Cevap Yaz Önceki Konu Sonraki Konu

Türkiye'de bulunan tarihi eserlerin efsaneleri hakkında bilgiler nelerdir?

Gösterim: 17730 | Cevap: 4
  • efsane tarihi eserler
  • tarihi eserlerin efsaneleri
  • tarihi eserlerle ilgili efsaneler
2
  • 1 Gönderen Keten Prenses
  • 1 Gönderen Keten Prenses
ekoist
Cevaplanmış   |    25 Mart 2009 12:29   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Türkiye'de bulunan tarihi eserlerin efsaneleri hakkında bilgiler nelerdir?

arkadaşlar yardımınıza ihtiyacım var!türkiyedeki tarihi eserlerin efsanelerini bulmam lazım harfler:M-N-O-Ö-L bulabilirseniz sewinirim...
En iyi cevap Keten Prenses tarafından gönderildi

Alıntı
ekoist adlı kullanıcıdan alıntı

arkadaşlar yardımınıza ihtiyacım var!türkiyedeki tarihi eserlerin efsanelerini bulmam lazım harfler:M-N-O-Ö-L bulabilirseniz sewinirim...

Harflerle anlatmak istediğinizi anlamadım.. ancak tarihi eserleri,n efsanelerini paylaşacağım


midas efsanesi
Midas efsanede olduğu kadar tarih ve arkeoloji kaynaklarında da adı geçen bir Phrygia kralıdır. Phrygia'da bulunmuş birçok anıtlar bugün de onun adını taşır, birçok efsane ve masallar anısını yansıtır. Bu efsanelerin hepsi bölgeye özgü nitelikte ve Ana Tanrıça Kybele'nin kültüyle ilgili görünmektedir.

Herodot'a göre Midas, Phrygia'nın birinci kralı ve Gordium'un kurucusu sayılan Gordias'ın oğludur. Gordias'ın Ana Tanrıça ile birleşmesinden doğduğu söylenen Midas büyüyünce Kybele'nin başrahibi olmuş ve tanrıçanın Pessinus'taki büyük tapınağını kurmuş. Midas'm ilişkisi yalnız Kybele ile de değildir, Kybele gibi Anadolu toprağına özgü şarap tanrısı Dionysos'a da yakından bağlıdır.

Midas üstüne anlatılan efsanelerin hepsinde bu Phrygia kralı Dionysos'un bağışladığı nimetlerden fazlasıyla pay almış, tanrının peşinden giden alaya karışmış, sırlarına ermiş, yoluna baş koymuş ve bölgesel törelerini savunan bir kişi olarak canlandırılmaktadır. Bu efsanelerin yalnız Phrygia'yı değil, Lydia ve Karia gibi Ege'nin geniş bir bölgesini kapladıkları da dikkati çeker.

Ovidius'un "Değişimler"de anlattığı bir efsanesi şöyledir: Silenos tanrı Dionysos'un alayında ihtiyar, sarhoş bir satyr'dir, bir gün tanrı Phrygia ve Lydia dağ ve koruluklarında dolaştığı sırada Silenos uyuyakalır ve Bakkhalarla Satyr'ler onu sızdığı yerde bırakarak uzaklaşırlar. Köylüler onu bulur ve boynunda taşıdığı çiçek çelenkleriyle bağlayarak kral Midas'a götürürler. Bakkha sırlarına ermiş olan Midas Silenos'u hemen tanır ve onu on gün, on gece sarayında konuklayıp yedirir, içirir, sonra da ihtiyar yoldaşını tanrıya götürür, verir. Dionysos buna o kadar sevinir ki Midas'a dilediğini vereceğini söyler.

Midas da her dokunduğu şeyin altın olmasını diler. Tanrı bu dileğin ne kadar yersiz ve tehlikeli olduğunu anlar, ama söz vermiştir bir kere. Midas sarayına dönerken yolda kopardığı bir dal altın olur, yerden topladığı bir çakıl taşı altın olur, kopardığı bir buğday başağından altın taneleri dökülür, buna fazlasıyla sevinir, ne var ki sofrasına oturup ekmeği ağzına götürüp, şarabı dudaklarına dendirince ekmek de, şarap da altın külçesine dönüşür ve bu böyle gider, ta ki kral dileğinden vazgeçip tanrıya bir daha yakarsın. Bakkhos Midas'ı bağışlar, ona Sardes'e gitmesini, Paktolos (Şart) deresinin kaynağına dek çıkmasını ve topraktan fışkıran sularla başını ve ellerini yıkamasını buyurur. Kral da öyle yapar ve ırmak sularında arınır, ama o gün bugün Paktolos altın pulları sürüklemektedir, altın diyarı Sardes'in zenginliği de oradan.

Plutarkhos bu efsaneyi biraz başka biçimde anlatır: Midas ülkesinin uzak bir ilini gezmeye gitmiş, bir çölün ortasına düşmüş, içecek bir damla su bulamamış, Toprak Ana acımış ona, çölün ortasında bir kaynak fışkırtmış, ama Midas kaynağa yaklaşıp su içmeye yeltenince suyun altına dönüştüğünü görmüş. Bu kez kral tanrı Dionysos'a yakarmış, Dionysos da kaynaktan saydam bir su akmasını sağlamış. Bu kaynağa Midas Pınarı denmiş.

Kral Midas'ı asıl ünlü kılan masal kulaklarıyla ilgili masaldır. Ovidius bunu tanrı Pan'ın Apollon'la yarışmasına atıf yaparak anlatır, başka efsanelerde Apollon'la yanşan Pan değil, Marsyas'tır. Kral Midas bir gün Tmolos (Bozdağ) dağının yamaçlarında dolaşırken Apollon'la Pan'ın (ya da Marsyas'ın) yarıştıklarını ve bu yarışmaya yargıç olarak dağ tanrısı Tmolos'u seçtiklerini görür. Midas Apollon'un lyra'sını da, Pan'ın (ya da Marsyas'ın) kavalını da dinler. Ne yapsın ki kaval sesini daha çok beğenir.

Bozdağ eteklerinde bir dolaştınız mı, Sardes tapınağının karşısında yükselen o bakır rengi dağa hiç baktınız mı bilmem, ama oranın havasını, çevresini biliyorsanız, siz de Apollon'un sazına değil, Marsyas'ın kavalına ödül verirsiniz eminim. O çevreye başka ses yakışmaz çünkü, doğa kıvır kıvır koyun sürülerini de, kavalıyla çobanını da kendiliğinden yaratır gibidir. Her neyse Tmolos Apollon'a vermiş ödülü, ama yarışmaya tanık olan Midas hiç gerekmezken kavalı daha çok beğendiğini söylemiş.

Apollon tanrı cezayı Marsyas'a vermiş, ama Midas'tan da öcünü almış: Kralın kulaklarını uzatıp uzatıp eşek kulacına çevirmiş. Midas eşek kulaklarını Phrygialıların sivri külahı altında bir süre gizlemiş olsa gerek, berberi olmasa, belki sonuna dek gizleyebilecekti, ama her gün saçını, sakalını tıraş eden berber görmüş eşek kulaklarını, kimseye açmadığı bu sırdan kurtulmak için toprağa bir delik kazmış ve içine eğilerek, "Midas'ın kulakları eşek kulaklarıdır" diye fısıldamış. Ama kazma vurduğu yerin çevresinde ossaat otlar, kamışlar bitmiş, bunlar yel estikçe dile gelerek, "Midas'ın kulakları eşek kulaklarıdır" diye yankılanmaya başlamışlar.

Bu efsanenin öyle yerli bir havası var ki çağdaş tiyatro yazarlarımızdan Güngör Dilmen'e bir piyes esinlemiş. "Midas'ın Kulakları"nda Dilmen eski efsaneye bir motif daha katar, Midas kulaklarından korkmakta, utanmaktadır, ama ne zaman ki bu korkuyu yenerek halkının karşısına çıkar, uzun kulakları bir ayıp değil, bir mucize, bir üstünlük oluverir halkının gözünde. Onun içindir ki sonunda Apollon tanrı Midas'ın uzun kulaklarını kurutup normal insan kulağı biçimine sokunca, Midas halkın gözünde bir kahraman olmaktan çıkar, halkı aldatan bir yalancı oluverir. Öyle ki bahtsız kral yerlere kapanıp tanrıdan eşek kulaklarını geri istemek zorunda kalır. Dilmen'in piyesi bir efsanenin nasıl yeni yeni yorumlarla genişletilip yaşanabileceğine örnektir.

25 Mart 2009 17:26   |   Mesaj #2   |   
Keten Prenses - avatarı
MsXLabs Üyesi
..

42599
8.270 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 28-03-2008
Alıntı
ekoist adlı kullanıcıdan alıntı

arkadaşlar yardımınıza ihtiyacım var!türkiyedeki tarihi eserlerin efsanelerini bulmam lazım harfler:M-N-O-Ö-L bulabilirseniz sewinirim...

Harflerle anlatmak istediğinizi anlamadım.. ancak tarihi eserleri,n efsanelerini paylaşacağım


midas efsanesi
Midas efsanede olduğu kadar tarih ve arkeoloji kaynaklarında da adı geçen bir Phrygia kralıdır. Phrygia'da bulunmuş birçok anıtlar bugün de onun adını taşır, birçok efsane ve masallar anısını yansıtır. Bu efsanelerin hepsi bölgeye özgü nitelikte ve Ana Tanrıça Kybele'nin kültüyle ilgili görünmektedir.

Herodot'a göre Midas, Phrygia'nın birinci kralı ve Gordium'un kurucusu sayılan Gordias'ın oğludur. Gordias'ın Ana Tanrıça ile birleşmesinden doğduğu söylenen Midas büyüyünce Kybele'nin başrahibi olmuş ve tanrıçanın Pessinus'taki büyük tapınağını kurmuş. Midas'm ilişkisi yalnız Kybele ile de değildir, Kybele gibi Anadolu toprağına özgü şarap tanrısı Dionysos'a da yakından bağlıdır.

Midas üstüne anlatılan efsanelerin hepsinde bu Phrygia kralı Dionysos'un bağışladığı nimetlerden fazlasıyla pay almış, tanrının peşinden giden alaya karışmış, sırlarına ermiş, yoluna baş koymuş ve bölgesel törelerini savunan bir kişi olarak canlandırılmaktadır. Bu efsanelerin yalnız Phrygia'yı değil, Lydia ve Karia gibi Ege'nin geniş bir bölgesini kapladıkları da dikkati çeker.

Ovidius'un "Değişimler"de anlattığı bir efsanesi şöyledir: Silenos tanrı Dionysos'un alayında ihtiyar, sarhoş bir satyr'dir, bir gün tanrı Phrygia ve Lydia dağ ve koruluklarında dolaştığı sırada Silenos uyuyakalır ve Bakkhalarla Satyr'ler onu sızdığı yerde bırakarak uzaklaşırlar. Köylüler onu bulur ve boynunda taşıdığı çiçek çelenkleriyle bağlayarak kral Midas'a götürürler. Bakkha sırlarına ermiş olan Midas Silenos'u hemen tanır ve onu on gün, on gece sarayında konuklayıp yedirir, içirir, sonra da ihtiyar yoldaşını tanrıya götürür, verir. Dionysos buna o kadar sevinir ki Midas'a dilediğini vereceğini söyler.

Midas da her dokunduğu şeyin altın olmasını diler. Tanrı bu dileğin ne kadar yersiz ve tehlikeli olduğunu anlar, ama söz vermiştir bir kere. Midas sarayına dönerken yolda kopardığı bir dal altın olur, yerden topladığı bir çakıl taşı altın olur, kopardığı bir buğday başağından altın taneleri dökülür, buna fazlasıyla sevinir, ne var ki sofrasına oturup ekmeği ağzına götürüp, şarabı dudaklarına dendirince ekmek de, şarap da altın külçesine dönüşür ve bu böyle gider, ta ki kral dileğinden vazgeçip tanrıya bir daha yakarsın. Bakkhos Midas'ı bağışlar, ona Sardes'e gitmesini, Paktolos (Şart) deresinin kaynağına dek çıkmasını ve topraktan fışkıran sularla başını ve ellerini yıkamasını buyurur. Kral da öyle yapar ve ırmak sularında arınır, ama o gün bugün Paktolos altın pulları sürüklemektedir, altın diyarı Sardes'in zenginliği de oradan.

Plutarkhos bu efsaneyi biraz başka biçimde anlatır: Midas ülkesinin uzak bir ilini gezmeye gitmiş, bir çölün ortasına düşmüş, içecek bir damla su bulamamış, Toprak Ana acımış ona, çölün ortasında bir kaynak fışkırtmış, ama Midas kaynağa yaklaşıp su içmeye yeltenince suyun altına dönüştüğünü görmüş. Bu kez kral tanrı Dionysos'a yakarmış, Dionysos da kaynaktan saydam bir su akmasını sağlamış. Bu kaynağa Midas Pınarı denmiş.

Kral Midas'ı asıl ünlü kılan masal kulaklarıyla ilgili masaldır. Ovidius bunu tanrı Pan'ın Apollon'la yarışmasına atıf yaparak anlatır, başka efsanelerde Apollon'la yanşan Pan değil, Marsyas'tır. Kral Midas bir gün Tmolos (Bozdağ) dağının yamaçlarında dolaşırken Apollon'la Pan'ın (ya da Marsyas'ın) yarıştıklarını ve bu yarışmaya yargıç olarak dağ tanrısı Tmolos'u seçtiklerini görür. Midas Apollon'un lyra'sını da, Pan'ın (ya da Marsyas'ın) kavalını da dinler. Ne yapsın ki kaval sesini daha çok beğenir.

Bozdağ eteklerinde bir dolaştınız mı, Sardes tapınağının karşısında yükselen o bakır rengi dağa hiç baktınız mı bilmem, ama oranın havasını, çevresini biliyorsanız, siz de Apollon'un sazına değil, Marsyas'ın kavalına ödül verirsiniz eminim. O çevreye başka ses yakışmaz çünkü, doğa kıvır kıvır koyun sürülerini de, kavalıyla çobanını da kendiliğinden yaratır gibidir. Her neyse Tmolos Apollon'a vermiş ödülü, ama yarışmaya tanık olan Midas hiç gerekmezken kavalı daha çok beğendiğini söylemiş.

Apollon tanrı cezayı Marsyas'a vermiş, ama Midas'tan da öcünü almış: Kralın kulaklarını uzatıp uzatıp eşek kulacına çevirmiş. Midas eşek kulaklarını Phrygialıların sivri külahı altında bir süre gizlemiş olsa gerek, berberi olmasa, belki sonuna dek gizleyebilecekti, ama her gün saçını, sakalını tıraş eden berber görmüş eşek kulaklarını, kimseye açmadığı bu sırdan kurtulmak için toprağa bir delik kazmış ve içine eğilerek, "Midas'ın kulakları eşek kulaklarıdır" diye fısıldamış. Ama kazma vurduğu yerin çevresinde ossaat otlar, kamışlar bitmiş, bunlar yel estikçe dile gelerek, "Midas'ın kulakları eşek kulaklarıdır" diye yankılanmaya başlamışlar.

Bu efsanenin öyle yerli bir havası var ki çağdaş tiyatro yazarlarımızdan Güngör Dilmen'e bir piyes esinlemiş. "Midas'ın Kulakları"nda Dilmen eski efsaneye bir motif daha katar, Midas kulaklarından korkmakta, utanmaktadır, ama ne zaman ki bu korkuyu yenerek halkının karşısına çıkar, uzun kulakları bir ayıp değil, bir mucize, bir üstünlük oluverir halkının gözünde. Onun içindir ki sonunda Apollon tanrı Midas'ın uzun kulaklarını kurutup normal insan kulağı biçimine sokunca, Midas halkın gözünde bir kahraman olmaktan çıkar, halkı aldatan bir yalancı oluverir. Öyle ki bahtsız kral yerlere kapanıp tanrıdan eşek kulaklarını geri istemek zorunda kalır. Dilmen'in piyesi bir efsanenin nasıl yeni yeni yorumlarla genişletilip yaşanabileceğine örnektir.
SEDEPH bu mesajı beğendi.
25 Mart 2009 17:38   |   Mesaj #3   |   
Keten Prenses - avatarı
MsXLabs Üyesi
..

42599
8.270 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 28-03-2008
Heraklia efsanesi

ÇOBAN VE TANRIÇA

Hem Shakespeare'e hem İngiliz şair Keats'e ilham kaynağı olmuş Çoban Endymion efsanesi de, Heraklia'nın sırtını dayadığı Beşparmak dağlarında geçmişti. Ay Tanrıçası Selene, bu dağlarda sürülerini otlatan yakışıklı çoban Endymion'a aşık olmuştu. İki sevgili mağarada gizli gizli sevişmeye başladı. Zeus bu durumu öğrenince, çobanı bir daha asla uyanamayacağı ama sonsuza kadar genç kalacağı büyülü bir uykuya yatırdı. Endymion, Hıristiyanlık dönemlerinde yerel bir aziz olarak karşımıza çıkmaya başladı.

Akşama kadar Beşparmak dağlarının eteklerinde koşturup durduk. Bitez Yalısı'na döndüğümüzde gün akşam olmuştu. O gün ayın ondördüydü ve koy, simli bir örtüyle örtülmüş gibi pırıl pırıl parlıyordu. Halikarnas Balıkçısı bu parıltıya "deniz sütü" diyordu. Ona göre milyonlarca mikroskopik deniz canlısı bu parlaklığa neden oluyordu. Balıkçı bu parıltıyı şöyle anlatmıştı: "Deniz sütü elektrikli bir aklıkla yanarak Akdeniz'i tam aylı gecelerdeki karlar gibi ılık bir kar denizine çevirir... Doğu-güney Akdeniz'in bu aydınlanışı hayatın sabahıdır. İşte bu nedenle Akdeniz'e, Bahri-Sefid, denizin akı, Akdeniz denir..."
SEDEPH bu mesajı beğendi.
Misafir
7 Nisan 2011 09:21   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Arkadaşlar benim daha kısa bir efsaneye ihtiyacım var.Ve bulabilirseniz ishak paşanın özelliklerinede ihtiyacım var......
Hürrem Sultan
9 Ocak 2012 16:25   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

cevabını buldum İSHAK PAŞA SARAYI

Doğubayazıt ilçesinin 5 km. doğusunda, bir tepe üzerine kurulan saray İstanbul Topkapı Sarayı'ndan sonra yapılmış sarayların en ünlüsüdür.

Osmanlı İmparatorluğu'nun Lale Devri’ndeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür.

Saray binasının bulunduğu zemin, vadi yakası olduğundan, kayalık ve sert bir yerdir. Eski Beyazıt şehrinin merkezinde olmasına rağmen, bu yapının üç tarafı (kuzey, batı, güney) dik ve meyillidir. Sadece doğu tarafında müsait bir düzlük vardır. Sarayın giriş kapısı buradadır. Saray, kalelerin özelliğini kaybettiği, ateşli silahların bulunduğu bir çağda yapıldığından, doğu yönündeki tepelere karşı müdafaası zayıftır. Cümle kapısı savunma bakımından en zayıf noktasıdır. Cümle kapısı bölümü, İstanbul ve Anadolu'da kurulan saraylarınkinden farksız olup, taş işçiliği ve oymacılığı yönünden muntazamdır. Türklere özgü tarihi saray örneklerindendir. 366 odadan oluşan sarayın yapımına Çıldır Beyi Çolak Abdi Paşa tarafından 1685 yılında başlanmıştır. 1784 yılında saray iki avlu ve bu avluda bulunan yapılar topluluğundan meydana gelmiştir. Birinci avludaki yapıların bazıları yıkılmıştır. Dört tarafı yapılarla çevrili ikinci avlu dikdörtgen planlıdır. Girişe göre sağ tarafta selamlık ve onun arkasında haremlik vardır. Bunların sonunda cami ve türbe bulunmaktadır. Türbe Selçuklu kümbet mimarisi üslubunda inşa edilmiştir.
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
İsim:
Mesaj:
Önceki Konu Sonraki Konu

Türkiye'de bulunan tarihi eserlerin efsaneleri hakkında bilgiler nelerdir? Konusuna Benzer Konular

Türkiye'de bulunan tarihi eserler nelerdir?
Gönderen: sbysby123 Forum: Soru-Cevap
Cevap: 2
Son Mesaj: 17 Şubat 2015 11:52
Türk müziği tarihi hakkında bilgiler nelerdir?
Gönderen: Ziyaretçi Forum: Soru-Cevap
Cevap: 7
Son Mesaj: 16 Kasım 2012 16:27
Cevap: 2
Son Mesaj: 19 Şubat 2012 19:57
Cevap: 4
Son Mesaj: 21 Mayıs 2011 11:18
Brezilya tarihi hakkında bilgiler nelerdir?
Gönderen: Ziyaretçi Forum: Soru-Cevap
Cevap: 3
Son Mesaj: 4 Aralık 2008 17:41
Etiketler:
  • efsane tarihi eserler
  • tarihi eserlerin efsaneleri
  • tarihi eserlerle ilgili efsaneler
Sayfa 0.306 saniyede 10 sorgu ile oluşturuldu