Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Forumda Ara

Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir?

Bu konu Soru-Cevap forumunda önemliii tarafından 3 Mart 2009 (18:25) tarihinde açılmıştır.
18889 kez görüntülenmiş, 12 cevap yazılmış ve son mesaj 21 Ekim 2014 (18:23) tarihinde gönderilmiştir.
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Eski 3 Mart 2009, 18:25

Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir?

#1 (link)
önemliii
Ziyaretçi
önemliii - avatarı
Sponsorlu Bağlantılar Sponsorlu Bağlantılar
uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir???
En iyi cevap Keten Prenses tarafından gönderildi

Bilim ve Uygarlık -
Çeşitli Tükçe sözlüklerden tanımlar vermek gerekirse,
• Bir memleketin veya bir toplumun düşünce ve sanat hayatıyla maddi ve manevi varlığa has niteliklerinin tümü. Meydan Larousse
• Bazı toplumların ekonomik, siyasi, toplumsal ve vb. bakımlardan ulaştıkları ve bir ideal sayılan gelişme durumu. Büyük Larousse
• İnsanların toplu olarak daha iyi halde yaşamaları ve tabiata hükmedebilmeleri için gösterdikleri gayretlerden çıkan sonuçların tamamı olup bilim ve kültü halinde belirir. Büyük Sözlük
• Ve son tanım olarak Tük Dil Kurumu’nun 1992 yılında yayınladığı Tükçe Sözlükteki uygarlık karşılığı : “Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü” olarak geçmektedir.

Tanımlardan da çıkarılabileceği gibi uygarlık bir insan topluluğunun temelini oluşturur. Her halk uygarlığını kendinde taşır, kendisiyle götüü. Uygarlık yayıldığı zaman insanlığın ortak mirası zenginleşir, kendi üzerine kapanırsa hiçbir topluma hiçbir şey kazandırmaz, gelişmez, olduğu yerde sayar. Doğma, büyüme, olgunluk ve ölüm şeklindeki hayat süecinin gelişigüzel bir şekilde insan topluluklarına uygulanması, uygarlığın alışverişsiz, etkisiz, kabul ve retsiz olamayacağını bizlere kanıtlar. Uygarlık süekli bir arayış içindedir. Kendi içinde çakıştığı noktalarda, bulunduğu halk tarafından düzlüğe çıkarılır. Halkın uygarlığı reddedememesinin kaçınılmaz olduğu sonucu uygarlığın halkla birlikte doğup yaşamasından çıkarılabilir.

Konumun bir diğer bölümü olan Bilim başlığına gelince, sanırım hepimiz şu an bulunduğumuz yere bağlı olarak az çok bilimin ne olduğunu bilmekteyiz. Bu nedenle bilimin tanımından çok, bazı kaynaklardan topladığım tarihteki ünlü düşünülerin bilim hakkındaki özdeyişlerinden faydalanmak istiyorum. Descartes’ e göre, nasıl ki matematiğin mükemmelliği, verilerinin doğrulunda ve az şeyle çok şey anlatma gücündeyse; özdeyişlerin de mükemmelliği, söylenenlerin doğruluğunda ve az sözle çok şey anlatma gücündedir. Örneğin Einstein’ın bilim tanımı şöyle: “ Bilim, duyumsal yaşantılarımızın karmakarışık çeşitliliğini mantıksal yönden düzgün bir düşünce sistemi haline koymak çabasıdır.”

Ünlü Alman yazar Goethe’ nin bilimle ilgili kısa bir paragraflık düşünceleriyse şöyle: “ Eğer bilgiye, bilime kendimizi verebiliyorsak bu, hayata daha donatılmış, daha güçlü olarak dönebilmek içindir. Hayatta sağlık ve erdemden sonra, bilgi ve bilimden daha değerli hiçbir şey yoktur; aynı zamanda onun kadar kolay ulaşılan, bedava elde edilen bir şeyde yoktur. Bütün iş sakin olmak ve bütün masraf da harcamaktan kurtulamayacağımız zamandır.” Elbetteki Goethe’ nin burada kolay ulaşılabilirlikten kastettiği bilimin internetle olan ilişkisi değildi. Gerçektende bilime ulaşmak zannedildiği kadar zor, karmaşık bir süeç değildir. Harcanması gereken zaman bilinçli bir biçimde kullanıldığında bilim avcumuzun içinde kıpırdayan bir varlık gibidir.

Atatük’ ün “hayatta en hakiki müşit ilimdir.” sözü oldukça yerinde bir değer biçmedir. Binlerce yıldan beri birikmiş ve insanlığa miras kalmış bilim hazinesine sahip olmaya kalkışmayan kimse, Cicero’nun sözlerine hak vermek zorundadır. “Doğmadan önce neler olduğunu bilmemek daima çocuk kalmak demektir.” diyor Cicero. Yanlızca güç ve özgülük bilimdir. Süekli olan mutluluk da bilgi ardından koşmak ve anlamaktan zevk almaktır.

Peki, Bilim kaçınılmaz mıdır? Şimdi de bu konuda biraz zihninizi zorlamanızı istiyorum. Burada “kaçınılmaz” sözünden anlaşılan bilimin mutlaka ve ne olursa olsun ilerleyeceği gerçeğidir. Bertrand Russell’ın “ Eğer Kepler, Galileo ve Newton daha bebekken ölselerdi, şimdi içinde yaşadığımız Dünyanın 16.yy daki dünyadan pek ama pek az farkı olurdu.” şeklindeki sözü bana göre tarihteki talihsiz değerlendirmelerden biridir. Kanımca bilim kaçınılmazdır, kişilere ve/veya topluluklara hapsedilmesi yanlıştır. Bilim er ya da geç, zor ya da kolay, karmaşık ya da basit, yer ve zamana bağlı olmaksızın ortaya çıkacak, ilerleyecektir. Bütün bunların en güzel örneği, tarihte bilim adına haklı olduğu halde bilimsel çalışmalarından dolayı yaşadığı topraklardan sınırdışı edilen, işkenceye çarptırılan ve hatta kellesi vurulan birçok bilim adamıdır. Başka bir deyişle bilim kapılarıdır. Bilimin günün birinde bu kapılardan çıkışı kaçınılmazdır.
İçinde bulunduğumuz bu bilgi ve bilim çağında, artık bilimi süekli olarak daha iyi kuramların işgal ettiği bir kuramlar kümesi olarak düşünmemiz gerekiyor. Fikirlerimizi sınamayı ve bu fikirlerin düzeltilebilir olduğunu unutmamamız gerekiyor. “ Bilim değiştiği için geçerlidir.” sözü ile Peirce bunu en öz biçimde dile getirmiştir. Tüm bilimsel sorunlar için geçerli tek bir yaklaşım olamayacağını insanoğlunun ataları yüzyıllar önce kavradı. Şimdi ise onların torunları olan bizlere düşen görev bilimin ışığında kendi en iyilerimizi aramamızdır. Yine Atatük’ ün “İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ferd-i milletin kafasına koyacağız.” sözü bize düşen görevi yeterince açıklar.

Son olarak bütün söylediklerimden sonra birazda bilim ve uygarlık arasındaki ilişkiye değinmek istiyorum. Bütün bu anlattıklarımı hazırlarken kafamda oluşan bir uygarlık tanımı şöyle oldu: “ Bilim ile sağduyunun bir araya gelmesinden doğan bir yaşam biçimidir uygarlık.” Evet uygarlık gerçektende bir yaşam biçimidir ve bilim onun kaçınılmaz bir parçasıdır. Uygarlığın oluşumu ve ilerlemesi için ise bilim onun karanlıktaki en güçlü yol gösterici ışığıdır. Uygarlık ve bilim birbirlerini tamalayan iki olgudur diyerek sözlerimi bitiryorum. Beni dinlediğiniz için teşekküler.

Anonim
Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Eski 3 Mart 2009, 20:03

Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir?

#2 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
BİLİM ve UYGARLIK

Sayın hocam, değerli arkadaşlar size konuşma sürem içinde “Bilim ve Uygarlık” hakkındaki düşünce ve hazırladıklarımı aktarmak istiyorum. Dilerseniz konuşmamın sonunda bana konuyla ilgili çeşitli sorular yöneltebilirsiniz.
Konum olan Bilim ve Uygarlık ikilisine öncelikle çeşitli kaynaklardan topladığım uygarlık nedir? sorusuna cevap vererek başlamak istiyorum.
Eşanlamlısı “Medine” kelimesinden gelen “Medeniyet” olan uygarlık kelimesinin günümüz modern Türkçesinde karşılığı uygarlıktır.
Çeşitli Türkçe sözlüklerden tanımlar vermek gerekirse,
Bir memleketin veya bir toplumun düşünce ve sanat hayatıyla maddi ve manevi varlığa has niteliklerinin tümü. Meydan Larousse
Bazı toplumların ekonomik, siyasi, toplumsal ve vb. bakımlardan ulaştıkları ve bir ideal sayılan gelişme durumu. Büyük Larousse
İnsanların toplu olarak daha iyi halde yaşamaları ve tabiata hükmedebilmeleri için gösterdikleri gayretlerden çıkan sonuçların tamamı olup bilim ve kültür halinde belirir. Büyük Sözlük
Ve son tanım olarak Türk Dil Kurumu’nun 1992 yılında yayınladığı Türkçe Sözlükteki uygarlık karşılığı : “Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü” olarak geçmektedir.

Tanımlardan da çıkarılabileceği gibi uygarlık bir insan topluluğunun temelini oluşturur. Her halk uygarlığını kendinde taşır, kendisiyle götürür. Uygarlık yayıldığı zaman insanlığın ortak mirası zenginleşir, kendi üzerine kapanırsa hiçbir topluma hiçbir şey kazandırmaz, gelişmez, olduğu yerde sayar. Doğma, büyüme, olgunluk ve ölüm şeklindeki hayat sürecinin gelişigüzel bir şekilde insan topluluklarına uygulanması, uygarlığın alışverişsiz, etkisiz, kabul ve retsiz olamayacağını bizlere kanıtlar. Uygarlık sürekli bir arayış içindedir. Kendi içinde çakıştığı noktalarda, bulunduğu halk tarafından düzlüğe çıkarılır. Halkın uygarlığı reddedememesinin kaçınılmaz olduğu sonucu uygarlığın halkla birlikte doğup yaşamasından çıkarılabilir.

Konumun bir diğer bölümü olan Bilim başlığına gelince, sanırım hepimiz şu an bulunduğumuz yere bağlı olarak az çok bilimin ne olduğunu bilmekteyiz. Bu nedenle bilimin tanımından çok, bazı kaynaklardan topladığım tarihteki ünlü düşünürlerin bilim hakkındaki özdeyişlerinden faydalanmak istiyorum. Descartes’ e göre, nasıl ki matematiğin mükemmelliği, verilerinin doğrulunda ve az şeyle çok şey anlatma gücündeyse; özdeyişlerin de mükemmelliği, söylenenlerin doğruluğunda ve az sözle çok şey anlatma gücündedir. Örneğin Einstein’ın bilim tanımı şöyle: “ Bilim, duyumsal yaşantılarımızın karmakarışık çeşitliliğini mantıksal yönden düzgün bir düşünce sistemi haline koymak çabasıdır.”

Ünlü Alman yazar Goethe’ nin bilimle ilgili kısa bir paragraflık düşünceleriyse şöyle: “ Eğer bilgiye, bilime kendimizi verebiliyorsak bu, hayata daha donatılmış, daha güçlü olarak dönebilmek içindir. Hayatta sağlık ve erdemden sonra, bilgi ve bilimden daha değerli hiçbir şey yoktur; aynı zamanda onun kadar kolay ulaşılan, bedava elde edilen bir şeyde yoktur. Bütün iş sakin olmak ve bütün masraf da harcamaktan kurtulamayacağımız zamandır.” Elbetteki Goethe’ nin burada kolay ulaşılabilirlikten kastettiği bilimin internetle olan ilişkisi değildi. Gerçektende bilime ulaşmak zannedildiği kadar zor, karmaşık bir süreç değildir. Harcanması gereken zaman bilinçli bir biçimde kullanıldığında bilim avcumuzun içinde kıpırdayan bir varlık gibidir.

Atatürk’ ün “hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözü oldukça yerinde bir değer biçmedir. Binlerce yıldan beri birikmiş ve insanlığa miras kalmış bilim hazinesine sahip olmaya kalkışmayan kimse, Cicero’nun sözlerine hak vermek zorundadır. “Doğmadan önce neler olduğunu bilmemek daima çocuk kalmak demektir.” diyor Cicero. Yanlızca güç ve özgürlük bilimdir. Sürekli olan mutluluk da bilgi ardından koşmak ve anlamaktan zevk almaktır.

Peki, Bilim kaçınılmaz mıdır? Şimdi de bu konuda biraz zihninizi zorlamanızı istiyorum. Burada “kaçınılmaz” sözünden anlaşılan bilimin mutlaka ve ne olursa olsun ilerleyeceği gerçeğidir. Bertrand Russell’ın “ Eğer Kepler, Galileo ve Newton daha bebekken ölselerdi, şimdi içinde yaşadığımız Dünyanın 16.yy daki dünyadan pek ama pek az farkı olurdu.” şeklindeki sözü bana göre tarihteki talihsiz değerlendirmelerden biridir. Kanımca bilim kaçınılmazdır, kişilere ve/veya topluluklara hapsedilmesi yanlıştır. Bilim er ya da geç, zor ya da kolay, karmaşık ya da basit, yer ve zamana bağlı olmaksızın ortaya çıkacak, ilerleyecektir. Bütün bunların en güzel örneği, tarihte bilim adına haklı olduğu halde bilimsel çalışmalarından dolayı yaşadığı topraklardan sınırdışı edilen, işkenceye çarptırılan ve hatta kellesi vurulan birçok bilim adamıdır. Başka bir deyişle bilim kapılarıdır. Bilimin günün birinde bu kapılardan çıkışı kaçınılmazdır.
İçinde bulunduğumuz bu bilgi ve bilim çağında, artık bilimi sürekli olarak daha iyi kuramların işgal ettiği bir kuramlar kümesi olarak düşünmemiz gerekiyor. Fikirlerimizi sınamayı ve bu fikirlerin düzeltilebilir olduğunu unutmamamız gerekiyor. “ Bilim değiştiği için geçerlidir.” sözü ile Peirce bunu en öz biçimde dile getirmiştir. Tüm bilimsel sorunlar için geçerli tek bir yaklaşım olamayacağını insanoğlunun ataları yüzyıllar önce kavradı. Şimdi ise onların torunları olan bizlere düşen görev bilimin ışığında kendi en iyilerimizi aramamızdır. Yine Atatürk’ ün “İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ferd-i milletin kafasına koyacağız.” sözü bize düşen görevi yeterince açıklar.

Son olarak bütün söylediklerimden sonra birazda bilim ve uygarlık arasındaki ilişkiye değinmek istiyorum. Bütün bu anlattıklarımı hazırlarken kafamda oluşan bir uygarlık tanımı şöyle oldu: “ Bilim ile sağduyunun bir araya gelmesinden doğan bir yaşam biçimidir uygarlık.” Evet uygarlık gerçektende bir yaşam biçimidir ve bilim onun kaçınılmaz bir parçasıdır. Uygarlığın oluşumu ve ilerlemesi için ise bilim onun karanlıktaki en güçlü yol gösterici ışığıdır. Uygarlık ve bilim birbirlerini tamalayan iki olgudur diyerek sözlerimi bitiryorum. Beni dinlediğiniz için teşekkürler.


kaynak
Rapor Et
Eski 3 Mart 2009, 20:10

Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir?

#3 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
Bilim ve Uygarlık -
Çeşitli Tükçe sözlüklerden tanımlar vermek gerekirse,
• Bir memleketin veya bir toplumun düşünce ve sanat hayatıyla maddi ve manevi varlığa has niteliklerinin tümü. Meydan Larousse
• Bazı toplumların ekonomik, siyasi, toplumsal ve vb. bakımlardan ulaştıkları ve bir ideal sayılan gelişme durumu. Büyük Larousse
• İnsanların toplu olarak daha iyi halde yaşamaları ve tabiata hükmedebilmeleri için gösterdikleri gayretlerden çıkan sonuçların tamamı olup bilim ve kültü halinde belirir. Büyük Sözlük
• Ve son tanım olarak Tük Dil Kurumu’nun 1992 yılında yayınladığı Tükçe Sözlükteki uygarlık karşılığı : “Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü” olarak geçmektedir.

Tanımlardan da çıkarılabileceği gibi uygarlık bir insan topluluğunun temelini oluşturur. Her halk uygarlığını kendinde taşır, kendisiyle götüü. Uygarlık yayıldığı zaman insanlığın ortak mirası zenginleşir, kendi üzerine kapanırsa hiçbir topluma hiçbir şey kazandırmaz, gelişmez, olduğu yerde sayar. Doğma, büyüme, olgunluk ve ölüm şeklindeki hayat süecinin gelişigüzel bir şekilde insan topluluklarına uygulanması, uygarlığın alışverişsiz, etkisiz, kabul ve retsiz olamayacağını bizlere kanıtlar. Uygarlık süekli bir arayış içindedir. Kendi içinde çakıştığı noktalarda, bulunduğu halk tarafından düzlüğe çıkarılır. Halkın uygarlığı reddedememesinin kaçınılmaz olduğu sonucu uygarlığın halkla birlikte doğup yaşamasından çıkarılabilir.

Konumun bir diğer bölümü olan Bilim başlığına gelince, sanırım hepimiz şu an bulunduğumuz yere bağlı olarak az çok bilimin ne olduğunu bilmekteyiz. Bu nedenle bilimin tanımından çok, bazı kaynaklardan topladığım tarihteki ünlü düşünülerin bilim hakkındaki özdeyişlerinden faydalanmak istiyorum. Descartes’ e göre, nasıl ki matematiğin mükemmelliği, verilerinin doğrulunda ve az şeyle çok şey anlatma gücündeyse; özdeyişlerin de mükemmelliği, söylenenlerin doğruluğunda ve az sözle çok şey anlatma gücündedir. Örneğin Einstein’ın bilim tanımı şöyle: “ Bilim, duyumsal yaşantılarımızın karmakarışık çeşitliliğini mantıksal yönden düzgün bir düşünce sistemi haline koymak çabasıdır.”

Ünlü Alman yazar Goethe’ nin bilimle ilgili kısa bir paragraflık düşünceleriyse şöyle: “ Eğer bilgiye, bilime kendimizi verebiliyorsak bu, hayata daha donatılmış, daha güçlü olarak dönebilmek içindir. Hayatta sağlık ve erdemden sonra, bilgi ve bilimden daha değerli hiçbir şey yoktur; aynı zamanda onun kadar kolay ulaşılan, bedava elde edilen bir şeyde yoktur. Bütün iş sakin olmak ve bütün masraf da harcamaktan kurtulamayacağımız zamandır.” Elbetteki Goethe’ nin burada kolay ulaşılabilirlikten kastettiği bilimin internetle olan ilişkisi değildi. Gerçektende bilime ulaşmak zannedildiği kadar zor, karmaşık bir süeç değildir. Harcanması gereken zaman bilinçli bir biçimde kullanıldığında bilim avcumuzun içinde kıpırdayan bir varlık gibidir.

Atatük’ ün “hayatta en hakiki müşit ilimdir.” sözü oldukça yerinde bir değer biçmedir. Binlerce yıldan beri birikmiş ve insanlığa miras kalmış bilim hazinesine sahip olmaya kalkışmayan kimse, Cicero’nun sözlerine hak vermek zorundadır. “Doğmadan önce neler olduğunu bilmemek daima çocuk kalmak demektir.” diyor Cicero. Yanlızca güç ve özgülük bilimdir. Süekli olan mutluluk da bilgi ardından koşmak ve anlamaktan zevk almaktır.

Peki, Bilim kaçınılmaz mıdır? Şimdi de bu konuda biraz zihninizi zorlamanızı istiyorum. Burada “kaçınılmaz” sözünden anlaşılan bilimin mutlaka ve ne olursa olsun ilerleyeceği gerçeğidir. Bertrand Russell’ın “ Eğer Kepler, Galileo ve Newton daha bebekken ölselerdi, şimdi içinde yaşadığımız Dünyanın 16.yy daki dünyadan pek ama pek az farkı olurdu.” şeklindeki sözü bana göre tarihteki talihsiz değerlendirmelerden biridir. Kanımca bilim kaçınılmazdır, kişilere ve/veya topluluklara hapsedilmesi yanlıştır. Bilim er ya da geç, zor ya da kolay, karmaşık ya da basit, yer ve zamana bağlı olmaksızın ortaya çıkacak, ilerleyecektir. Bütün bunların en güzel örneği, tarihte bilim adına haklı olduğu halde bilimsel çalışmalarından dolayı yaşadığı topraklardan sınırdışı edilen, işkenceye çarptırılan ve hatta kellesi vurulan birçok bilim adamıdır. Başka bir deyişle bilim kapılarıdır. Bilimin günün birinde bu kapılardan çıkışı kaçınılmazdır.
İçinde bulunduğumuz bu bilgi ve bilim çağında, artık bilimi süekli olarak daha iyi kuramların işgal ettiği bir kuramlar kümesi olarak düşünmemiz gerekiyor. Fikirlerimizi sınamayı ve bu fikirlerin düzeltilebilir olduğunu unutmamamız gerekiyor. “ Bilim değiştiği için geçerlidir.” sözü ile Peirce bunu en öz biçimde dile getirmiştir. Tüm bilimsel sorunlar için geçerli tek bir yaklaşım olamayacağını insanoğlunun ataları yüzyıllar önce kavradı. Şimdi ise onların torunları olan bizlere düşen görev bilimin ışığında kendi en iyilerimizi aramamızdır. Yine Atatük’ ün “İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ferd-i milletin kafasına koyacağız.” sözü bize düşen görevi yeterince açıklar.

Son olarak bütün söylediklerimden sonra birazda bilim ve uygarlık arasındaki ilişkiye değinmek istiyorum. Bütün bu anlattıklarımı hazırlarken kafamda oluşan bir uygarlık tanımı şöyle oldu: “ Bilim ile sağduyunun bir araya gelmesinden doğan bir yaşam biçimidir uygarlık.” Evet uygarlık gerçektende bir yaşam biçimidir ve bilim onun kaçınılmaz bir parçasıdır. Uygarlığın oluşumu ve ilerlemesi için ise bilim onun karanlıktaki en güçlü yol gösterici ışığıdır. Uygarlık ve bilim birbirlerini tamalayan iki olgudur diyerek sözlerimi bitiryorum. Beni dinlediğiniz için teşekküler.

Anonim
Rapor Et
Eski 24 Mart 2011, 16:56

bilim

#4 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
medeniyetlerin gelişmesinde bilimin önemini savunan yorumları bekliyorum yarın münazara var bu konuyu savunmam gerek
Rapor Et
Eski 4 Nisan 2011, 20:26

Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir?

#5 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
ltfenn yazın yarn münazara var uygarlığn gelişmesnde bilm dha önemlidr.
Rapor Et
Eski 16 Şubat 2012, 17:59

Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir?

#6 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Bilimin gelişmesiyle beraber ülkelerinde gelişmesi daha fazla ortaya çıkmıştır bunun en basit örneği japonyadır. japonyada sanat yok denecek kadar azdır anacak japonya tam gelişmiş ülkelerin başında gelmektedir.buradanda ülkelerin gelişmesinde bilimin diğer faktörlerden önde olduğunu görüyoruz.kısaca sanatın uygarlık gelişiminde geri planda olduğunu görüyoruz.Sanatla gelişen bir ülke gösterilemez çünkü yok dnecek kadar azdır.ayrıca amerikadada sanat yok denecek kadar azdır. amerika gelişimini icatlarla tamamlamıştır.dünyada gelişmiş ülke sıralamasındada amerikanın başta olduğunu bilmekteyiz.
Rapor Et
Eski 21 Şubat 2012, 15:15

Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir?

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
bir ülkenin gelişmesinde bilimin önemi ile ilgili yazı yazar mısınız???? yarın münazara var acil !!!!
Rapor Et
Eski 21 Mart 2012, 19:50

Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir?

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
bana bilimin uygulamaya geçişi neyle olur?acilll çabuk bi cevap çok acil
Rapor Et
Eski 11 Şubat 2013, 20:56

bilim sanat

#9 (link)
misafir
Ziyaretçi
misafir - avatarı
bilim ve sanat bir birini tamamlar biri olmassa digeride olmaz
Rapor Et
Eski 11 Şubat 2013, 22:15

Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi nedir?

#10 (link)
Moderatör
_EKSELANS_ - avatarı
Uygarlıkların gelişmesinde bilimin önemi,

Bilim ve Uygarlık

Uygarlık bir insan topluluğunun temelini oluştururnokta Her halk uygarlığını kendinde taşır, kendisiyle götürürnokta Uygarlık yayıldığı zaman insanlığın ortak mirası zenginleşir, kendi üzerine kapanırsa hiçbir topluma hiçbir şey kazandırmaz, gelişmez, olduğu yerde sayarnokta Doğma, büyüme, olgunluk ve ölüm şeklindeki hayat sürecinin gelişigüzel bir şekilde insan topluluklarına uygulanması, uygarlığın alışverişsiz, etkisiz, kabul ve retsiz olamayacağını bizlere kanıtlarnokta

Uygarlık sürekli bir arayış içindedirnokta Kendi içinde çakıştığı noktalarda, bulunduğu halk tarafından düzlüğe çıkarılırnokta Halkın uygarlığı reddedememesinin kaçınılmaz olduğu sonucu uygarlığın halkla birlikte doğup yaşamasından çıkarılabilirnokta



Descartes' e göre, nasıl ki matematiğin mükemmelliği, verilerinin doğrulunda ve az şeyle çok şey anlatma gücündeyse; özdeyişlerin de mükemmelliği, söylenenlerin doğruluğunda ve az sözle çok şey anlatma gücündedirnokta Örneğin Einstein'ın bilim tanımı şöyle: “ Bilim, duyumsal yaşantılarımızın karmakarışık çeşitliliğini mantıksal yönden düzgün bir düşünce sistemi haline koymak çabasıdırnokta



Ünlü Alman yazar Goethe' nin bilimle ilgili kısa bir paragraflık düşünceleriyse şöyle: “ Eğer bilgiye, bilime kendimizi verebiliyorsak bu, hayata daha donatılmış, daha güçlü olarak dönebilmek içindirnokta Hayatta sağlık ve erdemden sonra, bilgi ve bilimden daha değerli hiçbir şey yoktur; aynı zamanda onun kadar kolay ulaşılan, bedava elde edilen bir şeyde yokturnokta Bütün iş sakin olmak ve bütün masraf da harcamaktan kurtulamayacağımız zamandırnokta” Elbetteki Goethe' nin burada kolay ulaşılabilirlikten kastettiği bilimin internetle olan ilişkisi değildinokta Gerçektende bilime ulaşmak zannedildiği kadar zor, karmaşık bir süeç değildirnokta Harcanması gereken zaman bilinçli bir biçimde kullanıldığında bilim avcumuzun içinde kıpırdayan bir varlık gibidirnokta



Atatük' ün “hayatta en hakiki müşit ilimdirnokta” sözü oldukça yerinde bir değer biçmedirnokta Binlerce yıldan beri birikmiş ve insanlığa miras kalmış bilim hazinesine sahip olmaya kalkışmayan kimse, Cicero'nun sözlerine hak vermek zorundadırnokta “Doğmadan önce neler olduğunu bilmemek daima çocuk kalmak demektirnokta” diyor Ciceronokta Yanlızca güç ve özgülük bilimdirnokta Süekli olan mutluluk da bilgi ardından koşmak ve anlamaktan zevk almaktırnokta



Peki, Bilim kaçınılmaz mıdır?

Burada “kaçınılmaz” sözünden anlaşılan bilimin mutlaka ve ne olursa olsun ilerleyeceği gerçeğidirnokta Bertrand Russell'ın “ Eğer Kepler, Galileo ve Newton daha bebekken ölselerdi, şimdi içinde yaşadığımız Dünyanın 16noktayy daki dünyadan pek ama pek az farkı olurdunokta” şeklindeki sözü bana göre tarihteki talihsiz değerlendirmelerden biridirnokta Kanımca bilim kaçınılmazdır, kişilere ve/veya topluluklara hapsedilmesi yanlıştırnokta Bilim er ya da geç, zor ya da kolay, karmaşık ya da basit, yer ve zamana bağlı olmaksızın ortaya çıkacak, ilerleyecektirnokta Bütün bunların en güzel örneği, tarihte bilim adına haklı olduğu halde bilimsel çalışmalarından dolayı yaşadığı topraklardan sınırdışı edilen, işkenceye çarptırılan ve hatta kellesi vurulan birçok bilim adamıdırnokta Başka bir deyişle bilim kapılarıdırnokta Bilimin günün birinde bu kapılardan çıkışı kaçınılmazdırnokta

İçinde bulunduğumuz bu bilgi ve bilim çağında, artık bilimi süekli olarak daha iyi kuramların işgal ettiği bir kuramlar kümesi olarak düşünmemiz gerekiyornokta Fikirlerimizi sınamayı ve bu fikirlerin düzeltilebilir olduğunu unutmamamız gerekiyornokta “ Bilim değiştiği için geçerlidirnokta” sözü ile Peirce bunu en öz biçimde dile getirmiştirnokta

Tüm bilimsel sorunlar için geçerli tek bir yaklaşım olamayacağını insanoğlunun ataları yüzyıllar önce kavradınokta Şimdi ise onların torunları olan bizlere düşen görev bilimin ışığında kendi en iyilerimizi aramamızdırnokta Yine Atatük' ün “İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ferd-i milletin kafasına koyacağıznokta” sözü bize düşen görevi yeterince açıklarnokta



Son olarak birazda bilim ve uygarlık arasındaki ilişkiye değinmek gerekirse; Bütün bu anlatılanların tanımı şöyle ki: “ Bilim ile sağduyunun bir araya gelmesinden doğan bir yaşam biçimidir uygarlıknokta” Evet uygarlık gerçektende bir yaşam biçimidir ve bilim onun kaçınılmaz bir parçasıdırnokta Uygarlığın oluşumu ve ilerlemesi için ise bilim onun karanlıktaki en güçlü yol gösterici ışığıdırnokta Uygarlık ve bilim birbirlerini tamalayan iki olgudur.

Sponsorlu Bağlantılar
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.213 saniyede (75.87% PHP - 24.13% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 03:19
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi