| | #21 (mesaj-linki) |
Tehcir Ermenilerin binlerce Türk'ün canına mâl olan isyan ve katliamları karşısında bile, Osmanlı Hükümeti'nin ortaya koyduğu sakin ve sağduyulu tavır, belgeleriyle sabittir. Ancak, tedhiş hareketleri bir türlü durmak bilmeyince hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermenileri, savaş bölgelerinden uzak yeni yerleşim merkezlerine götürmek zorunda kalmıştır. Kafkas, İran ve Sina cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Her şeyden önce, yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da sevke tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, Göçmen Ödeneği'nden karşılanmıştır. Bu tablo, Osmanlı'nın yer değiştirme konusundaki iyi niyetini göstermesi açısından önemlidir. 27 Mayıs 1915 tarihli yer değiştirme kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan emirler çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan Ermeniler, Musul'un güney kısmı, Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye'nin doğu kısmı ile Halep'in doğu ve güneydoğusuna nakledilmişlerdir. Bu arada, Ermenilerin sıkça dile getirdiği gibi yer değiştirme sırasında 1.5 milyon Ermeni ölmemiştir. Gerek Osmanlı ve Ermeni, gerekse yabancılara ait istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir. Ne kadar Ermeni'nin yer değiştirme uygulaması çerçevesinde bulundukları yerden çıkarıldığı ve ne kadarının sağ salim yeni yerleşim bölgelerine ulaştığı da belgeleriyle ortadadır. Osmanlı Devleti'nin son nüfus istatistiği 1914 yılında yapılmıştır. Buna göre Ermeni nüfusu 1.221.850'dir. Yer değiştirmeye tabi tutulmayan nüfus; 82.880'i İstanbul, 60.119'u Bursa 'da, 4.548'i Kütahya Sancağı ve 20.237'si Aydın vilayetinde olmak üzere toplam 167.778'dir. Ermenilerin yer değiştirme uygulaması büyük bir disiplin içinde yapılmıştır. 9 Haziran 1915'ten 8 Şubat 1916 tarihleri arasında Adana, Ankara, Dörtyol, Eskişehir, Halep, İzmit, Karahisarı sahib, Kayseri, Mamuretülaziz, Sivas, Trabzon, Yozgat, Kütahya ve Birecik'ten toplam 391.040 kişi yerleştirilecekleri yeni bölgelerine sevk edilmiş, bunlardan 356.084'ü yerleşim bölgelerine ulaşmıştır. Yani, Ermenilerin yer değiştirme uygulaması sırasında verdiği kayıplar 35.000 kişi civarındadır. Yer değiştirme uygulamasına tabi tutulan nüfus içerisinde yer alan Halep'teki 26.064 Ermeni nüfusu, göç ettirilenler içerisine dahil edilmemiştir. Bu rakam 35.000'den çıkarıldığında geriye 9-10 bin kişi kalmaktadır. Yani Ermenilerin yer değiştirme sırasında verdikleri toplam kayıp 9-10 bin kişiden ibarettir. Bunlar da, Türkler tarafından öldürülmemiş, 500'ü Erzurum-Erzincan arasıda eşkıya grupları tarafından, 2000 civarında kişi, Urfa'dan Halep'e giden yol üzerinde Meskene'de Urban eşkıyaları tarafından, 2000 kişi Mardin'de eşkıya tarafından öldürülmüştür. Dersim bölgesinden geçen kafilelere bölge halkının saldırıları sonucunda yaklaşık 5-6 bin kişi öldürülmüştür. Ancak bunun kesin rakamları Osmanlı arşivlerinde yer almamaktadır. Toplam 9-10 bin kişinin ölmüş olduğu diğer verilerden tespit edilmektedir. Böylece, yer değiştirme sırasında soykırım maksadıyla Osmanlı ordusu tarafından öldürülen bir tek Ermeni yoktur. Ayrıca, Anadolu ve Rumeli'nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile, yeni yerleşim merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tutması, yer değiştirme sırasında herhangi bir katliâm olayının olmadığını da ispat etmektedir. Öte yandan, Osmanlı Devleti yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerin nakli sırasında, ağır savaş şartlarına rağmen olağanüstü gayret göstermiş, bu gayret, yabancı diplomatlarca da tesbit edilmiştir. Hükümet, göçmenlerin iaşesi ve korunmasına yönelik büyük harcamalar yapmıştır. Uygulamaya ait belgelerde hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu, Ermeni çocuklarından yetim kalanlar için hangi binanın ayrıldığına kadar detaylı bilgiler verilmektedir. Yer değiştirmeye tabi göçmenlerin; sevk, yerleştirme ve geçimlerinin sağlanması için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı belgelerden anlaşılmaktadır. Ermenilerin yer değiştirilmeleri, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Şayet, Osmanlı Devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek rahatlıkla halledebilirdi. Osmanlı, yer değiştirme uygulamasıyla savaş şartlarında her an ölümle burun buruna gelebilecek olan yüz binlerce Ermeni'nin hayatını kurtarmıştır. Nitekim, yeni bölgelere yerleştirilen Ermeniler sağ salim hayatlarını sürdürürken, Rus ordusu saflarında Türklere karşı savaşan Ermeniler, savaş şartları gereği ölmüşlerdir. Görüldüğü gibi, yer değiştirme uygulaması son derece başarılı bir sevk ve iskan hareketidir. Bugünün şartlarında bile dünyada bir benzeri daha yoktur. Son Düzenleyen buioaquila; 27-04-2006 @ 03:16. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #22 (mesaj-linki) |
Tehcir Belgeleri Katliam Değil Ermeni tehcirinin mimarı olan Dahiliye Nazırı ve Sadrazam Talát Paşa, 1915 tehcirinin tamamlanmasından sonra, İçişleri Bakanlığı’nın bünyesindeki "İskán, Aşiretler ve Muhacirler Müdürlüğü"ne sonuç listeleri hazırlatmış ve listelerin bir kopyasını da kendisine almıştı. Ben, ilk defa yayınlanan bu belgeleri 1982 yılında Paşa’nın o sırada hayatta bulunan eşi Hayriye Talát Hanım’dan temin etmiştim. Belgelerde yer alan sayılar, eminim, birçok okuyucuya tahmin ettikleri miktarlardan daha yüksek gelecektir ve bunun sebebi de, bu konuda bugüne kadar sayılara dayanan akademik bir yayın yapmamamız ve Ermeni diasporasının iddialarına karşı sadece kendimize yönelik bir propagandaya dayalı cevaplar vermemizdir. Dolayısıyla, "Talát Paşa’nın Tehcir Belgeleri" Türkiye için "suç delili" değil, dünya savaşı sırasında sınırlarda savaşan birliklerimizi son derece zor durumda bırakan bir ayaklanmaya karşı devletin "meşru müdafaa" kanıtıdır. Sadrazam ve Dahiliye Nazırı Mehmed Talát Paşa’nın özel arşivinde bulunan tehcir dosyaları, tehcirin üzerinden 91, Paşa’nın Berlin’de bir Ermeni terorist tarafından katledilmesinin üzerinden de 85 sene geçmesinden sonra, ilk defa bugün, bu sayfada yayınlanıyor. Ben, bu belgeleri Sadrazam Talát Paşa’nın 1983 Ocak’ında vefat eden eşi Hayriye Talát Hanım’dan 1982 sonbaharında aldım ve çeyrek yüzyıla yakın bir zaman boyunca muhafaza ettim. O yılların şartlarında değil yayınlanmaları, varlıklarından bahsedilmesi bile zordu. Aradan geçen 25 sene boyunca, başta Hayriye Talát Hanım’ın torunu Ayşegül Bafralı olmak üzere, İttihad ve Terakki’nin lider kadrosunun soyundan gelenlerden sağladığım diğer belgelerle beraber bu arşiv daha da zenginleşti. Paşa’nın arşivinde bulunan tehcir belgeleri, üç gün boyunca bu sayfada yerimiz ölçüsünde yayınlanacak. BİRİNCİ DERECE KAYNAK Belgelerde yer alan sayılar, eminim, birçok okuyucuya tahmin ettikleri miktarlardan daha yüksek gelecektir. Bu farklılığın sebebi, Türkiye’de bugüne kadar 1915 tehciri konusunda gerçekçi bir yayının yapılmamış olması, senelerden bu yana devam eden ve dozu giderek artan Ermeni iddialarına karşı akademik cevaplar yerine "Biz Ermenileri değil, Ermeniler bizi öldürdüler" yahut "Az sayıda Ermeniyi başka yerlere gönderdik ve sonraki senelerde sayıları daha da artmış olarak geri geldiler" şeklinde bilim dışı ve sadece kendimize yönelik bir propagandaya dayalı karşılıklar verilmesidir. İlk defa yayınlanan ve Ermeni tehcirinin mimarı olan Talát Paşa’nın özel arşivine ait olmaları dolayısıyla "birinci derece kaynak" kimliği taşıyan bu belgelerin bundan sonra yapılacak olan bilimsel çalışmalara öncülük etmesini temenni ederken, önemli bir hususu da hatırlatmam gerekiyor. MEŞRU MUDAFAA KANITI Tehcir, dünya savaşı yıllarında cephedeki birliklerimizin arkadan vurulmalarının ve içerideki karışıklıkların giderek artması üzerine devletin kullandığı bir meşru müdafaa hakkıdır. 1915 sürgünü bu sayfadaki listelerde de görüleceği gibi bir "soykırım" değildir; İttihad ve Terakki iktidarı Ermeni meselesi konusunda hiçbir zaman "kesin çözüm", yani Nazi Almanyası modeli bir yol düşünmemiş, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermeni nüfusun bir kısmını "geçici olarak" başka yerlere nakletmiş ama herhangi bir yerleşim bölgesinin tamamen boşaltılması gibisinden bir durum sözkonusu olmamıştır. Dolayısıyla, "Talát Paşa’nın Tehcir Belgeleri" Türkiye için "suç delili" değil, dünya savaşı sırasında sınırlarda savaşan birliklerimizi son derece zor durumda bırakan bir ayaklanmaya karşı devletin "meşru müdafaa" kanıtıdır. Ne kadarı gitti ne kadarı kaldı TALÁT Paşa, 1915 tehcirinin tamamlanmasından sonra, İçişleri Bakanlığı’nın bünyesindeki "İskán, Aşiretler ve Muhacirler Müdürlüğü"ne sonuç listeleri hazırlatmış ve listelerin bir kopyasını da kendisine almıştı. Listelerde 23 adet "viláyet", "mutasarrıflık" ve "livá"da, yani o dönemdeki idari bölünümlerde yaşayan yerli Ermenilerin sayısı ile bu yerleşim merkezlerinden başka yerlere nakledilen yahut diğer yerlerden buralara yerleştirilen Ermenilerin miktarı ayrıntılı şekilde yer alıyordu. 1915 tehcirinden bu yana ilk defa yayınlanan bu listeler, uygulamanın geniş çaplı bir "yer değiştirme" olduğunu gösteriyor. Amaç, olay çıkan bölgelerdeki nüfusun başka yerlere gönderilmesidir. Meselá, Van’daki Ermeni nüfusun bir kısmı İzmit’e, İzmit Ermenilerinin bir bölümü Kütahya’ya, Kütahya’dakilerin bazıları da Afyon’a nakledilmişlerdir ve böylelikle karışıklığın büyük ölçüde yaşandığı viláyetlerdeki nüfusun azaltılmasına çalışılmıştır. Bazı yerleşim merkezlerinden diğer illere oranla çok az sayıda yapılan nakillerin ise başka anlamı vardır: O yerleşim merkezlerinde büyük çapta olay görülmemiş, sadece küçük hadiselere sebebiyet veren kişiler sürgüne gönderilmiş ve geri kalan Ermeni nüfusa dokunulmamıştır. Bazı idari merkezler, listelerde o zamanki isimleriyle geçmektedir. "Dersaadet" İstanbul, "Mámüretüláziz" Elázığ, "Karahisar-ı Sáhib" Afyon, "Ayntab" Gaziantep, "Kengiri" Çankırı, "Tekfurdağı" Tekirdağ, "Hüdavendigár" Bursa ve çevresi, "Kal’a-i Sultani" Çanakkale, "Canik" Samsun ve civarı, "Karesi" Balıkesir ile çevresi, "Menteşe" de Muğla’dır. Talát Paşa’nın sayfanın sağında gördüğünüz tehcir listelerini yayınlarken, çizelgelerin basit hale gelip sayfa mizanpajına uygun olabilmeleri için şekil düzenlemeleri yaptım ve belgelerin dilini de günümüzün Türkçesi’ne uyarladım. Viláyet, sancak ve livá gibi o dönem idari merkezlerin adlarının hemen altında bulunan "Yerli Ermeniler" ibaresi, o merkezde tehcir sonrasında kalan Ermenilerin sayısını göstermektedir. "Yabancı Ermeniler" kısmı, yine o merkeze başka yerlerden nakledilen Ermenilerin adedi, "Genel Toplam"da viláyetlerde tehcirin tamamlanmasından sonra var olan Ermeni nüfustur. En sondaki sütun, idari bölümlerde tehcirden bir yıl önce, 1914’te varolan Ermeni nüfus yer almaktadır. | |
|
| | #23 (mesaj-linki) |
Ermenilerden Sonra Pontuslarlarda Başladı Selanik'te sözde Pontus Soykırım Anıtı yapıldı. Atatürk'ün evine 5 dakika mesafede bulunan ve 19 Mayıs'ta açılması planlanan anıt, tepki gelmesinden korkulduğu için 7 Mayıs'ta açılacak. ![]() Büyük Hukukçular Birliği Derneği Başkanı Kemal Kerinçsiz, Selanik'te 7 Mayıs'ta açılması planlanan sözde ''Pontus Soykırım Anıtı''na karşılık İpsala'da Doğu Trakya'da katliama uğrayan Türkler'e ilişkin bir anıt müze yapacaklarını bildirdi. Kerinçsiz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Selanik'te Atatürk'ün doğduğu eve yaklaşık 5 dakikalık mesafede bulunan Ayasofya Meydanı'na şehrin belediye başkanlığı tarafından ''Pontus Soykırım Anıtı'' yapıldığını belirterek, söz konusu anıtın 7 Mayıs 2006 tarihinde açılmasının planlandığını söyledi. Konuya ilişkin Yunanistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu ile görüşmeler yaptıklarını, başkonsolosun ''devlet olarak bu anıtın kurulmasını istemediklerini, ancak belediyenin bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olması nedeniyle müdahale edemediklerini'' söylediğini anlatan Kerinçsiz, bu beyanı inandırıcı bulmadıklarını ifade etti. Anıtın aslında 19 Mayıs'ta açılmasının planlandığını kaydeden Kerinçsiz, bu tarihin Türkiye'nin tepkisinden çekinildiği için değiştirildiğini düşündüklerini söyledi. Atina ve çevresinde 4 tane daha benzer anıt yapıldığını belirten Kerinçsiz, ancak bu anıtlara Türkiye'den bir tepki gelmediğini öne sürdü. Bu anıtlarla, ''olmayan bir Pontus Rum soykırımını'' sözde ''Ermeni soykırımı''nda olduğu gibi uluslararası arenaya çıkartıp Türkmilletinin bir de bu yönden sıkıştırılmasının amaçlandığını anlatan Kerinçsiz, sivil toplum kuruluşları olarak buna tepki göstermek zorunda olduklarını bildirdi. 1821’de Mora Yarımadasında 15 bin Türk erkeği öldürüldü. Yunanlılar'ın yaptığı çok sayıda soykırım olduğunu kaydeden Kerinçsiz, 1821 tarihinde Mora Yarımadası'nda 15 bin Türk erkeğinin öldürüldüğünü söyledi. Balkan Savaşı sırasında Doğu Trakya'da yapılan katliamların Kızılhaç görevlileri tarafından da tespit edildiğini, Batı Anadolu'da Sakarya'ya kadar yapılan katliamların da hala hafızalardan silinmediğini vurgulayan Kerinçsiz, ''Bu katliamları dile getirmek zorunluluğu doğmuştur. Çünkü karşı taraf soykırım dayatmasında bulunmaktadır'' dedi. Bu nedenle Büyük Hukukçular Birliği Derneği'nin organizasyonunda 300 aşkın sivil toplum kuruluşunun desteğiyle İpsala'da bir anıt müze yapılması için çalışmalar başlattıklarını belirten Kerinçsiz, bir mimar grubu tarafından hazırlanan projenin tamamlanmak üzere olduğunu kaydetti. Anıt Müze'de, Doğu Trakya'da katledilen Türkler'in camdan fotoğrafları ve pirinç levhalar üzerinde adların bulunacağını belirtenKerinçsiz, bu anıt için yer tahsisi amacıyla belediye ile olumlu görüşmeler yaptıklarını, yakın zamanda da belediye encümeninden bu konuda bir karar çıkmasını beklediklerini ifade etti. Anıt Müze için özel kişilerin arsa tahsis etmek istediklerini, bu arsaların sınıra yakın güzel yerler olduğunu, ancak kendilerinin anıtıkamu alanına yapmak istediklerini anlatan Kerinçsiz, Yunanistan'da yapılan anıtlara belediyelerin yer tahsis ettiğini ve hatta finansmanını sağladığını söyledi. Kerinçsiz, bu projenin yapılmasının zaman alacağını kaydetti. Kerinçsiz, sözde ''Pontus Soykırım Anıtı''nın açılacağı 7 Mayıs'tabir protesto eylemi yapacaklarını da sözlerine ekledi. Bunlar iyice komik olmaya başladılar ... Nerden saldırsak,çamur atsakda izi kalsa diye düşünmeye başladılar ... Siz kim çamur atmak kim ? Çamur içinde boğuluyosunuz ... ![]() | |
|
| | #24 (mesaj-linki) |
SOYKIRIMLAR TARİHİ POST MODERN SOYKIRIM Felluce’de 1500 sivilin sokaklarda öldürülüp çürümeye terkedildiği, cesetlerin köpekler tarafından yenilmeye başlandığı ve 250 bin kişinin bölgeden sürüldüğü belirtilen raporda “Felluce katliamı Post Modern Soykırımdır” denildi. Soykırım tanımının açık olmasına rağmen, Avrupa Birliği ülkelerinin soykırım değerlendirmesini insan haklarına göre değil, çıkar endeksli yaptığına dikkat çekilen raporda bir çok AB ülkesinin soykırım sicili bozuk olmasına rağmen, hiç üzerlerine alınmadıkları, siyasal ve ekonomik anlamda güçlü ülkelerin soykırımlarının görmezden gelindiğini, birbirlerini karşılıklı olarak akladıkları belitildi. Fransızlar’ın Cezayir’de 1830 yılı ile 1962 yılları arasında 1 milyon Cezayirliyi öldürdükleri, Cezayirlilere sistematik bir biçimde soykırım uyguladıkları belirtilen raporda, bu ülkenin sürekli olarak sözde Ermeni Soykırımını tanıması için Türkiye’ye baskı yaptığını hatırlatıldı. Fransız, İngiliz ve Almanlar başta olmak üzere bütün AB ülkelerinin Felluce soykırımı karşısında kayıtsız kaldıkları ifade edilen raporda, Birleşmiş Milletler de kendi soykırım tanımına giren insanlık suçlarına karşı ses çıkarmamakla suçlandı. Raporda, soykırım suçlarına ilişkin şu örneklere yer verildi: İSPANYOL VE AMERİKALILARIN YERLİ KIZILDERİLİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM: 1492 yılında Kristof Kolomb’un ayak bastığında nüfusu 8 milyon olan Arawaks yerlilerinin sayısı 22 yıl içerisinde 28 bine indi. NORVEÇLİLERİN TATERLERE (GÖÇER) UYGULADIĞI SOYKIRIM: Norveçliler 1920-30’larda çıkardıkları yasalarla Nordik ırk’ın ariliğini korumak için etnik grup Tater (Göçerler) kızlarını zorla kısırlaştırdılar. Norveç toplumu ne kadar Tater’i kısırlaştırsa o kadar kendi ırkını koruduğuna inanıyordu. Kısırlaştırma yoluyla ehlileştirilemeyen Taterler üzerinde insülin ve elektroşok yöntemleri uygulanmaya başlandı. İNGİLİZLERİN AVUSTRALYALI YERLİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM İngiltere Krallığı 1788-1938 tarihleri arasında sömürge amacıyla gittikleri Avustralya’da yerleşik yerli halk Aborjinleri sistematik olarak yok ettiler. İngilizler aralarına salgın hastalık yaydığı bununla da yetinmeyip yemeklerine zehir katarak yoketmeye çalıştığı 750 bin siyah derili aborjinden geriye sadece 31 bin kişi sağ kalabildi. ALMANLARIN BATI AFRİKA’DA NAMİBYALILARA UYGULADIĞI SOYKIRIM Almanlar 1891 yılında hammadde ve işgücü ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Güney Batı Afrika (Namimba)’ya sömürge kurmak amacıyla çıktılar. Bölgedeki çok zengin altın ve zümrüt madenlerini ele geçirmenin yolunun yerel Herero ve Nama halklarını yok etmek olduğuna karar veren Almanlar harekete geçti.Bu emir üzerine adanın yerlileri Herero ve Namalar üzerine taaruz eden Alman askerleri yaşlı, kadın, çocuk dinlemeden herkesi katlettiler. Katliamdan kurtulanlar işkenceyle öldürüldü. Yaklaşık 132 bin yerliden geriye 15 bini sağ kalabildi. ALMANLARIN YAHUDİ VE ÇİNGENELERE UYGULADIĞI SOYKIRIM Almanlar 1933-45 yılları arasında Büyük Alman İmparatorluğu’nu kurmak ve mükemmel Alman ırkını yaratmak hedefiyle diğer milletlerden veya etnik gruplardan 21 milyon insanı topluca kurşuna dizerek, toplama kamplarında fırınlarda yakarak, gaz odalarında zehirleyerek soykırıma uğrattılar. Alman yönetimi öncelikle kendilerinden olmadığına inandığı bütün ırkları tespit edip harflerle sınıflandırdı. Bu kampanya uyarınca Çingenelerin yüzde 94’ü kısırlaştırıldı. İkinci hedef grup olarak Yahudiler seçildi. Gerek Almanya gerekse de Almanların işgal ettiği diğer ülkelerde yaşayan milyonlarca Yahudi sistematik bir biçimde vurularak, asılarak, yakılarak ve zehirlenerek öldürüldü. AMERİKALI VE İNGİLİZLERİN ALMANLARA UYGULADIĞI SOYKIRIM Amerikalılar ve İngilizler Almanların savaşı kaybetmelerinin ardından, Dresden kentine sığınan Alman göçmenlerin üzerine 3 gün süreyle havadan bomba yağdırdılar. Savunmasız insanların sığındığı Dresden kentine intikam amacıyla uygulanan bombardıman sırasında 3 bin 900 ton tahrip gücü yüksek bomba ve 200 bin napalm bombası atıldı. Bu yoketme harekatında çoğunluğu çocuk ve kadınların oluşturduğu 200 bin kişi öldü. Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombaları sonucu 135 bin kişinin öldüğü gerçeği Dresden’e uygulanan soykırımın büyüklüğünü gözler önüne serdi. DANİMARKALILARIN ALMAN MÜLTECİLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminde Sovyet Ordusu’nun Alman topraklarına doğru ilerlemesinden kaçan 250 bin Alman mülteci Danimarka’ya sığındı. Üçte birini 15 yaşından küçük çocukların oluşturduğu Almanlar tel örgülerle çevrili toplama kamplarına alındılar. Binlerce çocuk ve yetişkin tifüs, bağırsak iltihabı, ishal sonucu yaşamlarını kaybettiler. RUMLARIN KIBRIS’TA TÜRKLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM İngilizler 1912-1974 döneminde Kıbrıs adası üzerindeki egemenliklerini sağlamak amacıyla Rumlar’ın ENOSİS’i gerçekleştirmelerine göz yumup Türklere karşı saldırı başlattırdılar. 1912’de adada yaşayan Rumlar Kıbrıs’ın 35 ayrı noktasında Türklere ait iş yerleri, camii ve evleri yakıp yıkmaya insanları katletmeye başladılar. 1952 yılında EOKA adlı terör örgütü kuruldu. EOKA sistematik bir biçimde başlattığı saldırılarda 100 Türk’ü, 100 İngiliz vatandaşını öldürerek 30 Türk köyünü yaktı. 1963 yılında EOKA’cılar yeni bir etnik temizleme planını devreye soktular, bu saldırılarda 500 Türk öldürüldü, 130 Türk köyü yakıldı, 25 bin Türk evlerini terketmek zorunda kaldı. YUNANLILARIN BATI TRAKYA’DA TÜRKLERE KARŞI ASİMİLASYON YOLUYLA UYGULADIĞI ETNİK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM 1923 yılında Lozan’da imzalanan Türk ve Yunan azınlıkların karşılıklı mübadelesine ilişkin anlaşmanın ardından Yunan hükümeti Batı Trakya bölgesinde yaşayan Türkler üzerinde sistemli olarak etnik ve kültürel soykırım başlattı. Bölgenin büyük bir bölümünü askeri bölge haline getirip sıkıyönetim ilan edildi. Köyler arasında geliş gidişler izne bağlandı, Türk azınlığın pasaportlarına el konuldu. Türklerin hukuki, siyasi, kültürel ve dini haklarının kısıtlanması ibadetlerine izin verilmemesi gibi yoğun baskılar sonucu 400 bin Türk bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. BULGARLARIN TÜRKLERE KARŞI UYGULADIKLARI ETNİK VE KÜLTÜREL SOYKIRIM 1970-89 yılları arasında Bulgar hükümeti Bulgarlaştırma adı altında ülkede yaşayan 1,5 milyon Türk, Pomak ve Çingenelere karşı bir asimilasyon kampanyası başlattı. Ülkede yaşayan 310 bin Türk’ün isimleri polis zoruyla Bulgar ve Hıristiyan isimleriyle değiştirildi. Türkçe eğitim veren okullar, üniversitedeki Türk filolojisi bölümleri, Türkçe gazeteler ve camiler devlet emriyle kapatıldı. Çocukların sünnet ettirilmesi yasaklandı. Çocuklar bu yasağa rağmen sünnet ettirilip ettirilmediğini kontrol edilmek için zorla sağlık merkezlerine gönderildi. Mezar taşlarının üzerindeki Türkçe isimler yüzünden mezarlar yıkıldı, talan edildi. Türklerin Türk motifli giysiler giymeleri yasaklandı. Bu baskılara dayanamayıp protesto gösterileri yapan Türklerin üzerine askeri birliklerce ateş açıldı. 1.000 Türk Belene’deki toplama kampına gönderildi. Baskıların giderek artması sonucu 360 bin Türk zorunlu olarak Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı. | |
|
| | #25 (mesaj-linki) |
ERMENİ SORUNU - İDDİALAR ve GERÇEKLER ![]() Asılsız Ermeni iddialarına karşı, ülkemizin tezleri konusunda daha fazla bilgi edinmeleri için Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Türkçe, Fransızca, Almanca ve İngilizce olarak hazırlanan " ERMENİ SORUNU - İDDİALAR ve GERÇEKLER " isimli CD'nin içeriği zip'li şekilde konmuştur 438.402 KB download | |
|
![]() |
Soykırım Saçmalığına SON (Sözde Ermeni Soykırımı) Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Ermeni Terör Örgütleri | SysteM | Siyasal Bilimler | 2 | 27-10-2008 23:44 |
| Ermeni Mitolojisi | Last AirBender | Mitoloji | 1 | 06-10-2008 17:02 |
| Soykırım | ThinkerBeLL | Hukuk | 0 | 07-05-2008 10:28 |
| Amerikan Sözde Ermeni Soykırım Tasarısı | çibiusa | Siyasal Bilimler | 9 | 25-01-2008 16:37 |
| Ermeni kökenli bir Türk vatandaşının ASALA'ya verdiği tepki | Hi-LaL | Resimlerle/Fotoğraflarla Türkiye | 0 | 31-01-2007 16:31 |
| |||||
| MsXLabs® MK - Copyright ©2005 - 2008 | MsXLabs® ve Mavi Karanlık® tescilli markalardır. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||