Arama

Allah'ın koyduğu fiziksel, biyolojik ve toplumsal yasalarla ilgili ayetler nelerdir?

En İyi Cevap Var Güncelleme: 8 Ekim 2016 Gösterim: 188.338 Cevap: 4
fatih çömez - avatarı
fatih çömez
Ziyaretçi
25 Kasım 2008       Mesaj #1
fatih çömez - avatarı
Ziyaretçi
Allah'ın koyduğu fiziksel, biyolojik ve toplumsal yasalarla ilgili ayetler nelerdir?
EN İYİ CEVABI Bakteri verdi
Fiziksel yasalar ile ilgili ayetler ..
"Onun varlığın delillerinden biri de denizde dağlar gibi yüzen gemilerdir" (Şura 32)
Sponsorlu Bağlantılar
"Gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren Allah'tır" (Furkan 62)
"Güneş ve ay belirli bir hesaba göre hareket etmektedir." (Rahman suresi. 5. ayet)

Biyolojik yasalar ile ilgili ayetler

"Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık..." (Hicr suresi, 22)
"Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik." (Şuarâ suresi, 7)
"Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karın üstünde sürünür, kimi de iki ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. (Nur suresi, 45)
"Size tohumlar bitkiler( ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bağlar, bahçeler yetiştirmek için üst üste yığılıp sıkışan bulutlardan şırıl şırıl akan sular indirdik" (Nebe suresi, 14-16)
"Çardaklı ve çardaksız(üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan odur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin ..." (En'** suresi, 141)

Toplumsal yasalarla ilgili ayetler ..
"Sizden önceki milletlerin başından nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bakın" (Ali İmran suresi, 137. ayet)
"Onlar yeryüzünde gezip kendilerinden öncekiler sonunun nasıl olduğuna bakmazlar mı?"(Fatır suresi, 44. ayet)

BAKINIZ Fiziksel, biyolojik ve toplumsal yasalar nedir, örnekler verir misiniz?

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 8 Ekim 2016 22:18
Bakteri - avatarı
Bakteri
Ziyaretçi
25 Kasım 2008       Mesaj #2
Bakteri - avatarı
Ziyaretçi
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
Fiziksel yasalar ile ilgili ayetler ..
"Onun varlığın delillerinden biri de denizde dağlar gibi yüzen gemilerdir" (Şura 32)
Sponsorlu Bağlantılar
"Gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren Allah'tır" (Furkan 62)
"Güneş ve ay belirli bir hesaba göre hareket etmektedir." (Rahman suresi. 5. ayet)

Biyolojik yasalar ile ilgili ayetler

"Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık..." (Hicr suresi, 22)
"Yeryüzüne bakmazlar mı? Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik." (Şuarâ suresi, 7)
"Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karın üstünde sürünür, kimi de iki ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. (Nur suresi, 45)
"Size tohumlar bitkiler( ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bağlar, bahçeler yetiştirmek için üst üste yığılıp sıkışan bulutlardan şırıl şırıl akan sular indirdik" (Nebe suresi, 14-16)
"Çardaklı ve çardaksız(üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan odur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin ..." (En'** suresi, 141)

Toplumsal yasalarla ilgili ayetler ..
"Sizden önceki milletlerin başından nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bakın" (Ali İmran suresi, 137. ayet)
"Onlar yeryüzünde gezip kendilerinden öncekiler sonunun nasıl olduğuna bakmazlar mı?"(Fatır suresi, 44. ayet)

BAKINIZ Fiziksel, biyolojik ve toplumsal yasalar nedir, örnekler verir misiniz?

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 8 Ekim 2016 22:18
kadir38 - avatarı
kadir38
Ziyaretçi
18 Kasım 2011       Mesaj #3
kadir38 - avatarı
Ziyaretçi
Evrendeki yasalar nedir? Bunu anlatan ayetler hangileridir?
Sûre-i Tekvîr'in 15, 16, 17'inci âyetleri evrenin en özel yasalarını içerir. Kıyametten sonra bu dört âyetin verilmesi, varlıkların ve evrenlerin boyutlara nasıl intibak edebildiklerini anlatmaktadır. Sûrenin bu bölümü kasemle başlamaktadır. Kitablarımda Kur'ân'daki kasem olayına değinmiştim. Kasem Türkçe'de and ya da yemin tarzında kullanılır. Bu yüzden bir çok tercümelerde Allah tarafından buyurulan cümlede yemin ederim tarzında bir ifade olunca Arap etimolojisi ve ilim edebiyatını bilmeyenler olayı anlamamakta hatta yadırgamaktadırlar. Halbuki Arapçâ da kasem konuşma sırasında teyid yani doğrulama anlamınadır. Bilim lisanında ise kasem bir konuyu anlatırken o konunun etrafındaki kesin yasaları sunmak tarzıdır. Ve konunun önemine göre ortaya konan örnekler ve yasalar en ciddi konuları temsil eder. Kur'ân'da bir çok kasem tarzları vardır. Bunların en yaygını Arapça Vav-Ve harfiyle başlanılır. Meselâ gece anlamında kullanılan Leyl satır başı itibariyle vel-leyl olarak başlarsa "Geceye kasem olsun ki," ya da "Geceler şahid olsun ki" anlamına gelir. Bu tarz kasemlerde Kur'ân'a has harika bir çok edebî incelikler vardır. Bazı kasemlerde zıddına bir yasa gösterilir. Yani bir aydınlıktan bahsedilirken karanlıklara ait bir örnek verilebilir.

Kur'ân'da yine bazı kasemlerde, bilinmesi hem Kur'ân'ın inzal olduğu yıllar için hem de çok ileri yıllar için imkânsız olan sırlara kasem etmek formülüdür. Meselâ "Vettarığı kasemi" bu tarz bir kasemdir. Kuasarları temsil ettiği henüz günümüzle anlaşılabilen Târık yıldızı yıllar bovu gök yüzünde arınmış durmuştur. Halbuki aynı sûrede Allah: "Târık'ın ne olduğunu kimse bilmez" diye ağırlığını koymuş sonra çağımız Astro-fiziğine bir ışık tutarak; "En delici ışıkları" olan kavramını getirmiştir. Böylece kuasarları hedef tayin eden âyet-i kerîme; arkasından meni hücrelerinin fırlayışını anlatarak daha 14 asır evvel kuasarların fizik tanımını yapmıştır. Bugün astro-fizik, kuasarları evrenlerin meni hücresi diye tanımlar. Astro-fizik inceliğini anlamak kasem sırrında gizlidir.

Bu tarz bilinmezlikleri örnek gösteren bir sûre "Sûre-i Kadir"dir ve bilinmezliği halen devam etmektedir.
Kur'ân'daki ikinci tarz kasemler Uksimu (Yemin ederim), ve yahutta La Uksimu şeklindedir. La Uksimu kabaca Türkçe'ye çevirirseniz yemin etmemek anlamına gelir? Halbuki Arap edebiyatı etimolojisinde "ancak ancak buna" yemin edilir anlamına gelir.

Yüce kitabımızda en önemli kasem tarzı Felauksimu'dur. "Bundan ötede de bir delil olamaz." Bundan yüce, bundan önemli bir kasem olamaz anlamına gelir. Fevkalade önemli bir bilimsel olaya işaret edileceği zaman Cenab-ı Hak, özellikle astro-fiziğe ait bir sırrı açıklayacağı zaman konuya "fela uksimu" tanımıyla birlikte girer. Kur'ân'da çok az sayıda geçen "fela uksimu" tanımı işte Tekvîr Sûresi'nin bu bölümünde dört âyet şeklinde geçmektedir. Fela uksimu kasem tarzıyla başlayan bu dört âyet yüce peygamberimizi tanımlamak için başlayan bölümün girişinde getirilmiş kasemdir. Allah and olsun ki diye başlayarak; dört âyet okuyor sonra da beşinci âyette yani Sûre-i Tekvîr'in 19. âyetinde "O ne kerim bir resûldür" diye bağlıyor.

Kasemle konu arasında genelde var olan çok sıkı bilgi Sûre-i Tekvîr-'de büsbütün önemli bir hilkat sırrı meydana getiriyor. 15. âyeti felâ uksimu, bil-hünnes. 16. ,âyet el-cevaril künnes şeklinde biçimlendiği kasem tarzına bakınız ki;
"Bundan daha müthiş bir örnek olamaz; o pusanlara ve o etrafında dönenlere kasem olsun:" 15. 16. âyetlerde bahsedilen künnes ve hünnes tanımları ne kadar önemli olmalı ki: Cenab-ı Hak. "Hünnes ve künnese kasem olsun" derken felâ uksimu gibi en şiddetli kasem tarzını kullansın? Çünkü böyle bir kasemle gelen kelimeler genellikle anlaşılması imkânsız bir takım mesajların öncüleridir. Bundan dolayıdır ki, aklı başında müfessirler bir önemli kelimelerin hiç bir lisana tercüme etmeden olduğu gibi muhafaza ederler. Pusanlara ve etrafında seyredenlere diye kelime mânâsı verebileceğimiz bu âyette "Hünnes"; bütün enerjisini içine toplayıp pusan anlamına geldiğini tamamen etimolojideki tanıma uygun şekilde tesbit ediyoruz. Künnes'in ise hareket kabiliyeti olan bir cisimi temsil eder. "Cevarül künnes" belli bir mahrekle hareket halinde olan demektir. Bu durumda fevkalade açık ve net bir mânâyla hünnesin atom çekirdeğini, künnesin ise elektronu tarif ettiği aşikârdır. Ancak felâ uksimu kasemi öylesine şiddetli bir uygulama tarzıdır ki; atom çekirdeği ve elektronları dahi temsil etmesi, sûre içinde âyetin akışı karşısında zayıf kalmaktadır. Bütün âyetlerde olduğu gibi 15. 16. âyetlerde birinci perdede atom çekirdeğini tarif ettiği kesindir. Bu tanımı aynen Arap etimolojisine sadık kalarak tekrarlayalım.

Âyet 15:"Hayırbundan kesin delil olamaz" (Felâ uksimu) gücünü özünde toplayana. (Hünnes).
Âyet 16: "Ve mahreskinde kayıp gidene" (Künnes),
Şimdi, felâ uksimu vurgulamasının özündeki hikmete varabilmek için sûrenin akış tarzını inceleyelim.
Tekvîı- Sûresi, 1 ila 14'üncü âyetlerde kıyameti anlattığıma göre ve bu anlatımda güneşin kör bir nokta, kara delik haline gelmesinden başlayarak, dördüncü boyutun yıkılıp başka boyutlara geçişi anlatılmadı mı? İşte bu akış içinde bu iki âyette maddesel varlıkların madde boyutunda nasıl var olduklarını ve varlıklarını nasıl sürdürdüklerini anlatmaktadır. Fizik ve astro-fiziğin temelinde iki önemli konu vardır. Ve varlıklar bu iki kuvvetin dengeleriyle hayatlarını sürdürürler. Bunlardan birisi gravidasyon ikincisi, jiroskobik harekettir. Gravidasyonu kabaca cazibe olarak tanıyoruz. Jiroskobik hareketi ise gezegenlerin kendi ekseni etrafındaki hareketleri olarak biliyoruz. Gravidasyonun minik dünyalardaki motifleri interaksiyon dediğimiz atom çekirdeğinde pusan akıl almaz enerjidir. Nitekim yer yüzünün en şiddetli enerjisi olan nükleer enerji plazma fiziğinin modern tanımıyla çekirdekteki pusan enerjidir. Jiroskobik hareket bütün gezegenleri ve onlara bağlı peyklerin peyk harekatıdır. Dünyada birbirinden farklı şekiller kimyasal ilgiler hep elektronların farklı cazibelerde farklı rakslardan doğar. Allah madde potasında binbir şekil ve güzellik sergiler, çiçeğin kokusundan yaprağın rengine, yıldızlardan atom çekirdeğine kadar her güzellik özünde gizlenip pusan bir hünnes enerjisi ile onun etrafında koşan bir künnes yarışmacısının dengesinden ve ahenginden ibarettir.

Demek ki Fela Uksimu kasemine uygun biçimde ayet maddesel varlıkların çok renkli değişik yapısının sırrını hünnes ve künnes kelimeleri ile özetlemektedir. Gerek evrenlerin çeşitli katlarındaki mekan ilgilerinde, gerekse galaksi dengelerinde en ciddi astro-fizik yasa budur. Hiç bir hadise yok ki, bu temel tanımın dışına çıkabilsin. İşin harika yanına bakınız ki, bu iki âyet aynı zamanda kesret ve vahdet arasındaki ilginin de temeline ışık tutar. Çünkü kesret künnes sırrı taşır, devamlı bir hareketin sonsuz uzay denizlerinde akışın temsilcisidir. Ayrıca künnesin "akıp gidenlere" anlamına gelişi de onun çoğul niteliğini gösterir.
Âyet 17-18:"Ve yöneldiği zaman geceye ve nefeslendiği dem sabaha (kasem olsun)"

17. 18. âyetler bir anlamda bu hünnes ve künnes sırrını daha da açıklık getirecektir. Allah akıp gitmeyi temsil eden künnes olayını evrendeki jiroskobik harekete ait bir kavram olduğunu bize anlatmak için perde perde intikal eden geceye (Âyet 17) buyurmaktadır. Böylece uzayda arzın künnes hareketi yani peyk hareketi sırasında dilim dilim güneşin ışık konisine giriş çıkışları misal getirilmektedir.

Teneffüs ettiği dem sabaha (Âyet 18). Çok yakın yıllarda güneşin ilk ışınlarının toprak tarafından enerji şeklinde emildiği ve bilahare salıverildiği anlaşılabilmiştir.

Âyette arzın sabahı soluması şeklinde tanımlanan akıl almaz ve tanım; enerji emilmesi ve salınması konusunda da çok önemli bilimsel kavramlar getiriyor. Çok yakın yıllara kadar ışınların emilme ve salınma özellikleri bilinemiyordu. Şimdi bilinmektedir ki, enerji ve ışınlar her hedefe yansıyınca ilk anda emilir ve sonra bir kısmı salınır. Gerçekten bu olay enerjiyi soluma gibidir. Âyette künnes ve hünnes sırlarına bağlı olarak, sabahın yani arza yansıyan ışınların emilme ve salınma olayları ise gece ve gündüz intikalleri sırasında arz kabuğunun dengeli bir şekilde ısınmasını ve soğumasını temin eder.

Sabah saatlerinde güneş enerjisinin emilip salınması yani; "Vesuphi izate neffes" âyetinde önemli bir mesajında hünnes ve künnes konumlarının dışında olan bir takım varlıkların mevcudiyetini açıklamak içindir. Bu varlıklar nötrüno dediğimiz varlıklardır. Ve sabahı solumasında en güzel şekilde temsil edilmektedir. Maddesel evrenin hünnes, künnes dengesi içinde fizik tabiri ile nükleer denge içinde çok önemli yeri olan nötrünolar emilir ve salınır. Bu da 18. âyetin maddesel hayatla ilgili getirdiği fevkalade önemli bir fizik mûcizedir.

Bu dört âyet aynı zamanda yaratılıştaki basamakları da dile getirmektedir. Sûrenin baş kısmı nasıl boyutların ve maddenin yıkılışını bir sıra halinde tarif etmişse bu dört âyette yaradılışın başlangıç kademelerini sura ile tanımlamaktadır. Yaratılış hünnes sırı-ı ile başlamıştır. Maddesel evrenin sonsuz güç içeren bir noktada şiddetle patlayarak meydana geldiğini biliyoruz. Hâlâ bilimin anlayamadığı bu tek noktadan patlayış olayı hünnes sırrıdır. O nokta: özünde ilâhî kudreti depolamış. pusmuştur. Kader saati gelince de enerji kazanına dönüşüvermiştir. Bu enerji kazanında her şey akıl almaz yüksek ısılarda bir kazan gibi kaynamış ve sonunda hilkatin künnes safhası gelmiştir. Enerji parçacıkları ışınlar ya da madde zerrecikleri halinde kendi kader mesafelerinde akmaya başlamıştır. Kimi elektron, kimi gezegen olmuş bir yörüngede yatmış kimi ışın olmuş sonsuz sürat coşkuyla mesafeleri kovalamıştır. Yani Cevarih künnes olmuştur. Ve sonrada hilkatin üçüncü perdesi açılmış, peyk hareketleri doğmuştur. Yani varlıklar kendi etrafında daha doğrusu hünnes sırrı etrafında çift dönüşler yapmıştır. Gecenin perde perde açılan sırrı (Âyet 17) aydınlıkların konilerine yansımasıdır. Tarzı genel anlamda fiziğin spin olayını tanımlamaktadır.
Sonra bütünüyle dengeler kurularak enerjilerin emilip salınması hikmeti doğmuştur. 18. âyette bildirilen enerji emilip salınmaları ile renkler meydana gelmiş, ısınan bir dünya doğmuş, varoluş sahasında emilen enerjileri, nefesleri nice Allah güzelliklerini topraktan semaya doğru yansıtmıştır.

Âyet 19:"O kerim bir resûlün kavlüdür."
Kavlüden maksat getirdiği sözler anlamınadır.
Yine Cenab-ı Hak'kın yüce kitabımız Kur'ân'a verdiği tanımlardan birisi bu 19. âyettir. Allah'ın 19. âyette özetleyiverdiği bu âyet içinde bütün fiziği öyle bir söz demeti içinde görüyoruz ki, kelam sırrı dediğimiz ilahî bir sıfatın bütün incelikleri adeta bu sûrede yoğunlaşmıştır. Sûrenin okunuşunda âyetlerdeki akış kelimelerde birbirinden seçkin armoniler adeta sûrenin ilâhî bir kelam olduğunu pek net bir şekilde ilan etmektedir. İslâmiyet'in ilk çağlarında Kuı-'ân'ın gelişi ile birlikte açılan büyük tartışmalar ve onun akıl almaz hikmetleri karşısında müşriklerin içine düştükleri paniğin bu âyetle kesin olarak cevaplandığını görüyoruz. Çağımızda bile Kur'ân karşısında paniğe düşenlerin kurtulamadığı şaşkınlık devanı etmektedir. O günden bu güne pek az şey değişnıiştir. İnsanlar aklının ötesinde kendi sözlerinden çok ötelerde ilahî kelâmı seyrettikleri zaman hayran kalmaları gerekirken aptalca bir inkârın girdabına düşenlere sûrenin bu bölümünde Allah'ın: "Kerîm bir resûle verilen sözlerdir" buyurması, Efendimiz'e karşı inkâr ve küfür kapılarını kapatıyor.

Bunca ilmin bir solukta kelam şeklinde inzal olmasının elbette bir mucize yanı vardır. İşte Allah bu mucizeyi daha İslâmiyet yayılmadan başlangıcında iken bütün dünyaya ilan ediyor. 19. âyetten itibaren sûre, akan bir ırmağın yeni bir yata`a intikali gibi çok farklı görüntü gösteriyor. Sanki birden bire Allah bütün evrendeki varlıklara Efendimiz'i bir kez daha tanıtıyor. 19. âyetin üzerinde durulacak en önemli sırrı; Efendimiz'in kerim sıfatının Kur'ân'da zikridir. Ancak 20 ve 21'inci âyetlerde yine Efendimiz'e ait sıfatlar- üst üste bildirilmektedir. Efendimiz'e ait bu temel tanımları birlikte yorumlamak istiyorum.
  • Kerîm: (19. âyet; " O kerim bir resûlün getirdiği sözdür.")
  • Mekîn: (Âyet 20; "Arş sahibi indinde kuvvetli ve mekindir.")
  • Kuvvetli: (Yukarıdaki âyette)
  • Mut'a: (Âyet 21; "Aışda mut'a ve emin. ")
  • Emîn: (Yukarıdaki âyette)
Fahri Kainat Efendimiz'in fevkalade önemli özelliklerini hem de tüm evrenler açısından anlamanın tek yolu bu üç âyeti gereğince yorumlayabilmektir.

Sûre-i Tekvîr'in genel hassas kuralları Efendimiz'e ait bu beş özellikte de geçerlidir. Yani Efendimiz'in en zahirinde kerîm sırrı vardır. Daha derinin de kuvvet sırrı vardır. Sıra ile mekîn, mut'a ve emîn hikmetleri vardır. Kerîm sırrı insanlara karşı Efendimiz'den gelen sonsuz bir ikramdır. İnsanlığa yapılacak en büyük ikram Efendimiz tarafından yapılmıştır. Anlayan anlamayan herkes iyice anlasın diye Cenab-ı Hak bu noktada Efendimiz'den bahsederken onun mekîn, mut'a ve emîn sırlarının arşta geçerli olduğunu haber vermektedir. Şimdi bu genel tanımların ışığı altında Efendimiz'in kerîm sırrını açıklamaya çalışalım.

19. Âyet: Efendinıiz'in kerim oluş hikmeti haberci oluşu ve de kendisine gönderilen sözler, yani Kur'ân'la bağıntılıdır.
İnsanoğlu Efendimiz'in kerim sırrını anlamadığı için asırlar boyu aptalca sürünmüştür. Halbuki Efendimiz bugünkü uygarlığın tümünü bizzat inşa etmiştir. Kerîm olan Efendimiz'in bütün insanlığa bahşettiği ikramları ana başlıklar halinde toplamak istiyorum.

a) İLİM: İlk 18 âyetin yorumundan anlıyoruz ki ilmin tüm temel yasaları Efendimiz'e Kur'ân vasıtasıyla verilmiş, dolayısıyla insanoğluna ikram edilmiştir.
Eğer Sûre-i Tekvîr'in bu 18 âyeti inzal olmamış olsaydı ne atomu, ne galaksileri, ne gravidasyonu, ne de jiroskobik hareketi öğrenemeyecektik. Bu hükmü katiyen yadırgamayınız. Çünkü bu âyetler bir yandan yasaları tarif etmiş, bir yandan Levh-i Mahfuz'dan bir tarz fotokopi alarak bu sırların açıklanmasına müsaade çıkartmıştır. Müsbet ilimlerin ilk öncüleri olan Horasanlı Câbir ve Birûnî'den sonra batıdan da birtakım âlimlerin çıkarak ilmi bu seviyeye getirmiş olmaları bir ayrıcalık değildir.

b) İnsanlara eşitlik ve özgürlüğü de bugünkü Birleşmiş Milletler ana sözleşmesinde özgürlük olarak tarif edilen maddenin kelimesi kelimesine aynını Efendimiz 14 asır önce Medine Beyannamesi'nde aynen bildirmiştir. O günden bu güne toplumlar ve insanlar bu değerleri zaman zaman yitirmişlerse bunun sorumlusu işte Efendimiz'in kerîm sırrını anlamamaktan geçer.

c) Efendimiz kesin olarak kadın-erkek eşitliğini getirmiş, kendi zaman dilimine kadar ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören kadını hem Kur'ân âyetlerinin zenginliği içinde, hem de özel emirleri ile erkeğe eşit kılmıştır. İlim öğrenmekte, çalışmakta anı bağımsız bir kavram içinde kadına en büyük hakları vermiştir.
Kadının iffet ve haysiyetini, ona karşı gösterilmesi lazım gelen saygıyı tersine çevirip kadını şeytanın ortağı gibi gören çürümüş erkek zihniyetini emirleriyle ortadan kaldıran Fahri Kainat Efendimiz'dir.
Ne çare ki kimi kendini dindar sayarak kadın haklarını çiğnemeyi mafiret sanan şaşkınlar, kimi de inançsızlığın hırsı içinde dine saldıranlar Efendimiz'in bu zarif ikramım yıllar boyu sis arkasında bırakmıştır. Efendimiz'in ilim ve özgürlük ikramında olduğu gibi kadın eşitliğine verdiği önemde çağımızda kendiliğinden gelip mevkiine oturmuştur. Kendisini ilim adamı sanan, okuduğunu anlamamakta direnen hatta profesörlük gibi akademik kariyer almış bazı iğrenç madrabazlar da, bu hususta Efendimiz'e dil uzatmayı sapık beyinlerine vazife saymaktadırlar.

d) Ahlâk Kavramı: Efendimiz yeryüzüne teşrif edene kadar, ahlâk, aciz ve çaresiz kişilerin suskunluğu, ya da güçlülerin lütfen topluma ikram ettiği gösterişli davranışlardan ibaret sayılırdı. Halbuki Efendimiz ahlak konusunda reformların en büyüğünü yaparak: "Ahlâkı başkaları için de yaşıyabilmek sanatı" olarak tanımladı. Onun ilkelerini tespit ederken mazlum ve kimsesizlere karşı şevkatin yanında, zalime yönelmiş bir cesaret olarak perçinledi. Böylece vatan için ölmenin haysiyetli bir vazife şuurunun en büyük ahlâk ilkelerinden olduğunu ortaya koydu. Canıyla, malıyla insanlara faydalı olmak merhamet ve şevkat dağıtmak yolu kadar, zalimle savaşmanın da bir ahlâk borcu olduğunu anlattı.
Efendimiz'in kerim sırrı böyle bir bitmez ikramı temsil etmektediı-. Nitekim İslâmiyet intişara başladığı an Hz. Şeyma kendi bestelediği Muhammed türküsünde bu gerçeği çok güzel dile getirerek:
"Müjdeler olsun ey yetimler, cariyeler, kimsesizler MUHAMMED geldi " diye besteleştirmişti.
Yakın Çağ'ın en ünlü düşünürlerinden Bernard SHAW Efendimiz'in kerem sırrını şu tanımla ne güzel açıklıyor.
"Hangi faziletin örtüsünü kaldırırsanız altında MUHAMMED imzası çıkıyor."
Âyet 20:"Zül'arşın nezdinde mekîn bir kuvvetin sahibidir."
Bu âyet bilindiği gibi Efendimiz'in kuvvetli ve mekîn sırlarını dile getirmektedir.
Âyet kelimesi kelimesine "Arş sahibi indinde mekîn ve kuvvetli" anlamına gelmektedir. Bilindiği gibi arş evrenlerin temel eksenidir. Arş sahibi de şüphesiz ki Allah'tır. Allah'ın kendi indinde kuvvetli ve mekîn kıldığı Efendimiz'in bu iki sırrının tanımına gelince; mekîn, şerefli, itibarlı ve güçlü anlamına gelir. Özellikle mekîn'in çok önemli ikinci derece bir mânâsı da haysiyetli kılınmış, korunmuş, özel şekilde biçimlendirilmiş demektir. Ancak âyetteki incelik, Efendimiz'in bu özelliklerinin yalnız dünyaya yönelik değil bütün evrenlere nispet oluşudur. Önce arş üzerinde durmak istiyorum. Kur'ân'da sıra itibariyle önce Âyet-el Kürsî'de geçen bu kelime bir nizamın bir dengenin ve bir merkez gücünün ifadesidir. Arşı anlayabilmek için evrenler hakkında kısa bir kavramımız olması lazım gelir. Tek başına evren belli bir boyut sistemine yerleştirilen varlıklarla birlikte bir mekan sistemini temsil eder. Ancak yüce kitabımız birçok evrenlerin var olduğunu bildirmiştir. Her bir evren farklı boyut sistemlerinden kurulmuştur ve evrenler deyince farklı boyut sistemlerinin teşkil ettiğini mekanları ve oradaki vaı-lıkları anlanz.
Âyet-el Kürsî arş tanımlanırken semaların üstünde olarak tanımlanmıştır. Şu halde arş sonsuz boyut şu halde arş sonsuz boyut sistemlerinin ortak eksenidir. Ve boyutlardaki akıl almaz üçlerin ahenk koordinatıdır. Ne bir motor mili gibi bir doğru parçasını ne de maddesel evrenin üstündeki iç ise semâların elips biçimindeki hücrelerinin şekline benzer. Arş tüm bu kavramlardan ötede her boyutun içinde özel şiddetli bir güçtür ki, Cenab-ı Hak'kın iradesi arşa ne şekilde yansırsa bütün varlıkların hayatı da ona göre şekillenir.

İşte Efendimiz'in mekîn ve kuvvetli oluşu bu arş sistemlerine kıyasendir. Yani evrenin neresinde bir boyutlar sistemi, bir varlıklar ahengi varsa Efendimiz orada güçlü, şerefli, kudretli, özel itina ile mevkîlendirilmiştir.
Bundan sonra âyette daha da açık göreceğimiz şekilde Fahri Kainat Efendimiz'in varlığı bütün evrenlerde ve o evrenler içindeki varlıklarda böylesine hissedilir. Bir örnek vermek gerekirse melekler âlemi de arş sistemine bağlıdır. Efendimiz'in arş indinde mekin ve kuvvetli oluşu melekler âleminde de geçerlidir. Bunun sırrının ne anlama geldiğini 21. âyetten anlayabiliriz.
Âyet 21:"Orada (arşta) mut'a ve emindir."
Mut'a; itaat edilen demektir. Demek ki bütün âlemlerde Efendimiz'e O'nun mekîn sırrından doğan bir itaat sevgisi vardır. Başta melekler âlemi olmak üzere, bütün âlemlerdeki varlıklar Efendimiz'e yakîn olmak ve O'na hizmet etmekten akıl almaz bir zevk duyarlar.
"Ve ona karşı emindirler." Emindirlerin anlamı iki noktada özetlenebilir. 1. O'na inanırlar, (O'na güvenirler anlamınadır. 2. ise çok daha önemlidir. Ondan aman dilerler, anlamına gelir.

"Mutain semme emin" tanımı birlikte mütalaa edildiği takdirde, arş sistemine bağlı bütün evrenler Fahri Kainat Efendimiz'e karşı çok müthiş bir sevgi coşkusu duyarlar. Bu coşku bir yandan itaati, hizmet yarışını bir yandan da aman dilemeyi getirir. Bir galakside bir sorun çıktığı zaman bu âyete sığınarak Efendimiz'den yardım isterler. Çünkü o kuvvetli ve mekîndir. Yani onun Allah indindeki sevgi gücü her problemi halledecek düzeydedir.

Sûre-i Tekvîr'in birinci bölümünde boyutların yıkılışı ile ilgili kıyamet sahnelerinin tümünde de yanlız Resûlullah'ın sözü geçer. İkinci bölüm de anlattığımız cazibeler, yörüngeler etrafında dönüşler, ışınların titreşimleri yine Efendimiz'in 20 ve 21. âyetlerde bildirilen sırrı içinde ahenk kazanır. İlk bakışta sakın olaki bir abartma var sanılmasın. Bu gün dünyanın temel olaylarından birisi olan atom ve çekirdeği arasındaki denge ve ahengin inceliklerini seyrederek bir elektronun atom çekirdeği etrafında dönerken nasıl Efendimiz'den aman dilediğini fark edebiliriz.

Atom çekirdeği etrafında el-Cevaril Künnes sırrı ile dönen elektron, saniyede 100.000 kez atom çekirdeğinin çevresinde elips yörüngesi üzerinde hareket etmektedir. Bu hareket sırasında 4 kez müşkül duruma düşer. Elips yörüngesinin 2 tane en uzak noktası 2 tane en yakın noktası vardır. Buralarda elektronun süratini çok hızlı bir şekilde değiştirmesi gerekir. Aksi taktirde ya çekirdek çevresinden fırlar ya da çekirdeğin müthiş enerji kazanına düşer. O noktalarda elektron sırrı Muhammedi'den aman diler. Efendimiz de elektrona ham etmesini tavsiye eder. Bu dört noktada yani saniyede 400.000 defa elektron atom çekirdeği etrafında rükû'ya benzeyen bir eğilme yapar. Buna nükleer fizikte manyetik spin denir. Ve bu hamd niyazı sayesinde elektron varlığını sürdürür gider.

Sûre-i Tekvîr'in İslâmiyet'in ilk çağlarında inzal olduğunu düşünürsek hiç kimsenin Efendimiz'i tanımadığı bu çağda Allah'ın Fahri Kainat Efendimiz'deki bu akıl almaz sırları açıklayıvermesi akıllara durgunluk verir. Allah o çağın insanlarına ve daha sonra gelipte Efendimiz'i anlamayacak olan insanlara karşı;
"Anlasanız da anlamasanız da benim habibim sevgili Muhammedim böylesine akıl almaz bir evren sırrıdır" buyunııaktadır. Nitekim üç ayet sonra da bu âyetleri teyiden,
"O âlemler için biı zikirdir" buyuracaktır.
Buraya kadar olan kısmı özetlersek, Sûre-i Tekvîr ilk 14 âyetinde boyutları, kıyameti bildirmiş, ondan sonra da 4 âyetinde de maddesel varlıkları temel yasalarını açıklamıştır. Şimdi de Efendimiz’in sırrını bütün haşmetiyle ilan etmektedir. Son bçlümde ise insanlığa hayatı ve kaderi öğretecektir.
Son düzenleyen Safi; 8 Ekim 2016 22:22
ChaosXL - avatarı
ChaosXL
Ziyaretçi
10 Aralık 2013       Mesaj #4
ChaosXL - avatarı
Ziyaretçi
1.Fiziksel Yasalar
Evrenin fiziksel yasaları vardır. Her varlık, bu yasaların sınırları içinde işlevlerini yürütür.
Fiziksel yasalar zorunludur. Evrendeki her varlık bu yasalara uyar. Buradaki zorunluluk, fiziksel yasaların değişmez ve sürekli geçerli oluşu anlamındadır.
Allah, Kur'anıkerim'de evrenin fiziksel yasaları olduğuna işaret ederek, evrenin hiçbir yerinde bir eksiklik, düzensizlik ve başıboşluk olmadığını söyler:
“Yedi göğü birbiriyle tam bir uyum içinde yaratan Allah’tır. Rahmanın yaratışında hiçbir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?” (67/Mülk suresi, 3)
Kur'an fiziksel yasaların varlığını vurgulamakla kalmaz, bazılarına da örnekler verir:
“Gökleri, görebileceğiniz direkler olmaksızın yükselten... Allah'tır.” (13/Ra'd suresi, 2) “Göğü, yeryüzüne düşmekten koruyan Allah’tır.” (22/Hac suresi, 65) Bu ayetler, evrendeki dengeye işaret eder.

Çekim yasası evrenin denge ve düzenini nasıl sağlar?
Güneş ve ay kendileri için belirlenen yörüngede belli bir süreye kadar hareketlerini sürdürmektedir. (13/Ra'd suresi, 2) Bu fiziksel yasayı gösteren ayetlerden ikisi şöyledir:
“Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına (hilâl şekline) döneceği evreler belirledik. Ne güneş aya yetişebilir ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.” (36/Yâsîn suresi, 39-40)
“Güneş de ay da hesap iledir.” (55/Rahmân suresi, 5)
Kur’anıkerim’de gecenin karanlık, gündüzün aydınlık oluşuna işaret edildiği gibi, birbirlerini sürekli izleyişlerinin de fiziksel yasalara göre olduğu belirtilmektedir:
“Gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren Allah’tır.” (25/Furkan suresi, 62)
Gece ile gündüzün birbirini izlemesi, hangi fiziksel yasaya göre olmaktadır?

Evrenin fiziksel yasalarından biri de hava basıncıdır.
Kur’anıkerim, gemilerin denizde batmadan yüzmesini, Allah’ın varlığını gösteren bir belge olarak sunar:
“Onun varlığının bel-gelerinden biri de denizde dağlar gibi yüzen gemilerdir.” (42/Şûrâ suresi, 32)
Gemilerin denizde batmadan yüzmesi hangi fiziksel yasaya göre olmaktadır?

Evrende her şeyin çift yaratılması, bütün varlıkları içine alan bir yasadır. “Her şeyden çift çift yarattık ki düşünüp öğüt alasınız.” (51/Zâriyât suresi, 49)
Fiziksel yasaların en belirgin özelliği evrende yaşama ortamını oluşturmasıdır. Kur’an fiziksel yasalarla evrende yaşama ortamının oluşturulması arasındaki ilişkiyi şöyle anlatır:
“Allah, yeryüzünü sizin için bir döşek, gökyüzünü bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla size rızık olan ürünler çıkardı....” (2/Bakara suresi, 22)
“Allah yeryüzünü düzenleyip yaymıştır. Yerden suyu ve bitki örtüsünü çıkartmıştır.” (79/Naziât suresi, 30-31)
“İnsanları sarsmasın diye yeryüzüne dağlar yerleştirdik, kolayca yollarını bulabilsinler diye orada geniş yollar (vadiler) açtık.” (21/Enbiyâ suresi, 31)
Allah, fiziksel yasalar üzerinde iyice düşünüp ibret almamızı istemektedir.

2.Biyolojik Yasalar
Biyoloji, canlılar bilimidir. Canlıların yapısı, büyümesi, üremesi, gelişmesi, çevresi, kalıtımı, beslenmesi, korunması ve yayılmasını inceler. Canlıların bütün özellikleri ve yaşamsal olayları biyolojinin konusudur. Amacı, insanın canlılar dünyasında geçerli olan yasaları tanıması ve yararlanacağı sonuçlara ulaşmasıdır. Biyolojinin iki ana bölümünden biri olan botanik, bitkileri; zooloji ise hayvanları incelemektedir. Biyolojinin alanı çok geniş olduğu için her canlı grubu için de ayrı alt bölümler oluşturulmuştur.

Canlıların ortak özellikleri vardır. Üreme, büyüme, gelişme, beslenme, vb. her canlı için söz konusudur. Bütün bunlar biyolojik yasalar alanıdır. Her bir canlı türüne ilişkin oluşumu ve gelişimi belirleyen bu yasalardır. Canlıların belli bir sürenin sonunda ölmesi de bu yasaların bir gereğidir. İnsanın yaşamı da biyolojik yasaların çizdiği sınırlar içinde sürmekte ve sona ermektedir.
Fiziksel ve biyolojik yasalar, birbiriyle tam bir uyum ve bütünlük içinde evrenin düzenini sağlarlar. Fiziksel yasalar, evrende biyolojik yasaları geçerli kılacak yaşama ortamını hazırlar. Ayrıca bunlar, biyolojik yasaların sürekliliğini de güvence altına alırlar. Yasalar arasındaki bu ilişkiyi güneş ve rüzgâr örnekleriyle açıklayabiliriz:
Güneş; doğuşu, batışı, yükselişi, alçalışı, kısaca fiziksel yasalar çerçevesinde gerçekleşen düzenli hareketleriyle, yeryüzünde biyolojik ortamın oluşmasına önemli katkılarda bulunur.
Rüzgârlar, fiziksel yasalara göre oluşur. Biyolojik yasaların geçerli olduğu ekinlerin, ağaçların serpilip büyümesine, bitkilerin üreme hücrelerinin birbirine kavuşarak döllenmesine yardımcı olur1.
Canlılığın suya bağlı olması biyolojik bir yasadır. Allah her canlıyı sudan yaratmış, suyu yaşamın temel öğesi yapmıştır2. Yaşamın ortaya çıkabilmesi ve gelişebilmesi için su en önemli etkendir. Bitkisel, hayvansal, canlı her hücrenin yaşam ortamı, insanın yaratıldığı madde de sudur3. Bunun için Allah Kur’an’da; tohumlar, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmek için yoğunlaşmış buluttan bol bol yağmur indirdiğini söylemektedir4.
Biyolojik yasalardan biri de, yaşamın beslenmeye, yeme ve içmeye bağlı oluşudur. Bu yasa bütün canlı varlıklar için geçerlidir. Canlılar, enerji gereksinimlerini beslenme yoluyla sağlarlar. Canlıları besleyen her türlü ürün topraktan çıkar. İnsanların bin bir çeşit yiyeceklerini, katıklarını, ilâçlarını, tatlı-ekşi meyvelerini, daha nice ürünlerini yeryüzü sağlar5.
Bitkilerin büyümesi, gelişmesi ve ürün vermesi biyolojik yasaların sınırları içinde olmaktadır. Bitkiler toprağın yapısı, iklim ve mevsim koşullarına göre ekilip dikilirler. Her bir bitki türü, yetişmesini sağlayacak ortamlara gereksinim duyarlar. Yeryüzünün her bölgesi aynı özellikte olmadığı için, buralarda yetişen bitkiler de farklı olmaktadır. Bu durum, bitki türlerinin yetiştirilmesiyle ilgili bir yasanın varlığını gösterir.

Allah her şeyi çift olarak yaratmıştır6. Bu yasa, bütün canlı varlıklar için geçerlidir. Yeryüzünde renkleri, biçimleri ve yaratılışları birbirinden farklı canlılar, yine renkleri, türleri, tatları, kokuları ve yararları değişik olan bitkiler çift çift yaratılmıştır. Kur’anıkerim’de bu durum; "yeryüzünün ziynetini takınıp, süslenmesi” 7 şeklinde, insanın estetik duygularını okşayan bir tarzda anlatılır. Allah, Kur’an’da insanlar, hayvanlar, bitkiler ve diğer varlıkların çift yaratılması ve çiftler arasındaki ilişki üzerinde iyice düşünülmesi gerektiğini söyler8.
Evrenin şenlikleri; bütün canlılar, bitkiler, hayvanlar, insanlar. Doğar, gelişir, büyür. Yaşama veda etmeden önce tohumunu diker, soyunu sürdürür.

Erdoğan PAZARBAŞI
1) 15/Hicr suresi, 22 2) 24/Nûr suresi, 45 3) 25/Furkân suresi, 55 4) 78/Nebe’ suresi, 14-16
5) 6/En’âm suresi, 141; 13/Ra’d suresi, 4 6) 15/Hicr suresi, 22 7) 10. Yûnus suresi, 24 8) 13/Ra'd suresi, 3; 26/Şuarâ suresi, 7.

3.Toplumsal Yasalar
Toplumsal alanda geçerli olan yasalar vardır. Toplumsal ya-sa, tarihsel ve toplumsal değişmelere etki eden, bu değişmeleri yönlendiren etkenleri ve ilkeleri ifade eder. Neden-sonuç arasındaki değişmez ve zorunlu ilişki; toplumsal yasalarda da kendini gösterir. Burada toplumsal bir zorunluluktan çok, koşullar oluştuğu zaman gerçekleşen kaçınılmaz bir sonuç söz konusudur. Başka bir deyimle insanların özgür iradeleriyle yaptıkları seçimler sonunda karşılarına çıkan sonuçlar, bu anlamda birer toplumsal yasadır. Bu yönüyle toplumsal yasalar, insanların özgür iradelerini kullanmalarını engelleyen toplumsal bir kader olarak algılanamaz.

Toplumsal olgular ve olaylar arasındaki ilişkiler belirlenerek belli ölçülerde evrensel ilkelere ulaşılabilir. Bu konuya ilişkin açıklama ve sınıflandırmalar, kavramsal bir bütün olarak toplumsal yasaları oluşturur. Süreklilik ve değişmezlik içeren bu yasalar, sürekli değişmekte olan dünyamızda, kalıcı değer ve ilkelere işaret eder.

Kur'anıkerim’de “sünnetullah” deyimiyle toplumsal yasalara da işaret edilmekte ve bunların kişilere ve toplumlara göre değişmeyeceği belirtilmektedir.
“...Sen Allah’ın yasasında (sünnetullahta) hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen Allah’ın yasasında asla bir sapma da göremezsin.” (35/Fâtır suresi, 43)
“Sizden önce de yasalar uygulanmıştır. Yeryüzünde gezin de yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.” (3/Âl-i İmrân suresi,137)
Kur'anıkerim, toplumsal yasalar üzerinde düşünmeye, bu yasaların nasıl işlediğini bulmaya ve buna uygun davranmaya çağırmaktadır:
“Onlar yeryüzünde gezip kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmazlar mı?...” (35/Fâtır suresi, 44)
Tarihi tanımak, toplum hayatına yön veren yasaları tanımaktır. Bu anlamda geçmişin bilinmesi, bugünün daha iyi anlaşılmasını ve geleceğin de doğru tahmin edilip plânlanmasını sağlar.
Kur'anıkerim peygamberimizden toplumunu uyarmasını ve onları geçmişten ders almaya çağırmasını istemiştir (77/Mürselât suresi, 16-17).
Kur'anıkerim, toplumsal alanda geçerli olan yasaların ne olduğunu bildirir ve bunlarla ilgili örnekler verir:
“Bir top­lum, içlerinde olanı değiştirmedikçe, Allah onların du­ru­munu değiştirmez.” (13/Ra'd suresi, 11)
Toplumsal olaylar, belli bir sürecin sonunda ortaya çıkar. Sürecin bitiminde ise kaçış ve kurtuluş yoktur. Artık olayın gerçekleşmesi engellenemez. (22/Hac suresi, 48)
Kur'anıkerim’in üzerinde önemle durduğu toplumsal yasalardan biri de toplumların ömür sürelerinin, kendi tutum ve davranışlarına göre belirlenmesidir.
“Her toplumun bir eceli vardır. Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an ileri gidebilirler.” (7/A'râf suresi, 34)
Son düzenleyen Safi; 8 Ekim 2016 22:25
Jumong - avatarı
Jumong
VIP VIP Üye
25 Ekim 2015       Mesaj #5
Jumong - avatarı
VIP VIP Üye
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

Şura 32

ŞÛRÂ-32: Denizde dağlar gibi yüzen gemiler, O'nun varlığının delillerindendir.)

kaynak: kuranmeali.org/
🌘 🚀

Benzer Konular

16 Kasım 2017 / Misafir Cevaplanmış
10 Ekim 2009 / Misafir Cevaplanmış
20 Eylül 2011 / Misafir Cevaplanmış
2 Ekim 2010 / Misafir Cevaplanmış
11 Mart 2014 / Misafir Cevaplanmış