Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Rahmet peygamberi ne demektir?

Bu konu Soru-Cevap forumunda merve:) tarafından 9 Mart 2009 (18:48) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
20097 kez görüntülenmiş, 44 cevap yazılmış ve son mesaj 26 Aralık 2012 (14:23) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 5.00  |  Oy Veren: 2      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 9 Mart 2009, 18:48

Rahmet peygamberi ne demektir?

#1 (link)
merve:)
Ziyaretçi
merve:) - avatarı
rahmet peygameri nedir? onunla ilgili bilgi ıstıyorum hıcbır sıtede bulamadım.... lütfen bana yardım edın. yoksa hoca bızı keser...
En iyi cevap _KleopatrA_ tarafından gönderildi

SEVGİ VE RAHMET PEYGAMBERİ HZ
SEVGİ VE RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (S.A.V.)
İnsanların yeryüzünde mutlu ve huzurlu yaşayabilmeleri için, öncelikle birbirleri ile ilişkilerini sağlıklı bir zemine oturtmaları gerekir. Bunun için de, birbirlerini sevmeleri, aralarındaki diyalogu kesmemeleri, aksine dostluğun devamını sağlayıcı tedbirleri almaları, düşmanlığa sebep olabilecek tutum ve davranışlardan da kaçınmaları gerekir. İnsan ilişkileri açısından Hz. Peygamber’in kendi yaşantısı ve diğer insanlara yaptığı tavsiyeler dikkatle takip edildiğinde, kendisinin her zaman olumlu davranışlar ile örnek olduğu ve insanın, hem kendi iç dünyasındaki duygu ve isteklerini, hem de kendisi ile diğer insanlar arasındaki menfaat ilişkilerini, çatışmaya dönüşmeden ve haksızlığa da kapı açmadan çözmeye yönelik tedbirleri tavsiye ettiği görülür.
Bu açıdan Hz. Peygamber’in dünyaya geldiği Mekke toplumuna baktığımızda, insanları birbirlerine yaklaştıran sevgi ve saygı gibi güzel duyguların yerini kin, düşmanlık ve nefretin aldığını, hak ve adalet gibi toplumun huzurunu sağlamada önemli olan ilkelerin ortadan kalktığını görüyoruz. İnsanlar kendilerini bu karanlıktan ve ahlaki çöküntüden kurtaracak bir peygamber bekliyorlardı. Herkes bu kutlu peygamberin kendi kavimlerinden geleceğini iddia ediyorlar, hatta bu yüzden aralarında tartışmalar bile çıkıyordu. Neticede Miladi 571 yılının Rebiülevvel ayının on ikisinde Abdulmuttalib’in evi nurla dolmuştu. İşte bu nur, insanlığa rahmet olarak gönderilen sevgi ve rahmet peygamberi Hz. Muhammed (sav)’den başkası değildi. Onun doğumuyla karanlık perdesi bir daha hiç kapanmamak üzere açılmıştı.
Henüz daha doğmadan önce babasını ve çocuk denecek yaşta da annesini kaybeden Hz. Peygamber’i bizzat Allah terbiye edip yetiştirmiştir. Allah-u Teala bir ayetinde onun büyük bir ahlaka sahip olduğunu belirtmektedir [1]. O, yiğitlik, insanlarla iyi geçinmek, emanete riayet etmek, sözünde durmak, kötülük yapmamak, her şeye sevgi ve merhamet duygularıyla yaklaşmak, güvenilir olmak gibi birçok üstün ahlaki özelliklere sahip mükemmel bir insandı. Toplumun huzuru ve mutluluğu, toplumu oluşturan insanların birbirlerine sevgi, saygı ve hoşgörüyle bakmaları ile ancak mümkün olur. İşte hem bu nedenden, hem de, ‘insan insanın kurdudur’ mantığının hâkim olduğu maddeyi ön plana çıkaran yaşadığımız bu dünyanın bugün belki her şeyden daha fazla sevgi ve merhamete ihtiyacı olmasından dolayı bu yazıda Hz. Peygamber’in sevgi yönüne vurgu yapacağım.
İslam düşüncesine göre her şey sevgiden doğmuş, sevgi ile var olmuş ve sevgi ile varlığını devam ettirmektedir. Bütün varlıkların içinde biri vardır ki O, sevgililerin en sevimlisi, merhametlilerin en merhametlisidir. Elbette bu özelliklere sahip olan kişi son peygamber Hz. Muhammed (sav)’den başkası değildir. Bu durumu Allah-u Teala bir ayetinde “(Ey Muhammed) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” [2]buyurarak ortaya koymaktadır. Ayrıca peygamberimiz de bir hadislerinde “ben âlemlere rahmet olarak gönderildim, lanet isteyici olarak değil” [3] diyerek aynı noktaya işaret etmektedir.
Bu ve başka ayet ve hadislerde belirtildiği üzere âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Muhammed (sav), müminler için rahmet olduğu gibi münafıklar için de rahmetti. Münafıklar onun engin hoşgörüsü yüzünden dünyada ceza görmemişlerdir. Peygamberimiz kimlerin münafık olduğunu bildiği halde onları açığa çıkarmamıştır. Onlara herhangi bir baskı ve olumsuz anlamda bir ayrıcılık uygulanmadığı gibi, Müslümanların yararlandığı haklardan da yararlanmışlardır.
Ayrıca kâfirler de sevgi ve rahmet peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in rahmetinden yararlanmışlardır. Allah-u Teâlâ daha önceki milletleri, küfür ve isyanları dolayısıyla toptan cezalandırdığı halde, Allah Resulü gönderildikten sonraki dönemde herhangi bir milleti veya topluluğu bu şekilde bir cezayla cezalandırmamıştır, helak etmemiştir. Böylece kâfirler, Hz. Peygamber dolayısıyla, toptan helak olma azabından kurtulmuşlardır. Bu da onlar için dünyada büyük bir rahmettir.
Peygamberimiz Allah’ın en çok sevdiğiydi ve Allah’ı en çok sevendi. İşte bu özellik peygamberimizin belki en önemli ama en çok görmezlikten gelinen ahlaki yönüdür. O bir sevgi pınarıdır, sevgi kaynağıdır. Söz ve davranışlarında sevgi konusuna oldukça fazla önem vermiştir. İnsanların birbirlerini sevmelerinin gerçek mümin olmalarının ve Cennet’e girmelerinin şartı olduğunu belirtmek suretiyle sevginin ne kadar önemli bir özellik olduğunu ortaya koymuştur.
Bu noktada Hz. Peygamberin sevgisine yön verenin, bu sevginin çokluğuna ve azlığına etki edenin Allah rızası olduğu da unutulmamalıdır. Yoksa O insanları sahip olduğu makam, mevki ve servete göre sevmezdi. Dolayısıyla O’nun için insanın zengin, fakir, siyah, beyaz, köle veya kabile reisi olmasının hiçbir önemi yoktu. Ayrıca O’nda, sahibinin iradesini elinden alan, insanı kontrolsüz hale getiren, boş boş dolaştıran, ölçüsüz sözler söyleten bir sevgiyi göremediğimiz gibi, adalet ölçülerini çiğnettiren bir nefreti de göremeyiz.
Ancak biz Hz. Peygamberin sevgisini tam anlamıyla kavrayamayız. Çünkü O, Taif’de uğradığı ağır hakaretlerden sonra yanına gelerek eğer isterse, o insanların üzerlerine dağları yıkabileceğini söyleyen Cebrail (as)’a yaşlı gözlerle: “Hayır. Ben bunu istemem. Bunun yerine, Allah onların soyundan sadece Allah’a ibadet eden ve O’na hiçbir şey ortak koşmayan bir nesil çıkarabilir. Ben onu isterim Rabbimden” demişti. Yine Hz. Peygamber, Uhut savaşında birçok saldırıya uğraması, dişi kırılması, yüzünün kanlar içinde kalması üzerine kendisine müşriklere beddua etmesi hatırlatılınca: “Ben lanetçi olarak gönderilmedim. Davetçi ve rahmet müjdecisi olarak gönderildim” cevabını vermiş ve: “Ya Rabbi! Bu insanları affet, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” diye dua etmişti.
Rasulullah Efendimiz sevgi konusunda Müslümanlara emrettiklerini bizzat kendi hayatında ortaya koymuştur. O müminlere; “Sizden biri kendisi için sevdiği ve arzu ettiğini mümin kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek mümin olamaz” [4] buyurmuştur. Hayatın her anında, her meslek ve mevkideki insan için vazgeçilmesi doğru olmayan, ama en çok ihmal edilen bu ahlaki prensip, birlik ve beraberlik içerisinde kardeşçe yaşamanın, karşılıklı sevgi ve merhamete dayalı mutlu ve huzurlu bir toplum oluşturmanın yolunu göstermektedir.
Sonuç olarak söylemek gerekirse rahmet ve sevgi peygamberi Hz. Muhammed (sav), insanlar kendisine zulmettiği, üzerine pislikler attığı, yollarına dikenler döktüğü, alay edip dalga geçtiği, öz yurdundan çıkardığı, dişini kırdığı ve o mübarek kanını akıttığı halde bile hiçbir insanın kötülüğünü istememiştir. Acaba bu gün hangi insan aynı davranışı gösterebilir? Bırakın aynısını, çok azına tahammül gösterebilir? Dolayısıyla her türlü zulüm, hakaret ve işkencelere rağmen insanlara olan merhameti, şefkati ve sevgisi eksilmeyen Hz. Muhammed (sav) bir sevgi peygamberidir. Bizim bu gün O’ndan almamız gereken en önemli ahlaki özelliklerden birisi peygamberimizin bu yönü olmaktadır.
Sevgi peygamberdir ve sevgi onunla sevmek ve onu sevgi muallimi bilmektir. Her kapı kapanabilir, ama sevgi kapısı kapanmamalıdır. Her gün onun sevgisiyle başlamalı ve onun sevgisiyle bitmelidir. Onu seven neyi sevmez ki! Dinimiz sevgi, imanımız sevgi, korkumuz sevgidir. Kısacası her şeyimiz sevgi olmalıdır. Çünkü o yüce peygamber şöyle söylemektedir: “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayın.” [5] Dolayısıyla selam sevgi sarayının anahtarıdır. Selam sevginin tohumudur. Selam, cennetin ilk adımıdır.
Selam olsun sevene, sevmeyi bilene, sevgiyi üretene ve sevgi peygamberine.
Doç. Dr. Hüseyin KARAMAN
Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Öğretim Üyesi
Etiketler:
  • rahmet peygamberi ne demektir
  • rahmet peygamberi nedir
  • rahmet peygamberi nedir kisa
  • rahmet peygamberi nedir kisaca
  • rahmet peygamberinin anlami
Benzer Konular:
Rapor Et
Reklam
Eski 9 Mart 2009, 18:56

Rahmet peygamberi ne demektir?

#2 (link)
SEDEPH
Ziyaretçi
SEDEPH - avatarı
SEVGİ VE RAHMET PEYGAMBERİ HZ
SEVGİ VE RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (S.A.V.)
İnsanların yeryüzünde mutlu ve huzurlu yaşayabilmeleri için, öncelikle birbirleri ile ilişkilerini sağlıklı bir zemine oturtmaları gerekir. Bunun için de, birbirlerini sevmeleri, aralarındaki diyalogu kesmemeleri, aksine dostluğun devamını sağlayıcı tedbirleri almaları, düşmanlığa sebep olabilecek tutum ve davranışlardan da kaçınmaları gerekir. İnsan ilişkileri açısından Hz. Peygamber’in kendi yaşantısı ve diğer insanlara yaptığı tavsiyeler dikkatle takip edildiğinde, kendisinin her zaman olumlu davranışlar ile örnek olduğu ve insanın, hem kendi iç dünyasındaki duygu ve isteklerini, hem de kendisi ile diğer insanlar arasındaki menfaat ilişkilerini, çatışmaya dönüşmeden ve haksızlığa da kapı açmadan çözmeye yönelik tedbirleri tavsiye ettiği görülür.
Bu açıdan Hz. Peygamber’in dünyaya geldiği Mekke toplumuna baktığımızda, insanları birbirlerine yaklaştıran sevgi ve saygı gibi güzel duyguların yerini kin, düşmanlık ve nefretin aldığını, hak ve adalet gibi toplumun huzurunu sağlamada önemli olan ilkelerin ortadan kalktığını görüyoruz. İnsanlar kendilerini bu karanlıktan ve ahlaki çöküntüden kurtaracak bir peygamber bekliyorlardı. Herkes bu kutlu peygamberin kendi kavimlerinden geleceğini iddia ediyorlar, hatta bu yüzden aralarında tartışmalar bile çıkıyordu. Neticede Miladi 571 yılının Rebiülevvel ayının on ikisinde Abdulmuttalib’in evi nurla dolmuştu. İşte bu nur, insanlığa rahmet olarak gönderilen sevgi ve rahmet peygamberi Hz. Muhammed (sav)’den başkası değildi. Onun doğumuyla karanlık perdesi bir daha hiç kapanmamak üzere açılmıştı.
Henüz daha doğmadan önce babasını ve çocuk denecek yaşta da annesini kaybeden Hz. Peygamber’i bizzat Allah terbiye edip yetiştirmiştir. Allah-u Teala bir ayetinde onun büyük bir ahlaka sahip olduğunu belirtmektedir [1]. O, yiğitlik, insanlarla iyi geçinmek, emanete riayet etmek, sözünde durmak, kötülük yapmamak, her şeye sevgi ve merhamet duygularıyla yaklaşmak, güvenilir olmak gibi birçok üstün ahlaki özelliklere sahip mükemmel bir insandı. Toplumun huzuru ve mutluluğu, toplumu oluşturan insanların birbirlerine sevgi, saygı ve hoşgörüyle bakmaları ile ancak mümkün olur. İşte hem bu nedenden, hem de, ‘insan insanın kurdudur’ mantığının hâkim olduğu maddeyi ön plana çıkaran yaşadığımız bu dünyanın bugün belki her şeyden daha fazla sevgi ve merhamete ihtiyacı olmasından dolayı bu yazıda Hz. Peygamber’in sevgi yönüne vurgu yapacağım.
İslam düşüncesine göre her şey sevgiden doğmuş, sevgi ile var olmuş ve sevgi ile varlığını devam ettirmektedir. Bütün varlıkların içinde biri vardır ki O, sevgililerin en sevimlisi, merhametlilerin en merhametlisidir. Elbette bu özelliklere sahip olan kişi son peygamber Hz. Muhammed (sav)’den başkası değildir. Bu durumu Allah-u Teala bir ayetinde “(Ey Muhammed) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” [2]buyurarak ortaya koymaktadır. Ayrıca peygamberimiz de bir hadislerinde “ben âlemlere rahmet olarak gönderildim, lanet isteyici olarak değil” [3] diyerek aynı noktaya işaret etmektedir.
Bu ve başka ayet ve hadislerde belirtildiği üzere âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Muhammed (sav), müminler için rahmet olduğu gibi münafıklar için de rahmetti. Münafıklar onun engin hoşgörüsü yüzünden dünyada ceza görmemişlerdir. Peygamberimiz kimlerin münafık olduğunu bildiği halde onları açığa çıkarmamıştır. Onlara herhangi bir baskı ve olumsuz anlamda bir ayrıcılık uygulanmadığı gibi, Müslümanların yararlandığı haklardan da yararlanmışlardır.
Ayrıca kâfirler de sevgi ve rahmet peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in rahmetinden yararlanmışlardır. Allah-u Teâlâ daha önceki milletleri, küfür ve isyanları dolayısıyla toptan cezalandırdığı halde, Allah Resulü gönderildikten sonraki dönemde herhangi bir milleti veya topluluğu bu şekilde bir cezayla cezalandırmamıştır, helak etmemiştir. Böylece kâfirler, Hz. Peygamber dolayısıyla, toptan helak olma azabından kurtulmuşlardır. Bu da onlar için dünyada büyük bir rahmettir.
Peygamberimiz Allah’ın en çok sevdiğiydi ve Allah’ı en çok sevendi. İşte bu özellik peygamberimizin belki en önemli ama en çok görmezlikten gelinen ahlaki yönüdür. O bir sevgi pınarıdır, sevgi kaynağıdır. Söz ve davranışlarında sevgi konusuna oldukça fazla önem vermiştir. İnsanların birbirlerini sevmelerinin gerçek mümin olmalarının ve Cennet’e girmelerinin şartı olduğunu belirtmek suretiyle sevginin ne kadar önemli bir özellik olduğunu ortaya koymuştur.
Bu noktada Hz. Peygamberin sevgisine yön verenin, bu sevginin çokluğuna ve azlığına etki edenin Allah rızası olduğu da unutulmamalıdır. Yoksa O insanları sahip olduğu makam, mevki ve servete göre sevmezdi. Dolayısıyla O’nun için insanın zengin, fakir, siyah, beyaz, köle veya kabile reisi olmasının hiçbir önemi yoktu. Ayrıca O’nda, sahibinin iradesini elinden alan, insanı kontrolsüz hale getiren, boş boş dolaştıran, ölçüsüz sözler söyleten bir sevgiyi göremediğimiz gibi, adalet ölçülerini çiğnettiren bir nefreti de göremeyiz.
Ancak biz Hz. Peygamberin sevgisini tam anlamıyla kavrayamayız. Çünkü O, Taif’de uğradığı ağır hakaretlerden sonra yanına gelerek eğer isterse, o insanların üzerlerine dağları yıkabileceğini söyleyen Cebrail (as)’a yaşlı gözlerle: “Hayır. Ben bunu istemem. Bunun yerine, Allah onların soyundan sadece Allah’a ibadet eden ve O’na hiçbir şey ortak koşmayan bir nesil çıkarabilir. Ben onu isterim Rabbimden” demişti. Yine Hz. Peygamber, Uhut savaşında birçok saldırıya uğraması, dişi kırılması, yüzünün kanlar içinde kalması üzerine kendisine müşriklere beddua etmesi hatırlatılınca: “Ben lanetçi olarak gönderilmedim. Davetçi ve rahmet müjdecisi olarak gönderildim” cevabını vermiş ve: “Ya Rabbi! Bu insanları affet, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” diye dua etmişti.
Rasulullah Efendimiz sevgi konusunda Müslümanlara emrettiklerini bizzat kendi hayatında ortaya koymuştur. O müminlere; “Sizden biri kendisi için sevdiği ve arzu ettiğini mümin kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek mümin olamaz” [4] buyurmuştur. Hayatın her anında, her meslek ve mevkideki insan için vazgeçilmesi doğru olmayan, ama en çok ihmal edilen bu ahlaki prensip, birlik ve beraberlik içerisinde kardeşçe yaşamanın, karşılıklı sevgi ve merhamete dayalı mutlu ve huzurlu bir toplum oluşturmanın yolunu göstermektedir.
Sonuç olarak söylemek gerekirse rahmet ve sevgi peygamberi Hz. Muhammed (sav), insanlar kendisine zulmettiği, üzerine pislikler attığı, yollarına dikenler döktüğü, alay edip dalga geçtiği, öz yurdundan çıkardığı, dişini kırdığı ve o mübarek kanını akıttığı halde bile hiçbir insanın kötülüğünü istememiştir. Acaba bu gün hangi insan aynı davranışı gösterebilir? Bırakın aynısını, çok azına tahammül gösterebilir? Dolayısıyla her türlü zulüm, hakaret ve işkencelere rağmen insanlara olan merhameti, şefkati ve sevgisi eksilmeyen Hz. Muhammed (sav) bir sevgi peygamberidir. Bizim bu gün O’ndan almamız gereken en önemli ahlaki özelliklerden birisi peygamberimizin bu yönü olmaktadır.
Sevgi peygamberdir ve sevgi onunla sevmek ve onu sevgi muallimi bilmektir. Her kapı kapanabilir, ama sevgi kapısı kapanmamalıdır. Her gün onun sevgisiyle başlamalı ve onun sevgisiyle bitmelidir. Onu seven neyi sevmez ki! Dinimiz sevgi, imanımız sevgi, korkumuz sevgidir. Kısacası her şeyimiz sevgi olmalıdır. Çünkü o yüce peygamber şöyle söylemektedir: “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayın.” [5] Dolayısıyla selam sevgi sarayının anahtarıdır. Selam sevginin tohumudur. Selam, cennetin ilk adımıdır.
Selam olsun sevene, sevmeyi bilene, sevgiyi üretene ve sevgi peygamberine.
Doç. Dr. Hüseyin KARAMAN
Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Öğretim Üyesi
Rapor Et
Eski 7 Nisan 2009, 19:30

peygamberimizin insanlığa rahmet olusu

#3 (link)
ex akşım
Ziyaretçi
ex akşım - avatarı
peygamberimizin insanlığa rahmet olusu ile ilgili ayet ve hadis arıyorum.cvp yazan olursa memnun olurum

Rapor Et
Eski 27 Mayıs 2009, 18:00

Rahmet peygamberi ne demektir?

#4 (link)
ÖDEVSORGULAYICI
Ziyaretçi
ÖDEVSORGULAYICI - avatarı
anlamını gönderirseniz çok sevinirimmmm yoksa hocayla aram bozulur@@@....
Rapor Et
Eski 7 Aralık 2009, 21:50

Rahmet peygamberi ne demektir?

#5 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
rahmet peygamberi ne demek
Rapor Et
Eski 7 Aralık 2009, 22:11

Rahmet peygamberi ne demektir?

#6 (link)
_KleopatrA_
Ziyaretçi
_KleopatrA_ - avatarı
SEVGİ VE RAHMET PEYGAMBERİ HZ
SEVGİ VE RAHMET PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (S.A.V.)
İnsanların yeryüzünde mutlu ve huzurlu yaşayabilmeleri için, öncelikle birbirleri ile ilişkilerini sağlıklı bir zemine oturtmaları gerekir. Bunun için de, birbirlerini sevmeleri, aralarındaki diyalogu kesmemeleri, aksine dostluğun devamını sağlayıcı tedbirleri almaları, düşmanlığa sebep olabilecek tutum ve davranışlardan da kaçınmaları gerekir. İnsan ilişkileri açısından Hz. Peygamber’in kendi yaşantısı ve diğer insanlara yaptığı tavsiyeler dikkatle takip edildiğinde, kendisinin her zaman olumlu davranışlar ile örnek olduğu ve insanın, hem kendi iç dünyasındaki duygu ve isteklerini, hem de kendisi ile diğer insanlar arasındaki menfaat ilişkilerini, çatışmaya dönüşmeden ve haksızlığa da kapı açmadan çözmeye yönelik tedbirleri tavsiye ettiği görülür.
Bu açıdan Hz. Peygamber’in dünyaya geldiği Mekke toplumuna baktığımızda, insanları birbirlerine yaklaştıran sevgi ve saygı gibi güzel duyguların yerini kin, düşmanlık ve nefretin aldığını, hak ve adalet gibi toplumun huzurunu sağlamada önemli olan ilkelerin ortadan kalktığını görüyoruz. İnsanlar kendilerini bu karanlıktan ve ahlaki çöküntüden kurtaracak bir peygamber bekliyorlardı. Herkes bu kutlu peygamberin kendi kavimlerinden geleceğini iddia ediyorlar, hatta bu yüzden aralarında tartışmalar bile çıkıyordu. Neticede Miladi 571 yılının Rebiülevvel ayının on ikisinde Abdulmuttalib’in evi nurla dolmuştu. İşte bu nur, insanlığa rahmet olarak gönderilen sevgi ve rahmet peygamberi Hz. Muhammed (sav)’den başkası değildi. Onun doğumuyla karanlık perdesi bir daha hiç kapanmamak üzere açılmıştı.
Henüz daha doğmadan önce babasını ve çocuk denecek yaşta da annesini kaybeden Hz. Peygamber’i bizzat Allah terbiye edip yetiştirmiştir. Allah-u Teala bir ayetinde onun büyük bir ahlaka sahip olduğunu belirtmektedir [1]. O, yiğitlik, insanlarla iyi geçinmek, emanete riayet etmek, sözünde durmak, kötülük yapmamak, her şeye sevgi ve merhamet duygularıyla yaklaşmak, güvenilir olmak gibi birçok üstün ahlaki özelliklere sahip mükemmel bir insandı. Toplumun huzuru ve mutluluğu, toplumu oluşturan insanların birbirlerine sevgi, saygı ve hoşgörüyle bakmaları ile ancak mümkün olur. İşte hem bu nedenden, hem de, ‘insan insanın kurdudur’ mantığının hâkim olduğu maddeyi ön plana çıkaran yaşadığımız bu dünyanın bugün belki her şeyden daha fazla sevgi ve merhamete ihtiyacı olmasından dolayı bu yazıda Hz. Peygamber’in sevgi yönüne vurgu yapacağım.
İslam düşüncesine göre her şey sevgiden doğmuş, sevgi ile var olmuş ve sevgi ile varlığını devam ettirmektedir. Bütün varlıkların içinde biri vardır ki O, sevgililerin en sevimlisi, merhametlilerin en merhametlisidir. Elbette bu özelliklere sahip olan kişi son peygamber Hz. Muhammed (sav)’den başkası değildir. Bu durumu Allah-u Teala bir ayetinde “(Ey Muhammed) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” [2]buyurarak ortaya koymaktadır. Ayrıca peygamberimiz de bir hadislerinde “ben âlemlere rahmet olarak gönderildim, lanet isteyici olarak değil” [3] diyerek aynı noktaya işaret etmektedir.
Bu ve başka ayet ve hadislerde belirtildiği üzere âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Muhammed (sav), müminler için rahmet olduğu gibi münafıklar için de rahmetti. Münafıklar onun engin hoşgörüsü yüzünden dünyada ceza görmemişlerdir. Peygamberimiz kimlerin münafık olduğunu bildiği halde onları açığa çıkarmamıştır. Onlara herhangi bir baskı ve olumsuz anlamda bir ayrıcılık uygulanmadığı gibi, Müslümanların yararlandığı haklardan da yararlanmışlardır.
Ayrıca kâfirler de sevgi ve rahmet peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in rahmetinden yararlanmışlardır. Allah-u Teâlâ daha önceki milletleri, küfür ve isyanları dolayısıyla toptan cezalandırdığı halde, Allah Resulü gönderildikten sonraki dönemde herhangi bir milleti veya topluluğu bu şekilde bir cezayla cezalandırmamıştır, helak etmemiştir. Böylece kâfirler, Hz. Peygamber dolayısıyla, toptan helak olma azabından kurtulmuşlardır. Bu da onlar için dünyada büyük bir rahmettir.
Peygamberimiz Allah’ın en çok sevdiğiydi ve Allah’ı en çok sevendi. İşte bu özellik peygamberimizin belki en önemli ama en çok görmezlikten gelinen ahlaki yönüdür. O bir sevgi pınarıdır, sevgi kaynağıdır. Söz ve davranışlarında sevgi konusuna oldukça fazla önem vermiştir. İnsanların birbirlerini sevmelerinin gerçek mümin olmalarının ve Cennet’e girmelerinin şartı olduğunu belirtmek suretiyle sevginin ne kadar önemli bir özellik olduğunu ortaya koymuştur.
Bu noktada Hz. Peygamberin sevgisine yön verenin, bu sevginin çokluğuna ve azlığına etki edenin Allah rızası olduğu da unutulmamalıdır. Yoksa O insanları sahip olduğu makam, mevki ve servete göre sevmezdi. Dolayısıyla O’nun için insanın zengin, fakir, siyah, beyaz, köle veya kabile reisi olmasının hiçbir önemi yoktu. Ayrıca O’nda, sahibinin iradesini elinden alan, insanı kontrolsüz hale getiren, boş boş dolaştıran, ölçüsüz sözler söyleten bir sevgiyi göremediğimiz gibi, adalet ölçülerini çiğnettiren bir nefreti de göremeyiz.
Ancak biz Hz. Peygamberin sevgisini tam anlamıyla kavrayamayız. Çünkü O, Taif’de uğradığı ağır hakaretlerden sonra yanına gelerek eğer isterse, o insanların üzerlerine dağları yıkabileceğini söyleyen Cebrail (as)’a yaşlı gözlerle: “Hayır. Ben bunu istemem. Bunun yerine, Allah onların soyundan sadece Allah’a ibadet eden ve O’na hiçbir şey ortak koşmayan bir nesil çıkarabilir. Ben onu isterim Rabbimden” demişti. Yine Hz. Peygamber, Uhut savaşında birçok saldırıya uğraması, dişi kırılması, yüzünün kanlar içinde kalması üzerine kendisine müşriklere beddua etmesi hatırlatılınca: “Ben lanetçi olarak gönderilmedim. Davetçi ve rahmet müjdecisi olarak gönderildim” cevabını vermiş ve: “Ya Rabbi! Bu insanları affet, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” diye dua etmişti.
Rasulullah Efendimiz sevgi konusunda Müslümanlara emrettiklerini bizzat kendi hayatında ortaya koymuştur. O müminlere; “Sizden biri kendisi için sevdiği ve arzu ettiğini mümin kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek mümin olamaz” [4] buyurmuştur. Hayatın her anında, her meslek ve mevkideki insan için vazgeçilmesi doğru olmayan, ama en çok ihmal edilen bu ahlaki prensip, birlik ve beraberlik içerisinde kardeşçe yaşamanın, karşılıklı sevgi ve merhamete dayalı mutlu ve huzurlu bir toplum oluşturmanın yolunu göstermektedir.
Sonuç olarak söylemek gerekirse rahmet ve sevgi peygamberi Hz. Muhammed (sav), insanlar kendisine zulmettiği, üzerine pislikler attığı, yollarına dikenler döktüğü, alay edip dalga geçtiği, öz yurdundan çıkardığı, dişini kırdığı ve o mübarek kanını akıttığı halde bile hiçbir insanın kötülüğünü istememiştir. Acaba bu gün hangi insan aynı davranışı gösterebilir? Bırakın aynısını, çok azına tahammül gösterebilir? Dolayısıyla her türlü zulüm, hakaret ve işkencelere rağmen insanlara olan merhameti, şefkati ve sevgisi eksilmeyen Hz. Muhammed (sav) bir sevgi peygamberidir. Bizim bu gün O’ndan almamız gereken en önemli ahlaki özelliklerden birisi peygamberimizin bu yönü olmaktadır.
Sevgi peygamberdir ve sevgi onunla sevmek ve onu sevgi muallimi bilmektir. Her kapı kapanabilir, ama sevgi kapısı kapanmamalıdır. Her gün onun sevgisiyle başlamalı ve onun sevgisiyle bitmelidir. Onu seven neyi sevmez ki! Dinimiz sevgi, imanımız sevgi, korkumuz sevgidir. Kısacası her şeyimiz sevgi olmalıdır. Çünkü o yüce peygamber şöyle söylemektedir: “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayın.” [5] Dolayısıyla selam sevgi sarayının anahtarıdır. Selam sevginin tohumudur. Selam, cennetin ilk adımıdır.
Selam olsun sevene, sevmeyi bilene, sevgiyi üretene ve sevgi peygamberine.
Doç. Dr. Hüseyin KARAMAN
Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Öğretim Üyesi
Rapor Et
Eski 17 Şubat 2010, 14:29

Rahmet peygamberi ne demektir?

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Arkadaşlar ben hadis istiyorumama hadisde yok 1 alıcam vallah cvp verin ne olur
Rapor Et
Eski 17 Şubat 2010, 20:22

Rahmet peygamberi ne demektir, ne anlama gelir?

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
cevap pls
Rapor Et
Eski 27 Şubat 2010, 14:01

Rahmet peygamberi ne demektir?

#9 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
arkLar yaa rahmet peygamber anLamı LüTfennnn LüTfennnn :/ :/
Rapor Et
Eski 27 Şubat 2010, 17:21

Rahmet peygamberi ne demektir?

#10 (link)
Chat Yetkilisi
mustakar - avatarı
Hz. Muhammed (asm)'ın alemlere rahmet oluşu ne demektir?

Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed (asv)'in alemlere rahmet olarak gönderildiğini ifade eder. (Enbiya Sûresi, 21/107) Yağmur nasıl ki bir rahmettir, yeryüzünün hayat bulmasına sebep olur, öyle de, Hz. Muhammed (asv) dahi insanlığın manen hayat bulmasına sebep olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Onun getirdiği din ile insanlığın mühim bir kısmı puta tapmaktan, vahşetten, bedevilikten kurtulmuştur.

Onun engin şefkatini, sınırsız merhametini gösteren bir kaç olaya bakalım. Mesela:
- Tufeyl bin Amr, Resulullah (asv)'a gelir, kabilesinin İslama girmeyi reddettiğini söyler ve onlar için beddua talebinde bulunur. Hz. Peygamber (asv) ellerini kaldırır ve söyle dua eder:

"Allah’ım, onlara hidayet ver, onları imana getir."

- Benzeri bir durum Sakif kabilesi için söz konusu olur. Yapılan savaşta Sakif okçuları Müslümanlara hayli zarar vermiştir. Sahabeden bir kısmı, "Ya Resulullah Sakif kabilesinin okları bizi yaktı, onlara beddua et!" deyince, Resulullah (asv) şu duayı yapar:

‘’Allah’ım, Sakife hidayet ver!’’

- Hımar isimli birisi müzmin sarhoştur. Kendisi bu yüzden bir kaç defa cezalandırılmıştır. Yine bir ceza uygulanacağı sırada, oradakilerden birisi ona lanet okur. Hz. Peygamber (asv) hemen müdahale eder ve şöyle der:

"Öyle demeyin. Ona lanet yerine ‘Allah’ım ona merhamet et, kusurlarını affet’ deyin. Vallahi, onun hakkında benim bildiğim şudur: O, Allah ve Resulünü seviyor.’’

Onu öldürmek isteyenler bile onun engin merhametinden nasiplerini almışlar, onunla hayat bulmuşlardır. Mesela:

Bir sefer dönüşü Hz. Peygamber (asv) bir ağacın altında istirahat ederken bir bedevi müşrik elinde kılıçla gelir. Tam vuracağı sırada Peygamber (asv) gözlerini açar. Müşrik, "Seni benim elimden kim kurtaracak?" der. Peygamber (asv) sakin bir şekilde "Allah!" diye cevap verir. Müşrik o sırada gayptan bir darbe yemiş gibi sendeler ve kılıç elinden düşer. Peygamber (asv) kılıcı eline alır "Şimdi seni kim kurtaracak?" diye sorar. Müşrik, "Hiç kimse." der. Peygamber, "Haydi, gidebilirsin, seni affettim!.." deyince bu zat Müslüman olur.

Onun "Rahmet peygamberi" oluşundan hayvanlar bile pay almışlardır. Mesela:

- Hz. Muhammed (asv) ve bazı arkadaşları bir sefer esnasında yol alırlarken ağaç altında uyuyan bir ceylana rastlarlar. Hz. Peygamber (asv) arkadaşlarına "Aman rahatsız etmeyin!" der, sessizce yollarına devam ederler.

- Hz. Peygamber (asv), kedi yüzünden bir kadının ilahi cezaya uğradığını bildirir. Bu kadın kediyi hapsetmiş, kendisi bir şey vermediği gibi, rızkını aramasına da engel olmuştur. Kedi sonunda ölür. Kadın, bu yüzden azap görecektir.

- Bir başkası ise, köpeğe yaptığı iyilik yüzünden cennete girecektir. Hz. Peygamber (asv)'in bildirdiğine göre, çölde yol alan birisi iyice susamıştır. Sonunda bir kuyuya rast gelir. Aşağıya inip kanasıya su içer. Kuyudan çıktığında, susuzluktan dili sarkmış, neredeyse ölmek üzere olan bir köpek görür. Onun haline acır, tekrar kuyuya iner, ayakkabısıyla köpeğe su çıkarır, içirir. Bu fiiliyle Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanır.

Şadi Eren (Doç.Dr.
Belki bu daha işin ize yarar
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.335 saniyede (85.97% PHP - 14.03% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 15:02
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi