Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Hz. Muhammed'in parmaklarından su akıtma mucizesi hakkında bilgi verir misiniz?

Bu konu Soru-Cevap forumunda Misafir tarafından 29 Nisan 2012 (22:21) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
1791 kez görüntülenmiş, 1 cevap yazılmış ve son mesaj 29 Nisan 2012 (23:28) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 29 Nisan 2012, 22:21

Hz. Muhammed'in parmaklarından su akıtma mucizesi hakkında bilgi verir misiniz?

#1 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Hz. Muhammed'in parmaklarından su ne zaman aktı?
En iyi cevap Rower tarafından gönderildi

Peygamberimiz'in Mübarek Parmakları Arasından Suyun Akması Mucizesi

Peygamber (s.a.v.) Efendimizin mübarek parmaklarından suyun akması mucizesi, bir defa değil, bir kaç defa vukua gelmiştir... Buna dâir hadisler, müteaddid tariklerden gelmekte ve tevatür derecesine var­maktadır... Özel tabiriyle "tevâtür-i manevî" ifade etmektedir... Şimdi bu müteaddid rivayet yollarından bâzılarını sırasıyla arz edelim:


Buhâri, Câbir bin Abdullah'tan şöyle rivayet etmektedir: Biz bir seferde Resûlüllah (s.a.v.) ile birlikte bulunuyorduk. Namaz vakti gel­mişti. Yanımızda ise, su kabından arta kalan az bir miktar sudan başka, hiç su yoktu... Bu az miktardaki su, Peygamber Efendimiz'e getirildi... Peygamberimiz parmaklarını bu suyun içine soktu ve aralarını açtı. Buyurdu ki:


"Ashabım, haydi abdestlerinizi alınız! Fakat bu bereket Al­lah'tandır, bunu da iyibiliniz.[1] Buhâri ve Müslim, îshâk bin Abdullah tarikiyle Enes'ten şöyle rivayet ederler: "Ben bir defasında Peygamber (s,a.v.)'in yanında idim. Su olmadığı için, ashâb'dan bazıları su aradılar, fakat bulamadılar... Az miktardaki bir suyu Peygamber Efendimiz'e getirdiler. Peygamberimiz, mübarek elini bu su kabının içine soktu ve insanlara, bundan abdestlerini almaları için emretti... Bu sırada ben gözlerimle gördüm ki, Pey­gamberimizin parmaklarının altından çeşme gibi su akıyordu... Herkes bu sudan abdestini aldılar... Bu sudan abdest alanların sayısı ise, yet­miş seksen kadar vardı..."


Beyhâki, diğer bir tarîk ile Enes'ten şöyle rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), kûba'ya gitmişti. [2] Kubâ Mescidi'nin yakınındaki evlerin birinden küçük bir kabda su getirilmişti. Peygamberimiz bu su kabının içine ellerini sokmak istedi ise de, eli bu kaba sığmadı. Ancak dört par­mağını sokabildi ve baş parmağı dışarıda kaldı... Sonra etrafındakilere hitaben buyurdu ki: "Haydi, gelip su içiniz!" Hepsi gelip ondan su içtiler ve kandılar. Ben gördüm ki, Peygamber Efendimiz'in parmakları ara­sından çeşme gibi su fışkınyordu..."


Yine Buhâri, Humeyd tarikiyle Enes'ten rivayet ediyor: O demiştir ki: Namaz vakti geldiğinde, evleri yakan olanlar kalkıp evlerine abdest almak için gittiler... Diğerleri Peygamber (s.a.v.)'m yanında beklemeye başladılar. Derken az miktarda su getirildi. Peygamber Efendimiz elini bu suyun içine koymak istedi ise de, kab küçük geldi... Parmağını sar­kıtarak, su parmağından akmağa başladı... Herkes bu sudan Abdestini aldı..."


Enes'e: "Bu sudan Abdest alanların sayısı ne kadardı?" Diye sor­duklarında, o şu karşılığı verdi: "Seksen kadar vardı. Belki bir miktar fazla idi..."


Buhâri ve Müslim'in Kadâde tarikiyle yine Enes'ten şöyle bir rivayetleri var: Peygamber (s.a.v.), Zevrâ'da bulunduğu bir sırada, içinde su bulunan bir su kabı getirilmesini istediler... Getirildiğinde mübarek elini bu suyun içine soktular. Su O'nun parmaklan arasında kaymaya başladı... Bütün ashabı bu sudan abdest aldılar... Bunların sayısı ise, üç yüz kadar vardı..."


Beyhâki'nin Yahya bin Saîd'ten naklettiği bir habere göre, Kubâ'daki bir kuyunun durumunu Enes'e sormuşlar... O da demiştir ki: "Bu kuyunun suyu çok az idi... Kişi, gidip bir tek hayvanını sulamak için bu kuyunun suyunu çekince, tükenirdi... Peygamber (s.a.v.) buraya teşrif ettikleri zaman bir kova getirilmesini emrettiler. Getirilen kova ile bu kuyudan bir miktar su çekildi. Peygamberimiz bu suyun içine bir miktar mübarek tükrüğünden karıştırdı... Sonra bunun kuyuya iade edilmesini emretti... Kovadaki bu su, olduğu gibi kuyuya iade edildi... Sonra çekilmeye başlandı... Ne kadar çektilerse suyu tükenmedi... işte o günden bu güne, durum böylece devam etmektedir..."


Haris bin Ebû Üsâme, Beyhâki ve Ebu Nuaym, Zeyyâd bin el-Hâris el-Sadâî'den şöyle rivayet ederler: Peygamber (s.a.v.), bir seferde iken şafak sökmek üzere mola verdi... Bana hitaben: "Yânında bir mik­tar su var mı?" buyurdu. Ben de: "Yanımda çok az miktarda su var. Size kafi gelmez" dedim... Peygamberimiz: "Sen onu bir su kabına koyarak bana getir!" buyurdular... Ben de öyle yaptım. Peygamberimiz elini bu suyun içine koydu... Derhal iki parmağı arasından çeşme gibi su fışkır­dığını gördüm... Bana hitaben Peygamberimiz buyurdu ki: "Haydi ashabımı çağırda suya ihtiyâcı olanlar alsınlar!" Ben de onları çağırdım. Suya ihtiyacı olanlar gelip aldılar...


Biz bu sırada Hz. Peygamberce dedik ki: "Ey Allah'ın elçisi, bizim bir kuyumuz var, suyu kışın çoğalır, yazın ise çok azalır... Biz yaz mev­siminde çaresiz etraftaki kuyulara gidiyoruz... Şimdi ise bizler, müslü-man olmuş durumdayız. Etraftaki kuyuların sahipleri ise, bu yüzden bize düşman durumundalar... Bizim için Allah'a duâ ediverseniz de Allah bize, her mevsimde kâfi gelecek şekilde kuyumuzun suyunu bere-ketlendiriverse!"


Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, yedi adet taş istedi bu taşlar getirildiği zaman bunları eline alıp iyice ovaladı... Sonra Cenâb-r Hakk'a duâ etti... Sonra bu taşların o kuyuya atılmasını em­retti... Kuyuya gittikleri zaman, bu taşların teker teker atılmasını ve her defasında: "Bismillah!" denilerek Allah'ın adının anılmasını tembih etti... Biz de gidip aynen Hz. Peygamber'in emrettiği gibi yaptık. Kuyu­muz su ile doldu ve o kadar bereketlendi ki, biz baktığımız zaman suyun çokluğundan kuyunun dibini göremez olduk..."


îbn-i Ebû Şeybe, İbn-i Sa'd, Beyhâki, Ebâ Nuaym, Talk bin Ali'den şöyle rivayet ederler: Biz Peygamber (s.a.v.)'e temsilci olarak gittiğimizde şöyle bir ricada bulunduk: "Ey Allah'ın Resulü, bizim diyarımızda, bir takım kiliseler var... Siz abdest aldığınız zaman, artakalan suyu bize hediye etmenizi istiyoruz!" dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber, ken­disine bir miktar su getirilmesini emretti. Suyu getirdiler. O da bu sudan bir miktar alıp ağzında çalkaladıktan sonra, kabın içine bıraktı, sonra bize hitaben: "Bunu alıp yurdunuuza götürün, yurdunuza vardığınızda kilisenizi yıkıp yerine bu sudan saçınız! Ve o kilisenin yerini mescid edininiz!"


Biz, O'nun bu emri üzerine dedik ki: "Ey Allah'ın Resulü, sıcak çok şiddetli, yerimiz çok uzak, su ise oldukça az... Bu su yurdumuza varın­caya kadar kalmaz, uçar gider..."


Peygamberimiz de buyurdu ki: "Bu su azaldıkça, diğer suyunuzdan ona ilâve ediniz! İlâve edeceğiniz su, bu suya sadece iyilik ve güzellik katacaktır."


îşte biz, bu suyu alarak ayrıldık. Yolda giderken bu mübarek suyu taşımak için nöbetleştik. Her birimiz, bu suyu bir gün taşıyor, ertesi gün nöbeti arkadaşına devrediyordu... Su azaldıkça da, yanımızdaki sudan ona azar azar ilâve yapıyorduk... Suyu böylece taşıyıp ülkemize geldi­ğimizde, aynen Hz. Peygamber'in dediğini yaptık... Bizim rahiplik eden adam ise, aslında Tayy Kabilesinden biri idi... Bizim "Es-Salâh" diyerek insanları namaza davet ettiğimizi görünce: "Hakk bir davet!" diyerek mukabele etti... Fakat sonraları bir daha görünmedi... Demek ki o kaç­mıştı...


Ahmed, Beyhâki, Bezzâr, Taberânî veEbu Nuaym, îbn-i Abbas'tan şöyle naklederler: "Bir gün, Peygamber (s.a.v.), sabaha çıktığında, aske­rinin hiç suyu yoktu... Biri: "Ey Allah'ın Elçisi, askerin hiç suyu yok!" dedi... Peygamberimiz: "Yanınızda az miktarda birşey varsa onu bana getiriniz" buyurdu. Kendisine, içinde az miktarda su bulunan bir kab getirildi. Peygamberimiz, elinin parmaklarını açarak bu su kabının içine koydu... Derken parmaklarının arasından su fışkırmaya başladı. Bilâl'a, insanları çağırması için emir verdi. Bereketlenen bu sudan, gelip alma­larını söyledi..." [3]


Dârimi ve Ebû Nuaym'in çıkardığı bir habere göre de îbn-i Abbâs şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.v.), Bilâl'den su istedi. Bilâl, hiç su ol­madığını bildirdi... Peygamberimiz: "Eski ve kuru bir su kırbası varsa, onu bana getir" buyurdu. Bilâl getirdi. Peygamberimiz de bunun üzerine elini yaydı. Elinin altından su fışkırdı... îbn-i Mes'ûd, bu sudan içmeye başladı. Diğerleri de abdestîerini aldılar..."


Buhâri'nin çıkardığı bir habere göre, îbn-i Mes'ûd demiştir ki:


"Siz, mucizeleri azâb addediyorsunuz! Halbuki bizler, Peygamber (s.a.v.) zamanında mucizeleri bereket sayardık... Gerçekten biz, Pey­gamber Efendimizle birlikte yemek yerken, yemeğin teşbih ettiğini işittik" Ve bir defasında Peygamberimiz, kendisine getirilen bir su kabının içine elini soktu da, parmaklarının arasından su fışkırmaya başladı... Bu vesile ile de Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:


"Haydi, tertemiz ve mübarek suya gelip Abdestinizi alınız! Bere­ketin de Allah'tan olduğunu biliniz." Biz de hepimiz, o sudan Abdest al­dık."


Taberânı ve Ebû Nuaym, îbn-i Ebû Leylâ el-Ensârî'den şöyle rivayet ederler: "Biz bir seferde Peygamber (s.a.v.) ile birlikte bulunu­yorduk. Hepimiz susuz kalmıştık. Halimizi Hz. Peygamber'e arz ettik. Peygamberimiz de küçük bir çukur açılmasını ve bir deri getirilmesini emretti... Açılan çukura bu deriyi koydu. Üzerine de elini koydu ve bu­yurdu ki: "Az miktarda su getiriniz!" Suyu getiren kişiye: "Bu suyu eli­min üzerine dök ve besmele çekerek Allah'ın adını an!" buyurdu... Adam da öyle yaptı. Derhâl Resûlüllah'm parmakları arasından su fışkırmaya başladı... Oradakilerin hepsi, hem kendileri suya kandılar, hem hay­vanlarım suya kandırdılar..."


Ebû Nuaym, Abdullah bin Hantâb'ın oğlu el-Mutallib tarikiyle, Ebû Amra el-Ensârî'nin oğlu Abdurrâhman'dan şöyle nakleder: "Babam bize naklen demişti ki: Biz, bir gazvede Peygamber (s.a.v.) ile birlikte idik. İnsanlar aç kalmışlardı... Peygamberimiz bir kab getirilmesini is­tedi. Getirilen bu kabı, önüne koydu. Sonra bir miktar su getirilmesini istedi. Getirilen bu suya tükrüğünden bir miktar karıştırdı. Sonra bâzı şeyler konuştu ve dua etti... Sonra küçük parmağını bu suyun içine sarkıttı... Vallahi, Resûlüllah Efendimiz'in parmağından öyle bir su fış­kırdı ki, herkese yetti ve arttı... insanların gelip ihtiyacı kadar su al­malarını emretti, insanlar da geldiler, hem kana kana bu sudan içtiler» hem de bütün su kablarmı doldurdular... Peygamber Efendimiz de bu sırada yan dişleri görünecek şekilde gülüyordu... Sonra buyurdular ki:


"Ben, Allah'tan başka ilâh olmadığına, O'nun bir olup eşi-ortağı bulunmadığına; Muhammed'in de gerçekten O'nun kulu ve resulü oldu­ğuna şehadet edirim ve her kim, bu şehadetle Allah'a kavuşursa cennete girer!"


Ebû Nuaym, Hadic bin Südre tarikiyle, o da babası vâsıtasıyle de­desinden şöyle rivayet eder: Bir gün biz, Peygamber (s.a.v.) ile birlikte sefere çıktık, sonunda el-Kâha denilen yere geldik. Burası, simde "Sükyâ" denilen yerdir. Fakat burada hiç su bulunmamakta idi. Pey­gamberimiz, Gıfâr Oğullarının kuyularına su getirmeleri için adamlar gönderdi. Fakat bu kuyular el-Kâha'dan bir mil ötede idi... Sonra Pey­gamberimiz vadinin yamacında istirahata çekildi. Ashâbtan bâzısı da vâdînin içinde istirahate çekilmişti. Bir sahâbî bu sırada buradaki ça­kılları eliyle deşelemiş ve üzerine su fışkırmış... Oturup bakmış su akı­yor, derhal Hz. Peygamber'e haber vermiş, Peygamberimiz ve bütün oradaki ashâb, bu sudan yeterince su içmişlerdir... Peygamber Efendi­miz bu olay üzerine: "Bu sükyâ, Allah'ın size lütfettiği bir sudur!" bu­yurmuştur. Bundan sonra da buraya "Sükyâ" adı verilmiştir..."


Buharı ve Müslim îmrân bin Husayn'ın şöyle dediğini rivayet e-derler: Bir seferde biz, Resûlüllah (s.a.v.) ile birlikte bulunuyorduk. în-sanlar, susuzluktan şikayet ettiler. Peygamberimiz de Ali'yi çağırdı. Onun yanma bir adam daha çağırarak ikisine hitaben: "Gidip bizim için su arayınız!" buyurdu. Onlar su araçlarken, devesi üzerinde iki su tulu­mu ile su taşıyan ve devesine binitli olan bir kadına rastlamışlar. Onlar bu kadına "Suyun yeri neresidir?" diye sormuşlar... Kadın da bir günlük mesafede olduğunu söyleyince, kadını alarak Hz. Peygamber'e getirdi--ler... Peygamberimiz derhal bir su kabı istedi ve kırbanın ağzından buna bir miktar su döktü. Bununla ağzını çalkaladıktan sonra, ağzındaki suyu, kadının su tulumlarının ağzından içeri döktü... Sonra tulumların alt tarafındaki ümzüğünün açılmasını emretti... Oradakilerin hepsine çağırıldı. Hepsi akmakta olan bu sudan ihtiyacı kadar aldı. Peygamber Efendimiz de ayakta durumu seyretti. Allah'a yemin ederim ki, su tu­lumları önceki gibi dopdolu idi... Peygamberimiz, o kadına verilmek ü-zere hurma ve şâir yiyeceklerden bir miktar toplanmasını emretti ve kadına hitaben: "Gözlerinle gördün ve bildin ki, biz senin suyundan hiç eksiltmedik! Fakat Allah bize suyu ve onun bereketini ihsan eyledi... " buyurdu.


Kadın, bu sebeple bir müddet gecikerek ev halkının yanına gitmiş oldu. Ev halkı ona, niçin geç kaldığını sormuşlar, o da: "Çok şaşılacak bir şey oldu! İki adam beni ahp şu kendisine "Sâbiî"/denilen adama götür­düler. O da bizim suyu bereketlendirip bütün arkadaşlarının su ih­tiyâcını giderdi... Ben Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, o adam, yâ yeryüzünün en sihirbaz adamıdır, yahut da gerçekten Allah'ın Resulüdür!" diyerek, durumu ailesine haber vermiştir."


Bu sırada müslümanlar etraftaki müşrikler ile çarpışmakta idi­ler... Bu kadıncağız, bir müddet beklediği halde, müslümanlann kendi kabilesine gelmediğini görünce, kendi kavmine hitaben demiştir ki: "Ey benim halkım, O zât ve müslümanlar, sizi islâm'a davet için yakın za­manda buralara geleceğe benzemiyor! Geliniz, kendiliğinizden müslümanlığı kabul ediniz!" işte o, böyle diyerek kavmini islâm'a davet eyle­miştir... Kavmi de bu kadının dâvetine uyarak, müslümanhğı kabul et­miştir..."


(Beyhakfnin yine Imrân bin Husayn'dan bir rivayeti vardır. O da aynen bu mealdedir...)


BeyhakVnin bir başka vecihten ve yine îmran bin Husayn'dan şöyle bir rivayeti daha vardır. Buna göre o demiştir ki: "Bir gün Peygamber (s.a.v.), ashabından yetmiş binitli asker ile yola çıktı... Hayli yol gittik­ten sonra, geceleyin çok geç bir vakitte bir yerde konakladılar. Peygam­berimiz ve ashabı uyuyakaldılar. Ta güneş doğduktan sonra Ebu Bekir uyandı. Güneşin doğmuş olduğunu görünce hayretinden tesbîh ve tekbîr getirdi... Fakat Peygamberimizi uyandırmağa da cesaret edemedi. Yâni bunu hoş görmedi... Nihayet Ömer de uyandı... Derken sesi çok gür olan bir sahabi de uyandı. Yüksek bir sesle tesbîh ve tekbîr getirince, Resûlüllah Efendimiz de uyandılar... Ashabından biri O'na dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, namazımızı fevtettik!" Peygamberimiz ise, "Hayır, na­mazımızı fevt etmedik" buyurdu... Sonra yola çıkmaları için emir verdi. Biraz gidildikten sonra, Peygamberimiz binitinden indi. Ashabı da indi­ler. O'nun böyle yapmasından, uyuyakaldığı yerde, orda geçirmiş olduğu namazını kılmak istemediği anlaşılıyordu. Herkes indikten sonra Pey­gamberimiz: "Bana bir miktar su getiriniz" buyurdu. Bir su matarasında bulunan bir yudumluk kadar su getirdiler. Peygamberimiz bu suyu bir su kabına döktü ve elini bu suya koydu. Sonra ashabına dedi ki: "Haydi ab destlerinizi alınız!" Yetmişe yakın asker, bu su ile abdesterini aldılar. Sonra Peygamberimiz ezanın okunmasını emretti. Ezandan sonra iki rekat kıldı. Sonra ikâmet alındı ve peygamberimiz onlara imâm olup namaz kıldırdı. Namazı bitirdikten sonra, karşısında ashabından biri­nin ayakta dikilmekte olduğunu gördü ve ona, namaza niçin katılmadı­ğını sordu. O da cünüb olduğu için katılmadığını söyledi. Peygamberimiz ona hitaben: "Toprak ile teyemmüm ederek abdestini al, namazını kıl, suyu bulduğun zaman da gusül abdestini alırsın!" buyurdu.


Müslim Ebû Katâde'den şöyle rivayet eder: Peygamber (s.a.y ) çık­tığı bir seferde gecenin sonuna kadar yola devam etti. Sonra mola Verip uyudu... Uyandığı zaman, güneş arkasına vurmakta idi... Benim ya­nımdaki abdest suyunu istedi. Ben de kendisine takdim ettim. Onunla abdest aldı, sonra bana dedi ki: "Abdestten arta kalan bu suyu sakla, i-leride onun şaşılacak bir hâli olacaktır." Gündüz yola devam edildi, in­sanlar sıcağın altında susuzluktan perîşân oldular... Hallerini Hz. Peygamber'e arz ettiler. Peygamberimiz de kendilerine: "Sizin zannetti­ğiniz gibi, helak olmuş değilsiniz! Şu benim abdest kabımı getiriniz!" buyurdu... Derhal getirildi. O da elini onun içine koydu ve onu dökmeye başladı... Peygamberimiz döküyor, Ebû Katâde de insanlara su veri­yordu... Bu şekilde hepsi suya kanmışlardı. Efendimiz de bu su vesilesi ile: "Askerlerin hepsine veriniz, hiç biri mahrum kalmasın, bu su, hepsine kafi gelecektir!" buyurdu..."


îbn-i Adiyy, Ebû Yâlâ ve Beyhakî Enes'ten şöyle nakleder: Pey-gamber (s.a.v.), bir grup askeri hazırlayıp yola çıkardı. İçlerinde Ebû Bekir de vardı... Peygamberimiz onları, müşrikleri karşı sevketmiş ve: "Ciddî bir şekilde yürüyüşe devam edip müşriklerden evvel suyun oldu­ğu yere varınız ve suyun başım tutunuz!" buyurmuştu. Aksi halde, susuz kalınacağını haber vermişti... Kendisi ise, dokuz askerle arkada kal­mıştı... Bu yanındaki dokuz kişiye: "Biraz mola verip istirahat etsek de, sonradan onlara yetişsek, ne dersiniz?" buyurdu. Onlar da: "Evet" dedi­ler. Bu seferde, ben de bu dokuz kişinin içinde idim. Derken istirahata çekildik. Öyle uyumuşuz ki, uyandığımız zaman, güneş hayli yüksel­mişti... Peygamberimiz bu yanındakilere: "Haydi, hacetinizi görüp na­maza hazırlanınız!" buyurdu. Onlar biraz sonra dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü, abdest almaya suyumuz yoktur" Peygamberimiz de: "içinizden birinin abdest kabında, az miktarda su vasa, onu bana getirsin!" buyur­du... Çok az miktarda bir su getirildi. Peygamber Efendimiz bu suyu e-, üne aldı ve meshetti ve bereketlenmesi için Allah'a dua ve niyaz eyledi... Sonra ashabına hitaben: "Haydi geliniz, abdestlerinizi alınız!" buyurdu. Onlar da gelip hepsi abdestlerini aldılar... Peygamber Efendi­miz, bizzat kendileri onların abdest suyunu döküyor, onlar da abdestle­rini sırayla alıyordu... Sonra onlara namazı kıldırdı, içinde az miktarda su getirilen kabın sahibine dedi ki: "Bu suyu iyi sakla ve muhafaza et! Yakında bunun şaşılacak bir hali olacaktır." Sonra arkadaşlarıyla bera­ber yola koyuldu ve onlara hitaben buyurdu ki: "Bizden Önce giden ar­kadaşlarınız için ne dersiniz?" Onlar da: "Bilemeyiz, Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler... Peygamberimiz: "Onların içinde Ebû Bekir ve Ömer vardır. Herhalde arkadaşlarına iyi yel göstermiş, doğru olanı yapmışlardır" buyurdu...


Yolumuza devam edip önceden gidenlere yetiştiğimiz zaman, müşriklerin daha evvel davranıp suyun başını tutmuş olduklarını öğ­rendik... Peygamberimiz de bunun üzerine, abdestten arta kalan suyu taşımakta olan arkadaşına hitaben: "Haydi, o su kabım getir bakalım!" dedi... O da getirip Hz. Peygamber'e teslim etti. Peygamberimiz bu suyu aldı ve arkadaşlarına: "Hepiniz gelip suyunuzu içiniz!" diye hitap etti... Herkes gelip suyunu içiyor, Peygamberimiz de devamlı olarak döküyor­du... Herkes suyunu içip kandı ve hayvanlarını kandıracak suyu da, bu sudan aldı... Ayrıca yanlarında ne kadar kab bulunmakta ise, onları da su ile doldurdular... Sonra hareket edilip yola çıkıldı ve müşrikler üze­rine gidildi... Onlarla, çok şiddetli bir savaş oldu...Neticede müslü-manlar, büyük bir zafer ve ganimet elde ettiler... Gerek Peygamberimiz, gerek ashabı, hem bir zaferle, hem de sıhhat ve iyilik içinde geri döndü-ler.[4]


Beğavî, îbn-i Ebû Şeybe, Bârûdı ve Taberânî, Habbân bin Bah'tan şöyle rivayet ederler: "Benim kavmim müslümanlığı kabul ettiği sırada, Peygamber (s.a.v.), kavmim üzerine asker sevketmişti... Gidip durumu Hz. Peygamber'e arz ettim. Dedik ki: "Ey Allah'ın Elçisi, benim kavmim müslümanlığı kabul etti!" Peygamberimiz: "Öyle mi?" buyurdu. Ben de: "Evet" dedim. Ve ben, o gece orada kaldım. Sabah namazının vakti gel­diği zaman Ezan okundu. Peygamberimiz bana, abdest almam için bir, su kabı verdi. Ben abdestimi almaya başladım. Baktım ki, Peygamberi­miz parmaklarını o kabın içine sokmuş, O'nun parmaklarından çeşme gibi su akıyordu... Ve O şöyle buyurdu: "Her kim, abdest almak istiyor­sa, bu sudan abdestini alsın!"


îbn-i Seken, Hemmâm bin NüfeyVden şöyle nakleder: "Ben, Pey­gamber (s.a.v.)'e gidip dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü biz bir kuyu açtır­dık, fakat suyu acı çıktı..." Bunun üzerine Peygamberimiz bana bir su matarası verdi, içinde bir miktar su vardı. Bana buyurdu ki: "Bunu al, gidip o kuyunun içine boşalt!" Ben alıp öyle yaptım... Kuyumuzun suyu, tatlılandı... Artık şimdi Yemen'de, bizim kuyunun suyundan daha tatlı bir su yoktur..." [5]


[1] Peygamber Efendimiz'in bu vesile ile: "Bereket ise Allah'tandır" buyurmuş olma­sı, o kadar yerinde ve faydalı olmuştur ki, gayet açık olarak bu^ İslâm'da tevhîd konusuna verilen önemin ifadesidir... Ve herhangi bir mucizeyi, Allah'tan başka herhangi bir varlığa nisbet etmenin açıkça reddidir ve çok büyük bir İhtiyaddır... önceki ümmetlerde görülen dalâlet ve şirke düşmeler, buna dikkat etmemenin neticesi idi... İşte onlar, tevhîd konusunda gereği gibi dikkat etmedikleri içindir ki, meselâ, elinde mucizeler zuhur eden Mesîh isa'yı ilahlaştırma yoluna sapmışlardır.


[2] Her cumartesi günü Kubâ Mescidine gider ve orada kılınan bir namazın, bir umre sevabında olduğunu buyurur idi..


[3] Bu mucizenin vukua geldiği sefer, Tebük Seferi olsa gerektir


[4] Bu rivayette sözü edilen savaşın, hangi gazve olduğu belirtilmemektedir. Fakat öyle anlaşılıyor ki bu gazve, ya El-Müraysi' Gazvesi, ya da Beni Mustalık Gazvesi olmalı­dır..


[5] Bu, Peygamberi m iz'in mucizelerinden bir başka çeşidini ifâde eder.
Rapor Et
Reklam
Eski 29 Nisan 2012, 23:28

Cvp: Hz. Muhammed'in parmaklarından su akıtma mucizesi hakkında bilgi verir misiniz?

#2 (link)
MazessezaM
Rower - avatarı
Peygamberimiz'in Mübarek Parmakları Arasından Suyun Akması Mucizesi

Peygamber (s.a.v.) Efendimizin mübarek parmaklarından suyun akması mucizesi, bir defa değil, bir kaç defa vukua gelmiştir... Buna dâir hadisler, müteaddid tariklerden gelmekte ve tevatür derecesine var­maktadır... Özel tabiriyle "tevâtür-i manevî" ifade etmektedir... Şimdi bu müteaddid rivayet yollarından bâzılarını sırasıyla arz edelim:


Buhâri, Câbir bin Abdullah'tan şöyle rivayet etmektedir: Biz bir seferde Resûlüllah (s.a.v.) ile birlikte bulunuyorduk. Namaz vakti gel­mişti. Yanımızda ise, su kabından arta kalan az bir miktar sudan başka, hiç su yoktu... Bu az miktardaki su, Peygamber Efendimiz'e getirildi... Peygamberimiz parmaklarını bu suyun içine soktu ve aralarını açtı. Buyurdu ki:


"Ashabım, haydi abdestlerinizi alınız! Fakat bu bereket Al­lah'tandır, bunu da iyibiliniz.[1] Buhâri ve Müslim, îshâk bin Abdullah tarikiyle Enes'ten şöyle rivayet ederler: "Ben bir defasında Peygamber (s,a.v.)'in yanında idim. Su olmadığı için, ashâb'dan bazıları su aradılar, fakat bulamadılar... Az miktardaki bir suyu Peygamber Efendimiz'e getirdiler. Peygamberimiz, mübarek elini bu su kabının içine soktu ve insanlara, bundan abdestlerini almaları için emretti... Bu sırada ben gözlerimle gördüm ki, Pey­gamberimizin parmaklarının altından çeşme gibi su akıyordu... Herkes bu sudan abdestini aldılar... Bu sudan abdest alanların sayısı ise, yet­miş seksen kadar vardı..."


Beyhâki, diğer bir tarîk ile Enes'ten şöyle rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), kûba'ya gitmişti. [2] Kubâ Mescidi'nin yakınındaki evlerin birinden küçük bir kabda su getirilmişti. Peygamberimiz bu su kabının içine ellerini sokmak istedi ise de, eli bu kaba sığmadı. Ancak dört par­mağını sokabildi ve baş parmağı dışarıda kaldı... Sonra etrafındakilere hitaben buyurdu ki: "Haydi, gelip su içiniz!" Hepsi gelip ondan su içtiler ve kandılar. Ben gördüm ki, Peygamber Efendimiz'in parmakları ara­sından çeşme gibi su fışkınyordu..."


Yine Buhâri, Humeyd tarikiyle Enes'ten rivayet ediyor: O demiştir ki: Namaz vakti geldiğinde, evleri yakan olanlar kalkıp evlerine abdest almak için gittiler... Diğerleri Peygamber (s.a.v.)'m yanında beklemeye başladılar. Derken az miktarda su getirildi. Peygamber Efendimiz elini bu suyun içine koymak istedi ise de, kab küçük geldi... Parmağını sar­kıtarak, su parmağından akmağa başladı... Herkes bu sudan Abdestini aldı..."


Enes'e: "Bu sudan Abdest alanların sayısı ne kadardı?" Diye sor­duklarında, o şu karşılığı verdi: "Seksen kadar vardı. Belki bir miktar fazla idi..."


Buhâri ve Müslim'in Kadâde tarikiyle yine Enes'ten şöyle bir rivayetleri var: Peygamber (s.a.v.), Zevrâ'da bulunduğu bir sırada, içinde su bulunan bir su kabı getirilmesini istediler... Getirildiğinde mübarek elini bu suyun içine soktular. Su O'nun parmaklan arasında kaymaya başladı... Bütün ashabı bu sudan abdest aldılar... Bunların sayısı ise, üç yüz kadar vardı..."


Beyhâki'nin Yahya bin Saîd'ten naklettiği bir habere göre, Kubâ'daki bir kuyunun durumunu Enes'e sormuşlar... O da demiştir ki: "Bu kuyunun suyu çok az idi... Kişi, gidip bir tek hayvanını sulamak için bu kuyunun suyunu çekince, tükenirdi... Peygamber (s.a.v.) buraya teşrif ettikleri zaman bir kova getirilmesini emrettiler. Getirilen kova ile bu kuyudan bir miktar su çekildi. Peygamberimiz bu suyun içine bir miktar mübarek tükrüğünden karıştırdı... Sonra bunun kuyuya iade edilmesini emretti... Kovadaki bu su, olduğu gibi kuyuya iade edildi... Sonra çekilmeye başlandı... Ne kadar çektilerse suyu tükenmedi... işte o günden bu güne, durum böylece devam etmektedir..."


Haris bin Ebû Üsâme, Beyhâki ve Ebu Nuaym, Zeyyâd bin el-Hâris el-Sadâî'den şöyle rivayet ederler: Peygamber (s.a.v.), bir seferde iken şafak sökmek üzere mola verdi... Bana hitaben: "Yânında bir mik­tar su var mı?" buyurdu. Ben de: "Yanımda çok az miktarda su var. Size kafi gelmez" dedim... Peygamberimiz: "Sen onu bir su kabına koyarak bana getir!" buyurdular... Ben de öyle yaptım. Peygamberimiz elini bu suyun içine koydu... Derhal iki parmağı arasından çeşme gibi su fışkır­dığını gördüm... Bana hitaben Peygamberimiz buyurdu ki: "Haydi ashabımı çağırda suya ihtiyâcı olanlar alsınlar!" Ben de onları çağırdım. Suya ihtiyacı olanlar gelip aldılar...


Biz bu sırada Hz. Peygamberce dedik ki: "Ey Allah'ın elçisi, bizim bir kuyumuz var, suyu kışın çoğalır, yazın ise çok azalır... Biz yaz mev­siminde çaresiz etraftaki kuyulara gidiyoruz... Şimdi ise bizler, müslü-man olmuş durumdayız. Etraftaki kuyuların sahipleri ise, bu yüzden bize düşman durumundalar... Bizim için Allah'a duâ ediverseniz de Allah bize, her mevsimde kâfi gelecek şekilde kuyumuzun suyunu bere-ketlendiriverse!"


Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, yedi adet taş istedi bu taşlar getirildiği zaman bunları eline alıp iyice ovaladı... Sonra Cenâb-r Hakk'a duâ etti... Sonra bu taşların o kuyuya atılmasını em­retti... Kuyuya gittikleri zaman, bu taşların teker teker atılmasını ve her defasında: "Bismillah!" denilerek Allah'ın adının anılmasını tembih etti... Biz de gidip aynen Hz. Peygamber'in emrettiği gibi yaptık. Kuyu­muz su ile doldu ve o kadar bereketlendi ki, biz baktığımız zaman suyun çokluğundan kuyunun dibini göremez olduk..."


îbn-i Ebû Şeybe, İbn-i Sa'd, Beyhâki, Ebâ Nuaym, Talk bin Ali'den şöyle rivayet ederler: Biz Peygamber (s.a.v.)'e temsilci olarak gittiğimizde şöyle bir ricada bulunduk: "Ey Allah'ın Resulü, bizim diyarımızda, bir takım kiliseler var... Siz abdest aldığınız zaman, artakalan suyu bize hediye etmenizi istiyoruz!" dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber, ken­disine bir miktar su getirilmesini emretti. Suyu getirdiler. O da bu sudan bir miktar alıp ağzında çalkaladıktan sonra, kabın içine bıraktı, sonra bize hitaben: "Bunu alıp yurdunuuza götürün, yurdunuza vardığınızda kilisenizi yıkıp yerine bu sudan saçınız! Ve o kilisenin yerini mescid edininiz!"


Biz, O'nun bu emri üzerine dedik ki: "Ey Allah'ın Resulü, sıcak çok şiddetli, yerimiz çok uzak, su ise oldukça az... Bu su yurdumuza varın­caya kadar kalmaz, uçar gider..."


Peygamberimiz de buyurdu ki: "Bu su azaldıkça, diğer suyunuzdan ona ilâve ediniz! İlâve edeceğiniz su, bu suya sadece iyilik ve güzellik katacaktır."


îşte biz, bu suyu alarak ayrıldık. Yolda giderken bu mübarek suyu taşımak için nöbetleştik. Her birimiz, bu suyu bir gün taşıyor, ertesi gün nöbeti arkadaşına devrediyordu... Su azaldıkça da, yanımızdaki sudan ona azar azar ilâve yapıyorduk... Suyu böylece taşıyıp ülkemize geldi­ğimizde, aynen Hz. Peygamber'in dediğini yaptık... Bizim rahiplik eden adam ise, aslında Tayy Kabilesinden biri idi... Bizim "Es-Salâh" diyerek insanları namaza davet ettiğimizi görünce: "Hakk bir davet!" diyerek mukabele etti... Fakat sonraları bir daha görünmedi... Demek ki o kaç­mıştı...


Ahmed, Beyhâki, Bezzâr, Taberânî veEbu Nuaym, îbn-i Abbas'tan şöyle naklederler: "Bir gün, Peygamber (s.a.v.), sabaha çıktığında, aske­rinin hiç suyu yoktu... Biri: "Ey Allah'ın Elçisi, askerin hiç suyu yok!" dedi... Peygamberimiz: "Yanınızda az miktarda birşey varsa onu bana getiriniz" buyurdu. Kendisine, içinde az miktarda su bulunan bir kab getirildi. Peygamberimiz, elinin parmaklarını açarak bu su kabının içine koydu... Derken parmaklarının arasından su fışkırmaya başladı. Bilâl'a, insanları çağırması için emir verdi. Bereketlenen bu sudan, gelip alma­larını söyledi..." [3]


Dârimi ve Ebû Nuaym'in çıkardığı bir habere göre de îbn-i Abbâs şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.v.), Bilâl'den su istedi. Bilâl, hiç su ol­madığını bildirdi... Peygamberimiz: "Eski ve kuru bir su kırbası varsa, onu bana getir" buyurdu. Bilâl getirdi. Peygamberimiz de bunun üzerine elini yaydı. Elinin altından su fışkırdı... îbn-i Mes'ûd, bu sudan içmeye başladı. Diğerleri de abdestîerini aldılar..."


Buhâri'nin çıkardığı bir habere göre, îbn-i Mes'ûd demiştir ki:


"Siz, mucizeleri azâb addediyorsunuz! Halbuki bizler, Peygamber (s.a.v.) zamanında mucizeleri bereket sayardık... Gerçekten biz, Pey­gamber Efendimizle birlikte yemek yerken, yemeğin teşbih ettiğini işittik" Ve bir defasında Peygamberimiz, kendisine getirilen bir su kabının içine elini soktu da, parmaklarının arasından su fışkırmaya başladı... Bu vesile ile de Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:


"Haydi, tertemiz ve mübarek suya gelip Abdestinizi alınız! Bere­ketin de Allah'tan olduğunu biliniz." Biz de hepimiz, o sudan Abdest al­dık."


Taberânı ve Ebû Nuaym, îbn-i Ebû Leylâ el-Ensârî'den şöyle rivayet ederler: "Biz bir seferde Peygamber (s.a.v.) ile birlikte bulunu­yorduk. Hepimiz susuz kalmıştık. Halimizi Hz. Peygamber'e arz ettik. Peygamberimiz de küçük bir çukur açılmasını ve bir deri getirilmesini emretti... Açılan çukura bu deriyi koydu. Üzerine de elini koydu ve bu­yurdu ki: "Az miktarda su getiriniz!" Suyu getiren kişiye: "Bu suyu eli­min üzerine dök ve besmele çekerek Allah'ın adını an!" buyurdu... Adam da öyle yaptı. Derhâl Resûlüllah'm parmakları arasından su fışkırmaya başladı... Oradakilerin hepsi, hem kendileri suya kandılar, hem hay­vanlarım suya kandırdılar..."


Ebû Nuaym, Abdullah bin Hantâb'ın oğlu el-Mutallib tarikiyle, Ebû Amra el-Ensârî'nin oğlu Abdurrâhman'dan şöyle nakleder: "Babam bize naklen demişti ki: Biz, bir gazvede Peygamber (s.a.v.) ile birlikte idik. İnsanlar aç kalmışlardı... Peygamberimiz bir kab getirilmesini is­tedi. Getirilen bu kabı, önüne koydu. Sonra bir miktar su getirilmesini istedi. Getirilen bu suya tükrüğünden bir miktar karıştırdı. Sonra bâzı şeyler konuştu ve dua etti... Sonra küçük parmağını bu suyun içine sarkıttı... Vallahi, Resûlüllah Efendimiz'in parmağından öyle bir su fış­kırdı ki, herkese yetti ve arttı... insanların gelip ihtiyacı kadar su al­malarını emretti, insanlar da geldiler, hem kana kana bu sudan içtiler» hem de bütün su kablarmı doldurdular... Peygamber Efendimiz de bu sırada yan dişleri görünecek şekilde gülüyordu... Sonra buyurdular ki:


"Ben, Allah'tan başka ilâh olmadığına, O'nun bir olup eşi-ortağı bulunmadığına; Muhammed'in de gerçekten O'nun kulu ve resulü oldu­ğuna şehadet edirim ve her kim, bu şehadetle Allah'a kavuşursa cennete girer!"


Ebû Nuaym, Hadic bin Südre tarikiyle, o da babası vâsıtasıyle de­desinden şöyle rivayet eder: Bir gün biz, Peygamber (s.a.v.) ile birlikte sefere çıktık, sonunda el-Kâha denilen yere geldik. Burası, simde "Sükyâ" denilen yerdir. Fakat burada hiç su bulunmamakta idi. Pey­gamberimiz, Gıfâr Oğullarının kuyularına su getirmeleri için adamlar gönderdi. Fakat bu kuyular el-Kâha'dan bir mil ötede idi... Sonra Pey­gamberimiz vadinin yamacında istirahata çekildi. Ashâbtan bâzısı da vâdînin içinde istirahate çekilmişti. Bir sahâbî bu sırada buradaki ça­kılları eliyle deşelemiş ve üzerine su fışkırmış... Oturup bakmış su akı­yor, derhal Hz. Peygamber'e haber vermiş, Peygamberimiz ve bütün oradaki ashâb, bu sudan yeterince su içmişlerdir... Peygamber Efendi­miz bu olay üzerine: "Bu sükyâ, Allah'ın size lütfettiği bir sudur!" bu­yurmuştur. Bundan sonra da buraya "Sükyâ" adı verilmiştir..."


Buharı ve Müslim îmrân bin Husayn'ın şöyle dediğini rivayet e-derler: Bir seferde biz, Resûlüllah (s.a.v.) ile birlikte bulunuyorduk. în-sanlar, susuzluktan şikayet ettiler. Peygamberimiz de Ali'yi çağırdı. Onun yanma bir adam daha çağırarak ikisine hitaben: "Gidip bizim için su arayınız!" buyurdu. Onlar su araçlarken, devesi üzerinde iki su tulu­mu ile su taşıyan ve devesine binitli olan bir kadına rastlamışlar. Onlar bu kadına "Suyun yeri neresidir?" diye sormuşlar... Kadın da bir günlük mesafede olduğunu söyleyince, kadını alarak Hz. Peygamber'e getirdi--ler... Peygamberimiz derhal bir su kabı istedi ve kırbanın ağzından buna bir miktar su döktü. Bununla ağzını çalkaladıktan sonra, ağzındaki suyu, kadının su tulumlarının ağzından içeri döktü... Sonra tulumların alt tarafındaki ümzüğünün açılmasını emretti... Oradakilerin hepsine çağırıldı. Hepsi akmakta olan bu sudan ihtiyacı kadar aldı. Peygamber Efendimiz de ayakta durumu seyretti. Allah'a yemin ederim ki, su tu­lumları önceki gibi dopdolu idi... Peygamberimiz, o kadına verilmek ü-zere hurma ve şâir yiyeceklerden bir miktar toplanmasını emretti ve kadına hitaben: "Gözlerinle gördün ve bildin ki, biz senin suyundan hiç eksiltmedik! Fakat Allah bize suyu ve onun bereketini ihsan eyledi... " buyurdu.


Kadın, bu sebeple bir müddet gecikerek ev halkının yanına gitmiş oldu. Ev halkı ona, niçin geç kaldığını sormuşlar, o da: "Çok şaşılacak bir şey oldu! İki adam beni ahp şu kendisine "Sâbiî"/denilen adama götür­düler. O da bizim suyu bereketlendirip bütün arkadaşlarının su ih­tiyâcını giderdi... Ben Allah'a yemin ederek söylüyorum ki, o adam, yâ yeryüzünün en sihirbaz adamıdır, yahut da gerçekten Allah'ın Resulüdür!" diyerek, durumu ailesine haber vermiştir."


Bu sırada müslümanlar etraftaki müşrikler ile çarpışmakta idi­ler... Bu kadıncağız, bir müddet beklediği halde, müslümanlann kendi kabilesine gelmediğini görünce, kendi kavmine hitaben demiştir ki: "Ey benim halkım, O zât ve müslümanlar, sizi islâm'a davet için yakın za­manda buralara geleceğe benzemiyor! Geliniz, kendiliğinizden müslümanlığı kabul ediniz!" işte o, böyle diyerek kavmini islâm'a davet eyle­miştir... Kavmi de bu kadının dâvetine uyarak, müslümanhğı kabul et­miştir..."


(Beyhakfnin yine Imrân bin Husayn'dan bir rivayeti vardır. O da aynen bu mealdedir...)


BeyhakVnin bir başka vecihten ve yine îmran bin Husayn'dan şöyle bir rivayeti daha vardır. Buna göre o demiştir ki: "Bir gün Peygamber (s.a.v.), ashabından yetmiş binitli asker ile yola çıktı... Hayli yol gittik­ten sonra, geceleyin çok geç bir vakitte bir yerde konakladılar. Peygam­berimiz ve ashabı uyuyakaldılar. Ta güneş doğduktan sonra Ebu Bekir uyandı. Güneşin doğmuş olduğunu görünce hayretinden tesbîh ve tekbîr getirdi... Fakat Peygamberimizi uyandırmağa da cesaret edemedi. Yâni bunu hoş görmedi... Nihayet Ömer de uyandı... Derken sesi çok gür olan bir sahabi de uyandı. Yüksek bir sesle tesbîh ve tekbîr getirince, Resûlüllah Efendimiz de uyandılar... Ashabından biri O'na dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, namazımızı fevtettik!" Peygamberimiz ise, "Hayır, na­mazımızı fevt etmedik" buyurdu... Sonra yola çıkmaları için emir verdi. Biraz gidildikten sonra, Peygamberimiz binitinden indi. Ashabı da indi­ler. O'nun böyle yapmasından, uyuyakaldığı yerde, orda geçirmiş olduğu namazını kılmak istemediği anlaşılıyordu. Herkes indikten sonra Pey­gamberimiz: "Bana bir miktar su getiriniz" buyurdu. Bir su matarasında bulunan bir yudumluk kadar su getirdiler. Peygamberimiz bu suyu bir su kabına döktü ve elini bu suya koydu. Sonra ashabına dedi ki: "Haydi ab destlerinizi alınız!" Yetmişe yakın asker, bu su ile abdesterini aldılar. Sonra Peygamberimiz ezanın okunmasını emretti. Ezandan sonra iki rekat kıldı. Sonra ikâmet alındı ve peygamberimiz onlara imâm olup namaz kıldırdı. Namazı bitirdikten sonra, karşısında ashabından biri­nin ayakta dikilmekte olduğunu gördü ve ona, namaza niçin katılmadı­ğını sordu. O da cünüb olduğu için katılmadığını söyledi. Peygamberimiz ona hitaben: "Toprak ile teyemmüm ederek abdestini al, namazını kıl, suyu bulduğun zaman da gusül abdestini alırsın!" buyurdu.


Müslim Ebû Katâde'den şöyle rivayet eder: Peygamber (s.a.y ) çık­tığı bir seferde gecenin sonuna kadar yola devam etti. Sonra mola Verip uyudu... Uyandığı zaman, güneş arkasına vurmakta idi... Benim ya­nımdaki abdest suyunu istedi. Ben de kendisine takdim ettim. Onunla abdest aldı, sonra bana dedi ki: "Abdestten arta kalan bu suyu sakla, i-leride onun şaşılacak bir hâli olacaktır." Gündüz yola devam edildi, in­sanlar sıcağın altında susuzluktan perîşân oldular... Hallerini Hz. Peygamber'e arz ettiler. Peygamberimiz de kendilerine: "Sizin zannetti­ğiniz gibi, helak olmuş değilsiniz! Şu benim abdest kabımı getiriniz!" buyurdu... Derhal getirildi. O da elini onun içine koydu ve onu dökmeye başladı... Peygamberimiz döküyor, Ebû Katâde de insanlara su veri­yordu... Bu şekilde hepsi suya kanmışlardı. Efendimiz de bu su vesilesi ile: "Askerlerin hepsine veriniz, hiç biri mahrum kalmasın, bu su, hepsine kafi gelecektir!" buyurdu..."


îbn-i Adiyy, Ebû Yâlâ ve Beyhakî Enes'ten şöyle nakleder: Pey-gamber (s.a.v.), bir grup askeri hazırlayıp yola çıkardı. İçlerinde Ebû Bekir de vardı... Peygamberimiz onları, müşrikleri karşı sevketmiş ve: "Ciddî bir şekilde yürüyüşe devam edip müşriklerden evvel suyun oldu­ğu yere varınız ve suyun başım tutunuz!" buyurmuştu. Aksi halde, susuz kalınacağını haber vermişti... Kendisi ise, dokuz askerle arkada kal­mıştı... Bu yanındaki dokuz kişiye: "Biraz mola verip istirahat etsek de, sonradan onlara yetişsek, ne dersiniz?" buyurdu. Onlar da: "Evet" dedi­ler. Bu seferde, ben de bu dokuz kişinin içinde idim. Derken istirahata çekildik. Öyle uyumuşuz ki, uyandığımız zaman, güneş hayli yüksel­mişti... Peygamberimiz bu yanındakilere: "Haydi, hacetinizi görüp na­maza hazırlanınız!" buyurdu. Onlar biraz sonra dediler ki: "Ey Allah'ın Resulü, abdest almaya suyumuz yoktur" Peygamberimiz de: "içinizden birinin abdest kabında, az miktarda su vasa, onu bana getirsin!" buyur­du... Çok az miktarda bir su getirildi. Peygamber Efendimiz bu suyu e-, üne aldı ve meshetti ve bereketlenmesi için Allah'a dua ve niyaz eyledi... Sonra ashabına hitaben: "Haydi geliniz, abdestlerinizi alınız!" buyurdu. Onlar da gelip hepsi abdestlerini aldılar... Peygamber Efendi­miz, bizzat kendileri onların abdest suyunu döküyor, onlar da abdestle­rini sırayla alıyordu... Sonra onlara namazı kıldırdı, içinde az miktarda su getirilen kabın sahibine dedi ki: "Bu suyu iyi sakla ve muhafaza et! Yakında bunun şaşılacak bir hali olacaktır." Sonra arkadaşlarıyla bera­ber yola koyuldu ve onlara hitaben buyurdu ki: "Bizden Önce giden ar­kadaşlarınız için ne dersiniz?" Onlar da: "Bilemeyiz, Allah ve Resulü daha iyi bilir" dediler... Peygamberimiz: "Onların içinde Ebû Bekir ve Ömer vardır. Herhalde arkadaşlarına iyi yel göstermiş, doğru olanı yapmışlardır" buyurdu...


Yolumuza devam edip önceden gidenlere yetiştiğimiz zaman, müşriklerin daha evvel davranıp suyun başını tutmuş olduklarını öğ­rendik... Peygamberimiz de bunun üzerine, abdestten arta kalan suyu taşımakta olan arkadaşına hitaben: "Haydi, o su kabım getir bakalım!" dedi... O da getirip Hz. Peygamber'e teslim etti. Peygamberimiz bu suyu aldı ve arkadaşlarına: "Hepiniz gelip suyunuzu içiniz!" diye hitap etti... Herkes gelip suyunu içiyor, Peygamberimiz de devamlı olarak döküyor­du... Herkes suyunu içip kandı ve hayvanlarını kandıracak suyu da, bu sudan aldı... Ayrıca yanlarında ne kadar kab bulunmakta ise, onları da su ile doldurdular... Sonra hareket edilip yola çıkıldı ve müşrikler üze­rine gidildi... Onlarla, çok şiddetli bir savaş oldu...Neticede müslü-manlar, büyük bir zafer ve ganimet elde ettiler... Gerek Peygamberimiz, gerek ashabı, hem bir zaferle, hem de sıhhat ve iyilik içinde geri döndü-ler.[4]


Beğavî, îbn-i Ebû Şeybe, Bârûdı ve Taberânî, Habbân bin Bah'tan şöyle rivayet ederler: "Benim kavmim müslümanlığı kabul ettiği sırada, Peygamber (s.a.v.), kavmim üzerine asker sevketmişti... Gidip durumu Hz. Peygamber'e arz ettim. Dedik ki: "Ey Allah'ın Elçisi, benim kavmim müslümanlığı kabul etti!" Peygamberimiz: "Öyle mi?" buyurdu. Ben de: "Evet" dedim. Ve ben, o gece orada kaldım. Sabah namazının vakti gel­diği zaman Ezan okundu. Peygamberimiz bana, abdest almam için bir, su kabı verdi. Ben abdestimi almaya başladım. Baktım ki, Peygamberi­miz parmaklarını o kabın içine sokmuş, O'nun parmaklarından çeşme gibi su akıyordu... Ve O şöyle buyurdu: "Her kim, abdest almak istiyor­sa, bu sudan abdestini alsın!"


îbn-i Seken, Hemmâm bin NüfeyVden şöyle nakleder: "Ben, Pey­gamber (s.a.v.)'e gidip dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü biz bir kuyu açtır­dık, fakat suyu acı çıktı..." Bunun üzerine Peygamberimiz bana bir su matarası verdi, içinde bir miktar su vardı. Bana buyurdu ki: "Bunu al, gidip o kuyunun içine boşalt!" Ben alıp öyle yaptım... Kuyumuzun suyu, tatlılandı... Artık şimdi Yemen'de, bizim kuyunun suyundan daha tatlı bir su yoktur..." [5]


[1] Peygamber Efendimiz'in bu vesile ile: "Bereket ise Allah'tandır" buyurmuş olma­sı, o kadar yerinde ve faydalı olmuştur ki, gayet açık olarak bu^ İslâm'da tevhîd konusuna verilen önemin ifadesidir... Ve herhangi bir mucizeyi, Allah'tan başka herhangi bir varlığa nisbet etmenin açıkça reddidir ve çok büyük bir İhtiyaddır... önceki ümmetlerde görülen dalâlet ve şirke düşmeler, buna dikkat etmemenin neticesi idi... İşte onlar, tevhîd konusunda gereği gibi dikkat etmedikleri içindir ki, meselâ, elinde mucizeler zuhur eden Mesîh isa'yı ilahlaştırma yoluna sapmışlardır.


[2] Her cumartesi günü Kubâ Mescidine gider ve orada kılınan bir namazın, bir umre sevabında olduğunu buyurur idi..


[3] Bu mucizenin vukua geldiği sefer, Tebük Seferi olsa gerektir


[4] Bu rivayette sözü edilen savaşın, hangi gazve olduğu belirtilmemektedir. Fakat öyle anlaşılıyor ki bu gazve, ya El-Müraysi' Gazvesi, ya da Beni Mustalık Gazvesi olmalı­dır..


[5] Bu, Peygamberi m iz'in mucizelerinden bir başka çeşidini ifâde eder.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.360 saniyede (86.36% PHP - 13.64% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 15:47
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi