Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Türk Dil Kurumu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

Bu konu Soru-Cevap forumunda Ziyaretçi tarafından 9 Kasım 2008 (19:44) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
140927 kez görüntülenmiş, 151 cevap yazılmış ve son mesaj 20 Ekim 2013 (10:42) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.00  |  Oy Veren: 2      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 9 Kasım 2008, 19:44

Türk Dil Kurumu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

#1 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
türk dil kurumu kaç kişiden oluşuyor ve bu kişileri kim atıyor
En iyi cevap _KleopatrA_ tarafından gönderildi

Alıntı:
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

Türk dil kurumu amaçları
TÜRK DİL KURUMU
Her şeyden önce dil, kişiler arasında en etkin, en doğal ve sürekli iletişim aracıdır. Aynı zamanda bilimsel, dinsel ya da felsefeye ilişkin her türlü düşüncenin de taşıyıcısıdır. Öte yandan kültürü oluşturan en önemli öğe olduğu gibi, kültürü elde etmenin, öğrenmenin araçlarından biri niteliğini de taşımaktadır. Bütün bunların dışında da dil, toplumu, ulusu oluşturan ve ulusallığı sağlayan ana etkenlerden biri olarak da önem taşımaktadır.
Türkçe, yeryüzünde konuşulan dillerin ayrıldığı 5 büyük gruptan Ural-Altay-Dilleri arasında yer almaktadır. Dil sınıflamasında göze çarpan en belirgin nokta, Türk dilinin, Türklerin İslamiyet’i kabulden sonra en çok etkilendiği Arapça ve Farsça ile köken bakımından hiçbir yakınlığı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Avrupa’da konuşulan dillerin, kendi gruplarında bulunan Latince ile olan akrabalıklarına benzer bir yakınlığı Türkçe Arapça ve Farsça arasında kurmaya olanak yoktur.
Hangi kökende gelirlerse gelsinler, dillerin başlangıçtaki niteliklerini, söz varlıklarını olduğu gibi sürdüremedikleri görülmektedir. Çünkü dil de her kültür öğesi gibi zamanla değişime uğramak durumundadır. Bu değişim, toplumdan kaynaklanan gereksinmeler ve yönlendirmeler ile diller arasındaki etkileşim ve ilişkide bulunulan toplumlarda geçerli olan dillerin etkisinden kaynaklanır.
Türkçe’nin, tarihin ilk dönemlerinden başlayarak Türklerin konuştukları bir dil olduğu bilinmektedir. Ancak buna ilişkin belgelerin yokluğu o dönemlerdeki dilin özelliği ve söz varlığı üzerinde fazla bilgi edinmemize olanak bırakmamaktadır. Türkçe’ye ilişkin ilk yazılı belge 581’de Soğotça yazılmış Bugut yazıtıdır. VII. Yüzyılda yazılmış Orhon Yazıtları ise, Türkçe’nin oldukça gelişmiş bir yazı dili düzeyinde olduğunu göstermektedir.
Türklerin o yüzyıldan başlayarak İslamiyet’e girmeleri, dili de, iki yabancı dilin Arapça ve Farsça’nın etkisi altına sokmuştur. İslamiyet’i kabul ettikten sonra kurulan Türk devletlerinde bilim ve ibadet dili olarak Arapça, sanat dili olarak da Farsça kullanılmaya başlanmıştır. Çok geçmeden resmi yazışmalarda da Arapça ve Farsça’nın yeğlenmesi, büyük çoğunluğunu oluşturan halkın okuyamadığı, anlayamadığı bir resmi dil sorununu da doğurmuştur.
Anadolu’daki Arapça ve Farsça baskısı, Osmanlı Devleti’nde üç alanda geçerli dil olarak Türkçe’nin kullanılması resmi dil sorununu belirli ölçüde gidermişti: sarayda, divanda ve şer’i mahkemelerde Türkçe kullanılması bilimsel yapıtlardan bir kısmının Türkçe yazılmasını da desteklemişti. Ne var ki bu durum XVI.yüzyıl ortalarına kadar sürmüş, o dönemde dilde yeniden bir ikiliğe yönelinmişti. Osmanlıca denen Türkçe-Arapça-Farsça karışımı yapay dil yazı dili yaratılırken Türkçe ikinci plana itilmiş ve üstelik “ayağı çarıklı kaba Türkler”in konuştuğu dil olarak aşağılanmıştı.
Yazı ili ile konuşma dili arasındaki ayrılık giderek artarken, kültürel ve toplumsal gereksinmeler XIX.yüzyılda dilin önemini ve dilde çözülmesi gereken büyük sorunlar bulunduğunu ortaya çıkarmıştı. Tanzimat döneminde değişim zorunluluğu nedeniyle öğretim yönünden çağın çok gerisinde kalmış olan medreseler dışında yeni okullar açmak ve dış dünyadaki bilimsel gelişmeleri içeren yapıtları Türkçe’ye çevirmek yoluna gidilmişti. Ancak açılan meslek okullarında okutulacak nitelikte terkçe kitaplar bulunmadığı ve zengin bir dil sayılan Osmanlıca’nın çevirilerde bilimsel terimleri karşılamaktan uzak olduğu görülmüştü. Bu yüzden 1827’de açılan Tıbbiyede öğretimin Fransızca yapılması öngörülmüştü.
Gerçekten de karma Osmanlıca bir bilim dili olamamış, yalnızca bir yazım ve şiir dili olarak kalmıştı. Yabancı yapıtların çevirilerine girişildiğinde o dildeki kavramların ve terimlerin Osmanlıca’da karşılıkları bulunamamıştı. Bu durumda yeni sözcükler türetme zorunluluğu duyulmuştu. Ancak bu türetmelerde Türkçe’nin değil de Arapça’nın söz varlığından yararlanılması, Osmanlıca’ya yeni terimler kazandırırken dile bir dizi yeni Arapça sözcüğün girmesine de neden olmuştu.

Yazı dilinin aldığı biçim ve içerik, yalnız öz dilleri Türkçe olmayan Osmanlı uyrukluların değil, imparatorluğun kurucusu Türklerin bile devlet dairelerinde işlerini gördürmelerini ve yürürlüğe konulan yasaları, verilen kararları anlamalarını olanaksız kılmıştır. İşte bu ortam içimde yüzyılın sonlarına doğru dildeki ikiliği olabildiğince azaltmak gerektiği anlayışı yerleşmeye başlamıştır.
İmparatorluktan ulusal devlete geçildikten sonra ulusal bütünlüğü sağlamak ve çağı yakalamak için dil sorununu da çözmek artık kaçınılmaz olmuştu. Bunun için izlenecek yollar da belliydi. Ya yasal bir düzenlemeye baş vurulabilir, ya da sorunu belli bir sürede çözüme ulaştırabilecek bir örgütlenme sağlamak gerekiyordu. Henüz Cumhuriyet ilan edilmemişken, 23 Ağustos 1923’te TBMM’ne verilen Türkçe Kanunu adını taşıyan bir yasa önerisinde, her türlü yazışmanın Türkçe yapılması zorunlu tutuluyor, yabancı sözcükler kullananların da cezalandırılmaları isteniyordu.
Ancak dil konusunda bağlayıcı bir yasa çıkarmanın hukuk kurallarıyla bağdaşmadığı düşünülerek bu öneri kabul edilmemişti. Böylece bir örgüt kurma yöntemi tek çıkar yol olarak ortaya çıkmıştı.
Dil konularıyla uğraşacak bir kurul oluşturulması, 1926’da Milli Eğitim Bakanlığı kuruluş yasası görüşülürken gündeme gelmişti. Yeni Türk abecesinin saptanması için kurulan Alfabe Komisyonu’na aynı zamanda Dil Heyeti adı verilmişti. Bununla abecenin dil çalışmalarına geçişte ilk aşama olduğu anlatılmak istenilmişti. Gerçekte de Dil Kurulu yeni abeceyi saptadıktan sonra dağıtılmamış, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak dil çalışmalarını sürdürmesi istenmişti. Kurul öncelikle bir Yazım Kılavuzu yayımlamış, arkasında bir Türkçe sözlük hazırlamaya koyulmuştu. Ancak bu kurulun çalışmalarının politikacılar tarafından eleştirilmesi ve kurulun iş göremez hale gelmesi sonucu yeni ve bağımsız bir örgütün kurulması yoluna gidilmiştir.
Türk Tarih Kurumu’nun başarılı çalışmaları da dikkate alınarak Atatürk’ün önerisiyle ona benzer bir dil derneğinin kurulması uygun görülmüştü. 12 Temmuz 1932’de hepsi de milletvekili olan dört ünlü yazar ve düşünürün başvurusuyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. Derneğin amacı; Türk dilini incelemek ve elde edeceği sonuçları yayıp yaygınlaştırmak olarak belirtilmiştir.
Türk Dili Kurumu’nun üye sayısı Türk Tarih kurumu gibi sınırlı tutulmamıştı. 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı’nda ilk genel kurula dileyen her Türk vatandaşının katılabileceği açıklanmıştı. On gün süren ve 917 delegenin katıldığı bu kurultayda dilde devrim mi, evrim mi sorunu enine boyuna tartışılmış ve çoğunluk görüşü devrim üzerinde yoğunlaşmıştı. Türk Dili Tetkik cemiyeti adı 1936’da toplanan III. Kurultayda Atatürk’ün isteğiyle ve Türk Tarih Kurumu adına uygun olarak Türk dil Kurumu olarak değiştirilmiştir.
Derneğin amacı, Türk dilini, ulusal kültürümüzün eksiksiz bir anlatım aracı durumuna getirmek ve ikinci olarak da Türk dilini, çağdaş uygarlığın önümüze getirdiği tüm gereksinmeleri karşılayacak bir yetkinliğe erdirmek olarak belirtilmiştir.
Türk Dil Kurumu, Atatürk döneminde ve ondan sonra da çeşitli siyasal dalgalanmalara karşın çalışmalarını kuruluşunda saptanan amaçlar doğrultusunda sürdürmüştür. Bunun sonucunda da konuşma dili yazı dili arasındaki uçurum giderilmiş, Türkçe, büyük oranda özleştirilmiş bir bilim ve kültür dili düzeyine çıkarılmıştır.
Bu birinci kurultaydan sonra, yukarıda zikredilen kollar vasıtasıyla kurultayın tespit ettiği programın yönetim kurulu uygulanmaya başlanmıştır. Ülkede bir dil seferberliği başladı. Amaç,Türkçe’yi yabancı dillerin egemenliğinden kurtarmak;yeni kavramları karşılayacak bir kültür dili yaratmaktı.
Bu amacı gerçekleştirmek için yapılan girişimlerin tümüne birden Dil Devrimi denildi. Çalışmalar hızlandı. Bir söz derleme kılavuzu hazırlandı. Kurulan derleme örgütleri ile on dokuz ayda 30.000 fişlik söz derlendi. Türkçe, halkın diline yönetilmeye çalışıldı.
İkinci dil kurultayı, birincisinden iki yıl sonra, 18-23 Ağustos 1934’de yine Dolmabahçe sarayında toplandı. Bu kurultaya da yerli ve yabancı çok sayıda bilgin katıldı. Kurultayda, Türkçe’nin dünya dilleri arasındaki yeri ele alındı.
Bütün terimlerin Türkçe köklerden türetilmesi, türetilecek bu öz Türkçe kelimelerin de okul kitaplarına girmesi kararlaştırıldı. Ancak, zorunlu hallerde batıda kullanılan bilimsel ve teknik terimlerin,yaşayan yabancı dillerden değil, bunların temeli olan eski dillerden alınarak fonetiğinin Türk gramerine tespitinin uygun görüldüğü bildirildi. Birçok matematik terimleri okul kitaplarına bundan sonra girmiştir. Yeni bu kurultayda,iki yıl içinde yapılan uygulamaların toplu bir değerlenmesi de yapıldı. Eksiklik ve karışıklıklar üzerinde duruldu. Bir yabancı kelime yerine önerilen değişik karşılıkların durumu görüşüldü.buların hangisinin uygun olduğu gösterir bir kılavuz hazırlanması gereksinimi belirlendi. Tarama Dergisi’ndeki Türkçe sözcükleri gözden geçirip Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu adıyla bir sözlük meydana getirildi. Buna eş olarak bir de Türkçe’den Osmanlıca’ya Cep Kılavuzu hazırlandı bunlar o günler için oldukça yararlı sayılacak çalışmalardı. Yazı dilinin Türkçeleşmesi gittikçe hızlanıyor ve yaygınlaşıyordu.
İkinci kurultaydan sonra yine söz derleme ve gramer çalışmalarına devam edilmiş, bir yandan da kitap tarama ve folklor araştırmalarına girişilmiştir. Yine bu yılın diğer önemli bir olayı da Soyadı Kanunu’nun çıkarılmasıdır. Bu kanun, dil devriminin gelişimini etkilemiştir. O zamanlar, alınacak soyadlarının Türkçe olmasına dikkat ediliyordu. Bu durum çok sayıda öz Türkçe kelimenin ortaya çıkmasına yaradı. Yine kurultayı takiben din dilini Türkçeleştirme çalışmaları başladı. Türkçe’nin Arapça’nın etkisinde kalmasının başlıca nedenlerinden biri de ibadet dilinin Arapça olmasındandı.ibadet dilinde yapılacak değişiklik halkın Arapça ile olan zorunlu bağını ortadan kaldıracaktı. Böylece de Arapça’nın Türkçe üzerindeki etkisi iyice zayıflayacaktı. Ezanın Türkçeleştirilmesi, Kuran’ın Türkçe çevirisi bu düşüncenin ürünü olan uygulamalardır.
Bu kurultay sonrasının başlıca konularından biri de Türk dilinin eskiliğini kanıtlamak çabalarıdır. Bu çaba esas itibariyle Türk tarihine karşı uzun yıllar süren kayıtsızlığa bir tepki olarak, milli bilinci kuvvetlendirmek amacıyla doğmuştur. Türkçe kelimeleri, Arapça, Farsça dilleriyle açıklamak alışılageldik bir yöntemdi. Adeta buna bir tepki olarak bir çok kelimenin Türkçe olabileceği kanıtlanma çabalarına girişilmiştir.
Düzenlenen III. Kurultaydan sonra bazı dilciler bu dönem için, dil devriminin ikinci evresi, ya da dil felsefesi adını vermişlerdir. Bu kurultay esas olarak Güneş Dil Teorisi üzerinde durdu. Aslında, Güneş Dil Teorisi özleşme ile ilgili değildir. Ancak bir dilin nasıl doğup geliştiğini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu yolla, Türk dilinin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşü savunulacaktır. Yine bu teorinin doğuşunda, Türk milletinin çok eski bir millet olduğunu kanıtlama çabası ve isteğinin rol aldığı bir çeşit tepkiden doğduğu, daha doğrusu bir moral güç yaratılmak istenildiği açıktır. Kısacası, bilimsel olmaktan, bir dil felsefesi geliştirmekten çok, politik bir içerik taşımaktadır ve o devrin tarih görüşünün de yansımasıdır.
Kuram buna göre geliştirilir. Bu kurama göre Türk dili tarihten önceki çağlarda var olan bir dil idi. Bir çok sözcükler göçler yoluyla dünyaya yayılmıştır. Bunun için Batı etimoloji sözlüklerinde kaynağı belirtilmeyen sözcükler Türkçe olabileceği varsayılmıştır. Böylece dilimize giren bir çok yabancı kelimenin de Türkçe olduğu zamanla ortaya çıkacaktır. Güneş Dil Teorisi aslında yukarıda belirtildiği gibi tarih felsefesinin, tarih görüşünün, dil konusundaki bir yansımasıdır; Milli dilin eskiliğini ve köklülüğünü belirtmeye çabalıyordu.
Türk Dil Kurumu varlığını ve çalışmalarını, değişen siyasal koşullar ve dönemlerde, zaman zaman sert eleştirilere karşın 1982 yılına kadar sürdürdü. Bu yıllar içinde giderek olgun bir kimliğe kavuşan Türk Dil Kurumu, dil ve edebiyat alanında çok sayıda eserler yayımladı. Anıt eserler sayılacak Türk dilinin Derleme ve Tarama Sözlükleri, Türkçe Sözlük, Yazım Kavuzu, yetmiş kadar terim sözlüğü başta olmak üzere bilimsel bir çok eser yayımlamıştır. Ulusal ve uluslar arası kongreler düzenlenmiş, edebiyat alanına, sosyal bilimlere katkılarda bulunmuş, Türk Dili Dergisi’ni yıllarca aksatmadan çıkartmış, Divan-ı Lügat-ı Türk ve benzeri bir çok eski Türkçe kaynağı yayımlamış bilimsel saygınlığı olan bir kuruluştu. Türkçe’nin bugünkü düzeyine gelmesinde başlıca rolü oynamıştır. Dernek statüsündeki bu kurumun maddi kaynağı, özel hukuk kurallarına göre düzenlenen Atatürk’ün vasiyetnamesinde kuruma bırakılmış gelir idi. 1982 anayasasına konan bir hüküm ile bu kurum ve benzeri statüdeki Türk Tarih Kurumu’nun kaldırılması öngörülmüştür. Daha sonra çıkartılan bir yasa ile bu kurum kapatılmış ve devlete bağlı resmi konumda, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulmuştu
Alıntı:
26 Eylül 1932 günü Atatürk2ün Başkanlığında toplanan 1. Türk DiL Kurultayının amaçlarını nelerdir ? lütfen cevap bekliyorum cok acil ödevimi yapmam lazım...
I. Türk Dili Kurultayı

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Git ve: kullan, ara
I. Türk Dili Kurultayı, 26 Eylül 1932 - 5 Ekim 1932 tarihleri arasında Türk Dil Kurumu tarafından düzenlenen dil kurultayı.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. sözleri ile Türkçeye verdiğiönemi belirten Atatürk 1 Kasım 1928'de çağdaş dünyaya uyum sağlamak amacıyla Harf devrimini gerçekleştirir. Türk dilinin dünya dilleri arasındaki yerinin belirlenmesi, köklerinin araştırılması, Türk lehçe, şive ve ağızlarının bilimsel yöntemlerle incelenmesi için 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni(Türk Dil Kurumu'nu) kurdurur.
I. Türk Dili Kurultayıında bu konularla ilgili pekçok önemli karar alınmış ve uygulamaya konulmuştur.
On gün süren kurultay Ruşen Eşref’in şu konuşmasıyla biter.
Bir davayı bütün gerçekliği ile göz önüne getirmek, onu zaman ve mekân içindeki yerine, sırasına koymak, beynin laboratuvarında inceden inceye elenip dokunmuş bu işin nasıl bir iş olduğunu görmek, göstermek, düşünceleri o iş etrafında bir araya toplamak, o işten çıkan neticeleri ilerisi için hedef edinmek: İşte Mustafa Kemalce düşünüş bu demektir.
Mustafa Kemalce düşünmek demek, tahlil ve terkibetmek, şuurlaştırmak, nizamlaştırmak, sistem haline komak demektir. Bu usul Çanakkale'den dil kurultayına kadar aynı hızı ve sırayı gösterir.
Rapor Et
Reklam
Eski 9 Kasım 2008, 19:45

Türk Dil Kurumu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

#2 (link)
ahmed
Ziyaretçi
ahmed - avatarı
TDK - Türk Dil Kurumu
Rapor Et
Eski 9 Kasım 2008, 19:50

Türk Dil Kurumu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

#3 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
TÜRK DİL KURUMU
Her şeyden önce dil, kişiler arasında en etkin, en doğal ve sürekli iletişim aracıdır. Aynı zamanda bilimsel, dinsel ya da felsefeye ilişkin her türlü düşüncenin de taşıyıcısıdır. Öte yandan kültürü oluşturan en önemli öğe olduğu gibi, kültürü elde etmenin, öğrenmenin araçlarından biri niteliğini de taşımaktadır. Bütün bunların dışında da dil, toplumu, ulusu oluşturan ve ulusallığı sağlayan ana etkenlerden biri olarak da önem taşımaktadır.
Türkçe, yeryüzünde konuşulan dillerin ayrıldığı 5 büyük gruptan Ural-Altay-Dilleri arasında yer almaktadır. Dil sınıflamasında göze çarpan en belirgin nokta, Türk dilinin, Türklerin İslamiyet’i kabulden sonra en çok etkilendiği Arapça ve Farsça ile köken bakımından hiçbir yakınlığı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Avrupa’da konuşulan dillerin, kendi gruplarında bulunan Latince ile olan akrabalıklarına benzer bir yakınlığı Türkçe Arapça ve Farsça arasında kurmaya olanak yoktur.
Hangi kökende gelirlerse gelsinler, dillerin başlangıçtaki niteliklerini, söz varlıklarını olduğu gibi sürdüremedikleri görülmektedir. Çünkü dil de her kültür öğesi gibi zamanla değişime uğramak durumundadır. Bu değişim, toplumdan kaynaklanan gereksinmeler ve yönlendirmeler ile diller arasındaki etkileşim ve ilişkide bulunulan toplumlarda geçerli olan dillerin etkisinden kaynaklanır.
Türkçe’nin, tarihin ilk dönemlerinden başlayarak Türklerin konuştukları bir dil olduğu bilinmektedir. Ancak buna ilişkin belgelerin yokluğu o dönemlerdeki dilin özelliği ve söz varlığı üzerinde fazla bilgi edinmemize olanak bırakmamaktadır. Türkçe’ye ilişkin ilk yazılı belge 581’de Soğotça yazılmış Bugut yazıtıdır. VII. Yüzyılda yazılmış Orhon Yazıtları ise, Türkçe’nin oldukça gelişmiş bir yazı dili düzeyinde olduğunu göstermektedir.
Türklerin o yüzyıldan başlayarak İslamiyet’e girmeleri, dili de, iki yabancı dilin Arapça ve Farsça’nın etkisi altına sokmuştur. İslamiyet’i kabul ettikten sonra kurulan Türk devletlerinde bilim ve ibadet dili olarak Arapça, sanat dili olarak da Farsça kullanılmaya başlanmıştır. Çok geçmeden resmi yazışmalarda da Arapça ve Farsça’nın yeğlenmesi, büyük çoğunluğunu oluşturan halkın okuyamadığı, anlayamadığı bir resmi dil sorununu da doğurmuştur.
Anadolu’daki Arapça ve Farsça baskısı, Osmanlı Devleti’nde üç alanda geçerli dil olarak Türkçe’nin kullanılması resmi dil sorununu belirli ölçüde gidermişti: sarayda, divanda ve şer’i mahkemelerde Türkçe kullanılması bilimsel yapıtlardan bir kısmının Türkçe yazılmasını da desteklemişti. Ne var ki bu durum XVI.yüzyıl ortalarına kadar sürmüş, o dönemde dilde yeniden bir ikiliğe yönelinmişti. Osmanlıca denen Türkçe-Arapça-Farsça karışımı yapay dil yazı dili yaratılırken Türkçe ikinci plana itilmiş ve üstelik “ayağı çarıklı kaba Türkler”in konuştuğu dil olarak aşağılanmıştı.
Yazı ili ile konuşma dili arasındaki ayrılık giderek artarken, kültürel ve toplumsal gereksinmeler XIX.yüzyılda dilin önemini ve dilde çözülmesi gereken büyük sorunlar bulunduğunu ortaya çıkarmıştı. Tanzimat döneminde değişim zorunluluğu nedeniyle öğretim yönünden çağın çok gerisinde kalmış olan medreseler dışında yeni okullar açmak ve dış dünyadaki bilimsel gelişmeleri içeren yapıtları Türkçe’ye çevirmek yoluna gidilmişti. Ancak açılan meslek okullarında okutulacak nitelikte terkçe kitaplar bulunmadığı ve zengin bir dil sayılan Osmanlıca’nın çevirilerde bilimsel terimleri karşılamaktan uzak olduğu görülmüştü. Bu yüzden 1827’de açılan Tıbbiyede öğretimin Fransızca yapılması öngörülmüştü.
Gerçekten de karma Osmanlıca bir bilim dili olamamış, yalnızca bir yazım ve şiir dili olarak kalmıştı. Yabancı yapıtların çevirilerine girişildiğinde o dildeki kavramların ve terimlerin Osmanlıca’da karşılıkları bulunamamıştı. Bu durumda yeni sözcükler türetme zorunluluğu duyulmuştu. Ancak bu türetmelerde Türkçe’nin değil de Arapça’nın söz varlığından yararlanılması, Osmanlıca’ya yeni terimler kazandırırken dile bir dizi yeni Arapça sözcüğün girmesine de neden olmuştu.

Yazı dilinin aldığı biçim ve içerik, yalnız öz dilleri Türkçe olmayan Osmanlı uyrukluların değil, imparatorluğun kurucusu Türklerin bile devlet dairelerinde işlerini gördürmelerini ve yürürlüğe konulan yasaları, verilen kararları anlamalarını olanaksız kılmıştır. İşte bu ortam içimde yüzyılın sonlarına doğru dildeki ikiliği olabildiğince azaltmak gerektiği anlayışı yerleşmeye başlamıştır.
İmparatorluktan ulusal devlete geçildikten sonra ulusal bütünlüğü sağlamak ve çağı yakalamak için dil sorununu da çözmek artık kaçınılmaz olmuştu. Bunun için izlenecek yollar da belliydi. Ya yasal bir düzenlemeye baş vurulabilir, ya da sorunu belli bir sürede çözüme ulaştırabilecek bir örgütlenme sağlamak gerekiyordu. Henüz Cumhuriyet ilan edilmemişken, 23 Ağustos 1923’te TBMM’ne verilen Türkçe Kanunu adını taşıyan bir yasa önerisinde, her türlü yazışmanın Türkçe yapılması zorunlu tutuluyor, yabancı sözcükler kullananların da cezalandırılmaları isteniyordu.
Ancak dil konusunda bağlayıcı bir yasa çıkarmanın hukuk kurallarıyla bağdaşmadığı düşünülerek bu öneri kabul edilmemişti. Böylece bir örgüt kurma yöntemi tek çıkar yol olarak ortaya çıkmıştı.
Dil konularıyla uğraşacak bir kurul oluşturulması, 1926’da Milli Eğitim Bakanlığı kuruluş yasası görüşülürken gündeme gelmişti. Yeni Türk abecesinin saptanması için kurulan Alfabe Komisyonu’na aynı zamanda Dil Heyeti adı verilmişti. Bununla abecenin dil çalışmalarına geçişte ilk aşama olduğu anlatılmak istenilmişti. Gerçekte de Dil Kurulu yeni abeceyi saptadıktan sonra dağıtılmamış, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak dil çalışmalarını sürdürmesi istenmişti. Kurul öncelikle bir Yazım Kılavuzu yayımlamış, arkasında bir Türkçe sözlük hazırlamaya koyulmuştu. Ancak bu kurulun çalışmalarının politikacılar tarafından eleştirilmesi ve kurulun iş göremez hale gelmesi sonucu yeni ve bağımsız bir örgütün kurulması yoluna gidilmiştir.
Türk Tarih Kurumu’nun başarılı çalışmaları da dikkate alınarak Atatürk’ün önerisiyle ona benzer bir dil derneğinin kurulması uygun görülmüştü. 12 Temmuz 1932’de hepsi de milletvekili olan dört ünlü yazar ve düşünürün başvurusuyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulmuştur. Derneğin amacı; Türk dilini incelemek ve elde edeceği sonuçları yayıp yaygınlaştırmak olarak belirtilmiştir.
Türk Dili Kurumu’nun üye sayısı Türk Tarih kurumu gibi sınırlı tutulmamıştı. 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayı’nda ilk genel kurula dileyen her Türk vatandaşının katılabileceği açıklanmıştı. On gün süren ve 917 delegenin katıldığı bu kurultayda dilde devrim mi, evrim mi sorunu enine boyuna tartışılmış ve çoğunluk görüşü devrim üzerinde yoğunlaşmıştı. Türk Dili Tetkik cemiyeti adı 1936’da toplanan III. Kurultayda Atatürk’ün isteğiyle ve Türk Tarih Kurumu adına uygun olarak Türk dil Kurumu olarak değiştirilmiştir.
Derneğin amacı, Türk dilini, ulusal kültürümüzün eksiksiz bir anlatım aracı durumuna getirmek ve ikinci olarak da Türk dilini, çağdaş uygarlığın önümüze getirdiği tüm gereksinmeleri karşılayacak bir yetkinliğe erdirmek olarak belirtilmiştir.
Türk Dil Kurumu, Atatürk döneminde ve ondan sonra da çeşitli siyasal dalgalanmalara karşın çalışmalarını kuruluşunda saptanan amaçlar doğrultusunda sürdürmüştür. Bunun sonucunda da konuşma dili yazı dili arasındaki uçurum giderilmiş, Türkçe, büyük oranda özleştirilmiş bir bilim ve kültür dili düzeyine çıkarılmıştır.
Bu birinci kurultaydan sonra, yukarıda zikredilen kollar vasıtasıyla kurultayın tespit ettiği programın yönetim kurulu uygulanmaya başlanmıştır. Ülkede bir dil seferberliği başladı. Amaç,Türkçe’yi yabancı dillerin egemenliğinden kurtarmak;yeni kavramları karşılayacak bir kültür dili yaratmaktı.
Bu amacı gerçekleştirmek için yapılan girişimlerin tümüne birden Dil Devrimi denildi. Çalışmalar hızlandı. Bir söz derleme kılavuzu hazırlandı. Kurulan derleme örgütleri ile on dokuz ayda 30.000 fişlik söz derlendi. Türkçe, halkın diline yönetilmeye çalışıldı.
İkinci dil kurultayı, birincisinden iki yıl sonra, 18-23 Ağustos 1934’de yine Dolmabahçe sarayında toplandı. Bu kurultaya da yerli ve yabancı çok sayıda bilgin katıldı. Kurultayda, Türkçe’nin dünya dilleri arasındaki yeri ele alındı.
Bütün terimlerin Türkçe köklerden türetilmesi, türetilecek bu öz Türkçe kelimelerin de okul kitaplarına girmesi kararlaştırıldı. Ancak, zorunlu hallerde batıda kullanılan bilimsel ve teknik terimlerin,yaşayan yabancı dillerden değil, bunların temeli olan eski dillerden alınarak fonetiğinin Türk gramerine tespitinin uygun görüldüğü bildirildi. Birçok matematik terimleri okul kitaplarına bundan sonra girmiştir. Yeni bu kurultayda,iki yıl içinde yapılan uygulamaların toplu bir değerlenmesi de yapıldı. Eksiklik ve karışıklıklar üzerinde duruldu. Bir yabancı kelime yerine önerilen değişik karşılıkların durumu görüşüldü.buların hangisinin uygun olduğu gösterir bir kılavuz hazırlanması gereksinimi belirlendi. Tarama Dergisi’ndeki Türkçe sözcükleri gözden geçirip Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu adıyla bir sözlük meydana getirildi. Buna eş olarak bir de Türkçe’den Osmanlıca’ya Cep Kılavuzu hazırlandı bunlar o günler için oldukça yararlı sayılacak çalışmalardı. Yazı dilinin Türkçeleşmesi gittikçe hızlanıyor ve yaygınlaşıyordu.
İkinci kurultaydan sonra yine söz derleme ve gramer çalışmalarına devam edilmiş, bir yandan da kitap tarama ve folklor araştırmalarına girişilmiştir. Yine bu yılın diğer önemli bir olayı da Soyadı Kanunu’nun çıkarılmasıdır. Bu kanun, dil devriminin gelişimini etkilemiştir. O zamanlar, alınacak soyadlarının Türkçe olmasına dikkat ediliyordu. Bu durum çok sayıda öz Türkçe kelimenin ortaya çıkmasına yaradı. Yine kurultayı takiben din dilini Türkçeleştirme çalışmaları başladı. Türkçe’nin Arapça’nın etkisinde kalmasının başlıca nedenlerinden biri de ibadet dilinin Arapça olmasındandı.ibadet dilinde yapılacak değişiklik halkın Arapça ile olan zorunlu bağını ortadan kaldıracaktı. Böylece de Arapça’nın Türkçe üzerindeki etkisi iyice zayıflayacaktı. Ezanın Türkçeleştirilmesi, Kuran’ın Türkçe çevirisi bu düşüncenin ürünü olan uygulamalardır.
Bu kurultay sonrasının başlıca konularından biri de Türk dilinin eskiliğini kanıtlamak çabalarıdır. Bu çaba esas itibariyle Türk tarihine karşı uzun yıllar süren kayıtsızlığa bir tepki olarak, milli bilinci kuvvetlendirmek amacıyla doğmuştur. Türkçe kelimeleri, Arapça, Farsça dilleriyle açıklamak alışılageldik bir yöntemdi. Adeta buna bir tepki olarak bir çok kelimenin Türkçe olabileceği kanıtlanma çabalarına girişilmiştir.
Düzenlenen III. Kurultaydan sonra bazı dilciler bu dönem için, dil devriminin ikinci evresi, ya da dil felsefesi adını vermişlerdir. Bu kurultay esas olarak Güneş Dil Teorisi üzerinde durdu. Aslında, Güneş Dil Teorisi özleşme ile ilgili değildir. Ancak bir dilin nasıl doğup geliştiğini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu yolla, Türk dilinin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiği görüşü savunulacaktır. Yine bu teorinin doğuşunda, Türk milletinin çok eski bir millet olduğunu kanıtlama çabası ve isteğinin rol aldığı bir çeşit tepkiden doğduğu, daha doğrusu bir moral güç yaratılmak istenildiği açıktır. Kısacası, bilimsel olmaktan, bir dil felsefesi geliştirmekten çok, politik bir içerik taşımaktadır ve o devrin tarih görüşünün de yansımasıdır.
Kuram buna göre geliştirilir. Bu kurama göre Türk dili tarihten önceki çağlarda var olan bir dil idi. Bir çok sözcükler göçler yoluyla dünyaya yayılmıştır. Bunun için Batı etimoloji sözlüklerinde kaynağı belirtilmeyen sözcükler Türkçe olabileceği varsayılmıştır. Böylece dilimize giren bir çok yabancı kelimenin de Türkçe olduğu zamanla ortaya çıkacaktır. Güneş Dil Teorisi aslında yukarıda belirtildiği gibi tarih felsefesinin, tarih görüşünün, dil konusundaki bir yansımasıdır; Milli dilin eskiliğini ve köklülüğünü belirtmeye çabalıyordu.
Türk Dil Kurumu varlığını ve çalışmalarını, değişen siyasal koşullar ve dönemlerde, zaman zaman sert eleştirilere karşın 1982 yılına kadar sürdürdü. Bu yıllar içinde giderek olgun bir kimliğe kavuşan Türk Dil Kurumu, dil ve edebiyat alanında çok sayıda eserler yayımladı. Anıt eserler sayılacak Türk dilinin Derleme ve Tarama Sözlükleri, Türkçe Sözlük, Yazım Kavuzu, yetmiş kadar terim sözlüğü başta olmak üzere bilimsel bir çok eser yayımlamıştır. Ulusal ve uluslar arası kongreler düzenlenmiş, edebiyat alanına, sosyal bilimlere katkılarda bulunmuş, Türk Dili Dergisi’ni yıllarca aksatmadan çıkartmış, Divan-ı Lügat-ı Türk ve benzeri bir çok eski Türkçe kaynağı yayımlamış bilimsel saygınlığı olan bir kuruluştu. Türkçe’nin bugünkü düzeyine gelmesinde başlıca rolü oynamıştır. Dernek statüsündeki bu kurumun maddi kaynağı, özel hukuk kurallarına göre düzenlenen Atatürk’ün vasiyetnamesinde kuruma bırakılmış gelir idi. 1982 anayasasına konan bir hüküm ile bu kurum ve benzeri statüdeki Türk Tarih Kurumu’nun kaldırılması öngörülmüştür. Daha sonra çıkartılan bir yasa ile bu kurum kapatılmış ve devlete bağlı resmi konumda, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulmuştu
Rapor Et
Eski 30 Kasım 2008, 18:51

Türk dil kurumu nedir? amaçları nelerdir?

#4 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
türk dil kurumu niçin kurulmuş
Rapor Et
Eski 30 Kasım 2008, 19:00

Türk Dil Kurumu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

#5 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur.
Türk Dil Kurumu başlangıçtan beri çalışmalarını iki ana eksen üzerinde yürütmüştür:
1. Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak;
2. Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak.
Atatürk'ün kendisi de Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat inceleyerek, dönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış; 1940'larda yayın hayatına çıkabilen Divanü Lügati't-Türk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır. Daha sonra birçok cilt hâlinde ortaya çıkacak olan Tarama ve Derleme Sözlüğü'yle ilgili çalışmalar da Atatürk'ün sağlığında başlamıştır. Tarama Sözlüğü, 13. yüzyılda başlayan Batı Türkçesinin eski eserlerinin taranmasıyla; Derleme Sözlüğü, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelerin derlenmesiyle oluşturulmuş büyük sözlüklerdir. Çağdaş Türkçenin grameri, sözlüğü, imlâsı ve terimleriyle ilgili çalışmalar da Atatürk tarafından ilgiyle izlenmiştir.
Türk Dil Kurumunun kuruluşuyla birlikte çağdaş Türkçede çok hızlı bir arılaştırma akımı da başlamıştır. Bizzat Atatürk'ün öncülük ettiği, Türk dilinin yabancı kökenli sözlerden temizlenmesi akımı 1935 güzüne kadar sürmüş; halkın diline girip yerleşmiş kelimelerin dilden atılması işleminden bu tarihte vazgeçilmiştir. Atatürk'ün ölümünden sonra öz Türkçe akımı Türk aydınları arasında sürekli tartışılan bir konu olmuş ve özellikle 1960'tan sonra Türk Dil Kurumu bu akımın öncülüğünü yapmaya devam etmiştir. 1980'den sonra tartışmalar durulmuş, bilimsel çalışmalar hız kazanmıştır.
Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna bırakmıştır. Bu iki kurumun bütçesi bugün de Atatürk'ün mirasından karşılanmaktadır. Bu miras bugün Türkiye'nin en büyük bankalarından biri olan Türkiye İş Bankası sermayesinin %28,9'unu oluşturmaktadır.
Türk Dil Kurumunun yapısıyla ilgili ilk önemli değişiklik 1951 yılındaki olağanüstü kurultayda yapılmıştır. Atatürk'ün sağlığında Millî Eğitim Bakanının Kurum başkanı olmasını sağlayan tüzük maddesi 1951'de değiştirilmiş; böylece Kurumun devletle bağlantısı koparılmıştır. İkinci önemli yapı değişikliği 1982-1983 yıllarında gerçekleştirilmiştir. 1982'de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmış; böylece devletle olan bağlar yeniden ve daha güçlü olarak kurulmuştur.
Atatürk, 1 Kasım 1936'da Türkiye Büyük Millet Meclisinin V. dönem 2. yasama yılını açış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun geleceği ile ilgili dileklerini şu sözlerle dile getirmişti:
Başlarında değerli Eğitim Bakanımız bulunan, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun her gün yeni gerçek ufuklar açan, ciddî ve aralıksız çalışmalarını övgü ile anmak isterim. Bu iki ulusal kurumun, tarihimizin ve dilimizin, karanlıklar içinde unutulmuş derinliklerini, dünya kültüründe başlangıcı temsil ettiklerini, kabul edilebilir bilimsel belgelerle ortaya koydukça, yalnız Türk ulusunun değil, bütün bilim dünyasının ilgisini ve uyanmasını sağlayan, kutsal bir görev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim. (Alkışlar)Tarih Kurumunun Alacahöyük'te yaptığı kazılar sonucunda, ortaya çıkardığı beş bin beş yüz yıllık maddî Türk tarih belgeleri, dünya kültür tarihinin yeni baştan incelenmesini ve derinleştirilmesini gerektirecektir. Birçok Avrupalı bilim adamının katılması ile toplanan son Dil Kurultayının aydınlık sonuçlarını görmekle çok mutluyum. Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim. Bunun için, çalışkan tarih, dil ve bilim adamlarımızın, bilim dünyasınca tanınacak orijinal eserlerini görmekle mutlu olmanızı dilerim.
(Bu konuşmanın tam metnini http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/5d2yy.htm adresinde bulabilirsiniz.)
Atatürk'ün bu dileği dikkate alınarak her iki kurum da böylece akademik bir yapıya kavuşturulmuştur.
Bugün Türk Dil Kurumu, 20'si Yüksek Öğretim Kurumu; 20'si Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurulu tarafından seçilen 40 asıl üyeye sahiptir. Üyelerin büyük çoğunluğu Türk üniversitelerinde çalışan Türkologlardır. Başbakanın önerisiyle Cumhurbaşkanınca tayin edilen Kurum Başkanı ve 40 asıl üye Bilim Kurulunu oluşturur. Kurumun bilimsel çalışmaları bu kurul tarafından plânlandığı gibi yönetim işlerini üstlenen Yürütme Kurulu ile bilimsel çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de bu kurul tarafından seçilir.
Bilimsel çalışmaları yürüten kollar şunlardır:

1. Sözlük Bilim ve Uygulama Kolu,
2. Gramer Bilim ve Uygulama Kolu,
3. Dil Bilimi Bilim ve Uygulama Kolu,
4. Terim Bilim ve Uygulama Kolu,
5. Ağız Araştırmaları Bilim ve Uygulama Kolu,
6. Kaynak Eserler Bilim ve Uygulama Kolu.
Türkiye Türkçesinin çağdaş sözlüğünü sürekli geliştirerek yayımlayan ve Genel Ağ ortamında sürekli güncelleyen Türk Dil Kurumu, İmlâ Kılavuzu'nu 2000 yılında yayımlamış olup, 2004 yılında İlköğretim Okulları için İmlâ Kılavuzu' nu yayımlamıştır. 1998 yılı içinde 9. baskısı çıkmış olan Türkçe Sözlük'te 75.000 civarında kelime yer almıştır.
Son dönemde, yılda 30-40 bilimsel eseri yayın dünyasına kazandıran Türk Dil Kurumunun üç süreli yayını da bulunmaktadır. Güncel dil konularını ve geniş kitlenin anlayacağı dilde yazılmış araştırmaları içine alan Türk Dili dergisi ayda bir yayımlanmaktadır. Altı ayda bir yayımlanan Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi; Kazak, Kırgız, Tatar vb. Türk topluluklarının dil ve edebiyatlarıyla ilgili araştırmalara yer verir. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten ise tamamen bilimsel araştırmaları içine alır ve yılda bir sayı yayımlanır.
Türk Dil Kurumunda şu anda, üç proje yürütülmektedir:

1. Türklük Bilimi (Türkoloji) Alanında Yabancıların Eserlerinin Türkçeye Çevrilmesi Projesi,
2. Türk Dünyası Destanlarının Tespiti, Türkiye Türkçesine Aktarılması ve Yayımlanması Projesi,
3. Mühendislik Terimleri Sözlüğü Projesi.
Kurumumuzun biten projeleri ise şunlardır:

1. Türkiye Türkçesi Sözlükleri Projesi,
2. Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri ve Şiveleri Sözlüğü ve Grameri Saha Araştırması Projesi,
3. Türkiye Türkçesi ve Tarihî Devirler Yazı Dilleri Grameri Projesi,
4. Göktürk (Runik) Yazılı Belge, Yazıt ve Anıtların Albümü Projesi.
Türk Dil Kurumu 800'e ulaşan yayını, 40 Bilim Kurulu üyesi, 17 uzmanı, 56 çalışanı ve zengin bir araştırma kütüphanesiyle Türkiye'nin saygın bilim kuruluşlarından biri olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
Rapor Et
Eski 28 Ocak 2009, 16:51

Türk Dil Kurumunun amacı nedir?

#6 (link)
humanur
Ziyaretçi
humanur - avatarı
TÜRK DİL KURUMUNUN AMAÇLARINI VE YAPMAK İSTEDİKLERİNİ ÖĞNEN İSTİYOM
Rapor Et
Eski 24 Eylül 2009, 16:21

Türk Dil Kurumu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
tdknın amaçları nelerdir?
Rapor Et
Eski 28 Eylül 2009, 19:34

Türk Dil Kurumu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Türk dil kurumununamaçları nelerdir?
Rapor Et
Eski 29 Eylül 2009, 20:26

Türk Dil Kurumu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

#9 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak;
2. Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmak.
Atatürk'ün kendisi de Türk dili üzerindeki yerli ve yabancı araştırmaları bizzat inceleyerek, dönemindeki bilginleri Türk dili üzerinde araştırmalar yapmaya yönlendirmiştir. Nitekim Türk dilinin en eski anıtları olan Göktürk (Runik) yazılı metinlerin ilk iki cildi onun sağlığında yayımlanmış; 1940'larda yayın hayatına çıkabilen Divanü Lügati't-Türk, Kutadgu Bilig gibi eserler üzerinde de yine onun sağlığında çalışılmaya başlanmıştır. Daha sonra birçok cilt hâlinde ortaya çıkacak olan Tarama ve Derleme Sözlüğü'yle ilgili çalışmalar da Atatürk'ün sağlığında başlamıştır. Tarama Sözlüğü, 13. yüzyılda başlayan Batı Türkçesinin eski eserlerinin taranmasıyla; Derleme Sözlüğü, Anadolu ağızlarında kullanılan kelimelerin derlenmesiyle oluşturulmuş büyük sözlüklerdir. Çağdaş Türkçenin grameri, sözlüğü, imlâsı ve terimleriyle ilgili çalışmalar da Atatürk tarafından ilgiyle izlenmiştir.
Türk Dil Kurumunun kuruluşuyla birlikte çağdaş Türkçede çok hızlı bir arılaştırma akımı da başlamıştır. Bizzat Atatürk'ün öncülük ettiği, Türk dilinin yabancı kökenli sözlerden temizlenmesi akımı 1935 güzüne kadar sürmüş; halkın diline girip yerleşmiş kelimelerin dilden atılması işleminden bu tarihte vazgeçilmiştir. Atatürk'ün ölümünden sonra öz Türkçe akımı Türk aydınları arasında sürekli tartışılan bir konu olmuş ve özellikle 1960'tan sonra Türk Dil Kurumu bu akımın öncülüğünü yapmaya devam etmiştir. 1980'den sonra tartışmalar durulmuş, bilimsel çalışmalar hız kazanmıştır.
Atatürk, ölümünden kısa bir süre önce yazdığı vasiyetname ile mal varlığını Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna bırakmıştır. Bu iki kurumun bütçesi bugün de Atatürk'ün mirasından karşılanmaktadır. Bu miras bugün Türkiye'nin en büyük bankalarından biri olan Türkiye İş Bankası sermayesinin %28,9'unu oluşturmaktadır.
Türk Dil Kurumunun yapısıyla ilgili ilk önemli değişiklik 1951 yılındaki olağanüstü kurultayda yapılmıştır. Atatürk'ün sağlığında Millî Eğitim Bakanının Kurum başkanı olmasını sağlayan tüzük maddesi 1951'de değiştirilmiş; böylece Kurumun devletle bağlantısı koparılmıştır. İkinci önemli yapı değişikliği 1982-1983 yıllarında gerçekleştirilmiştir. 1982'de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altına alınmış; böylece devletle olan bağlar yeniden ve daha güçlü olarak kurulmuştur.
Atatürk, 1 Kasım 1936'da Türkiye Büyük Millet Meclisinin V. dönem 2. yasama yılını açış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun geleceği ile ilgili dileklerini şu sözlerle dile getirmişti:
Başlarında değerli Eğitim Bakanımız bulunan, Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun her gün yeni gerçek ufuklar açan, ciddî ve aralıksız çalışmalarını övgü ile anmak isterim. Bu iki ulusal kurumun, tarihimizin ve dilimizin, karanlıklar içinde unutulmuş derinliklerini, dünya kültüründe başlangıcı temsil ettiklerini, kabul edilebilir bilimsel belgelerle ortaya koydukça, yalnız Türk ulusunun değil, bütün bilim dünyasının ilgisini ve uyanmasını sağlayan, kutsal bir görev yapmakta olduklarını güvenle söyleyebilirim. (Alkışlar)Tarih Kurumunun Alacahöyük'te yaptığı kazılar sonucunda, ortaya çıkardığı beş bin beş yüz yıllık maddî Türk tarih belgeleri, dünya kültür tarihinin yeni baştan incelenmesini ve derinleştirilmesini gerektirecektir. Birçok Avrupalı bilim adamının katılması ile toplanan son Dil Kurultayının aydınlık sonuçlarını görmekle çok mutluyum. Bu ulusal kurumların az zaman içinde ulusal akademilere dönüşmesini dilerim. Bunun için, çalışkan tarih, dil ve bilim adamlarımızın, bilim dünyasınca tanınacak orijinal eserlerini görmekle mutlu olmanızı dilerim.
(Bu konuşmanın tam metnini http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/5d2yy.htm adresinde bulabilirsiniz.)
Atatürk'ün bu dileği dikkate alınarak her iki kurum da böylece akademik bir yapıya kavuşturulmuştur.
Bugün Türk Dil Kurumu, 20'si Yüksek Öğretim Kurumu; 20'si Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yüksek Kurulu tarafından seçilen 40 asıl üyeye sahiptir. Üyelerin büyük çoğunluğu Türk üniversitelerinde çalışan Türkologlardır. Başbakanın önerisiyle Cumhurbaşkanınca tayin edilen Kurum Başkanı ve 40 asıl üye Bilim Kurulunu oluşturur. Kurumun bilimsel çalışmaları bu kurul tarafından plânlandığı gibi yönetim işlerini üstlenen Yürütme Kurulu ile bilimsel çalışmaları yürüten Kol ve Komisyonların üyeleri de bu kurul tarafından seçilir.
Bilimsel çalışmaları yürüten kollar şunlardır:
Rapor Et
Eski 30 Eylül 2009, 18:43

Türk Dil Kurumu ve amaçları hakkında bilgi verir misiniz?

#10 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
harf ve bilimi hangi kurul inceler
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.378 saniyede (86.41% PHP - 13.59% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 07:13
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi