PC Görünümü Üye Ol
Forum Ana Sayfa
Soru-Cevap > Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?
123 4
«Önceki KonuSonraki Konu»
Misafir22:41, 15 Şubat 2011 
Nolur !! acele edin
Cevap
ener10:19, 16 Şubat 2011 
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı:
Nolur !! acele edin
ener adlı kullanıcıdan alıntı:


Dil-Edebiyat Eğitim Bilim ve Fikir Hayatı
Endülüs toprakları üzerinde çok farklı unsurların barındığı ve müşterek kültürün hâkim olduğu toplumsal bir ortamdı. Bir arada yaşayan üç büyük din mensubu toplulukların konuştukları Arapça Berberîce İspanyolca Portekizce Lâtince Fransızca Katalanca gibi yedi lisânın karışmasından ortaya çıkan “Endülüs Acemiyyesi” (el-Lâtiniyye) adında yeni bir halk dilinin sâhibi olmuş bir ülkeydi. Bu nedenle oradaki edebiyatçı ve âlimlerin bütün lisânları kolayca öğrenme imkanları vardı
Birarada yaşama kültürünün (convivencia) doğal bir sonucu olarak Arapça’nın ve bazı Müslüman geleneklerinin yerli halk arasında yayılmış olması kadar yerli halkın dili olan Lâtince’nin ya da bu dilin İspanya ağzı olan Romance’nin konuşma dili olarak Müslüman halk arasında yayılmış olması da bir gerçekti. Dolayısıyla Endülüs halkının kültür seviyesi de zamanın diğer devletlerine oranla oldukça yüksekti.
Bu gerçeği Endülüs devletinin eğitim kültür ve sanat alanlarındaki seviyesini yansıtan tarihî kayıtlardan anlamak mümkündür. Konuya ışık tutan kayıtlarla dolu toplumsal bilimsel ve kültürel hayata dâir pek çok eser mevcuttur. Sâid el-Endelüsî İbnü’l-Faradî Humeydî İbn Bessâm İbn Beşküvâl İbnü'l-Ebbâr İbn Abdülmelik İbnü'l-Hatîb İbn Hallikân İbn Ebû Usaybia İbnü'l-Esîr İbn Dahiyye İbnü'z-Zübeyr İbn Cübeyr ve Makkarî gibi müelliflerin Endülüs tarihi ile ilgili olan eserleri veya eserlerindeki ilgili bölümler bu konuda ilk anda sayılabilecek olanlardır.
Ulaşılan yüksek eğitim seviyesi sayesinde Endülüs’te dinî ilimler yanında müsbet ilimlerde de pek çok bilgin yetişmişti. Devirlere göre bazı farklılıklar göstermiş olmakla birlikte genel olarak Endülüs’te de geçerli olan eğitim sisteminin temelini oluşturan unsurları amaçlarıyla birlikte şöyle saymak mümkündür. Okuma yazma ve dilbilgisi öncelikli olarak kutsal metinlerin incelenmesi için; Aritmetik mirasın Kur’an’a göre paylaşılmasını sağlamak için; Gökbilim câmilerin Mekke’ye doğru yönlendirilmesi ve takvimi düzenlemek için; tıp hastalıkları tedavi etmek için öğrenilir ve öğretilirdi. Hiç şüphesiz bu tahsilin başka alanlarda da yararlı olacağı kabul edilirdi.
Murâbıtlar döneminde özellikle edebiyatın nesir alanında çok ileri seviyede örnekler ortaya çıktı. Ayrıca bu bilginler Doğu İslam dünyasına da çeşitli amaçlarla sıkça seyâhatler yapmışlar böylelikle kendi kültürel birikimleriyle doğuluların birikimlerini mukayese etme imkanı da bulmuşlardı. Bu tespiti İslam âlimlerinin hayatlarını anlatan kaynaklarda bulmaktayız. Böylelikle Doğu İslam dünyası ile Endülüs arasında sürekli işleyen bir kültür köprüsü kurulmuş oluyordu.
Endülüs halkının bir nevi ortak lisânı olan Acemiyye zamanla sokaklardaki her dinden ve her kesimden insan hatta saray seçkinleri tarafından bile kullanılır oldu. Sonradan siyasî ve iktisadî hayatta da kullanıldı. Bazı saray çevrelerinde Galicia lehçesi gibi farklı tarzları da konuşulurdu. Ancak bu durum beraberinde her milletin kendi dilini unutma tehlikesini de getirmişti. Bu sebeple özellikle Hıristiyan kesimde bazı yakınmalar dile getirilmişti. Diğer lisânlar yanında Acemiyye yüzünden Arapça da halkın ihmaline uğramış resmî dâire ve eğitim yerleri dışında pek kullanılmaz hale gelmişti.
Arapça’nın Nahiv ilmi denen gramerini öğrenerek tedâvülde kalmasını sağlayan ise ancak devlet adamları ve bilginler olmuştu. O zamanlar Endülüs’te olduğu gibi bugün de ülkemizde kendi dilimizi ve onun taşıdığı millî kültürümüzü üzerimize çöken Batı kültürünün etkisiyle kaybetme noktasına yaklaşmaktayız. Yani şu anda yaşanan kültür = kimlik dönüşümü ya da kaybıdır. Bunun sonunda veya sonrasında daha tehlikeli durumlarla karşılaşmayı beklememiz gerekmektedir.
Son zamanlarda konuya hassasiyetle dikkatleri çeken Sayın Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu bir aydın bilim adamı olarak milletimize büyük bir hizmet ifa etmektedir. Sinanoğlu’nun piyasadaki iki kitabı (Bir New York Rüyası “Bye Bye” Türkçe ve Hedef Türkiye) dikkatle okunmaya ve ders çıkarılmaya değerdir. Ancak Endülüs ile bugünkü durum arasında temelde çok önemli bir fark vardır. O da şudur: Endülüs kültürü bir toplumsal kaynaşma sonucu toprakları üzerinde barış ve huzuru doğurmuşken buna karşın bugün ülkemizi ve bütün dünyayı saran Batı kültürü kendi dışındaki dünyada toplum ve devlet çatışmalarına zemin hazırladığı için genellikle savaşa ve huzursuzluklara neden olmaktadır.
Endülüslüler Endülüs Acemiyyesi’nin etkisiyle iki büyük orijinal edebî ürüne sâhip olmuşlardı. Bunlardan birincisi “müveşşah” ve ikincisi “zecel”di. Müveşşah’ı ilk kullanan edebiyatçı Makdem b. Muâfir Kaberî Darîr (812-840) zecel’i ise İbn Abdirabbih (ö.356/967) Ramâdî (ö.412/1021) ve İbn Kuzmân (555/1160-564/1068) oldu. Müveşşah tarzında fasih Arapça kullanılır. Ancak kasîde gibi tekli kâfiyeden yoksundur ve mûcidi olan Kaberî Acemiyye’den kelime alır onu “merkez” diye isimlendirir sonra da üzerine müveşşah’ı koyar ve böylece sanatını icrâ ederdi. Müveşşah’ı yaparken Acemiyye’den alınan merkez kelime ya da cümle “harce” veya “kufl” diye isimlendirilir ve bu harceler Endülüs halk şarkılarından alınmaydı. Bu edebî dalda daha başka bilginler de yetişmişti.
Zecel’e gelince zecel Acemiyye’nin daha çok İspanyolca’ya yakın şeklinden meydana gelen ve Endülüs’te kullanımı yaygınlaşan müveşşahların geliştirilmesiyle ortaya çıkmış olan edebî bir şiir biçimidir. Kendi dili içinde basit kâfiyelerle yapılan beyitlerden oluşur. Gerçekte zecel ancak Latin takviminde bulunan bayramlar ve mevsimlerden bahsetmesi; avâm Arapça’sıyla karışık Acemiyye’den kelime ve cümleler kullanması; Arap edebiyatının ıssız diyarlarda yapılan yolculuklar çöl ve bedevî hayatı göç etme ölüm ve ayrılık gibi geleneksel konularından uzak oluşu; buna karşın daha çok Müsta’riblerin yaşayış ve âdetleriyle Endülüslü Müslümanların günlük yaşantılarını ihtiva etmesi sebebiyle Endülüs'e mahsus bir edebî tarzdır. Burada Endülüs şiirinin bir parçası olarak Sefarad Yahudileri adıyla da anılan Endülüs Yahudilerine has ve bugün Batı’da Hebrew Poetry şeklinde ifade edilen bir türe de değinmeliyiz.
Endülüs dili ve edebiyatı nasıl Hıristiyanların dil ve edebiyatlarından etkilenerek Acemiyye Müveşşah ve zecel gibi ürünler verdiyse İspanyalıların ve güney Frankların edebiyatı da Endülüs’ünkinden etkilenerek yeni ürünler vermişti. Bunun örneği Pireneler bölgesinde doğan ve Terubador veya Teruver adı verilen şiir tarzıdır. Endülüs’ün müveşşah ve zeceline çok benzeyen bu şiir zecel gibi duygusal içerikli ve enstrümanla söylenebilir özelliğe sâhipti. İcra yeri ise kral ve aristokratların saray ve mâlikâneleriydi. Bu şiir tarzının Müslümanlardan mı alınma yoksa doğal gelişimle mi ortaya çıkma olduğu konusundaki batılı araştırmacıların tartışmalarında bu şiirin Endülüs kültürünün etkisiyle ortaya çıkmış olduğu kanısı yaygın olarak işlenmiştir. Gerçekte konuları beyitlerin dizin örneği ve kâfiyelerin birbirini takip etmesi gibi özellikleriyle bu şiir tarzı müveşşah ve zecellerin hemen aynısıdır.
Endülüs’ün sınır eyâleti Sarakusta Endülüs dili ve edebiyatı mahsûllerinin Hıristiyanlara tesiri ve naklinde önemli bir role sâhip olmuştu. Çünkü Hûdîler’in elindeki şehir her ırktan Hıristiyan süvârilerin uğrak yeriydi. Oradan aynı anda Katalûnye Aragon ve Navarın her bölgesine yayılan kahramanlık şiirleri ile besteler Sarakusta sarayı ve konaklarında Endülüslülerce inşâd ediliyordu. Böylelikle Endülüslülerin şiir ve şarkıları komşu Hıristiyan beldelere yayılıyor millî şarkı nağmeleriyle marşları zamanla Pireneler bölgesine oradan da diğer Avrupa toplumlarına yayılıyordu.
İspanyol edebiyatında pişmanlık bildiren aşk şiir tarzı ile tarihî olayların anlatıldığı şiirler tamamen Endülüs şiirinin etkisinde oluşum ve gelişim göstermişlerdir. Sadece şiir ile değil kelime haznesi bakımından da Arapça’nın İspanyolca’ya etki ve katkısı büyük olmuştur. Arapça’dan İspanyolca’ya geçen kelimeler bazı modern araştırmacılara göre İspanyolca sözlüğünün dörtte birini teşkîl etmektedir. Ayrıca Portekizce’ye geçen otuz bin ve Katalanca’ya geçen sayısız kelime de hesaba katılmalıdır. Arapça kelimelerin söz konusu dillere geçişi daha çok Müslümanların kendileri için edindikleri ve kendi dilleriyle isimlendirdikleri medeniyet ürünü maddî unsurların adları değişmeden kuzeyli Hıristiyan devletlere intikâl etmesi ve oralarda yayılması şeklinde olmuştur.
Bu türden kelimelerden sadece konuyu örnekleme amacıyla verilebilecek olan bazıları şunlardır: “Fünduk” kelimesi “fonda” “tâhûne” “tahona” “ta’rîf” “tarifa” “ürz” “erros” “sükker” “azucar” “sâkıye” “acequia” “hizâne” “alacena” “mühadde” “almohada” “dükkân” “adoqurin” “kirâ “alquiler” “kâdî” “alcalde” “kubbe” “alcoba” “binâ” “albanil” “fülân” “fulano”. Bugünkü İspanyolca’da kullanılmayıp Portekizce’ye girmiş olan kelimelerden bazıları da şunlardır: “Katîfe” “alcatifa” “fünduk” “alfandaga” “hayyât” (terzi) “alfajate” “sahrâ” “safara” ve “rıtıl” “arretel”.
Konunun dağlar tepeler adalar sâhiller nehirler denizler mağaralar bahçeler ağaç ve çiçekler renkler ve yıldızlar ovalar ve vâdiler gibi tabiat mekânları; otlaklar ekim alanları köyler şehirler yapılar sokaklar yollar köprüler kaleler değirmenler ve kuleler gibi insan ürünü eserler yönünden de örnekleri sayısız miktarlardadır. Meselâ dağ anlamındaki “cebel” kelimesi “jabalcon” “gibralbin” ve “gibralfaro” şeklinde İspanyolca’ya geçmiştir. “Müdevver” kelimesi “Almodâvâr del Rio” şehrine isim olmuş “vâdî” kelimesiyle başlayan “el-Vâdî’l-Kebîr” “Guadalquivir” “Vâdî’l-Hicâre” “Guadalajara” “Vâdî’l-Kanâl” “Guadalcanal” “Vâdî’l-Kasr” “Guadalcazar” “Vâdî’l-Kutn” “Guadalcoton” pek çok coğrafî isim; ayrıca kılık kıyâfet hendese mimârî süsleme gibi hayatın pekçok alanındaki eşya isim ve kavramları İspanyolca’ya Arapça’dan geçmiştir.
Avrupa’da Romen rakamlarının yerini alan bugünkü Hint menşeli Arap rakamları halen kullanılan “algebra” (cebr) “betelgeuse” (beytü’l-cevze) ve “cenit” (semt) gibi terimler sıfırın kullanılması gibi matematik ve astronomi sahasındaki Endülüs-İslam tesirleri hakkında fikir vermektedir. Astronomi sahasında Arapça’dan Lâtince’ye pek çok kitap tercüme edilmiş ve bu eserlerdeki terimler Arapça şekliyle muhâfaza edilmiştir. Bu alanda büyük çalışmalar yapmış bilginler içinde meşhur olanları Mesleme el-Mecrîtî ile ez-Zerkâlî ve et-Tuleytulî’dir. V./XI. yüzyılda Tuleytula’da kurulan Zerkâlî’nin rasathânesi Hıristiyanlar üzerinde etkili olmuştu. Konunun önemli yazmalarını bularak inceleyen araştırmacı Jose Milas Villicrosa bulduğu sonuçları El quebacer astronomico de la Espana Arabe adını verdiği kitabında toplamıştır.
Astronomiyle birlikte tıp alanında da Endülüs Müslümanlarının İspanyol ve Avrupalılar’a intikâl eden mirasları azımsanamayacak kadar çok olmuştu. Endülüslü Hıristiyan ve Yahudiler daha evvel Hipokrat ve Calinus’un eserlerinden yararlanırken Müslümanlar ile İberya’ya gelen tıbbî birikimi benimsemişler ve Müslümanlar ile birlikte buna büyük katkıda bulunmuşlardı. Tıp alanında yapılan tercümeler sayesinde Avrupalılar’ın hastalık ve sebepleri hakkındaki gelenekleri zamanla değişmiş ve yerini modern anlamda İslam tıbbına bırakmıştı. Endülüs’te tıbbın gelişimi konusu buraya sığmayacak kadar geniştir. Burada vurgulanması gereken bu alanda Batı dünyasına geçen Endülüs tesirlerinin büyük olduğu gerçeğidir.
Endülüs’te toplumsal bilimlerin dil edebiyat dışında tarih coğrafya biyografi felsefe ve dinî ilimler gibi alanlarında da büyük bilginler yetişmiş ve değerli eserler vücuda getirmiştir. Murâbıtlar’ın Endülüs’e hâkim oldukları ilk zamanlarda yaşamış olan bilginlerden Ebû Cafer Yusuf b. Hasdây Ebû’s-Silt İbn Bâce Ebû Mervan İbn Zühr Ebû’l-Ulâ İbn Zühr Ebû Mervan b. Ebû’l-Ulâ’ İbn Zühr ve botanik bilgini İşbiliye’li İbnü’l-Avvâm’dır. Muvahhidler zamanında yaşamış olanlar ise şunlardır: Hafîd Ebû Bekr İbn Zühr Ebû Muhammed İbnü’l-Hafîd İbn Zühr büyük bilgin ve filozof Ebû’l-Velîd İbn Rüşd Ebû Bekr Ebû’l-Hasen Zührî ve Mâleka’lı botanikçi İbnü’l-Baytar. Bu bilginler kendi zamanlarının en değerli şahsîyetleri olarak Endülüs kültürü ve medeniyetinin gelişimine büyük katkılar yapmışlardır.
İslam dünyasının Batı’ya tesirleri kendisini en fazla felsefe alanında göstermiştir. Doğu-İslam dünyasında Fârâbî (ö. 850) Kindî (ö. 873) ve İbn Sinâ (ö. 1037) gibi büyük filozoflar yetişmiştir. Ancak İslam felsefesinin Batı düşüncesini etkilediği merkez Endülüs’tür. Çünkü Avrupalılar Doğu felsefelerini ancak Endülüs kanalıyla öğrenme imkanı bulmuşlardır. İslam dünyasındaki dil din ve kültür birliği fikir alışverişini bilginlerin ve kitapların doğudan batıya intikâlini kolaylaştıran bir unsurdu. İslam felsefesi alanında Endülüs’ün yetiştirdiği üç büyük filozof vardır. Bunlar İbn Bâce İbn Tufeyl ve İbn Rüşd’tür.
Bunların Batı felsefe tarihindeki tesirleri çok büyüktür. Özellikle İbn Rüşd kendisine yöneltilen eleştiri töhmet ve zındıklık (dinsizlik dinden çıkma) suçlamalarına rağmen fikirlerini özgür iradesine dayanarak geliştirdiği için fikir hürriyetinin de öncüsü sayılmaktadır. Filozofların filozofu Aristo’yu İslam dünyası ve daha sonra da Batı’ya fikirlerini geliştirerek aktaran İbn Rüşd olmuştur. Onun kanalıyla Avrupa’ya geçen felsefî düşünceler kilise tarafından sakıncalı görülerek yasaklanmasına rağmen yayılma fırsatı bulmuştur. Bu olgu Avrupa’da kiliseye karşı başlatılan düşünce özgürlüğü mücadelesinin tetikleyicisi olmuştur.
Tercüme Hareketiyle Gerçekleşen İlişkiler ve Etkileşim
İslam medeniyeti tarihinde tercüme hareketi denince akla Abbâsîler’in Bağdat’ı ile Endülüs gelmektedir. Bağdat’ta başlayan bilim ve felsefe alanlarındaki tercüme faaliyeti Endülüs’te daha da yoğun şekilde sürdürülmüştü. Buna karşın Avrupalı Hıristiyanlar dine aykırı kabul edildiği için bilim ve düşünce faaliyetlerini yasaklamışlardı. Bu sebeple batı dünyası “karanlık çağ” denilen bir dönemi yaşamaktaydı ve genel olarak Müslümanların özelde ise kendi içlerindeki Endülüs-İslam medeniyetinin pek fazla farkında değillerdi. Ancak V./XI. yüzyıl sonlarında Fransızlar ve Papalığın etki ve destekleriyle Haçlı fikrinin doğuşu peşinden Reconquista hareketinin hızlanmasıyla önce İspanyalılar ve sonra da Avrupalılar Endülüs’e daha sonra doğu Türk ve İslam dünyasına Haçlı seferleri tertip ettiler.
İster Endülüs’e ve isterse Orta Doğu’ya karşı olsun Haçlı Seferleri vesilesiyle Hıristiyanlar İslam medeniyetini yakından tanıma fırsatı buldular. Burada Endülüs açısından sadece bir askeri ilişki tarzı olan Haçlı Seferleri ya da karşılıklı savaşlar dışında Müslüman Endülüs ile Hıristiyan İspanya arasındaki medenî iletişim ve etkileşim kanallarını da hatırlamalıyız. Aslında savaş bu kanallardan sadece biridir. Her durumda mümkün olan bütün yollarla taraflar arası ilişkiler gerçekleşmekteydi ve Avrupalıların İslam ülkelerini görmeleri önünde bir engel bulunmamaktaydı. Dolayısıyla müreffeh-huzurlu hayatlarını görerek hayran kaldıkları Müslümanlar gibi yaşamak arzusuyla bilim ve felsefe alanlarında onların eserlerini inceleyerek benimsemeye bu çerçevede Arapça yazılmış eserleri Lâtince’ye tercüme etmeye başladılar. Tercüme faaliyetinin Bağdat’tan sonra iki önemli merkezinden biri Sicilya en önemlisi de Endülüs idi.
Endülüs’te tercüme faaliyetleri IV./X. yüzyılda başlamış olmasına rağmen daha sistemli ve yoğun bir şekle bürünmesi VI./XII. yüzyıl başlarına tekâbül eder. Kurtuba ile Tuleytula mütercim ve müelliflerin çalıştığı merkezler oldu. Endülüs Emevileri halifelerinin özellikle Hakem el-Müstansır’ın başşehir Kurtuba’da Doğu-İslam bilim merkezleri olan Bağdat Şam Kahire İskenderiye ve Konstantiniye’den topladıkları kitaplarla çok zengin bir saray kütüphanesi kurduğu bilinmektedir. Bundan başka Kurtuba’da özel kitaplıklar da mevcuttu. İster Müslüman ister Yahudi veya isterse Hıristiyan olsun her isteyen kişi kütüphanelerden yararlanabiliyordu.
Bu sayede yüksek bilimsel düzeylere erişen Endülüslü bilginlerden bazıları şunlardır: Matematik tabiat ve astronomi bilgini Mesleme b. Ahmed el-Mecrîtî (338-398/950-1007) saray tabibi Hasday b. Şeprut astrolog İbn Vâfid astronom İbn Hamîs. Kurtuba’nın bilimsel gelişme havasını bozan X. yüzyıl sonunda başlayarak XI. Yüzyılın başında gittikçe vahim bir hal alan siyasi iç kargaşalar (el-fitnetü’l-kübrâ el-fiten) oldu. Bu karışıklıklar sebebiyle pekçok bilgin Kurtuba’yı terk ettiler ve daha elverişli ortama sahip diğer vilayetlere bu arada daha çok eski Vizigot başkenti Tuleytula’ya göç ettiler. Bu ortamda yağmaya maruz kalan Kurtuba kütüphanelerinin kitapları diğer vilayetlere dağıldı. Tuleytula’da Müslümanların kurduğu kütüphaneler şehrin kaybından sonra da Müslüman Yahudi ve Hıristiyan bilginlerin uğrak mekânları olmaya devam etti.
Şehrin Başpiskoposu Raimundus Bağdat’taki Beytü’l-Hikme’ye benzer bir müesseseyi Tuleytula’da kurdu. Arap dili ve edebiyatının da öğretildiği bu kurumda çalışan Müslüman Hıristiyan ve Yahudi mütercimler felsefe astronomi matematik tıp kimya tarih coğrafya ve edebiyat gibi bilim dallarıyla ilgili çok sayıda Arapça eseri Lâtince’ye çevirdiler. Bu tercüme çalışmaları esnasında Tuleytula farklı din ve milletlerden bilginlerin kaynaştığı bir medeniyet merkezine dönüşmüştü. Tuleytula’dakinin benzeri tercüme okulları VII./XIII. yüzyılda İşbiliye ve Mürsiye’de de açıldı.
Esas olarak Yahudiler ticarî hayatta olduğu gibi bilimsel faaliyet alanında da Hıristiyanlar ile Müslümanların aracılığını yapan kesimdi. Grekçe ve Lâtince’den Arapça’ya aktarılan felsefî ve bilimsel eserler V./XI. yüzyılın sonlarından itibaren Müslüman bilginlerin elinde olgunlaşmış ve yenilenmiş halleriyle Arapça’dan Lâtince ve İspanyolca gibi diğer dillere çevrilmeye başlandı. Böylece İslam medeniyetinin bilim ve felsefe alanlarındaki birikimleri batılılara aktarılmış oluyordu. Ortaçağ Avrupası bu tercüme hareketi sayesinde eski Yunan felsefesini özellikle Aristo’yu öğrenme imkanı buldu. Din ile aklı uzlaştırmaya dönük Müslüman filozofların fikirleri onların zihniyetlerinde inkılap meydana getirdi.
İbn Rüşd Musâ b. Meymûn İbn Bâce ve İbnü’l-Arabî gibi İslam filozoflarının eserleri ve fikirleriyle Hıristiyanların fikir ve bilim hayatlarına asırlarca şekil verdiği bilinen bir husustur. Albert Magnus Duns Scottus Spinoza Immanual Kant Leon-Kastilya kralı X.Alfonso el Sabio Dante ve Bacon gibileri Endülüs-İslam filozoflarından etkilenerek eser veren Avrupalı bilginlerden sadece bir kısmını teşkîl etmektedirler.
Endülüs’e Gelen İspanyol ve Avrupalı Öğrenciler Vasıtasıyla Gerçekleşen Etkileşim
Endülüs medeniyetinin Avrupa ile ilişkileri konusunda ilk akla gelen husus genellikle öğrenciler meselesi olmaktadır. Endülüs İspanya ve Avrupa milletlerinin ihtiyacı olduğu bir zamanda bir bilim kültür ve eğitim ülkesi olarak hizmet vermişti. Bu olgu Endülüs Emevileri dönemi başlarından itibaren yavaş yavaş özellikle 1085 tarihinde Leon-Kastilya kralı VI.Alfonso’nun Tuleytula’yı almasından sonra gözle görülür şekilde bir ivme kazanmıştı. 711 yılından 1085 yılına kadar 374 sene İslam hâkimiyetinde kalmış olan kadîm Vizigot başkenti Tuleytula Endülüs İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden birisiydi ve Hıristiyanların eline geçerek VI.Alfonso’nun yeni başşehri olduktan sonra bu medenî birikimi sayesinde zamanla İspanya devletleri ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen öğrencilere hizmet veren bir bilim merkezi hâline gelmişti. VI.Alfonso Endülüs medeniyetinin etkisinde kalarak sarayının her yanını İslam kültürünün alâmetleriyle bezemiş ve kendisini de “iki milletin İmparatoru” ilân etmişti.
Kuşaklar arasında toplumsal iletişimin ve eğitimin papazların tekelinde olduğu Ortaçağ Avrupa Hıristiyan dünyasında sadece Latince olarak okuma yazma öğretmekle sınırlı dinî hayata yönelik ve erkek çocukların katılabildiği bir okul eğitimi söz konusuydu. Yeni bir bilgi üretilmesi söz konusu değildi. Bütün çaba özü koruma ve aktarmaydı. Dış etkilere karşı savunma durumunda özü korumak tasasına bağlı olarak ortaya çıkan bu katılık Engizisyon mahkemelerine kadar uzanan bir boyuta sahip olacaktır. Fakat surların ve şatoların dışına taşıp yeni sömürgecilik ilişkilerinin başlamasıyla çok geniş bir alana yayılan Hıristiyan toplum biriminde ideolojik birliği tek bir toplum benliğini elde edebilmek için yeni bir araca gerek duyuldu. Belli bir görüş ve düşüncenin geniş bir alana ve geniş topluluklara bozulmadan standart biçimde yayılabilmesi ancak matbaa ile sağlanabilecekti.
Endülüs devletinin başşehri ve kültür merkezi olan Kurtuba’ya Tuleytula’dan evvel Hıristiyan öğrenciler gelmeye başlamışlardı. Kastilyalı Leonlu Aragonlu ve Navarlı zeki gençler Endülüs’e gelerek Arapça öğreniyor muhtelif alanlarda uzman âlimlerden dersler alıyor bu arada Endülüs eşrâfına karışarak Müslümanların âdetlerini benimsiyor ve birer Müsta’rib hâline gelerek âdetâ Endülüslüleşiyorlardı. Yani Müslümanların yaşantısına ayak uyduruyorlar onlar gibi giyiniyor yiyip içiyor gezip eğleniyor ve hayat tarzı ve âdâbı muâşeret kurallarını benimsiyorlardı. Onların bu durumunu barbarlıktan medeniyete geçiş olarak değerlendirmek mümkündür. Bu öğrenciler içinden kendini yetiştirerek vezirlik makamına kadar yükselenler bile oluyordu.
Endülüs’te eğitim ve iş imkanları bol olduğu için Hıristiyan ülkelerden Endülüs’e gelen insanlar hem eğitim alıyorlar ve hem de çalışacak bir iş bulabiliyorlar böylece hayatlarını Müslümanlar gibi müreffeh şekilde yaşama fırsatını yakalayabiliyorlardı. Bu konuda onlara karşı herhangi bir kısıtlama veya ambargo koyulmuyordu. Bunun ilk örneklerinden birisi 967-970 yılları arasında Kurtuba’da eğitim alarak Avrupa’ya dönen ve daha sonra II.Silvester (999-1003) adıyla Papa seçilen Gerbert’tir. Gerbert memleketine döndüğünde öğrenmiş olduğu astronomi matematik ve cebir bilgilerini duyan Hıristiyanlar çok şaşırmışlar ve bu bilimleri sihir saymışlardır.
Endülüs’ün Belensiye şehrini 1094 tarihinde işgal ederek bir süre elinde tutan ve maddî çıkar karşılığında herkes için savaşabilen Sid ile 1104 tarihinde ölen Aragon kralı I.Pedro da Arapça’yı çok iyi konuşan ve Endülüs’te tahsil gören önemli kişilerdendi.

kaynak
.
Cevap
Misafir16:52, 23 Şubat 2011 
bu sayfaya Endülüs Devletinde yetişen bilim adamlarını bulmak için girdim sorum hakkında hiçbişey yok bu sayfa çok saçma bir sayfa olmuş
Cevap
Misafir19:59, 25 Şubat 2011 
lütfen çok acil lazım endülüs devleti'nin dünyaca ünlü bilginleri ??
Cevap
Misafir13:13, 6 Mart 2011 
emeviler ve abbasiler olgu cümlelerine ihtiyacım var acilllll
Cevap
Misafir20:23, 12 Aralık 2011 
Ben birazcık acil olursa iyi olur En dürüst emevi devletindeki İslam bilim adamlarının kim oldukları ve bilime hangi konuda katkı sagladıklarını öğrenmek istiyorum (ödev için) hızlı olursa iyi olur.
Cevap
By ShadoW18:24, 22 Aralık 2011 
Abbas Kasım İbn Firnas
(810- 888),
Berberi gökbilimci ve şair, İslam bilgini.
Tarihî kaynaklar Endülüslü Firnas'ın da uzun çalışmalar sonunda yeni bir keşifte bulunup bir cihaz yaptığını, üzerine kumaş geçirip kanat yerine büyük kuş kanatları taktığını ve bu âleti çalıştırarak havalanıp uçtuğunu kaydeder. Üstelik havada uzun süre kuşlar gibi süzüldüğünü, daha sonra da yavaşça yere indiğini söyler.İbn-i Firnas'ın bu başarısı Batı'da uçak yapıp uçmayı başaran Wright Kardeşler'den 1023 yıl öncesine rastlamaktadır.

Cabir Bin Eflah
Gerçek adı Ebu Muhammed Cabir bin Eflah el-İşbili'dir. Batı dünyasında Geber adıyla bilinen ünlü astronomdur. 1200 lü yıllarda doğduğu tahmin edilmektedir. Hayatı hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktadır.
Cabir bin Eflah'ı üne kavuşturan eseri ise; Batlamyus'un eseri olan El-Mescit'teki yanlışları düzeltmesi üzerine yazdığı Kitabül-Hey'e fi ıstıhi'l Mecisti eseridir.
Batı'da Geber adıyla bilinen Endülüslü astronom
Ebu Muhammed Cabir b. Eflah el-İşbili (Xll yüzyıl).İşbiliye'de (Sevılla) doğdu. Hayatı hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. XII. yüzyılın ortalarında vefat etmiş olabileceği, Oğlunun İbn Meymünu (Ö. 1204) şahsen tanımış olmasından çıkarılmaktadır. Ortaçağ'da İslam dünyasından çok Batı'da Batlamyus'u eleştiren bir astronom olarak tanınmış, çok defa da kimyacı Cabir b. Hayyan, matematikçi -astronom Cafer b. Eflak ve ünlü astronom Muhammed b. Cabir el-Bettani ile karıştırılmıştır.

El-Kurtubi
Muhammed bin Ahmed el-Kurtubi, (doğum tarihi VI. Yüzyılın sonları ve VII. Yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir.[1]), Endülüslü ve Arap, muhaddis, müfessir, fakih, dilci ve kıraat alimi.
Ebû Abdullah Muhammed Ibn Ahmed Ibn Ebî Bekr Ibn Farh el-Kurtubî, Endülüs'ün yetiştirdigi büyük âlimlerdendir. Endülüs Emevileri’nin başşehri olan, dönemin ilim yuvası Kurtuba’da dünyaya geldi. Doğum tarihi VI. Yüzyılın sonları ve VII. Yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir. Kurtuba'da çiftçilikle ugrasan bir ailenin çocugu olarak dünyaya geldi. Babası Hıristiyan İspanyalıların 16 Temmuz 1230 tarihinde gerçekleştirdikleri bir saldırıda öldürüldü. Kurtubî gençlik yıllarında çömlek yapımında kullanılan toprak taşımacılığı ile uğraşarak ailesinin geçimine yardımcı olmuştur.
Eğitiminin ilk yıllarını Kurtuba’da geçirdi ve burada İbni Ebi Hucce diye tanınan Ebu Câfer Ahmed bin Muhammed el-Kaysî (ö. 1245), Rebî bin Abdurrahman bin Ahmed El-Eş’ari (ö.1235), Ebu’l-Hasan Ali bin Kutrâl el-Ensâri gibi âlimlerden sarf-nahiv (Arap grameri), belağat, Kur'ân ilimleri, Fıkıh dersleri aldı.

Hasday bin Şaprut,
(Tam adı: Abu Yusuf bin İshak bin Ezra, İbranice: חסדאי אבן שפרוט‎) (d. 915 Jaén - ö. 970 Córdoba)[1] Endülüs Yahudisi, halife III. Abdurrahman'ın veziri ve özel hekimi. Chaim Potok'un kitabı "wanderings"te anlatıldığına göre Talmud'un erbabı değildi. Dini yazıtlar üzerinde çalışan, 4 dil bilen, Yahudi tarihini iyi bilen, rabbinik olmayan bir Yahudi sekreteri olan Hasday Yahudi olmayanlarca bile saygı duyulan bir kişiydi. Hasday bin Şaprut Karay bir İbrani olmasına rağmen rabbinikçiler, İbrani diline yaptığı katkılardan dolayı kendisine sahip çıkmaktadır.

Muhyiddin İbn Arabi
Abū `Abd Allah Muhammad b. `Ali b. Muhammad b. al-`Arabi al-Hātimī al-Tā’ī (Arapça: أبو عبد الله محمد بن علي بن محمد بن العربي الحاتمي الطائي) Kısaca Muhyiddin ibn Arabi de denir (1165-1239). Ünlü mutasavvıf, İslam düşünürü ve şairidir.
Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mursiye (Murcia), İspanya’da doğdu. Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle). Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor. Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı. Dayısı Ebû Müslim el-Havlânî de, kutubların büyüklerinden sayılır..

Musa ibn Meymun
İbn Meymūn (d. Kurtuba, Endülüs 30 Mart 1135 – ö. Fustat, Mısır 13 Aralık 1204) (İbranice: משֶׁה בֶּן מַימוֹן, Mōšệ ben Mạymôn; Arapça: أَبُو عِمْرَانِ مُوسَى بْنُ عُبَيْدِ ﭐللهِ مَيْمُونُ ﭐلْقُرْطُبِيُّ ﭐلإسْرَائِيلِيّ,‎ Ebū ʿİmrān Mūsà ibn ʿUbeydullāh ibn Meymūn el-Ḳurṭubī el-İsrāʾīlī. Ayrıca Yunanca: Mωυσής Μαϊμονίδης, Mōusḗs Maimonídēs; bunun Latince çeviriyazısı Moses Maimonides ve Orta Çağ Latincesinde Rabbi Moyses Ægyptius) Musevî filozof, hahambaşı, yasa koyucu, Talmud bilgini ve vezaret tabibi. Musevî bilginler arasında İkinci Musa lakabı ya da rütbesiyle adının baş harflerinden oluşan RaMBaM (רמב"ם : Rạbbī Mōšệ ben Mạymôn) adıyla bilinir. Orta Çağ'ın tartışmasız en önemli Yahudi düşünürüdür.[5]
En önemlileri 14 ciltlik bir Musevî Kanun'u külliyatı Mişna Tora ve önemli bir Orta Çağ felsefe metni olan Şaşkınlar Rehberi (Delāletü 'l-Ḥāʾirīn/Mōrè Nəḇūḵīm) olan muhtelif eserler vermiştir. Belki Raşi (Haham Trekaeli Šəlōmôh ben Yiṣḥāq) hariç hiçbir diğer Talmud sonrası hahamı, Museviliğin terakkisinde onun kadar belirleyici olmamıştır. Bu tesir, şu halk deyişinde hâlâ işitilebilir: "Musa'dan [peygamber] Musa'ya [ibn Meymun], başka Musa zuhur etmemiş" (bknz. Tesniye, XXXIV, 10). Felsefe tarihine etkisi de eş derecede önemlidir. Spinoza dahil halefi birçok Musevî düşünür ve Akinolu Thomas gibi Hıristiyan düşünürler felsefesinden yararlanmıştır.


Zerkali
Zerkali Endülüslü astronom (d. 1029 - ö. 1087), Toledo'da bir rasathane kurdurmuş ve 1061-1087 yılları arasında burada yaptığı çalışmaları bir kitapta toplamıştır. Bu kitap daha sonra Alfonso Tabloları adıyla anılan eserlerin yapılmasına öncülük edecekti.
Zerkali Endülüste yetişen Ünlü astronomi alimlerinden. İsmi, İbrahim bin Yahya et-Tecibi en-Nekkaş olup, künyesi Ebu İshaktır. Zerkali diye Ünlü oldu. 1029 senesinde Tuleytula şehrinde doğdu. Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. Kısa zamanda din ve fen ilimlerini öğrenen Zerkali, astronomi ilminde söz sahibi oldu. Astronomi çalışmalarını ve rasadlarının çoğunu Tuleytulada yaptı. Ömrünün sonuna doğru Kurtubaya yerleşti ve 1087 senesinde burada vefat etti.


İbn Rüşd
İbn-i Rüşd ( Arapça: ابن رشد; Künyesi Ebū 'l-Velīd Muḥammed ibn Aḥmed ibn Muḥammed ibn Rüşd ابوالوليد محمد بن احمد بن محمد بن رشد; Latince: Averroes, d. 1126 - ö. 10 Aralık 1198), Endülüslü-Arap felsefeci, hekim, fıkıhcı, matematikçi ve tıpçı. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn-i Rüşd'e göre biricik filozof Aristo'ydu
İbn-i Rüşd en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş, tercüme ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp, incelenmiyorlardı. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn-i Rüşd'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latince'ye tercümesiyle başlamıştır.


İbn-i Cübeyr
Gerçek adı; Ebul'l Hüseyn Muhammed İbni Ahmed İbni Cübeyr El-Kinani. Ortaçağ Endülüs asıllı şair ve yazar olarak ün yapmıştır, 539 yahut 540/1144 veya 1145 yılında İspanya'nın Valensiya veya Hatib şehrinde dünyaya geldi. Eldeki kaynaklara göre 740 yılında İspanya'ya gelen arap kabilelerinden birine mensuptu. Babasının kültürlü ve üst düzey bir devlet memuru olduğu, kendisinin de bir süre Muvahhidler'den bir emirin sekreterliği ile Granada valisinin nezninde kâtiplik yaptığı bilinmektedir.
1 Şubat 1183'de hacca gitmek üzere Granada'dan yola çıktı Ceuta ve İskenderiye üzerinden Kahire ve oradan yukarı Nil'deki Kus'a kadar dolaştı, yolculuğunu çöl üzerinden Ayzab, Kızıl Deniz, Cidde oradan Mekke'ye geçti. Mekke'de sekiz ay kaldı. Daha sonra Medine'ye geçti burda da bir süre kaldıktan sonra bir kervana katılarak çöl üzerinden Bağdat, Musul ve Kuzey Suriye'yi dolaşıp, Halep üzerinden Şam'a geçti. Orada iki ay kaldıktan sonra Kudüs Krallığı'na gitmek için yola çıktı, Sur (Tiros)dan Ceneviz gemisi ile Akka'ya gitti. 1184 yılında zor şartlarla Mesina'ya ulaştı. Hava şartlar yüzünden birsüre Mesina'da kaldı ve 25 Nisan 1185'de Granada'ya döndü. İbni Cübeyr'in yolculuğu sırasında ona arkadaşı doktor Ebü Cafer Ahmet el-Kuday eşlik etti.

İbn-i Tufeyl
Endülüslü hekim, hukukçu ve filozof. Tam adı Ebu Bekir Muhammed bin Abdal Malik bin Muhammed bin Tufail el Kaisi el-Endülüsi. Latin dünyasında Abentofail olarak da bilinir. Tanınmış İslam filozoflarındandır.
Granada yakınlarındaki Guadiks'de doğdu ve İbn-i Bacce tarafından eğitildi. Fas'da vefat etti.
İbn Tufeyl'in epistemolo­jisinde bilginin imkânı insan ve tabiat ilişkisinden hareketle temellendirilmiş-tir. Hay b. YoJtzân'dakİ Hay tipi, esasen fizikî varlığıyla tabiatın bir parçası olmak­la birlikte algılama ve bilme İmkânlarıyla tabiatı müşahede eden, tabii varlık ala­nındaki temel düzen ve işleyiş hakkında düşünen, akıllı bir canlı olarak yeryüzün­deki mevcudiyetini anlamlandıran, göz­lem alanı ötesindeki metafizik varlık fikrine varan ve nihayet manevî tecrübeler sayesinde birtakım metafizik bilgilere ulaşan ideal özneyi temsil eder. Tabii var­lık alanı ise kendisine şuurlu bir bilme et­kinliğiyle yönelebilen bu özneye, dayandı­ğı düzen ve sürdürdüğü işleyişin fizik ve metafizik yasaları hakkında bilgi sağlayan ontolojik imkândır. İnsanın bilgi imkânı ve yeteneklerine gelince ondaki idrakin ilke­si nefistir. İbn Tufeyl'in nefis ve onun bilgi yeteneklerine dair fikirleri İbn Sînâ'nın görüşleriyle büyük bir benzerlik taşımak­tadır. Filozofun eserindeki kahraman da­ima kendi varlığı ile tabii çevresi hakkın­da sorular soran, araştırmacı ruha sahip bir tiptir. Hay, tabiatla münasebetinden dolayı ortaya çıkan teorik ve pratik her problemi tamamen şuurlu bir etkinlikle çözmeye çalışırken gelişme psikolojisi çer­çevesinde açıklanabilecek aşamalar kay­deder. Duyular, gözlem ve deneyle akıl, Hayy'in teorik gelişiminde vazgeçilmez rolleri olan bilgi vasıtalarıdır. Duyularla al­gılanan varlık ve olguların süreklilik arzeden özellikleri gözlem ve deney yoluyla adım adım keşfedilir. Bu arada pratik aklın icapları olan teknik bilgiye ve hatta -Hay'de utanma duygusunun gelişmesi olgusunda olduğu gibi ahlâkî bilince ula­şılır. Tabiatın bağrında hayatını devam ettirebilmek için çeşitli aletler yapma ça­basının yanında varlığı anlamlandırma gayreti içine giren Hay mantıkî çıkarım yoluyla tabiattaki işleyiş, bütünlük, dü­zen ve gayenin akledilir ve soyut gerçek­liğine, bütün bu kozmolojik delillerle de yaratıcı Tanrı fikrine ulaşacaktır.

İbni Meserre
İbni Meserre (asıl adı Muhammet Bin Abdullah el-Cebeli) (d. 883, Kurtuba - ö. 931, Marakeş), Endülüslü Arap filozofu.
Babasıyla birlikte Mekke'ye giden İbni Meserre, babası ölünce İspanya'ya dönerek, müritleriyle bir zaviyeye çekilmiş, görüşleri tepki görünce Mısır ve Mekke'de yaşayıp ömrünün sonuna doğru Kurtuba'ya dönmüştür.
İbni Meserre'nin Mutezile mezhebine bağlanan görüşlerine göre, Tanrı her çeşit tanım ve niteliğin üstünde, yüce bir varlıktır. Tanrı, bütün bilgileri akıla vermiştir; akıl, bu bilgileri nefs-i küll'e aktarır. Doğa, nefs-i küll'den doğar. Nefs-i küll ile doğanın birleşmesiyse, cism-i küll'ü oluşturur. İnsan davranış ve eylemleri Tanrı'ya bağlanmaz; kendi isteğinin sonucudur. Her oluş belli bir zaman içindedir ve Tanrı isteğinden bağımsızdır. Ölümden sonra ödüllendirilme ya da cezalandırılma söz konusu değildir. Ölüm, ruhun kaynağına dönüşüdür.
Cevap
Sagocu200019:57, 22 Aralık 2011 
Endülüs müslümanların bilim alanında hizmetleri
Cevap
By ShadoW21:27, 22 Aralık 2011 
Endülüs Emevi Devleti'ndeki İslam bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?
Cevap
Misafir12:37, 1 Ocak 2012 
1. Abbas İbn Firnas (?-888)
2. Muhyittin İbn Arabi (560-1239)
3. Zerkali (1029-1087)
Cevap
123 4
«Önceki KonuSonraki Konu»
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adınız:
Doğrulama
Mesaj:
Tüm Soru-Cevap Konuları
Benzer Konular
Sağlık için çalışmış bilim adamları ile tıp bilim adamları kimlerdir?
Türk İslam devletlerinin bilim adamları kimlerdir?
Endülüs Emevi Devleti hakkında bilgi verir misiniz?
Cebir alanındaki ünlü Türk bilim adamları kimlerdir, çalışmaları nelerdir?
Endülüs Devleti döneminde yetişmiş bilim adamları kimlerdir?