Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Evrensel kültür nedir?

Bu konu Soru-Cevap forumunda mediha tarafından 14 Mayıs 2009 (19:29) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
29781 kez görüntülenmiş, 26 cevap yazılmış ve son mesaj 9 Ocak 2014 (20:09) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 1.60  |  Oy Veren: 5      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 14 Mayıs 2009, 19:29

Evrensel kültür nedir?

#1 (link)
mediha
Ziyaretçi
mediha - avatarı
Evrensel kültür nedir bana araştırırmısınız lültfen ....
En iyi cevap fadedliver tarafından gönderildi

Küresel ve Evrensel Kültür: Emperyalizmin yeni adı


Günümüzde en çok kullanılan kültürel kavramlardan biri de evrensel kültürdür. Buna bazen küresel kültür denmektedir.
Küreselleşme toplumların yönetimi ve yönetim politikaları, ideolojisi ve kültürleri üzerinde uluslararası sermayenin ekonomik politikası, kültürü ve ideolojisinin egemenliğini kurması ve geliştirmesini anlatır. Küreselleşme yeni-sömürgeciliğe geçişi büyük ölçüde tamamlamayan emperyalizmin kendi için koyduğu yeni isimdir. Küreselleşmede esnek üretim, yerellik, bürokrasinin küçültülmesi, yapısal uyarlamalar, özelleştirme, deregülasyon, gümrüklerin kaldırılması, uluslararası şirketlere garantiler, teşvikler ve teşviki kolaylaştıran yasalar gibi küresel sermayenin ve ortaklarının işini kolaylaştıran, karını artıran ve ona güvenli pazar ortamı yaratan kurumsallaşma ve ilişkinin doğasını biçimlendirme vardır. Bilinç yönetimiyle ilgili meşrulaştırıcı gerekçe ise bu şirketlerin gittikleri yerlerde iş alanı açtığı, istihdamı artırdığı, standartları yükselttiği, demokratikleşmeyi getirdiği gibi iddialardır. Dolayısıyla, ekonomik küreselleşmenin başarısı bilinçsel, bilişsel, davranışsal ve kültürel küreselleşmenin yaygınlık kazanmasına bağlıdır. Bu ikinci türle küreselleşme desteklenerek tamamlanır.
Emperyalizm küreselleşme olarak satılmaya başlandığından beri küresel pazarın kültürü, yani kültürel emperyalizm de evrensel kültür olarak dönüşüme uğratıldı. Küresel kültür çıktığı yerin çok ötesinde işler. Menşeiyle hiç bir gerçek bağ tutmaz; bağlamsızdır, başka yerlerden (ve hiç bir yerden) gelen ayrı elemanlara sahiptir. Ortak bir geçmişle bir bağ kurmaz ve tutmaz; ulusal kültürden farklı olarak “hafızasızdır” veya çok kısa bir hafızaya sahiptir. Aslında küresel kültür teknolojiyle üretilmiş, bilinç yönetimi yapıları içinde hesaplanmış bir kültürdür. Görünüşte bir yere, dine, inanca, dünya görüşüne bağlı değildir, kopmuştur ve yansızdır. Varlığı önce teknolojik kitle üretimine ve uluslararası dağıtıma bağlıdır; sonra da tüketen kitlelere. Sürekliliği uluslararası pazar yapısı ve iletişim sistemlerine bağlıdır.
İnsanın toplumsal yaşamında hiç bir şey her insanı kapsayan evrenselliğe sahip olamaz. Doğum, ölüm, üretim, yemek, içmek, barınmak ve iletişim gibi evrensel gerçekler vardır, fakat evrensel gerçekler somut insanın somut yaşam koşullarında evrenselliğini yitirir. Kadınların doğurduğu evrensel bir gerçektir, çünkü dünyanın her yerinde kadınlar doğurur. Fakat dünyanın her yerinde kadınlar aynı şekilde doğurmaz, aynı şekilde çocuk yetiştirmez. Dolayısıyla evrensel gerçek ile kültürü karıştırmamak gerekir. Evrensel gerçek somut sosyal üretimin kültürel pratiğinde evrensel karakterini yitirir.
Niceliksel çoklukla evrenselliği de karıştırmamak gerekir. Evrensel olanı belirleyen nicel çokluk değil, nitel karakterdir. İnsanların susadığı ve su içtiği evrensel bir gerçektir. Suyun ne tür olduğu, nasıl içildiği ve suyun içilmesinden ne tür doyumlar elde edildiği kültüreldir. Herkesin Coca Cola içmesi, Coca Cola kültürünün evrenselliğini anlatmaz; bir tüketim kültürünün diğer kültürler üzerindeki egemenliğini anlatır. Herkesin Coca Cola içmesi evrensellik için yeterli bir koşul değildir, o kültürel pratiğin her yerde yeniden üretilmesi ve anlamlandırılmasında ortaklık olmalıdır: Her yerde herkes Coca Colayı aynı nedenlerle, aynı doyumlarla ve aynı atıflarla içmezler. Mal tüketiminin nicel yaygınlığının nedenleri, sağladığı psikolojik doyumlar ve giderdiği gereksinimler aynı değildir. Dolayısıyla, tüketim her yerde olsa bile, evrensel kültürden bahsedilemez. Dönerin her yerde yenmesi döner kültürünü evrensel bir kültür yapmaz. Marlboro içen biri Amerikanın bir parçasına sahip olamaz. Aynı paralelde, örneğin Smith (1990) evrensel kültürün imkansız olduğunu belirtmektedir.
Global köyün insanları, özellikle Batılıların dışındakiler, 1980'den beri elektronik medyanın haber, hayal ve imaj dünyasının içine kitleler halinde atılmışlardır, fakat küreselcilerin iddiasının aksine, globalleşme ve dönüşüm siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıklar ötesine geçerek insanları egemen bir dünya cemiyetinin üyesi yapmamıştır. Üyelik ile kölelik ve sömürü karıştırılmamalıdır. Zincire vurulanın zincirine üyeliği, zincirine vurgunluğunu (sahte bilinci) anlatır ve bu üyelik zincire vurulmanın (örneğin ücret köleliğinin) ortadan kalktığını (veya emperyalizmin olmadığını) anlatmaz (Erdoğan, 2000: 279). Özlüce, evrensellik ve küresellik baskınlığı, boyun sunmayı, boyun sundurmayı ve mücadeleyi içinde taşıyan bir öznelliği anlatır.
Rapor Et
Reklam
Eski 14 Mayıs 2009, 19:53

Evrensel kültür nedir?

#2 (link)
fadedliver
Ziyaretçi
fadedliver - avatarı
Küresel ve Evrensel Kültür: Emperyalizmin yeni adı


Günümüzde en çok kullanılan kültürel kavramlardan biri de evrensel kültürdür. Buna bazen küresel kültür denmektedir.
Küreselleşme toplumların yönetimi ve yönetim politikaları, ideolojisi ve kültürleri üzerinde uluslararası sermayenin ekonomik politikası, kültürü ve ideolojisinin egemenliğini kurması ve geliştirmesini anlatır. Küreselleşme yeni-sömürgeciliğe geçişi büyük ölçüde tamamlamayan emperyalizmin kendi için koyduğu yeni isimdir. Küreselleşmede esnek üretim, yerellik, bürokrasinin küçültülmesi, yapısal uyarlamalar, özelleştirme, deregülasyon, gümrüklerin kaldırılması, uluslararası şirketlere garantiler, teşvikler ve teşviki kolaylaştıran yasalar gibi küresel sermayenin ve ortaklarının işini kolaylaştıran, karını artıran ve ona güvenli pazar ortamı yaratan kurumsallaşma ve ilişkinin doğasını biçimlendirme vardır. Bilinç yönetimiyle ilgili meşrulaştırıcı gerekçe ise bu şirketlerin gittikleri yerlerde iş alanı açtığı, istihdamı artırdığı, standartları yükselttiği, demokratikleşmeyi getirdiği gibi iddialardır. Dolayısıyla, ekonomik küreselleşmenin başarısı bilinçsel, bilişsel, davranışsal ve kültürel küreselleşmenin yaygınlık kazanmasına bağlıdır. Bu ikinci türle küreselleşme desteklenerek tamamlanır.
Emperyalizm küreselleşme olarak satılmaya başlandığından beri küresel pazarın kültürü, yani kültürel emperyalizm de evrensel kültür olarak dönüşüme uğratıldı. Küresel kültür çıktığı yerin çok ötesinde işler. Menşeiyle hiç bir gerçek bağ tutmaz; bağlamsızdır, başka yerlerden (ve hiç bir yerden) gelen ayrı elemanlara sahiptir. Ortak bir geçmişle bir bağ kurmaz ve tutmaz; ulusal kültürden farklı olarak “hafızasızdır” veya çok kısa bir hafızaya sahiptir. Aslında küresel kültür teknolojiyle üretilmiş, bilinç yönetimi yapıları içinde hesaplanmış bir kültürdür. Görünüşte bir yere, dine, inanca, dünya görüşüne bağlı değildir, kopmuştur ve yansızdır. Varlığı önce teknolojik kitle üretimine ve uluslararası dağıtıma bağlıdır; sonra da tüketen kitlelere. Sürekliliği uluslararası pazar yapısı ve iletişim sistemlerine bağlıdır.
İnsanın toplumsal yaşamında hiç bir şey her insanı kapsayan evrenselliğe sahip olamaz. Doğum, ölüm, üretim, yemek, içmek, barınmak ve iletişim gibi evrensel gerçekler vardır, fakat evrensel gerçekler somut insanın somut yaşam koşullarında evrenselliğini yitirir. Kadınların doğurduğu evrensel bir gerçektir, çünkü dünyanın her yerinde kadınlar doğurur. Fakat dünyanın her yerinde kadınlar aynı şekilde doğurmaz, aynı şekilde çocuk yetiştirmez. Dolayısıyla evrensel gerçek ile kültürü karıştırmamak gerekir. Evrensel gerçek somut sosyal üretimin kültürel pratiğinde evrensel karakterini yitirir.
Niceliksel çoklukla evrenselliği de karıştırmamak gerekir. Evrensel olanı belirleyen nicel çokluk değil, nitel karakterdir. İnsanların susadığı ve su içtiği evrensel bir gerçektir. Suyun ne tür olduğu, nasıl içildiği ve suyun içilmesinden ne tür doyumlar elde edildiği kültüreldir. Herkesin Coca Cola içmesi, Coca Cola kültürünün evrenselliğini anlatmaz; bir tüketim kültürünün diğer kültürler üzerindeki egemenliğini anlatır. Herkesin Coca Cola içmesi evrensellik için yeterli bir koşul değildir, o kültürel pratiğin her yerde yeniden üretilmesi ve anlamlandırılmasında ortaklık olmalıdır: Her yerde herkes Coca Colayı aynı nedenlerle, aynı doyumlarla ve aynı atıflarla içmezler. Mal tüketiminin nicel yaygınlığının nedenleri, sağladığı psikolojik doyumlar ve giderdiği gereksinimler aynı değildir. Dolayısıyla, tüketim her yerde olsa bile, evrensel kültürden bahsedilemez. Dönerin her yerde yenmesi döner kültürünü evrensel bir kültür yapmaz. Marlboro içen biri Amerikanın bir parçasına sahip olamaz. Aynı paralelde, örneğin Smith (1990) evrensel kültürün imkansız olduğunu belirtmektedir.
Global köyün insanları, özellikle Batılıların dışındakiler, 1980'den beri elektronik medyanın haber, hayal ve imaj dünyasının içine kitleler halinde atılmışlardır, fakat küreselcilerin iddiasının aksine, globalleşme ve dönüşüm siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıklar ötesine geçerek insanları egemen bir dünya cemiyetinin üyesi yapmamıştır. Üyelik ile kölelik ve sömürü karıştırılmamalıdır. Zincire vurulanın zincirine üyeliği, zincirine vurgunluğunu (sahte bilinci) anlatır ve bu üyelik zincire vurulmanın (örneğin ücret köleliğinin) ortadan kalktığını (veya emperyalizmin olmadığını) anlatmaz (Erdoğan, 2000: 279). Özlüce, evrensellik ve küresellik baskınlığı, boyun sunmayı, boyun sundurmayı ve mücadeleyi içinde taşıyan bir öznelliği anlatır.
Rapor Et
Eski 14 Mayıs 2009, 21:32

Evrensel kültür nedir?

#3 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Kültür kavramını en başta sözlük anlamıyla tanımlayabiliriz: Bir toplumun duyuş düşünüş birliğini oluşturansmilev gelenek durumundaki her türlü yaşayışsmilev düşüncesmilev dil ve sanat varlıklarının topusmilev belli bir konuda edinilmiş geniş ve sistemli bilgi. Bir başka tanımlaması ise şöyledir: Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmadasmilev sonraki kuşaklara iletmede kullanılansmilev insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü. Üçüncü sözlük tanımı şu şekildedir: Akıl yürütmesmilev eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenimsmilev deney ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi.
Kültür latince kökenli bir kelime olup dilimize Amerikanca veFransızca'dan girmiştir. Latince culturasmilev toprağa birşeyler ekip ürün almaksmilev üretmek anlamında kullanılıyordu. Voltaire Fransız Devrimi öncesinde Culture’ü insan zekasının oluşumunu ve gelişmesini belirleyen bir terim olarak kullanınca sözcük değişik bir anlam kazanmıştır. Fransızca’dan Almanca’ya cultur biçiminde geçen sözcük daha sonra tüm Avrupa dillerine yayılmıştır. Fransızca’da kültürün karşılığı irfandır. İrfan kelimesinin sözlük anlamı ise; anlamasmilev bilmesmilev gerçeğe ulaştırıcı güçlü seziştir. Daha çok tinsel ve manevi değerleri içermiştir. Amerikanca’da kültürün karşılığı medeniyettir. Medeniyet ise uygarlık yani insanların doğaya egemen olmasmilev toplum olarak daha iyi bir yaşama ulaşma çabalarından çıkan sonuçlarınsmilev bilimsmilev tekniksmilev sanat ve kültürün tümünü kapsar. Sonuç olarak bilim ve tekniğinsmilev sanat ve kültürün gelişmesismilev ilerlemesiyle yaratılan yaşama koşullarınınsmilev yaşama biçiminin incelmesismilev yetkinleşmesi durumudur. Dolayısıyla Amerikanca kültürün karşılığına maddi kültür daha denk düşer.
Medeniyetsmilev insanlığın çalışarak ortaya koyduğu teknik eserlerin bütününden ibarettir. Kültür isesmilev bir toplumu kendi tarihi içinde meydana getirdiği değer hükümlerinin bütünüdür. Bunlar ilimsmilev sanatsmilev ahlak ve dine ait değerlerdir. Medeniyetsmilev kültür yaratan düzendir. Bu durumda kültür ve medeniyet kavramlarını birbirinden ayırdıktan sonra kültürün oluşumuna etken olan değerlersmilev durumlar ve vs. önem kazanır. Her toplumun kendi kültürü vardır ve kültürün yükselmesismilev ilerlemesi ve gelişmesi medeniyetin doğuşunu sağlar. Sosyolojik çerçevede en geniş sınırlarına ulaşan kültür kavramı ‘bir yaşama biçimidir.’ Bu yaklaşımda bir toplumda bulunan ve bulunmayan bütün ifade ve etkileşim biçimleri önem kazanır. Bu anlamda kültürsmilev insan olarak belli bir toplumda öğrendiklerimizlesmilev davranışsmilev düşünce sistemimizin toplamı sayılabilir. Bir bakıma ne yediğimizsmilev ne içtiğimizsmilev ne okuduğumuzsmilev nelere sempati ile yaklaşırkensmilev nelere tepki duyduğumuzsmilev ait olunan grupsmilev küme ya da toplumu karakterize eder. Günümüzde iletişimin son derece hızlı yapılabilmesi kültürel ve bilimsel gelişmelerinsmilev anında yayılmasına olanak sağlamıştır. Bu durum kültürlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin ve etkileşimlerinin üzerine düşünülmesi gereğini çıkarmıştır.
Aslında sosyal bilimciler 166 farklı tanımı olan kültür kavramı için ‘bir kavramın bu kadar çok tanımı varsasmilev onun tanımlanamayacağını kabul etmek gerekir’ diyebiliyorlar. Kültür tarihçileri insanoğlunun gelişme ve ilerleme göstererek hayatta kalma ve varlığını sürdürme savaşındaki başarısınısmilev kültürel bir varlık oluşuna yani öğrendiklerini birikiminde saklayıp yeni nesillere aktarma yeteneği ile becerisine bağlar.
Kültür gelişim sürecinde önce sözlü kültür doğmuşsmilev daha sonra yazılı kültür oluşmuştur. Bugün yazılı kültür ile beraber sözlü kültür de devinim ve gelişimine devam etmektedir. Sözlü kültür de yazar yoktursmilev anonimdirsmilev doğaldırsmilev metinsizdirsmilev ezbere dayalıdırsmilev çeşitlenebilirsmilev sürekli akışsmilev dolaşım ve dolayısı ile değişim içindedir. Bu kültür de çözümleme ve inceleme yoktur. Yazılı kültür yazılıdırsmilev metne bağlıdırsmilev okuru değişebilse bile metin değişmezsmilev üreten yalnızdırsmilev anlatıya istenilen sıklıkta dönülebilirsmilev çözümleme ve inceleme yapılabilir.

Aydın ve Aydınlanma
Aydın kişi genellikle öğrenim görmüşsmilev çok okumuşsmilev kültürlüsmilev bilgilismilev görgülüsmilev ileri ve açık düşüncelismilev kendisi aydınlanmış olduğu için çevresinide aydınlatabilecek nitelikte münevversmilev entellektüel kişidir. Sosyal posizyonları itibariyle sosyal tabakalarda herhangi bir sınıfa net özellikler göstermeyipsmilev ancak toplumsal ortalamanın çok üzerinde ileri bir eğitimesmilev akla ve yeteneğe sahip bir zümreya entelektüeller denilebilir. Entelektüeller aklınsmilev zekanınsmilev yeteneğin ve bilginin toplamıyla yeni düşünceleresmilev görüşlere ve sonuçlara giderler. Dilimizde entelektüel sözcüğü ‘Aydınsmilev Münevver’ kelimeleriyle karşılanmaktadır. ‘Aydınlatılmışsmilev ışıklı’ anlamına gelen münevver kelimesi ilahi kökenli bir ışık olan ‘nur’ kökünden türetilmiştir. Aydınlığın yani bilgi donanmanınsmilev sadece akılla değilsmilev duygusmilev sezgismilev kalp gibi diğer faktörlerin de katılarak sağlanabilmesi anlamını vurgulaktadır. Aydın insan içinde yaşadığı toplumun ve dünyanın dünüsmilev bugünü ve yarını üzerinde düşünensmilev sorgulayan ve insanoğlunun iyiliğine ve kötülüğüne olan halleri bağımsız olarak irdeleyen bir yapıda olmalıdır. Gerektiğinde muhalif olmaktan çekinmeyensmilev körü körüne inanmayısmilev bağlanmayı reddetensmilev kutsallaştırılanı sorgulayansmilev ezberleri bozan düşüncededir. Yapısı gereği düşünensmilev kuşku duyansmilev gerektiğinde tüm bunları dile getirensmilev tabulara karşı eleştirel görüşler geliştirebilensmilev bağlantılarısmilev geçişleri ve farklılıkları gören kişidir.
Aydın kişi içine doğduğu kültürün özelliklerinismilev değerlerinismilev eğitimini olduğu ve sunulduğu üzere kabul etmek yerine irdelersmilev eleştirir ve katkıda bulunur. Gelenekleri ve alışkanlıkları başka türlü düşünerek sürekli bir üst gerçeği sorgularsmilev bilinenle tatmin olmaz. Kişisel sorumluluklarının içine toplumsal sorumluluğu dahil eder ve böylece etrafındakilere ışık saçmaya başlamış olur. Aydın kişi toplumsal konularda uyaransmilev ortaya koyan ve çözüm yolları öneren kişi olmalıdır. Tüm bunları yapabilmesi için aydın kişi gerçekten özgür olmalı ve inandığı doğruları ifade ederken herhangi bir grubunsmilev kurumunsmilev toplumun veya herhangi bir birimin menfaatlerini gözetmemelidir. İnandığı doğrular da dahil tek bir fikre veya akıma bağlı olmak yerine her fikre ve düşünceye açık olmalı fakat sorgulamayı asla bırakmamalıdır.
Herkes aydın olabilir mi sorusuna bazıları iki farklı yaklaşım ve görüş geliştirmiştir:
Birinci görüş; aydınlanma dönüşümünün aslında tüm insanlarda doğuştan var olan bir yetenek olduğunu ama bazılarının bu yeteneği kullanmaması veya kullanabilecek şartlarda olmaması yüzünden aydınlanma sürecine girilemediğini savunanlardır.
Diğer yaklaşım isesmilev aydınlanmanın ancak insan evriminin belirli bir döneminden sonra oluşabileceği yönündedir.
Birince görüşe göre aydınlanma sürecinin başlaması için zaten siz de var olanı fark etmenizsmilev keşfetmeniz yeterlidir. İkinci yaklaşımda ise herkes aydınlanmaya aday değildir. Aydınlanmaya aday olabilecek bireyler bu yetiyi bir şekilde (şans) kazanmış kişilerdir. Bir bakıma seçilmişlerdir. Bu kişiler gelecekte ‘kozmik bilince’ ulaşmış insan türünün öncüleridir. Bu yetiye sahip kişiler için gerekli olan ön koşullar zaten var olmuştur. Aslında nedensmilev niçinsmilev ne zamansmilev seçen ve seçilenler kim gibi aydın kişinin sormaktan vazgeçmeyeceği sorular ikinci durumda boşlukta kalmaktadır. Aydınlanma varoluşun anlamını arayansmilev ben kimimsmilev neredeyimsmilev neden soruları ile birlikte toplumsal konuları da aynı şekilde sorgular. Aydınlanma yolusmilev bu sorulara cevap aramaktan bıkmadansmilev yorulmadan çıkılan bir yolculuktur. Avrupa’da Rönesans’tan sonra gelen usun ve bilimin gelişip egemen olduğu aydınlanma çağından itibaren birinci görüşteki aydınlanma akla daha yakın görünmektedir. Aydınlanma özünde kolaycılığa teslim olmayansmilev klişeleresmilev sloganlara sığınmayan akıl yoludur. Aydınları sonuç olaraksmilev toplumu değiştirmek için gerekli özel şart ve yeteneklerle donanmış bir kesim olarak ele almak gerekir. Ancak unutulmamalı kismilev aydınları bir sınıf olarak değerlendirmek tartışmalı sonuçlar getirir çünkü en azından sosyolojideki klasik ölçülere göre net bir sınıf teşkil etmedikleri yönünde görüş birliği vardır. Zaten durumasmilev ülkeye ve zamana göre değişse bile günümüzde aydınlar önce özgür bir birey olarak hep beraber hareket edecek şekilde bir sınıf şuuru taşımazlar ve başta da belirtildiği üzere çok özel şartlar için gerekli olmadığı sürece kişselliğini ve bireyselliğni korumalıdırlar.


Sözcük olarak kültürsmilev “bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam edensmilev her türlü duygusmilev düşücesmilev dilsmilev sanatsmilev yaşayış unsurlarının tümüsmilev belli bir konuda edinilmişsmilev geniş ve sistemli bilgi” şeklinde tarif edilmektedir. (Meydan Larousse)
Antropoloji bilimlerinin kültür sorunlarıyla uğraşan dalınasmilev bugünsmilev “etnoloji” veya “sosyal-kültürel antropoloji” adı verilmekte olupsmilev bu alandaki kültür sözcüğüsmilev günlük dilimizdeki “kültür” sözcüğünden çok daha geniş kapsamlı bir kavram olaraksmilev hars ya da uygarlık anlamında kullanılmaktadır.
Kültürsmilev en geniş sınırlarına sosyolojik çerçevede ulaşmakta olupsmilev buradaki anlamıyla “bir yaşama biçimi”dir. Bir topluma özgü bütün ifade ve etkileşim biçimleri bu tanımda yer almaktadır. Bu anlamda kültürsmilev insan olarak belli bir toplumda öğrendiklerimizle yapıp ettiklerimizin bir toplamı sayılabilir. Bu bakımdan ne yediğimizsmilev ne içtiğimizsmilev ne okuduğumuzsmilev neye/nelere öfke duyduğumuzsmilev neye ve nelere sevgi ve sempati ile baktığımızsmilev ait olunan grupsmilev küme ya da toplumu karakterize etmektedir.
Kültür tarihçilerismilev insanoğlunun hayatta kalma ve varlığını sürdürme savaşındaki başarısınısmilev kültürel bir varlık oluşunasmilev yani yaşayarak öğrendiklerini kültüründe saklayıp yeni kuşaklara aktarma yeteneği ile becerisine bağlı görürler.
Toplu yaşayan her canlı türünün kültürü yoktur. Sözgelişi arı ve karınca gibi böcek türleri toplu yaşarlar fakat kültür yaratamazlar. Örneğinsmilev arının düzgün altıgen biçimindeki kovan hücresinin boyutları son yirmi beş milyon yılda bir mikron bile değişmemiştir. Bazı maymunlar yavrularına bazı becerileri öğretir; ama bir dil ve kültürden yoksun oldukları için bu becerileri çok sınırlıdır. Evcil bazı hayvanlarla (atlarsmilev köpekler gibi)smilev kuyruksuz maymunlar oldukça karmaşık bazı becerileri öğrenebilir; ama bunları kendi yavrularına aktaramazlar.

Kavrama Tarihsel Bakış

Sosyal bilimciler 166 farklı tanımı olan kültür kavramı hakkında; “bir kavramın bu kadar çok tanımı varsa onun tanımlanamayacağını kabul etmek gerekir” diyebiliyorlar. Bu bağlamda dasmilev kültür sözcüğünün oldukça zenginsmilev uzun ve ilginç bir tarihçesi vardır.
Günlük konuşmalarımızda ya da sanat ve bilim çalışmalarında kullandığımız kültür sözcüğüsmilev Latince kökenli olup Türkçe’ye Fransızca’dan geçmiştir. Latince culturasmilev toprağa bir şeyler ekip ürün almaksmilev üretmek anlamlarında kullanılıyordu. Voltaire Fransız Devrimi öncesinde culture'ü insan zekâsının oluşumunu ve gelişmesini belirleyen bir terim olarak kullanıncasmilev sözcük değişik bir anlam kazanmıştır. Fransızca’dan Almanca’ ya önceleri cultur daha sonraları kültür biçiminde geçen sözcük zamanla bütün Avrupa dillerine yayılmışsmilev İngiliz antropoloğu Tylorsmilev 1871'de ona bilimsel bir içerik kazandırınca da önemi gittikçe artan bir kavrama ve aynı zamanda bir uğraş alanına dönüşmüştür.
Voltairesmilev Culture sözcüğünüsmilev insan zekasının oluşumu anlamındasmilev Almanlarsmilev uygarlık ve kültürel evrim karşılığında kullanılmışlardır. Ancaksmilev XIX. Yüzyılın ikinci yarısı ile XX. Yüzyılın ilk çeyreğinde Fransızlar ve İngilizlersmilev uygarlık sözcüğünü kültüre tercih etmişlerdi. Marx kültür kavramının değilse bilesmilev kültürel içeriğin son derece kapsamlı bir tanımını vermiştir:
“Kültür ya da uygarlıksmilev insanın bir toplumun üyesi olarak edindiği bilgismilev inançsmilev sanatsmilev ahlaksmilev gelenek ve göreneklerle her türlü beceri ve alışkanlıklarını içeren karmaşık bir bütündür.”
Kültür tarihindesmilev tarihsel devinimi en iyi yansıttığı kabul edilen şu tanım da yaygındır:
“Kültürsmilev bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde devam eden her türlü dilsmilev duygusmilev inançsmilevsanat ve yaşayış öğelerinin tümüdür”.

Kavramın değişik alanlardaki kullanımı

Nereden ve neresinden bakılırsa bakılsın kültür kavramının tümü için ortak olan kimi tanımlamalar vardır ki bunlardan ilki kültürün organik olduğusmilev bir başka deyişle değişimin ve buna bağlı olarak etkileşim içinde olduğudur. Her canlı varlık gibi yaşlanırsmilev etkinliğini ve hareket becerisini kaybeder ve sonuçta işlevini tamamlayarak yok olur. Buradan hareketlesmilev hiç bir kültür öğesinin hareketsiz ve durağan olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü kültür kavramının varlığı için temel etmensmilev bir insan topluluğu ve onu oluşturan aile ve bireylerin varlığıdır. Kaynaklara baktığımızda öncelikle şunu fark ederiz: Bütün kültür öğelerismilev kültürel var olanlar (en soyuttansmilev en somuta dek)smilev insan tarafından var edilmiştir. Yani kültürün temel kaynağı insandır. Kültür örüntüsünü oluşturan her düşüncesmilev her kurumsmilev her nesne insan tarafından yaratılmıştır.

Eğitimcilere göre kültürsmilev eğitim yoluyla kazanılan içeriktir. Eğitim isesmilev bu muhtevayı kazandıran süreçtir. “Eğitimsiz kültürsmilev kültürsüz eğitim” düşünülemez. Sn. Bozkurt GÜVENÇ isesmilev “Eğitim yol isesmilev Kültürsmilev yolcunun hayatı boyunca yaşayarak öğrendiklerinin tümüdür.” demektedir.
Bir kişismilevdiğerinden daha fazla kitap okumuş ve daha fazla şey biliyor olabilir. Ama daha az okuyansmilev diğerinden daha kültürlü olabilir. Çünküsmilev kültürlü olansmilev bilgiyi yaşamında uygulama başarısı göstermiş olandır.Her bilgi anında kültür olmazsmilev kültüre dönüşmez. Bilgili olmak başkasmilev kültür başka şeydir.

Günlük dilde kültürsmileveğitim-öğretim sürecismilev bu sürecin kazandırdığısmilev genel ve mesleki kültürsmilev İslam Kültürüsmilev spor kültürü vb. Anlamında kullanılır.

Bilim ve felsefede kültürsmilev insanların ve toplumların yapıpsmilev öğrenerek kazandığı her şey (tutumsmilev davranış ve değerler)smilev kısaca uygarlık (medeniyet) anlamında kullanılmaktadır.

Kültürsmilev genel bir biçimde ve uygarlıkla eşanlamlı olaraksmilev” insan türünün hayatınısmilev yaşam tarzını tüm diğer yaşam tarzlarından ayıran unsurlar bütünü” diye ve daha özel olarak dasmilev”bir uygarlığı meydana getiren değerler toplamı” şeklinde tanımlanabilir.

Bir diğer ifade ile kültürsmilev bir toplumun; geleneksmilev göreneksmilev sanatsmilev düşünce yapısısmilev tarihsel birikim ve sosyal kurumlar gibi varlıklarının tümünü kapsayan ve bireyleri arasında duyuş ve düşünüş birliğini sağlayansmilev şekillenmişsmilev kollektif maddi ve manevi değerleridir.
Her kültür ilkin öz gücüylesmilev özünde barındırdığı gizli güçle gelişir ve süreklileşir. Bununla birliktesmilev tek bir kültür özünü tümüyle öbür kültürden soyutlayarak gelişemez. Bu nedenle her kültürsmilev gelişmesini sürdürebilmek içinsmilev öbür kültürlerin kazanımlarından yararlanmak ister.
Kültürle ilgili olarak karşımıza çıkan bazı kavramlar olan; kültürlemesmilev kültürlenme ve kültürleşme süreçleri ile kültür aktarımısmilev kültür yitimismilev kültür şoku ve hakim kültür kavramlarından kısaca bahsetmek istiyorum
Kültürleme: toplumların kendisini oluşturan bireylere belli bir kültürü aktarmasmilev kazandırmasmilev toplumun istediği insanı eğitip yaratma ve onu denetim altında tutaraksmilev kültürel birlik ve beraberliği sağlamasmilev bu yolla da toplumsal barış ve huzuru sağlama sürecidir. Kültürleme süreci bireyesmilev hayatı boyunca kolay kolay değiştiremeyeceği bir kişilik yapısı kazandırır. Kültürlemesmilev toplumsallaştırma (sosyalizasyon) ve eğitim süreci olarak da tanımlanabilir.
Kültürlenme: okul öncesindesmilev ailede başlayıp okul dönemi sonunda da da etkinleşen kültürlenmesmilev değişik ailesmilev eğitimsmilev okulsmilev mesleksmilev bölge (alt kültür) çevrelerinden kalkıp belli yer ve zamanlarda bir araya gelensmilev birbirini etkileyensmilev akran grupları arasındaki kültür etkileşimidir “Kültürleme”; varolanı iletirkensmilev “kültürlenme”; yepyeni kültür kalıpları oluşturursmilev kültürel değişim sürecinin ana kaynağıdır.
Kültürleşme sürecindesmilev iki ya da daha çok kültürsmilev karşılıklı etkileşim sonucu değişime uğrarsmilev yeni sentezlersmilev dinamik bileşkeler yaratırlar. Çağımızda sözü edilen “globalleşme” (küreselleşme) budur. Birey ve gruplar olaraksmilev kültürleşmeyi tamamen önlemek mümkün değildir.
Aynı bağlamda ve yaklaşık olarak aynı anlam içindesmilev bir toplumsal gruba ait olan bilgininsmilev yerleşik söylemlerle sembollersmilev düzeninin diğer kuşaklara iletilmesi süreci ise kültür aktarımı diye tanımlanır.
Yinesmilev özellikle kültürlenme söz konusu olduğundasmilev bir kültürel grubun üyelerinin başka bir kültürle temas içine girdikleri zaman kendi kültürlerini ya da geleneksel kültür değerlerini tümden ya da bir bölümüyle yitirmelerine kültürsüz!eşme veya kültür yitimi denir.
Aynı şekildesmilev bir İnsanın kendi kültürüne yabancı bir kültürsmilev tümden farklı bir değerler ve normlar sistemi içine girdiği zamansmilev yaşadığı yolunu kaybetmişliksmilev şaşkınlık veya yönsüzlük duygusuna kültür şoku adı verilmektir.
Öte yandansmilev modern toplumlardasmilev farklısmilev hatta çoğunluk rekabet halindeki kültürler ve alt kültürlerin varlığı dikkate alındığındasmilev kendi kültür değerlerinismilev davranış veya yaşam tarzını ve dilinismilev sahip olduğu siyasi ve iktisadi güç sayesindesmilev diğer kültürlere empoze edebilen kültürsmilev hakim kültür olarak tanımlanır.
Bir kültürsmilev ne denli gelişkin ve ne denli yaygın olursa olsunsmilev bir başka kültürden üstün sayılmaz. Hangi amaçla olursa olsunsmilev kültürler arasında gelişmişlik- gelişmemişlik ya da ilerilik-gerilik değerlendirilmesi yapılmaz; kültürlersmilev üstlük altlık ilişkisine sokulamaz. Kültür hakkındaki bilimsel tartışmada üzerinde görüş birliğine varılan konulardan biri desmilev kültürel gelişmişlik ya da gelişmemişlik savının görece oluşudur. Her bütün kültürsmilev içerisinde bulunan parça ya da alt kültürlerden oluşur; bunlar arasında gerçekleşen sürekli etkileşimle ve güncel koşullara göre biçimlenir.
Kültür kavramında bir sentez çabası içine girdiğimizde; antropolog’lar kültürü 4 temel kavram üzerinde yoğunlaştırarak açıklamaktadırlar. Bunlar:
  1. Kültürsmilev bir toplumunsmilev yada bütün toplumların uygarlık birikimidirsmilev
  2. Kültürsmilev belli bir toplumun kendisidirsmilev
  3. Kültürsmilev bir dizi sosyal süreçlerin bileşkesidirsmilev
  4. Kültürsmilev bir insan ve toplum kuramıdır.
Sonuç olarak da kültür kavramısmilevtoplumun yüzlercesmilev binlerce yıldan beri oluşturduğu ortak amaçlarınsmilev beklentilerinsmilev değerlerinsmilev inançlarınsmilev duygu ve düşüncelerinsmilev özetle ortak davranış kalıplarının depolandığısmilev saklandığı soyut bir kavram olupsmilev toplumsal bellek olarak da kabul edilebilir.

Kültürün genel / Temel nitelikleri

Kültürün oluşmasındaki temel nitelikleri aşağıdaki faktörler ışığında değerlendirdiğimizde:

1.Toplumsallık: Kültürünsmilev toplumların bulunduğu yer ya da dönemlerde oluşmasısmilev yaşamasıdır. Toplumun dışındasmilev ondan bağımsız bir kültürden söz edilemez.

2. Tarihsellik: Kültür denen karmaşık bütün ve onu oluşturan öğeler (dilsmilev yazısmilev dinsmilev bilimsmilev giyim-kuşamsmilev sanatsmilev yerleşme vb.) hangi toplum olursa olsun bir andasmilev kısa bir zaman dilimi içinde meydana çıkmış değildir.

3. Kalıtsallık: Kültürün ya da onun kapsamına giren öğelerinsmilev etkinliklerin doğum yoluyla geçen birer kalıt değil desmilev öğrenilmesi gereken birer kalıt olduğunun en büyük kanıtısmilev doğumdan hemen sonra ailesinden ve onların yaşadığı toplumdan alınıp başka bir kültürün yaşadığı yere götürülen ve orada büyütülen bir çocuğun içinde yaşadığı toplumda geçerli olan dilismilev dinismilev sanatı ve yaşam biçimini kolayca öğrenip benimsemesidir. Bununla birliktesmilev nesillerden nesillere aktarılan farklı kültürleri kolaylıkla özümseme yeteneğinin söz konusu olduğu da göz ardı edilmemelidir.

4. İşlevsellik: Kültürün bir başka özelliği de toplum yaşamında bir yerininsmilev görevinin bulunması yani işlevselliğidir. Kültürü yaratan etkenin tek başına insan olduğu sanılıyordu. İnsan "neden"smilev kültür ise "sonuç " sayılıyordu. Kültür araştırmalarının gelişmesi bu görüşün yanlış olduğunu göstermektedir. Artık günümüzde insanın davranışlarınısmilev geniş ölçüde toplumdaki kültürel birikimin belirlediği kabul edilmektedir.

5. Birlik içinde çokluk: Ulusal kültürü oluşturan basamak ve dilimlere (kırsal ve kentsel çevresmilev toplumsal sınıflarsmilev dinleresmilev meslekleresmilev parasal olanaklarasmilev düşün ve sanat akımlarına göre süreklilik gösteren bir takım özel kültürler ) bakış açılarına göre kimi kez alt kültürlersmilev sınıf kültürleri ya da bölgeselsmilev yöresel kültürler denilmektedir. Bu alt ya da yerel kültürlersmilev öteki yöresel kültürlerle uyum içinde olurlarsa ulusal kültür denen bütün sağlanmış olur. Önemli olan bu ayrılıkların bütün ile temelde bir aykırılıksmilev çelişki göstermemesidir.

6. Devingenlik ve değişkenlik: Bireysmilev kendisine bir kalıt olarak aktarılan kültürü yeniden öğrenirsmilev yaşar ve yaşatırken farkında olmadan onda küçük de olsa bazı değişiklikler yapmakta ve kendisinden sonraki kuşaklara bu değişik biçimiyle aktarmaktadır. Kültürün devingenliği bireyin yaşamı süresince etkisini duyabileceği bir olgu olduğu haldesmilev değişkenlik genelde çok yavaş oluştuğu için dikkatlerden kaçmaktasmilev bu nedenle de yok sayılmaktadır. Tarihsel süreç incelendiğinde de dilsmilev din ve gelenekler gibi ana kültür öğelerinin de değiştiği görülmektedir.

Kültürün öğeleri

Kültürsmilev belirli bir kökten gelmiş bir toplumun "ana mayası" anlamındadır. Bir toplumun ana mayasınısmilev yani kültürünü; o toplumunsmilev dilsmilev yazısmilev tarihsmilev dinsmilev töresmilev edebiyat ve sanat birliğinin toplamı belirler. Bir toplumun benliğini oluşturan bu ortak değerlersmilev o toplumun diğer toplumların kimliklerinden nasıl ve nerede ayrıldığını belgeler. Bir toplumun üyesi olan her kişinin yapısında ve benliğindesmilev o toplumun mayasından bir parça bulunur. Fransız ve Alman kültürleri arasındaki ayrılıklarsmilev bira mayası ile şarap mayası arasındaki ayrılıklardan daha da derindir. Bunun gibismilev Türklerin "ana mayası" da diğer toplumların mayalarından ayrıdır. Bununla birliktesmilev yoğurt ve peynir mayalarının bir kökenden gelmiş olduğu da unutulmamalıdır. Ancaksmilev bir maya yalnız başına bırakıldığındasmilev "kendi kendini yer." Bu bir dil sürçmesi değildir. Maya içine katıldığı diğer maddeleri etkiler: yoğurt mayasısmilev sütü yoğurda çevirir. Şarap mayasısmilev üzüm suyunu şarap yapar. Eğer mayasmilev içinde gelişeceğismilev çoğalacağı ana maddeyi bulamaz isesmilev kendi kendini yemeye başlar. Sonucunda da ölür. Üzüm suyuna yoğurt mayası katılırsasmilev sonuç ne şaraptırsmilev ne de yoğurt. Ne içilebilirsmilev ne de yenilebilir. Mayanın canlı tutulabilmesi içinsmilev sürekli olarak kullanılması gerekir. Yeni mayalanmış yoğurdun bir parçası ayrılıp maya olarak saklanır. Böylelikle maya da kendini yenilemiş olur. Bir toplumun kültürü de bundan farksızdır. Kullanılmayan kültür ölür.
Kültürüsmilev taşıyıcısına göresmilev egemenlik alanına göresmilev çıkışsmilev yaratılış kaynaklarına göresmilev görünüşünesmilev biçiminesmilev bir başka anlatımlasmilev kültürü kanıtlayan araca göresmilev iş görüşüne göre değişik kullanım alanlarına göre tanımlanabilir. Bu görelilikleri daha çoğaltmaksmilev dahası değişkenleri kendi içinde bile sınıflamak olasıdır.
Bu değişkenlerdensmilev taşıyıcısına ve egemenlik alanına dayanaraksmilev dört çeşit kültür kavramı oluşturulabilir:
  1. Bireysel kültürsmilev esasında bireysel kültürsmilev bir yakıştırma sıfattır. Yani bir bireyesmilev içinde bulunduğu toplumun üyelerincesmilev karşılaştırma yöntemiyle yakıştıran bir kimliktirsmilev o bireyin içinde bulunduğusmilev yaşamını sürdürdüğü toplumun niteliğiyle birlikte bir anlam taşır.
  2. Yöresel (bölgesel) kültürsmilev ulusal kültürün tabanını oluşturur.
  3. Ulusal kültürsmilev bir toplumda yemeksmilev giyinmeksmilev barınmaksmilev eğlenmek gibi gereksinmelerin elde edilmesinde kullanılan bilgismilev inançsmilev tekniksmilev davranış duyuş ve ifade biçimlerini içeren ve toplumun yapısını oluşturan kültüresmilev ulusal kültür denilmektedir.
  4. Evrensel kültürsmilev bilimsmilev tekniksmilev felsefesmilev ve din gibi kültür öğelerini içeren ve bir topluma özgü olmayansmilev genel geçerlikli kültüre evrensel kültür denir.
"Evrensel kültür" bir çağa ve bir tarihsel döneme dünya ölçüsünde hâkim olansmilev diğer kültürlere baskın çıkan herhangi bir "çoğul kültür"dür. Örneğin bugün için bu anlamda "evrensel" olan kültürsmilev Batı kültürüdür. Fakat busmilev Batı kültürünün hâlen yaşayan diğer kültürlerden "üstün" ve "iyi" olduğu anlamına gelmez; sadece varolan diğer kültürlere baskın çıktığı ve dünya ölçüsünde yaygınlaştığı anlamına gelir. Her kültürün mâhiyeti gereği tarihsel olmasısmilev o kültürün belli bir zaman kesiti içinde varlığını sürdürdüğüsmilev yani yerini her an bir başka kültüre (o başka kültüre kendinden pek çok şeyleri taşımış olsa da) terk edebileceği anlamına gelir. "Evrensel kültür" teriminin kendisismilev Aydınlanmacı Batı kültürünün bir kültürel mirası olarak terminolojiye girmiştir. Bu yüzdensmilev bu kültüre özgü ideal ve ölçütlerle sınırlı bir anlam içeriğine sahip olmak gibi bir tek yanlılığı ve manüpilatif bir işlevi vardır Yine bu yüzdensmilev "evrensel kültür"üsmilev tarihsel perspektif altında bakıldığındasmilev herhangi bir "baskın ve hâkim kültür" olarak anlamak uygun olur
Her hangi bir halk topluluğunusmilev millet yapan kültür değerleridir. Kültür; tarihi süreç içerisinde oluşursmilev milletler yaşadıkça o da yaşar. Dededensmilev atadan gelen kültürel değerlersmilev yaşayan insanların duygusmilev düşünce ve yaşantılarıyla şekillenir zaman içerisinde gelişerek bazen de değişerek devam eder. Kültür değerleri hiçbir zaman statik kalmazlar devamlı değişim halindedirler. Bu değişim çok hızlı olmazsmilev yıllar bazen de yüzyıllar süreci içinde olur

alinti...
Rapor Et
Eski 6 Mayıs 2010, 22:35

Evrensel kültür nedir?

#4 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Evrensel kültür nedir?
Rapor Et
Eski 9 Ocak 2012, 14:46

Evrensel kültür nedir?

#5 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Lütfen yardım edin '' MİLLİ VE EVRENSEL KÜLTÜR DEĞERLERİMİZ NELERDİR?'' lütfen çok acill!!
=D
Rapor Et
Eski 9 Ocak 2012, 16:15

Evrensel kültür nedir?

#6 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Milli kültür, bir millete bir ulusa kimlik kazandıra, diğer uluslar arasındaki farkı ortaya çıkartıp belirleyen, milletin tarihi boyunca oluşan o millete ait maddimillet yapan ve manevi değerlerin uyumlu bir bütünüdür Bir milleti gerçek bir o milletin bütünlüğünü sağlayan en önemli unsur milli kültürdür


Milli Kültürün Unsurları Ve Öğeleri

Dil

- Din

- Eğitim

- Ekonomi

- Teknoloji

- Sosyal Kurumlar

- Örf ve Adetler

- Değerler ve tutumlar

- Estetik sanatlar (Grafik ve plastik sanatlar, folklor, müzik, dans, tiyatro)

- Semboller, Tabular ve Törenler




EVRENSEL


Evrensel kültür bilim teknik felsefe ve din gibi kültür öğelerini içeren ve bir topluma özgü olmayan genel geçerlikli kültüre evrensel kültür denir.
Rapor Et
Eski 11 Ocak 2012, 19:56

Küresel ve Evrensel Kültür: Emperyalizmin yeni adı

#7 (link)
Hazırcvp
Ziyaretçi
Hazırcvp - avatarı
Günümüzde en çok kullanılan kültürel kavramlardan biri de evrensel kültürdür. Buna bazen küresel kültür denmektedir.
Küreselleşme toplumların yönetimi ve yönetim politikaları, ideolojisi ve kültürleri üzerinde uluslararası sermayenin ekonomik politikası, kültürü ve ideolojisinin egemenliğini kurması ve geliştirmesini anlatır. Küreselleşme yeni-sömürgeciliğe geçişi büyük ölçüde tamamlamayan emperyalizmin kendi için koyduğu yeni isimdir. Küreselleşmede esnek üretim, yerellik, bürokrasinin küçültülmesi, yapısal uyarlamalar, özelleştirme, deregülasyon, gümrüklerin kaldırılması, uluslararası şirketlere garantiler, teşvikler ve teşviki kolaylaştıran yasalar gibi küresel sermayenin ve ortaklarının işini kolaylaştıran, karını artıran ve ona güvenli pazar ortamı yaratan kurumsallaşma ve ilişkinin doğasını biçimlendirme vardır. Bilinç yönetimiyle ilgili meşrulaştırıcı gerekçe ise bu şirketlerin gittikleri yerlerde iş alanı açtığı, istihdamı artırdığı, standartları yükselttiği, demokratikleşmeyi getirdiği gibi iddialardır. Dolayısıyla, ekonomik küreselleşmenin başarısı bilinçsel, bilişsel, davranışsal ve kültürel küreselleşmenin yaygınlık kazanmasına bağlıdır. Bu ikinci türle küreselleşme desteklenerek tamamlanır.
Emperyalizm küreselleşme olarak satılmaya başlandığından beri küresel pazarın kültürü, yani kültürel emperyalizm de evrensel kültür olarak dönüşüme uğratıldı. Küresel kültür çıktığı yerin çok ötesinde işler. Menşeiyle hiç bir gerçek bağ tutmaz; bağlamsızdır, başka yerlerden (ve hiç bir yerden) gelen ayrı elemanlara sahiptir. Ortak bir geçmişle bir bağ kurmaz ve tutmaz; ulusal kültürden farklı olarak “hafızasızdır” veya çok kısa bir hafızaya sahiptir. Aslında küresel kültür teknolojiyle üretilmiş, bilinç yönetimi yapıları içinde hesaplanmış bir kültürdür. Görünüşte bir yere, dine, inanca, dünya görüşüne bağlı değildir, kopmuştur ve yansızdır. Varlığı önce teknolojik kitle üretimine ve uluslararası dağıtıma bağlıdır; sonra da tüketen kitlelere. Sürekliliği uluslararası pazar yapısı ve iletişim sistemlerine bağlıdır.
İnsanın toplumsal yaşamında hiç bir şey her insanı kapsayan evrenselliğe sahip olamaz. Doğum, ölüm, üretim, yemek, içmek, barınmak ve iletişim gibi evrensel gerçekler vardır, fakat evrensel gerçekler somut insanın somut yaşam koşullarında evrenselliğini yitirir. Kadınların doğurduğu evrensel bir gerçektir, çünkü dünyanın her yerinde kadınlar doğurur. Fakat dünyanın her yerinde kadınlar aynı şekilde doğurmaz, aynı şekilde çocuk yetiştirmez. Dolayısıyla evrensel gerçek ile kültürü karıştırmamak gerekir. Evrensel gerçek somut sosyal üretimin kültürel pratiğinde evrensel karakterini yitirir.
Niceliksel çoklukla evrenselliği de karıştırmamak gerekir. Evrensel olanı belirleyen nicel çokluk değil, nitel karakterdir. İnsanların susadığı ve su içtiği evrensel bir gerçektir. Suyun ne tür olduğu, nasıl içildiği ve suyun içilmesinden ne tür doyumlar elde edildiği kültüreldir. Herkesin Coca Cola içmesi, Coca Cola kültürünün evrenselliğini anlatmaz; bir tüketim kültürünün diğer kültürler üzerindeki egemenliğini anlatır. Herkesin Coca Cola içmesi evrensellik için yeterli bir koşul değildir, o kültürel pratiğin her yerde yeniden üretilmesi ve anlamlandırılmasında ortaklık olmalıdır: Her yerde herkes Coca Colayı aynı nedenlerle, aynı doyumlarla ve aynı atıflarla içmezler. Mal tüketiminin nicel yaygınlığının nedenleri, sağladığı psikolojik doyumlar ve giderdiği gereksinimler aynı değildir. Dolayısıyla, tüketim her yerde olsa bile, evrensel kültürden bahsedilemez. Dönerin her yerde yenmesi döner kültürünü evrensel bir kültür yapmaz. Marlboro içen biri Amerikanın bir parçasına sahip olamaz. Aynı paralelde, örneğin Smith (1990) evrensel kültürün imkansız olduğunu belirtmektedir.
Global köyün insanları, özellikle Batılıların dışındakiler, 1980'den beri elektronik medyanın haber, hayal ve imaj dünyasının içine kitleler halinde atılmışlardır, fakat küreselcilerin iddiasının aksine, globalleşme ve dönüşüm siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıklar ötesine geçerek insanları egemen bir dünya cemiyetinin üyesi yapmamıştır. Üyelik ile kölelik ve sömürü karıştırılmamalıdır. Zincire vurulanın zincirine üyeliği, zincirine vurgunluğunu (sahte bilinci) anlatır ve bu üyelik zincire vurulmanın (örneğin ücret köleliğinin) ortadan kalktığını (veya emperyalizmin olmadığını) anlatmaz (Erdoğan, 2000: 279). Özlüce, evrensellik ve küresellik baskınlığı, boyun sunmayı, boyun sundurmayı ve mücadeleyi içinde taşıyan bir öznelliği anlatır.
Rapor Et
Eski 15 Ocak 2012, 09:35

Evrensel kültür nedir?

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Kültürün Özellikleri

Kültür öğrenilir ve öğretilir: Hangi anlamda olursa olsun kültür insan yaratısı olduğu için öğretilebilir ve aktarılabilir bir özelliğe sahiptir. Her insan belli bir toplumda doğar ve ilk öncelikle bu toplumun kültürü öğrenir.

Kültür tarihidir ve süreklidir: İnsan öğrendiklerini ve yaratıklarını, sonraki kuşağa aktarma yetisine sahiptir. Bu nedenle insanlar hem önceki kuşaktan aldıklarını hem de kendilerinin yaratıklarını bir sonraki kuşağa devreder. Bu da kültürü tarihsel ve sürekli yapar.

Kültür toplumsaldır: İnsanlar kültürü boşlukta değil belli bir toplumda yaratırlar. Kültür, toplumda yaşayan insanlarca birlikte oluşturulur ve ortaklaşa paylaşılır. Kültür ideal bir sistemdir: Kültür insanların yararına ortaya konulan değerler olduğu için ideal kuralları ve sistemleri içerir. Fakat çoğunlukla bireyler davranışlarıyla idealden uzak hareket ederler.

Kültür gereksinmeleri karşılar: Kültür insan için insan tarafından yaratıldığı için öncellikle insan gereksinmelerini giderecek özellikle sahiptir. Kültür, hem fiziksel hem de sosyal gereksinmeleri karşılar.

Kültür değişim sürecine tabidir: Kültür zaman, mekan, koşullara göre değişime uğrar. Her değişim uyuma doğru giden süreci getirir.

Kültür bütünleyicidir: Farklı birey ve gruplar, bulundukları kültür ve üst kültürle uyum içinde yaşayarak toplumla bütünleşirler.

Kültür sosyalleştiricidir: İnsan kültür sayesinde yaşadığı toplumun değerlerini öğrenerek sosyal bir varlık olur. (Güvenç 1974: 101-106)

Kültür - uygarlık ilişkisi

Rönesansla başlayan doğaya egemen olma isteği, insanda bilme, tanıma ve keşfetme arzusu doğurdu. Yeni çağla başlayan bilim ve felsefedeki entelektüel ve zihinsel gelişmeler tinsel kültürün gelişmesini sağladı. Fakat mekanik alanda ortaya çıkan sanayi devrimiyle birlikte maddi kültür, insan ve toplum yaşamını belirlemeye başladı. 18. yy aydınlanma dönemi İngiltere’deki sanayi devrimiyle değişen toplumsal düzen, yeni tinsel kültür aratışına neden oldu. Böylece aydınlanma çağı aklın, bilimin, sanatın, hukukun ve hakların gelişmesini sağladı. Bunun sonucu olarak üretilen kültür değerlerinin tüm insanlara anlatılması ve öğretilmesi gerektiğini anlayan Avrupa insanı, önce kendi içinde kültür değişimine sonra da Avrupalı olmayan toplumlarda kültür değişiminin gerekliliğine inandılar. Böylece Avrupa kültürü, evrensel kültür olarak diğer uluslara aktarılmaya başlandı. Artık aydınlanmanın kültür değerleri, uygarlık değerleri olarak benimsendi. Böylece Avrupa kültürü, uygarlık olarak adlandırılırken Avrupalı olmayan kültürler ise değersiz ya da bırakılması gereken değerler olarak nitelenmeye başlandı.
İşte çağımız uygarlık-kültür çatışmasının yaşandığı bir çağ oldu.

Bu nedenle birçok düşünür kültür ve uygarlık kavramlarını tanımlama çabasına giriştiler. Türk sosyolog Ziya Gökalp bu ayrımın gerekliliği kabul ederek kültürü uygarlıktan ayırır. Kültür (hars) bir millete özgü dil, din, ahlak, gelenekler, adetler ve sanat değerleridir. Bu açıdan kültür, belli bir insan topluluğunun yaşama ilişkin değerleridir. (Turan 1994: 36-37) Ziya Gökalp’a göre, uygarlık (medeniyet) ise bireysel çalışmalarla ve yöntemi araştırmalarla insanlığın yararına üretilen bilim, bilgi ve tekniklerin toplamıdır. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi uygarlık evrensel olup, bir ulusa ait değildir.

Her ulus uygarlığın oluşturduğu bilim, bilgi ve teknikleri diğer bir ulustan alabilir ve geliştirebilir. Buna karşılık kültür yalnızca bir ulusun ya da milletin yaşama değerleri olduğu için ulusal yani millidir. Bu ayrımdan anlaşılacağı gibi, Ziya Gökalp’ın kültür tanımı değerler alanına, yani manevi değerlere, uygarlık tanımı ise maddi değerlere karşılık gelmektedir. Fakat ulusal ve evrensel açıdan tanımlanan kültür ve uygarlık her zaman birbirleriyle ilişki içindedir.

Uygarlaştırma ve üst-alt kültür çatışması

Evrensel değerler olduğu kabul edilen bilim, bilgi ve teknoloji kısaca maddi ve bilimsel değerler üst kültürü/uygarlığı oluşturmaktadır. Üst kültür ile bir insan topluluğuna ait alt kültür her zaman bir ilişkiye girmektedir. Bu ilişki çoğu zaman eşit bir ilişki değildir. Üst kültür baskın ve egemen olduğu için alt kültürün değişimine yol açmaktadır. Böylece uygarlık/üst kültür ve alt kültür çatışması yaşanmaktadır.

Çağımız dünyasında egemen olan düşünce, uygarlaşma sürecinde diğer uluslardan geri kalmamaktır, yani üst kültürün ürettiği maddi ve manevi değerleri öğrenmek ve alt kültürü geliştirmektir. Bu düşünce üst kültüre sahip ulusların (günümüzde Batı uygarlığı) kendilerine biçtiği bir görevle de bütünleşti. Amaç farklı ulus ve toplumları da akıl ve bilim öncülüğünde uygarlaştırmak ve üst kültüre uyumlu yapmaktır.

Kültürel farklılıkların kaynağı

Uygarlaştırma sürecinde karşılaşılan zorluk farklı ulus ve toplumların kendine özgü yaşam tarzı, gelenekleri, alışkanlıkları ve düşünceleriydi. Böylece kültür farklılıklarının nedeni ve ne olduklarını araştırma çabası ortaya çıktı. Sosyal antropologlar, sosyologlar, halk bilimciler, filologlar kısaca insanla ilgili bütün bilim çalışanları kültür farklılıklarının nedenlerini açıklama çabasında çok farklı sonuçlara vardılar. Ulusal ruh düşüncesi (Alman ruhu ya da Türklük ruhu gibi), fiziksel çevre ve yaşam koşullar (Eskimo kültürü, Afrika kültürü, Akdeniz kültürü), toplumsal örgütlenme (kentsel veya kentsel olmayan toplumlar, akrabalık ilişkisini temele alan toplumlar), dinsel inançlar, ekonomik ilişkiler ve benzeri nedenlerin sonucu kültürel farklılıklar oluştuğu öne sürülmektedir.

Uygarlaştırma-kültürleştirme

Fakat bazı antropologlara göre de tüm bu farklılıklara rağmen, tüm kültürlerde ortak olan öge, insan aklının her insanda aynı yetilere ve yapıya sahip olmasıdır. Farklılık ise bu yetilerin gelişmesi sürecinin aynı olmamasından kaynaklanmaktadır. İşte bu durumu giderecek yol ise eğitimle insan aklının aydınlatılmasıdır. Bu nedenle kültürleşme veya kültürlü olmak, bilgi, beceri ve görgü kazanmayla ilişkili olarak değerlendirilmektedir.

Kültürün temel özelliklerinden biri, öğretilebilir olmasıdır. İnsan, eğitilebilen bir varlık olması nedeniyle kültürel değerler diğer insanla aktarılabilir. Böylece evrensel ve milli değerler, insanlara öğretilir. Eğitilen birey, toplumda insan, devlette vatandaş olur. Böylece bireyin sosyalleşmesi gerçekleşir.

Uygarlık/evrensel kültür, ulusal kültür, çok-kültürlülük, yerel kültür

Kültür ya da uygarlık kavramı aslında belli bir insan ve toplum anlayışını ve dünya kavrayışını ve bunlarla ilgili değerleri de içermektedir. Her kültür kendi insan-toplum ve dünya anlayışına ve değerlerine sahiptir. Örneğin; Orta çağ kültürü ile çağımız kültürünün insana, topluma ve dünyaya bakışı ve verdiği değerler birbirinden oldukça farklıdır. Yine daha dar kapsamda düşünürsek, çağcıl olan iki farklı kültürün bunları kavrayışlarında da farklılıklar vardır. Örneğin; kırsal alanda yaşayanlar ile kente yaşayanların kültürel değerleri de farklıdır.

Kültürün ne olduğunu inceledikçe karşımıza çıkan olgu, kültürün insanın kendisiyle ve yaşadığı toplum ve dünyasıyla ilgili olduğudur. O halde insanın yarattığı değerleri ve değişimi/gelişimini, yani insanı anlamak gerekir. İnsanı, uygarlık/evrensel kültür, ulusal kültür, çok-kültürlülük, yerel kültür bağlamında ele almak olanaklıdır.

Evrensel kültür ya da uygarlık, insanın yarattığı evrensel değerlerdir. Bunlar bilim, sanat ve felsefedir. İnsan ruhunun işlenmesi, gelişmesi ve aydınlanması sonucu oluşan bilgi, beceri ve davranışların oluştuğu değerler bütünü evrensel kültürü oluşturmaktadır.

Ulusal kültür, bir ulusu diğer uluslardan farklı yapan bilgi, beceri ve davranış özellikleridir. Örneğin Çin kültürü, Hint kültürü, İran kültürü gibi. Yerel kültür, bir zaman diliminde aynı bölgede yaşayan belli insan grubuna ait değerlerdir. Örneğin; köy kültürü, doğu kültürü, işçi kültürü gibi.

İşte tüm bu kültürlerin bir arada bulunmasına da çok kültürlülük denir. Çok kültürlülük, kültürel göreceliği de sebep olur. Kültürel görecelik, her grubun yaşama tarzının bir kültür olduğu ve her birinin birer kültür olmak bakımında eşit olduğu anlayışına dayanır. (İyi, 2003; 22) Çok kültürlülük aynı zamanda kültürel çatışmaya ve değişmeye de neden olur. Örneğin, kırsal kesimden kente göç eden insanların kent kültürü ve geldikleri kültür arasında yaşadıkları gerilim ve çatışmaya kültürel çatışma denir. Böylece kültürel görecelik içinde yaşayan insan grupları, kültürlere eşit saygıyı geliştirmeleri ve farklı kültürlere hoşgörüyü oluşturmaları gerekmektedir. Farklı kültürel kimliklere sahip olan bireyler ancak insan olma olanaklarını geliştirme ve insan olma değerini artırma fırsatı sağlayan eğitim ve toplum düzeninde evrensel kültür yaratabilir ve barış içinde yaşayabilir.
Rapor Et
Eski 15 Ocak 2012, 11:46

Evrensel kültür nedir?

#9 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
yaaa LüTfENN bİrİ evrensel kültür değerlerimizi yazsın!!!
Rapor Et
Eski 15 Ocak 2012, 16:59

evrensel kültür değerlerimiz

#10 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
lütfen bu ödev bana lazım
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.601 saniyede (92.71% PHP - 7.29% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 03:08
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi