibi?

- Vücutlarımızın arasına yastık konuyor. Yani saygı sadece diş fırçalamakla olmuyor, bu tür şeyler de yapılıyor. Zaten öteki türlüsü taciz olur.

MELTEM CUMBUL BANA SİNİR OLMUYOR

Yani Meltem Cumbul size sinir olmuyor..


- Tabii ki olmuyor. Sizin gazeteci arkadaşlarınız bunları uyduruyor, millet de doğru zannediyor.

Ama sizin arkadaşlarınız da "Arkadaşız" diyorlar, sonra sevgili çıkıyorlar...

- İyi de belki o zaman gerçekten arkadaşlar. İki insanın sevgili olabilmesi için önce arkadaş olmaları gerekmiyor mu?

O zaman siz de Kıvanç’la şu anda arkadaşsınız ama ileride sevgili olabilirsiniz!

- Bunun bir haber değeri yok, sizinkiler "Yakaladık... Birlikteler"i seviyor. Öyle bir şey yok.

ŞANSLIYDIM, HEP KADIN YÖNETMENLERLE ÇALIŞTIM

Siz de bu son sevişme sahnelerinizi başarılı buldunuz mu?

- Buldum. İzlediğim zaman estetik olduğunu düşündüm. Hiçbir şey görünmüyor ama her şeyi anlatıyor.

Gerçekten Türk dizi tarihinde bir devrim mi bu?

- Evet. Türk dizilerinde kadınla adam çok aşıktır, çok tutkuludur. Ama kadın bakiredir ve ilk kez filmin esas adamıyla sevişir. O da şöyle: Ufak bir öpüşme ve yatağa yuvarlanırlar, çocukları olur. O açıdan bakınca bizimki cesur bir sahne.

Bir de tabii "Oyuncuyum ama kocamı rencide edemem, sevişme sahnesi dışında her sahneyi oynarım" diyenler var.

- Onları anlayışla karşılıyorum ama onlar gibi düşünmüyorum. Beni tek ilgilendiren şu: İnternet denilen bir şey var, bir bilgi deposu, işte orada, ileride çocuğum olursa, onun izlerken utanacağı bir görüntü bırakmak istemem. Tek kriterim bu. Kocamı değil çocuğumu utandırmamak. Bayağı ve avam bir şeyin içinde yer almak beni üzer.

Bu da biraz yönetmenle ilgili bir şey sanki...

- Evet, yönetmene inanıp inanmamak, ona teslim olup olmamak... Ben çok şanlıydım hep kadın yönetmenlerle çalıştım. Onlar seni asla et gibi göstermiyor, bir resmin içinde estetik bir unsur olarak gösteriyor. Aşkı Memnu’nun yönetmeni Hilal Saral, Güz Sancısı’nınki Tomris Giritlioğlu’ydu, Hatırla Sevgili’ninki ise Ümmü Burhan. Sonradan değişti ama ben öpüşme sahnelerini hep Ümmü’yle çektim.

Öyle bir adama aşık olursunuz ki, şahanedir ama böyle bir takıntısı vardır, der ki "Her konuda anlayış gösteririm ama bu konuda gösteremeyeceğim, kimseyle yatağa filan girmeni istemiyorum..." Böyle bir adamla beraber olabilir misiniz?

- Hayır. Derim ki "Kardeşim sen beni bu halimle sevdin, aldın, kabul ettin. Bundan sonra da beni değiştirmeye çalışma, ikimiz de mutsuz oluruz." Kabul ederse ne ala, etmezse güle güle...

LOLİTALIĞIM MI KALDI KART LOLİTA OLDUM

Nasıl oyuncular sizi etkiliyor?

- Daniel Day Lewis, Sean Penn gibi kendini değiştirebilenler. Onlara tapıyorum.

Sıkı sık sizi Bergüzar Korel’le kıyaslıyorlar. Onu güçlü bir kişilik olarak değerlendiriyorlar, bir karakter oyuncusu olabilir diyorlar, size lolita...

- Benim artık lolitalığım mı kaldı, kart lolita oldum! 25 yaşındayım. Ama Lolita şahane bir kitap ve şahane iki film, beni hiç rahatsız etmez öyle denmesi...

Rol modelim diye tanımladığınız birileri?

- Bir iki tane öyle kadın var hayatımda. Biri Serap Aksoy. Onun kendi ruhani gelişimine beni de ortak edip geliştirmesini çok seviyorum. Diğeri Nil Gürey, Efe’nin annesi. Onun da gücüne, sabrına ve hayata tutunmasına hayranlık duyuyorum.

Siz kendinize 4 ay sonra sevgili yapmaya çalışıp, beceremeyince o ne yaptı?

- Hiçbir şey. O beni hiç yargılamadı.

Şimdi nasıl ilişkiniz?

- Hayatımıza, sanki her şey normalmiş gibi devam edebildiğimiz bir anda, birbirimizin sesini duyunca, ikimizi de derin bir hüzün kaplıyor. Gerçi eskiden daha fazlaydı, karşılıklı ağlamamak için kendimizi zor tutuyorduk. Hálá birbirimizin sesini duyduğumuzda, söylemediğimiz ama seslerimizin tınısında derinlerde gizli olanları biliyoruz, hissediyoruz.

Bazı insanlar mezarlığa gitmeyi sevmez, bazıları da sık sık ziyaret etmeden duramaz...


- Ben gitmiyorum. Sadece Efe’ninkine değil, kaybettiğim diğer insanların mezarlarına da gitmiyorum. Onların olduklarına inanmıyorum. Tabii ki mezarlara iyi bakılsın, mezarlar temiz olsun, ama maddesel olarak orada değiller, ruhen zaten hiçbir zaman orada değillerdi. Mermerlere tapınmak bana göre değil. Yakılsak ve her şey bitse. Kendim için öyle isterim...

Özel günlerde, ödül gecesi, doğum günü, ölüm günü... Öyle günlerde Efe’yi hissediyor musunuz?

- Evet hissediyorum. Rüyalarıma da geliyor. Bütün bu serüveni aslında o başlattı, bana bir hayalimi teslim etti. Oynadığım her gün ona adanmış...

ALDATMA HİKAYELERİNE BAKIŞIM

Senaristlerimiz aldatma konusuyla ilgili Behlül’e şöyle bir diyalog yazmışlardı, benim düşündüğüm şeyi de özetliyor: "Hayatta, başkalarına fazla güvenmeyeceksin. Kendine de..." İnsanın hayatında biri varken, bir başkasına aşık olabilir. Ama onu enayi yerine koymamalı. Ruhen orada değilsen, onu kandırma ve söyle. "Ben gidiyorum" de ve git, diğeriyle ne istiyorsan yaşa...
Son Düzenleyen kutsal54; 28 Haziran 2009 @ 21:49. Sebep: Ek resim eklendi...
Rapor Et
Eski 30 Haziran 2009, 16:10

Beren Saat

#7 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
En cüretkar sevişme sahnesi
Öpüşmeleri raiting rekorları kıran Kurtlar Vadisi'ni bile geçen Aşk-ı Memnu'nun iki yıldızı Beren Saat ve Kıvanç Tatlıtuğ bu sahneler için günler öncesinden hazırlandı. İkilinin sevişme sahnesinin yerli dizilerde bugüne kadar çekilen en cüretkar sevişme sahnesi olduğu iddia ediliyor.

news533944

15392421x281gif
Rapor Et
Eski 9 Temmuz 2009, 21:19

Beren Saat

#8 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
Beren’den bomba gibi imza

Mahsun Kırmızıgül yeni filmi “Gecenin Kanatları” için aradığı canlı bombayı sonunda buldu:?Beren Saat

“Gecenİn Kanatları” filmi için Özgü Namal ve Melisa Sözen’in de adı geçerken Mahsun Kırmızıgül, daha önce “Aşka Sürgün” dizisinde birlikte rol aldığı Beren Saat’i ikna etmeyi başardı. Güzel oyuncu, önceki gün Kırmızıgül ve ekibiyle bir araya geldi ve anlaşmaya imza attı.

Ağustos başında çekimleri başlayacak olan filmde Saat, ailesi polis baskınında öldürülen ve bu nedenle intikam almak için canlı bomba olmaya karar veren “Gece” isimli karakteri canlandırıyor. “Gece”, yaşayacağı aşk sonrası kendisini patlatmaktan vazgeçiyor.

fft17mf310097
Rapor Et
Eski 6 Aralık 2009, 21:08

Beren Saat

#9 (link)
... GÜLBEN ERGEN FANS!
kutsal54 - avatarı
“Ondan Bihter olmaz’ diyorlardı, bugün Bihter Beren’i de yuttu”


Beren Saat: “Sen bunu yapamazsın diyenlere rağmen bir kadın yaratıyorsun ve o kadın insanları peşinden sürüklüyor. Bihter’de böyle oldu. Filmdeki Gece karakterine de kendimden yola çıkarak ulaştım.”


Mekan Akaretler’deki Pastarito. Karşımda Beren Saat oturuyor. Porselen tenli, güzel gözlü, biraz sıkıntılı da olsa yüzünden gülümsemeyi eksik etmeyen bir kadın... Ben soruyorum, o cevaplıyor ama her cevap zorla çıkıyor sanki ağzından. Aşırı medyatik olmanın, her gün kendini Bihter olarak bir başka habere konu olmuş görmenin rahatsızlığı, Beren Saat’in söyleşide iki düşünüp bir konuşmasına, her bir kelimesini kılı kırk yararak seçmesine neden oluyor.
Henüz 25 yaşında, beş yıldır da hayatımızda. Özellikle “Aşk-ı Memnu”dan sonra neredeyse her gün başka bir gazetenin manşetinde. Çok ünlü, çok da güzel... Dağıtmak için iki ana neden elinde yani. Ama onu hiç dağıtmış görmedik. Bunda “ruhunun yaşından büyük” olmasının da etkisi var, yeni yeni ünlendiği sıralarda sevgilisini trafik kazasında kaybetmenin attığı tokatın da...
Söyleşiden sonra fotoğraf çekimi için Al Jamal’e gittiğimizde de bu mesafeli ve temkinli hali daha çok ortaya çıktı. Ne çok neşeli görünmek istiyordu ne de çok rahat... Çünkü böyle görünmesinin 11 Aralık’ta vizyona girecek ikinci filmi “Gecenin Kanatları”na zarar vermesinden korkuyordu.
Filmde -artık sağır sultanın bile duyduğu gibi- bir canlı bombayı canlandırıyor Saat.
Gerçi biz başrollerini Beren Saat, Murat Ünalmış, Erkan Petekkaya ve Yavuz Bingöl’ün oynadıkları, senaryosu Mahsun Kırmızıgül imzalı, Serdar Akar’ın yönettiği filme Beren Saat’in çıplak sırtıyla merhaba dedik. Bir de “Bihter canlı bomba oldu” başlıklarıyla...
“Gecenin Kanatları”nda
12 Eylül döneminde annesiyle babasını öldüren bir polis memurunun (ki sonradan bakan oluyor bu adam) peşine düşüp kendi üzerine bağladığı bombalarla onu öldürmeyi planlayan Gece adında bir kadını oynuyor Saat. Ancak sonra bir adama aşık oluyor ve yaşamak ağır basıyor, öldürmekten de vazgeçiyor.
Beren Saat ile “Aşk-ı Memnu” çekimlerinin tatil olduğu çarşamba günü buluştuk. Bu, haliyle her randevunun, her işin art arda sıralandığı, kelimenin tam anlamıyla “dokuz ayın bir araya geldiği çarşamba”. Bir randevudan gelip bir başka randevuya yetişti bizim buluşmadan sonra. Ama sakin sakin, telaşsız... Evet, galiba onu en iyi anlatan kelime bu: telaşsız...

fft17mf447122


“Gecenin Kanatları” sevişme sahnesiyle gündeme geldi. Bu konuda yaptığınız işin sahiplerine kırgınlık duyuyor musunuz?
Bununla ilgili geçen sene “Güz Sancısı”nın galasında tepkimi dile getirdim, “Zavallı bir durum” dedim. Kızdılar bana. Aynı şeyleri tekrar etmeye gerek yok. Kadın olmanın hissiyatı çok belli. Ne diyeyim ki başka?

Çalışırken hangi yöntem işler sizde? Sırtınızın sıvazlanmasını mı istersiniz, ikna edilmek mi, zorlanmak mı?
Dürüst olunmasını isterim.

Dürüstlükten kastınız ne?
Art niyetsiz olduğunu bilmek. Kadınların görsel bir meta olarak pazarlanmasına dair birtakım kaygılar hepimizde var. Bu anlamda yönetmenin benden almak istediği şey gerçekten gerekliyse, kastettiğim böyle bir dürüstlük. O zaman yönetmen bana her şeyi yaptırabilir çünkü benim işim onu mutlu etmek.

“Rollerimi kabul ederken hep sezgilerimle karar verdim”

“Gecenin Kanatları”nda rolü çıkarırken Gece’ye nasıl bir yaşam öyküsü biçtiniz?

Filmin başında çocukluğunu görüyoruz, sonunda da eylemi. Bunu Serdar Akar’la uzun uzun konuştuk. Net bir bilgimiz olmamakla birlikte, onun birtakım akrabaları tarafından büyütüldüğünü varsaydık. İntikam duygusunu bu kadar köpürtüp kendi hayatından vazgeçmesinde belki de kardeş ve anne-baba sevgisini çok fazla yaşayamaması var. Gece’nin pek fazla sevgi gören biri olmadığını varsaydık hep. Canlı bomba eylemlerini araştırırken şöyle bir sonuca vardım. Bu eylemi insanlara inanç üstünden yaptırıyorlar. Fakat Gece’de böyle bir durum yok, o bilgiye erişmiş biri. Yaptığı eylemin doğruluğuna inanıyor ve bunu hür iradesiyle seçiyor.

Birisinden intikam almak isteyen çeker vurur, bıçakla saldırır. Gece neden canlı bomba?

Yöntem itibarıyla terörist duran kısım bu. Gece bu eylemi bir yandan da annesiyle babasının inandığı, belki de bir zamanlar üyesi olduğu örgüt uğruna ses getirmek amacıyla yapıyor. Filmin içinde örgütte de bu eylem biçiminin sürekli tartışıldığını görüyoruz. Bir yanda örgütün güç kaybettiğini ve ses getirecek bir eylem yapılması gerektiğini söyleyenler var, diğer yanda da bunun aslında terörist bir eylem biçimi olduğunu söyleyip karşı çıkanlar... Filmin bütününde örgüt ve eylem sahneleri az kalıyor. Biz aslında daha kişisel bir süreci ve aşkın intikam duygusunu nasıl erittiğini görüyoruz.

Bir rol önünüze geldiğinde nasıl çalışırsınız, nereden başlarsınız?
Başlangıç noktam her zaman kendi duygularım. Bugüne kadar oynadığım bütün kadınları sezgilerimle buldum. Kabul edip etmeme sürecinde de kararlarımı hep sezgisel verdim. Ve fakat “Güz Sancısı”nda da, “Aşk-ı Memnu”da da elimde kılavuz bir roman vardı. Ama “Gecenin Kanatları”nda böyle bir bilgi yoktu. Canlı bomba eylemleriyle ilgili araştırmalar yaptım. Senaryoyu okudum ve Serdar Akar’la görüştükten sonra canlı bombayı oynamaya ikna oldum. Araştırma yapmaya başladığımda karşıma patlamış canlı bombaların bağırsakları etrafa dağılmış fotoğrafları çıktı. Eylemi yapamamış, vazgeçmiş ya da fark edilmiş bombaların hapishaneden yazdığı mektupları okudum.

“Danıştığım iki yönetmen ‘Araştırma yapma’ dedi”

Kimseye danıştınız mı?
Fikirlerine çok güvendiğim iki yönetmenle bunu konuşup bu araştırmalardan bahsederken, ikisi de ağız birliği etmişçesine “Bence yanlış yoldasın, kendinden yola çık” dediler. O anda bütün araştırmaları bıraktım ve çok doğru bir yol gösterdiklerini fark ettim.

Neden doğru yol bu?
Ortada metodolojik olarak yetiştirilmiş bir terörist yok. Annesi ve babasını kaybetmiş olmaktan sorumlu birine hırslanmış ve hayattaki bütün duygularından vazgeçmiş, hiç aşk yaşamamış, belki gerçek bir dostluk kurmamış bir kızın hayatı bu. Ve evet, buna insan sadece kendinden yola çıkarak erişebilir gibi geldi.

Sezgileriniz ne dedi de “Gecenin Kanatları”nda oynadınız?
Baktığınızda bu iyi bir senaryo diyebiliyorsunuz. Ama oyuncu hiçbir zaman onun iyi film olup olamayacağını bilemez. Sezgilerimden yola çıkarak “Ben bu alanda dans edebilirim” diyebiliyorum ancak.

fft16mf447121

“İnsan öldürecek kadar nefret etme duygusunu bulmak için çok derinlere kazı yapmam gerekti”

Sezgilerle yola çıktığında oyuncu filme başlarken risk mi alıyor?
Tabii ki. Bihter’de de aynı süreci yaşadım. Bihter’in şu anki haline geleceğini hiçbirimiz bilmiyorduk. Bir sene önce “Beren’den Bihter olur mu, seksi kadın olur mu?” diye bağırınıyordu herkes. Bugün öyle bir şey oldu ki, Bihter Beren’i de yuttu. İnsanlar şu an benim Bihter olduğumu zannediyor ve sunuluş biçimim buna döndü. Ama başka bir şey oynadığımda da ona dönecek. Ben de bu belleksizliğe güveniyorum. Bir anlamda güzel bu konuşulanlar. Bir kadın yaratıyorsun, üstelik sen bunu yapamazsın diyenlere rağmen ve bir bakıyorsun o kadın insanları peşinden sürüklüyor. Evet ne güzel, onu ben yaptım diyorsun!

Kendi içinizde bu rolü oluşturacak ne buldunuz?

Ben hayatta nefret ederim cümlesini bile kullanmıyorum, bunu fark ettim. Her karakter yaratış süreci, insanın kendi koridorlarında çıktığı geziler aslında. İnsan öldürecek kadar nefret etme duygusu, benim için çok derinlere kazı yapmam gereken bir şeydi ve bunu hayal etmeye çalıştım. Hayal ederek, içimde bulduğum ufacık öfkeleri büyüterek...

“Bihter’in tecrübeleri Beren’i de büyütüyor”

Bihter de, Gece de birer anti-kahraman... Oynadığınız karakterleri ne olursa olsun sever ve korur musunuz?

Tabii ki. Çünkü nihayetinde hepsi benim bir parçam. Sevmemek imkansız. Bir tür sahiplenme ve koruma güdüsü oluyor. Benim için bu işin başka bir metodu yok. Kendimi hayal edemeyeceğim durumların içinde tanımadığım yönlerimi buluyorum. Sonuç olarak oynadığım her kadın aslında Beren’i yaratıyor. Bihter’in içinde bulunduğu durumları oturup düşünmem ama insan önüne geldiğinde düşünüyor. Dün mesela bir sahne çektik, birkaç hafta sonra yayımlanacak bir bölüm. Bir histeri krizi oynadım ve o benim bütün günümü etkiledi. Uykumu, fiziksel tepkilerimi, kimyamı değiştirdi. Ve ben hayatımda yaşamadığım bir şeyi Bihter üstünden yaşadım. Bu tecrübeler sonuçta Beren’i büyütüyor.

“Kıvanç’la karı-kocayı oynasak sevişme sahnesi bu kadar çok ilgi çekmezdi”

Ünlü olduğunuzu ilk ne zaman anladınız?
Sokakta insanlar bakmaya başladığı zaman. Bir süre tuhaf bir “Bunlar şimdi niye bakıyor?” süreci yaşadım. İnsan üstüne başına falan bakıyor, bir şey mi var da bakıyorlar diye. Sonrasında “Aaa evet, demek ki tanıdıkları için bakıyorlar” diye bir hoşluk süreci geldi. Sonra da tamamen içime kapandım.

Özellikle Bihter’de ıncık cıncık ettiler sizi. Topuklularla yürüyemiyor lafı mesela...

Topuklu ayakkabıyla dağınık yürüyorum evet. Herkes bunu söylüyor. Tamam anladık. Bunu 2001’inci kez söyleyen insan 2000’inciden farklı bir etki yaratmış olmuyor. Çok söylenen şeyleri insan bir süre sonra duymamaya başlıyor.

“Kıvanç’ınki erkeklerin korkularını hortlatan bir karakter”

Bihter rolü size farklı bir yük getirdi sanki...
Bihter’in çok daha sert sinir krizleri geçirdiği, evin çalışanlarına saçmasapan davrandığı, kıskançlıktan delirdiği, ki bundan sonrasında daha da kötüleşeceği birtakım süreçler var ve bunu televizyonda oynadığında insanlar onu seninle karıştırıyor. Ben biliyorum ki oyuncular böyle riskleri almak istemiyor. Çünkü oynadığınız şeylerden ister istemez sizi de tanıyor seyirci. Bazı oyuncular o görünmeyen karanlık yanlarının ortaya döküleceğinden korkarlar. Bugün geldiğimiz noktada herkes Bihter’i oynamak ister. Çünkü tahminimizin çok üstünde bir popülarite sağlandı. Ama senaryoyu ellerine aldıklarında bayıla bayıla, tedirginlik yaşamadan isterler miydi bilmiyorum.

Rolü 1976’da oynayan Müjde Ar da “cesur oyuncu” olarak kaldı zaten...

Bir eşik var ve siz oradan geçiyorsunuz. Romanın yazıldığı yıl için de Bihter çok cesur bir karakter. Ben bir gün bile bu sahneyi çekmesek mi, o elbiseyi giymesem mi gibi bir şey demedim. Hayatımda Bihter kadar dekolte giymedim çünkü çift dekoltenin avam olduğunu düşünürüm. Onun kadar çok makyaj yapmam. Onun gibi davranmam. Ama Bihter’i oynamayı seviyorum. Çünkü o edebiyatın çok özel bir kadın karakteri. Ve her uyarlamasında ortalığı bir şekilde salladı.

Erkekler çok mesafeli “Aşk-ı Memnu”ya...
Geçenlerde setteyken yanımızdan geçen bir kamyon şoförü arabayı durdurdu, “Diziyi evde yasakladım” dedi. Bir yandan da Behlül erkeklerin korkularını hortlatan bir karakter galiba. Biz Kıvanç’la karı-koca oynayıp sevişme sahnesi çeksek bu kadar etki yaratmayabilirdi. Yasak bir alanda yasak bir ilişki olduğu için böyle. Sonuçta Kıvanç da hayal edilebilecek güzellikte bir erkek. Bu da erkeklerin korkularını hortlatıyor.

fft16mf447117

“Hayatımda Bihter kadar dekolte giymedim çünkü çift dekoltenin avam olduğunu düşünürüm””

Erkek arkadaşı Efe’nin ölümü hakkında: “Bu kayıp beni akıllandırdı. Ölümle barışık olmak, korkuyu yenmek hayatı kolaylaştırıyor”

Okullu değilsiniz diye sizi oyuncu olarak görmeyenler oldu mu?
Bu muhtemelen bir ömür olacak. İlk zamanlar çok üzüldüm. Bilgi her zaman çok önemlidir, ama yaratmak da sezgiseldir. Keşke hayatımı istediğim gibi yönlendirebilseydim ve sanat eğitimi almış olsaydım.

“Bazı anlarda kaderci düşünüyorum”

Size engel olan neydi?

Hani aileler ufak ufak, sanki kendi seçiminmiş gibi duran başka konuşmalarla yönlendirir ya seni... Öyle bir şey. Bazen aileler çok demokratik bir şekilde sanki sana seçim hakkı veriyormuş gibi görünse de, bilinçaltına yavaş yavaş seçimlerini yerleştiriyor. Çocukluğumdan beri hep bir şekilde sahne üstünde oldum oysa ki... 5-6 yaşındaki fotoğraflarımda bile sahnedeyim. TED’de okurken de müzikallerde oynadım. Bunlar insanın içinden çıkmıyor. Bir şekilde de kendimi denedim aslında. Yazarak, resim yaparak... Üniversitede işletme okuyordum ama Güzel Sanatlar’dan da resim dersi alıyordum.

Niye tiyatro okuluna değil de “Türkiye’nin Yıldızları” yarışmasına gittiniz?

Yaş itibarıyla konservatuvar şansımı yavaş yavaş kaybettiğim zamanlardı. Yarışmaya nasıl gittim bilmiyorum. Erkek arkadaşım Efe “Hadi gidelim” deyip götürdü beni. Bazı anlarda kaderci de düşünüyorum, Tanrı kendini tesadüflerle hatırlatırmış diye de bir laf var ya. Yarışmaya girme sürecinde mesela bana telefon etmeyi unuttular, elemeyi geçtiğimi haber vermediler. Ben de elendim diye kös kös otururken Efe inat etti gitti. Beni listeye yazmayı da unuttular. Vazgeçtiğimde hayatın beni bir şekilde zorladığı anlar da var.

“Altı aydır sürekli şiir yazıyorum”

Yarışma akabinde erkek arkadaşınız Efe’yi trafik kazasında kaybettiniz. Bu kayıp sizi nasıl dönüştürdü?
Çok akıllandırdı. Bir cümleye indirgeyebileceğim bir şey değil. Ölümle barışık olmak, korkuyu yenmek galiba insan bütün hayatını bir şekilde kolaylaştırıyor. Çünkü “Ne olabilir ki en fazla?” diyorsun. Hele ki Efe’den sonra başka bir aşk ilişkisine girerken böyle korkuları tamamen kaybettim. Ne olabilir ki en fazla?

Kaybetme korkusunu mu kaybettiniz?

Hayır, aslında sevdiklerini kaybetme korkusu hortluyor. Ve onun eğitilmesi, ehlileştirilmesi gerekiyor. Bir yandan da cesaretlendiriyor. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanıyorum. Ben bu ünlenme serüvenimin en başında bunu yaşamasaydım, başka biri olurdum. Çizgim başka olurdu. Başka davranırdım.

Yazıyordum dediniz, ne yazıyorsunuz?
Şiirin kendimi asla ifade edemediğim bir tür olduğunu zannederken, son altı aydır kelimeler kafamdan aşağı dökülüyor. Günlük tutarım hep. Günlüklerimi oynarken de malzemeye dönüştürdüm. Bir süre sonra o yazdıklarım ufak öykülere, denemelere dönüştü. Şimdi de hayatımda ilk kez şiir yazıyorum.

“Okulda bana Güzin Abla derlerdi”

Bir gün basılacak mı bunlar?

Bilmiyorum. Cahil cesaretiyle davranmak istemiyorum. Çok yakınlarıma gösteriyorum ancak. Benim çok dar, gittikçe sadeleşen bir sosyal çevrem var. Onlarla paylaşıyorum.

Hep böyle miydi?
Daha kalabalıktı, günden güne sadeleşiyor. Kendi kendini eliyor insanlar, ben bir şey yapmıyorum. Yıllar önce birlikte çok vakit geçirdiğim birilerine bakıyorum, artık dertlerimiz aynı değil. O görüşmeler seyrekleşiyor gitgide.

Oyunculuk belli bir yaşam biçimini dayatan bir meslek. Siz çok hızlı ünlü oldunuz. Nasıl başa çıkıyorsunuz?

Gözledim galiba... Hem “Ben ne istiyorum?”u sordum kendime hem de “Nasıl davranırsam oraya gidebilirim?”e baktım. Başka hayat hikayelerini değerlendirdim.

Bu kadar olgun olmayı nasıl başardınız?

Olgunluktan mı bilmiyorum ama insan hayatını yönetmek zorunda.

Ruhu yaşından büyük olanlardan mısınız?
Ruhu yaşlı demeyelim ama... Evet, çocukluğumdan beri hep öyle söylerler. Ortaokul yıllığıma bile arkadaşlarım Güzin ablamız yazdılar. Bazı insanlar ailelerinde küçük şımarık kız çocuğu olabiliyor, çünkü
o hayat onu yaşatıyor. Bazıları da daha olgun olup küçük şımarık kız çocuklarına omuz veriyor.

Hep böyle kontrollü müsünüz?
Karar almadan önce kendi kendime çok tartıştığım için sonuçlarından pişman olmuyorum. Aslında çok pişman olacağım kararlar da vermedim. Bunu yaptım ve utanç içindeyim, unutmak istiyorum dediğim bir şey yok hayatımda. Kendimi hayal kırıklığına uğratmadım yani.
Rapor Et
Eski 21 Ağustos 2011, 21:09

Beren Saat

#10 (link)
Dost
Ziyaretçi
Dost - avatarı
Beren Saat
berensaatjy1
Son Düzenleyen ener; 21 Ağustos 2011 @ 22:15. Sebep: Sayfa düzeni
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.414 saniyede (89.57% PHP - 10.43% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 16:27
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi