PC Görünümü Üye Ol
Forum Ana Sayfa
Soru-Cevap > İnsanlar toplu halde yaşamaya niçin ihtiyaç duyarlar?
1 2
«Önceki KonuSonraki Konu»
Ziyaretçi12:53, 8 Kasım 2008 
insanlar topluluk halinde yaşamaya niçin ihtiyaç duyarlar
En iyi cevap BrookLyn tarafından gönderildi

İnsanların Toplu Halde Yaşamasının Anlamı

Toplu yaşam kelimesine dikkat edersek, onu küresel yaşam olarak yorumlamamız, daha doğrusu öyle olduğunu görmemiz, anlamamız doğaldır. Toplu yaşam, varlıkların belirli bir mekan ve zaman dilimi içerisinde bir arada veya birlikte bulunmalarından ibaret değildir. Toplu yaşamanın grafik ifadesi, genişleyen hareketli bir küre içerisinde bulunan çeşitli varlıkların birbirlerine çok yönlü sayısız tesirler göndermesi olarak algılanmalıdır.

Gönderilen bu tesirler hedeflerinden, yani isabet ettiği varlıklardan kabaca dört şekilde karşılık bulur:

1. Büyük ölçüde emilir/soğrulur. Beyaz ışığın siyah mat zemine ulaştığında gözlemlenen durum gibi.
2. Aynen geri yansıtılır. Aynadan geri yansıyan beyaz ışık gibi.
3. Kısmen emilir, kısmen yansıtılır. Beyaz ışığın, mesela sadece kırmızı rengi yansıtan bir zemine verdiği kırmızı renk gibi.
4. Tesirin şiddeti azaltılarak yansıtılır. Ayın güneş ışığını dünyaya yansıtması gibi.

Işıktan örnek verişimin nedeni, anlayışı gözlemle güçlendirmek isteğidir. Ruhsal tesirin şüphesiz
kendine özgü başka özellikleri vardır. Asıl konumuzu ilgilendiren, ruh varlıklarının; beden araçlarını ve dünyanın fizik ortamını kullanarak birbirlerine karşı yaptıkları toplu tesir etkinlikleridir.
Gözlemlenen her faaliyet, ruh varlığının çeşitli araçlar kullanarak, kendi düzenlediği amaçlar doğrultusunda kendi tesirlerini çeşitli doz ve kalitelerde yayınlamasının sonuçları olarak karşımıza çıkar. Bu ruhsal tesir yayını belirli bir hedefe veya hedeflere yönelik olabileceği gibi, çok amaçlı ve yaygın nitelikli de olabilir. Maddeler arasından uyarlanarak verilebildiği gibi, maddelerden yansıtılarak da verilebilir. Yoğunluğu, şiddeti ve kalitesindeki sonsuz değişim imkanlarıyla ruh varlığının amacına uygun olarak düzenlenir.

Dünyada yaşayan insan, ister bir topluluk içinde bulunsun, ister kendini yalnız olarak kabul etsin, bu anlatmaya çalıştığımız tesirlerin, kendisi ve çevresi üzerinde yaptığı değişiklikleri gözlemlemek ve izlemekle; bazen isteyip hoşlandığı, bazen istemeyip acı ve sıkıntı duyduğu ruh hallerini yaşar. Bu adeta doğal bir yaşam rejimidir.

Öyle bir rejim ki; öğretme, tanıtma, uyarma, yol gösterme, beceri kazandırma görevlerini kesintisiz sürdürürken, muhatap olan varlıkların ruhsal tekamül ihtiyaçları doğrultusunda sürekli değişimler de gösterir. O rejim, Ruhsal İdare Mekanizmasının; beşeriyetin yüksek toplu tekamül ihtiyaçlarını karşılayacak araçları ve ortamı, yüksek rehberlik vazifesinin icaplarına uygun halde bulundurmak hususunda sarf ettiği çabaların görünen ürünleridir. İşte onun için biz, “Dünya Okulu” deyimini kullanırız. Bu okulun ilkelerinden en önemlisi, öğrenme ve uyum sağlama çabasını toplu halde göstermektir.

Sayısız sınıflara ve niteliklere bağlı varlıklar birbirlerini etkileyerek hepsi bir arada ve birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma hali içinde bu süreçten geçmektedirler. Yürüyebilecekleri yollar, geçirebilecekleri deneyim ve sınavlar çeşitlilik ve sayısal değer olarak bizler için sınırsızdır.
Ruhsal İdare Mekanizması bir kısım varlıklara rehberlik hizmeti verebilmek için, diğer bir kısım varlıkları araç olarak kullanır.

Dünyada bedenlenen varlıkların her biri kendi hayat planının ve bağlı olduğu tekamül planının icaplarına uygun şartlar içerisinde bu deneyim, öğrenim ve sınav sürecini çeşitli hayatlar yaşayarak geçirmiş olurlar. Bu yaşamlar pek çok seçenekleri bir arada o varlıklara sunar. İşte insan hür ve serbest iradesiyle o seçeneklerden bazılarını kullanır. Ama nasıl kullanır? İşte en önemli sorulardan biri budur. Cevabını vermeye çalışalım:
Dünya hayatını yaşamakta olan insan, karar verip uygulama yapmayı icap ettiren haller karşısında, çoğu zaman eksik bilgi ve deneyimle hareket etmek zorunda kalır. Bu, bir sorunla karşılaşacağını çoğu zaman daha önceden bilemediği ve sorun ortaya çıktıktan sonra da gerekli bilgiyi arayıp bulacak zamanı olmadığı için böyle olur. Onun için insan Dünyada seçme özgürlüğünü kullanırken deneme yanılma metodu ile ilerlemektedir. Böylece çeşitli uygulamalarla sağlam bilgiye yavaş yavaş kavuşur. Fakat bilginin sınırı yoktur.

İşte bu süreç içerisinde insan, evrensel bir yasanın dünya şartlarındaki uygulamasını yapar. Bu yasa, “Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası”dır.

Bu yasa, hayatın hem ruhsal, hem de maddesel yönlerinde çalışır. İnsan bu sistemden bazen bilerek, anlayarak, bazen de farkında olmadan yararlanır.

İnsan varlığı bilgi eksikliğinden dolayı karşılaştığı acılar, güçlükler ve sıkıntılardan kurtulmak için
çevresindekilerden yardım ister. Bildiğini zannettiği fakat aslında işe yarar bir bilgisi olmadığı zamanlarda, eğer maddi birtakım hazlar içerisinde ise, yardım istemek lüzumunu hissetmediği gibi, teklif edilen yardımları da gereksiz, hatta kendisine aşağılama olarak algılaması nedeniyle kabul etmez. Kendine güvenmek iyidir ama, bunun hem bir sınırı, hem de gözetilmesi gereken yeri ve zamanı vardır. Hatırlamak gerekir ki, en iyi öğretici kendi hatalarımızı görebilmektir.
Toplu halde yaşamanın en verimli pratik anlamı, Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası’nın Dünya şartlarında uygulanmasıdır. Bu uygulamalarla, Dünya’da yaşamakta olan bütün varlıklar, Ruhsal İdare Mekanizması’nın gözetim ve yönetimi altında, tekamül imkanlarını insan varlığının elinden paylaşırlar.
Bu uygulamalarla insan; kendisinin ve çevresindeki varlıkların, maddeler üzerindeki bilgili ve şuurlu etkinliğini, İlahi Yasalar ve Ruhsal Planların düzenlediği icaplar çerçevesi içinde artırmakta ve bu yolla ruhsal ve maddesel tekamüle hizmet etmektedir
Benzer Konular:
Etiketler:
Cevap
BrookLyn13:02, 8 Kasım 2008 
İnsanların Toplu Halde Yaşamasının Anlamı

Toplu yaşam kelimesine dikkat edersek, onu küresel yaşam olarak yorumlamamız, daha doğrusu öyle olduğunu görmemiz, anlamamız doğaldır. Toplu yaşam, varlıkların belirli bir mekan ve zaman dilimi içerisinde bir arada veya birlikte bulunmalarından ibaret değildir. Toplu yaşamanın grafik ifadesi, genişleyen hareketli bir küre içerisinde bulunan çeşitli varlıkların birbirlerine çok yönlü sayısız tesirler göndermesi olarak algılanmalıdır.

Gönderilen bu tesirler hedeflerinden, yani isabet ettiği varlıklardan kabaca dört şekilde karşılık bulur:

1. Büyük ölçüde emilir/soğrulur. Beyaz ışığın siyah mat zemine ulaştığında gözlemlenen durum gibi.
2. Aynen geri yansıtılır. Aynadan geri yansıyan beyaz ışık gibi.
3. Kısmen emilir, kısmen yansıtılır. Beyaz ışığın, mesela sadece kırmızı rengi yansıtan bir zemine verdiği kırmızı renk gibi.
4. Tesirin şiddeti azaltılarak yansıtılır. Ayın güneş ışığını dünyaya yansıtması gibi.

Işıktan örnek verişimin nedeni, anlayışı gözlemle güçlendirmek isteğidir. Ruhsal tesirin şüphesiz
kendine özgü başka özellikleri vardır. Asıl konumuzu ilgilendiren, ruh varlıklarının; beden araçlarını ve dünyanın fizik ortamını kullanarak birbirlerine karşı yaptıkları toplu tesir etkinlikleridir.
Gözlemlenen her faaliyet, ruh varlığının çeşitli araçlar kullanarak, kendi düzenlediği amaçlar doğrultusunda kendi tesirlerini çeşitli doz ve kalitelerde yayınlamasının sonuçları olarak karşımıza çıkar. Bu ruhsal tesir yayını belirli bir hedefe veya hedeflere yönelik olabileceği gibi, çok amaçlı ve yaygın nitelikli de olabilir. Maddeler arasından uyarlanarak verilebildiği gibi, maddelerden yansıtılarak da verilebilir. Yoğunluğu, şiddeti ve kalitesindeki sonsuz değişim imkanlarıyla ruh varlığının amacına uygun olarak düzenlenir.

Dünyada yaşayan insan, ister bir topluluk içinde bulunsun, ister kendini yalnız olarak kabul etsin, bu anlatmaya çalıştığımız tesirlerin, kendisi ve çevresi üzerinde yaptığı değişiklikleri gözlemlemek ve izlemekle; bazen isteyip hoşlandığı, bazen istemeyip acı ve sıkıntı duyduğu ruh hallerini yaşar. Bu adeta doğal bir yaşam rejimidir.

Öyle bir rejim ki; öğretme, tanıtma, uyarma, yol gösterme, beceri kazandırma görevlerini kesintisiz sürdürürken, muhatap olan varlıkların ruhsal tekamül ihtiyaçları doğrultusunda sürekli değişimler de gösterir. O rejim, Ruhsal İdare Mekanizmasının; beşeriyetin yüksek toplu tekamül ihtiyaçlarını karşılayacak araçları ve ortamı, yüksek rehberlik vazifesinin icaplarına uygun halde bulundurmak hususunda sarf ettiği çabaların görünen ürünleridir. İşte onun için biz, “Dünya Okulu” deyimini kullanırız. Bu okulun ilkelerinden en önemlisi, öğrenme ve uyum sağlama çabasını toplu halde göstermektir.

Sayısız sınıflara ve niteliklere bağlı varlıklar birbirlerini etkileyerek hepsi bir arada ve birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma hali içinde bu süreçten geçmektedirler. Yürüyebilecekleri yollar, geçirebilecekleri deneyim ve sınavlar çeşitlilik ve sayısal değer olarak bizler için sınırsızdır.
Ruhsal İdare Mekanizması bir kısım varlıklara rehberlik hizmeti verebilmek için, diğer bir kısım varlıkları araç olarak kullanır.

Dünyada bedenlenen varlıkların her biri kendi hayat planının ve bağlı olduğu tekamül planının icaplarına uygun şartlar içerisinde bu deneyim, öğrenim ve sınav sürecini çeşitli hayatlar yaşayarak geçirmiş olurlar. Bu yaşamlar pek çok seçenekleri bir arada o varlıklara sunar. İşte insan hür ve serbest iradesiyle o seçeneklerden bazılarını kullanır. Ama nasıl kullanır? İşte en önemli sorulardan biri budur. Cevabını vermeye çalışalım:
Dünya hayatını yaşamakta olan insan, karar verip uygulama yapmayı icap ettiren haller karşısında, çoğu zaman eksik bilgi ve deneyimle hareket etmek zorunda kalır. Bu, bir sorunla karşılaşacağını çoğu zaman daha önceden bilemediği ve sorun ortaya çıktıktan sonra da gerekli bilgiyi arayıp bulacak zamanı olmadığı için böyle olur. Onun için insan Dünyada seçme özgürlüğünü kullanırken deneme yanılma metodu ile ilerlemektedir. Böylece çeşitli uygulamalarla sağlam bilgiye yavaş yavaş kavuşur. Fakat bilginin sınırı yoktur.

İşte bu süreç içerisinde insan, evrensel bir yasanın dünya şartlarındaki uygulamasını yapar. Bu yasa, “Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası”dır.

Bu yasa, hayatın hem ruhsal, hem de maddesel yönlerinde çalışır. İnsan bu sistemden bazen bilerek, anlayarak, bazen de farkında olmadan yararlanır.

İnsan varlığı bilgi eksikliğinden dolayı karşılaştığı acılar, güçlükler ve sıkıntılardan kurtulmak için
çevresindekilerden yardım ister. Bildiğini zannettiği fakat aslında işe yarar bir bilgisi olmadığı zamanlarda, eğer maddi birtakım hazlar içerisinde ise, yardım istemek lüzumunu hissetmediği gibi, teklif edilen yardımları da gereksiz, hatta kendisine aşağılama olarak algılaması nedeniyle kabul etmez. Kendine güvenmek iyidir ama, bunun hem bir sınırı, hem de gözetilmesi gereken yeri ve zamanı vardır. Hatırlamak gerekir ki, en iyi öğretici kendi hatalarımızı görebilmektir.
Toplu halde yaşamanın en verimli pratik anlamı, Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası’nın Dünya şartlarında uygulanmasıdır. Bu uygulamalarla, Dünya’da yaşamakta olan bütün varlıklar, Ruhsal İdare Mekanizması’nın gözetim ve yönetimi altında, tekamül imkanlarını insan varlığının elinden paylaşırlar.
Bu uygulamalarla insan; kendisinin ve çevresindeki varlıkların, maddeler üzerindeki bilgili ve şuurlu etkinliğini, İlahi Yasalar ve Ruhsal Planların düzenlediği icaplar çerçevesi içinde artırmakta ve bu yolla ruhsal ve maddesel tekamüle hizmet etmektedir
Cevap
Misafir18:46, 4 Ekim 2009 
insanlar neden sayılara ihtiyaç duyar
Cevap
Misafir19:16, 25 Kasım 2009 
insanlar niçin toplu halde yaşarlar
Cevap
Misafir10:38, 8 Aralık 2009 
insan bilgiye niçin ihtiyaç duyar
Cevap
_KleopatrA_14:49, 8 Aralık 2009 
BrookLyn adlı kullanıcıdan alıntı:
İnsanların Toplu Halde Yaşamasının Anlamı

Toplu yaşam kelimesine dikkat edersek, onu küresel yaşam olarak yorumlamamız, daha doğrusu öyle olduğunu görmemiz, anlamamız doğaldır. Toplu yaşam, varlıkların belirli bir mekan ve zaman dilimi içerisinde bir arada veya birlikte bulunmalarından ibaret değildir. Toplu yaşamanın grafik ifadesi, genişleyen hareketli bir küre içerisinde bulunan çeşitli varlıkların birbirlerine çok yönlü sayısız tesirler göndermesi olarak algılanmalıdır.

Gönderilen bu tesirler hedeflerinden, yani isabet ettiği varlıklardan kabaca dört şekilde karşılık bulur:

1. Büyük ölçüde emilir/soğrulur. Beyaz ışığın siyah mat zemine ulaştığında gözlemlenen durum gibi.
2. Aynen geri yansıtılır. Aynadan geri yansıyan beyaz ışık gibi.
3. Kısmen emilir, kısmen yansıtılır. Beyaz ışığın, mesela sadece kırmızı rengi yansıtan bir zemine verdiği kırmızı renk gibi.
4. Tesirin şiddeti azaltılarak yansıtılır. Ayın güneş ışığını dünyaya yansıtması gibi.

Işıktan örnek verişimin nedeni, anlayışı gözlemle güçlendirmek isteğidir. Ruhsal tesirin şüphesiz
kendine özgü başka özellikleri vardır. Asıl konumuzu ilgilendiren, ruh varlıklarının; beden araçlarını ve dünyanın fizik ortamını kullanarak birbirlerine karşı yaptıkları toplu tesir etkinlikleridir.
Gözlemlenen her faaliyet, ruh varlığının çeşitli araçlar kullanarak, kendi düzenlediği amaçlar doğrultusunda kendi tesirlerini çeşitli doz ve kalitelerde yayınlamasının sonuçları olarak karşımıza çıkar. Bu ruhsal tesir yayını belirli bir hedefe veya hedeflere yönelik olabileceği gibi, çok amaçlı ve yaygın nitelikli de olabilir. Maddeler arasından uyarlanarak verilebildiği gibi, maddelerden yansıtılarak da verilebilir. Yoğunluğu, şiddeti ve kalitesindeki sonsuz değişim imkanlarıyla ruh varlığının amacına uygun olarak düzenlenir.

Dünyada yaşayan insan, ister bir topluluk içinde bulunsun, ister kendini yalnız olarak kabul etsin, bu anlatmaya çalıştığımız tesirlerin, kendisi ve çevresi üzerinde yaptığı değişiklikleri gözlemlemek ve izlemekle; bazen isteyip hoşlandığı, bazen istemeyip acı ve sıkıntı duyduğu ruh hallerini yaşar. Bu adeta doğal bir yaşam rejimidir.

Öyle bir rejim ki; öğretme, tanıtma, uyarma, yol gösterme, beceri kazandırma görevlerini kesintisiz sürdürürken, muhatap olan varlıkların ruhsal tekamül ihtiyaçları doğrultusunda sürekli değişimler de gösterir. O rejim, Ruhsal İdare Mekanizmasının; beşeriyetin yüksek toplu tekamül ihtiyaçlarını karşılayacak araçları ve ortamı, yüksek rehberlik vazifesinin icaplarına uygun halde bulundurmak hususunda sarf ettiği çabaların görünen ürünleridir. İşte onun için biz, “Dünya Okulu” deyimini kullanırız. Bu okulun ilkelerinden en önemlisi, öğrenme ve uyum sağlama çabasını toplu halde göstermektir.

Sayısız sınıflara ve niteliklere bağlı varlıklar birbirlerini etkileyerek hepsi bir arada ve birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma hali içinde bu süreçten geçmektedirler. Yürüyebilecekleri yollar, geçirebilecekleri deneyim ve sınavlar çeşitlilik ve sayısal değer olarak bizler için sınırsızdır.
Ruhsal İdare Mekanizması bir kısım varlıklara rehberlik hizmeti verebilmek için, diğer bir kısım varlıkları araç olarak kullanır.

Dünyada bedenlenen varlıkların her biri kendi hayat planının ve bağlı olduğu tekamül planının icaplarına uygun şartlar içerisinde bu deneyim, öğrenim ve sınav sürecini çeşitli hayatlar yaşayarak geçirmiş olurlar. Bu yaşamlar pek çok seçenekleri bir arada o varlıklara sunar. İşte insan hür ve serbest iradesiyle o seçeneklerden bazılarını kullanır. Ama nasıl kullanır? İşte en önemli sorulardan biri budur. Cevabını vermeye çalışalım:
Dünya hayatını yaşamakta olan insan, karar verip uygulama yapmayı icap ettiren haller karşısında, çoğu zaman eksik bilgi ve deneyimle hareket etmek zorunda kalır. Bu, bir sorunla karşılaşacağını çoğu zaman daha önceden bilemediği ve sorun ortaya çıktıktan sonra da gerekli bilgiyi arayıp bulacak zamanı olmadığı için böyle olur. Onun için insan Dünyada seçme özgürlüğünü kullanırken deneme yanılma metodu ile ilerlemektedir. Böylece çeşitli uygulamalarla sağlam bilgiye yavaş yavaş kavuşur. Fakat bilginin sınırı yoktur.

İşte bu süreç içerisinde insan, evrensel bir yasanın dünya şartlarındaki uygulamasını yapar. Bu yasa, “Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası”dır.

Bu yasa, hayatın hem ruhsal, hem de maddesel yönlerinde çalışır. İnsan bu sistemden bazen bilerek, anlayarak, bazen de farkında olmadan yararlanır.

İnsan varlığı bilgi eksikliğinden dolayı karşılaştığı acılar, güçlükler ve sıkıntılardan kurtulmak için
çevresindekilerden yardım ister. Bildiğini zannettiği fakat aslında işe yarar bir bilgisi olmadığı zamanlarda, eğer maddi birtakım hazlar içerisinde ise, yardım istemek lüzumunu hissetmediği gibi, teklif edilen yardımları da gereksiz, hatta kendisine aşağılama olarak algılaması nedeniyle kabul etmez. Kendine güvenmek iyidir ama, bunun hem bir sınırı, hem de gözetilmesi gereken yeri ve zamanı vardır. Hatırlamak gerekir ki, en iyi öğretici kendi hatalarımızı görebilmektir.
Toplu halde yaşamanın en verimli pratik anlamı, Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası’nın Dünya şartlarında uygulanmasıdır. Bu uygulamalarla, Dünya’da yaşamakta olan bütün varlıklar, Ruhsal İdare Mekanizması’nın gözetim ve yönetimi altında, tekamül imkanlarını insan varlığının elinden paylaşırlar.
Bu uygulamalarla insan; kendisinin ve çevresindeki varlıkların, maddeler üzerindeki bilgili ve şuurlu etkinliğini, İlahi Yasalar ve Ruhsal Planların düzenlediği icaplar çerçevesi içinde artırmakta ve bu yolla ruhsal ve maddesel tekamüle hizmet etmektedir
^yazıyı inceleyiniz..
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı:
insanlar neden sayılara ihtiyaç duyar
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı:
insanlar niçin toplu halde yaşarlar
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı:
insan bilgiye niçin ihtiyaç duyar
Cevap
Misafir19:39, 22 Eylül 2010 
insanlar neden bir arada yaşar ...
Cevap
Misafir13:34, 24 Eylül 2011 
İnsanların Toplu Halde Yaşamasının Anlamı

Toplu yaşam kelimesine dikkat edersek, onu küresel yaşam olarak yorumlamamız, daha doğrusu öyle olduğunu görmemiz, anlamamız doğaldır. Toplu yaşam, varlıkların belirli bir mekan ve zaman dilimi içerisinde bir arada veya birlikte bulunmalarından ibaret değildir. Toplu yaşamanın grafik ifadesi, genişleyen hareketli bir küre içerisinde bulunan çeşitli varlıkların birbirlerine çok yönlü sayısız tesirler göndermesi olarak algılanmalıdır.

Gönderilen bu tesirler hedeflerinden, yani isabet ettiği varlıklardan kabaca dört şekilde karşılık bulur:

1. Büyük ölçüde emilir/soğrulur. Beyaz ışığın siyah mat zemine ulaştığında gözlemlenen durum gibi.
2. Aynen geri yansıtılır. Aynadan geri yansıyan beyaz ışık gibi.
3. Kısmen emilir, kısmen yansıtılır. Beyaz ışığın, mesela sadece kırmızı rengi yansıtan bir zemine verdiği kırmızı renk gibi.
4. Tesirin şiddeti azaltılarak yansıtılır. Ayın güneş ışığını dünyaya yansıtması gibi.

Işıktan örnek verişimin nedeni, anlayışı gözlemle güçlendirmek isteğidir. Ruhsal tesirin şüphesiz
kendine özgü başka özellikleri vardır. Asıl konumuzu ilgilendiren, ruh varlıklarının; beden araçlarını ve dünyanın fizik ortamını kullanarak birbirlerine karşı yaptıkları toplu tesir etkinlikleridir.
Gözlemlenen her faaliyet, ruh varlığının çeşitli araçlar kullanarak, kendi düzenlediği amaçlar doğrultusunda kendi tesirlerini çeşitli doz ve kalitelerde yayınlamasının sonuçları olarak karşımıza çıkar. Bu ruhsal tesir yayını belirli bir hedefe veya hedeflere yönelik olabileceği gibi, çok amaçlı ve yaygın nitelikli de olabilir. Maddeler arasından uyarlanarak verilebildiği gibi, maddelerden yansıtılarak da verilebilir. Yoğunluğu, şiddeti ve kalitesindeki sonsuz değişim imkanlarıyla ruh varlığının amacına uygun olarak düzenlenir.

Dünyada yaşayan insan, ister bir topluluk içinde bulunsun, ister kendini yalnız olarak kabul etsin, bu anlatmaya çalıştığımız tesirlerin, kendisi ve çevresi üzerinde yaptığı değişiklikleri gözlemlemek ve izlemekle; bazen isteyip hoşlandığı, bazen istemeyip acı ve sıkıntı duyduğu ruh hallerini yaşar. Bu adeta doğal bir yaşam rejimidir.

Öyle bir rejim ki; öğretme, tanıtma, uyarma, yol gösterme, beceri kazandırma görevlerini kesintisiz sürdürürken, muhatap olan varlıkların ruhsal tekamül ihtiyaçları doğrultusunda sürekli değişimler de gösterir. O rejim, Ruhsal İdare Mekanizmasının; beşeriyetin yüksek toplu tekamül ihtiyaçlarını karşılayacak araçları ve ortamı, yüksek rehberlik vazifesinin icaplarına uygun halde bulundurmak hususunda sarf ettiği çabaların görünen ürünleridir. İşte onun için biz, “Dünya Okulu” deyimini kullanırız. Bu okulun ilkelerinden en önemlisi, öğrenme ve uyum sağlama çabasını toplu halde göstermektir.

Sayısız sınıflara ve niteliklere bağlı varlıklar birbirlerini etkileyerek hepsi bir arada ve birbirleriyle yardımlaşma ve dayanışma hali içinde bu süreçten geçmektedirler. Yürüyebilecekleri yollar, geçirebilecekleri deneyim ve sınavlar çeşitlilik ve sayısal değer olarak bizler için sınırsızdır.
Ruhsal İdare Mekanizması bir kısım varlıklara rehberlik hizmeti verebilmek için, diğer bir kısım varlıkları araç olarak kullanır.

Dünyada bedenlenen varlıkların her biri kendi hayat planının ve bağlı olduğu tekamül planının icaplarına uygun şartlar içerisinde bu deneyim, öğrenim ve sınav sürecini çeşitli hayatlar yaşayarak geçirmiş olurlar. Bu yaşamlar pek çok seçenekleri bir arada o varlıklara sunar. İşte insan hür ve serbest iradesiyle o seçeneklerden bazılarını kullanır. Ama nasıl kullanır? İşte en önemli sorulardan biri budur. Cevabını vermeye çalışalım:
Dünya hayatını yaşamakta olan insan, karar verip uygulama yapmayı icap ettiren haller karşısında, çoğu zaman eksik bilgi ve deneyimle hareket etmek zorunda kalır. Bu, bir sorunla karşılaşacağını çoğu zaman daha önceden bilemediği ve sorun ortaya çıktıktan sonra da gerekli bilgiyi arayıp bulacak zamanı olmadığı için böyle olur. Onun için insan Dünyada seçme özgürlüğünü kullanırken deneme yanılma metodu ile ilerlemektedir. Böylece çeşitli uygulamalarla sağlam bilgiye yavaş yavaş kavuşur. Fakat bilginin sınırı yoktur.

İşte bu süreç içerisinde insan, evrensel bir yasanın dünya şartlarındaki uygulamasını yapar. Bu yasa, “Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası”dır.

Bu yasa, hayatın hem ruhsal, hem de maddesel yönlerinde çalışır. İnsan bu sistemden bazen bilerek, anlayarak, bazen de farkında olmadan yararlanır.

İnsan varlığı bilgi eksikliğinden dolayı karşılaştığı acılar, güçlükler ve sıkıntılardan kurtulmak için
çevresindekilerden yardım ister. Bildiğini zannettiği fakat aslında işe yarar bir bilgisi olmadığı zamanlarda, eğer maddi birtakım hazlar içerisinde ise, yardım istemek lüzumunu hissetmediği gibi, teklif edilen yardımları da gereksiz, hatta kendisine aşağılama olarak algılaması nedeniyle kabul etmez. Kendine güvenmek iyidir ama, bunun hem bir sınırı, hem de gözetilmesi gereken yeri ve zamanı vardır. Hatırlamak gerekir ki, en iyi öğretici kendi hatalarımızı görebilmektir.
Toplu halde yaşamanın en verimli pratik anlamı, Yardımlaşma ve Dayanışma Yasası’nın Dünya şartlarında uygulanmasıdır. Bu uygulamalarla, Dünya’da yaşamakta olan bütün varlıklar, Ruhsal İdare Mekanizması’nın gözetim ve yönetimi altında, tekamül imkanlarını insan varlığının elinden paylaşırlar.
Bu uygulamalarla insan; kendisinin ve çevresindeki varlıkların, maddeler üzerindeki bilgili ve şuurlu etkinliğini, İlahi Yasalar ve Ruhsal Planların düzenlediği icaplar çerçevesi içinde artırmakta ve bu yolla ruhsal ve maddesel tekamüle hizmet etmektedir

Kaynak: İnsanlar toplu halde yaşamaya niçin ihtiyaç duyarlar?
Cevap
Misafir19:36, 27 Ekim 2011 
insanların toplum içinde yaşamalarının sebebi insanın tek başına hayat kuramayacağı için insanlar konuşma anlaşma ihtiyacı duyar bunun için de insanlar toplum içinde yaşarlar.
Cevap
Misafir18:35, 23 Aralık 2011 
LÜTFEN ........... İNsANlARın saYIyA oLaN iHtİyAçLaRı NeLeRdİr ?????????????????????
Cevap
1 2
«Önceki KonuSonraki Konu»
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adınız:
Doğrulama
Mesaj:
Tüm Soru-Cevap Konuları
Benzer Konular
Canlılar neden barınmaya ihtiyaç duyarlar?
İnsanlar neden sevgiye ihtiyaç duyarlar?
İnsanlar niçin devlet kurmaya ihtiyaç duymuştur?
İnsanlar neden suya ihtiyaç duyarlar?
Devletler silahlı kuvvetlere neden ihtiyaç duyarlar?