Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs > :: Akademik Forumlar :: > Siyasal Bilimler
Cevap Yeni Konu Aç
 
Konu Araçları
Eski 27-09-2005   #1 (mesaj-linki)
Soykırım Saçmalığına SON..! (Sözde Ermeni Soykırımı) Soykırım Saçmalığına SON..! (Sözde Ermeni Soykırımı)

Soykırım Birleşmiş Milletlere göre bir grubun diğer bir grubu kasten ortadan kaldırmak istemesidir. Mesela Almanlar yahudileri , Fransızlar Cezayirlileri , İspanyollar Aztekleri aynen bu şekilde ortadan kaldırmayı istemişlerdir.Osmanlı ve Ermeniler arasındaki meseleye soykırım demek cahilliğin ta kendisi olur.
Tarihi olaylar yaşanılan döneme göre değerlendirilir. Siz tutup Ermeni Meselesini günümüz şartlarıyla değerlendirirseniz işin içinden çıkamazsınız.Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “Ermenilerin altın çağı” olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı "millet-i sadıka” olarak kabul edilmişlerdir.Şimdi soykırım gerçekleştirmek isteyenler Ermenilere dışişleri bakanlığı görevi verebilirler mi? Aklı olan söylesin. Zaten düşünülürse Osmanlı soykırım gerçekleştirmek istese bugün Avrupa, Asya ve Afrika'da büyük çoğunluk Türkçe konuşur ve müslüman olurdu.
Daha sonra Avrupalı Emperyalist güçlerce teşkilatlandırılarak üzerimize kışkırtılmışlardır.İlk isyan 1890'daki Erzurum’da gerçekleşti. Bunu, yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1894'te Sasun isyanı, Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı, 1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali, 1903'te ikinci Sasun isyanı, 1905'te Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi ve nihayet 1909'da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir.
1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’da, 517.955 bin Türk, Ermeniler tarafından katledilmiştir. Sayısı tespit edilemeyenlerle birlikte bu rakam 2 milyonu bulmaktadır.
Birinci Cihan Harbi sırasında Osmanlı Çanakkale'de ölüm kalım mücadelesi verirken Ermeniler Osmanlıyı arkadan vurmuş ve köyleri basarak mezalim gerçekleştirmişlerdir.İsyanların Osmanlı kuvvetlerince bastırılması, dünya kamuoyuna propaganda maksatlı olarak "Müslümanlar Hıristiyanları katlediyor" mesajıyla yansıtılmış ve Ermeni sorunu giderek daha geniş çapta bir uluslar arası sorun niteliğine büründürülmüştür.
Önlem olarak Osmanlı Devleti Ermenilerin bir kısmını göçe tabi tutmuştur.Her şeyden önce, yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da sevke tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, Göçmen Ödeneği'nden karşılanmıştır. Bu arada, Ermenilerin sıkça dile getirdiği gibi yer değiştirme sırasında 1.5 milyon Ermeni ölmemiştir. Gerek Osmanlı ve Ermeni, gerekse yabancılara ait istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir.
Göç eden Ermeni sayısı 390.000 yerine ulaşan Ermeni sayısı 360.000 dir. Yani 30.000 kişi salgın hastalık ve kış şartlarından hayatını kaybetmiştir. Kaldıki bu göç olayını ilk gerçekleştiren Osmanlı da değildi. Ve gerçekleştirilen en başarılı göç hareketlerindendir. Yakın zamana kadar Ruslar Orta Asya'da ve Kırım'da bu işi eline yüzüne bulaştırmış binlerce Türk'ün ölümüne sebep olmuşlardır.
Ermenilerin yer değiştirilmeleri, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Şayet, Osmanlı Devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek rahatlıkla halledebilirdi.
Tarih belgelerle konuşulur. Daha arşivini bile açmaktan korkan Ermeniler'le bu meseleyi tartışmak bile abesle iştigalden başka birşey değildir.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Eski 17-10-2005   #2 (mesaj-linki)

1 önceki forumdan..
Eklenmiş Dosyalar | Download, indir, yükle
Dosya Türü: pps soykirimyalani-1.pps (488.0 KB, 46 gösterim)
Dosya Türü: pps SoykirimYalani-2.pps (405.0 KB, 28 gösterim)

Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 13-10-2006 @ 23:55.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 17-10-2005   #3 (mesaj-linki)
SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI (1) SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI (1)

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI
ve
TARİHİ GERÇEKLER
Doç. Dr. Sait AŞGIN*

I. TARİHTE TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ
A. SELÇUKLU DÖNEMİ

a. Fetihten Önce
Türklerin Anadolu’yu resmen yurt edinip Selçuklu Devletini kurmalarından önce Anadolu’nun doğusunda bulunan Bizans İmparatorluğuna tabi iki Ermeni Prensliği, gene Bizans tarafından sona erdirilmişti. Bunlar Vaspuragan ve Ani Prenslikleridir.
Vaspuragan Prensliği Van Gölünün doğusunda bulunuyordu. Buranın prensi Senekharim, 1021 yılında Van’ı Bizans’a terk ederek tebaasının önemli bir bölümü ile birlikte kendilerine tahsis edilen Sivas bölgesine gitmişlerdi. Van’ı işgal eden Bizans da, bu civardaki Ermenileri Orta Anadolu ve Urfa taraflarına göç ettirdi.
Ani Prensi ise, Bizans-Gürcü savaşında Gürcü kralını tuttuğu için kendisinden intikam alınmasından korkup, Prensliğinin kendi ölümünden sonra Bizans’a kalmasını vasiyet etti. Onun ölümünden sonra yeğenleri buna karşı çıktılarsa da Bizans tarafından bir hile ile imparatorluk merkezine götürülmeleri sağlandı ve 1045 yılında bu prensliğe son verildi.
Görüldüğü üzere bölgenin Türkler tarafından resmen fethedilmesinden önce Ermeni Prensliklerine Bizans İmparatorluğunca son verilmiş ve buradaki Ermeniler de özelikle Orta Anadolu’ya tehcir edilmişti. Bizans’ın toprak aristokratları elinde ezilen ve inançları hatta milliyetleri üzerinde baskı uygulanan Ermeniler, bu konularda büyük hoşgörüye sahip olan Türklere adeta kucak açmışlar, hatta Anadolu’nun fethinde Türklere yardım etmişlerdir.
b. Fetihten Sonra
Selçuklular, Anadolu’da devlet düzenini kurduklarında bir “yeniden imar” faaliyetine girişmişlerdir. Bu ortamda kent ve köylerinden kaçıp sarp yerlere çekilmiş bulunan halklar, eski yerlerine dönüp Türklerle bir arada yaşamaya başlamışlar, etnik ve dinsel inançlarını da korumuşlardır.
Bu dönemde yalnızca Ermenilerin değil diğer azınlıkların da yeni egemen güçten yani Türklerden övgü ile söz ettiklerini görüyoruz. Hatta Anadolu’da fetih hareketlerini sürdüren Sultan Melikşah’la ilgili olarak, Ermeni, Gürcü, Süryani yazarlar “insanların en seçilmişi, en zarifi, kusursuz ve günahsız, merhametli, müşfik, alicenap, tebaasının babası, herkese bilhassa Hıristiyanlar karşı çok müsamahakâr ve himayekâr” anlamlarında övücü sözlerle tanımlamalar yapmışlardır.
Gene Ermeni tarihçi Matthieu, Sultan Melikşah’la ilgili olarak “geçtiği ülkelerin halkına bir baba gibi davrandığını, Hıristiyanlar için kalbinin sevgi ile dolu olduğunu, bu nedenle birçok şehir ve bölge halkının kendiliğinden onun idaresine geçtiğini, 1090 yılında Ermeni Patriği Basil’in isteği üzerine verdiği bir fermanla kiliseleri, manastırları ve papazları vergiden muaf tuttuğunu” yazmaktadır.
Selçukluların güçlü olduğu dönemlerde onların egemenliğini tanıyan Ermeniler, Türklerle kaynaşarak barış içerisinde yaşamışlardır. Hatta, Elbistan Ermenilerinin I. Kılıç Arslan döneminde Haçlıların değil, Selçukluların tebaası olmayı yeğledikleri], Sultan’ın ölümünde de matem tuttukları bilinmektedir.
Ancak Selçukluların zayıf oldukları dönemlerde ve Haçlı Seferlerinde Ermenilerin ortamdan yararlanmaya yönelik girişimlerine şahit olunmaktadır. I. Kılıçarslan’ın ölümünden sonra Haçlıların yardımı ile Selçuklu sınırlarına tecavüz etmeleri, Merkezi Kozan (Sis) olan Ermeni Prensliğinin başındaki II. Toros’un Haçlılarla işbirliği yapması ve saldırısı, III. Haçlı Seferinde Kilikya’dan geçen Haçlılara kılavuzluk etmeleri birkaç örnektir. Gene II. Haçlı Seferinde Ermeni Prenslerinden II. Leon mezhebini değiştirerek Papa II. Celestin ve Alman İmparatoru IV. Hanri tarafından kral ilan edildi. Selçuklu topraklarına tecavüz, köylere baskın ve yağma gibi hareketlere girişen Ermeniler üzerine sık sık Selçuklu kuvvetleri sevk edilmiş ve hemen her defasında bağlılıklarını bildirip barış isteğinde bulunmuşlar barışın sağlanmasıyla da Ermeniler, eski yerlerinde oturmaya devam etmişlerdir.
Moğol istilası sırasında da Ermenilerin, Selçuklu Türkleri aleyhinde faaliyetleri vardır. Selçuklulara bağlı Çukurova Ermeni Krallığı, Selçukluların 1243’te yenilgiye uğradığı savaşta yükümlü olduğu yardımı göndermediği gibi, kendilerine sığınan Sultanın kız kardeşini ve annesini Moğollara teslim ettiler. Bunun üzerine Selçuklular, Çukurova’ya bir sefer düzenleyeceklerdir. Moğollara bağlılığı kabul eden Çukurova Ermeni Krallığının başındaki I.Hetum, dilenci kılığına girerek, Hülagu’nun ağabeyi Mengü Han’a yaklaşmış ve ona bağlılıklarını bildirerek yaranmaya çalışmıştır.] Ermeniler, İlhanlıları Memluklara karşı kışkırtıcı ve destekleyici bir tavır sergiledikleri bilinmektedir.
Selçuklu Devletinin yıkılış sürecinde Anadolu’da ortaya çıkan Türk Beyliklerinden özellikle Karaman Beğliği hem Moğollarla kıyasıya mücadele etmiş, hem de Ermenilere karşı Memlukların tarafında yer almıştır. Moğolların önünden kaçıp bölgeye yerleşen Türkmenler de gerek Memlukların Ermeniler üzerine düzenledikleri seferlere katılarak, gerekse Toroslar ve Sivas taraflarına yaylaya çıkışlarında sürekli Ermenilerle çatışmışlardır.
XIV. yüzyılda Çukurova ve Uzunyayla yöresi Ramazanlı Türkmenleri tarafından iskan edilmeye başlandı. Memlukların Halep Valisi de Adana ve Tarsus’u fethetmişti. Ermenilerin yardım isteklerine karşılık Papa onları Katolik olmaya ve Bizans ise Ortodoks olmaya çağırıyordu. Bir kısım Ermeniler bu çağrılara uydu, ancak bu kez de kendi aralarında anlaşmazlıklar ve mücadeleler başladı. Sonunda 1375’te Türkmen Beyi Ebu Bekir Bey, Çukurova’da Ermeni egemenliğini kesin olarak sona erdirdi. Bölge, Ramazanoğulları Beyliği döneminde tamamıyla Türkleşti. Burada yaşayan Ermeniler de Türk kültürünü benimsediler.
B. OSMANLI İDARESİNDE ERMENİLER
Osmanlı Devletinin Anadolu topraklarında genişlemesi ile beraber Çukurova bölgesini de ele geçirmeleri sonucu, bu bölgede yaşayan Ermeniler de bu devletin idaresine girdiler. Ermenilerin Osmanlı Devletinin idaresinde, ne Bizans ve hatta ne de Ermeni Prensliği dönemlerinde yaşamadıkları bir adalet ve hürriyete kavuştuklarına ilişkin tarihi işaretler vardır. Bu yöndeki kanıtlardan birisi de yöredeki şehir ve kasabaların Ermeni nüfusundaki doğal olmayan artıştır. Nitekim Arapgir, Çermik, Ergani, Harput, Urfa ve Siverek’teki Ermeni nüfusu 1518’de yaklaşık 5.500 iken 1523’te 9.000’i aşmış ve %66 artmıştır. Bu durum, Osmanlı yönetiminin sağladığı adalet ve hürriyet ortamı nedeniyle Ermenilerin buralara göçmesinden kaynaklanmıştır.Ancak, gene de bölgenin tartışmasız çoğunluğu Türk nüfustur.
Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu dönemlerde, Ermenilerin bir sorun olarak karşımıza çıkmadıklarını görüyoruz. Osmanlı Devleti içerisinde, diğer azınlıklar gibi rahat bir ortam bulan Ermeniler, askerlikten de muaf tutularak ticaret ve sanatla uğraşmışlar, zengin bir sınıf oluşturmuşlardı. Ermeni-Türk ilişkileri karşılıklı güvene dayanmakta, Ermeniler genellikle Türkçe konuşmakta, kiliselerindeki ayinlerini Türkçe yapmakta ve Türklerle eşit haklara sahip bulunmalarından dolayı Batıda “Hıristiyan Türkler” olarak bilinmekte idiler.Ancak, Devletin yıkılış sürecine girmesiyle birlikte, topraklarının hemen her bölgesinde çıkan huzursuzluklarla beraber, Ermeni konusu da ciddi boyutlar kazanmıştır.
II. ERMENİ SORUNUNUN ORTAYA ÇIKARTILMASINDA AVRUPA DEVLETLERİNİN TURUMU: ŞARK MESELESİ
Osmanlı Devletinde merkezi otoritenin sarsılmasıyla beraber, “Düvel-i Muazzama” da denilen büyük Avrupa devletleri, Osmanlı topraklarını paylaşmak için bir dizi faaliyette bulunmuşlardır. Tarihi süreç içerisine Osmanlı Hıristiyanları için önce imtiyaz, sonra da özerklik ve bağımsızlık isteme politikası izlenmiş; 1789 Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik fikirleri, Osmanlının yıkılması için, Hıristiyan tebaaya telkin edilmiştir. Nitekim 1804’te ilk milliyetçi ayaklanma Sırplar tarafından başlatılmış; Rumların 1821 Mora ayaklanması da İngiltere, Fransa ve Rusya’nın müdahaleleri sonucu, 1829 Edirne Anlaşmasının bağıtladığı Yunan bağımsızlığı ile sonuçlanmıştır.
Osmanlı Devletinin parçalanması Avrupa Devletlerinin izledikleri politika tarihte “Şark Meselesi” olarak bilinir. Bu terimin ilk kez, 1815’te Avrupa haritasını yeni bir düzene sokmak için toplanan Viyana Kongresinde dile getirildiğini görüyoruz. Bu kongrede Rus delegeler, Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyan unsurların durumunun yeniden gözden geçirilmesini istemişler ve buna da “Şark Meselesi” adını vermişlerdi. Kongrede bu görüş reddedilmiş, ancak Şark Meselesi terimi Avrupalılar arasında benimsenmiş ve zamanla daha geniş anlamlar yüklenerek kullanılmıştır.
Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına kadar olan devrede “şark meselesi” terimi, görünüşte Avrupalılar tarafından Osmanlı Devleti içerisindeki Hıristiyan uyrukluların savunulması; esasta ise, Osmanlı topraklarının Avrupa’nın büyük devletleri arasında paylaşılması anlamındadır. Haliyle Osmanlı Devleti, Avrupalıların bahanelerini ortadan kaldırabilmek için onların istekleri doğrultusunda pek çok ıslahatlar] ve bu arada da Kanun-i Esasi’yi kabul etmek dahil bir çok yeni düzenleme yapmış ise de Avrupalı büyük devletleri tatmin etmek mümkün olmamıştır.
Nitekim Avrupa Devletleri, 31 Mart 1877’de Londra’da imzaladıkları bir protokol ile, “Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyanların durumuyla, -Avrupa barışının selameti bakımından- uğraşmaya devam edeceklerini” bildirdiler. Osmanlı Devleti, Londra Protokolünü kendi içişlerine karışma kabul ederek reddetti. Bunun üzerine de 24 Nisan 1877’de Rusya savaş ilan etti.
Rusya’nın galibiyeti ile sonuçlanan savaş sonrasında imzalanan anlaşma, Balkanlarda Sırbistan, Romanya ve Karadağ’ın bağımsızlığını; Bosna ve Hersek’in Hıristiyan bir valinin yönetiminde özerkliğini; doğuda ise, Batum, Kars, Ardahan ve Doğubeyazıt’ın Rusların olmasını, ayrıca, sözde Ermeni çoğunluğunun bulunduğu Doğu Anadolu’da ıslahat yapılmasını ve buralardaki Hıristiyanların, Kürt ve Çerkezlere karşı korunmasını öngörüyordu.
Ermenilerle ilgili hükümle Rusya, bir Ermeni Devleti’ne giden yolu açarak, Kars’tan İskenderun’a uzanan hatla Akdeniz’e çıkmayı planlıyordu. Bu planı uzun süredir yapan Ruslar, Ermenilerle de uzun zamandır ilgileniyorlardı.
Ancak, Rusya'nın genişlemesinden rahatsızlık duyan Avrupa devletlerinin araya girmesiyle bu anlaşma hükümleri tam anlamıyla yürürlüğe giremedi. İngiltere donanmasını harekete geçirdi. Osmanlı Devleti ile yaptığı bir anlaşmayla Kıbrıs'a yerleşti (4 Haziran 1878) Araya giren Bismark, ülkesinde bir konferansa ev sahipliği yaparak hem muhtemel bir savaşı önlemek hem de Almanya'nın menfaatlerini korumak istiyordu. Nitekim Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, İtalya ve Rusya'nın da katıldığı Berlin Kongresi 13 Temmuz 1878’de imzalanan bir anlaşmayla son buldu. Bu anlaşma, artık Rusya'nın yanı sıra, diğer devletlerin de parçalamaya çalıştıkları Osmanlı'dan, kendi paylarını alma anlaşmasıydı. Bu kongreye Ermenilerden de bir delege grubu çağrıldı ve Batılı devletlerin kendi politik hesapları doğrultusunda pay sahibi yapıldılar. Aşağıda bu devletlerin, Ermeniler üzerinden yaptıkları hesapları açıklayacağız.
A. RUSLARIN ERMENİ POLİTİKASI
Rusların Ermenileri kullanma politikası XVIII. Yüzyıl başlarında I. Petro’ya kadar iner. I. Petro, İran’la yaptığı savaşlarda Ermeniler’den yararlanmış ve Ermeniler’den bir kısmını kendi topraklarına yerleşmeye davet etmiş ve onları göç ettirmiştir.
Rus Çarlığı Ermeniler konusunda sistematik çalışma yapabilmek için 1816’da Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü’nü kurdu. 1826-1828 İran savaşını kazandığında da imzaladığı anlaşma gereği, Revan ve Nahcivan Hanlıklarını birleştirerek Ermeni Vilayeti’nin oluşmasını, ardından İran’dan da Ermenilerin buraya göçünü sağladı.
1828 Osmanlı-Rus Savaşında da önemli sayıda Ermeni’nin Rus ordusuna gönüllü yazıldığını, bir kısmının da Erzurum’un düşman işgaline girmesinde yardımcı olduklarını, savaş sonrasında Rusya’nın isteği doğrultusunda ve Osmanlı Devleti’nin rızası dışında, daha önce oluşturulan Ermenistan Vilayeti’ne Anadolu topraklarından Ermeni göçü yaşandığını biliyoruz.
Rusya’nın bunu yaparken hesapladığı iki ana husus, demografik yapıyı değiştirerek bu bölgede Türkleri çoğunluk olmaktan çıkarmak ve kendi güdümünde bir Ermeni varlığı oluşturmaktır. Nitekim 1828 ve 1854 yıllarında Doğu Anadolu’ya giren Ruslar, Kafkaslar’dan sürdükleri veya öldürdükleri iki milyondan fazla Türk’ün yerine yerleştirerek, bölgedeki nüfus dengesini değiştirmek için, beraberlerinde yüz bin kadar Ermeni’yi de götürdüler, oralardaki Türk topraklarına yerleştirildiler. Öyle ki, bugün Ermenistan’ın başkenti bulunan Erivan’ın 1828’den önce nüfusunun %80’i Türk idi ve eski Türk Revan Hanlığı’nın devamı durumundaydı.
B. İNGİLİZLERİN ERMENİ POLİTİKASI
4 Haziran 1878’de imzalanan anlaşmaya göre Osmanlı Devleti Ermeniler için, İngiltere ile kararlaştıracağı ıslahatı yapacaktı.Aslında İngiltere Ermenileri değil, kendi çıkarlarını korumak için harekete geçmişti. Çünkü, Hem Hindistan yolu, hem de Trabzon-Erzurum-Doğu Beyazıd üzerinden İran’a giden yol, İngiltere için önemliydi. Çünkü, 1840’tan sonra Manchester’a yerleşen Ermeni tüccarlar, İngiltere’de üretilen pamuklu kumaşları İran ve Türkistan’a, bu yolu kullanarak pazarlıyorlardı. 1870’ten sonra İngiltere’de pamuklu stokları artınca, kriz ihtimali belirdi. İngilizler, satışlarını artırmak için, Anadolu’da Ermeni tüccarlarına sermaye yardımında bile bulunmuşlardı. İngilizlerin Ermenileri Van ve civarını işgale özendiren politikalarını Atatürk 1 Aralık 1920’de şöyle değerlendirmektedir: “Ermeniler Van ve Bitlis'i ele geçirince, Irak'taki İngilizlerle birleşeceklerinden dolayı bütün Yakındoğu'da İngilizlerin yeri çok sağlamlık kazanacaktır”.
İngilizlerin Ermeni politikasında güttükleri siyasetin başka nedenleri de bulunmaktadır. Alman kaynaklarına göre İngiltere, Mısır’ı ele geçirme planları yaparken, Balkanlar’da ve Küçük Asya’da huzursuzluklar çıkartarak diğer ülkelerin dikkatlerini buralara çekmek istiyordu. Avrupa kamuoyunu en iyi etkileyecek durumda olan da, Hıristiyan inanca sahip bir halkın Müslümanlara karşı ayaklanması olacaktı. Zaten Balkanlarda Rum, Sırp ve Bulgar ayaklanmaları sonuca ulaşmıştı.
Böylece sıra Anadolu Hıristiyanlarına gelmiş oluyordu. Bunun için de Ermeniler seçildi ve Avrupalı Devletlerin çıkarları doğrultusunda Şark Meselesi içinde bir Ermeni konusu da sokulmuş ve bu konu ilk kez uluslar arası anlaşmaların içerisinde yer almış oluyordu.
C. ALMANLARIN KONUYA YAKLAŞIMI
Stratejik ve psikolojik nedenlerin yanısıra ekonomik faaliyetlerinin ön plana çıkmaya başladığı Doğu Sorunu, Osmanlı Devleti’nin Almanlarla yakınlaşıp 1900 yılında Bağdat Demiryolunun yapımı için anlaşmasıyla siyasal açıdan daha değişik boyutlar kazandı.Bir yandan Araplar Türklere karşı kışkırtılıp,Devletin Türk ve Müslüman unsurları arasındaki birlik parçalanmak istenirken, öte yandan Doğu Anadolu’da Ermeniler sürekli tahrik edilmeye başlandı.Ayrıca Kürtler de kışkırtılmaktaydı.Böylece Osmanlı Devleti parçalanırken Doğu Anadolu da “Balkanlaştırılmış” olacaktı.
Almanlar, Ermeni konusunda İngiltere’nin politikasından rahatsız olmuş ve Osmanlı Devleti’ni desteklemiştir. Ancak bu desteğin en masum nedeni Almanların ekonomik çıkar hesapları olmuştur.
Ancak bir süre sonra Ermeniler konusunda batı dünyasında yapılan olumsuz propagandadan etkilendiklerini görüyoruz. Nitekim Alman İmparatoru II. Willhelm’e, annesinin “Bütün Hıristiyan ülkelerinin görevi, bu katliamda akan Hıristiyan kanının intikamını Türkiye’den almak olmalıdır” dediği, İmparator’un da bir rapor üzerine “Bu artık fazla oluyor. Zira onlar da Hıristiyan” biçiminde bir tepki gösterdiği bilinmektedir.
I. Dünya Savaşından sonra, Alman resmi tavrının da Türkiye aleyhine döndüğünü görüyoruz. Çünkü Batı basınında Ermeni tehcirini Alman Genelkurmayının tavsiye edip yönettiği yolunda haberler çıkmış; sözde Ermeni soykırımında Almanların da rolü olduğu yazılmıştı. Almanlar, bu psikoloji içerisinde savunmaya geçtiler ve hoş görünmek için Ermeni yanlısı politika izlemeye başladılar. Türk düşmanı ve bir Ermeni’yle evli Papaz Lepsius’a “Almanya ve Ermenistan 1914-1918” adlı, bilimsel olmayan taraflı bir kitap yazdırdılar. Bu kitap, ne yazık ki Almanya’da temel kitap olarak kabul edilmektedir.
Almanların değişen bu yanlı tavrına diğer bir örnek, Talat Paşa’nın bir Ermeni’nin saldırısıyla şehit edilmesinden sonra yaşananlardır. Mahkemeye, olayları bilen ve Türkiye’de yaşamış olan subaylar önce tanık olarak çağrılmış, sonra çağrılmayıp, olayları ancak duyanların tanıklığına başvurulmuştur. Bu duruma Türkiye’de görev yapan subaylar bile itiraz etmiş, ama katil serbest bırakılmıştır.(1970’lerde ABD’de iki diplomatımızı öldüren, Geroge YANIKYAN da sağlık nedenleriyle serbest kalacaktır!)
D. FRANSIZLARIN ERMENİ POLİTİKASI
Ermenilerle Fransızların ataları olan Franklar, Haçlı seferlerinden beri tanışıyorlardı. Ermeniler, Haçlı Seferlerine kılavuzluk ve lojistik desteği vermişlerdi. Bu seferler sırasında çok sayıda Frank asilzadesi ve şövalyeler, zengin Ermenilerin kızlarıyla evlenmişlerdir.Aslında Ermenilerin, Frankları yanlarında alıkoymak için kızlarını onlarla evlendirme politikası izlediklerini görüyoruz.Ayrıca Ermeniler Haçlı Seferleri sırasında onlara klavuzluk etmişler, at, yiyecek, konaklama vb. lojistik destek vermişler Türk kalelerinin ve kuvvetlerinin durumu hakkında bilgi vermişler, onlarla birlikte Türklere karşı savaşmışlardır. Hatta Klikya Baronu II. Revone, Papa III. Innocentus’a mektup yazarak katolikliğe geçtiğini bildirmiş, “Beni Türklerden kurtarın, bunlar şeytanın soyu, yeni bir haçlı seferi yollayın” diye ısrar ederek 4. Haçlı Seferinin yapılmasında pay sahibi olmuştur.
Fransızlar, Kilikya diye adlandırdıkları Çukurova bölgesini, Suriye’ye dahil görmekte ve burada ciddi ekonomik çıkarları bulunmakta idi.Çünkü, kendi dokuma sanayisi için gereken pamuk hammaddesini, özellikle Amerikan iç savaşı sırasında, sulu pamuk üretimi yapılan bereketli Çukurova topraklarından temin etmiş, hatta 1864’te Çukurova’da pamuk işleme fabrikası kurmuştur.
Bölgenin diğer zenginlikleri de Fransa için vazgeçilebilecek şeyler değildi. Bunu çok erken fark eden Fransızlar, Çukurova bölgesinin genel tarihini ve coğrafyasını araştırmışlar ve 1604’te de yayınlamışlardır.
Fransızlar, 1850’lerde Ermenilerin dil, kültür ve tarihleri ile ilgili araştırmalar yaptırıp, Kilikya Ermenistanı imajını oluşturmaya çalışmıştır. Fransız seyyahları, gerekli bilgileri toplamışlar; 17. yüzyıl başlarında Paris’te açılan Doğu Diller Okulundan bu yolda istifade etmişlerdir. Fransız misyonerleri de Erivan, Erzurum ve Bitlis’te, hem Ermenileri Katolikleştirmek hem de Osmanlı Devletine karşı kışkırtmak için faaliyette bulunmuşlardır.
Fransa Parlamentosunda Ermenilerin görüşme konusu olması da yeni değildir. 3 Kasım 1869’da, Ermenilerin bağımsızlığı konusu görüşülmüş, ancak, Başbakan Hanotaux, Ermenilerin bağımsızlığını kurulabileceği bir merkeze ve çoğunluğa sahip bulunmadıklarını bildirmiştir.
Kısaca ifade edebiliriz ki Fransızlar’ın Ermenilere ilgisi ve onlara ilişkin stratejileri oldukça eskidir. Bu ilginin başlıca nedeni de bölgenin pamuğu ve madenleridir.Bu evlenmeler de, belli ölçüde duygusal yakınlığa neden olmuştur.

Son Düzenleyen Misafir; 17-10-2005 @ 13:45.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 17-10-2005   #4 (mesaj-linki)
SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI (2) SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI (2)

III. ERMENİ İSYANLARI ve TEHCİR KONUSU
A. İSYANLARA GENEL BİR BAKIŞ
Yukarıda kısaca verildiği üzere Ermeniler, Emperyalist ülkelerin emelleri doğrultusunda kışkırtılmışlar; Osmanlı Devleti içerisindeki durumlarının iyileştirilmesi bahanesi ile örgütlenerek önce özerkliği, sonra da bağımsızlığı amaçlayan bir sürece sokulmuşlardı. Ruslar, bölgede kurulacak bir Ermeni Devleti vasıtasıyla Akdeniz’e inmeyi; İngilizler bunu önlemek için Ermenilerin kendi himayeleri altında kalmasını planlıyorlardı. Fransızlar da kendi çıkarları doğrultusunda ayrı maksatlarla Ermenilerle “ilgili” idiler. Böylece Ermeni sorunu “Ermenilerin sorunu” değil, başta “İngiltere, Rusya ve Fransa’nın kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdikleri bir sorun” halini almıştır.Ermeni isyanlarının da arkasında Rusya ve İngiltere’nin desteklediği HINÇAK ve TAŞNAKSUTYUN komiteleri bulunuyordu.
İşte İngiltere, Fransa ve Rusya’nın kendi çıkarları doğrultusundaki kışkırtma ve tahrikleri sonucu, Ermeniler, Türklere karşı bir isyan ve ihanet sürecine girmişlerdir.
1914-1918 yılları arasında Ermeniler, Diyarbakır, Sivas, Erzurum, Bitlis ve Van’da isyanlar çıkarmışlar ve büyük ölçüde Hamidiye Alaylarına süvari veren bu yöre halkına mezalimde bulunmuşlardı.
Bu isyanların geliştiği saha daha sonra, Cumhuriyet döneminde Şeyh Sait isyanı ve onu izleyen ayaklanmaların da gerçekleştiği bölge olacaktır.Çünkü mütareke yıllarına kadar, başta İngilizler olmak üzere Avrupalılar tarafından “Hıristiyan oldukları için kendilerini ellerinden tutmaya zorunlu hissettikleri Ermenileri katleden, vahşi bir topluluk” olarak görülen Kürtlerbu tarihten sonra sahiplenilmiş gibi gösterilerek, “Şark Meselesi”ne yeni bir boyut getirilmiştir.Tarihsel süreç içerisinde bu şekilde bir yaklaşım sergileyen Batının konuya bugünkü bakış açısı çok da değişmemiştir. Olaylar ve gelişmeler bunu gösteriyor.
Ermeniler tarafından çıkartılan 1888 Van ve 1890 Erzurum ayaklanmalarından sonra 1894 yılında Sasun’da büyük bir isyan başlatılmış ve Devlet sert önlemler almak durumunda kalmıştı. Ancak bu konudaki esas sıkıntı I. Dünya Savaşı sırasında yaşandı.
I. Dünya Savaşı başladığında silahlandırılan Ermeni birlikleri, Türkiye’nin savaştığı İtilaf Devletleri ile birleşerek, içeride bir cephe açmışlardır. Bu durumda konu, bir iç güvenlik, Devletin kendisini ve yurttaşlarını koruma sorunu haline gelmiştir. 17 Ağustos 1914’te Maraş’a bağlı Zeytun’da çıkan isyan Kayseri, Erzurum, Van ve Bitlis dolaylarındaki Ermenilerin de katılımı ile ciddi boyutlara ulaşmıştır.
İşte bu gelişmeler sonucu Devlet de halkın ve askerin güvenliğini sağlamak için 21 Mayıs 1915 tarihli Sevk ve İskân Kanunu çıkartarak uygulamaya koydu.Buna göre isyana katılan Ermeni çetecilerin daha güvenli bölgelere “tehcir” edilmişlerdir.
B. TEHCİR NE DEMEKTİR? UYGULAMA NASIL OLMUŞTUR?
“Tehcir” sözcüğü, Arapça kökenli olup, “bir yerden başka bir yere göç ettirmek” (immigration, émigration) anlamına gelir. Dikkat edilirse burada “sürgün etmek” (deportation) anlamı bulunmamaktadır. Batıda, zaman zaman sürgün anlamına gelecek (deportation, exil, banissement, proscription vb.) terimlerin kullanılıyor olması ya bilgisizlikten ya da siyasal amaçlı kasıttan kaynaklansa gerektir.
“Tehcir” 1948 tarihli Soykırım Suçunu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesinin 2. maddesindeki tanıma da girmemektedir. Ancak örneğin, Hitler Almanya’sında altı milyon Yahudi ile bir milyon çingenenin yok edildiği ırkçı eylemler tam anlamıyla bir soykırım (holocoust) örneği olarak kabul edilmektedir.
Ulusal Bağımsızlık Savaşı sonrası Lozan Barış görüşmelerinde Ermeniler, üç yüz bin Ermeninin öldürüldüğünü iddia etmişlerdir. Buraya giden Ermeni heyeti içerisinde Nradungiyan Gabriel Efendi, Osmanlı Devleti’nde Nafia (Bayındırlık) ve Hariciye (Dışişleri) Nazırlıkları (Bakanlık) yapmış, bir ara da Bahriye (Denizcilik) Nazırlığına da vekalet etmiş biridir. Devletin bu kadar üst makamlarına çıkartılmış olan birisi, Heyetle beraber Lozan’da toprak ve tazminat talep edebilmiştir. Ermeniler burada, üç yüz bin zayiatımız oldu derken, daha sonra yalanlarını iyice abartarak bir milyon, beş milyon Ermeni katledildi gibi iddialar ortaya atmışlardır.
Halbuki Avrupalılar bile o devirde Osmanlı ülkesinde yaşayan Ermenilerin tamamının 1.300.000 olduğunu söylüyorlar. Burada kendi iddia ettikleri üç yüz bin zayiat da 24 Nisanı anma olaylarında bir milyona, sonra bir buçuk milyona çıkartılmıştır. Bazı kaynaklarda beş milyona kadar yazanlar bile çıkmaktadır. Ancak bizzat Batılıların kaynaklarına göre 1914 yılında Osmanlı Devleti içerisinde 1.161.169 gregoryan ve 67.838 katolik olmak üzere toplam 1.229.007 Ermeni bulunuyordu.1897 sayımında bu rakam 1.042.374 idi. Bu sayıma kimse özellikle de Ermeniler itiraz edemez. Çünkü 1897-1903 yılları arasında Osmanlı İstatistik Umum İdaresi Müdürü Mığırdıç Sınabyan isimli bir Ermeni idi.Demek ki iddia edilen rakamların yalan olduğu buradan bellidir.Yapılan bilimsel araştırmalar ve eldeki veriler kesin olarak göstermektedir ki Osmanlı Devletinin yürüttüğü tehcir işlemi tamamen insancıl kaygılarla ve hukuksal kurallar çerçevesinde gerçekleşmiştir. O günkü teknolojide ve savaş ortamında elbette bazı güçlükler çıkması kaçınılmazdır.
Ancak, Devletin 7-8 bakanlığı sırf bu işle meşgul olmuş; Müslümanlardan başka Ermeni, Rum ve Yahudiler ile yabancı misyon temsilcilerinden oluşan komisyonlar kurarak kimlerin tehcire tabi tutulacağını, nerelere gönderileceğini, yolda ne gibi zorluklarla karşılaşacağını ve nasıl muhafaza edileceğini, hatta zarar görenlerin tazmininin nasıl olacağını bu komisyonlar eliyle kararlaştırıp uygulatmıştır.
Yol boyunca çoğu zaman askerlerin iaşe ve ilaçlarından yararlandıkları da bilinmektedir.Hatta ülkede ciddi sağlık problemlerinin yaşandığı bir dönemde, tehcire tabi gruplara birer doktor verilmesi yoluna bile gidilmiştir. Şimdi, soykırım yapılmış olsa, bunca insancıl önlem alınır mıydı? Eğer Ermeniler yok edilecek idiyse, bulundukları yerde bunu yapma şansı varken göç ettirme yoluna gidilir miydi? Elbette gidilmezdi.
Tarihe “Ermeni Tehciri” olarak geçen; yukarıda nedenleri ve uygulama aşamaları anlatılan bu yer değiştirme ve yerleştirme kararı uygulanırken, savaş ortamı, ailesi katledilenlerin zaman zaman önlenemeyen öfkeli ferdi davranışları, hastalık, doğa koşulları ve en önemlisi de Ermenilerin isyan halinin devamı gibi nedenlerle bazı kayıpların olması önlenememiştir. Ancak, bütün tarihi belge ve kayıtların açıkça ortaya koyduğu üzere, Ermenilerin katledilmesi asla söz konusu olmadığı gibi, baştan beri süregelen olaylarda ihanete uğrayıp öldürülen Türklerin sayısı, öldürüldüğü iddia edilen abartılı Ermeni sayıları ile bile kıyaslanamayacak kadar fazladır. Ayrıca tehcir kararı ile berber göç ettirilenlerin zarara uğramaması için alınacak önlemler de belirlenmiş, bu yolda uygulayıcılara emirler gönderilmiştir. Nitekim, göç sırasında askerlerin kendi ilaç ve yiyeceklerini, bu gruplarla paylaştığı ve azami özenin gösterildiği belgelerle sabittir.
Göç ettirme uygulaması sırasında bütün emir ve önlemlere karşın, kişisel kin ve acısı nedeniyle bile olsa yanlış uygulama yapan görevliler olmuşsa, tam bir hukuk devleti anlayışı içerisinde bu kimseleri Devlet yargılamış ve gerekli cezaları da vermiştir.
IV. ERMENİLERİN YAPTIĞI KATLİAMLAR
Türk-Ermeni ilişkilerinin kanlı olaylara dönüştüğü 1878 Berlin Antlaşmasından bu güne gelinceye kadar geçen 120 yılı aşkın dönemde Türklere yönelik Ermeni terörünü dört ana başlıkta inceleyebiliriz.
Birincisi emperyalist ülkelerin kışkırtmaları ile oluşturulan yapay Ermeni Sorunu çerçevesinde I. Dünya Savaşı öncesinde Türklere yapılan Ermeni suikastları, kundaklamalar ve isyan hareketleridir.
İkincisi, I. Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı yıllarında cephe gerisinde ihanet ettikleri Türk halkına Ermeni çetelerince yapılan hunhar katliamlardır.
Üçüncüsü, Lozan Konferansında umduklarını bulamayan Ermenilerin eski Osmanlı yöneticilerine karşı yürüttükleri cinayetlerdir.
Dördüncüsü 1970’lerin başından itibaren özellikle yurt dışındaki diplomatları hedef alan Ermeni terörüdür.
A. HALKA YAPTIKLARI KATLİAMLAR
Osmanlı Devleti içerisinde, büyük hak ve imtiyazlar içerisinde yaşayan Ermeniler, yukarıda anlatılan süreç içerisinde Devletin güçsüz dönemlerinde Müslüman halka ciddi saldırılarda bulunmuşlar ve katliamlara girişmişlerdir. Örneğin I. Dünya Savaşı sırasında Rus, İngiliz ve Fransız desteğindeki Ermenilerin yaptığı katliamlar ve soykırımda bir milyondan fazla Türkün hayatını kaybettiği tarih kayıtlarında mevcuttur..Diğer bir ifade ile Türklerin kaybı, Ermenilerin kaybı ile kıyaslanamayacak oranda fazladır. Dahası, Ermenilerin kaybı yol koşulları, hastalık, eşkıya ve yakınları katledilen insanların intikam saldırıları gibi nedenlerle olurken ve Devlet bunların önlenmesi için alınabilecek bütün önlemleri almışken, Türklerin kaybı, tarihe geçen inanılmaz vahşetler, katliamlar sonucu gerçekleşmiştir.
Örnek vermek gerekirse, Van soykırımından kurtulanların anlattıklarını içeren ve Van Belediye Başkanı ve Alay Komutanının imzasını taşıyan, İçişleri Bakanlığına gönderilmiş bir belgede, Rus kuvvetleri ile birleşen insan kasabı Ermenilerin girdikleri yerleri cesetten geçilmez halde bıraktıkları, kıymetli şeyleri yağmaladıkları, İslamiyet’e hakaret ederek cami ve medreseleri yağmaladıkları, Müslümanları katletmekten büyük zevk aldıkları, ahalinin burunlarını, kulaklarını, bacaklarını, kafalarını kesip karınlarını yardıkları, çocukları diri diri ateşe attıkları, bazılarının derilerini tulum çıkardıkları, kesik kafaları süngülere taktıkları, bazılarını kütük üzerinde doğradıkları, bir kısmını Mermid Çayına döktükleri, insanları kuyulara doldurdukları, kadın ve çocukları tandır damlarına doldurup yaktıkları, kadınlara anlatılamayacak tecavüzlerde bulundukları, direnenleri vahşi biçimde katlettikleri... belirtilmiştir.
B. OSMANLI DEVLET ADAMLARINA SUİKASTLER
Lozan Konferansında umduklarını bulamayan Ermeniler, bu kez de eski Osmanlı yöneticilerine karşı bir dizi suikasta girişmişlerdir. Aslında Ermeni siyasi cinayetleri Padişah II. Abdulhamit’i bombalama girişimleri ile başlar. Sonra Osmanlı Bankası olayı vardır. Nihayet Lozan konferansında azınlıklar başlığı altında ele alınan ermeni konusundan eli boş dönmeleri sonucu, Osmanlı Döneminde yüksek yöneticilik yapmış bazı kimselere karşı suikastlara girişmişler ve bu cinayetlerde Talat, Cemal, Sait Paşalarla, Bahattin Şakir ve Cemal Azmi Beyler şehit olmuşlardır. Bilindiği gibi bu insanlar o günün bakan, başbakan düzeyinde üst yöneticilik yapmış Osmanlı devlet adamlarıdır.idi.
C.ERMENİLERİN BİRBİRLERİNE YAPTIKLARI SUİKASTLER
Komitacı Ermeniler sadece Türkleri katliama tabi tutmakla kalmamış, aynı zamanda durumlarından şüphelendikleri ve Türklerin tarafını tuttuğunu düşündükleri Ermenilere de çeşitli zulümler yapmışlardır.
1890 Temmuzundaki Kumkapı gösterisinden sonra Hınçak Komitesi, durumlarından şüphelendiği, hükümet taraftarı kabul ettiği Ermenilere suikastlar uygulamaya başlamıştır.
Avukat Haçik, 15 yaşında Armenak adında bir Ermeni tarafından öldürülmüştür.
Gedikpaşa Kilisesi vaizi Dacad Vartabet, parçalanmıştır.
Ruhani Meclis'e üye seçilen Mampre Vartabet, hükümete ajanlık ettiği için suikasta uğramış ve yaralanmıştır.
Patrik Aşıkyan'ın komitenin planlarını hükümete haber vermiş olmasından şüphe edilmiş, bu sebeple, komite tarafından kur'a ile görevlendirilen Diyarbakırlı Agop adında bir Ermeni genci tarafından 28 Mart 1894 günü kendisine patrikhane kilisesinde bir suikast yapılmıştır. Suikastçının kullandığı Karadağ tabancası bozuk olduğu için ateş almamış, genç Ermeni tutuklanmıştır.
10 Mayıs 1894'te Hınçak Komitesi; Aşıkyan'ın arkadaşı kabul ettikleri Simon Maksut'a, Galata'da Havyar Hanı önünde iki komiteci vasıtasıyla suikast yaptırmışlardır.
Bu suikastlar hakkında Fransız elçisi Mösyö Cambon, 27 Mart 1894 tarihinde Fransa Dışişleri Bakanlığı'na şu bilgiyi vermiştir: “..Kendisini öldürmeye teşebbüs eden Van'lı Ermeni hamalları, Kürtlerden, Türk memurlardan Van'da çok sıkıntı çekmiş kimselerdir.
Siyasi bir cinayet karşısında bulunduğumuz şüphesizdir. Katiller, Ermeni komiteleri tarafından yazılmış belge ve mektupları taşıyorlardı. Kendileri Levon adında biri tarafından para verilmek suretiyle bu iş için tutulmuş olduklarını kabul etmişlerdir. Bunlara silah vermek suretiyle komiteler, patriğe yapılan suikasttan sonra Türk dostu olan, milli davaya ihanet etmekle suçladıkları yüksek Ermeni sınıflarına mensup kimselere karşı bu suretle bir uyarıda bulunmak istemişlerdir.
Ermenilerin Ermenilere zulümleri sadece suikastlardan ibaret değildir. İsyanlar için para teminine çalışan Ermeni komitecileri, çok sayıda Ermeni vatandaşını soymuşlardır. Nitekim mütarekede büyük rol oynamış meşhur Pantikyan'ın asıl adı Rezi Yalkın olan M. Sıfır'a verdiği şu bilgi son derece çarpıcıdır:
"Şu ciheti bilhassa tebarüz ettirmek isterim ki, o sıralarda Anadolu'nun muhtelif mıntıkalarında yapılan isyan hareketlerine mukabele olmak üzere Kürt ve Türklerin yaptıkları baskınlarda, Ermenilerin maruz olduğu maddi zayiat nispeti, Hınçakların İstanbul'da yaptıkları bu soygunculukta ele geçirdikleri servetler yekununun, emin olunuz ki, yüzde birini bile tutmayacak kadar azdı. Komitacılar, İstanbul Ermenilerini o kadar insafsızca soymuşlardı. Birçok zenginleri on paraya muhtaç bir vaziyete sokmuşlardı.
V. ATATÜRK’ÜN ERMENİ SORUNUNA İLİŞKİN BAZI DEĞERLENDİRMELERİ
Türk ulusunu içine düşürüldüğü vahim durumdan kurtaran ve ona önderlik eden M. Kemal ATATÜRK, bu süreçteki olayları anlattığı eseri NUTUK’ta Ermeni sorununa da değinmekte ve konuyu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Atatürk, bizim saptamamıza göre, Nutuk’ta 40’ın üzerinde yerde bu konuya ilişkin bilgi, belge ve değerlendirme vermiştir.
Mustafa Kemal (ATATÜRK), Ermenileri kullanarak Türk milletinin karşı karşıya bırakılmak istendiği oyunu (6 Temmuz 1919’da) şöyle özetlemektedir: “Devlet ve milletimizin parçalanması ve Ermeni ve Yunan esaretine düşülmesi söz konusudur. Altı yüz elli sene efendilik eden bir milletin köle mevkiine düşmesi kolay bir hadise değildir.” Gene (21 Eylül 1919’da) “Ermenilere hiçbir kötü kastımız yoktur. Bilakis onların her türlü tabiiyet haklarına tamamen riayetkarız. Bunun aksi olarak yayınlar, düzmeceden ve İngilizlerin aldatmacasından ibarettir.”demektedir.
Atatürk 29 Ocak 1920’de “Maraş'ta, Fransız ve Ermeniler tarafından Müslümanların katliamı, insanlığı dehşete düşürecek şekilde devam ettiğini” bildirmiş; 8 Şubat 1920’de de “On yedi günden beri Maraş'ta cereyan eden feci ve kanlı vakalara nihayet verilmesi hakkında, medeniyet ve insanlık aleminin duyup öğrenmesi için yükseltilen feryat ve acının yankılanacak bir yer bulmadığı, hala bu vahşetin devamıyla sabit oluyor” diyerek Türklere karşı girişilen katliamlara sessiz kalınmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir.
Atatürk, ülkenin dörtbir yanından gelen Ermenilerin Türklere yaptıkları zulümleri de büyük üzüntülerle anlatmaktadır Örneğin “10/11 Şubat 1920’de “Adana'da heyecan ve asabiyet ziyadeleşmiştir. Ermeniler, kilise ve mekteplerde sık sık toplanmaktadırlar. İnekler ve Bahçe Ermenileri, Güller ve Zencirli İslam köylerini yağmalamış ve ahalisini pek vahşiyane katliam etmişlerdir”diyor. 14 Şubat 1920’de “Medeniyet maskesine gizlenen Fransızlar ve onların öncüsü olan Ermeniler, Urfa ve havalisinde İslam ahali hakkında zalimane katliamlara başlamışlardır” diyor.
“Tarihte emsali görülmemiş olan bu vahşetin faili Ermeniler olup, Müslümanlar ancak namus ve hayatlarını muhafaza kaydıyla mukavemet ve müdafaada bulunmuşlardır” diye konunun özünü ortaya koyan Atatürk “Şu halde Ermenilerin intikam fikri ve tecavüzleri neticesi meydana gelmiş bazı vakalar var ise, bunların mesuliyeti milletimize değil bizzat Ermeni milletine ve onun tahrikçilerine ait olmak lazım gelir” sözleriyle de asıl suçluları işaret etmektedir. Atatürk “Bir uydurma Ermeni kırımı meselesi ve tüm dünyayı aldatmak için yaratılan bu kin ve hırs ürünü propagandaların niteliği hakkında uygarlık ve insanlık dünyasının bir kere daha aydınlatılması ve bu suretle haksızlığa uğramış Türk ulusunun iğrenç ve alçakça bir suçlamadan arındırılması” gerektiğini 7 Mart 1920’de ifade etmiştir.
Atatürk, bu konuda ortaya açık deliller ve şahitler de koymuştur. Örneğin 13 Mart tarihli Times gazetesinde yer alan bir habere atıfla Lord Curzon’un Avam Kamarasında irad ettiği nutukta Ermenilere dair “Bana öyle geliyor ki siz Ermenileri sekiz yaşında pek temiz ve masum bir kız gibi zannediyorsunuz. Bunda pek yanılıyorsunuz. Zira Ermeniler bilhassa son harekatı vahşiyaneleri ile ne derecelere kadar hunhar bir millet olduklarını bizzat kendileri ispat eylemişlerdir” dediğini hatırlatmaktadır. “Türkler tarafından Ermeniler aleyhinde katliam, uydurulmuş rivayetler ve daha önce yayılmış bir takım yalan ve iftiralardan ibarettir. Bunların kat'iyyen doğru olmadığına emniyet edebilirsiniz. Bu hakikatın belgelendirilmesi için tarafsız heyetlerin memleketimizde kemal-i serbesti ile icra-yı tahkikat eylemelerini memnuniyetle kabul ederiz. Bu meseleye dair Ermenistan'daki Yakın Doğu Amerika yardım heyetleri tarafından verilen en son raporların okunmasını tavsiye eyleriz” sözleriyle de Atatürk isteyen yabancıları konuyu yerinde incelemek üzere ülkeye çağırmış ve Bizzat batılı heyetlerin Ermenilerin yaptıkları vahşet hakkında verdikleri raporları da delil göstermiştir.
“Sivas'ta benle görüşmüş olan, bilahare bu bölgeleri ziyaret eden ve buralarda Ermeni çetelerinin davranışları hususunda mufassal müşahadelerde bulunarak daha sonra kendisine bu konuda anlatmış olduğum şeylerin doğru olduğunu bana yazmış bulunan Amerikan Generali Harbord Amerikan Umumi efkarının kendisinden faydalı bilgi temin edebileceği bir şahidimizdir.” Diyerek kişi adları da vermektedir.
“Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı.” sözleriyle gayet mantıki bir delili de ortaya koyan Atatürk, “İngiltere'nin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda'ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz” sözleriyle de Avrupalı Devletlere kendi yaptıkları yanlış icraatları da diplomatik bir dille hatırlatmaktadır. (26 Şubat 1921)
Bilindiği üzere aslen Karamanlı olan ve milli mücadelede Atatürk’ün yanında yer alan Kâzım Karabekir Paşa’nın hatıraları da Ermenilerin Türklere yaptıkları zulümlerle doludur. Milli mücadelenin nasıl emperyalistlerin maşası durumundaki Yunanlılarla yaşanmış bir batı cephesi varsa gene aynı konumdaki Ermenilerle de doğu cephesi yaşanmıştır. Girişilen mücadele sonucu Ermenilerle Kars Anlaşması yapılmış ve Atatürk’ün ifadesiyle “Ermeni sorunu denilen ve Ermeni milletinin gerçek olmayan isteklerinden çok, dünya kapitalistlerinin ekonomik yararlarına göre çözülmek istenilen sorun, Kars antlaşması ile, en doğru şekilde çözüme ulaştırılmış”oluyordu.

.

Son Düzenleyen Misafir; 17-10-2005 @ 13:53.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 17-10-2005   #5 (mesaj-linki)
SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI (3) SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI (3)

VI. Cumhuriyet Döneminde Ermeni Terörü Kronolojisi
Ermeniler Cumhuriyet döneminde de Türk karşıtı faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Kıbrıs Barış Harekatının hemen sonrasında Türkiye’nin uluslararası arenada yalnız bırakılmak istendiği bir dönemde terör örgütleri ASALA’yı kurmuşlar ve 1970’lerin başından itibaren özellikle yurt dışındaki diplomatları hedef alan Ermeni terörünü başlatmışlardır. Ermenilerin terör konusunda profesyonelleştikleri ve uluslararası terör örgütleri ile işbirliği içerisinde çalıştıkları da bilinen bir gerçektir.
Bu çerçevede PKK terör örgütü ile de sıkı işbirliği içerisinde olmuşlardır. Bu işbirliği 6 Nisan 1980 yılında Lübnan’ın Sedan kentinde ASALA ile PKK’nın işbirliği anlaşması ile de sabittir. Bu anlaşma sonrası ASALA Türkiye’deki terör eylemlerini PKK’ya bırakmış, kendisi de Karabağ’a kaymıştır. PKK’nın eylemlerinin 1984’te Eruh ve Şemdinli’de başlatıldığını biliyoruz. Ayrıca PKK’nın üst düzey yöneticileri içerisinde Ermenilerin bulunduğu, bazı militanların da Suriye Ermenilerinden çıktığı basında zaman zaman yer alan olaylardır.Bir başka çarpıcı kanıt, sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısını protesto etmek için 19 Haziran1998 Cumartesi günü Fransa’da gösteri düzenleyen Türklere saldırı düzenleyip 18 kişiyi yaralayanların, PKK militanı olmalarıdır.
Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980'li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Nitekim, bölücü terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini "Kızıl Hafta" olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantılar yapmaya başlamıştır. 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan'ın Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütleri ortak basın toplantısı düzenlemişler ve toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlamışlardır. Ancak bu olayın tepki çekmesi üzerine ilişkilerin illegal alanda gizli olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Bölücü terörist Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından "Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı" onur üyeliğine seçilmiştir.
1970’lerin başından günümüze kadar Ermeni terörünün doğrudan hedef seçtiği kişiler ve olaylar kronolojik sıralamasına göre şöyledir:
27 Ocak 1973: Ermeni terör zincirinin ilk halkası, ABD’nin Santa Barbara kentinde, bir Amerikan vatandaşı olan Ermeni Georgeu Yanikian’ın, kayıp sanat tablolarını vermek bahanesiyle iki Türk diplomatını çay içmeye davet ederek öldürmesiyle başladı. Başkonsolos Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir, hiç şüphe duymadan kabul ettikleri davette yaşamlarını yitirirken, Ermeni terörist yaşam boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ancak, sağlık nedenleriyle serbest bırakıldı.
22 Ekim 1975: Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Daniş Tunalıgil, üç Ermeni teröristin düzenlediği suikastta şehit oldu. Suikastı ASALA adlı Ermeni terör örgütü üstlendi.
24 Ekim 1975: Ermeni terörü, Viyana Büyükelçisi Tunalıgil’in ölümünden sonra, yeni hedefini Avrupa’nın başka bir kentinde, Paris’te seçti. Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Erez ve şoförü Talip Yener, yine ASALA’nın üstlendiği bir suikastte şehit oldular.
16 Şubat 1976: Türkiye’nin Beyrut Büyükelçilği’nde Başkatip olarak görev yapan Oktar Cirit, terörist örgüt ASALA’nın üstlendiği bir suikastte yaşamını yitirdi.
9 Haziran 1977: Türkiye’nin Vatikan Büyükelçisi Taha Carım, Ermeni teröristlerinin saldırısında şehit düştü.
4 Ekim 1977: Ermeni terörünün hedef listesinde sadece Türk diplomatları ve vatandaşları yoktu. ABD’nin Los Angeles kentindeki bir üniversitede, Osmanlı Tarihi dersi veren ve aynı zamanda "Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye’nin Tarihi" adında iki ciltlik eser yayınlamış olan Profesör Stanford Shaw’un evinin önünde bir bomba patladı. Korkutmak amacıyla düzenlendiği sanılan bombalı saldırının sorumluluğunu bu kez "Ermeni 28 Grubu" adındaki terör örgütü üstlendi.
2 Haziran 1978: Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Zeki Kuneralp’ın otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu, araçta bulunan Büyükelçi’nin Eşi Necla Kuneralp ve emekli Büyükelçi Beşir Balcıoğlu yaşamlarını yitirdiler. Otomobildeki patlamada yaralanan İspanyol kuaför Antonio Torres de kaldırıldığı hastanede öldü. Saldırıyı yine Ermeni terör örgütleri üstlendi.
12 Ekim 1979: Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Özdemir Benler’in oğlu Ahmed Benler, Ermeni teröristler tarafından sokak ortasında öldürüldü. Saldırganlar kaçtılar.
22 Aralık 1979: Türkiye’nin Paris Büyükelçiliği’nde Turizm Müşaviri olarak görev yapan Yılmaz Çolpan, yine sokak ortasında uğradığı bir saldırıda öldü. Birçok Ermeni terör örgütü saldırıyı üstlenmek için birbiriyle yarıştı.
18 Şubat 1980: İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenen iki bombalı saldırıda, Lufthansa, El-Al ve Swissair havayolları şirketlerinin büroları hasar gördü. Saldırının sorumluluğunu Ermeni terör örgütü Asala üstlendi. Asala, saldırıları üç gerekçeye bağladı: "İsviçre’nin Ermenilere karşı baskıcı politikaları, Almanya’nın (Türk Faşizmi)ni desteklemesi ve Musevilerin siyonist olması"
10 Mart 1980: İtalya’da, THY’nin ve Türk Turizm Ofisi’nin Roma bürolarına yapılan bombalı saldırıda iki İtalyan ölürken, 14 kişi de yaralandı. Saldırıyı, Ermenistan Gizli Ordusu İçin Yeni Ermeni Direnişi adlı örgüt üstlendi.
31 Temmuz 1980: Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği’nde görev yapan İdari Ataşe Galip Özmen ve ailesi, Ermeni teröristlerin silahlı saldırısına uğradı. Büyükelçi ve kızı Neslihan Özmen ölürken, eşi ve oğlu da ağır yaralandı. Saldırının sorumluluğunu Ermeni terör örgütü Asala üstlendi.
17 Aralık 1980: Türkiye’nin Sidney Büyükelçiliği’nde görev yepen Başkonsolos Şarık Arıyak ve güvenlik görevlisi Engin Sever, iki Ermeni terörist tarafından öldürüldü. Saldırıyı bir Ermeni örgütü üstlendi.
4 Mart 1981: İki terörist Paris’ta görev yapmakta olan Türk diplomatları Reşat Moralı, Tecelli Arı ve İlkay Karakoç’a ateş açtılar. Morali ve Karakoç bir kafeye kaçmaya çalışmalarına rağmen, kafe sahibinin izin vermemesi nedeniyle başarılı olamadı. Karakoç saldırıdan kurtulurken, Moralı ve Arı hayatlarını kaybettiler. Saldırıyı, Ermeni terör örgütü Asala’ya bağlı bir grup üstlendi.
9 Haziran 1981: Türkiye’nin Cenevre Büyükelçiliği’nde sekreterlik yapan M.Savaş Yergüz, Asala militanı Madiaros Jamgotchian tarafından öldürüldü.
24 Eylül 1981: Dört Ermeni terörist, Türkiye’nin Paris Konsolosluğu’nu basarak, 56 kişiyi rehin aldılar. Yaraladıkları güvenlik görevlisi Cemal Özen yaşamını yitirdi.
28 Ocak 1982: Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan, işe giderken, biri 19 yaşında olan iki Ermeni terörist tarafından öldürüldü. Küçük yaştaki terörist yakalanarak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
4 Mayıs 1982: Türkiye’nin Boston Fahri Başkonsolosu Orhan Gündüz, Ermeni teröristlerin fahri konsolosluk görevini bırakması yönündeki tehditlerine uymadığı için öldürüldü.
7 Haziran 1982: Türkiye’nin Lizbon Büyükelçiliği’nde görev yapan İdari Ataşe Erkut Akbay ve eşi Nadide Akbay, evlerinin önünde Ermeni teröristler tarafından öldürüldü.
27 Ağustos 1982: Ottowa Askeri Ataşesi Albay Atilla Altıkat, arabasında Ermeni teröristlerce öldürüldü.
9 Eylül 1982: Türkiye’nin Burgaz Konsolosluğu İdari Ataşesi Bora Süelkan, evinin önünde öldürüldü.
9 Mart 1983: Türkiye’nin Belgrad Büyükelçisi Galip Balkar, kent ortasında öldürüldü. Kaçmak isteyen teröristlerden birisi halka ateş açarken, genç bir öğrencinin ölümüne sebep oldu. Saldırıyı terör örgütü Asala’nın Belgrad’daki kolu üstlendi.
14 Temmuz 1983: Ermeni teröristler, Türkiye’nin Brüksel Büyükelçiliği’nde görev yapan İdari Ataşesi Dursun Aksoy’u öldürdü.
15 Temmuz 1983: Suikasttan bir gün sonra Paris Orly havaalanındaki THY bürosu önünde patlayan bomba, 8 kişinin ölümüne, 60’dan fazla kişinin de yaralanmasına yol açtı. Saldırının sorumluluğunu Ermeni terör örgütü Asala üstlendi.
27 Temmuz 1983: Türkiye’nin Lizbon Büyükelçiliği’ni ele geçirmeye çalışan 5 Ermeni terörist, Büyükelçilik ikametgahını basarak, Müsteşar Yurtsev Mıhçıoğlu ile ailesini rehin aldı. Teröristler tarafından yerleştirilen bombaların patlaması sonucu Müsteşar’ın eşi Cahide Mıhçıoğlu yaşamını yitirdi.
28 Nisan 1984: İki Ermeni terörist, Türk Büyükelçiliği’nde görev yapan Sekreter Işık Yönder’i Tahran’da öldürdüler. Mart ayının sonundan itibaren Türk diplomatlarına karşı başlayan seri saldırılar ve tehditler çerçevesinde dönemin Başbakanı Turgut Özal da Ermeni teröristler tarafından Tahran’a gitmemesi yönünde tehdit edildi.
20 Haziran 1984: Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Erdoğan Özen, Ermeni teröristler tarafından arabasına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu yaşamını yitirdi.
19 Kasım 1984: Viyana’da görev yapan uluslararası memur Enver Ergun, işe giderken Ermeni teröristlerin açtığı ateş sonucu öldü.
7 Ekim 1991: Basın Müşavir Yardımcısı Çetin Görgü (Atina)
11 Aralık 1993: İdari Ataşe Çağlar Yücel (Bağdat)
4 Haziran 1994: Müsteşar Haluk Sipahioğlu (Atina) şehit edilmişlerdir.
Toplam 31 olayda 46 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. Terör olaylarının hiçbirisi tasvip edilemez ama, özellikle 27 Ocak 1973’te çay içmeye çağırdığı iki Türk diplomatını öldüren Ermeni Georgeu YANİKİAN’ın planı, tarihte cephe gerisinde isyan çıkartarak masum insanları katleden ve yüzyıllarca en imtiyazlı biçimde yaşadıkları Türk toplumuna ihanet etmeleri ile aynı karakteri taşımaktadır.
VII. SONUÇ
Ermeniler Türklerin yönetiminde huzur, refah ve itibar içerisinde yaşamışlar ve en üst düzey görevlerde bulunmuşlardır. Bu elbette ki, Türklerin insancıl ve yüksek yönetim anlayışlarının bir sonucudur. Ermenilerin 1800’lü yıllarda, emperyalist güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda kışkırtmalarına kadar Osmanlı Devletinin sadık vatandaşları olarak kaldıklarını ve bir dönem de, tebaa-yı sadıka olarak adlandırıldıklarını görüyoruz.
Devletin zayıflaması, Rus, İngiliz ve Fransızların kışkırtmaları sonucu bir ihanet sürecine giren Ermeniler’e karşı Osmanlı Devleti, hem kendisini hem de Türk vatandaşlarını korumak için yapması gerekeni yapmış ve önlemler almıştır.
Bu sırada bir soykırım söz konusu olmadığı gibi tam tersine Türk unsurun ciddi kayıpları bulunmaktadır. Onun için, yapay olarak ortaya konan sözde soykırım iddiaları yalandır, bilimsel olarak da geçerli değildir. Nitekim, bu güne kadar bulunan toplu mezarların tamamı, hunharca katledilmiş Türklere ait cesetlerle doludur.
Tarihte emperyalistlerin ortaya çıkardığı Ermeni Sorunu, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerinin seyrine ve konjonktüre bağlı olarak gündeme getirilmektedir. Bundan sonra da böyle olacaktır. Biz yeni bir devletiz konu bizi ilgilendirmez gibi bir yaklaşım doğru olmadığı gibi yeterli ve geçerli de değildir. Konu bilimsel ve tarihsel gerçeklikler üzerinde ele alınmalı ve doğrular sürekli anlatılmalıdır.
Milli birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz sürece, Atatürk ilkeleri doğrultusunda çağdaş ve güçlü Türkiye’nin karşısına bu ve benzer sorunlar getirilemeyecektir. Onun için bize düşen, milli birlik ve beraberliğimizi daima korumak ve Devletimizi güçlü tutmaktır. Bunun için de, Atatürk’ün ifadesiyle “Bizim hiçbir şeye ihtiyacımız yok, tek bir şeye ihtiyacımız var: O da çalışmaktır.”

Son Düzenleyen Misafir; 17-10-2005 @ 14:00.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 15 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
almanyada zengin ermeniler, doğu ermeni soykırmı, ermeni soykırımı görüntüleri, ermeni soykırımı hakkında bilgi, ermeniler tarafından öldürülen türk diplomatları, ermenilerin bitlis te yaptıkları zulümler, ingilterede ermeni soykirim toplantisi tarihleri, istiklal savaşında ortadoks çetelerini yaptıkları, kibris vahşet görüntüleri, osmanlı devletinde milliyetçilik ayaklanmaları, rusların yaptıkları zulümler, siverek ermenileri, sultan melikşah zamanında büyük selçuklular nerelere egemen olmuşlardır, sırpların soykırım görüntüleri, türklere yapılan ermeni zulümü,
Konu Araçları

Soykırım Saçmalığına SON..! (Sözde Ermeni Soykırımı) Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Türkçe RAP MP3/Video Klip İndirebileceğiniz Adresler Blue Blood Türkçe RAP/Hip-Hop Underground 27 2 Gün Önce 05:11
Diyarbakır kompetankedi Türkiye'nin İlleri 60 1 Hafta Önce 04:36
Dünyada ve Türkiye'de Ekonomi Gündemi, Güncel Haberler AreX Ekonomi 500 1 Hafta Önce 09:24
Hz. Muhammed (S.A.V.)'in Hayatı ThinkerBeLL Müslümanlık/İslamiyet 26 12-06-2008 17:07
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 18:30Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.13759089 saniyede (51.71% PHP - 48.29% MySQL) 9 sorgu ile oluşturuldu
Top Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun ~ MaviKaranlik.com Have Fun @ MsXLabs! Designed by LC aka NeutralizeR